<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kritik &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/kritik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Oct 2018 07:58:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>CİNEDERGİ kadrosu MÜSLÜM BABA&#8217;nın peşinde&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/10/28/cinedergi-kadrosu-muslum-babanin-pesinde/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/10/28/cinedergi-kadrosu-muslum-babanin-pesinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Oct 2018 07:57:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[Bohemian Rapsody]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüm]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11106</guid>

					<description><![CDATA[ALPER TURGUT Yaşamak ayrı bir dert, gülmek tesadüf… YAZIYI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN Ne de güzel söylemiş filmde, Müslüm Gürses’in hocası Limoncu Ali’nin türküsünü; “Adana’ya gidek mi? Şalvarından giyek mi, kebabından yiyek mi? Hele gardaş gel gidek!” FIRAT SAYICI Müslüm yazılır, Baba okunur! YAZIYI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN Müslüm Gürses, acı dolu bir hayatın tam ortasından geçmiş, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ALPER.jpg"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-11107 size-thumbnail" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ALPER-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>ALPER TURGUT</p>
<p><em><strong><a href="http://www.cinedergi.com/2018/10/28/yasamak-ayri-bir-dert-gulmek-tesaduf/">Yaşamak ayrı bir dert, gülmek tesadüf… YAZIYI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN</a></strong></em></p>
<p>Ne de güzel söylemiş filmde, Müslüm Gürses’in hocası Limoncu Ali’nin türküsünü; “Adana’ya gidek mi? Şalvarından giyek mi, kebabından yiyek mi? Hele gardaş gel gidek!”</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/FIRAT.jpg"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-11108 size-thumbnail" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/FIRAT-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>FIRAT SAYICI</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/2018/10/26/muslum-yazilir-baba-okunur/"><em><strong>Müslüm yazılır, Baba okunur! YAZIYI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN</strong></em></a></p>
<p>Müslüm Gürses, acı dolu bir hayatın tam ortasından geçmiş, kederle şöhreti aynı anda yudumlamış, bir yandan da ülke çapında kitleleri peşinden sürüklemiş, babaların babası olmuş bir sanatçı.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/SERDAR.jpg"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-11109 size-thumbnail" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/SERDAR-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/SERDAR-150x150.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/SERDAR.jpg 200w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>SERDAR AKBIYIK</p>
<p><em><strong><a href="http://www.cinedergi.com/2018/10/28/muslum-baba-vs-fredy-mercury/">Müslüm Baba VS Fredy Mercury YAZIYI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN</a><br />
</strong></em></p>
<p>Sinemalarda iki biyografi içerikli film birbirine rakip oldu. Müslüm ile Freddy Mercury&#8217;nin hayatını anlatan Bohemian Rapsody izleyicinin karşısında birbirine alternatif iki seçenek olarak duruyor. Bizim tercihimiz Müslüm&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/10/28/cinedergi-kadrosu-muslum-babanin-pesinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüm yazılır, Baba okunur!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/10/26/muslum-yazilir-baba-okunur/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/10/26/muslum-yazilir-baba-okunur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Oct 2018 10:39:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10997</guid>

					<description><![CDATA[Müslüm Gürses, acı dolu bir hayatın tam ortasından geçmiş, kederle şöhreti aynı anda yudumlamış, bir yandan da ülke çapında kitleleri peşinden sürüklemiş, babaların babası olmuş bir sanatçı. Seveni çok, sevmeyeni az&#8230; Hayatını konu alan &#8220;Müslüm&#8221; bugünden itibaren sinemalarda. Müslüm Gürses&#8217;in çocukluğundan Harbiye&#8217;de 2006 yılında verdiği konsere dek geçen süreyi anlattığı yapımın yönetmenleri Can Ulkay ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüm Gürses, acı dolu bir hayatın tam ortasından geçmiş, kederle şöhreti aynı anda yudumlamış, bir yandan da ülke çapında kitleleri peşinden sürüklemiş, babaların babası olmuş bir sanatçı. Seveni çok, sevmeyeni az&#8230; Hayatını konu alan &#8220;Müslüm&#8221; bugünden itibaren sinemalarda.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10999" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-1024x682.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-1024x682.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3.jpg 1499w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Müslüm Gürses&#8217;in çocukluğundan Harbiye&#8217;de 2006 yılında verdiği konsere dek geçen süreyi anlattığı yapımın yönetmenleri Can Ulkay ve Ketche, senaristleri ise Hakan Günday ve Gürhan Özçiftçi. Timuçin Esen, Zerrin Tekindor, Ayça Bingöl, Erkan Can, Taner Ölmez, Erkan Avcı ve Şahin Kendirci&#8217;nin rol aldığı &#8220;Müslüm&#8221; bu yılın en çok iş yapacak filmleri arasında görülmekte.</p>
<p>İnsanın hayatında neşenin yeri olduğu kadar hüznünde yeri olacaktır, diyerek şarkıları insanları umutsuzluğa sevk ediyor eleştirilerine karşı çıkan Müslüm Gürses aynı zamanda birçok sinema filminde de yer aldı. Belli bir yıldan sonra konserlerine olan ilginin azalmasıyla birlikte menajerinin de isteğiyle tarzında değişikliğe gitti. Arabeski bir süre rafa kaldırarak daha geniş bir kitleye ulaşacak şarkılara geçiş yaptı. &#8220;Neredesin Firuze&#8221; filminde Bülent Ortaçgil&#8217;in &#8220;Sensiz Olmaz&#8221; şarkısını söyleyerek bizleri mest etti. Asya&#8217;nın &#8220;Olmadı Yar&#8221; ve Teoman&#8217;ın &#8220;Paramparça&#8221; şarkılarıyla şaşırtmaya devam etti. Murathan Mungan&#8217;ın sözlerini yazdığı &#8220;Aşk Tesadüfleri Sever&#8221; albümüyle ise yepyeni bir imaja kavuştu Gürses. Eski, arabesk seven hayranlarını kırdı bu hareketiyle belki ama o artık hepimizin Müslüm babası oldu. Hatta dikkat ederseniz şimdiki rock söylediklerini zanneden çoğu genç şarkıcımız onu taklit etmekte&#8230;</p>
<p>Kemal Sunal, Barış Manço gibi halka mal olmuş sanatçılar gibi Müslüm Gürses&#8217;in arkasından da çok üzüldük. Her fırsatta şarkılarını dinlemeye çalıştık. Yad ettik. Onun sessiz, ağır başlı, kederli duruşunun altında yatan feleğin sillesini yemiş ruhunu ne kadar derinlemesine hissettik bilemiyorum ama bu film sayesinde biraz daha anlamış olduğumuzu düşünüyorum usta sanatçıyı. Ayla filmiyle Türk sinemasında önemli bir boşluğu doldurmaya çalışan Mustafa Uslu, &#8216;true story&#8217; tarzında filmler üretmeye devam ediyor. &#8220;Müslüm&#8221;, &#8220;Çiçero&#8221; ve &#8220;Turkish&#8217;i Dondurma&#8221; ile devam eden süreç sonrası hem sektör canlanacak hem de seyirci açısından salonların yüzü gülecek. &#8220;Müslüm&#8221;de Ayla&#8217;nın yönetmeni ve Can Ulkay&#8217;ın iyi bir kimya yakaladığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Filmde oyunculuklarıyla devleşen 4 kişinin adını özellikle anmak istiyorum; Müslüm&#8217;ün babasını canlandıran Turgut Tunçalp, Muhterem Nur&#8217;u canlandıran Zerrin Tekindor, Müslüm&#8217;ün gençliğini canlandıran Şahin Kendirci ve de Müslüm&#8217;ü canlandıran Timuçin Esen&#8230; Timuçin Esen öylesine iyi bir oyuncu ki, doğru proje ve metinle bulunduğu her işi parlatmasını biliyor. Müslüm Gürses gibi halka mal olmuş birini canlandırıyor olmanın sorumluluğunu öylesine iyi sırtlanmış ki, sanki biyografik bir film değil de, Müslüm Gürses&#8217;in kendisini izlediğinizi zannediyorsunuz çoğu zaman. Çok, çok iyi&#8230; Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık!</p>
<p>Teknik anlamda da çoğu sahnede seyirciyi tatmin eden, dönem filmi çekmenin zorluklarını aşmış, sürükleyici, bol katmanlı bir yapım var karşımızda. Tavsiye&#8230;</p>
<p>Not: Filmin sonundaki Harbiye konserine ait klibi de buraya bırakmak istedim&#8230;</p>
<p><span id="cch_fa729c24878ace" class="_mh6 _wsc"><span class="_3oh- _58nk"><a href="https://l.facebook.com/l.php?u=https%3A%2F%2Fwww.youtube.com%2Fwatch%3Fv%3DBn7ULThxh2s%26list%3DRDEMBzT5KYHr5cEwN-UROiXe3A%26index%3D8%26fbclid%3DIwAR17DXSXxcX7s3rpj-quutVu5an390WkyilwPpMFVOwQ_vomPsCofs6cvo0&amp;h=AT2YZlqDQLnTgLvzynitMdKX96XStpL1XjY_0BVnAGCt4YSuq9mt0PpeP7WU3qzwpo1xfv7dkLig4djtsjcz83_TVgiKSa1qdMWfZjDoUlLyC7nZNShJzE3nuidcBFRSi8AbOm4" target="_blank" rel="nofollow noopener" data-lynx-mode="hover">ttps://www.youtube.com/watch?v=Bn7ULThxh2s&amp;list=RDEMBzT5KYHr5cEwN-UROiXe3A&amp;index=8</a></span></span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/10/26/muslum-yazilir-baba-okunur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruslar Hollywood&#8217;a geri döndü Mile 22</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/09/22/ruslar-hollywooda-geri-dondu-mile-22/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/09/22/ruslar-hollywooda-geri-dondu-mile-22/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Sep 2018 06:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Mile 22]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10203</guid>

					<description><![CDATA[Bu hafta vizyona giren Mile 22 başarılı bir casus filmi. Hem aksiyonu hem de sürpriz finaliyle ajan filmlerini severleri hoşnut edecek bir yapım&#8230; Casus veya ajan filmi deyince herkesin aklına ilk James Bond gelir. Halbuki Bond serisinin sevilmesinin asıl sebebi neredeyse casus filminden çok bilimkurgu ile fantastik arasında gidip gelmesindendir. Bir de kendini daha ciddiye [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta vizyona giren Mile 22 başarılı bir casus filmi. Hem aksiyonu hem de sürpriz finaliyle ajan filmlerini severleri hoşnut edecek bir yapım&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Mile-22-13.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10204" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Mile-22-13-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Mile-22-13-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Mile-22-13-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Mile-22-13-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Mile-22-13-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Mile-22-13-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Mile-22-13-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Mile-22-13-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Casus veya ajan filmi deyince herkesin aklına ilk James Bond gelir. Halbuki Bond serisinin sevilmesinin asıl sebebi neredeyse casus filminden çok bilimkurgu ile fantastik arasında gidip gelmesindendir. Bir de kendini daha ciddiye alan aksiyonu bol, dönemin siyasi dengelerini de gözeten ve onlardan yararlanan filmler vardır.</p>
<p>Mesela Jack Ryan serisi, Jason Bourne, Jack Reacher gibi CIA menşeyli ajan filmleri. Bu hafta vizyona giren Mile 22 böyle bir ajanı bize tanıtıyor. Yeni ajanımızın adı James Silva ve filmin bitişinden anlıyoruz ki bu ajanın da serisi gelecek. Mark Wahlberg&#8217;in canlandırdığı James Silva öyle çok sempatik bir karakter de değil. Aşırı sinirli, toplumla ve insanlarla ilişkisi sorunlu, gözüpek ve biraz da gaddar bir ajan Silva. Filmin başlangıcında ABD&#8217;de müstakil bir eve yapılan baskını seyrediyoruz. Gizli ajanlar eve girip orada yaşayanları teslim alıyorlar, fakat herşey yolunda giderken gözden kaçan bir saldırgan baskının yolunda gitmemesine sebep olur. Ajanlar yöneticilerinin emriyle esir aldıkları insanları infaz ederler. Silva&#8217;da bahçede yaralı yakaladığı genç bir adamın yine komutanının okeyi ile başına sıkar. Daha sonra baskın yapılan evin aslında bir Rus güvenli evi olduğunu anlarız. Rus ajanların konumlandığı bir merkezdir bu ev. Baskın yapanlar ise ABD&#8217;nin en başarılı silahlı ajan gurubudur. Bu topluluk öyle bir guruptur ki göreve çıktıklarında bütün kimlikleri saklı olur ve Amerikan devletinin buradaki ajanlarla hiç bir fiziki ilişkisi olmaz. Yani bir hayalet ajanlar gurubudur bunlar. Başlarında ise anne kod adlı bir yönetici vardır.</p>
<p>Bütün organizasyonu ve baskınları bu yöneticinin uzaktan kontrolüyle gerçekleştirir Overwatch denen gurup. Her görevlerinde insansız uçak desteği alıp rakiplerini çoğunlukla öldürürler. Filmin başlangıcındaki başarısız baskından sonra yıllar geçmiş ve Overwatch görevlerini ardıardına başarmıştır. Şimdi ise nükleer bir maddenin peşindedirler. Bu madde öyle birşeydir ki atom bombası etkisi yapan ama yakalanması çok zor ve bir çocuğun bile taşıyıp hedefe atabileceği kadar kullanımı kolay bir maddedir. Onun için Overwatch ekibi bunu çok önemser. Bu sefer aldıkları istihbarat sayesinde yaptıkları baskından elleri boş dönerler. Bu alışılmadık durum tartışma yaratır, hava daha da gerginleşir. Tam bu sırada esrarengiz bir adamın ABD konsolosluğuna teslim olduğunu görürüz. Bu yabancı elindeki diskte radyoaktif maddenin nerede gizlendiğine dair bilgi bulunduğunu iddia eder. Ama disk şifrelidir ve tek şartı kendisinin ABD&#8217;ye götürülmesidir.</p>
<p>Basit gibi görünen bu görev Overwatch&#8217;un hiç beklemediği güçlerle savaşmasına sebep olacaktır. Bayağı yüksek ve iyi bir aksiyon tutturmuş Mile 22. Yönetmeni Peter Berg oyuncu, yapımcı ve yönetmen olarak iyi tanıdığımız bir isim. Mark Wahlberg ile beraberliği uzun zamandır sürüyor. Deepwater Horizon, Patriots Day, Lone Survivor gibi filmlerde bu ikiliyi işbaşında gördük. 2020 yılında da vizyona girecek olan Wonderland filminde de bu ikilinin imzası var. Filme çok başarılı dedim ama bu işin bir de etik tarafını konuşmalıyız. Artık Hollywood güya vatanseverlik işini o raddeye getirdi ki vücudunun yarısından fazlası yanmış bir adamı yerde yatarken kafasından kurşunlamak hak olarak görülebiliyor. Yerde yatan bir Rus veya Müslüman ise ABD&#8217;li ajanlara herşey serbest. Bunları yapan ajanları film aslında yüceltiyor ve başarı hanelerine bir çentik atıyor. O yetmiyor, bu ABD&#8217;li ajanlar bir asya ülkesinde istedikleri gibi insansız uçak uçurup saldırı yapabiliyorlar. Çünkü ABD dışındaki hiç bir ülke aslında onlara göre bağımsız değil. Zaten filmin başında da şöyle bir söz geçiyor, &#8220;Onların görevi başka ülkelere kanun götürmek.&#8221; Başka ülkeler kanunsuz sadece ABD dünyanın polisi. Sanıyorum bu filmler en büyük etkisini Amerikalıların kendi üzerinde gösteriyor. Kendi yalanlarına kendileri inanıp sonra başımıza çıkıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>FİLMİN KÜNYESİ</p>
<p>Yönetmen: Peter Berg</p>
<p>Senarist: Lea Carpenter</p>
<p>Oynayanlar: Mark Wahlberg, Lauren Cohan, Iko Uwais, Ronda Rousey</p>
<p>Yapım: 2018, ABD, 94 Dak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/09/22/ruslar-hollywooda-geri-dondu-mile-22/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu bir köpekbalığı filmi değil&#8230; The Meg</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/08/12/bu-bir-kopekbaligi-filmi-degil-the-meg/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/08/12/bu-bir-kopekbaligi-filmi-degil-the-meg/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Aug 2018 08:54:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Meg: Derinlerdeki Dehşet]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[THE MEG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9756</guid>

					<description><![CDATA[Bu haftanın ağır topu Meg: Derinlerdeki Dehşet her ne kadar 23 metrelik bir köpek balığının saçtığı dehşeti anlatsa da, daha çok Jurassic Park veya Godzilla atmosferini yaratıyor. Sayfalarımızı takip edenler bilir, deniz mevsimi gelince mutlaka bir köpekbalığı dosyası yaparım. Çünkü yine mutlaka o sezon bir köpekbalığı filmi çekilir ve insanların denize girerken içlerinin ürpermesine sebep [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu haftanın ağır topu Meg: Derinlerdeki Dehşet her ne kadar 23 metrelik bir köpek balığının saçtığı dehşeti anlatsa da, daha çok Jurassic Park veya Godzilla atmosferini yaratıyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/The-Meg4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9758" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/The-Meg4.jpg" alt="" width="1023" height="1000" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/The-Meg4.jpg 1023w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/The-Meg4-300x293.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/The-Meg4-768x751.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/The-Meg4-696x680.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/The-Meg4-430x420.jpg 430w" sizes="auto, (max-width: 1023px) 100vw, 1023px" /></a></p>
<p>Sayfalarımızı takip edenler bilir, deniz mevsimi gelince mutlaka bir köpekbalığı dosyası yaparım. Çünkü yine mutlaka o sezon bir köpekbalığı filmi çekilir ve insanların denize girerken içlerinin ürpermesine sebep olur. Bu döngü o kadar kendini tekrarladı ki yapımcılar son 10 yıldır köpekbalıklarının en büyük ve vahşi olanı beyaz köpekbalığının peşini bırakıp tarih öncesi yaşayan köpekbalıklarının atababası dev Megalodonlar&#8217;ın hikayesini anlatmaya başladılar. Bu değişim gişede çok karşılık bulmamasına rağmen inatla bu tür filmler çekilmeye devam ediliyor. Magelodon filmlerinin şöyle bir dezavantajı var. Herşeyden önce 23 metrelik bir canavar artık köpekbalığı değil başka birşey oluyor. Denizlerin acımasız avcısı yerine sanki bir dinozor filmi seyrediyoruz. Yani doğal dehşet yerine fantastik veya bilimkurgu gibi bir hisse kapılıyorsunuz bu tür filmleri seyrederken. Zaten önümüzde Jaws gibi muhteşem bir köpekbalığı filmi varken ve ondan daha etkileyici bir film yapmak zorken siz bir de köpekbalığının rolünü çalıyorsunuz. Gelelim içerik farkı dışında bir de bu tür filmlerin kalite sorununa. Jaws, Orca, Open Sea gibi filmleri dışarıda tutarsak zaten köpekbalığı filmlerinin bir kalite problemi vardır. Bu tür filmlerin yüzde ellisinden fazlası neredeyse B türü film diyebileceğimiz sınıftadır. Hele Megalodon filmlerine gelirsek kalite daha da düşer. 23 metrelik tarih öncesi bir köpekbalığını yaratmak için iyice bilgisayara yüklenilir. Bunun iyisini yapmak ise çok büyük bütçeler ister. İşte bu hafta vizyona giren Meg: Derinlerdeki Dehşet bu bütçeyle çekilen ve teknik olarak çok üst düzey bir yapım. Bu sebepten dolayı da beni biraz iki arada bir derede bıraktı. Demin saydığım sebepler yüzünden klasik bir köpekbalığı filmi kadar etkilemedi ama teknik özellikleriyle böyle bir canavar ancak bu kadar gerçek hale getirilebilirdi. Öyle çekimler var ki ilerlemiş sinema teknolojisi yüzünden ben artık hiçbirşeye şaşırmam diyenler bile bir şaşkınlığa uğrayacaklar. Filmin bu başarısının altında biraz da Hollywood endüstrisinin gücüyle Çin sinema sektörünün elele vermiş olması muhtemel. Zaten filmin başrolünde Jason Statham oynuyor ama diğer bir başrol de Çin sinemasının en ünlü kadın oyuncularından Li Bingbing&#8217;e ait. Filmin kısaca konusunu anlatayım, uluslararası bir sualtı gözlem programının parçası olan bir denizaltı, 23 metre uzunluğundaki bir köpekbalığı türü Megalodon’un (Meg) saldırısına uğrar ve Pasifik Okyanusu’nun en derin kesiminde dibe oturur. Zaman daralırken, eski derin deniz kurtarıcısı Jonas Taylor, Çinli okyanus bilimci Dr. Zhang ve kızı Suyin biraraya gelir. Mürettebatın kurtulması için üçünün birlikte çaba göstermesi gerekecektir. Ama Jonas Taylor bu projeye katılmak istemez. Çünkü her ne kadar bu tür olaylarda uzmanlaşmış bir isim olsa da bir önceki işinde aynı Megalodon&#8217;un saldırısına uğramış ve kimseyi kendine inandıramamıştır. Bu olayda arkadaşlarını kaybetmiş ve hayata küsmüştür. Tabii bir daha denize de yaklaşmamıştır. Bu sebepten kurtarma organizasyonuna katılmak istemez. Fakat eski eşinin de tehlikede olduğu öğrenince korkunç Megalodon ile bir daha karşılaşmak zorunda kalır. Filmin çekimlerinin, bilgisayar çalışmalarının ne kadar gerçekçi olduğu söyledik ama genel itibariyle yönetmenin tutturduğu sinema dilinin bence fazlasıyla espriye kaçıyor olması bu gerçekliğe zarar verdi diyebilirim. Yönetmen John Turteltaub, National Treasure-Büyük Hazine serisini de çeken isim. Büyük Hazine serisi eğlenceli bir filmdi ve bence yönetmenin diline de bu anlamda çok uygundu. Bu filmde ise onun tarzı beni filmi ciddiye alıp korkmaktan çok eğlendirdi ve köpekbalığı hikayelerinden benim beklentim bu değildir. Kısacası benim gibi Jaws&#8217;ı sinemada seyretmiş bir jenerasyondan geliyorsanız aynı çekincelere sahip olabilirsiniz. Ama daha genç yaştaki izleyiciler benden daha fazla zevk alabilirler filmden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>FİLMİN KÜNYESİ</p>
<p>Filmin orijinal adı: The Meg</p>
<p>Yönetmen: John Turteltaub</p>
<p>Senarist: Dean Georgaris</p>
<p>Oynayanlar: Jason Statham, Li Bingbing, Winston Chao, Rainn Wilson</p>
<p>Yapım: 2018, Çin, ABD, 118 Dak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/08/12/bu-bir-kopekbaligi-filmi-degil-the-meg/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biraz da yabancı korku seyredelim&#8230; İçeride-Shut In</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/biraz-da-yabanci-korku-seyredelim-iceride-shut-in/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/biraz-da-yabanci-korku-seyredelim-iceride-shut-in/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2017 09:16:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[İçeride]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Shut In]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9771</guid>

					<description><![CDATA[Türk sinemasında korku filmlerinin saltanatı devam ederken yabancı korkuları unuttuk. Bu hafta vizyona giren İçeride-Shut In, kötü korku filmlerinin Türk sinemasına özel olmadığını kanıtlayan bir yapım&#8230; Özellikle biz sinema yazarlarının kötülediği Türk korku filmlerinin haksız eleştiriye uğradığını savunan birisiyim. Hatta genel itibariyle sinemanın tümünde böyle bir algı yaratıldığına inanıyorum. &#8220;Yerliyse kötüdür&#8221; düsturuyla sinemaya bakan, yorumlayan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinemasında korku filmlerinin saltanatı devam ederken yabancı korkuları unuttuk. Bu hafta vizyona giren İçeride-Shut In, kötü korku filmlerinin Türk sinemasına özel olmadığını kanıtlayan bir yapım&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ICERDE8.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9772" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ICERDE8-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ICERDE8-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ICERDE8-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ICERDE8-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ICERDE8-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ICERDE8-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ICERDE8-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ICERDE8.jpg 1500w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Özellikle biz sinema yazarlarının kötülediği Türk korku filmlerinin haksız eleştiriye uğradığını savunan birisiyim. Hatta genel itibariyle sinemanın tümünde böyle bir algı yaratıldığına inanıyorum. &#8220;Yerliyse kötüdür&#8221; düsturuyla sinemaya bakan, yorumlayan kalemlerden hiç haz etmedim. Mesela bir yabancı komedide küfür gırla giderken buna sesini çıkarmayan bizim sinema entelektüelinin bir Türk komedisinde küfüre takılmasını ne kadar samimi bulabilirim ki? Veya cinsiyetçi komedinin dibine vuran Borak gibi bir filmi yüceltirken Recep İvedik&#8217;i cinsiyetçi komedi yapıyor diye aşağılayanları. Son dönemde bu samimiyetsizlik en çok korku sinemasında kendini gösteriyor. Hasan Karacadağ&#8217;dan Alper Mestçi ve Özgür Bakar&#8217;a kadar iyi korku filmi çeken yönetmenlerimiz var. Evet belki hiçbiri bir başyapıt değil. Ama sinemada çok geçerli olan korku türünü kendi kültürümüzle bağdaştıran bir dil oluşturmaya yakın önemli isimler bunlar. Bizim entelektüelimizin kendi korku filmlerimizin posterini gördükleri anda ve çoğunlukla seyretmeden &#8220;Yine cin filmi&#8221; aşağılamalarını duymaktan da sıkıldım. Yahu yıllardır ruha giren şeytanı seyrediyoruz veya perili ev hikayelerini, hiç kimsenin de &#8220;Aman yine şeytan filmi&#8221; dediğini duymadım. Üstelik en az 80 yıldır bu tür filmlerin egemenliğinde sinema salonları. Halbuki Türk korku sineması neredeyse 10 yılını yeni bitirdi ama hemen bir bıkkınlık ve suni bir hoşnutsuzluk ile boğmaya çalışıyorlar Türk korkusunu. Bu hafta vizyona giren Shut In bu anlamda ilgimi çekti. Yazılarımı takip edenler bilir korku filmi seyredemem çünkü korkarım. Kendimi kaptırır ve rahatsız hissederim. Fakat Shut In girince vizyona gideyim seyredeyim dedim. Üstelik filmin künyesi de çok iyi, yılların güzel kadını ve iyi oyuncusu Naomi Watts başrolde. Watts son dönemlerde korku sinemasında görmeye alıştığımız bir isim. Mesela Halka filminin Amerikan versiyonunda bayağı başarılıydı. Her ne kadar 90&#8217;ların kadın oyuncularının düşüş dönemini yaşasak da sonuçta film bir sinema şahaseri olma iddiasında değil. Watts&#8217;ın bu filme zarar verecek kadar kötü bir performans sergilemesi olanaksız. Çocuk oyuncular deseniz, Jacob Tremblay daha geçen yıl Room filmindeki performansıyla bizi kendimizden geçirmişti. Masum yüzü, koca gözleri ve müthiş yeteneği sayesinde her film için artı olabilecek bir oyuncu. Filmin kötü karakterini canlandıran Charlie Heaton, Stranger Things dizisinin oyuncusu. Bu dizideki rolüyle genç yeteneklerin en önemlilerinden biri olduğunu kanıtladı. Negatif kahraman karakterine uygun fiziği, kötücül olma kapasitesi ile sinemada büyük avantaja sahip olan Heaton bu filmdeki karaktere çok uygun aslında. Bütün bu cast&#8217;a rağmen film o kadar kötü ki puanlama yapsam 100 üstünden 20 zor veririm. Çünkü filmin senaryosu bir felaket. Daha ilk sahneden bütün olayı çözüyorsunuz. Mary eşini bir kazada kaybetmiştir. Aynı kazada üvey oğlu Stephen da bitkisel hayata girmiştir. Psikolojik danışman olan Mary orman içinde, ücra köşedeki bir evde oğlunun bakımı ve mesleğiyle beraber yaşamaktadır. Mary&#8217;nin hastalarından biri olan otistik Tom yalnızlığı ve masumluğuyla Mary&#8217;nin dikkatini çekmiştir. Bir gece fırtına sırasında Tom&#8217;un kaçıp arabasına saklandığını görür. Onu evine getirir ama o andan itibaren evde gariplikler olmaya başlar. Kapılar kapanır, camlar kırılır, Mary gözlendiğini hisseder. Bir tarafta hastası küçük Tom diğer tarafta bitkisel hayattaki üvey oğlu Stephen ile bu tehdidin sırrını öğrenmek zorundadır. Film korku türünün bütün klişelerini kullanıyor. Ama o kadar basma kalıp senaryosu var ki filmin sonunu söylemesem de siz tahmin etmişsinizdir. Bu rezaletin en büyük sorumlusu yönetmen Christina Hodson. Zaten kariyerine bakınca kısa film ve televizyon dizisi çekmek dışında pek birşey yapmadığını görüyoruz. O kadar yıldız ve korku sineması klişeleri de filmi kurtaramamış. Merak ediyorum herhangi bir sinema eleştirmeni bu filmi yazacak mı? Türk korku filmlerini seyretmeden yerden yere vuran ve çok da mecburlarmış gibi bir iki kelam eden sinemacılarımız eminim bu filmi görmeyeceklerdir. Nasıl olsa Hollywood filmi, kötülemenin ilgi çeken bir tarafı yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>FİLMİN KÜNYESİ<br />
Filmin orijinal adı: Shut In<br />
Yönetmen: Christina Hodson<br />
Senarist: John Hamburg<br />
Oynayanlar: Naomi Watts, Jacob Tremblay, Oliver Platt, Charlie Heaton</p>
<p>Yapım: 2016, Kanada, 91 Dak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/biraz-da-yabanci-korku-seyredelim-iceride-shut-in/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk osuruk güldürür, sonuncusu ağlatır! Swiss Army Man</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/ilk-osuruk-guldurur-sonuncusu-aglatir-swiss-army-man/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/ilk-osuruk-guldurur-sonuncusu-aglatir-swiss-army-man/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2017 09:13:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Swiss Army Man]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9767</guid>

					<description><![CDATA[İlk okumada başlık size biraz kaba gelebilir. Ancak &#8220;Swiss Army Man&#8221; filmini izlediyseniz ya da izlerseniz bu sözün ne kadar derin bir anlamı olduğunu daha iyi kavrarsınız. Zira filmde, ıssız bir adada yalnız kalan Hank&#8217;in zaruri intiharına osuruklarıyla mani olan Manny&#8217;nin, yine osuruklarıyla Hank&#8217;in kederli yanlızlığına el sallaması arasında geçen hikayeye tanık oluyoruz. Hank, düştüğü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk okumada başlık size biraz kaba gelebilir. Ancak &#8220;Swiss Army Man&#8221; filmini izlediyseniz ya da izlerseniz bu sözün ne kadar derin bir anlamı olduğunu daha iyi kavrarsınız. Zira filmde, ıssız bir adada yalnız kalan Hank&#8217;in zaruri intiharına osuruklarıyla mani olan Manny&#8217;nin, yine osuruklarıyla Hank&#8217;in kederli yanlızlığına el sallaması arasında geçen hikayeye tanık oluyoruz.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/swiss-army-man.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9769" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/swiss-army-man-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/swiss-army-man-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/swiss-army-man-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/swiss-army-man-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/swiss-army-man-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/swiss-army-man-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/swiss-army-man-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/swiss-army-man.jpg 1440w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Hank, düştüğü ıssız adada artık hiçbir kurtuluş şansının kalmadığına kanaat getirmiş ve hayatına son vermeye karar vermiştir. Artık pes edip kendini asmaya hazırlandığı anda, kıyıya vurmuş bir cesetle karşılaşır. Manny adını verdiği bu cesedin konuşabildiğini ve birtakım doğaüstü becerilere sahip olduğunu fark eder. Hank’in yalnızlığına son verecek olan bu mucize, onun bu adadan kurtulmasını da sağlayabilecek midir? Prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde büyük bir coşkuyla karşılanıp yönetmen ödülünü kucaklayan &#8220;Swiss Army Man&#8221; son dönemde izlediğimiz en tuhaf ve en sürreal film kesinlikle. Daniel Radcliffe, Paul Dano ve Mary Elizabeth Winstead&#8217;in oynadığı filmin yaratıcıları ise Dan Kwan ve Daniel Scheinert.</p>
<p>Bildiğiniz üzere sürrealist sinema denince aklımıza ilk önce usta İspanyol yönetmen Luis Bunuel gelmekte. &#8220;Bir Endülüs Köpeği&#8221;, &#8220;Burjuvazinin Gizli Çekiciliği&#8221;, &#8220;Özgürlük Hayaleti&#8221; ve &#8220;Arzunun Şu Karanlık Nesnesi&#8221; gibi başyapıtlarıyla dünya sinema tarihine damgasını vurmuş olan Bunuel&#8217;in ardından gelen pek fazla yönetmen olmadı sürrealist sinema alanında. Kendi adıma merakla izlediğim ve beni şaşırtan örnekleriyle sürrealist sinemadan çoğu zaman tatmin olmuşumdur. &#8220;Swiss Army Man&#8221;i de aynı duygularla izlediğimi rahatlıkla belirtebilirim. Sıradan filmler çöplüğünde parıltılı ve zeka dolu bir iş izlemek kimi mutlu etmez ki? Daha önce ürettikleri işlerin neredeyse tamamında birlikte çalışan &#8216;ilginç&#8217; yönetmenler Dan Kwan ve Daniel Scheinert&#8217;in, bu filmin Sundance&#8217;de en iyi yönetmen ödülünü almaları şans ya da torpil değil. Bazı filmler ne kadar yenilikçi ve zeka dolu olurlarsa olsun kolay kolay bu film gibi hem provokatif hem de ışıltılı bir eğlence sunamıyorlar. Yaratıcılık konusunda Spike Jonze&#8217;la minik benzerlikler gösterdiklerini de söyleyebileceğim yönetmenlerin dünyası, çoğu seyirciye ağır gelecek olsa da, sinemanın yenilikçi, devrimci ve denemeci ruhunu seven seyircilere eğlenceli bir lunapark vaat ediyor.</p>
<p>Karşımızda ilginç olduğu kadar derin, felsefi ve sosyolojik bir film var. Seyirciye bir yandan yaşamın güzelliklerini, hatıraları ve sevinci ballandırarak anlatırken bir yandan da ölümün karanlık, soğuk ve geri dönülmezliğini sezdiriyor. Birbirine tamamen zıt iki karakterin en yakın dost olabileceğini vurgularken, bir kadın için birbirlerine nasıl düşman olabileceklerini de gözler önüne seriyor. Kadınların vazgeçilmez ve ruhani varlıklar olduğundan tutun da mastürbasyona yapılan güzellemelere dek ters köşe diyaloglara rastlıyorsunuz. Korkunun insan ruhunda açtığı yaraları da görebiliyor, korku olmadan nasıl felaketlere sürüklenebileceğimizin de işaretlerini alıyorsunuz. İzlemesi zor ama bilinçaltınızı okşayan ve hatta pohpohlayan bir film&#8230;</p>
<p>Yönetmenlerin dehası ve sürprizlerle süslenmiş senaryonun haricinde filmi sırtlayıp götüren iki unsur daha var elbet; Daniel Radcliffe ve Paul Dano&#8230; Bildiğiniz üzere Harry Potter serisi ile kendini dünyaya tanıtan Radcliffe, &#8220;The Woman in Black&#8221;, &#8220;Kill Your Darlings&#8221;, &#8220;Horns&#8221; ve &#8220;Imperium&#8221; gibi filmlerle hayranlarını ters köşeye yatırmıştı. Bu filmde de, performans anlamında artık A sınıf oyuncularla adının anılması gerektiğini düşündüğüm Radcliffe, başından sonuna dek merak hissini dinç tutan bir yorumla seyircinin yüzünü güldürüyor. Kendisinin içinde bulunmaktan en çok hoşlandığı filmin bu olduğunu ve bu filmde pek fazla dublör kullanmak istemediğini de belirtelim. &#8220;Little Miss Sunshine&#8221;, &#8220;Looper&#8221;, &#8220;Youth&#8221;, &#8220;There Will Be Blood&#8221; gibi önemli filmlerden de hatırlayacağımız Paul Dano için ise en azından bu film bazında övgüler hep yetersiz kalacak. &#8220;Swiss Army Man&#8221;de çoğu sahneyi tek başına sırtlayan Dano&#8217;nun filmin en büyük şansı olduğu aşikar. Hank rolünü oynayabilecek aktör sayısı gerçekten azdır. Dano, kameranın ne işe yaradığını ve ona karşı nasıl davranmak gerektiğini iyi kavramış bir oyuncu. Genel ve uzak planlarda vücudunu kullanışıyla, yakın ve yüz planda mimiklerini kullanışı adeta ders niteliğinde. Birçok seyirci Manny ve Hank&#8217;i, aynı kişinin iki zıt yönü olduğu şeklinde yorumlayacaktır. Yönetmen topu seyirciye atmış. Ancak, Hank hayal mi görüyor ya da ruh hastası mı, yoksa aslında ölü mü, gibi sorularla seyircinin açmazda kalmasına sebebiyet veren bu dahi oyuncu kısa zamanda büyük ödülleri toplar gibime geliyor.</p>
<p>Aynen bu filmde olduğu üzere, doğduktan sonra ilk osuruğumuzla en yakınımızdakileri güldürdüğümüz gibi gün gelecek son osuruğumuzla da onları ağlatıyor olacağız. Acı/tatlı ve gerçek. Tıpkı sinema gibi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/ilk-osuruk-guldurur-sonuncusu-aglatir-swiss-army-man/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaba komedinin ısrarlı tekrarı! Vezir Parmağı</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/kaba-komedinin-israrli-tekrari-vezir-parmagi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/kaba-komedinin-israrli-tekrari-vezir-parmagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2017 09:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vezir Parmağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9764</guid>

					<description><![CDATA[Mahsun Kırmızıgül her filmine bir tutam kattığı eleştirel dozunu son iki filminde komediyle harmanlayarak biraz Yılmaz Erdoğan’ın tarzına biraz da özellkle son filmi Vezir Parmağı’yla biraz Ertem Eğilmez ekolünün daha çok laflı sözlü erotizme yaslanan komedisine yer vermeye çalışmış gibi. Osmanlı’ya uzanmak gibi risksiz bir konuyu kadıya yüklenerek çoğaltmaya çalışan Kırmızıgül bir kere hikayeyi ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mahsun Kırmızıgül her filmine bir tutam kattığı eleştirel dozunu son iki filminde komediyle harmanlayarak biraz Yılmaz Erdoğan’ın tarzına biraz da özellkle son filmi Vezir Parmağı’yla biraz Ertem Eğilmez ekolünün daha çok laflı sözlü erotizme yaslanan komedisine yer vermeye çalışmış gibi. Osmanlı’ya uzanmak gibi risksiz bir konuyu kadıya yüklenerek çoğaltmaya çalışan Kırmızıgül bir kere hikayeyi ve bizi gereksiz bir uzunlukla sınıyor. Sürekli tekrarlanan istekler ve anlaşılmamalar üzerinden giden kaba komedi algısı hikayeyi yoruyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/VP200.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9765" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/VP200-1024x680.jpg" alt="" width="696" height="462" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/VP200-1024x680.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/VP200-300x199.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/VP200-768x510.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/VP200-696x462.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/VP200-1068x710.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/VP200-632x420.jpg 632w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/VP200.jpg 1377w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Savaşa giden ve dönmeyen köyün erkeklerini beklemekten helak olmuş kadınlar ordusunu zaman zaman Şalvar Davası’ndaki amazon ruha benzetsem de, bir erkeğe üç-dört kadının birden razı olması fikri beni bu düşüncemden sürekli uzak tuttu. Kadınların bu derdi başlarına vurup taa vezire kadar uzanınca vezirde bir Müstesna Paşa’nın denetiminde köye bir damızlık erkek grubu yolluyor. Tabii bu erkekler savaşa gideceklerini sanıp yol boyunca şehitlik gazilik edebiyatı yaparken, Paşa’nın imalı gülümsemeleri kalıyor planın sonunda… Kadınlar ise gelecek bu gruba dair hayalleri ve beklentileriyle hikayeyi ittirip duruyor. Tabii filmin kostümlerine, panoramik çekimlerine ve gösterişine bakınca kötü demek zor geliyor ama hikayenin tekrarlarını budayınca adeta bir avuç kaldığını ve o gösterişin altında ezildiğini söylemek mümkün.</p>
<p>Tabii Kırmızıgül kadıyla olan derdini sadece eleştirel dozda halletmiyor, ona rakı içirterek başka bir çıkarsama derdine düşüyor gibi geldi bana. Ama seyircinin en çok tepki verdiği yerlerin kadının ikiyüzlü tavırlarının olması, toplumsal ikiyüzlüğünün güzel bir yansımasını hatırlattı bana.</p>
<p>Filmin erotizmi nispeten ortalıkta sulu sepken dolaşan ve sırf bel altı espri olsun diye yapılanlardan daha iyi, dediğim gibi Yeşilçam’ı yakalama gayreti var en azından. Yeşilçam’ın özellikle Süt kardeşler, Tosun Paşa gibi Osmanlı komedilerinden feyz alan film onların yolunda ilerlemeye çalışan zayıf ama şaşaalı bir komedi. Kadınların ön planda olduğu hikayede özenle seçilen kadın oyuncular rollerinin hakkını vermek için abartılı bir çaba içindeler. En çok da Yasemin Yalçın’ı görmek iyi geldi. Filmin az da olsa müzikal bir yanı bile var ama müzik kullanımı çok fazla. Neredeyse filmin çoğunluğunda patlayan müzik çok rahatsız etmese de filmin üstüne sıvanması fazla geldi. Filmin abartılı mizahının doz aşımına uğradığı ve filmin adının geçtiği yegane kısımdaki cinsellik muhabbetinin ayan beyan kabalaşması ise biraz şaşırtmıyor değil…</p>
<p>Sonuçta Tecavüzcü Coşkun ve Nuri Alço’nun bile sızdığı filmden buram buram kaba erotizm taşıyor, tekrarlar bel bükmeye başlıyor, hikayenin zayıflığı görselliğe yenik düşüyor. Ve Vezirin Parmağı bir kere görünüp kayboluyor. Belki de Kırmızıgül bol acılı soslu dramlara geri dönmeli diye düşünmeden edemedim…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/kaba-komedinin-israrli-tekrari-vezir-parmagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Espri anlayışınızı asla yitirmeyin! Toni Erdmann</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/espri-anlayisinizi-asla-yitirmeyin-toni-erdmann/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/espri-anlayisinizi-asla-yitirmeyin-toni-erdmann/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2017 09:06:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Toni Erdmann]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9761</guid>

					<description><![CDATA[İşte Fences, hatta Hacksaw Ridge, sonra Manchester by the Sea, illa Moonlight ve haliyle Toni Erdmann, hep ebeveyn ve çocuk üzerine hikâyeler… Oscar’ın aileyle bağları malumunuz, Akademi, oldum olası kutsal aileyi sever, sayar, ödüllere boğar. Parçalanmış, dağılmış, savrulmuş, ayrı kalmış, kavuşmayı unutmuş, temel taşı birlik bozulmuş da fark etmez. Bireylerin bocalaması, kaçması, saçmalaması bambaşka şey, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İşte Fences, hatta Hacksaw Ridge, sonra Manchester by the Sea, illa Moonlight ve haliyle Toni Erdmann, hep ebeveyn ve çocuk üzerine hikâyeler… Oscar’ın aileyle bağları malumunuz, Akademi, oldum olası kutsal aileyi sever, sayar, ödüllere boğar. Parçalanmış, dağılmış, savrulmuş, ayrı kalmış, kavuşmayı unutmuş, temel taşı birlik bozulmuş da fark etmez. Bireylerin bocalaması, kaçması, saçmalaması bambaşka şey, onların ayrık otuna dönüşmesiyle, tüme, bütüne zeval gelmez. Ailenin, sülalenin önemine ve değerine değinin kâfi…</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/maxresdefault.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9762" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/maxresdefault-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/maxresdefault-696x391.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/maxresdefault-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/maxresdefault-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/maxresdefault-1920x1080.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Evet, iki saat 42 dakikalık ve şu ana dek 31 ödül kapmış Toni Erdmann, mizah ile izah etmeyi deneyen, böylelikle dramı görece hafifletmeyi hedefleyen, özgün bir baba-kız öyküsü. Ah be gardaşım, keşke bu kadar uzatılmasaydı, don lastiği gibi çekiştirilmeseydi. Filmin bir saati kafadan atabilirdi kanımca, iş dünyasının bik biklerine, yahu dur Allah aşkına denilseydi, ayrıntıların, genel izleyiciyi (sinefil, her türlü seyreder) esnetmesine izin verilmeseydi, fena mı olurdu?Yani yönetmen, kıymayı becerip, kessssss deseydi, hani keşke. Gereksizlik, asla eksiklik hissi vermez, orası kesin. Haaa bizim yerli dizilerin bildik durağanlığıyla alakası yok, hakkını teslim edelim. Bunlar sanatsal çabalar işte, bakın sizi mevzuya soktuk, kahramanlarımızla empati kurdurduk, kamerayı da açık unuttuk, haydeee aksın zaman hesabı… Kendi adıma, ben bu filmi sevdim ve beğendim, baştan söyleyeyim. Tam da bu noktadan yürüyeyim. Sanat sepet çevresinin, filme bayılmasının ve anında göklere çıkarmasının, elbette etkisinde kalmadım, aman ha, yanlış anlaşılma olmasın, buna en çok hür iradem gocunur. Neyse…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz Akdeniz insanlarına, Avrupalının halleri, kabul buyurun soğuk gelecek, sözleri, hareketleri, tepkileri, canlı mı ulan bunlar, emin miyiz, buzzz resmen buz gibi tipler dedirtecek haliyle. Yalnızlığı iliklerine dek hissetmeye başlayan bir baba, mutsuzluğunu iş koşturmasında dizginlemeye çabalayan kızının peşine düşüyor, ta Romanya’ya kadar. Kapitalist sistemin gönüllü bir parçası olan, soğuk nevale Ines Conradi’nin, muzip ve insancıl babası Winfried Conradi (nam-ı diğer Toni Erdmann) ile çatışması, kaçınılmaz olacaktır. İş hayatı, elbette acımasızdır, hata payı yoktur, çıkmak meşakkatli, düşmek kolaydır. Bir kadının, ayakta kalması daha da zordur, karşı cinsin egemenliği altındaki dünyada… Çocuk ruhlu babasının, gökten zembille hayatına inmesi, şakalarıyla, sürprizleriyle ve tuhaflıklarıyla, bıkmış, usanmış, yıpranmış kadını afallatacaktır. Babası ile iş arkadaşlarının arasında kalacak, utanacak, bocalayacak, kaçmaya çabalayacak, belki de nereden çıktı şimdi bu adam diye kendine soracak. Evet, aslında aralarındaki kopukluğun üzdüğü, hüzne boğduğu babanın arzusu da, biricik kızına, doğru soruyu sordurtmak ve cevabını bulmasını ummak&#8230; Misal kariyer planı, iş-güç koşuşturması, salt bir şeye odaklanılması, hayatı ıskalamak değilse nedir? Mesele biraz da, geç kalıp kalmamakla ilgilidir aslında, dönüşmek, değişmek, özgürleşmek için.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alman yönetmen Maren Ade’ye, böylesi ilginç ve orijinal bir film çektiği için, oyuncular Sandra Hüller ve Peter Simonischek’e ise karşılıklı döktürdükleri için tebrikler. Ah be mesafeler, kırk kat yabancıları yakın, hayat bulmasına vesile olduğunun insanı, senden uzak tutabilir. Asri zamanlar, başa büyük bela, aile üyelerinin bile birbirlerini artık tanımadığı, belki de tanıyamayacağı bir çağ… Duyguysa duygu, ironiyse ironi, espriyse espri, tuhaflıksa tuhaflık, bu peynir rendesi kadar absürt filmde hepsi ziyadesiyle var.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/espri-anlayisinizi-asla-yitirmeyin-toni-erdmann/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
