Bisiklete binmek dünyanın en güzel işlerinden biri, bir alternatif yaşam göstergesi olduğu gibi bir yoksulluk hali olarak da görülebilir… Bisikletle pedal çeviren, yol alan filmlere bakalım istedim, çevreci bir araç olduğunu da vurgulamak lazım!

Üç Tekerlekli Bisiklet,

1962 yapımı dramatik Türk filmdir. Senaryosunu Orhan Kemal’in bir eserinden Vedat Türkali’nin “Hüsamettin Gönenli” takma adını kullanarak yazdığı filmi Lütfi Ö. Akad ve Memduh Ünyönetmişlerdir. Yapımcılığını Be-Ya Film adına Nusret İkbal’in üstlendiği filmin başlıca rollerinde Ayhan Işık, Sezer Sezin, Senih Orkan, Saadettin Erbil, Reha Yurdakul, Osman Alyanak ve Asım Nipton oynamışlardır. Siyah beyaz görüntüler Mustafa Yılmaz ve Çetin Gürtop’a aittir. Memduh Ün filmin kurgusunu da yapmştır. Cinayet suçuyla aranan kaçak bir gençle (Ayhan Işık), yaralı olarak sığındığı evin kadını, üç yıldır kocasından haber alamayan çamaşırcı Hacer (Sezer Sezin) ve küçük oğlunun öyküsünü anlatan bu filmin çekimlerine önce Lütfi Ö. Akad başlamış ve büyük bir bölümünü çektikten sonra filmi bırakmıştır. Onun da görüşleri alınmak sureti ile filmi Memduh Ün tamamlamıştır.

 

Mavi Bisiklet /Bicyclette bleue, La

Yıl 1939, yer Fransa’nın üzüm bağlarıyla ünlü güzel ve bereketli topraklara sahip Bourdeux. Ve Lea, 19 yaşında genç, güzel bir kız. Ailesinin sevgi dolu ortamında rüya gibi bir yaşam süren Lea’yı iki büyük savaş beklemektedir. Önce, çevresindeki bütün erkekler gibi kendisine aşık olduğundan emin olduğu Laurent’in Camille’le nişanlanacağını ve onunla evlilik hayallerinin suya düşmek üzere olduğunu öğrenir. Bunun hemen ardından da İkinci Dünya Savaşı patlat verir. Ve savaş, bu üç genç insanı doğup büyüdükleri topraklardan koparıp Paris’e, yıkıma, ayrılığa, açlığa sürükleyecektir. Artık sevdiği adamın karısı olan Camille’le birlikte kalmak zorunda kalan Lea bu süre içinde sabretmeyi, güçlü olmayı öğrenirken genç kızlıktan kadınlığa adım atacaktır.

 

Belleville’de Randevu

Sylvain Chomet’in yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği 2003 yapımı animasyon filmi. Yetim bir çocuk olan Champion’u büyük annesi Madame Souza büyütmüştür. Büyük annesinin hediye ettiği üç tekerlekli bir bisiklet ile Champion’un bisiklet yarışlarına olan aşkı başlar. Büyük anne Madame Souza’nın da desteği ile yıllar süren çalışmaların ardından Champion, Fransa Bisiklet Turu’na yarışmacı olarak katılmayı başarır. Fakat Champion, iki yarışçı ile birlikte mafyalar tarafından kaçırılır. Belleville adlı bir şehire kaçırılan Champion, burada bisiklet temelli bir kumar makinası için gün boyunca pedal çevirmek zorundadır. Madame Souza ve sadık köpeği Bruno Champion’u kurtarmak için hazırlanırlar. Madam Souza ve Bruno büyük bir okyanusu aşarak Belleville adlı şehire gelir. Madam Souza’ya erkek torunu Champion’u bulabilmek için Belleville Üçlüsü adlı eski bir şarkıcı grubu üyeleri Violette, Blanche ve Rose (Violette, Blanche ve Rose’un isimleri Fransa bayrağındaki renklerden esinlenilmiştir) yardım eder.

 

Pee-wee’s Big Adventure

1958, Amerika doğumlu başarılı yönetmen Tim Burton’ın yönetmenliğini yaptığı, Michael Verhol ve Kanadalı aktör / senarist Phil Hartman’ın, filmde baş karakter ‘Pee-Wee’ canlandıran Paul Reubensile senaryosunu yazdığı 1985 yapımı “Pee-Wee’s Big Adventure”, Reubens’in “The Pee-Wee Herman Show” ile yarattığı karaktere, Burton tarzı bir bakışla yaklaşıyor. Köpeğiyle yaşayan küçük adam Pee-Wee, oldukça yaratıcı aletlerle kahvaltı eden, sıkı koruma sistemli bir garaja ve çok amaçlı bir bisiklete sahip olan kendi halinde biridir. Bisikletiyle dışarı çıktığı birgün, zengin çocuğu Francis, Pee-Wee’ye, bisikletine göz koyduğunu açıkça belli eder. Francis’i umursamayan Pee-Wee, bisikletini satmayı düşünmemektedir. Yoluna devam eden küçük adam, şaka ürünleri satan dükkana gelir. Bisikletini dışarı kilitleyen Pee-Wee, dışarı çıktığında bisikletini bulamaz.

Uçan İngiliz / The Flying Scotsman

Alçakgönüllü başlangıçlara ve hayat boyu mücadele ettiği depresyona rağmen bu azimli ve becerikli yarışçı, spor dünyasında kendi yoluyla pedal çevirmeye devam etmiştir. 1993’te, Obree metal hurdalarından ve çamaşır makinesi parçalarından bir bisiklet üretti. En zorlu yarışta güçlü rakiplerine meydan okudu ve dünya rekorunu kırdı. Sonunda bu mücadele fırtınasında kendi yerini edindi. Obree’nin bu zaferi herkesi yüreklendirecek.

Pekin Bisikleti

Guei, on yaşında köyünü terk etmiş, şöhret ve servet peşinde büyük kente gelmiştir. Sonunda bisikletli bir kurye olarak işe girer, gümüş renkli bir dağ bisikleti alabilmek için para biriktirmeye başlar. Günün birinde, dehşet içinde bisikletinin kaybolduğunu fark eder. Guei, ona binen genç adamı bulur. Bisiklet, adı Jian olan bu genç için de hayati önem taşımaktadır. Öyleyse, paylaşmaktan başka çareleri yoktur… Film 2001 Berlin Film Festivali’nde “ Jüri Büyük Ödülü ”nü ve “ En İyi Yönetmen ” dalında Gümüş Ayı Ödülü’nü almıştı…

 

Dünyanın Ortası / O Caminho das Nuvens

Gerçek olaylara dayalı olan bu benzersiz yol filmi, dört bisikletle Brezilya’da pedal çeviren bir karı-koca ve beş çocuklarıyla seyahat ediyor… Okuma-yazma bilmeyen, işsiz bir kamyon şoförü olan hayalci Romão, Brezilya’nın yoksul kuzeydoğusundaki Paraíba’dan ayrılır. Kendisine ayda bin real (ayda dört yüz ABD dolarından az, ama Brezilya’da yoksul bir aile için bir servet) kazandıracak bir iş bulmadan yolculuğuna devam etmeye kararlıdır. Bu yol filminde aile, iş bulmak için bir karı-koca ve beş çocuklarıyla, dört bisikletle Brezilya’da ülkeyi boydan boya geçip seyahat ediyor. Bu 3,000 kilometrelik maceralı yolculuk sırasında aile, dinsel humma ve azgın ırkçılıktan, cömertçe konukseverlik ve umuda kadar her şeyle karşılaşıyor ve biz izleyiciler bu acımasız gerçeklere tanık oluyoruz.

 

Bisiklet Hırsızları

Savaş sonrası yaşanan iki senelik işsizlik döneminin ardından nihayet iş bulabilen Antonio mutluluktan havalara uçmaktadır. İşi için kendisine lazım olan bisikleti almak için yataklarını satmaları gerekmiştir; ancak Antonio en sonunda para kazanabileceği için mutludur. Yeni işinin ilk gününde bisikleti çalınan Antonio neye uğradığını şaşırır. Yaşadığı ailevi ve dünyevi problemleri çözebilmesi için acilen bisikletine yeniden kavuşması gerekmektedir.

İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin mimarlarından Vittorio De Sica’nın imzasını taşıyan Bisiklet Hırsızları, bir savaş sonrası toplumunun portresini oldukça geniş bir perspektiften çiziyor.

Bisikletçi / Cyclo

Saygon’da fakir ailesine bisiklet-taksi kullanarak destek olmaya çalışan genç bir adam, uyuşturucu kaçakçılığı yapan bir mafya grubunun içine düşer. Onların ayakçısı olarak işe başlayan delikanlının kız kardeşi de zengin olma hayali ile kolay yoldan para kazanmanın yollarını araştırmaktadır. Her ikisinin hayatı birbirlerinden habersiz olarak suç dünyası ile çakışacaktır. Bir de aynı isimli İran yapımı bir film var. İranlı yönetmen Mohsen Makhmalbaf’in 1987 yapımı filmidir. Film Uluslararası Hawaii Film Festival’inde en iyi film dalında ödül aldı. İran’da yaşayan ve eşinin hastalığı için para arayan fakir Afgan mülteci Nazım’ın hikâyesi anlatılır. Eşinin sağlık masraflarını karşılamak için bisiklet üzerinde bir hafta boyunca küçük daireler çizmek üzere anlaşır.

 

Bisikletli Çocuk

Babasının bir yetimhaneye terk ettiği 12 yaşlarındaki Cyril’in hayatta tek bir amacı vardır, o da ne pahasına olursa olsun babasını bulmak. Babasını ararken tesadüfen kuaför salonu işleten Samantha ile tanışan Cyril, ondan koruyucu annesi olmasını ister. Babasına olan öfkesini Samantha ile geçirdiği haftasonlarında, kadının ona duyduğu sevgiyle dizginlemeye çalışan Cyril’in başı banliyö hayatıyla da derde girecektir… Belçikalı yapımcı, yönetmen ve senarist Dardenne kardeşlerin, insanın yüreğini burkan ve kendilerine Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü getiren Lorna’nın Sessizliği (2008) filminden sonra imza attıkları son çalışma olan Bisikletli Çocuk, 2011 Cannes Film Festivali’nde de Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle Büyük Ödülü paylaştı.

 

Beyaz Bisiklet

İsminden dolayı aldığım bir film, Derya Arbaş’ı anmak adına bir de. Bir güzellik salonunda manikürcülük yapan Sedef’le (Derya Arbaş), Gözde (Songül Ülkü) birlikte yaz tatiline çıkarlar. Birbirlerine zıt iki ayrı karekter taşıyan Sedef masum, Gözde ise uyanık bir kızdır. İki arkadaş birer sevgili bulurlar. Sedef’in tatil arkadaşlığı büyük bir sevgiye dönüşür ve evlenirler. Ne var ki kısa bir süre sonra farklı kişilikleri ortaya çıkar. Sonuç, kaçınılmaz bir mutsuzluktur.

 

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.