Ceylan Özgün Özçelik’in Hiçbir şey Normal Değil filmi, belgesel ve kurmaca arasında gezinen hikayesiyle bizleri değişik bir yolculuğa çıkarıyor. 1990’larda Antalya Kemer tarafında kurulmuş ve o dönemlerin en popüler tatil köylerinden biri olmuş ve her şeye bir oyun gözüyle bakmış ve başına ekolojik kavramını yapıştırınca her şeyin mümkün olduğu bir yaşam algısı yaratan Naturland’ın korku filmine dönüşen, terk edilmiş, talan edilmiş, ardında soru işaretleri bırakan geçmişine ve bugününe bakıyoruz. (meyvemizi ağaçtan, yumurtamızı tavuktan) Bir ütopyanın distopyaya dönüşen halinde Özçelik, farklı bakış açısını ortaya koyuyor, danslı ve ünlü isimlerin anlattıklarıyla otelin sansasyonel geçmişi önümüzde uzanıveriyor. Daha çok siyasetçiler uğrarmış o dönemlerde, bir tarafında deniz, bir tarafında orman… Hatta konaklayan bir müşteri bu kadar şaşaalı mekanın havuzunun küçük olduğundan dem vuruyor, birisi aylarca konakladığından… Mekan o kadar absürd tasarlanmış ki, doğanın ortasına yapay bir doğa dikmişler adeta, yapılanlar Melih Gökçek’in Ankara’nın dokusunu bozarak diktiği devasa heykellerden bir parçayı andırıyor, o zaman anlıyoruz ki, siyasetçi kafası estetikten bir hayli uzak, büyüklük onların için tek estetik duygu! Burada da var devasa tırtıllar, balinalar, ceylanlar, Nuh’un gemisi, mekanı delip geçmiş zürafa…

Yapılış hikayesi zaten yapılmış dedirtiyor ama yok oluş hikayesi de ayrı bir saçma ve vurucu. Bu kadar büyük işletme bir süre sonra zarar etmeye başlıyor, (kafada deli sorular) çalışanlar paralarını alamıyor, müşteri azalıyor, hizmet azalıyor, kapıda tek bir güvenlik bırakıyorlar oraya sahip çıksın diye… O da bir süre sonra maaşını alamadığı için mekanı terk ediyor. Sonrasında büyük bir talan yaşamış, her şeyi büyük bir açgözlülükle söküp götürmüş insanlar. Bir tek dış doku kalmış, doğa eski şeklini almak için bu terk edilmiş yapıya tekrardan sarılmaya başlamış ve sonrası bitiş!

Kamera hareketleri kaleydoskopik ve sanrısal manevralarla mekanı ve hayvanları başka boyutlara taşıyor, nefes almaya devam eden bir yapının hafızası içinde dolaşıyormuşuz hissi oluşturuyor, hayvan heykellerinin bir kısmı son kalan gücüyle bizleri selamlıyor, bizleri gözetliyor adeta. Ses kullanımı görüntülerin arka planı gibi, o derece uyumlu. Büyük otelin müşterilerine yaptıkları anonslar da es geçilmiyor, rahatsız etmeyiniz yazısı her kapının önünde bizi durduruyor. Sahte bir dünyanın içinde tüketilip kenara atılmış bir alanın içindeyiz ve mekan ve hafıza üzerinden birçok ilişkinin detaylarına dalıyoruz! Ve rant denen illetle karşılaşıyoruz, doğanın damarlarına kadar işgal eden ve adına Naturland denilen şey, aslında talan kültürünün de başlangıcını işaret ediyor!

Ceylan Özgün Özçelik, bu terk edilmiş mekana farklı bir gözle bakarak, bir yandan tanıklıkları da konuşturuyor. Her dönemde önümüze çıkan politik ve ekonomik dayatmayı önümüze koyan bu hikaye bunu çok da alışık olmadığımız deneysel bir estetikle anlatıyor ve ekoloji adı altında hayatımıza çöken kapitalik yozlaşmaya bakıyor. Sanırım son sinema gösteriminde izledim, sinemada izlenmeli kesinlikle ama film yoluna HBO Max’da devam edecek…

























