Mavi Bisiklet filminin de yönetmeni olan Ümit Köreken’le yeni filmi Bir Umut’la ilgili konuştuk. Yaşadığımız sürece dair fikirlerini de bizimle paylaşan Köreken; hayata dair düşündüğü, sorguladığı, kafa yorduğu meseleleri filme aktardığını belirtiyor…

 Filmin hikayesinin çıkış noktası gerçek bir olaya mı dayanıyor yoksa tamamen kurmaca mı?

Hikayelerimin yaşanmış olaylardan süzülüp gelmesini önemsiyorum. Tabi ki bunların içinde okuduklarım, izlediklerim, dinlediklerim, gözlemlediklerim, kendi yaşamımdan damıtılmış pek çok şey de var. Bir film yapmak hayatın bir kesitine tanıklık etmek benim için. Dolayısıyla kurmaca yanları da var gerçek yanları da…

Filmin hazırlık ve çekim aşaması pandemi dönemine denk geldi. Bu süreçte oyuncularla rolleri üzerine nasıl çalıştınız ve çekimler nasıl gerçekleşti?

Benim için hazırlık yapmak ve ekibimi kurarken onları tanımak, onlarla bir araya gelmek, bu konuda birbirimizle doğru bir iletişim kurup kuramadığımıza bakmak ve sonrasında sete geçmek çok önemli. Bu bağlamda çekimlere başlamadan önce ilişki geliştirmeyi çok önemsiyorum. Bu herkesin iş dinamiğine göre değişiyor. Pandemi dönemi bu anlamda online olarak da olsa setin ön hazırlık sürecine geçmeden önce önemli bir olanak tanıdı. Bu pandemi sürecinde önümüzdeki süreç her ne kadar belirsiz olsa da online görüşmeler ciddi bir motivasyon oluşturdu. Benim de sete çıkıp çıkamayacağımız ve sürecin nasıl gelişeceği ile ilgili bir fikrim yoktu. Yine de ekibimle çok önceden online olarak toplantılar yapmaya başlayarak hem kendimi hem de ekibimi hazır hale getirmeye çalıştım. Böylece ekibimin üzerinde pandeminin oluşturacağı baskıyı en aza indirmek daha öne çıkmıştı. Dolayısıyla oyuncularla da çok önceden bu buluşmaları online üzerinden yapmaya başladım. Senaryo ve karakter üzerine okumalar, izlemeler ve uzun konuşmalar yaptık. Tabi bunun yanında yaşamla ilgili tecrübelerimizi de paylaştık. Ön yapımın ikinci haftasından itibaren oyuncularım da Bursa’ya geldiler ve online toplantılarda teorik olarak yaptığımız çalışmaları ön yapımda pratik olarak yapmaya devam ettik. Hazırlanıp sete çıkamama ihtimalimiz de vardı. Aldığımız yoğun önlemlerle çekimleri sağlıklı bir şekilde tamamladık.

Çekimler için Bursa’yı seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Senaryoyu yazarken Bursa filmin atmosferine uygun alternatifler arasındaydı. Yaptığım gezilerde gördüğüm her şey yavaş yavaş hikayelerime sızar ve bir süre sonra o mekân beni çağırmaya başlar. Bursa’ya yaptığım keşif gezilerinde de bunun çok isabetli olduğunu tespit ettim. Senaryodaki pek çok mekânı Bursa’da rahatlıkla bulabildik. Bursa doğal bir plato gibi. Hem tarihi hem doğasıyla pek çok imkana ulaşmak mümkün. Yerel desteklerin kültür sanata destek vermesi konusunda da Bursa önemli bir şehir. Umarım ilerleyen zamanlarda tüm bu yerel destekleri birleştiren bir çatı oluşur ve her şehrin kendisine ait bir film fonu olur.

Filminiz geçtiğimiz yıllarda Boğaziçi Film Festivali’nin endüstri bölümü Bosphorus Film Lab’da TRT’nin ortak yapım ödülünü almıştı. Bu yıl da Boğaziçi Film Festivali’nde First Cut Lab’a seçilen iki projeden biri oldu. Filmin bu tür platformlarda yer alması ve ödüller kazanması hakkında neler söylemek istersiniz?

Bosphorus Lab gibi platformlarda senaryo aşamasından itibaren endüstri profesyonelleri ile bir araya gelmek ve onların geri bildirimlerini almak; hikâyenin katmanlarının oluşması ve ulusaldan uluslararasına ulaşmasında önemli bir katkı sağlıyor. Böyle platformlar kökü, gövdesi ve meyvesi olan bir bütünlükte filmi ortaya çıkarmama destek veriyor. Fisrt Cut Lab’da ise filmin ilk kurgusunu çok deneyimli uluslararası sinema profesyonelleri ile konuşmak, nasıl algılandığı konusunda geri bildirim almak ve filmimizin festival, dağıtım ve pazarlama stratejisini oluşturmak adına çok önemli bir başlangıç oldu. Bosphorus Film Lab’ın First Cut Lab ile iş birliği yapması ve bizi uluslararası sektör profesyonelleri ile buluşturması çok değerli bir girişim. Orada olmaktan ve filmimizin potansiyeli ve ilk kurgusu hakkında fikir almaktan çok mutluyum.

İlk filminizde küçük bir çocuğun hikayesine tanıklık etmiştik. Bu filmde de yetişkinlerin dünyasını izleyeceğiz. İki film arasındaki bu değişim ikinci filmde hangi kolaylık ve zorlukları doğurdu?

Çocuklar benim için birer bireydirler. Dolayısıyla karakterlerime çocuk hakkında ya da yetişkin hakkında bir hikâye olarak değil bir karakterin hikayesi olarak bakıyorum. Diğer yandan çocuk oyuncu ile çalışmak ile profesyonel oyuncu ile çalışmak arasında ciddi farklılıklar var. Biri diğerinden daha kolay ya da zor diyemem. Ama profesyonel oyuncuların mesleki durumlarından dolayı onlarla ön çalışma koşullarını oluşturmak bağımsız film yapımcıları için bütçesel zorluklar oluşturuyor. İsterim ki zihnimdeki karakteri oyuncumla daha uzun süre çalışabileyim ve karakteri kılcal damarlarına kadar paylaşıp karşılıklı birbirimizi anlamamızı sağlayabileyim. Diğer yandan çocukların her zaman meraklı ve sizin sunduklarınıza açık bir yanları var. Dürüst ve şeffaf bir ilişki kurarsanız kalplerini rahatlıkla size açabiliyorlar ve aklınızdan geçeni çabucak kavrıyorlar. Çocuklarla çalışabilmek için onlara uygun bir program hazırlamak ve aileyle iletişim içinde bir süreç yönetimi yapmanız gerekir. Çocuklarla ve yetişkinlerle çalışmak arasında farklı bir iletişim, paylaşım ve hazırlık süreci söz konusu. Her ikisi ile çalışmak da benim için çok önemli deneyimler.

Filminizi yazmaya nasıl karar verdiniz?

Uzun yıllardır aile ilişkileri üzerine düşünüyorum ve bu konuda çalışmalar yapıyorum. 2010 yılında hikayenin ilk taslağı oluşmuştu ve 2015 yılında Bir Umut adında bir uzun öykü yazmıştım. Bu öyküm süreç içinde demlenerek yavaş yavaş bir senaryoya dönüştü.

İlk filminizle birçok önemli ödül almıştınız. Bu filminizden beklentiniz neler? Ödül sizin için ne ifade ediyor?

Bana göre ödül almak için bir film yapılmaz. Hayata dair düşündüğüm, sorguladığım, mesele edindiğim, kafa yorduğum konular var. Bazen kafa yorduğun mesele bir filme dönüşür, izleyicide bir karşılık bulur, jüri için de bir şeyler ifade eder ve film ödül alabilir. Bazen de bir mesele üzerine film yaparsın bunun izleyicide ve jüride karşılık bulması o an için mümkün olmayabilir. Bu durum ödül aldı ya da almadı diye bir filmin değerini belirlemez. Elbette ki ödül filmin görünür olmasına ve dikkat çekmesine katkı sağlayan bir araç. Bir insan olarak emeğinizin karşılığında taktir edilmek güzel de bir duygu ama bütün bunların yanında ödül alma motivasyonuyla değil meselelerimi insanlara en iyi şekilde anlatabilme motivasyonuyla filmlerimi yapıyorum.

Sizin için “umut” neyi ifade ediyor?

Şartlar her ne olursa olsun hayata tutunmaya çalışmak benim için umut.

Oyuncularınız senaryoya tamamen bağlı mı kaldı yoksa onlara biraz olsun esneklik payı bıraktınız mı?

Senaryo benim için bir kılavuz niteliğinde. Bu kılavuzun içerisinde mutlaka ilerlemem ve göstermem gereken noktalar olduğu gibi esnek alanlar da var. Bu ikisi arasında bir denge oluşturarak, belli ölçülerde oyuncularıma esneklik tanımayı seviyorum.

Film festival yolculuğu için bir planlamanız var mı?

Planlı çalışmak benim için çok önemli. Dolayısıyla festival stratejisini de planlayarak ilerlemeyi önemsiyorum. Bunun üzerine çalışmalarımız devam ediyor.

Şu an üzerinden çalıştığınız başka proje veya projeler varsa onun hakkında da bilgi alabilir miyiz?

Üzerinde çalıştığım birçok proje var. Projelerimi şimdi bunu yapacağım diyerek yazmıyorum. Uzun yıllardır tiyatro oyunları ve öyküler yazan biriyim. Öykülerimin her biri üzerinde yıllardır çalışıyorum. Bir filmi bitirdiğimde o dönemki hislerim, hayata bakışım, dönemin ruhu beni kendiliğinden öykülerimden birine çağırıyor. Üçüncü uzun metrajlı filmimin ilk çalışmalarına 2015 yılında başladım. O zamandan bu yana üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Buna paralel olarak dijital mecraya yapmak istediğim bir kadın hikayesi üzerinde çalışıyorum.

Banu Bozdemir
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.