Bahara Yolculuk filminde duygu dolu bir anneyi canlandıran Aslıhan Güler, dizilerdeki rollerim dolayısıyla at da binerim kılıç ta kuşanırım dedi…

Türk sinemasının en baskın isimleri her zaman aktiristler olmuştur. Yeşilçam’da dört yapraklı yonca diye anılan Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın ve Fatma Girik’ten beridir birçok güzel kadın oyuncu sinemamıza emek verdi. Günümüzün çok şey beklenen aktiristlerinden biri de Aslıhan Güner. Yakın bir vakitte vizyona girecek olan Bahara Yolculuk filminde hasta bir anneyi canlandıran güzel isim hem filmi hem de kariyerindeki hedeflerini anlattı.

Filmin senaryosu size geldiğinde bu filmde olmalıyım dedirten şey ne oldu?

Filmin senaryosundan önce bu filmde varım dedirten ilk unsur yönetmenim Hamdi Alkan’dı… Kendisi beni bizzat aradı ve bir film yapacağız Kırgızistan’da, var mısın dedi, bende siz varsanız varım hocam dedim. Öyle güvenir, öyle severim çünkü Hamdi hocamı. Bundan 8 yıl önce de çalışmıştık ben daha küçüktüm, o zamanlar bir yanda okul bir yanda oyunculuk… Sonrasında kısmet olmamıştı bir kaç kez bir araya gelmiştik fakat çalışmamıştık. Bu kez bir film söz konusu olduğunda Hamdi Alkan’dan da teklif geliyorsa hayır deme gibi bir seçeneğim yoktu. Elbette ki casta uygun olduğum için, bana güvendiği için filmdeki “Sevgi” karakterini benim oynamamı ister diye düşündüm -ki öyle de oldu- senaryoyu okuduğumda yanılmadığımı anladım evet dedim. Tüm kalbimle canlandıracağım bir karakter olacak ‘Sevgi’…

Rolünüzle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Sevgi çok fedakar. Her şeyden önce 2 evladı olan bir anne ve eşine sorgusuz sualsiz bağlı bir eş. Öyle ki filmde daha sonra hastalığının olduğunu öğrendiğinde dahi birçok şeyi göze alıp gizliyor durumunu. Her şeye göğüs gerebilecek kadar güçlü bir kadın.. Ben genelde yer aldığım her projede bir öncekinden farklı başka bir karakteri canlandırmak istiyor ve seçimlerimi ona göre yapıyorum. ‘Sevgi’ benim için farklı bir karakterdi o yüzden severek ve memnuniyetle oynadım rolümü.

Bazı rollere hazırlanmak gerekir. Ama bir anneyi oynamak fazla da gözlem gerektiren bir şey değildir. Bu handikabı nasıl aştınız? Bir anneyi oynamak korkutucu mu?

Muhakkak… Ben ne olursa olsun her rolüm için ufak da olsa hazırlanırım ama en çok da kendi içimde karaktere en yakın halimi bulur onu işlerim. Burada da öyle oldu anaç ruhum fedakar tarafım ‘Sevgi’ye can verdi. Onun dışında anne oynamak tabii ki zor olmadı hissettikten sonra bakışlarım, vücut formum, duruşum bile değişti. Sevgi karakterini izlediğinizde dediğimi anlayacaksınız…

Sizi daha önce sinemada daha çok komedi filmlerinde gördük ama “Bahara Yolculuk” sanıyorum bir dram. Bu nasıl bir tecrübe oldu?

Evet kısa bir süre önce Karadeniz’de Sümela ve Moskova’nın Şifresi Temel filmlerinde yer aldım. Şahane bir iş ve ekiple çok eğlenerek çok güzel işler çıkardık önümüzdeki yaz da inşallah üçüncüsünün çekimlerine başlayacağız. Ben aslında daha çok dramalarda yer aldım diyebilirim. Geçmişte yaptığım işlere dönüp baktığımda yüzde 80’i dram. Komediyi kesinlikle çok seviyorum fakat ben drama oyuncusuyum diyebilirim. O ağır duyguları tüm damarlarımda hissederek oynamak vücudumun her yanına inanılmaz bir adrenalin salgılıyor. Kendimi zorladığımı hissediyorum artı olarak sonuç oynadığım sahne başarılı olduğunda onun verdiği mutluluğun benim için benzeri olmuyor. “Bahara Yolculuk” filmi de dram ağırlıklı fakat her şeyden önce tamamen bir gerçek. Gerçek bir hikaye… Hikayenin gerçek olması zaten çok etkileyici. O yüzden seyircinin de çok daha fazla etkileneceğini düşünüyorum.. Ayrıca filmde öyle görseller olacak ki tahmin ediyorum tüm sinemaseverler hayranlıkla izleyecek o görüntüleri.

Aslında anne ve ölümcül bir hastalık olabildiği kadar klişe de olabilir. Bu hataya düşmemek için nasıl bir yol seçtiniz?

Hiç abartmadık bu durumu o yüzden öyle naif ve gerçek oldu ki… Öyle seyircinin gözüne sokarak ah hastayım ölüyorum ölmek üzereyim hissiyatını vermedik. Biz bir hikaye anlattık ve onun içinde insana dair ne varsa hayatın içinde neye ne kadar yer veriliyorsa biz de o kadarına yer verdik evet hasta ama o kadar…

Kırgızistan’da çekimleriniz oldu. Çok da alışıldık bir coğrafya değil. İzlenimleriniz neler?

Sinemasal anlamda muazzam görsele ve coğrafyaya sahip bir yer Kırgızistan… En bakir yerlere ilk kez bizler kameralarla girdik diyebilirim rahatlıkla. Seyirciye de bu büyük bir artı olacak kesinlikle. Göremeyecekleri birçok yeri muhteşem şekilde bizim filmimizle birlikte görme fırsatını bulacaklar… Ben her yeni mekanda şaşkınlık ve hayranlıkla çalıştım…

Filmde hikayesi anlatan insanlarla bir karşılaşmanız oldu mu? Böyle bir hazırlık aşaması geçirdiniz mi?

Malesef olmadı. Fakat hikayenin gerçeğinide birçok kez yapımcımız Haluk Bey’den dinledim. Hikayenin gerçek olduğunu bilmek bile bana yetti zaten…

Hamdi Alkan yılların komedyeni ve yönetmeni. Onunla çalışmak nasıl bir tecrübeydi?

O inanılmaz bir insan.. Simdi ne desem hakikaten kelimelerle anlatamam ama kendisine de söyledim herkese de söylerim ki Hamdi Alkan bu filmde benim için her şeydi. Setteki A’dan Z’ye ne varsa 1 olanı 1000 yaptı kendisi. İnanılmaz pozitif, hümanist, herkesi düşünen, ekibine oyuncusuna sahip çıkan, insana insan olduğu için değer veren, her şeyi güzelliklerle görebilen biri o.. Yanında negatif olmanız mümkün değil.. Onun dışında oyuncu kimliği olan bir yönetmenin oyunculara olan katkısını tahmin edebilirsiniz sanıyorum. Çalışmaktan sonsuz mutluluk duyduğum çok sevdiğim çok saydığım hocamdır Hamdi Alkan, tekrar tekrar teşekkür ediyorum kendisine tüm kalbimle…

Dizi ve sinemayı birlikte götürüyorsunuz. Bu kariyerinizde nasıl devam edecek. Son dönemde size gelen projelerin kalitesiyle ilgili ne söylersiniz?

Benim genelde hep sinema ve dizi projelerim muhakkak çakışıyor. Çalışma tempom inanılmaz bir hale dönüşse de genç yaşımda ne kadar çok sinema projesinde yer alırsam benim için o kadar iyi diye düşünüyorum. Son dönemde gelen tekliflerle ilgili sunu söyleyebilirim yaklaşık 8 ay boyunca birçok yeni dizi ve sinema senaryoları okudum ama hepsine hayır dedim. Beni heyecanlandıran projeler olmadı, ben de beklemeyi tercih ettim o yüzden. Kalite anlamında belli yapım firmaları hariç çitanın gittikçe düştüğünü görüyorum ki bu kaçınılmaz. Konu eksikliği ve senarist yetersizliğimiz malesef ortada bu alanda özellikle gençlere kapılar açılmalı ve üstadlar tarafından gerekirse yetiştirilmeli, şans verilmeli diye düşünüyorum. Çünkü sürekli birbirini tekrarlayan projelerden artık insanlar sıkıldı. Sıcak samimi Türk örf adetlerine uygun bizden hikayeleri seviyorum ben mesela. İstiyorum ki bizden bizi biz yapan değerlerin içinde olduğu güzel orjinal hikayeler senaryolar üretilsin… İnşallah zamanla daha da güçlenecek sektör, inanıyorum ve diliyorum ki bu kaliteyle birlikte olsun…

Türk sinemasının 100. Yılı bu konu hakkındaki düşünceleriniz neler? Sizi sinema tarihimizde en etkileyen Türk filmi, aktiristi ve aktörü kimlerdi?

Nice basarili yıllara diyeyim öncelikle. Beni oyunculuğa aşık eden kendimi bildim bileli bu yola baş koymama sebep olan Türk sinemasına olan sevgimi herkes bilir. Türk filmi aşığıyımdır ben bin kere izlesem ayni heyecanı yasar ayni gözyaşını döker ayni kahkahayı atarım… Hatta bazen keşke bende 70’lerde 80’lerde oyuncu olabilseydim derim… Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Gülşen Bubikoğlu, Adile Naşit, Tarık Akan, Kadir İnanır, Kartal Tibet, Ediz Hun, Hulusi Kentmen, Kemal Sunal… Ayırabilir miyim? İnanın hepsi… Hepsini çok ama çok seviyorum… Hepsinin her filmi benim için baş tacıdır… Kesinlikle ayıramam…

1980’ler ile 1990’ların ikinci yarısını kadar Türk sinemasında feminizmin etkileri gözükür. Müjde Ar, Nur Sürer gibi bu durumun faturasını ödemiş isimlerimiz var. 2000 sonrası sinemamızda bu anlamda bir geriye adım atıldığını düşünüyor musunuz? Yorumlar mısınız?

Sinema birebir insan ve toplum yansıması olduğundan toplumda ne öne çıkıyorsa o sinemada muhakkak yer alıyor. Ben o dönemleri tabii ki hatırlamıyorum fakat az çok bildiğim kadarıyla toplumda kadın haklarıyla ilgili ve kadınlarla ilgili her zaman büyük bir kanayan yara vardı ve hala da var. Bu durum zaman zaman şiddetle gündeme gelirken malesef bazen unutuluyor. O dönemlerde de kadınların erken yasta evlendirilmeleri, üzerlerine kuma getirilmesi, taciz, tecavüz aile içi şiddet vs gibi konular islenip toplumda farkındalık yaratılmak istendi ve sinemada yorumlandı. Günümüzde de yapılıyor benzer örnekleri var tabiî ki. Fakat daha çok ataerkil yapısı olan projeler on planda ve çoğunlukta oluyor. Yine de yer yer kadın ağırlıklı işleri de görüyoruz…

Daha yeni dizi setinde bir emekçi hayatını kaybetti. Dizi sektöründe iyileşme gerektiğine inanıyor musunuz? Bunun için bir eylem planınız veya düşünceniz var mı?

Dizilerde şartlar ağır değil dersem yalan olur evet çok uzun saatler çok az dinlenmelerle çalışılıyor sonuç olarak da malesef bir çok kotu olay görüyor duyuyor ve yaşıyoruz.. Bu durumları ve şartları iyileştirmek için aslında yapılması gerekenler belli, her zaman da konuşuluyor biliyorsunuz fakat bir adim atılmıyor… Eylemle veya sokağa dökülmekle de çözülmez bu is ancak gerekli mercilerle düzenli toplantı ve görüşmeler sonucu konuşup anlaşılarak sonuca varılabileceği kanaatindeyim..

Bundan sonraki sinema projeniz nedir?

Bundan sonraki sinema projem Temel filmimizin 3.sü olacak inşallah ama onun dışında gelen teklifleri ve senaryoları da değerlendiriyorum. Tabii ki su an okuduğum bir senaryoyu beğendim mesela tek sıkıntım zaman, eğer uygun şartlar ayarlanırsa yer alabileceğim bir proje…

Kızıl Elma dizisinde yer alıyorsunuz. Aksiyon dizisinde çalışmak nasıl bir tecrübe?

Daha öncede TRT’de Osmanlı Kıyam dizisinde yer almış at üstünde kılıç sallayan ok atan bir Osmanlı kadınını canlandırmıştım. Onun dışında silah tutmayı, dövüşü ve aksiyonu biliyorum, tecrübeliyim diyebilirim. O yüzden benim için zor olmuyor…

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.