Yönetmenliği ve senaristliği Seyfettin Tokmak’ın üstlendiği Tavşan İmparatorluğu filmi 6 Mart’ta sinema salonlarında yerini alacak. Cine Dergi’nin sorularını yanıtlayan Tokmak “Tavşan İmparatorluğu şimdiye kadar katıldığı festivallerden toplamda 16 ödül aldı. Ekip olarak verdiğimiz emeğin karşılığını almanın en güzel hediyesiydi ödüllerimiz. Özellikle 62. Antalya Altın Portakal Film Festival’inden 7 ödül birden almak gerçeküstü bir olaydı” dedi.

Başrollerinde Alpay Kaya, Sermet Yeşil, Kubilay Tunçer, Perla Palamutçuoğulları ve Emrullah Çakay’ın yer aldığı, filmin görüntü yönetmenliğini Claudia Becceril Bulos’un, sanat yönetmenliğini Tora Aghabayova’nın, kurgusunu ise Vladimir Gojun’un üstlendiği filmin müziklerinde usta müzisyen Erkan Oğur’un imzası bulunuyor.

  1. ANTALYA ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ’NDE 7 ÖDÜL ALARAK REKOR KIRDI

 Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle TRT’nin ortak yapımcılığında gerçekleştirilen ‘Tavşan İmparatorluğu 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde 7 ödül alarak rekor kırdı. Film ayrıca dünya prömiyerini gerçekleştirdiği 28. Tallinn Black Nights Film Festivali’nden ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Sinematografi’ ödüllerini, Taipei Film Festival’de Yönetmenler Birliği En İyi Film Ödülü, Ankara Film Festivali’nde İnci Demirkol En İyi Film, Onat Kutlar En İyi Senaryo ve FİLM-YÖN En İyi Yönetmen; Boğaziçi Film Festivali’nde ise En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmenliği ve FİYAB En İyi Yapımcı ödüllerinin sahibi oldu.

Katıldığı her festivalden ödüllerle dönen, sinemaseverlerin merakla beklediği  ‘Tavşan İmparatorluğu’ 6 Mart’ta vizyonda… Filmin senaristi ve yönetmeni olarak bugüne kadar geçen süreyi kısaca anlatır mısınız?

Tavşan imparatorluğu yaklaşık 7 yıllık bir çalışmanın hikayesi. Proje aşamasından itibaren birçok uluslararası film geliştirme bölümüne seçildi. Pandemiyle başlayan süreç filmin çekim sürecini çok zorladı, fakat 2022 yılı başıyla birlikte çekimlere başladık. Özellikle hayvanların, çocukların olduğu bütün filmler zordur. Tavşan İmparatorluğu filminin ana karakterleri olarak çok iyi bir iş çıkardılar. Örneğin tavşanları çıkarsanız film olmazdı. Her parça özenle hazırlandı. Festival sürecimiz Tallinn Black Nights film festivaliyle başladı, oradan aldığımız ödüllerle (En iyi Senaryo, En iyi Görüntü) birlikte yolculuğumuz devam etti. 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde 7 ödül birden almak gerçeküstü, ekip olarakta yaşadığımız en çarpıcı olaydı.

Tavşan İmparatorluğu’nun kısaca öyküsünden bahseder misiniz?

Tavşan İmparatorluğu, çocukluğun sistematik olarak kuşatılışını anlatan karanlık bir büyüme hikâyesidir. On iki yaşındaki Musa, babası Beko ile kasvetli ve baskıcı bir evde yaşamaktadır. Beko, geçimini köyde düzenlenen tazı yarışlarına tavşan temin ederek sağlar. MUSA İSE YARIŞLARIN ARDINDAN GERİYE KALANLARI TOPLAR. Ölüleri gömer, yaralıları ise terk edilmiş bir madende saklayıp iyileştirir. Bu maden, Musa’nın travmatik gerçeklikten kaçabildiği ve çocuk kalabildiği tek alan yeraltında kurduğu kırılgan bir “imparatorluktur”.  Ancak Beko’nun, engelli çocukların ailelerine devlet tarafından maaş bağlandığını öğrenmesiyle dengeler bozulur. Beko, Musa’yı engelli bir çocuk gibi davranmaya zorlar; sağlık kurulunu ikna etmesini, engelli çocuklara yönelik okula kaydolmasını ister. Musa için bu durum yalnızca bir rol yapmak değil, kimliğinin zorla yeniden inşa edilmesidir. ÇOCUKLUK ARTIK KORUNMASI GEREKEN BİR MASUMİYET DEĞİL, EKONOMİK BİR STRATEJİYE DÖNÜŞÜR. Musa, hem babasının tahakkümüne hem de sistemin onu tanımlama biçimine karşı direnir. Tavşanlarını ve kendi varlığını kurtarmak için başlattığı isyan, çocukluğun son kalesini savunma girişimidir.

Tavşan İmparatorluğu’nun öyküsü nasıl oluştu? Nelerden etkilendiniz? İzleyici izlerken nasıl hissedecek?

Filmin öyküsü uzun yıllardır yaptığım çocuk çalışmalarından ortaya çıktı. Özellikle Ümraniye Çocuk Islah evinde verdiğim kısa film dersleri sırasında çocukluğa dair çok keskin bilgilerle karşılaştım. Orada veya göçmen çocuk çalışmalarımda karşılaştığım çocuklar filmi yapmamda ki en önemli motivasyonumdu sanırım. Filmin katmanlı bir dünyası var, bu yüzden seyircide farklı farklı duygular yaratacağını düşünüyorum. Ama ortak duygusunun çocukluk yası, direniş duygularını çok içerden görebilecekleri bir film.

Musa karakterini canlandıran çocuk oyuncu Alpay Kaya’nın hikayesi de çok ilginç… Yollarınızın nasıl kesişti? Okurlarımız için paylaşır mısınız?

Alpay Kaya ile tanışmam bir fotoğrafın hikayesi. Bir fotoğraf görmem ve Kars’ın Darboğaz köyüne gitmemle başladı. Alpay’ın hayvanlarla, doğayla çok az insanda gördüğüm gizli bir bağı var. Çobanlık yaptığı için yalnızlığı çok iyi bilen bir çocuk.

Hocam, Tavşan İmparatorluğu’nun çekim aşamasında ilginç olaylar yaşıyorsunuz. Bunlardan biri de kar engeli değil mi?

35 yıl kar yağmayan Keban ilçesine çekime başlayacağımız gün 3-5 metre kar yağdı. Tabii bütün çalışmalarımız sekteye uğradı, çekim planlarımız her şey değişti. Artık görüntü yönetmeni, ben, oyuncular yolda kalmış arabaları iterek günleri geçirmeye başladık. 10 gün hiçbir şey yapmadan kalmak çok büyük eziyetti.

Filme ismini veren tavşanlar ve Şanlıurfa’daki tazılar… Bir araya nasıl geldiler? Hayvanları korumak için nasıl yöntemler buldunuz?

Tavşanlarla ilgili çok hazırlık yaptık. Özellikle yaban tavşanı olması çok önemliydi. Bursa’dan çok kıymetli bir yetiştiriciyle tanıştım: Tahsin Işık. Tahsin filmden aylar önce filmde yer alması için tavşanları hazırladı, çoğalttı ve büyüttü. Tazıları ise Urfa’daki araştırmalarımda buldum. Urfa’nın kendine ait safkan özel bir tazısı var, yerel halkta çok ilgi gören, yetiştirici kişiler vardı. Tazıları ise Abbas Öztürk’ün desteğiyle organize ettik. Tazı yarışı ile hiç karşılaşmadım, benim için hayal dünyasıydı. Yarışlarda puppet tavşanlar kullandık. Hüseyin Can’ın hazırladığı özel bir sistemle yarışları hazırladık. Açıkçası filmin profesyonel oyuncusuymuşçasına dikkat ve ilgi gördüler. Keban’dan Hüseyin Can arkadaşımız onlar için çok güzel bir yuva yapmıştı. Ayrıca sette her daim bir veterinerimiz olduğu için hayvanların bakımları özenle yapıldı.

Çekim mekanlarınız da çok ilginç. Kısaca bahseder misiniz?

Filmin mekanlarını yaklaşık 3 yıllık bir alan araştırmasıyla buldum. Mekanlarda ilgili en büyük desteği Elazığlı hemşerim, filmin yerel koordinatörü Ayaz Ziya Kaya ile yaptığımız gezilerde bulduk. Her mevsimini gözledim mekanların. Elazığ ve çevresi hakikaten çok özel sinematografik mekanlara sahip. Filmin duygusuna en yakın mekanlar Keban ilçesindeydi.

Gelelim Tavşan İmparatorluğu’nun ulusal ve uluslararası başarısına… Her festivalden ödüllerle dönmek size neler hissettirdi… Toplamda kaç ödül aldı film?

Şimdiye kadar toplamda 16 ödül aldık, film yapmanın zorluklarının üstesinden gelmenin en güzel yanı filmin teveccüh görmesi. Ekip olarak verdiğimiz emeğin karşılığını almak en güzel hediyeydi bizim için.

Seyfettin Tokmak’ı kısaca tanımak isteriz… Yönetmen olmak sinema sektörüne girmek nasıl aklınıza ve gönlünüze düştü. Kimlerden etkilendiniz?

Benim hikayem edebiyat eğitimiyle başladı, fakat hep sinema eğitimi almak istemiştim. Çevresel faktörler etkili oldu sanırım. Aklıma düşüren de izlediğim bazı filmler oldu. Özellikle Ken Loach, Macid Mecidi, Kieslowski filmlerini bir ablamın izlemem için hediye etmesiyle başladı.  Önce film yazıları yazmaya başladım. Japon sineması ve İran sineması üzerine uzun süre kafa yordum. Elazığ’da tek başıma sinema salonlarında Mayıs Sıkıntısı, Güneşe Yolculuk gibi filmleri izleyince izlemekten öteye geçen yapma isteği uyandıran bir an yaşadım. Truffaut, Ozu, Angelopoulos, Abbas, Kurosawa gibi yönetmenlerden çok şey öğrendim.

Aynı zamanda Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde de öğretim görevlisi olarak çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Bu sektöre ilgi duyan çabalayan öğrencilerinize neler öneriyorsunuz?

Benim her zaman anlattığım mesele, önce kendini sonra hayatı tanımak. Merak duygusunun insanın en önemli uzvu olduğunu düşünüyorum. Merak duygusunu edebiyatla, psikolojiyle, felsefeyle ve sanatla doyurmak gerekiyor.

Hedefiniz bundan böyle hep beyazperde odaklı mı olacak. Yoksa TV’de de bir projede görebilir miyiz imzanızı?

Bütün geçmişim, ideallerim hep sinema oldu, bu yolda devam edeceğimi biliyorum. Fakat dizilerin başka bir boyut yakaladığı bir gerçek… Yaklaşık 10 yıl içinde çok değerli sinemacıların TV projelerini izlemeye başladık. Dizinin dinamikleri platformlar ve ekonomik gelişmelerle çok değişti, bu durum beni de düşünmeye farklı çalışmalar yapmaya itti. Hali hazırda yazdığım ve yazmaya devam ettiğim dizi projeleri var.  Umarım gerçekleştiririm.

Başkasına ait bir hikayeyi çeker misiniz yoksa kendi hikayeleriniz konusunda kararlı mısınız?

Başkasına ait hikayeler çektim. İlk filmim Kırık Midyeler ’de çok kıymetli senarist Kenan Kavut arkadaşımındı. Ben kendi senaryo çalışmalarıma devam ediyorum, farklı senaristlerin hikayelerini anlatmayı da çok isterim.

Yeşilçam döneminden etkilendiniz mi? … Hangi isimleri izlemeye doyamazsınız?

Yeşilçam herkes gibi benim de çocukluğumun mayası. Yılmaz Güney, Ömer Lütfi Akad, Metin Erksan, Atıf Yılmaz filmlerinin neredeyse hepsini izledim. Yol, Sürü, Sevmek Zamanı, Gelin, Düğün Diyet üçlemesi gibi filmler çok etkilendiğim filmler.

 Tavşan İmparatorluğu’nun ardından yeni projeniz yolda mı?

Yeni senaryom Çocukluğun Ölümü üzerine çalışıyorum. Osmanlı İmparatorluğunda otopsinin başlangıcını merkeze alan ‘Teşrih-Bir İmparatorluğun Anatomisi’ adlı dizi projesini hayata geçirmek ve Meksika-Türkiye arasında geçen Still While I Can adlı dramedy türündeki sinema filminin çekimlerini gerçekleştirebilmek.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.