Ezel Akay’ın senaristliğini ve yönetmenliği üstlendiği Dokuz Kere Leyla, gerek kadrosu gerekse ele aldığı konu bakımından dikkat çekiyor. Kadroya baktığımızda Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Elçin Sangu ve Fırat Tanış gibi isimleri görüyoruz. Konuya gelecek olursak, Lilith mitinden hareketle ele alınan bir komedi türü ile karşılaşıyoruz.

İlk olarak şunu belirtmeliyiz ki, Dokuz Kere Leyla salt bir komedi filmi değil. Ezel Akay’ın önceki filmlerine baktığımızda da, bu durumun aksi ile karşılaşmamız pek de mümkün olmayacaktır. Senaryonun merkezinde yer alan Lilith miti, filmin feminizm olgusu ile sarmalandığını gösteriyor. Filmde de değinildiği üzere mit, cinsiyet eşitsizliğinin karşısında durduğu için kötülenen kadın Lilith’in-geçmişten günümüze tüm Lilith’lerin’-üzerinde duruyor. Bu olgu, film içerisinde bir alt metin olmaktan ziyade, ‘bakın ben buradayım ve bunu anlatıyorum’ dercesine kendini parmakla gösteriyor. Film akışı içerisinde kadın karakterler, zaman zaman doğrudan izleyicisine sesleniyor. Ders verircesine, bilinç uyandırmak istercesine cinsiyet eşitsizliğinin ve bunun yarattığı kadın-erkek stereotiplerinin anlamsızlığını dile getiriyor. İnsanın yarattığı kadın-erkek ikiliğinin yanında, kadının kendi içerisinde yarattığı kadın-kadın ikiliğini de es geçmiyor. Bu ikilik, kadının kendini diğer kadınlar karşısında daha üstün görmesi ile sonuçlanan kadınlar arasındaki düşmanlaşmanın yolunu açıyor. Filmde kadın-erkek ikiliği Leyla ve Nergis’in erkeklerle olan diyaloglarında karşımıza çıkarken, kadın-kadın ikiliği Leyla ve Nergis ilişkisi üzerinden gösteriliyor.

Adem ve Leyla’nın kendilerini bir evlilik terapistinde bulmaları, daha sonrasında ise Adem ve terapisti Nergis’in ilişki yaşamaya başlamaları filmin kısa bir girişini oluşturuyor. Lilith mitinin insanlara yanlış aktarıldığını ifade eden Nergis, kızıl saçları ve evlilik yıkıcı tavırları ile ‘kötü kadın’ olarak nitelendirilen Lilith mitini yeniden canlandırıyor gibi görünse de, filmin sonunda mit yeniden yorumlanıyor.

Dokuz Kere Leyla’yı yalnızca feminist bir perspektiften ele almak oldukça dar bir bakış açısına neden olacaktır. Ezel Akay, Lilith mitinin yanı sıra filmin içerisine birçok alt metin yerleştiriyor. Böylece sosyal, ekonomik ve siyasal olay ve olgulara da işaret etmeyi ihmal etmiyor.  Bu işaretlerin de kolayca anlaşılabilmesini sağlamak için, her bir film karakteri belirli stereotipler olarak karşımıza çıkıyor.

Nergis bencil, baştan çıkarıcı, kötü ve akılsız bir kadın; Leyla ise hayatını eşi ve evi ile ilgilenmeye adamış ideal bir kadın olarak resmediliyor. Adem ise sahip olduğu servet ve bu servetin getirdiği klişeleşmiş düşünsel ve davranışsal tutumları ile aktarılıyor. Aynı zamanda çocukluğunda yaşadığı travmatik bir olayın etkileri ile sık sık sarsılıyor. Her sarsılmada Adem, diğer benlikleri ile bir araya gelerek müzikal bir hava eşliğinde tartışıyor. Adem ile travma, ölüm korkusu ve benlik kavramları da film içerisine serpiştirilmiş oluyor. Psikolojik perspektiften ele alınan bir diğer karakter Mahdum, iki sayısı ve anne obsesifliği ile öne çıkıyor. Lilith yazmasını ele geçirme arzusu, annesine yaklaşmanın biricik yolundan geçiyor. Obsesif davranışlarının yanı sıra şiddete olan eğilimi, istediği her şeye şiddet sayesinde ulaşabileceği inancı Mahdum karakterini özetliyor. Hem Mahdum hem de Adem eğitimli ve varlıklı olarak nitelendirilirken, her bireye maddi-manevi yukarıdan bakan tutumları ile de özdeşleşiyor. Kısaca ele alınan dört karakter, Ezel Akay’ın vermek istediği mesajın kolayca anlaşılabilmesine hizmet ediyor.

Dokuz Kere Leyla filmi ile Ezel Akay’ın feminizm olgusunu ne kadar derin işlediği muğlak olsa da, vermek istediği mesaj konusunda izleyiciler kolaylıkla ortak bir paydada buluşabiliyor. Filmde yer alan karakter ve olayların yüzeysel olarak kalmasının, bir komedi filmi olmasının yanında absürt sahnelerin de sıkça yer almasının bilinçli bir tercih olabileceğini düşünmekte fayda var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.