Mart ayındaki 30. Ankara Film Festivali’nde karşılaştık  Armağan Pekkaya  ile. Ayaküstü sohbet ettik göç belgeselleri üzerine. İzlemek istedim filmlerini, sağ olsun linklerini gönderdi hemen. Her festivale, her filme ulaşmak mümkün olmuyor her zaman. İzlemek isteyip de kaçırdığım çok film oluyor maalesef. Üç Kadın, Mutfak ve Samir’in Rüyası zorunlu göç temalı belgeselleri Armağan Pekkaya’nın. Elbette sadece bunlarla sınırlı değil filmografyası. Belgesel seyircisine ve toplum arşivine armağan ettiği pek çok filmi ve ödülleri var.

Danimarka’daki ailesine kavuşabilmek için Afganistan’dan yürüyerek yola çıkan ancak Türkiye’de soğuktan donmak üzereyken bulunan 8 yaşındaki Samir’in ailesine kavuşmasını anlatan Samir’in Rüyası. Myanmar’dan Bangladeş’e göç etmek zorunda kalmış ve göç yolunda hayatını ve yakınlarını kaybetmiş yüzbinlerce Arakanlı kadından üçünün dramını gösteren Üç Kadın. Suriyeli, Iraklı, Türkmen, yirmi mülteci kadının, Türk komşularıyla birlikte yemek yapmalarını ve yaptıkları yemekleri aynı sofrada paylaşmalarını aktaran  Mutfak belgeseli. Üçü de çeşitli festivallere katılmış ödüller almış, seyircisiyle sohbet etmiş. Belgeselleri izledikten sonra Armağan Pekkaya ile yaptığımız ayak üstü sohbeti biraz derinleştirip, kafama takılanları sorup paylaşmak istedim.

Seni göç belgeselleri çekmeye yönelten güç ve motivasyon nedir ?

Belgesel sinemanın tanıklık etme ve bellek tutma gücünden hareket ettim açıkçası.  Yaşadığım çağın en büyük insanlık sorunu olan şiddetle yerinden edilme, göç ve mültecilik meselelerine tanıklık ve ortak belleğe kayıt temel motivasyonum oldu.

Bu filmlerle nasıl bir etki yaratmak istedin ?

Bundan on yılar sonrasında bugünü anlamak isteyen insanlara referans olabilecek işler üretmeye çalışıyorum.

Seyircilerin tepkisi ne oldu ?

Filmografim içinde son dönem doğal olarak göç ve mültecilik temalı filmler ön plana çıktı. Bu filmlerin içinde de kadınlara ve çocuklara bakmaya gayret ettim. Dolayısıyla meseleyi anlamada seyirci ile film arasında duygusal bir bağ kuruldu. Özellikle kadın seyircilerde filmi izledikten sonra, filmin kendileri için devam ettiğini ifade edenler çokça oldu.

Etik ve estetik olarak zorlandığın noktalar nelerdi ?

Teşhire düşme riski sanat için büyük bir mesele. Genel olarak sinema, özelde de belgesel sinema belki de bu riskin potansiyelini en çok barındıran disiplin. Teşhir yapmadan tasvir yapmaya çalışıyorum. Her şeyi göstermek yerine, duyguyu ve atmosferi hissettirerek gerçeğin anlaşılmasını amaçlıyorum. Kolay olmuyor tabi.

Genel olarak belgesel yaklaşımın ve içinde bulunduğumuz belgesel dünyası hakkındaki düşüncelerin neler ?

Bu filmi çok akıllı insanlar izleyecek diye hareket ediyorum. Seyircinin algısına ve bilgisine saygı duyarak film yapıyorum. Her şeyi anlatmak, fazla enformasyon vermek yerine boşluklar bırakmayı, yargıda bulunmamayı tercih ediyorum. Hayatın kendisi gibi düşünüyorum. Çok sayıda kurmaca eser izlediği için seyircinin gerçeği aradığını düşündüğüm bir dönemde işler üretiyoruz. Dolayısıyla sinemada da, sinemanın kuruluş döneminin ve ilk 30 yılının eserlerinin üslubuna dönüş başladı. Kurmaca tür de belgeselle, kurmacanın iç içe geçtiği docudramaya geri dönüyoruz diğer sanat dallarında da. Taşlar yeniden yerine oturuyor sanki.

Filmlerini izlemek isteyenler nasıl ulaşabilirler ?

Tüm filmleri bittikten hemen sonra hemen Türkiye’nin ve dünyanın ilgili festivallerine gönderiyorum. Özel gösterim yapmak isteyen üniversitelere, kültür merkezlerine izin veriyorum. Ben de bu gösterimlere katılıp söyleşi yapıyorum. Ayrıca son 10 yıldır da film biter bitmez festivaller ya da özel gösterimler aracılığı ile filme ulaşma imkanı olmayan herkes izleyebilsin diye de youtube kanalıma yüklüyorum. Armağan Pekkaya ismiyle youtube, instagram, facebook, twitter mecralarını aktif olarak kullanıyor ve işlerimi paylaşıyorum.  Böylece daha fazla insana ulaşabiliyorum. Sonraki kuşaklar için de dijital arşivler oluyor bu alanlar.

Çok iyi yapıyorsun bence de. Filmler izlensin, sorgulansın, üzerine konuşulsun, tartışılsın, düşünülsün…

Son olarak bilginin yayılmasına ve sinemaya özellikle de belgesel sinemaya verdiğiniz büyük katkı için de size çok teşekkür ediyorum.

Rica ederim hepimizin derdi aynı… Ben de sohbetin, paylaşımın için teşekkür ederim.

 

Semra Güzel Korver
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü’nde okudum; sonra yetmedi, aynı alanda yüksek lisans ve doktora ile derinlere daldım. 1992’den bu yana medyanın içindeyim ama en çok belgesel sinemanın peşindeyim. Hikâyelerin, bilginin, belgenin gerçek hayatta nasıl yankı bulduğunu görmek, insanın dünyaya nasıl dokunduğunu keşfetmek benim için hâlâ en heyecan verici şey. Prodüktörlükten yönetmenliğe, danışmanlıktan eğitmenliğe uzanan farklı şapkalarla pek çok projede yer aldım. Kültür-sanat, haber ve belgesel türlerinde ürettiklerim bana ödüller getirdi; ama asıl kazancım, hayatı ve insanı biraz daha yakından tanıyabilmek, hikâyelerin içinde kendimi yeniden keşfetmek oldu.” Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri koltuğunda oturduğumda da, atölyelerde genç sinemacılarla bir araya geldiğimde de aynı merakla yaklaşıyorum sinemaya. Bir dönem Avrupa Yayın Birliği’nin Çeşitlilik ve Kültürlerarası Programlar Grubu’nda çalıştım, başkanlığını yaptım. Avrupa Konseyi’nin “Ayrımcılığa Karşı Sesini Yükselt” kampanyasında yer aldım. Belgesel Sinemacılar Birliği’nin kurucu üyelerinden biri olarak başkanlık görevini üstlendim. Kısacası, hikâyelerin sadece anlatılmasıyla değil, çoğalmasıyla da ilgileniyorum. “Suriyeli Belgeselcilerin Kamerasından Suriye İç Savaşı” kitabım Kabalcı Yayınları’ndan çıktı. Cinedergi başta olmak üzere çeşitli mecralarda yazıyorum; bir röportajım Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından övgüye değer bulundu. Akademik yazılarım ise çeşitli dergi ve kitaplarda yer buluyor. Kamera arkasında ise Kavak Ağacının Gölgesinde, Uçurumun Kıyısında gibi projelerde danışmanlık; Mabedin Gölgesinde Süleymaniye, Hast Vakti, Orada Doğdum Burada Büyüdüm, Multikulti Haberler, Alamanya Alamanya, Şehir İnsanları, Fan-Atik, İsyan Günleri, Dönüşüm ve İlhan Amca belgesellerinde ise yönetmenlik ve prodüktörlük yaptım. Kısacası araştırmayı, öğrenmeyi, keşfetmeyi, hikâye anlatmayı seven biriyim. Bazen kamerayla, bazen kalemle. Burada da sinema üzerinden dünyayı anlamaya, anlatmaya ve biraz da birlikte düşünmeye niyetliyim. 🎬

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.