İnsan yıllar geçince en samimi olduğu dostlarının adını hatırlamakta güçlük çekebiliyor belki ama yıllardır görüşmediği bir akrabasının adını hiç unutmuyor. İlginç bir bağ ve daha da ilginci, Türk sinemacılarının seyirci ile hayal perdesinde de olsa, bu türden kuvvetli bir bağı oluşturabilmiş olması…

Derme çatma dekorlardan, abartılı ama bir yandan da samimi oyunculuklardan oluşan ucuz hayaller fabrikasıydı Yeşilçam. Olmamış tüm yanlarını örtbas etmek için belki de, hep seyredenine yakın durmaya, ona sevdiği, özlediği birini hatırlatmaya çalıştı yıllarca… Seyrederken farkında olmadığımız, ancak yıllar sonra gelen TV gösterimlerinde anlayabildiğimiz bir şey de her tarafı dökülen bu eski filmlerin sanki çocukluğumuza ait bir yaşanmışlık hissi uyandırması oldu. Meğer ne kadar çok hısım, akrabamız varmış bizim o küflü pelikül yığınlarında… Onların perdeye düşen hatırasına bir saygı duruşu amacı taşıyan bu yazımızla hepsini bir kez daha birlikte hatırlayalım isterim.

Babamız: Münir Özkul

İstanbul Erkek Lisesi mezunudur. Sanat hayatına Bakırköy Halkevi’nde tiyatro ile başladı. İstanbul ve Ankara’da Devlet tiyatroları ve İstanbul Şehir Tiyatroları’nın oyunlarında rol aldı. Tiyatro Ses, Küçük Sahne gibi özel tiyatrolarda Sadri Alışık, Cahit Irgat, Nevin Akkaya ve Şükran Güngör gibi oyuncularla görev aldı. Ancak 1950’lerden itibaren rol almaya başladığı sinema filmleri ile asıl ününü kazandı. Özellikle 1970’lerin kalabalık kadrolu ve genellikle Ertem Eğilmez’in yönettiği filmlerde önemli roller aldı. En bilinen rollerinden biri onunla özdeşleşen Hababam Sınıfı serisindeki Özel Çamlıca Lisesi’nin tatlı sert Müdür Yardımcısı Kel Mahmut tiplemesi oldu. 400’e yakın filmde rol aldı. Adile Naşit’le beraber oynadığı filmlerle Türk sinemasının unutulmaz ikililerinden oldu.

İlk dönem filmlerinden önemli olarak Edi ile Büdü, Halıcı Kız, Kalbimin Şarkısı, Miras Uğruna, Balıkçı Güzeli; daha sonraki dönemde çekilen kalabalık kadrolu aile filmleri arasında Neşeli Günler, Gülen Gözler, Gırgıriye, Görgüsüzler, Mavi Boncuk, Bizim Aile, Aile Şerefi sayılabilir. Münir Özkul, 1980 sonrası ise dönemin akımı olan video için çekilen pek çok filmde rol almıştır.

Münir Özkul, Yeşilçam’ın tartışmasız en naif ve gerçek “baba” karakterini oynamış, hatta üstüne sinen bu kokuyu çıkartması bir daha mümkün olmamıştır. Bu his o kadar kuvvetlidir ki Münir Özkul’u çocukken kendi babam sanırmışım. Bu his orta yaşlı olduğum şu günlerde hala geçmiş değil… Ertem Eğilmez ve Arzu Film yaratımı tüm filmleri ve en çok da Gülen Gözler‘i izledikten sonra hala Yaşar babamla, bakışır, onun gözlerini kısarak saçtığı o güven verici gülüşü alır, uyurum. Yaşar Usta (Münir Özkul) ya da çılgın pilot Vecihi’nin (Şener Şen) deyişiyle “Yatar utta” tüyleri dökülmüş yaşlı bir kartal gibi köşesine çekilmiş, kendi küçük dünyasında mutlu ama o dünyaya bir zeval geldiğinde kanatlarını açıp yavrularını koruyacak ve düşmanın gözlerini oyacak sağlam bir karakterdir. Söylediği de laf değildir hani… Aile Şerefi filminde Oktay ve babası onun sabrını zorlayınca, karıncayı bile incitmeyen Yaşar usta, almış çifteyi, basmış kokteyli ve Oktay’ın o sefil canını almıştır. (Münir Özkul’un buradaki adı Rıza’dır ama aynı karakter özelliklerini sergiler.) Yumuşak adamdır, haddi olmadan girmez konulara ama eğer haklıysa ve konu çocuklarıysa “Bak beyim, sana iki çift lafım var…” der ve hayatınızın en büyük ayarını verir.

Annemiz: Adile Naşit

Asıl adı Adile Keskiner’dir. Bunun yanı sıra Adoş, Adile Ana, Masalcı Teyze diye de bilinirdi. Tiyatrocu bir aileden gelen Adile Naşit’in babası ünlü komedyen Komik-i Şehir Naşit, annesi de Ermeni kökenli tiyatro oyuncusu Amelya Hanım’dır. Ağabeyi Selim Naşit ve 1950’de evlendiği eşi Ziya Keskiner de tiyatro sanatçısıdır. Adile Naşit eşi Ziya Keskiner’in Temmuz 1982’deki ölümünden sonra 16 Eylül 1983 tarihinde Cemal İnce ile gizlice evlendi. Sinema dünyasında, Rıfat Ilgaz’ın ünlü eseri Hababam Sınıfı’ndan uyarlanan filmlerdeki müstahdem Hafize Ana rolü ile olduğu kadar, Münir Özkul ile karşılıklı oynadığı filmlerdeki “Anne” rolleriyle de ünlenen Adile Naşit 11 Aralık 1987’de doğduğu şehir olan İstanbul’da 57 yaşındayken bağırsak kanseri sonucu hayatını kaybetmiştir. 13 Aralık 1987 tarihinde Şişli Camisinde tören düzenlendi. Öğle namazının ardından Karacaahmet Mezarlığına defnedilmiştir. İstanbul Karacaahmet mezarlığında ilk eşi Ziya Keskiner ve oğlu Ahmet Keskiner (1951-1966) ile birlikte yatmaktadır.

Oyunlarında ve sinema filmlerindeki anne tiplemesi, kendine has üslûbu ve kahkahası onu Türk Sinemasının unutulmaz isimleri arasına yerleştirmiştir. Canlandırdığı anne karakterleri nedeniyle 1985 yılında Yılın Annesi seçilmiştir.

Aslında o tüm zamanların annesidir! O varken başka birinin böyle hissettirmesi mümkün mü? Girdiği her rolde, yanına varıp, eteğini çekiştirip salçalı ekmek istetecek kadar samimidir. Tek bir çocuğun değil tüm mahallenin (Sultan) ya da kocaman, haylaz bir sınıfın (Hababam serisi) annesidir yeri geldiğinde… En çok hatırlanan rolünde, Gülen Gözler’in Nezaket hanımı olarak çocuklarının her açığını ve eksiğini kapatan, kendini onların yoluna feda etmiş bir candır. Tıpkı gerçek annelerimiz gibi, kendini ailesi için feda etmiş, tüm isteklerini sıfırlamış, yeri geldiğinde babadan gizli bir müttefik, yeri geldiğinde babaya yollanan bir elçi olmuştur. Münir Özkul’la oynadıkları bu anne-baba oyunu sadece Yeşilçam’ın değil, Türk sinemasının en yoğun gerçek olma durumunu halidir. Kuzucuklarının onu özlemediği bir gün bile yoktur.

Sahtekar Dayımız: Şener Şen

26 Aralık 1941 tarihinde, o zamanlar marangozluk yapan ünlü oyuncu Ali Şen’in oğlu olarak Adana’da dünyaya gelir. Sanat hayatına İstanbul Belediyesi şehir tiyatrolarında sahneye çıkarak başlar. Babası gibi sinema sanatçısı olmak istemeyen Şener Şen, kendisini tiyatro oyunculuğuna adar. Ancak tiyatrodan elde ettiği kazanç yetmediği için sinemaya girmek zorunda kalır. Dublajdan tanıdığı yönetmenlere, “Figüran olarak beni de çağırın. Ama bir şartım var, yevmiyemi o gün alayım” der.

Sinemaya ilk adım attığı yıllarda figüranlık dâhil her işi yapar. Beş yıl boyunca o kadar küçük rollerde oynar ki, bazen filmlerde sadece dans etmek veya başrol oyuncusundan dayak yemek zorunda kalır. 1975 yılında sinema kariyerinde bir dönüm noktası yaşar ve Ertem Eğilmez’in unutulmaz filmi Hababam Sınıfı’nda ‘’Badi Ekrem’’ tiplemesi ile büyük sükse yapar. Aynı filmde İnek Şaban tiplemesi ile ün yapan Kemal Sunal ile müthiş bir ikili oluşturur ve o yıllarda büyük gişe hâsılatı yapan Süt Kardeşler, Şabanoğlu Şaban, Tosun Paşa, Kibar Feyzo, Çöpçüler Kralı ve Davaro gibi filmlerde oynar.

1984 yılında çekilen Namuslu filmine kadar başrole çıkmayan Şener Şen bu dönem içinde üç kağıtçı akraba tiplemesinin en güzel örneklerini ortaya koyar. Bütün sülale olarak onun yırtma ve bu uğurda batma hikâyelerini izler dururuz. İşe yaramazdır ama o kadar sevimlidir ki bir yerlerden (yastık altlarından, sutyen aralarından) para bulmayı başarır ve yeni mucizeler peşinde koşar. En komik repliklerinden birinde şöyle bahseder sattığı mucize traj jiletinden; “taçsız kral Pele, Bakenbauer, Nadya Komanaçi, Biricit Bardo, İngiltere Kraliçesi Elizabet, Kaleci Mayer , Fenerbahçeli Cemil… Hepsi de şöhretini bu bıçağa borçlu!”

Anlattığı, hepsi palavra olan hikâyeleri kendinden başka kimse ciddiye almaz ama dinlemekten de geri kalmayız. Onsuz çok sıkıcı olurdu hayat.

 Yakışıklı Dayımız: Tarık Akan

Tarık Akan, (d. Tarık Tahsin Üregül, 13 Aralık 1949), Türk sinema, dizi oyuncusu.[2] Ses Dergisi’nin yarışmasında birinci seçilerek sinemaya girmiştir. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği ve Gazetecilik Enstitüsünden mezun oldu.

2002 yılında “Anne kafamda bit var” isimli bir kitap çıkarmıştır. 1991 yılında daha önceleri kendisininde okuduğu taş Özel İlkokulu’nu yap işlet devret sistemi ile alarak Özel Taş Koleji’ni kurdu.

Kastettiğimiz, Tarık Akan’ın sabun köpüğü komedilerde oynadığı yıllardan kalan bir “dayı” tiplemesidir. Hatta adı dahi “Sevgili Dayım” (Zeki Ökten 1977) olan bir filmde oynayarak konumunu pekiştirmiştir. Sülalenin yakışıklısı ama pek de işe yaramazı olarak, güzel giyinip, kızların kalbini çalarak yaşar bu dayımız. Adı da genelde dönemin popüler ismi olan “Murat”tır. Aslında hayatın güzelliklerini yaşamaktan başka bir amacı olmayan, kız mevzularından ara bulduğunda bizle de ilgilenen Murat dayı en sonunda kendinden daha büyük bir dilbere çarpıp Titanik misali batar. Çok yakışıklı olduğundan yine de mutlu sonların kahramanı olur o.

Zengin Akrabamız, Amcamız: Hulusi Kentmen

Deniz Kuvvetlerinde Astsubay olarak orduda görev aldı. Emekli olduktan sonra sinema oyunculuğuna başladı. İlk oynadığı film 1940 yılında “Sürtük” oldu. Tatlı-sert ve babacan tarzı ile çoğu filmlerinde baba, komiser, bahçıvan, hakim vb. roller üstlendi, birçoğunda kendi adıyla oynadı. Kentmen, 1942-1988 yılları arasında 500’e yakın filmde rol aldı.

Kentmen fabrikatör baba rollerinin gediklisi olsa da “baba” kontenjanı Münir Özkul’a tahsisli olduğu için, sevimli ama kendinden başkasına hayrı olmayan, çocuklarını ezen bize de nazik olan neşeli, tonton bir “amca” modelidir.

Emekçi Amcamız: Ahmet Mekin

Gerçek adı Ahmet Kurtdereli olan oyuncu 1957 yılında ‘Mahşere Kadar’ adlı film ile sinemaya geçti. Babacan tavırlı rollerin vazgeçilmez adamı oldu. Bir süre tiyatro oyunculuğu yaptı. Oyuncu Şükran Sabuncu’yla evlendi.

Perdede gözüktüğü vakit seyredene bu kadar güven veren bir oyunculuk çok azdır. Ahmet Mekin bir karakter oyuncusuydu ama sağlam karakterlerin oyuncusu… Başımıza bir şey gelirse bize sahip çıkacağından emin olarak izlerdik onun oynadığı rolleri. Kimseyi zorlamaz, yardım ederken gösteriş yapmaz, söz verdi mi tutar.

Kız Kardeşimiz: Itır Esen

Fotomodellik yaptığı dönemde Milliyet Gazetesi’nin ekinin kapağında bir fotoğrafı yayımlanmıştır. ‘Aşk-ı Memnu’nun kastı için yeni yüzler aranırken kendisine ‘Bihter’ rolü teklif edilmiştir. Halit Refiğ, Itır Esen’i görür görmez kendisine ‘Bihter’in üvey kızı ‘Nihal’ karakterini uygun görmüştür. 1975 yılında TRT’de yayınlanan 6 bölümlük dizi ile bir anda tanınmıştır.

Daha sonra Münir Özkul ve Adile Naşit filmlerindeki sarışın, hüzünlü gözleriyle bakan mahzun duruşlu genç kız olarak Türk sinema severlerin kalplerinde yer etmiştir. Seks filmleri furyasının başlaması üzerine sinemayı bırakmış ve ünlü sinemacı Yavuz Turgul’la evlenmiştir.

Evdeki herkesin gözbebeğidir çünkü çok güzeldir. Bu yüzden biraz da nazlıdır ama sızlanarak da olsa istediğini yaptırmasını bilir. Bu kadar güzel bir kardeşe sahip olmanın zorlukları da vardır elbette… Peşinde hep tehlikeli tipler vardır ve babamızın başı da en çok bu yüzden ağrır.

Ablamız: Ayşen Gruda

Ayşen Gruda, 30 Kasım1945’te istanbul’da doğdu. Komedi yeteneği, çocuk yaşta Yeşilköy’deki evlerinde Ermeni komşularının taklidini yaparken ailesi tarafından keşfedildi. Televizyon için yaptığı skeçlerden birinde canlandırdığı “Domates Güzeli Nahide Şerbet” karakterinden sonra lakabı “Domates Güzeli” olarak kaldı.

 Annemize en yakın tipleme Ayşen Gruda’nın oynadığı evin büyük kızıdır. Ablamız diğer kızlar kadar akıllı olmadığından önüne çıkan ilk kısmete (mesela Vecihi’ye) kapılıp gitmek istese de babamız onu en az diğer çocukları kadar sever. Biraz da annemin yardımcısı olduğundan evden ayrılsın istemez. Saftır ama hep iyidir. Kurnazlık yapmayı bile beceremez. Ablamızı çok severiz…

Erkek Kardeşimiz: Kahraman Kıral

Kahraman Kıral sinemamızda kısa dönemde çok başarılı olmuş bir çocuk oyuncumuzdur. 1974 yılında Şaşkın Ördek adlı son filminden sonra sinemayı bıraktı. Günümüzde evli ve oto galerisi işleriyle meşgûl olarak hayatını sürdürmektedir. Kahraman Kıral, Türk sinemasının en iyi çocuk oyuncusudur. Özellikle Canım Kardeşim filmindeki performansı ile gerçek bir aktör olduğunu kanıtlamıştır.

Kaybedilen kardeştir o… Çocukluğun sislerinde kalan, hiç günahlanmamış, hem gülen hem de hüznü taşıyan bir kardeş… Narin bedenin taşıdığı yükün farkında olarak hep acımaklı bakarız ona ama bir kardeşin metanetiyle de göz göze geldiğimiz her anda gülümsemesini çoğaltmaya çalışırız.

İşte böyle… Daha uzak akrabalarda eklenebilir elbette… Kendimizi hep öksüz ve yalnız hissetiğimizden midir bilinmez, Yeşilçam’ın kimi düşleriyle hayali de olsa bir kan bağımız var, Yeşilçam’ın sadece film olmayan filmlerini tekrar tekrar izleyip onları ziyaret etmeli, gönüllerini almalı…

Sanatçı künyeleri için yararlanılan kaynaklar:

Wikipedi

Sinematurk.com

Biyografi.info

Sadibey.com

Murat Tolga Şen
2005 yılında "Öteki Sinema" sitesini açtı. Rahmetli sinema yazarı Metin Demirhan ve Ali Murat Güven’in verdiği güçlü destekle başlayan bu kişisel macera şimdilerde Türk sinema bloglarının amiral gemisi haline geldi. Murat Tolga Şen, Sinema yazarlığı ve blogculuğuna önem vermeye devam ederek katıldığı platformlarda sinemanın farklı taraflarını konuşmaya devam etti. Blogculuktan profesyonel sinema yazarlığına geçişi ise 2010 başlarında sinema sitesi Beyazperde kadrosuna katılmasıyla oldu. Ayrıca online sinema dergisi Cinedergi, Fotografya, Gölge, Yeni Harman, Modern Zamanlar, Film Arası gibi yayınlara da katkı sağlıyor. 2012 Ocak ayından bu yana Medyaradar sitesinin sinema ve televizyon yazıları da yine Murat Tolga Şen’in kaleminden çıkma.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.