İlk uzun metrajlı filmi Güven’le karşımıza çıkan Sefa Öztürk’le ilk filminin duygusunu, çekim koşullarını konuştuk. Mutluluk, sahiplenme ve naiflik üzerine kişisel ve toplumsal sahiplenmelerin etkisini ‘çok ideolojik bir şey mutluluk hep sahip olmakla, olunmakla ilişkilendiriliyor’ diye özetliyor Öztürk…

Banu Bozdemir

Merhaba ilk filmlerini çeken yönetmenlerle ilgili olarak merak ettiğim ilk filminde neden böyle bir konuyu tercih ettiği ve bu filmin hazırlık sürecinin ne kadar sürdüğü… 

İnsanın örtülü yanına tutuluyorum. Örtme ihtiyacı, şekli, arama ihtiyacı, halleri, savunma mekanizması beni büyülüyor. Bir duygudan yola çıkıyorsunuz, hikaye sonradan örülüyor. Baştan bilemiyorsunuz nereye varacağını, bilsek tuhaf olurdu. Filmin hazırlık sürece iki yıl sürdü.

Filmde güven duygusunu sürekli sorgular haldeyiz. Evli karı kocayla başlayan sorgulama diğer kişilere de sıçrıyor. Güveni bu kadar sorgular halde olmak nasıl bir altyapıdan çıktı diye sorsam?

Filmin merkezinde güven kavramı var. Onun için kendini halka halka güvenin etrafında örüyor ve bütün katmanlarıyla anlatmaya çalışıyor. Dramaturjik nedenlerle sorguluyoruz yani. Aslında hayatlarımız da böyle örülüyor. Hepimizin ‘Neden hep bunu yaşıyorum’ dediğimiz şeyler var ya, işte onlar merkezdeki kodlarımız ve farklı yansımalarını hep aynı çemberin içinde dönerek yaşıyoruz.

Filmde çiftin sorunsuz gibi görünen ilişkisi Ferit’in dönmesiyle bir çıkmaza giriyor ama Meryem’le Ferit arasında yaşanan şeyin altyapısı da güvensiz. Burada yapılmak istenen şey bireyin yalnızlığına vurgu mu, yoksa güvensizliğin insanları sürüklediği sonuçlar mı?

Güven belki de sandığımız şey değildir diyor.

Erkeğin bir kadın üzerinde güç gösterme şekillerinden biri de cinsellik. Ve bunu filmde de görüyoruz. Adam bir şekilde sahip çıktığı kadını cinsel obje olarak görüyor, aslında daha naif bir sahiplenme değil midir aslolan?

Naif gibi duruyor ama hiç bir sahiplenme sadece naif değildir. İşin içinde bir sahip’lik var çünkü. Tabi ki her ilişki çok yönlü ve derinliklidir ve herkesin naif ve tahakkümlü yanı vardır. Aslolan bu bütünlüğün kabulüdür. Kabulsüzlük, bir şekilde -cinsel, fiziksel veya duygusal – muhakkak şiddete dönüşür, bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Film bir nevi Selvi Boylum Al Yazmalım gibi başlıyor. Emek ve aşk çarpışması yaşanıyor ama bir Yeşilçam filmi gibi bitmiyor. Herkes yoluna gidemiyor, mutlu sonlar sinemamızı terk edeli çok oldu galiba? (illa mutlu son beklemiyorum elbette ama sormak da istedim)

Bence bize mutluluğu da yanlış öğrettiler JÇok ideolojik bir şey mutluluk çünkü hep sahip olmakla ilişkilendiriliyor. Şu eve, şu marka arabaya, şöyle bir kadına veya adama, şu tür bir işe, şu statüye…  Formülü hep karşı sahilde nedense! Bir de fazlasıyla idealize –ki bir maraton gibi oraya doğru koşalım-  Elbette buna bir itirazımızın olması normal. Çünkü dünya artık idealize edilen ideolojilerin konuştuğu bir yer değil. En azından bildiğimiz ideolojilerin. Yeni doğuyor, biz de doğum sancısıyız diye düşünüyorum.

Filmdeki Meryem karakteri tuttuğunu koparan biri çaresiz de değil. Olayların akışına yön verebiliyor ve kendisi için en doğru sonuca odaklanıyor. Meryem karakterinin özellikle mi böyle olmasını istediniz. Sonuçta iki erkek var hayatının içinde. 

Özellikle çekiştirmedim Meryem’i bir yerlere. Kendi kendini var etti, ben de onu takip ettim. Var olan ataerkil bir kültür var, kadını mal, meta, korunacak, sakınılacak, saklanacak bir şey olarak konumlandıran bir sistem var. Kadın bütün bunların içinde öncelikle hayatta kalmaya çalışıyor. Meryem de öyle yapıyor. Kendi gerçekliğinin içinde, ebilitesini kullanarak kendine bir alan yaratmaya çalışıyor.

Kadın yönetmenler kendilerine kadın yönetmenler denmesini istemiyor yani ayrıştırılmak istemiyor ama sonrasında kadın yönetmen kimliğine sık sık başvurabiliyorlar dertlerini anlatmak için… Bu biraz çelişkili bir durum gibi yansıyor, sizin düşüncenizi merak ettim bu konuda?( Birçok kişinin de sorusu bu)

Ayrıştırılmanın nasıl bir şey olduğunu ancak ayrıştırıldığın yerden anlatabilirsin. Bunda çelişkili bir durum yok. Kadınlık bir varlık hali, yönetmenlik ürettiğimiz alan. Ürettiğimiz şeye varlık halimizi katarız doğal olarak. Bu da bakış açısı demektir. Kadın yönetmen sayısı o kadar az ki, farklı bir bakış açısı gördüklerinde insanlar bunu nereye koyacağını bilemiyor. Hatta rahatsız oluyor, çünkü ezberi bozuluyor. Sırf bu rahatsızlık nedeniyle yaratılan bir dil var. İşte bundan rahatsızım. Bu da biz anlata anlata değişecek, kadın yönetmen sayısı arttıkça değişecek. Bir kadın sinema kolektifimiz var, WMC (Kameralı Kadınlar) kadınların sektör içindeki üretimini arttırmaya çalışıyoruz. Bu sene Mayıs ayında ilk senaryo laboratuarı yapacağız. Uluslararası bir fon kurmaya çalışıyoruz. Yoksa kadınlık halimden memnunum, kadın yönetmen olmaktan da rahatsız değilim.

Taşra hikayeleri her zaman daha mı komplikedir, bu durumda şehir insanları daha düz, sorunsuz ve konusuz mu oluyor? Bunu çok fazla taşra filmi çekilmesine ilişkin bir gözlem olarak size de sormak istedim.

Bütün hikayeler komplikedir bence. Kötü anlatılırsa yüzeyselleşir sadece. Hepimiz taşralıyız, köklerimiz taşrada. Onun için çok fazla taşra filmi çekiliyor. Şehirde çekilse de taşralı kodlar üzerine konular hep: Şehir bir değirmendir ve herkesi öğütür, değiştirir, deforme eder teması var. Tutunmak var, köşeyi dönmek var, ait olmak-olamamak var. Ayrıca taşra olmayan kaç tane şehrimiz var ki. Şehir üzerine yapılmış çok az film hatırlıyorum. Ah Güzel İstanbul, Sır Çocukları, Tabutta Rövaşata. Çok zorlasak 10’u geçmez.

Filmin çekim mekanı da önemli, gayet iyi oturmuş filme. Zonguldak nasıl bir tercih oldu?

Herkes Zonguldaklı mısın diye soruyor. Hayır değilim. Yapımcım Serkan ile birlikte filmin atmosferine uygun yer bulmak için mekan gezisine çıktık, birkaç şehir gezdik, Zonguldak çok uygundu filme, sisli puslu atmosferiyle. Bütün gecekonduların bile deniz gördüğü, asla deniz kenarı duygusu olmayan bir şehir.

Filmin diliyle ilgili eleştiriler oldu sanırım, aslında gerçek hayattan bir kesiti filme taşıyorsunuz ve insanlar bunu filmde görünce rahatsız oluyor. Belki gerçek hayatta o kadar rahatsız olmayacağı bir şey. Bunu nasıl yorumluyorsunuz, sanat daha edepli bir şey mi olmalı?

Yukarıda bahsettiğim bakış açısının farklılığından rahatsız olanlar vardır elbette. Ne! Kadının arzuları mı var? Nasıl olur? Hele ki bir anne! Ha, varsa da arzuları, bize onları mazur gösterecek sebepler vermelisin. Ne!Türk erkeği böyle mi yapar? Türk erkeği çok …‘dır Zayıflıklarını anlatacaksan bile bir ağıt yakar gibi anlatmalısın. Ne kadının arzularına ‘genel algının’ arzu ettiği mazeretler var filmde, ne erkekliğe ağıt . Erkeklik, kadınlık olgusunu da, güven kavramına biçtiğimiz anlamı da nötr bir yerden anlatıyor. Belli bir mesafeden, haddini aşmayarak, edebini bilerek. (Edep eski dilde huy, karakter demektir) Edebini bilmek, kendini bilmektir, bastırmak değil. Yönetmen olarak filmin çok edepli bir yerde durduğunu düşünüyorum. Çünkü yoksa çok kolay seyirciyi manipüle etmek.

Filmde oyuncularla aranız nasıldı, oyuncu yönetimi konusunda nasıl bir yol izlediniz?

İlk olarak okuma provalarında senaryoyu okutmadım oyunculara. Karakterlerin geçmiş hikayelerine dair bambaşka sahneler yazdım ve onlar üzerine çalıştık. Çünkü filmde geçmişe dair dinamikler çok önemliydi. Ve çok verimli oldu karakterlerin içine girmeleri için. Hem de oyuncuların sete cepte hazır şeylerle gelmesine de engel oldu. Oyuncularla ilişkim ise filmin atmosferinin izin verdiği kadardı. Yani, güven arayışındaki karakterler güvensiz bir yerdedir aslında. Çünkü bir şeye sahipsen onu aramaya ihtiyaç duymazsın. Ben de oyunculardan almak istediğim komplike duygular için güvensizlik atmosferini biraz hissettirdim. İyi ya da kötü oldu diye onaylamamaya özen gösterdim. (oyuncular iyi ya da kötü onaylanmaya çok alışıktır) Bu da bana bilmedikleri yerden malzemeler vermelerini sağladı.

İlk uzun metraj sinema filminiz. Sizin içinize sinen bir film mi oldu Güven? İzledikçe şöyle yapmasaydım, yapsaydım dediğiniz yönleri çıkıyor mu?

Evet güven içime sinen bir film oldu. İçine girdiğiniz bir evreni, hissettiğiniz bir atmosferi, işleyen bir hikayesi var. Anlatmak istediği şeyi anlatıyor. Tabi ki izledikçe, keşke şöyle yapsaydım dediğim yerler var doğal olarak. Olmasa bir şeyler eksik olurdu. Bakmayın siz yönetmenlerin kasılan egolarına. Dünyanın en iyi yönetmenlerinin günceleri, keşke şöyle yapsaydım’larla dolu.

Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz… Yeni film programınız hazır mı? 

Bundan sonra bambaşka bir türde bir film yapacağım. İki ayrı türde, iki ayrı hikayem var. Hangisi önce olacağını bilmiyorum tabi. Hangisi yapım olanağını önce bulursa o.

 

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.