Gazeteci/Aktivist/Belgeselci… ve Sinema

0
615

Katıldığım bir uluslararası toplantının konusu belgesel festivalleri, ortak yapım fırsatları idi. Toplantının başında herkes alışageldiği üzere kendini tanıttı. Katılımcıların bazıları kendilerini “gazeteci belgeselci, aktivist belgeselci” diye tanıttı. Belgeselci, belgesel yönetmeni ve yapımcısı diye tanıtanlar da vardı elbette. Hatta festival yönetmenleri arasında festivallerini “aktivist belgesellere ağırlık veren”  diye tanımlayanlar da vardı. Buradan hareketle bu yazımda bu kavramlar ve tanımlamalar üzerine birlikte kafa yormak için dört isme düşüncelerini sordum:

“Belgesel sinemacı”, “gazeteci belgeselci” ve ” aktivist belgeselci” kavramları ne ifade ediyor? Bir yapım ne zaman gazeteci belgeseli  (buna haber- araştırma  belgeseli de diyebiliriz) oluyor? Ne zaman aktivist duruşla yapılmış bir belgesel oluyor.? Ne zaman belgesel sinema oluyor? Bu yapan kişinin duruş, bakış, refleks ve sinema bilgisi  ve de amacı ile doğru orantılı mı? Ne zaman amaç ne zaman araç belgesel sinema? Bu yapımlar arasındaki farklar ne?

Emel ÇELEBİ / Belgesel Sinemacı

Belgesel çok açık bir kavram. Kesin bir sınıflama yapmak, kategorilere ayırmak zor. Ayırsak da bu kategoriler arasında geçişler oluyor. Sinema olabilmesi için öncelikle elimizdeki konuyu görüntülerle nasıl anlatırım diye oturup düşünmek, bunu önce kafamızın içinde kurgulamak ve sonra yazmak gerek. Belgesel sinemada da bu böyle. Yani belgesel film çekmeden önce onu hayal etmek gerekiyor!! Tabi çekimler başlayınca, bu kurmacadaki gibi birebir olmuyor elbet.

Bir öyküyü ta başından sonuna kadar anlatabilmemiz için bazen uzun yıllara varan takip gerekebilir. Örneğin, en son belgeselim ”Külkedisi Değiliz!” emekçi kadınların sendika kurma serüvenini anlatıyordu.. 3 yıl sürdü çekimler.

Aktivist ve gazeteci belgeselci sanırım bir olayı duyduğunuzda hemen kamerayı kapıp o anda yaşanan dışsal olayları belgeleme dürtüsü ile oluyor. Karakterlerin yalnızca dış etkilere bağlı koşulları belgeleniyor. Bir belge niteliği var: tarihe tanıklık etmek. Ana akım medyanın sunduklarından ayrılması ve toplumda neler yaşandığına dair farkındalık yaratması, geniş kitlelere ses duyurabilmesi açısından çok önemli! Bu nitelikler aynı zamanda belgeselin temel amaçlarından da biri! Farkındalık yaratmak, toplumda ötekileştirmeyi önlemek ve sesi duyulmayanların sesi olmak.

Kesin ayrım yapmak zor.. bu çekimler sadece bir başlangıç olabilir, bunları sonradan eğer ki isterseniz uzun soluklu bir belgesele dönüştürebilirsiniz. Ya da bir kısacık belgeselde bile bir karakterin dışsal yaşam koşullarıyla birlikte o andaki ruhsal durumunu da yansıtmayı seçebilirsiniz. Doğrusu şu aralar beni de en çok heyecanlandıran böyle belgeseller oluyor, yani olay örgüsü içindeki karakterlerinin ruhsal durumlarını ve diğer insanlarla iletişimlerini seyirciye verebilen belgeseller.

Ümit KIVANÇ

Belgesel Sinemacı-Yazar

Ortaya koyduğun sorunsal gerçek: “gazeteci belgeselci”, “aktivist belgeselci” ve “belgesel sinemacı” hakikaten ayrı şeyler. Bazen üçü birden tek kişide toplanabilse de. Bunlar ayrı hatlar. Fakat bir eserde de bazen hepsi birden bulunabilir. Önce bir defa, “sinema” özellikleri taşımayan bir görsel ürüne “film” diyecek miyiz? “Propaganda filmi’ne film diyoruz meselâ. Diyoruz da, doğru mu yapıyoruz? Öncelikli ayrımın bu noktada olduğunu düşünüyorum. Hareketli görüntülerin ardarda getirilmesiyle oluşmuş herhangi bir ürün film midir? Madde olarak şüphesiz öyledir de, mânâ olarak öyle midir? Sinema mıdır?

“Belgesel sinema”nın öncelikle sinema, ama kurmacadan farklı, gerçek aktarımını temel ve esas alan bir sinema kolu olduğuna inananlardanım. Bizim “belgesel” başlığı altında izlediğimiz ürünlerin dörtte üçünün sinemalığı tartışılır. Gerçek aktaracağım, ama bunu sanatkârane bir üslûpla, sunuşla bezeyerek yapacağım, insanlar ilgiyle, bazen heyecanlanarak, bazen özdeşleşerek, bazen düşünerek izleyecekler. “Film izler gibi” izleyecekler. Çünkü üslûp ve sunuluş, içerikten ayrılmaz olacak. O içerik başka türlü anlatılırsa bir şeyler eksik kalacak. Esas olan bana göre bu.

Gazetecilerin belgesel sınıfına sokulabilen işler yapması, yaygın bir durum. Bunların bazıları düpedüz “haber programı” sınırları içerisinde kalır, bazılarıysa basbayağı sinema sayılacak özellikler güzellikler barındırır. “Gazeteci belgeselci” diye birileriyle belgesel sinemacının kesiştiği yerler olabilir, ama genellikle ayrı dururlar. Çünkü gazetecinin önceliği, haber niteliği taşıyan şeyi derli toplu, olabildiğince kısa ve çabuk aktarmak. Sinemasallıktan vazgeçilmesi çok meşru, bu dalda. Kamuoyunun esas merak ettiği unsuru gazeteci hiç de sinemasal olmayan yollardan daha açık ortaya koyabiliyorsa bunu tercih edecektir.

Aktivistler daha farklı. Belgeselcinin işlediği konu kendisini aktivist yapmıyor, yaygın kabûle göre. Aktivist “kameralı adam”, daha çok, konu aldığı eylemin içinde bulunan bir kişi. Ve genellikle, eylem konusu olan sorunla birlikte eylemi ve eylemcileri de konu alıyor. Onun sinemacı olması gerekmiyor. Bize sinema tadında ve modunda izleyebileceğimiz, film yaşantısı tattıran filmler sunarsa ne âlâ. Ancak burada da, herhangi bir gerçeğin çarpıcı şekilde ve zamanında aktarılması için ilk feda edilebilecek şey, işin sanatsal yönü. Sanat da öyle her yere illâ sokulacak bir şey değil, doğrusunu istersen. Aktivist, doğa katliamını önlemek için dava açmaya yarayacak ayrıntıyı, filminin bütünlüğüne zarar vermeyi, akışı bozmayı göze alarak uzun uzun işleyecektir. Böyle olması gerekir.

Belgesel sinemacı için ise, ele aldığı konunun can acıtıcılığının, hayatîliğinin, korkunçluğunun, doğru dürüst sinema yapmamayı meşru kılması söz konusu değil. Maalesef. Dramatik yapı, akış, tempo, ritm, renkler, ses tasarımı, vs. her şeyi gözeterek yapmalı ve bize sunmalı filmini. Galiba üretilenler itibarıyla değil, ama çalışma tarzı bakımından aktivist de sayılabilirim.

Enis Rıza

Belgesel Yönetmeni/Öğretim Görevlisi/Yazar/Editör

 Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki Belgesel Sinema…sinemadır. Onu, sinemanın diğer alanlarından, hatta sanatın birçok alanından ayrıştıran temel mesele, gerçek öznelere, nesnelere, belgelere tutunarak kendini ifade etmesidir. Bu noktadan yola çıkarak bir etik tavırdan söz etmek gerek. Bu, çelişik gibi gözükse de nesnelliğin de reddidir. Çünkü nesnellik, yanıltıcı, örtücü, geçicidir. Gazeteciliğin kavramlarıyla çatışma ânı işte orada gizlidir. Bu parantezi kapatıp şunu eklemeli:

Bir sanat eserini  – özellikle bir sanat eseri olarak belgeseli –  üretim süreçleri ve zaman kavramıyla açıklıyoruz. Bu merak, araştırma, süreklilik, empati ve eşit uzaklık, bilinmeyene ulaşma-rastlantıları gözleme, önyargılarla ve kavramlarla hesaplaşma, içselleştirme, ritüel, tasarım gibi birbirinin içine geçen çatışmalı bir serüven olduğu kadar, gerçekliğin estetiğini kurma ve ritm, haz kaygılarını  içerir.

Ama önemli bir konu daha var üzerinde durulması gereken bu bağlamlarda… Bağımsız düşünme. Tarihsel yolculuğumuzdan el alarak… Belgesel sinemacı kendi sürdürülebilirliği için daha geniş bir alanda farklı tanımlı ürünler ortaya koyabilir. Eğitim filmleri, gezi filmleri, tanıtım filmleri, inançları doğrultusunda propaganda filmleri, deneysel filmler, haber filmleri… Elbette onun gerçekleştirdiği bu tür çalışmalarla kendi kimliği ve belgesel sinemanın ilkeleri arasında ince ve kırılgan bir çizginin olduğunu dile getirmeli tutum açısından.

Aktivizm meselesine gelince, her belgesel film, bir bakıma aktivisttir. Çünkü belgesel sinemacı kendisiyle hayat arasında kurduğu ilişkide, kendini ifade etmenin cümlelerini dizer. Konuları o çatışmanın belirleyiciliği ile ortaya çıkar. Ne ki genel anlamı içinde, aktivist filmler gerçekleştirmekle, hele belli toplumsal koşullarda, bu anlayışın uzantısı hatta sorumluluğu, dense yeridir. Salt ‘aktivist sinemacı’ olmakda bir seçimdir. Çok ayıramıyorum açıkçası… kardeş alan.Yeter ki sinematografi, uslup, ritim amaca ve hikayeye ihanet etmesin.

Kısaca ‘belgesel sinemacı’ olmak kendini diğer tanımlardan ayıran bir tercih ve yaşama biçimidir.

 Dr. Öğretim Üyesi Hakan AYTEKİN

Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV Bölüm Başkanı / Belgesel Yönetmeni

 Belgesel sinema ile uğraşan bir kişinin kendisini nasıl tanımladığı sorusunun sadece günümüz insanının mesleğini değil, çok kimlikli halini ifade etmeyle de ilgili olduğunu, farklı filmlerde farklı tanımlamalara gidildiğini/gidilebileceğini düşünüyorum. Belgesel çeken bir kişi genel tanıma uygun biçimde, kendisini öncelikle “belgesel sinemacı” olarak tanımlar. Ortaya çıkan filmin “sinema sanatı” ile kurduğu ilişki ise bu genel tanımı daha özel bir noktaya çekebilir. Kuşkusuz belgesel sinemanın doğası kendine özgü bir “sinema estetiği”ni ve kurmaca alanın gereklerinden farklı parametrelerle hareket etmeyi gerektirir. Sinema sanatıyla kurulan ilişki “tema seçimi”, “yapım koşulları”, “temayı ele alma”, “sinema dili” ve “filmi izleyicilere sunma biçimi” bağlamlarından hareketle ele alınabilir.

Kendi gerçekliği içinde varlığını sürdürürken kamuoyunca pek bilinmeyen temaları, karakterleri, olguları “ortaya çıkaran”, bunu belli bir merak ve macera duygusuyla işleyen belgeselciler “gazeteci” kimliğiyle nitelendirilebilir. Burada temel yaklaşım olguyu “bilinir kılmak”, başkalarından önce “göstermek”tir. Olgunun gerçekliğinden çok, “haber değeri” taşıması öne çıkar. Küçük bir ekiple, düşük bir bütçeyle çalışmak, televizyon gibi bir medyadan genel ve geniş bir kitleye ulaşmak hedeflenir.

Konu seçiminde farkındalık yaratmanın da ötesine geçerek bu konuya dikkat çekmeyi ve hedef kitleyi eyleme geçirmeyi hedefleyen belgeselcilerin ise “aktivist” kimlikleri öne çıkar. Genellikle temanın bir öznesi olan bu kişiler, çoğunlukla bütçesiz biçimde ya da bu temayla ilgili bir kurum ya da fondan yararlanarak, ajitatif bir söyleme sahip olan, özel toplantılarda gösterilen, web ya da sosyal medya ortamlarından yayınlanan içerikler üreterek hedef kitleyi eyleme “davet” eder.

Gazeteci ve aktivist kimliklerin tema öncelikli olduğu, daha güncel bir içerik ürettiği, sinema sanatıyla daha dolaylı/sınırlı bir ilişki kurduğu ve filmlerin yapılış anında daha popüler olduğu söylenebilir. En azından çoğu örnekte durum bunu göstermektedir.

“Belgesel sinemacı” tanımının özel anlamı ise filmlerde tema ya da karakterden çok sinema anlatısının öncelikli olmasıyla ortaya çıkar. Günümüzde pek çok belgesel film tema ve karakter önceliklidir ve sinema sanatı geri planda kalmaktadır. Filmde tema ya da karakterin sözü varken, filmin ya da “yönetmenin sözü” pek belirginleşememektedir. Oysa sinema sanatı uzun uğraş, yaratıcılık, fikri realize edecek kadar finansal kaynak ile doğru orantılıdır. Türkiye’de belgesel sinemacıların olanakları ve erişkinlikleri onları “sinema sanatçısı”ndan çok “belgeleyici”, “gazeteci”, “aktivist” kimliklere zorlamaktadır. Bu kimlikler kaynaklara ve izleyicilere ulaşmanın kolaylaştırıcı unsurları olarak cazip gelmektedir.

Önceki İçerikEvini plato yaptı, ev halkı da oyuncu!
Sonraki İçerikPera Film’den Yeni Online Program: “Seçilmiş Aileler: Tomer Heymann”
Semra Güzel Korver
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema mezunu. Aynı alanda, aynı üniversitede Doktora’ya devam ediyor. Profesyonel yaşamı 1992-99 yıları arasında VTR Araştırma Yapım-Yönetim Şirketinde geçer. 1999’dan günümüze TRT İstanbul Televizyonunda prodüktör ve belgesel yönetmeni olarak çalışmaktadır. 1992’den bu yana başta belgesel yapımlar olmak üzere pek çok haber, kültür, reklam ve tanıtım projesine Araştırmacı, Prodüktör, Yönetmen, Editör ve Danışman olarak imza atar. Dönüşüm, Fan-Atik, Şehir İnsanları, Alamnya Alamanya, Multikulti Haberler belgesellerinden bazılarıdır. PRİX Europa, Al Jazeera, Altın Portakal, Malatya, Oscar Türkiye Seçici Jürisi gibi bir birçok ulusal ve uluslararası film festivalinde jüri üyesi olur, ödüller alır. İ.Ü. Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Radyo-TV Yayıncılığı Bölümünde ders verir (2001-02). Avrupa Konseyinin “ayrımcılığa karşı sesini yükselt” kampanyasında uzman olarak yer alır (2010). Avrupa Konseyi, TRT ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından düzenlenen Avrupa Medya Buluşmasının koordinatörlüğünü yapar (2010). Güneydoğu Avrupa Yayın Birliği (SEE PMS), Ortak Yapımlar Grubunda editör olarak bulunur (2011-2013) Avrupa Yayın Birliği(EBU) Kültürlerarası ve Çeşitlilik Grubunda bir sezon başkanlık yapan Korver (2011-13) 8 yıl oyunca bu grupta prodüktör, yönetmen ve editör olarak çalışır. Bazı kitap ve dergilerde makaleleri, denemeleri ve röportajları yayınlanır. Bir sezon başkanlığını da yaptığı Belgesel Sinemacılar Birliğinin kurucu ve aktif üyelerindendir. Festivallerde ve üniversitelerde Belgesel Sinema Atölyeleri yapmaktadır. Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Neyyse (www.neyyse.com) adlı bloğunda ve Cinedergi'de belgeselci adlı köşesinde (www.cinedergi.com) yazmaktadır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.