Klasik anlatı sinemasında gördüğümüz Amerika çoğu zaman New York ve Manhattan’dan ibaret. Manhattan imgesi  Amerika’ya dair tüm imgelemimizi şekillendiriyor aslında. Oysa Nomadland gibi filmler bize Amerika’nın gerçekliğinin tek bir şehrin popüler kültürdeki egemen imgesinden oldukça farklı olduğunu hatırlattıkları için önemliler. Nomadland’in fonundaki hikaye Only Lovers Left Alive’daki (2013)  Detroit tasvirini çağrıştırıyor. General Motors şirketi, 1975 petrol krizinden sonra daha az benzin harcayan arabalar üretilmeye başlandığı için Detroit’i terk eder ve üretimini uzak doğu ülkelerine taşır. Detroit ise 2009 yılından sonra iyice boşalarak bir hayalet şehre döner. Benzer biçimde Nomadland’in çıkış noktası da Nevada’da bulunan Empire kasabasının maden ocağının kapanmasıyla haritadan silinmesidir. Fern de kasabayı terk etmek zorunda kalan insanlar arasında yer alır.

Frances McDormand and David Strathairn in the film NOMADLAND. Photo Courtesy of Searchlight Pictures. © 2020 20th Century Studios All Rights Reserved

Fern her ne kadar “evsiz değilim, bir evim yok. İkisi farklı şeyler” dese de  bir hayli yeri yurdu var. Eski eşine duyduğu bağlılığı aşkı ev olarak düşünebileceğimiz gibi karavanı da bir ev kuşkusuz.. Yanı sıra kız kardeşinin evi ve ona aşık olan Dave’in evi de Fern’e yerleşik olma olanağı sunan mekanlar. Nomadland’in çağrıştırdığı filmlerden bir diğeri olan Agnes Varda’nın Sans toit ni loi’sindeki (1985) Mona’nın aksine Fern, kapitalizmin ücretli emek ilişkisini, parayı reddetmiş bir karakter değil. Buna paralel biçimde, filmin de Amerika’nın mevcut siyasi ekonomik durumuna dair söz söyleme çabası var. Geçici işlerin, güvencesiz çalışma koşullarının ve sosyal güvenlik sisteminin eleştirisi bu sözlerin arasında yer alıyor örneğin. Fern emekli olmak yerine çalışmaya devam etmek zorundadır çünkü emekli maaşı ile geçinmesi mümkün değildir. Nomadland’in docudrama olmasının en önemli nedenlerinden biri radikal bir nomad ve antikapitalist olarak nitelenen Bob Wells’in bizzat karşımıza çıkması. Film, Bob Wells’in yaptığı konuşmada koşum atları olarak nitelediği altmış yaş üstü emek gücünün hayatlarını bir hiç uğruna tükettiklerini fark etmelerinin resmini sunuyor. Bob Wells’in liderlik ettiği nomad topluluğunun gece ateş başında oturduğu sahne Western filmlerini andırıyor. Tek farkla Anthony Lane’in belirttiği gibi artık at üstünde sığır güden görkemli kovboylar yok. Travma sonrası stres bozukluğundan muzdarip bir Vietnam gazisi, emekli olmasına on gün kala karaciğer yetmezliğinden öldüğü için yeni satın aldığı yelkenliyi denize indiremeyen arkadaşı gibi olmak istemeyen bir başkası.. Amerika’nın “vahşi batı”sını ele geçirmiş insanların hali pür melalidir bu manzara. Lane’e göre film ölmekte olan Amerikan batısına hüzünle bakıyor. Fern’ün hüzünlü bakışları ve çoğu sahnenin gün batımında çekilmiş olması söz konusu hüzün duygusunu pekiştirmekte.

Nomadland, 2016 tarihli American Honey’de olduğu gibi sistemin eleştirisini yapmakla birlikte farklı bir varoluş biçimi yaratmakla da ilgileniyor. Sahip oldukları her şeyi paylaşan, birbirlerine yardım eden ve değiş tokuş yapan insanlar çıkarıyor karşımıza. Fern’ün genç bir adama Shakespeare dizeleri hediye ettiği sahne de en güzel örneklerinden biri.

Bob Wells’le ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. https://www.cheaprvliving.com/

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sinema Ana Bilim Dalı'nda Yüksek Lisans ve Doktorasını tamamladı. 2001 yılından buyana birçok mecrada sinema yazıları yayınlandı. Türk Sineması'nda Rumlar'ı yazdı, Sinema ve Diğer Disiplinler kitabını derledi, Ümit Ünal: Işık Gölge Oyunları'nı hazırladı, 2011'den buyana Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesidir

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.