“The Buldiers of Alhambra” “Elhamra’yı İnşa Edenler” belgeseli, ikonik Elhamra Sarayları, Comares ve Lions’ı hayal eden ve inşa eden insanların hikâyesini anlatıyor. Film, 14. yüzyılda bu sarayları inşa eden Granada emirleri I. Yusuf ve V. Muhammed’in veziri ve aynı zamanda bir tarihçi olan  İbnü’l-Hatib’in günlüklerine dayanıyor.

Elhamra üzerine yapılmış bir çok belgesel var ancak Elhamra’nın İnşa Edenler, ilk kez  bu eşsiz ve büyüleyici mimari sanat eserinin yapımının ardındaki yaratıcı amacı sinematografik bir şekilde ortaya çıkarmak için İbnü’l Hatib’in tarihsel tanıklığı ve en güncel bilimsel araştırmaları kullanıyor. Varlığımızın amacından ve sonunda her şey kaybolduğunda sanatın her şeye nasıl anlam kattığından bahsediyor.

Belgeselin yönetmeni Isabel ile Çeşitlilik ve Kültürlerarası Projeler konusunda Avrupa Yayın Birliğinde birlikte ortak projelerde çalıştık. Kendisinin imza attığı her işe nasıl titizlikle yaklaştığını biliyorum. Bu kez başka bir boyuta geçmiş ve harika bir belgesel yapıma damgasını vurmuş.

Bu belgeseli neden yapmak istedin Isabel, derdin neydi, motivasyonun neydi?

Şu anda İspanya dediğimiz bölgede, çok fazla kültür geçişinin olduğu bir yerde yaşadığım için her zaman kendimi şanslı hissettim. Kendimi derinden Akdenizli ve Avrupalı hissediyorum ve kültürel çeşitliliğin zenginlik ve ilerleme olduğuna kesinlikle inanıyorum.

Avrupa’nın karanlık çağlarında, ışık İspanya’nın güneyinde, Endülüs’te parlıyordu. Yüzyıllar boyunca, Endülüs Avrupa’daki en önemli yenilik ve bilgi merkeziydi. Bilim, tarım ve tıpta muazzam ilerlemenin yanı sıra birçok büyüleyici tarihi karaktere de sahipti. Elhamra, tarihin o döneminin son büyük ifadesi olarak varlığını hala sürdürüyor ve İbnü’l-Hatib, onun ruhunu mükemmel bir şekilde cisimleştiren kişidir. Bu eşsiz yapının ve tarihçisi İbnü’l-Hatib’in tarihimizin bu unutulmuş ve aşkın bölümünü anlatmaya başlamak ve İslam’ın Avrupa’daki köklerini, Batı Kültürünün gelişmesinde rönesansın Endülüs köklerini ve Endülüs’ün etkisini savunmak bu belgesele başlamak için mükemmel bir sebep diye düşündüm.

Elhamra’yı İnşa Edenler, kültürümüzün ve kimliğimizin çok sayıda katmandan oluştuğunu ve genellikle yabancı olarak gördüğümüz şeyin aslında kendimizin ayrılmaz bir parçası olduğunu bize hatırlatarak, daha iyi bir anlayışı teşvik etmek için farklı kültürleri yakınlaştırmayı amaçlayan bir hikayedir.

Üretim süreçlerinden bahseder misin? Projeye kimler ortak oldu, kimler destek verdi? Eminim uzun ve zorlu bir süreç olmuştur.

Farklı sebeplerden dolayı uzun ve zorlu bir yapım oldu. Her şeyden önce, film çekimi için izin almak söz konusu olduğunda, Elhamra muhtemelen Avrupa’da en fazla kısıtlamaya sahip olan binalardan biridir. Aslında, Elhamra kompleksinde bu büyüklükte bir film çekimine ilk kez izin veriliyor. Bu yetkiyi alabilmek için çok çeşitli koşullara uymamız ve böylesine özel bir yerin gereksinimlerine tamamen uyarlanmış bir çekim planı tasarlamamız gerekiyordu. İspanya’nın en çok ziyaret edilen anıtı olduğundan sürekli insan akışını engelleyemedik. Mümkün olan en küçük ekiple çekim yapmak zorunda kaldık. Saraylardaki sahneleri çekmek için, bu bölümlerin halka kapalı olduğu dönemlerde, sabah ilk iş ya da akşam olmak üzere iki saatlik zaman aralıklarında çalışmak zorundaydık. Ayrıca doğal ışıkla çalışmamız veya onu gerektiren durumlarda çok sınırlı, yaratıcı aydınlatma çözümleri kullanmamız gerekiyordu. 14. Yüzyıl İbnü’l-Hatib’in metinlerine dayanan senaryoyu yazmak için yaklaşık üç yıl boyunca birçok tarih danışmanının yardımıyla çalıştık. Bu aynı zamanda filmi gerçekleştirmek için mali desteği tamamlamamız gereken zamandı, çünkü İspanya’da bugüne kadar yapılmış en iddialı belgesel filmlerden biri. Bütçe 1.620.000 €’dur ve bunu mümkün kılmak için İspanyol ve Avrupa kamu eğlence programları ile uluslararası yayıncıların bir kombinasyonunu yönettik: Media Creative Europe, Andalusian Film Fonu ve Katalan Film Fonu ve İspanyol kamu TV RTVE ve Canal Sur ve ARTE/ZDF, ORF ve Aljazeera Documentary.

Bir yönetmen olarak benim için bu film, yapımın boyutu, 14. yüzyılda yerleşen kurgusal anlatı ve ayrıca belgesel çekerken pek yaygın olmayan bir şey olan dijital VFX ile ilk kez çalışma gerçeği nedeniyle bir meydan okuma oldu.  Dahil olan harika ekibin geri kalanı kadar tüm aklımı ve ruhumu buna koydum ve birçok insan için benzersiz ve önemli bir şey yaptığımızı düşünüyorum.

Müslüman kültürü hakkında bir film yapıldığında, genellikle oryantalist bir atmosfer yaratılıyor?  Göbek dansı, harem gözdeleri, hamam sahneleri, acımasız hükümdarlar, kesilen eller vs. bunlar neden belgeselinizde yok? Bundan nasıl kaçındın?

En büyük endişelerimden biri buydu. Amerikan ve İngiliz filmlerinde İspanya ve İspanyol kültürünün ne olduğuna dair pek çok gülünç temsil görüyorum ve hiçbir koşulda, aynı zamanda bana çok aptalca gelen bu hatayı yapmak istemedim. Yazı ekibi, sanat ekibi ve içerikle ilgili işi olan herkes, tüm süreç boyunca danışmanlar, Müslüman ve Arap tarihçiler tarafından desteklendi. Bu bir docudrama belgeseli. Dramatize edilen bölümlerde ana rolü Mısırlı aktör Amr Waked canlandırıyor, ancak geri kalan tüm oyuncular da Kuzey Afrikalı aktörler veya ikinci nesil Müslümanların oğulları olan İspanya’daki göçmenler. Doğu ve Batı kültürleri arasında ortak geçmişimizi gösteren bir köprü kurmak isteyen bir filmde bu yön çok önemliydi ve yapım boyunca bunun hep farkındaydık.

Filme tepkiler nasıl? Özellikle Hristiyan-Avrupalı izleyicilerden?

Film hakkında özellikle Endülüs’te ve tabii ki Granada’da büyük bir beklenti vardı. Film, prestijli Valladolid Uluslararası Film Festivali’nde resmi yarışmada yer aldı. SEMİNCİ, belgesel yarışmasında ve basından ilk tepkileri aldık.

Gazeteciler filmden etkilendiler ve filmin tasvir ettiği bilinmeyen yeni şeylerin miktarı ve anlatılma şekli karşısında şaşırdılar. Elhamra’da yaşayan, dönemin tarihçisi olan ve daha önce kimsenin adını duymadığı bir adamın bu keşfi elbette herkesi şaşırttı. insanlar kendi tarihlerini keşfetmek için geçmişe yapılan bu yolculuktan ve bu karizmatik İbnü’l-Khatib karakterinden gerçekten etkilendiler. Bunun binanın inşasının ardındaki insanlık tarihini bilmenin, Nasrid halkıyla bağlantı kurmanın ve onları atalarımız olarak görmenin güçlü bir yolu olduğunu düşünüyorum.

Belgesel, ilk hafta sonu gösterildiği Granada’daki üç sinemada Disney ve Marvel filmlerini bile geride bırakarak en çok izlenen film oldu. O hafta The Builders of the Alhambra, İspanya’nın dört bir yanındaki sinemalarda en çok izlenen belgesel oldu.

Artık sinemalarda üçüncü haftamızdayız ve seyirci filmi sinemalarda izlemek istiyor. Sinema gösterimleri, tüm dünyada olduğu gibi İspanya’da da belgeseller için çok zor, bu yüzden beklemediğimiz büyük bir başarı ve ödüllerin en iyisi. Mümkünse belgeseli Kuzey Afrika ülkeleri, Orta Doğu ve Türkiye’de sinemalara getirebilmeyi çok isterim.

Bu belgeseli izlemek isteyenlere ne dersin?

Bu filmin yapının duvarları, dekorasyonuna kazınmış mesajlar, restorasyon çalışmaları, Nasrid’lerin sözlerinin ve şiirlerinin yankısı ile geçmişin bugün ve gelecekle buluştuğu, zamanda bir yolculuk olduğunu söylerdim.

Elhamra, zaman içinde bir kapsül, şişedeki bir mesaj gibidir ve film, Elhamra’nın yaratıcılarına yakınlaşmak için bu mesajı deşifre ediyor.

Bu hikaye günümüzle nasıl bağlantılı peki?

Tarih her zaman bugünden bahseder. Geçmişe dair, modası geçmiş, hayatımızı etkilemeyen bir unsur olarak gören ön yargı var ve bu da bence çok büyük bir hata, dünyamızı yaşadığımız karanlık ana sürükleyen unsurlardan biri olabilir bu. Şu günlerde; geçmişi görmezden geliyoruz. Sahi  nereden geliyoruz?

Sadece önümüze çıkanlara bakarsak içinde bulunduğumuz toplumsal ve siyasi süreçleri anlayamaz ve çözüm bulamayız. Ayrıca The Builders of the Alhambra, Akdeniz’de yüzyıllardır farklı kültürlerin bir arada yaşadığı küresel ve çeşitlilik içeren bir dünyanın yaşandığını ve bunun zenginliğe neden olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ayrıca Nasrid Granada yani Endülüs’ün son dönemi, dünyanın kökten değiştiği ve insanların hayatta kalabilmek için uyum sağlamayı bilmesi gereken bir gerileme dönemiydi. Avrupa’da Karanlık Çağlar olarak adlandırdığımız Orta Çağ’ın o döneminin, bildiğimiz diğerlerine benzer durumlar hakkında bize anlatacak çok şeyi olduğunu düşünüyorum.

Semra Güzel Korver
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema mezunu. Aynı alanda, aynı üniversitede Doktora’ya devam ediyor. Profesyonel yaşamı 1992-99 yıları arasında VTR Araştırma Yapım-Yönetim Şirketinde geçer. 1999’dan günümüze TRT İstanbul Televizyonunda prodüktör ve belgesel yönetmeni olarak çalışmaktadır. 1992’den bu yana başta belgesel yapımlar olmak üzere pek çok haber, kültür, reklam ve tanıtım projesine Araştırmacı, Prodüktör, Yönetmen, Editör ve Danışman olarak imza atar. Dönüşüm, Fan-Atik, Şehir İnsanları, Alamnya Alamanya, Multikulti Haberler belgesellerinden bazılarıdır. PRİX Europa, Al Jazeera, Altın Portakal, Malatya, Oscar Türkiye Seçici Jürisi gibi bir birçok ulusal ve uluslararası film festivalinde jüri üyesi olur, ödüller alır. İ.Ü. Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Radyo-TV Yayıncılığı Bölümünde ders verir (2001-02). Avrupa Konseyinin “ayrımcılığa karşı sesini yükselt” kampanyasında uzman olarak yer alır (2010). Avrupa Konseyi, TRT ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından düzenlenen Avrupa Medya Buluşmasının koordinatörlüğünü yapar (2010). Güneydoğu Avrupa Yayın Birliği (SEE PMS), Ortak Yapımlar Grubunda editör olarak bulunur (2011-2013) Avrupa Yayın Birliği(EBU) Kültürlerarası ve Çeşitlilik Grubunda bir sezon başkanlık yapan Korver (2011-13) 8 yıl oyunca bu grupta prodüktör, yönetmen ve editör olarak çalışır. Bazı kitap ve dergilerde makaleleri, denemeleri ve röportajları yayınlanır. Bir sezon başkanlığını da yaptığı Belgesel Sinemacılar Birliğinin kurucu ve aktif üyelerindendir. Festivallerde ve üniversitelerde Belgesel Sinema Atölyeleri yapmaktadır. Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Neyyse (www.neyyse.com) adlı bloğunda ve Cinedergi'de belgeselci adlı köşesinde (www.cinedergi.com) yazmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.