Filmin adını tamamlamaya çalışarak başladık filmimize. “Ne izlicez Beril?” Büyük Balık! “Küçük balığı yer.” “Yok Ayşe teyze sadece büyük balık!” “Olur mu canım öyle şey, madem başladın sonunu getir.”

Savaşmaya hiç gerek yok. Filmin adı an itibariyle değişti. Big Fish diye bildiğimiz Büyük Balık filmi artık Büyük balık Küçük Balığı yer! Oldu. Bütün sinema severlere ve Tim Burton’a hayırlı uğurlu olsun! Bir baba oğul ilşkisi görünce Ayşe teyze hemen fimi pür dikkat izlemeye başladı sağolsun. Edward’ın yüzüğünü büyük balığa kaptırıp onu geri aldığı sahnede Ayşe teyze hemen hüzünlendi, “ bende lavaboya düşürmüştüm bir sefer, kırdım lavaboyu çıkardım yüzüğü afferim adama bak nasıl aldı balığın ağzından, bu adamdan zarar gelmez Beril bu adam karısını çok seviyor!” Ayşe teyze haklı, adam karısını, oğlunu en önemlisi hayatı çok seviyor, tıpkı Ayşe teyze gibi. Hayatı bu kadar seven bir adamın hasta olması Ayşe teyzeyi çok üzdü. “Üzülme Ayşe teyze bak adam ne güzel bir hayat yaşamış izle..” dedim. Meraklandı. İnanır mısınız neredeyse filmin sonuna kadar soluksuz izledi. Gerçeküstü bütün olaylar bir anda Ayşe teyzeye çok normal gelmeye başladı. Demek ki Ayşe teyze hayel kuruyordu. Şaşırmıştım. Çünkü bu film hayal kurmayan ve hayallere inanmayan insanlara pek inandırıcı gelmez. Big Fish yani Büyük balık küçük balığı yer filmi bana hep aynı ikilemi hatırlatır. Yaşananlar mı yoksa hayaller mi gerçektir? Bana sorarsanız bu film insanın gerçeğinin kendi dünyasından geçtiğini gösteriyor. İnan ya da inanma, Edward yaşadığı her şeyi gerçeği kabul ediyor ve onları düşünerek yaşıyor hatta hayatta kalıyor. Ayşe teyze Edwardın gittiği kasabaya bayıldı! “Ayy Beril aynı bizim oralar!” sizin oralar mı? Ayşe teyze ingilizdi de ben mi anlayamamıştım? “Ayşe teyze nerelisin sen?” son derece normal bir ifadeyle hatta niye soruyorsun tabi ki “Malatya” diye cevapladı. Hımmmmm Malatya?? Gerçekten birebir aynıydı! Üstelemedim çünkü Ayşe teyzenin ne demek istediğini anladım. O kasabada bir aitlik, bir samimiyet bulmuştu ve oranın nasıl bir görseli olduğu hiç umurunda değildi. Kadıncağız gençliğine gitti bir an, “Biz de böyle çıplak ayak gezerdik, ayyy nasıl güzel Beril bak bak!” bakıyordum zaten, hatta daha önce 12 kez falan aynı sahneye bakmıştım ama asla Ayşe teyze gibi görememiştim. Ayşe teyze oraya zorlu yollardan varılan, sadece isteyen ve hayal edebilen insanların gelebildiğini anlamış gibi, bana birden döndü ve “Beril, adam gelirken demişti ya , bir iş ne kadar zor olursa ödülü de o kadar büyük olur diye, işte.. kolay mı o güzelim köye girebilmek bak adam neler yaptı?” yolda Carl adında bir devle karşılaşmak, kocaman örümceklerin arasından geçebilmek, tek gözlü cadıyı dinlemeyi hiç saymıyorum.. Off Ayşe teyze yine haklıydı. Gözünü bir an bile ayırmıyordu filmden. Bana sorarsanız Ayşe teyze de hayatı Edwar Bloom gibi okuyordu. Edwar Bloom bütün öğretileri yalanlamış, hayatı yaşamanın ona aşık olmaktan geçtiğini anlamış ve bunu için yaşamaya başlamıştı. Onun hayatında imkansız ya da saçma kelimeleri yoktu! Ne kadar hayran olunası… Başından sonuna muhteşem bir masal gibi görünen filmde hep merak ederiz ya hayal mi yoksa gerçek mi? diye . Ayşe teyze hiç merak etmedi. Sanki o da senelerce sirkte çalışmış gibi. “Ah ah bu adam çok iyi bir adam nasıl çalışkanlık o öyle, Beril bak kimse yapmaz bu adamın yaptığını! Kim bu adam nereli?” Ayşe teyze yaaaa, damat alcak kendine Edward Bloom’u. “Ewan McGregor, ingiliz. Yalnız Ayşe teyze bu film ya hani adam aktör gerçekte böyle yaşamıyor.” Kızdı! “Sende beni iyice bunak yaptın, biliyoruz herhalde. Bunu böyle oynayan adam gerçek hayatında da çalışkandır, iyi niyetlidir, kalbi büyüktür.” Hay anasını Ayşe teyzede aforizmalar bitmiyor. Kalbi büyük demesiyle bir çan çaldı bende. Kalbi büyük.. Büyük balık.. büyük hayaller… Belki de büyük balık, kalbi ve hayalleri simgeliyordur. Umarım öyledir, yani benimde bir aforizmam doğru olsun bari! Ayşe teyze özgüvenimi yerle bir etti resmen… Filmin sonuna geldiğimizde cenazeye katılan bütün kahramaları görünce bir aydınlanma bekliyorum tabi Ayşe teyzenin yüzünde. Bana dönüp ,Aaa Beril gerçekmiş bunlar, falan der zannediyorum. Tabi ki öyle olmadı ve Ayşe teyze bana bile dönmeden “Bak bak gördün mü herkes gelmiş cenazesine ben diyorum bu adam iyi biri diye, kimse unutmamış adamı bak cüce bile orada. Beril kızım, en kötü şey yalnız ölmektir , unutma!” unutur muyum ya artık! Büyük balık olabilmek büyük hayallerden geçiyor… Büyük kalplerden.. Bir filmden ne öğrenilebilirki mi demiştik? Ayşe teyze ile izleyeceğim artık bütün filmlerimi! Ayşe teyze her filmimde varsın!!!

Beril Ateşoğlu
1987 Ankara doğumlu. Odtü kolejinde liseyi, Başkent üniversitesi iletişim fakültesinde burslu olarak lisansını tamamladı. 2008 yilinda kamera arkasında reji departmanında çalışmaya başladı. 10 senedir bir çok sinema filminde yardımcı yönetmenlik yaptı. En son yardımcı yönetmenliğini yaptığı sinema filmi "Kelebekler". 2015 den beri Cinedergide "Ayşe Teyze" köşesini yazıyor. Kendisinden 3. Tekil şahış gibi bahsettiği bu biyografisini yazarken çok eğlendi. Yazı yazmayı çok sever. 2 büyük hayali istediği filmi çekebilmek ve bugüne yazdığı şeyleri derleyip okunabilir hale getirmektir. Ailesine düşkündür. Hindistan en sevdiği ve en çok vakit geçirdiği yabancı ülkedir. İyi kızdır, komiktir, balık etlidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.