Belgesel özellikle biyografik belgesel çekmek zor bir iştir. Kurmaca filmin aksine önünüzde derleyip toparlamanız ve belli bir tema etrafında sistemli biçimde anlatmanız gereken bir insan hayatı vardır. Neresinden tutup anlamlı bir bütün çıkaracağınız aynı zamanda o belgeselin niteliğini de belirler. Tarihsel sırayla gidip, karakterinizin çevresindeki insanların karakterinize dair anılarını anlattıkları dümdüz bir iş yapmak mümkünken; Fotoğrafı Göster: Jim Marshall’ın Hikayesi’nde olduğu gibi karakterinizin ruhunu, onu biçimlendiren  olayları  ana öyküye paralel biçimde anlatarak güçlü bir film yapmak da mümkündür. Asif Kapadia’nın Amy’si (2015) de bu tür bir belgeseldir örneğin.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivali çevrimiçi gösterimlerinde yer alan Fotoğrafı Göster: Jim Marshall’ın Hikayesi malzeme olarak Jim Marshall’ın ses kayıtlarını, hayattayken çekilmiş Marshall’a ait görüntüleri ve tanıklıkları kullanıyor. Bu tanıklıklar arasında asistanı, en iyi arkadaşı ve mirasçısı olmasının yanında filmin yapımcılarından olan Amelia Davis, Marshall’la aynı dönemde fotoğrafçılık yapmış olan  Michael Zagaris, gazeteci Joel Selvin, yakın arkadaşları Michael Douglas, Bruce Talamon ve gazeteci Michelle Margetts yer alıyor. Margetts’ın öğrencilik yıllarında Jim Marshall hakkında yazdığı portre ödevi bizzat onun sesinden, filmin omurgasını belirleyen temel metinlerden birini oluşturuyor.  Belgesel kronolojik sıradan ziyade tematik olarak çocukluğu / ailesi / kişiliği, fotoğrafçılık kariyerinin durakları üzerinden ilerliyor.

Bir fotoğrafçı düşünün Janis Joplin, Bob Dylan, Jimi Hendrix, Johnny Cash, John Coltrane ve “saygı duymadığı insanları yanına yaklaştırmazmış” sözleriyle nitelenen Miles Davis gibi ikonik sanatçıların kişisel sınırlarını aşan, onların yakınında olabilen, güvenlerini kazanan, kimi zamansa Beatles’ın son canlı konserinde olduğu gibi etkinlikteki tek fotoğrafçı olmasına izin verilen, talep edilen biri olsun. Yakın arkadaşlarından Michael Douglas Marshall’ı “mazlumların yanında oldu hep, müdafaa edeceği bir mazlum arardı sürekli” sözleriyle ifade ederken, Michael Zagaris de “sonuçta o da dışlanmış biriydi” diye ekliyor. Marshall’ın San Francisco Haight Street’te 1965 Haight-Asbury karşı kültür hareketinin merkezinde, özellikle siyahların ve siyahi jazz müzisyenlerin yanında olması boşuna değil. Belgeselin yönetmeninin de siyahi olduğunu hatırlatmak gerek.

Jim Marshall’ın 1960’ların ruhunu yakalamasının ve sadece o dönemin değil aslında tüm müzik tarihinin ikonik figürlerinin özel alanlarına girebilmesinin en önemli nedenleri arasında göçmen olması (filmde Douglas, Jim Marshall’ın Suriyeli olduğunu söylerken, imdb’de Aşkenaz Yahudisi olarak geçiyor, Amalia Davis ile yapılan bir söyleşide ise Süryani olduğu söyleniyor) ve  çocuk yaşta alkolik babasının şiddetine maruz kalması, nihayetinde babasız büyümüş  olması geliyor. Marshall on yaşındayken babası ailesini terk ediyor ve Marshall’ın babasına dair aklında kalan iki anısından biri, masaya başını vurarak iki dişini kırması. Belgesel tüm bunları birden söylemiyor elbette. Marshall’ın çevresindekiler, yakın arkadaşları, onunla söyleşi yapanlar parça parça adeta izleyicinin  puzzle’ı tamamlayabileceği şekilde dile getiriyor bu durumu.

Filmin başlarında Marshall’ın silahlara, fotoğraf makinelerine, arabalara ve araba yarışlarına ilgi duyduğunu söylemesinin ardından, savcı Joanne Parrilli onun özgüvensizliğinden, annesiyle çok yakın ilişkiye sahip olmasından dem vuruyor. Akabinde arkadaşı Michael Zagaris, Jim Marshall’ın annesi ile arasındaki ilişkinin aynı zamanda son derece gerilimli  olduğunu “annesi ve teyzeleri tarafından yetiştirilmişti baba ortada yoktu. Sanırım hepimiz çocukluğumuzun ilk yıllarında başımıza gelenlerle şekillendiriliyoruz” sözleriyle ifade ediyor.

Marshall’ın eski eşine uyguladığı şiddet nedeniyle aldığı cezalar var. Karakteri tıpkı çocukluk döneminde takılı kalmış insanlarda olduğu üzere;  dünyayı siyah beyaz gören bir yapıya sahip. Michelle Margetts Marshall’ı ya aşırı seven ya aşırı nefret eden (pasif agresif de diyebilirsiniz) biri olarak tarif ediyor. Rock konserine silah ve bıçakla girdiğini anımsatan Michael Zagaris’in ardından Margetts, babasının küfürbaz, çapkın ve alkolik olduğunu ekliyor. Zagaris baba yokluğunun Marshall’ın öfkeli olmasına neden olduğu yorumunu yaparken Margetts belki de filmin en hüzünlü ve karakteri anlamamızda anahtar niteliği taşıyan cümlesini kuruyor: “o her ne idiyse asla yeterli değildi içinde kocaman bir boşluk vardı. dolacak gibi de görünmüyordu”. Marshall’ın aşırı sevgi ve aşırı nefret arasında gidip gelen karakterinin nedeninin, bazen sevgiyle kahvaltı hazırlayan bazense şiddet uygulayan alkolik babasıyla gri bölgeleri olmayan ilişkisinden kaynaklandığını görmek zor değil. Belgeselin başarısı Margetts’in okuduğu satırları Aralık 1969 tarihli Altamont festivalinden “hepimiz 1960’lar çocuğuyuz. Amerika’nın yetimleri” diyen öfkeli sesle ve hippilerin görüntüleriyle birleştirmesinde yatıyor.

Fotoğrafı Göster: Jim Marshall’ın Hikayesi, çocukluk travmalarını sanatla tedavi etmeye çalışmış, kendisi gibi olanları bulup onlarla içten ilişkiler kurarak hayatına anlam vermeyi seçmiş bir sanatçının hayatını önümüze seriyor. Tam da bu nedenle belgesel Marshall’ın 1969 Woodstock festivalinde çektiği fotoğraflarla ve kendisinin gülümseyen bir fotoğrafı ve Jefferson Airplane müzikleriyle sona eriyor. Marshall filmde de söylendiği gibi, şirketlerin fotoğrafçılara hakim olduğu yeni gelmekte olan çağa ait değil, fotoğrafçıların kendi işlerine / sanatlarına egemen oldukları çağın son temsilcilerinden biri.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sinema Ana Bilim Dalı'nda Yüksek Lisans ve Doktorasını tamamladı. 2001 yılından buyana birçok mecrada sinema yazıları yayınlandı. Türk Sineması'nda Rumlar'ı yazdı, Sinema ve Diğer Disiplinler kitabını derledi, Ümit Ünal: Işık Gölge Oyunları'nı hazırladı, 2011'den buyana Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesidir

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.