Ayla filminin kastını yapan menejer Duygu Başara ile konuştuk. Bir reklam filminde oyunculukla başladığı sinema yolculuğu onu menejerliğe götürmüş. Çetin Tekindor, Taner Birsel gibi oyuncuların menejerliğini yapan Başara mesleğinin bilinmeyenlerini anlattı.

Bir çok filmde unutulmaz oyunculuk performansları seyrederiz. Mesela Selvi Boylum Al Yazmalım’da Türkan Şoray ve Kadir İnanır, Babam ve Oğlum’da Çetin Tekindor, hiç merak etmeyiz yönetmenler bu oyuncuları nasıl bulur nasıl seçer. Halbuki yönetmenler bu noktada menejerlerle çalışır çoğunlukla. Mesela şu an sinemalarda seyrettiğiniz ve bu yıl oscar aday adayı olan Ayla filminin oyuncuları Çetin Tekindor, Taner Birsel, Duygu Yetiş ve Ali Barkın’ı menejer Duygu Başara sayesinde o filmde gördüğümüzü biliyor musunuz? İşte sinemanın çok da bilinmeyen ama oyuncuları her anlamda yönlendiren menejerlik mesleğini bu işin en eskilerinden Duygu Başara’ya sorduk.

Duygu hanım Ayla filminin kastında sizin büyük emeğiniz var. Böyle bir proje geldiğinde oyuncularınızı hangi kritere göre değerlendirip seçim yapıyorsunuz?

Öncelikle çok teşekkür ediyorum. Böyle bir projede senaryoyu iyi okuyup analiz etmek gerekiyor. Sonrasında karakterlere göre hangi oyuncular olabilir ona bakıyoruz. O rolün ağırlığını kaldırabilecek oyuncular seçmek ve tipolojiye bakmak önemli tabi.

Bu seçim ve denge büyük ego sahibi oyuncular için bir problem olmuyor mu? Bu işin püf noktası nedir?

Oyuncuya filmin ona katacaklarını iyi anlatmak lazım. Örneğin oyuncu filmde başrol olmak istiyor. Ama senaryoda öyle önemli bir yan rol vardır ki aslında o rol oyuncuyu parlatacaktır. Bu nedenle senaryoya göre oyuncu ile konuşup aklındaki başrol algısını zaman zaman kırıp onu bir basamak yukarıya taşıyacak rollere yönlendirmek gerekir.

Festivaller ödül alan oyuncuların sahne konuşmalarıyla baş edemezken, sizin kontrol mekanizmanız nedir oyuncular üstündeki?

Bizim en önem verdiğimiz konu bize yakın frekansta insanları seçebilmek. Eğer aynı frekansta olamazsak ortak bir paydamız olmaz. Aynı dili konuşursak hem festivallerde hem de katıldıkları programlarda oyunculara neyi ne kadar konuşmaları gerektiğini söyleyebiliriz.

Dönemimizde oyuncular ne yazık ki ilk tecrübelerini, hatta pişme sürelerini televizyon dizilerinde geçiriyor. bu da doğal olarak bir hamlık yaratıyor. Bu dezavantaj bir menejer olarak sizi etkiliyor mu? Bunu engellemek için nasıl bir yola başvuruyorsunuz?

Bu durum tabi ki çok ciddi bir dezavantaj. Ama maalesef Türkiye gerçeği…Oyuncular rollerini beğenmeseler bile para kazanmak için mecburen dizide rol alabiliyorlar. Bu kadar cok tiyatronun kapatıldığı, bir ortamda bekliyoruz ki… Biz dizilerin yanı sıra oyuncularımıza tiyatro yapmaları için yol açmaya çalışıyoruz. (zaman yaratabildikleri surece tabi ki)

Sinemamızda çoğu şey kurumsallaşamamıştır. Menejerlik için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Siz ustanız olarak kimi görüyorsunuz? Yurt dışındaki sistemi örnek alıyorsanız buradaki enerjilerin farklılığı sizi nasıl etkiliyor?

Güzel bir soru J Çunku 1.5 sene önce Londra’da oyunculuk ve seslendırme uzerıne “Duygu Başara Voice Over & Acting Agency London” adında bir ajans daha açtık. Dolayısı ile İngiltere ve Türkiye arasında daha rahat kıyaslama yapabiliyorum. Ve ülkemizdeki menajerlik sisteminin kurumsallaşamadığını bire bir görebiliyorum. Bence ülkemizdeki en önemli sancı menajerlerin aynı zamanda casting director’luk de yapıyor olmaları. Bu dünyada örneği olmayan birşey. Normalde film, dizi castı yaparken son derece objektif ve geniş skalada bakmak gerekiyor. Ama menajer/direktörler J sebebi ile zaman zaman hakeden oyuncunun rolü alamadığına şahit olabiliyoruz. Diğer taraftan olaya yapım şirketi, koordinatörler açısından bakarsak, onlar da olmaması gerektıgı şekilde oyuncuya direk ulaşabiliyorlar. Menajeri devre dışı bıraktıklarında gerek maddi gerek manevi cok daha rahat ilerlenebileceğini düşünüyorlar. Aslında tam tersi bizler her iki taraf içinde işleri kolaylaştırmak için varız. Yurtdısında bu söyledıklermın hiçbiri yaşanmıyor. Orada işler daha profesyonel yürüyor. Türkiye’de sektörün geleceği adına üzülüyorum.

Mesleğe nasıl başladınız?

Bir reklam filminde oynadım hayatım değişti. Herşey Zuhal Olcay ile Alo reklamında oynamamla başladı. Çekim sırasında yapım ekibi bizimle sürekli çalışabilir misiniz dediler ki o dönem aslında anaokulu öğretmenliği yapıyordum. İki sene onlarla çalıştıktan sonra 1992’de kendi şirketimi kurdum. Şirketimiz geçen ay 26. Yılına girdi.

Mesleğe başladığınızda ilk oyuncularınız kimlerdi, onlarla ilişkilerinizde bugünkü oyunculara nazaran bir farklılık var mıydı?

İlk oyuncularım arasında Taner Birsel, Günyol Bakoğlu, Duygu Yetiş gibi isimler vardı. Tabi ki arada fark var olmaz mı? 20 küsur seneyi iyi kötü birlikte geçirmişiz, birlikte büyümüşüz. Onların kendilerini geliştirdiklerine şahit olmak, güzel projelere imza attıklarını görmek paha biçilemez. Yeni jenerasyonla eskiyi kıyaslayamıyorum bile. Eski olan herşey cok güzel bence…

Yeni oyuncularla çalışıyormusunuz? Yeni oyuncu adaylarını seçerken nelere dikkat ederseniz?

Yeni yetenekleri keşfetmek gerçekten harika. Onların gelişimlerine şahit olmak çok güzel fakat şirket prensibimiz gereği son derece butik ilerlemeyi tercih edıyoruz. Her oyuncuya aynı hizmeti ancak butik çalışarak verebiliyoruz.

Oyunculuk mesleğine yeni başlamış bir gence en çok neye dikkat etmesini söylersiniz?

Kendisine ve yaptığı işe öncelikle inanmasını söylerim. İnanmazsanız başaramazsınız çünkü… Kendinizi yenilemezseniz gelişemezsiniz, kendinizi hep sorgulamanız gerekir ve özeleştirinizi yapabilmeniz gerekir. “Daha neler yapabilirim, daha ne kadar geliştirebilirim kendimi?” diyebilmeniz gerekir.

Gişe filmi ile bağımsız film arasında oyuncu seçimindeki en büyük fark nedir?

Gişe filmlerinde zaman zaman oyuncunun popüler olması daha önemli olabiliyor. Bağımsız festival filmlerinde ise oyunculuk cok cok önemli. Festival filmlerinde henüz keşfedilmemiş ama cok yetenekli kişiler rol alabiliyor ve böylelikle de keşfedilmiş olabiliyorlar.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.