Bodrumlu olmak ya da olmamak…

Banu Bozdemir

Yöresel dilin sinemaya büyük bir sempati kattığını, sempatik tiplemelerle filmin izlenirliğinin arttığını Yüksel Aksu imzalı Dondurmam Gaymak’ta görmüştük… Şivelerin oyuncuların rahatlığıyla havada uçuştuğu film, özellikle çekildiği Muğla tarafında coşkuyla karşılanmıştı. Küçük esnafın kaybetme ve kazanma hikayesi üzerine kuruluydu Dondurmam Gaymak.
Hadigari Cumhur, Dondurmam Gaymak’a selam çakarak, Bodrumlu olmanın, bodrumda yaşamanın komik bir kesitini sunuyor. Yaza yaklaştığımız, Bodrum’un bir cennet değil de bir cehennem halini almaya ramak kaldığı şu günlerde ‘gerçek’ Bodrumlu olmanın altı kalın çizgilerle çiziliyor. Ama gerçek Bodrumlu olmanın esamesi bile okunmuyor. Aslında konu, yönetmenlik, açılar vs. konusunda Hadigari Cumhur bir sinema filmi tadı içermiyor. Ama tiplemeleri, özellikle de filmin yönetmeni Harun Özakıncı’nın canlandırdığı Cumhur tiplemesini ayrı bir biçimde ele alınca komik şivelerin de etkisiyle gülüyorsunuz…
Aslında küçük esnaf olmanın saf değil, ‘tilki’ tarafını işleyen, erkeklerin ve kızların miraz paylaşımı konusundaki ayrımına parmak basan, damatların her koşulda zengin olmasının ailenin dengesini bozduğuna değinen komik bir deneme aslında Hadigari Cumhur.
Kendi kökenlerini, daha doğrusu Bodrum’un kökenlerini araştırmak üzere Bodrum’a gelen Duygu, ilginç bir biçimde kendi geçmişine uzanır… Kaldığı pansiyonun sahibi Cumhur, tüm üçkağıtçılığına rağmen yine de çulsuz olmanın kitabını yazar. Yakın arkadaşı da tam maçoluğun kitabını yazmıştır. Bu ikilinin yırtma çabaları sonunda bir şekilde meyvesini verir ama herkes gibi birtakım ‘tilki’ badireleri atlatmaları gerekmektedir.

 

Merve İldeniz’in Bodrum’da kurduğu hayata ve yaşam tarzına da değinen film, aslında şehir ortamından kaçmak için yanıp tutuşan, ‘deniz kenarı’nda yeni bir yaşam kurmaya çalışan herkese de bir yaşam dersi rolü biçiyor. Eminim ki Bodrumlu olanlar, bodrumda hayatının büyük bir bölümünü geçirenler ve orasına hak ettiği değeri verenler, bu filmden çok daha farklı anlam çıkaracaklardır… Yoksa oraya yaz tatillerine gidip, sadece boy gösterenler değil…

 

Sonra Özakıncı Dondurmam Gaymak’a bir kez daha selam çakıyor ve iki filmi kardeş film ilan edercesine bir son arıyor. İnsanların hırslarının önüne geçmesi, belki de birçok cennet mekanın yıllar sonra da değişmeden kalabileceğini vurguluyor. O anlamda bir filmden çok bir mesaj olarak algılanmalı…

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.