Trabzon’da bir festival yapılacağını, hem de Adana’nın belediye tarafında çalışan arkadaşların yapacağını duyunca çok sevindim. Sanırım Trabzon’da 2017 yılında festival yapılmıştı ama devamı gelemedi, umarım bu filmlerin ve sanatın ön planda olduğu bakış açısıyla kalıcı olur, uzun yıllar devam eder!

Trabzon’a ilk defa gittiğim için hemen şehirle ilgili gözlemlerim oldu, her gittiğim şehirde bu karşılaştırmayı yapıyorum zaten. Yomra bölgesinde konakladım, orası oteller bölgesi olmuş. Bizi getirip götüren servis şoförünün dediğine göre her şey 15 yıl içinde olmuş, eskiden sakin bir bölge olan Yomra bir anda dolup taşmış. Aynı şey Ortahisar’a bağlı Boztepe içinde geçerli. Bir site cenneti olmuş, Trabzon’un orta ve üst gelir düzeyi daha çok buralarda yaşıyor. Merkeze bayıldım, hem tarihi doku korunmuş hem de modern dokunuşlarla eski binaların görünürlüğü artmış, orada vakit geçirmekten ayrıca keyif aldım, uzun caddeyi adımlamaktan da… Santa Maria Katolik Kilisesi’ne gittim, Kostaki Konağı olarak da bilinen Trabzon Müzesi’ni ziyaret ettim ve festivalin son günü değişen hava koşullarının da etkisiyle bembeyaz bir örtüye bürünen Uzungöl’de erken kışı yaşadım. Karadeniz insanı bölgenin yapısı gereği keçi gibi yukarılara, buraya da ev mi yapılır denilen yerlere evler yapmış, hem de üç dört katlı. Karadenizli müteahhitleri anmadan edemedim!

Uzungöl sakin kalması, insanların ziyaret edip gitmesi gereken bir yerken otellerle ve alışveriş markalarıyla çevrili bir yaşam alanı haline gelmiş, neden diye sormadan edemiyor insan! Neden doğayı rahat bırakamıyoruz, bu anlamda Bolu Abant Gölü’nü sevgiyle andım. Orada bir otel var ama etrafı bu kadar işgal atında değil en azından! İnsanlığın her tarafta olma isteğini biraz geri plana çekmesi gerekiyor acilen!

Gelelim festival kısmına… Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Trabzon Valiliği, ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen festivalin gösterim ve söyleşileri Lara Sineması ve Hamamizade Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Halkın ilgisi orta ölçekteydi ama ileriki yıllar için umut vaat eden bir yapıdaydı. İlk gün Yüksel Aksu’nun Bak Postacı Geliyor filmi yoğun bir ilgiyle izlendi. Yüksel Aksu seyircinin süzgecinden neyi nasıl geçireceğini gayet iyi bilen bir yönetmen! Onun filmlerinin yerellik içeren, şiveyle taçlanan yapısı birçok konuya seyircinin hemen adapte olmasını sağlıyor, bunda da mizah ve samimiyet harcı yatıyor. Bak Postacı Geliyor Kemal Sunal’ın oynadığı Postacı filminden ilham almış olabilir ama buradaki aşk hikayesi mektuplar üzerinden ilerleyen gizli bir hikaye. Yine toplumsal olayların insan hayatına etkisi var ve köylünün rabarba kıvamında filme giren yapısı…

Şimdi de izlediğim ve ödül kazanan yarışma filmlerinden kısa cümleler… Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda Altın Taka Ödülü “Berona” Belgeseli’yle gencecik bir yönetmen olan Barış Altı’ya gitti. Film annesinin çocuk gelin olma hikayesinden ilham alıyor ve sırtlandığı onca yükten. Filmde erkekler neredeyse yok, varsa da sessizce bir köşedeler. Kadın dayanışmasının öne çıktığı filme Altı, güzel karedeniz coğrafyasının eşlik etmesini de sağlıyor. Altı annesinin ve diğer kadınların sessizce yitip giden hayatlarına ve isyanlarına ses olmaya çalışmış, onların yanında yer alan bakış açısına sağlık!

Kısa belgesel ödülünü Pirlerin Düğünü filmiyle Yalçın Çiftçi kazandı. İran’da yaşayan Gorani Kürtleri’nin Uraman Taht köyünde yaşamış olan Pir Şaliyar’ı anmak için bir araya gelme hikayesini anlatıyor. Tören deflerle yapılan müzikle, bir zikir havasında geçiyor, Çiftçi kamerasını o bölgenin içine ve dışına yaslıyor, geniş açıda törenin katmanlı yapısı ruhsal bir yolculuğu anlamlı kılıyor.
Hasan Ete’nin İyi Ölüm’ü belgesel jüri özel ödülü aldı, kendisi gibi özel bir ödül!
Kurmaca dalında Turgut Kanal’ın Mümeyyiz filmi En iyi Kurmaca film ödülü aldı. Bir mevsimlik işçi ile bir doktorun arasında geçen hikayede güç ilişkisi ilgi çekici bir şekilde sorgulanıyor, vicdan muhasebesi bir çocuğun bakışlarından doktorun vicdanına kadar sızıyor. Kurmaca jüri özel ödülü alan Deniz Koloş imzalı Ölüm Bizi Ayırana Dek, bir kadının iç sesinin ve kendi hayatının çeperlerinde kaybolduğu, toplumsal olarak kendisine yöneltilen açılardan bakmaya çalıştığı ve o seslere son verdiği anda kendi özünü yakaladığı bir kadını anlatıyor ve bizler de o adımları takip ediyoruz.

Bu sene Canlandırmada kadın yönetmenlerin hakimiyeti vardı ve biraz kanlı filmler izledik. En iyi film ödülü kazanan Eylül Babür imzalı Kusursuz Ölçü Nedir, toplumun dayattığı kilo normlarına inmek için bedenindeki bazı bölümleri yok eden bir kadının hikayesi. Film stop motion tekniğiyle çekildiği için tabii daha yumuşak yansıyor ama özünde sert aslında. Aynı tarzda başka bir film Tuğçe Sönmez imzalı Aile Yemeği filmi. Ödül alamasa da akılda kalan bir film. Burcu Ejderoğlu’nun filmi Budu jüri özel ödülü kazandı, hikaye ve anlatım olarak en detaylı filmdi bana göre. Burcu stop motion üzerine çalışan ve her seferinde bu konuda daha da uzmanlaşan bir isim olma yolunda ilerliyor, Keni kararlarını ve renklerini yaratamayan insanları anlatıyor ve yoğun duygusu seyirciye geçiyor.

Diğer filmleri de en kısa zamanda izlemeye çalışacağım, Trabzon güzel bir festival şehri olur, çok da güzel yakışır. Geriye kalan tek şey ise sanatı, üretimi ön planda tutarak sürdürebilirliğini sağlamak… O güzel enerjiyi aldık cebimize koyduk!

























