Film bir kadın cinayetiyle açılıyor. Sarı yağmurluk giyen yüzünü görmediğimiz bir adam sırtında taşıdığı baygın henüz ölmemiş bir kadını göl kıyısına fırlattıktan sonra büyük bir kaya parçasını kadının başına vurarak, son darbeyi indiriyor ve kadını öldürüyor.

Sonra filmin adı çıkıyor: Ceviz Ağacı.

Ve biz sonraki takip eden tüm sahnelerde Hayati karakteri ile özdeşleşeceğimiz, öldürülen karakter Yaprak’a ise antipati duyacağımız filmi izlemeye başlıyoruz. Ceviz Ağacı Hayati’yi derinlikli bir karakter olarak kurmakta çok başarılı. Onu inşa eden travmaları anıları, eksiklikleri, motivasyonlarıyla tarihi olan bir karakter. Son dönemde sıkça karşılaştığımız üzere, baba sorunu olan bir taşra aydını. Meyve vermeyen ceviz ağacı da Hayati’nin ta kendisi zaten. Ancak Hayati’nin derinliğine, üç boyutlu oluşuna karşın Yaprak da bir o kadar yüzeysel ve iki boyutlu. Hareketlerinin tepkilerinin hislerinin tarihi yok. Bir iki cümle ile geçiştiriliyor. Sinemamızın en temel sorunlarından biri de bu zaten, dünyanın yükünü taşıyan Yunan tragedya kahramanlarını anımsatan erkek karakterlerin karşısında, neyi neden yaptığını anlamadığımız hikayenin kenarına tutturulan kadın tiplemeleri.

Film bize katilin kim olduğunu söylemeyecek ama öldürülen kadının nasıl nefret edilesi bir kadın olduğunu anlatacak. Yaprak öldüğü için üzülmeyeceğiz ama Hayati için üzüleceğiz. Henüz ilk sahneden itibaren mahalle ahalisinin Yaprak hakkındaki dedikodularını da Hayati’nin bakış açısından dinleyeceğiz. Hayati ile özdeşleştiğimiz için yükümüz tıpkı onun kamburu gibi giderek artacak. Bir de Yaprak nasıl nefret edilesi bir karakterse, Yaprak gibi olmamak gerektiğini filmin sonunda öldürülmesine rağmen daha iyi anlamamız için karşımıza Serap çıkacak. Adıyla özdeş biçimde gerçek olamayacak denli mükemmel bir kadın. Yaprak ne kadar başına buyruk, özgüvenli isteklerinin peşinden giden hırslı bir kadınsa Serap tam tersi. Burada sorun iki karakteri birbirine karşıt konumlamak birinin kötü / yanlış diğerinin ise iyi/ doğru olduğunu söylemek ve filmin değerler dünyasını cinayeti işleyen kim olduğunu bilmediğimiz erkek üzerinden değil de iki kadın karakter üzerinden kurmak.

Filmin çok sevdiğim Sevmek Zamanı ile kurduğu ilişkiye de değinmek isterim kısaca. Hayati’nin babasının münzevi arkadaşı ve göl kıyısındaki kulübe, teknede evlilik fotoğraflarını, evlilik cüzdanını, fotoğraflarını göle atması, cinayeti gördüğü ve ateş etmek istediği sahne Sevmek Zamanı’nı çağıran sahneler. Yönetmenin bunu yapmasındaki amacı tahmin etmek mümkün değil ancak Sevmek Zamanı karşıtlıklarını Başar ve Halil üzerinden kurar, kadın üzerinden değil. En önemlisi izleyiciye cinayeti kimin işlediğini gösterir. Meral, Başar’la birlikte olduğu sırada Halil’e aşık olur, seçim yapar, seçiminin peşinden gider kendi dünyası ve Halil’in dünyasının bir sentezini kurar ve olumlu bir karakterdir. Sevmek Zamanı bize Başar gibilerin olduğu, onların değerlerinin hakim olduğu bir dünyada kimsenin mutlu olamayacağını söyler. Halil ise bu değerlerin karşısında konumlanır, Başar’ın rekabetçi eril bir karakter olduğunu da net biçimde görürüz. Göldeki o teknede iki sevgili de ölür.

Ama Ceviz Ağacı bize kimin “kötü” kimin “suçlu” olduğunu söylemiyor.

Hayati’nin hapishane odasında duvarda yer alan Yol filminin afişi Seyit Ali ve Hayati, Zine ve Yaprak arasında ilişki kuruyor. Seyit Ali, Zine’yi öldürmüyor ama ölümünü seyrediyor, ölümünden sorumlu. Hayati hemen tüm travmatik bireyler gibi, travmatik sahnenin aynısını yaşadığında huzura eriyor, babasının kefaretini ödüyor, huzur içinde romanını yazıyor. Yaprak ise işkence edilmiş, can çekişirken önce tüfekle öldürülüyor ve benzinle yakılıyor. Üstelik hamile.

Katilini bilmiyoruz.

Onun için üzülmüyoruz.

Onu sevmiyoruz.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.