<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Utku Ögetürk &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/utku-ogeturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Jul 2018 15:08:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>23. Uluslararası Adana Film Festivali’nden Öne Çıkan 5 Türk Filmi!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/09/11/23-uluslararasi-adana-film-festivalinden-one-cikan-5-turk-filmi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/09/11/23-uluslararasi-adana-film-festivalinden-one-cikan-5-turk-filmi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2016 15:05:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Adana Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9189</guid>

					<description><![CDATA[19 – 25 Eylül tarihlerinde 23. kez düzenlenecek Uluslararası Adana Film Festivali her sene olduğu gibi bu yıl da özellikle Türkiye Sineması’nın merakla beklenen filmlerinin prömiyerini yapacak olması sebebiyle dikkat çekiyor. On iki filmin yarışacağı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan filmler arasından dikkat çeken ve izlenmesi, sezon boyunca takip edilmesi gerektiğini düşündüğüm beş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19 – 25 Eylül tarihlerinde 23. kez düzenlenecek Uluslararası Adana Film Festivali her sene olduğu gibi bu yıl da özellikle Türkiye Sineması’nın merakla beklenen filmlerinin prömiyerini yapacak olması sebebiyle dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/venedikfestivali_04.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9190" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/venedikfestivali_04-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/venedikfestivali_04-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/venedikfestivali_04-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/venedikfestivali_04-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/venedikfestivali_04-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/venedikfestivali_04-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/venedikfestivali_04-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/venedikfestivali_04.jpg 1200w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>On iki filmin yarışacağı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan filmler arasından dikkat çeken ve izlenmesi, sezon boyunca takip edilmesi gerektiğini düşündüğüm beş filmi festival öncesi önermek ve bir ön değerlendirmede bulunmak istedim.</p>
<p><strong>Albüm </strong></p>
<p><strong>Yönetmen: Mehmet Can Mertoğlu</strong></p>
<p>Mehmet Can Mertoğlu’nun yazıp yönettiği ve aynı zamanda genç yönetmenin ilk uzun metraj denemesi olan Albüm, prömiyerini Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Başrollerini Şebnem Bozoklu ve Murat Kılıç’ın baş rollerini paylaştığı film, evlat edindiğini gizlemeye çalışan bir çiftin hikayesini mizahi bir dille anlatıyor. Duyurulduğu ilk günden bu yana çok konuşulan ve Cannes’dan Eleştirmenlerin Haftası bölümünden Yenilikçilik ödülüne layık görülen film festivalin hem yerli hem de uluslararası seçkisini göz önüne aldığımızda Adana’nın en çok konuşulan filmlerinden biri olacak gibi gözüküyor.</p>
<p><strong>Koca Dünya</strong></p>
<p><strong>Yönetmen: Reha Erdem</strong></p>
<p>Reha Erdem’in Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirecek ve Orrizonti – Ufuklar Bölümü’nde yarışacak son filmi Koca Dünya’nın Türkiye’deki ilk gösterimi Adana’da olacak. Henüz filmin konusu hakkında detaylı bilgiye sahip olmasak da bir Reha Erdem filmi olması, Koca Dünya için beklentiyi arttırmaya yetiyor. Özellikle de Erdem’in son filmi Şarkı Söyleyen Kadınlar’da yarattığı hayal kırıklığının ardından Koca Dünya, yönetmeninin hayranları tarafından büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Ağustos Böcekleri ve Karıncalar</strong></p>
<p><strong>Yönetmen: Erhan Tuncer</strong></p>
<p>Festivalin yarışma bölümünde bulunan bir diğer ilk film Ağustos Böcekleri ve Karıncalar. Aslında bir ilk film olarak lanse edilmesine rağmen Erhan Tuncer’in Deneme Çekimi adında bir uzun metrajı daha bulunuyor lakin yönetmenin filmi vizyona girmediği gibi online olarak da izlenebiliyor. Ağustos Böcekleri ve Karıncalar ise öncelikle oyuncu kadrosuyla son derece dikkat çeken bir yapım. Baş rollerini daha önce Adana’da ve Ankara’da Aşk ve Devrim’deki performansıyla Umut Veren Genç Erkek Oyuncu ödülünü kazanan Gün Koper ile tecrübeli oyuncular Bennu Yıldırımlar ve Erdem Akakçe’nin paylaşıyor. Festivalin, dikkat çekecek yapımları arasında olacağına inanıyorum.</p>
<p><strong>Rüya</strong></p>
<p><strong>Yönetmen: Derviş Zaim</strong></p>
<p>Türkiye Sinemasının usta yönetmenlerinden Derviş Zaim’in son filmi Rüya da, Reha Erdem’in Koca Dünya’sı gibi Türkiye prömiyerini Adana’da yapacak filmler arasında yer alıyor. Derviş Zaim’in dokuzuncu uzun metrajlı sinema filmi olma özelliği taşıyan son filmi Rüya, gelenekten ve tarihten devraldığı mirası taşımaya çalışan; bir yandan da süreklilik içinde değişerek hayata devam etmenin peşinde olan bir mimar kadının hikayesini konu alıyor.</p>
<p><strong>Mehmet Salih</strong></p>
<p><strong>Yönetmen: Güven Beklen</strong><strong> </strong></p>
<p>Bir başka genç yönetmenin bir başka ilk uzun metraj denemesi olarak dikkat çeken Mehmet Salih, konusu itibariyle dikkatimi çeken bir film. Basın bülteninde konusu; “<em>Mehmet Salih, sessiz, içine kapanık, kendi halinde bir çocuktur. Evden kaçarak evlenen annesinden başka kimsesi yoktur. Hasta annesiyle birlikte yaşayan Mehmet Salih, geceleri altını ıslatıyordur. Annesi her gün çamaşır yıkamasın diye mücadele veren Mehmet Salih, komşu kızı Ceylan’a da ilgi duymaktadır. Ceylan ise yanlış bir seçim yaparak evden kaçmıştır.” </em>olarak geçen filmin konusu gerçekten dikkat çekici. Adana’da Koca Dünya, Albüm ve Rüya gibi filmlerle yarışacak olan Mehmet Salih, festivallerde bolca görmeye alıştığımız öğrenci işi filmlerden mi yoksa geçtiğimiz yıla damgasını vuran Emre Konuk’un ilk uzun metrajı Çırak gibi yılın sürprizi mi olacak, festivalde göreceğiz.</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
<p>utku@filmloverss.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/09/11/23-uluslararasi-adana-film-festivalinden-one-cikan-5-turk-filmi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hitchcock/Truffaut: Bir Sinefil Belgeseli</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/05/20/hitchcock-truffaut-bir-sinefil-belgeseli/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/05/20/hitchcock-truffaut-bir-sinefil-belgeseli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 May 2016 14:47:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hitchcock/Truffaut]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8806</guid>

					<description><![CDATA[Alfred Hitchcock günümüzde ne kadar değerli görünürse görünsün yaşadığı dönemde -özellikle ilk yıllarında- çok ciddiye alınmayan bir yönetmen olarak bilinir. Sinemanın geleceğini tümüyle etkileyen ve nevi şahsına münhasır sinemasıyla gerilimin efendisi olarak anılan Hitchcock, sinemanın dünü, bugünü ve yarınıdır. Filmlerini çekildiği dönemde izleyemenin üzüntüsünü yaşayan sinefiller için Hitchcock’un konu alındığı belgeseller paha biçilemezken, bir diğer [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alfred Hitchcock günümüzde ne kadar değerli görünürse görünsün yaşadığı dönemde -özellikle ilk yıllarında- çok ciddiye alınmayan bir yönetmen olarak bilinir. Sinemanın geleceğini tümüyle etkileyen ve nevi şahsına münhasır sinemasıyla gerilimin efendisi olarak anılan Hitchcock, sinemanın dünü, bugünü ve yarınıdır. Filmlerini çekildiği dönemde izleyemenin üzüntüsünü yaşayan sinefiller için Hitchcock’un konu alındığı belgeseller paha biçilemezken, bir diğer usta yönetmen François Truffaut’un kendisiyle yaptığı röportajdan derlenen bir belgeseli izlemek tarif edilemez bir deneyim; adeta, zamanda yolculuk keşfedilmiş ve ilk iş olarak Alfred Hitchcock ile tanışma fırsatı bulmuşuz gibi…</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/h-t2.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8807" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/h-t2-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/h-t2-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/h-t2-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/h-t2-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/h-t2-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/h-t2-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/h-t2-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/h-t2.jpg 1500w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>François Truffaut’un Alfred Hitchcock ile 3 gün boyunca yaptığı ve 1966 yılında yayımlanan kitabından, Kent Jones tarafından belgeselleştirilen Hitchcock/Truffaut sinemanın yaşayan usta yönetmenlerine “bu kitap ve Alfred Hitchcock sinemanızı nasıl etkiledi?” sorusunu soruyor. Wes Anderson’dan David Fincher’a Amerikan, Peter Bogdanovich’ten Kiyoshi Kurosawa’ya dünya sinemasının usta yönetmenleri Hitchcock sinemasının üzerlerindeki etkisini heyecanlı bir dille anlatıyorlar. Yönetmenlerin bu anlatımı, uzun süre beklediğimiz bir filmi izledikten sonra yaşadığımız heyecanla, aramızda yaptığımız sinefil sohbetlerini anımsatıyor.</p>
<p>François Truffaut’nun Hitchcock sinemasından etkilenmesi üzerine, gerilimin efendisi ile yaptığı röportajdan yola çıkan bir belgesel olmasına rağmen Kent Jones, belgeselde hem Truffaut’ya hem de Hitchcock’a eşit oranda yer vermeye gayret gösteriyor. Özellikle iki yönetmenin ortak yönlerinin bulunması son derece dikkat çekiciyken, bu ortak özelliklerin filmlerden sahnelerle beslenmesi belgeseli anlattığı yönetmenleri ele almasının yanı sıra sinemasal anlamda da değerli kılıyor. Seyirciyi düşünmeye iten ve her şeyden önemlisi çağdaşlarından ayıran özelliği de burada başlıyor. Bir sinemacının başka bir sinemacıyı “örnek baba modeli” olarak görmesi, onu değerli kılmayı başarabilmek uğruna büyük çaba göstermesi belgeseli sıradanlıktan çıkartarak, iki büyük yönetmen üzerine okuma yapabilmeyi mümkün kılan bir esere dönüştürüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki, belgesel bunu nasıl yapıyor? Kısaca açıklayacak olursak her iki yönetmenin de çocukluklarında babalarıyla olan ilişiklerinin anlatıldığı bölüm 400 Blows’dan görüntüler eşliğinde sunuluyor. Bu her iki yönetmenin çocukluğunu dramatize ediyor etmesine lakin, Jones, bu sahne ile seyircinin belgesel ile kurduğu bağı kuvvetlendiriyor. Bir otobiyografi olma özelliği de taşıyan 400 Blows’un Truffaut’nun çocukluğu olduğunu arka fonda belgesel akarken düşünmek, Fransız yönetmen ile Hitchcock arasındaki bağın da güçlü olduğuna inanmamızı, bir adım öteye taşıyacak olursak öyle olduğunu ümit etmemizi sağlıyor. Belgesel, Hitchcock’un ne kadar büyük bir yönetmen olduğunu anlatmanın yanı sıra onun büyüklüğünü tüm dünyaya anlatmaya kafaya takmış olan Truffaut’nun değerini de anlamamızı sağlıyor. Hangi yönetmeni ya da hangi yönetmeninin filmlerini daha fazla sevdiğimizin bir anlamı kalmıyor, her iki yönetmen de eşit şekilde değerli kılınıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hitchcock/Truffaut belgeselinin belki de en zayıf noktası Hitchcock filmlerinin diğer yönetmenler tarafından ele alındığı bölüm. Yönetmenlerin, Hitchcock sinemasının kendi filmleri üzerindeki etkisini anlatmaları etkileyici lakin, belgeselin ve yönetmenlerin bu filmleri analiz etme gibi bir misyonu olmamasına rağmen anlatımın zaman zaman bu yöne kayması ve bu bölümlerin yavan kalması belgeselin sıradanlaşmasına sebep oluyor. Martin Scorsese’nin, Hitchcock’un başyapıtı olan Psycho’yu anlattığı bölümler ile örnekleyecek olursak filmin önemli sahneleri ile ilgili çok temel ve daha önce onlarca kez söylenmiş olan bilgileri tekrar etmesi seyir zevkini azaltıyor. Açıkçası, anlatıcı Scorsese olunca daha etkileyici ve daha önce duyulmamış detaylar beklemekle pek de haksız sayılmayız. Yine de tüm bu olumsuz taraflarına rağmen usta yönetmenlerin Vertigo’dan The Man Who Knew Too Much’a etkilendikleri filmleri, heyecanla anlattıklarını izlemek damakta leziz bir tat bırakıyor. Bu tat, tüm bu yönetmenlerin filmlerini tekrar izleyip, filmlerindeki Hitchcock esintilerini keşfetme arzusu uyandırıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son tahlilde Hitchcock/Truffaut bir sinefil belgeseli. Filmden çıktığınız anda içinizde sırasıyla önce Hitchcock sonrasında ise Truffaut’un tüm filmlerini izlemek için karşı koyamayacağınız bir his oluşacak. 35. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen bir diğer yönetmen belgeseli olan De Palma ile kıyaslayacak olduğumuzda, Hitchcock/Truffaut bu konuda çekilen bir belgeselin nasıl çekilmesi gerektiği konusunda çağdaşlarına da ders veriyor.</p>
<p>Ne diyelim, iyi ki varsın Hitchcock, iyi ki varsın Truffaut, iyi ki varsın sinema!</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/05/20/hitchcock-truffaut-bir-sinefil-belgeseli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>35. İstanbul Film Festivali’nden 10 Film Önerisi</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/04/10/35-istanbul-film-festivalinden-10-film-onerisi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/04/10/35-istanbul-film-festivalinden-10-film-onerisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2016 11:44:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8681</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl olduğu gibi bu yıl da Nisan ayının gelmesiyle birlikte İstanbul’a bahar filmlerle geliyor. Bu yıl 35. yaşını kutlayan festival 7-17 Nisan tarihleri arasında düzenleniyor. Geçtiğimiz yıl yaşanan “sansür” krizi sebebiyle ikinci haftası son derece sıkıntılı geçen festivalde hatırlayacağınız üzere yarışmalar iptal edilmiş, yerli filmlerin gösterimi ise iptal edilmişti. Bu sebeple programda da değişikliğe [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da Nisan ayının gelmesiyle birlikte İstanbul’a bahar filmlerle geliyor. Bu yıl 35. yaşını kutlayan festival 7-17 Nisan tarihleri arasında düzenleniyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8682" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-731x1024.jpg" alt="" width="696" height="975" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-731x1024.jpg 731w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-214x300.jpg 214w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-768x1075.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-696x974.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-1068x1495.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-300x420.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin.jpg 1857w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Geçtiğimiz yıl yaşanan “sansür” krizi sebebiyle ikinci haftası son derece sıkıntılı geçen festivalde hatırlayacağınız üzere yarışmalar iptal edilmiş, yerli filmlerin gösterimi ise iptal edilmişti. Bu sebeple programda da değişikliğe giden festival yönetimi festivalin ikinci haftasında yerli filmler yerine yabancı filmlerin gösterimlerini eklemişti. Bu yıl tüm bu şansızlıkların geride kalmasını ve en azından filmlerle dolu geçireceğimiz bu on günlük sürecin hepimize iyi gelmesini temenni ediyorum.</p>
<p>25 bölümde 62 ülkeden 223 yönetmenin toplamda 221 filminin gösterilecek 35. İstanbul Film Festivali için hazırladığım bu 10 filmlik öneri listesindeki filmleri mutlaka izlemeniz gerektiğini düşündüğüm filmler arasından derledim.</p>
<p><strong>The Childhood of A Leader </strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl Venedik’ten En İyi İlk Film dahil iki ödülle ayrılan The Childhood of a Leader faşist bir liderin çocukluğunu anlatarak, bir liderin nasıl bu denli öfke dolu olabileceğinin sorunu çocukluğunda arıyor. Brady Corbet, bu ilk filminde 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı´nı bitirecek Versay Barış Antlaşması için ABD´den Fransa´ya gelmiş güçlü bir diplomat, dindar eşi ve oğlunu takip ediyor. Özellikle de imtiyazlı bir aileye mensup küçük çocuğun gitgide kontrolden çıkan ve faşizm eğiliminin habercisi olan davranışlarını gösteriyor. Jean Paul Sartre’nin aynı isimli öyküsünün serbest uyarlaması olan film günümüz Türkiye’sini düşününce bir hayli dikkat çekiyor. Oyuncu kadrosunda Bérénice Bejo, Robert Pattinson, Stacy Martin, Liam Cunningham ve Yolande Moreau’nun bulunduğu film festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışacak.</p>
<p><strong>Hitchcock/Truffaut</strong></p>
<p>Festivalin kendi adıma en merak edileni.</p>
<p>Sinema tarihinin iki usta yönetmeni Francois Truffaut ve Alfred Hitchcock’un altın değerindeki buluşmasını konu alan Hitchcock/Truffaut belgeseli özellikle Hitchcock hayranlı için bulunmaz nimet. David Fincher, Martin Scorsese, Wes Anderson ve Richard Linklater gibi günümüzün başarılı yönetmenlerinin anlatımıyla şekillenen bu belgeseli özellikle sinefiller kaçırmamalı.</p>
<p>1967 yılında yayımlanan, usta yönetmenler Francois Truffaut ile Alfred Hitchcock‘un bir araya geldiği ve bir hafta boyunca dünden bugüne Hitchcock’un kariyerini gözden geçiren görüşmenin kaleme alınmış hali olan Hitchcock/Truffaut kitabından yola çıkarak hazırlanan bu belgesel bizden sonraki nesiller için de yol gösterici olacaktır.</p>
<p><strong>Midnight in Special</strong></p>
<p>Bu yıl festivalin açılış filmi de olan Midnight in Special, yeni nesil Amerikan bağımsız sinemasının en başarılı yönetmenlerinden Jeff Nichols’ın son harikası. Sırasıyla Shotgun Stories, Take Shelter ve Mud ile rüştünü ispat eden Nichols, yeni filminde doğaüstü güçleri olan bir çocuğu hikayesinin merkezine yerleştiriyor. Film, Jeff Nichols’un ilk stüdyo filmi olacak. 80ler bilimkurgu filmlerinden ilham aldığını söyleyen Nichols bol referanslı bir filme imza atmış. Güçlü oyuncu kadrosuyla da dikkat çeken Midnight Special’ın başrolünde daha önce yönetmenle Shotgun Stories ve Take Shelter filmlerinde beraber çalışmış olan Michael Shannon yer alırken; ona Joel Edgerton, Kirsten Dunst, Adam Driver, Jaeden Lieberher ve Sam Shepard gibi başarılı oyuncular eşlik ediyor.</p>
<p><strong>Hail, Caesar!</strong></p>
<p>Bu yıl Berlin Film Festivali’nin açılışını yapan Hail, Caesar! Coen Kardeşler’in son harikası. Sinemanın nevi şahsına münhasır yönetmenleri bu filmlerinde kendilerine has mizah anlayışlarıyla bir Hollywood taşlamasına imza atıyorlar. başrolde George Clooney kaçırılan film yıldızı Baird Whitlock‘a hayat verirken, Josh Brolin ünlülerin şantaj unsuru olabilecek fotoğraflarını veya metreslerini ortadan kaldıran 50’lilerin Hollywood iş bitiricisi Eddie Mannix olarak karşımıza çıkıyor. Clooney ve Brolin‘e filmde Ralph Fiennes, Tilda Swinton, Channing Tatum, Scarlett Johansson ve Jonah Hill eşlik ediyor.</p>
<p><strong>Things to Come</strong></p>
<p>Bu yıl, Things to Come ile Berlin’de En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen Mia Hansen-Løve, bu beşinde metrajında güçlü bir kadın portresi sunuyor. Things to Come, bir lisede felsefe öğretmeni olan Nathalie’nin kocası tarafından aldatılmasıyla yaşanan olayları mercek altına alıyor. Aldatılmanın şokunu henüz atlatamayan Nathalie’nin annesini kaybetmesi, işinden kovulması ve çocuklarının evden ayrılması gibi olayların üst üste gelmesi zorlu bir hayata başlangıç yapmasına neden oluyor. Fransız sinemasının başarılı oyuncusu Isabelle Huppert filmin başrolünde yer alan isim olurken ona André Marcon, Roman Kolinka, Edith Scob ve Sarah Le Picard gibi oyuncular eşlik ediyor.</p>
<p><strong>Fire at Sea</strong></p>
<p>Üç yıl önce Çevreyolu ile Altın Aslan kazanan Gianfranco Rosi, bu kez Berlin’de Altın Ayı kazanarak rüştünü ispat etmiş oldu. Lampedusa Adası’na ulaşmaya çalışan mültecilerin hayatına odaklanan belgesel Berlin’den ödül almasının yanı sıra tüm seyirciler tarafından övgüyle söz edildi. Günümüz dünyasına ve göçmen sorununa dikkat çeken belgesel festivalin kaçırılmaması gereken filmleri arasında başı çekiyor.</p>
<p><strong>Death in Sarajevo</strong></p>
<p>No Man’s Land filmiyle Cannes Film Festivali’nde <em>En İyi Senaryo </em>ödülünü kazanan Bosnalı yönetmen Danis Tanovic’in modern Avrupa toplumu içerisinde yayılan varoluşsal korkular, sancılar ve ahlaki ikilemlere odaklandığı filmi Death in Sarajevo prömiyerini yaptığı Berlin’den Jüri Büyük Ödülü ile döndü. Önümüzdeki aylarda ülkemizde vizyona girmesi de beklenen filmi festivalde önce seyretmek isteyen seyircilerin kaçırmaması gerekiyor.</p>
<p><strong>Wild</strong></p>
<p>Festivalin en sıra dışı en dikkat çekici filmlerinden bir tanesi Wild. Prömiyerini Sundance’ta yapan film, Ania isimli bir kadının bir gün işe giderken karşısına çıkan bir kurtu görmesiyle değişen hayatını konu alıyor. Önce kurtla iletişim kurmaya çalışan Ania, daha sonra onu yakalayıp evine hapseder. Ania evini kurtla paylaşmaya başladıktan sonra giderek vahşileşir ve sosyal çevresinden uzaklaşmaya başlar. Birçok filmde oyuncu olarak rol alan Nicolette Krebitz’in üçüncü uzun metrajı festivali Mayınlı Bölge bölümünde yer alıyor.</p>
<p><strong>Kor</strong></p>
<p>2015’in sonlarında Bulantı ile büyük ses getiren başarılı yönetmen Zeki Demirkubuz’un son filmi Kor özellikle yönetmeninin hayranları tarafından merakla bekleniyor. Filmin, Nuri Bilge Ceylan’ın “Üç Maymun”una bir cevap olacağı şeklindeki yorumlar gizemini korurken Demirkubuz’un sinemaseverlere nasıl bir sürpriz hazırladığı şu an merak konusu. Çünkü Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun filmini izleyenlerin hemen fark edeceği üzere birçok açıdan neredeyse aynı hikaye. Oyuncu kadrosunda Aslıhan Gürbüz, Taner Birsel, Caner Cindoruk, İştar Gökseven, Çağlar Çorumlu ve Dolunay Soysert’in yer aldığı film aynı zamanda festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışacak.</p>
<p><strong>Belgica</strong></p>
<p>Festivalin belki de en dikkat çekici filmlerinden biri olan Belgica’nın yönetmeni i Felix Van Groeningen bu yıl Sundance’ın Dünya Sineması bölümünde En İyi Yönetmen ödülüne layık görüldü. Belçika’nın gece hayatını masaya yatıran Belgica, iki kardeşi merkezin alan bir drama. Jo, küçük ve hiçbir şeyin yolunda gitmediği ama çok sevdiği barı Belgica´yı işletmekten son derece memnundur. Bir gün taşrada yaşayan ağabeyinden bir telefon alır. Aile yaşantısından sıkılan Frank, kardeşinin barına ortak olmaya karar vermiştir. Paralar, zihinler ve fiziksel güç birleşince Belgica da büyür. Yenilenen Belgica bir anda Brüksel´in en gözde eğlence mekânına dönüşür. Ancak Jo ve Frank´ın kapıldığı hedonizmin bedeli çok geçmeden gelir.</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/04/10/35-istanbul-film-festivalinden-10-film-onerisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oscar Ödülleri’nde Hak Eden Kazandı: Spotlight</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/03/09/oscar-odullerinde-hak-eden-kazandi-spotlight/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/03/09/oscar-odullerinde-hak-eden-kazandi-spotlight/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2016 14:59:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar]]></category>
		<category><![CDATA[Spotlight]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8597</guid>

					<description><![CDATA[88. Akademi Ödülleri ya da hepimizin bildiği ismiyle Oscar Ödülleri, Los Angeles’ta bulunan Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Chris Rock’ın sunuculuğunu üstlendiği törende En İyi Film Oscar’ının sahibi Spotlight olurken Mad Max: Fury Road 6, The Revenant 3 ödül kazandı. Gecenin sürprizini ise En İyi Görsel Efekt kategorisinde ödüle uzanan ve tören öncesinde bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>88. Akademi Ödülleri ya da hepimizin bildiği ismiyle Oscar Ödülleri, Los Angeles’ta bulunan Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Chris Rock’ın sunuculuğunu üstlendiği törende En İyi Film Oscar’ının sahibi Spotlight olurken Mad Max: Fury Road 6, The Revenant 3 ödül kazandı. Gecenin sürprizini ise En İyi Görsel Efekt kategorisinde ödüle uzanan ve tören öncesinde bu kategorinin en zayıf halkası olarak görünen Ex Machina yaptı.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Screen-Shot-2016-02-29-at-08.27.55-e1456727022955.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8598" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Screen-Shot-2016-02-29-at-08.27.55-e1456727022955.png" alt="" width="900" height="505" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Screen-Shot-2016-02-29-at-08.27.55-e1456727022955.png 900w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Screen-Shot-2016-02-29-at-08.27.55-e1456727022955-300x168.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Screen-Shot-2016-02-29-at-08.27.55-e1456727022955-768x431.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Screen-Shot-2016-02-29-at-08.27.55-e1456727022955-696x391.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Screen-Shot-2016-02-29-at-08.27.55-e1456727022955-749x420.png 749w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></a></p>
<p>Geride bıraktığımız yılın adayları arasında seyirci tarafından en çok sevilen film hiç kuşku yok ki, The Grand Budapest Hotel olmuştu. Geceye kostüm ve makyaj gibi kategorilerde ödüllerle başlayan film yönetmen ve film kategorilerinde görmezden gelinerek toplamda 4 ödülle geceyi tamamlamıştı. Bu sene de benzer bir süreç Mad Max: Fury Road ile yaşandı. Senaryo ödüllerinin ardından açıklanan neredeyse tüm ödülleri silip süpüren film; makyaj, kostüm ve prodüksiyon tasarımı gibi kategorilerde topladığı ödüllerle geceyi en fazla ödül alan film unvanıyla kapadı. Yönetmen kategorisinin iddialı isimlerinden olan, filmin yönetmeni George Miller ise bu kategoride ödülü The Revanant’ın yönetmeni Alejandro González Iñárritu’ya kaptırdı. Iñárritu bu ödülle birlikte Birdman’in ardından art arda ikinci kez yönetmen ödülüne layık görülmüş oldu. Miller ile Iñárritu arasında kişisel tercihim Miller’dan yana olsa da tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu yılda Iñárritu ödülü sonuna kadar hak ediyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oyunculuk kategorilerinde ise herhangi bir sürpriz yaşanmadı. Artık neredeyse tüm dünyanın en önemli sorunu haline gelen Leonardo DiCaprio’nun Oscar alamamış olması, başarılı oyuncunun The Revanant’taki performansıyla ödüle layık görülmesiyle son buldu. Ne yazık ki, hatıralarımızda yakın tarihten The Wolf of Wall Street gibi bir örnek varken DiCaprio’nun belki de en az hak ettiği performansıyla ödüle uzandığını söyleyebiliriz. Bu kategoride ödülü hak eden ismin ise Eddie Redmayne olduğunu eklemek gerekiyor. Ancak hem geçen sene almış olduğu ödül, hem de Akademi’nin üzerindeki DiCaprio baskısı genç oyuncunun törenden eli boş ayrılmasına sebep oldu. Yardımcı erkek kategorisinde ise ödül Mark Rylance’ın oldu; Sylvester Stallone bir kez daha &#8211; belki de son kez &#8211; törenden eli boş ayrıldı. Oyunculuk kategorilerini incelemeye devam edecek olursak, En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde ödül sezon un başından bu yana belli olduğu gizi Room filmindeki performansıyla Brie Larson’un oldu. Hem Room’un hem de Brie Larson’ın performansının Akademi tarafından bu denli sevilmiş olmasını anlamak mümkün değil. Sıradan hatta vasat bir uyarlama olan Room’un ödül töreninde En İyi Film dahil dört kategoride aday gösterilmesi ve törenden oyunculuk kategorisinde ödülle ayrılması Oscarlar’ın filmle ilgili değil yapımcılarının reklam çalışmalarıyla ilgili olduğunu bir kez daha kanıtlar nitelikte. Yardımcı kadın kategorisinde ise ödül yine beklendiği üzere The Danish Girl’deki performansıyla Alicia Vikander’ın oldu. Bu kategoride haksızlıktan bahsetemesek de ödül sezonu boyuncu Jennifer Jason Leigh’in görmezden gelinmesi son derece enteresandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Deniz Gamze Ergüven’in uzun metraj çalışması Mustang’in Türkiye’den değil de Fransa’dan aday gösterilmesiyle başlayan ve bizim ülkemizde de bir hayli ses getiren Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinin kazananı Son of Saul oldu. Bazı popüler isimlerin Mustang filmini dillerine dolaması sebebiyle ödül sezonunu yakından takip etmeyenler için Mustang’in ödül alabilme ihtimali heyecan yaratsa da ödül hak edene Son of Saul’a verildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da ödül sezonunun başlamasıyla birlikte filmler ve bu filmlerin Oscar şansları büyük farklılıklar gösterdi. Sezona favoriler arasında giren Spotlight ve The Big Short’un şanslarının her geçen gün azaldığı bir tablo karşımıza çıkarken Alejandro González Iñárritu’nun The Revenant’ı favori durumuna yükseldi. Spotlight ve The Big Short geceye senaryo ödülleriyle başlasa da en iyi film kategorisine geçilmeden önce iki filmin haznesinde de sadece birer ödül yer alıyordu. Morgan Freemen, En İyi Film Oscar’ını açıklamak için sahneye çıktığında neredeyse herkes ünlü oyuncunun ağzından “The Revenant” kelimelerinin çıkacağına emindi ancak ödül benim de kişisel favorim olan Spotlight’ın oldu. Uzun yıllar sonra neredeyse ilk kez kişisel olarak desteklediğim filmin büyük ödülü kazanması sebebiyle farklı bir mutluluk yaşadığımı itiraf etmeliyim. El aldığı konuyu tüm boyutlarıyla inceleyen, belgesel ile kurmaca arasındaki ince çizgide son derece doğru bir yerde konumlanan, görsel bir şölen sunmak yerine sade ancak etkileyici bir anlatı tercih eden film sonuna kadar hak ettiği bir ödüle layık görülmüş oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Törenin Ardından Kısa Kısa…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Emmanuel Lubezki art arda üçüncü kez Oscar kazanan ilk görüntü yönetmeni oldu. Usta görüntü yönetmeni Roger Deakins ise 13. kez aday olduğu Akademi Ödülleri’nden yine eli boş döndü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Spotlight, en iyi film kazananları için süregelen üç ödül kuralını da yıktı. Film, Cecil B. DeMille’in yönettiği 1952 yapımı The Greatest Show on Earth’ten tam 63 yıl sonra toplamda üç ödüle uzanamadan En İyi Film Oscar Ödülü’nü kazanan ilk film oldu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Pek çok klasik filmin müziklerinde imzası bulunan ve sinemaseverler tarafından çok sevilen İtalyan bestekâr Ennio Morricone, Akademi Ödüllerindeki beş adaylığının ardından The Hateful Eight’te yaratmış olduğu şaheseriyle nihayetinde En İyi Film Müziği dalında Oscar Ödülünün sahibi oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Alejandro González Iñárritu, The Birdman’ın ardından The Revanant ile de En İyi Yönetmen Oscar’ına layık görülerek bu ödülü art arda kazanmış oldu. Iñárritu’dan önce bu ödüleThe Grapes of Wrath (1940) &#8211; How Green Was My Valley (1941) filmleriyle John Ford ve A Letter to Three Wives (1949) &#8211; All About Eve (1950) filmleriyle Joseph L. Mankiewicz art arda layık görülmüştü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Utku Ögetürk</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/03/09/oscar-odullerinde-hak-eden-kazandi-spotlight/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde Seyredilmesi Gereken 10 Film</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/02/07/f-istanbul-bagimsiz-filmler-festivalinde-seyredilmesi-gereken-10-film/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/02/07/f-istanbul-bagimsiz-filmler-festivalinde-seyredilmesi-gereken-10-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2016 17:48:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8499</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl !f İstanbul kitapçığını elime aldığım ilk andan itibaren içimi müthiş bir heyecan kapladı. Her ne kadar festival programında yer alan filmler, çok uzun zamandır bekliyor olmamız sebebiyle ilk etkilerini kaybetmiş olsalar da festival ekibi bu sene ciddi bir emek harcayarak leziz bir program hazırlamayı başarmışlar. Her sene olduğu gibi Gala bölümünde yer alan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl !f İstanbul kitapçığını elime aldığım ilk andan itibaren içimi müthiş bir heyecan kapladı. Her ne kadar festival programında yer alan filmler, çok uzun zamandır bekliyor olmamız sebebiyle ilk etkilerini kaybetmiş olsalar da festival ekibi bu sene ciddi bir emek harcayarak leziz bir program hazırlamayı başarmışlar. Her sene olduğu gibi Gala bölümünde yer alan filmlere ilgi büyük olacaktır ancak size tavsiyem gündüz seanslarında yer alacak Keş!f ve Oyun bölümü filmlerini kaçırmayın!</p>
<p>İyi festivaller&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/1434631291016_0570x0380_1434631326613.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8500" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/1434631291016_0570x0380_1434631326613.jpg" alt="" width="570" height="380" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/1434631291016_0570x0380_1434631326613.jpg 570w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/1434631291016_0570x0380_1434631326613-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 570px) 100vw, 570px" /></a></p>
<p>Anomalisa</p>
<p>Being John Malkovich, Adaptation, Eternal Sunshine of the Spotless Mind gibi pek çok modern klasiğin yazarı Charlie Kaufman’ın Duke Johnson ile birlikte çektiği Anomalisa, Kauffman’ın “Francis Fregoli” mahlası ile kaleme aldığı oyunun beyazperde uyarlaması. Film, varlığının tekdüzeliğini sorgulayan ve aşmaya çalışan bir yaşam koçunu konu alıyor. Ülkemizde ilk kez 15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilecek olan Anomalisa, Şubat ayında düzenlenecek Oscarlarda “En İyi Animasyon” kategorisinde yarışacak.</p>
<p>The Wolfpack</p>
<p>2015 Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan belgesel türündeki The Wolfpack, Manhattan’da bütün yaşamlarını bir eve hapsolmuş şekilde geçiren Angulo kardeşlerin inanılmaz hayat hikayelerini konu alıyor. Film, doğduklarından beri evlerinden dışarıya bir yıl içinde en fazla sadece 9 kez dışarı çıkan, bazı yıllarını ise evin dışına adım bile atmadan geçiren bu kardeşlerin şahsına münhasır hikayesini anlatıyor. Oldukça sıra dışı olan kardeşlerin hayat hikayesini beyazperdeye taşıyan The Wolfpack festivalin kaçırılmaması gereken filmleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Green Room</p>
<p>Blue Ruin filmiyle haklı övgüleri toplayan Jeremy Saulnier’in yeni filmi Green Room, genç bir punk rock müzik grubunun bir çetenin gerçekleştirdiği şiddet olaylarına şahit olmasını konu alıyor. Bu çetenin arkalarında hiçbir şahit bırakmak istememesi ve tüm şahitleri öldürmek istemesi sebebiyle genç punk rock grubu hayatları pahasına bu çeteyle mücadeleye girişmek zorunda kalacak. Festivalin galalar bölümünde yer alan filmden önce Blue Ruin’i izlemeniz tavsiye edilir.</p>
<p>Innocence of Memories</p>
<p>Dünyaca ünlü Nobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi beyazperdeye uyarlandı. Prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan film ülkemizde ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek. Film, Kemal ve Füsun’un 70’li yıllarda yaşadıkları trajik aşkın ve bu aşka tanıklık eden eşyaların hikâyesini Orhan Pamuk’un eşsiz anlatımıyla izleyiciye sunuyor.</p>
<p>Bağlar</p>
<p>Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinin basketbol takımıyla üç sezon geçirdiğimiz film, basketbol takımının bölgenin en başarılı basketbol takımı olmasını ve sonrasında yaşananları konu alıyor. Onuncu Gezegen (2004) ve Ziyaretçiler (2009) adlı yapımlarıyla yurt içi ve yurt dışında çeşitli ödüller kazanan Melis Birder ile Transit (2004), Bu Ne Güzel Demokrasi! (2008), Beton Park (2009) ve Nahide’nin Türküsü (2009) gibi belgesellere imza atan Berke Baş’ın birlikte yönettiği Bağlar; Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde, kaosla iç içe bir bölgede umudun hâlâ var olduğuna inanmamızı istediği için, karanlığın ortasında hâlâ nefes aldığınızı hissedebilmeniz için festivalin kaçırılmaması gereken filmlerinden biri.</p>
<p>Der Bunker</p>
<p>Kısa filmleri Berlinale dahil birçok festivalde gösterilen Nikias Chyross’un ilk uzun metrajlı filmi Der Bunker / Sığınak festivalin Oyun bölümünde yer alıyor. Amerikan başkanı olmasını hayal ettikleri sekiz yaşındaki oğullarını okula göndermeyen Alman anne-baba, evde eğitim konusunda yaşadıkları sorunları aşmak amacıyla bir süredir kiracıları olan fizik öğrencilerine başvururlar. İlk zamanlarda evde yaşanan garip olaylara şaşıran öğrenci kısa süre sonra bu olaylardan uzaklaşmak yerine kendini olayların içine atarak küçük çocuğa yardım etmek istiyor. Film, prömiyerini Berlin Film Festivali’nde gerçekleştirdi.</p>
<p>Ceset</p>
<p>Katil Kim? (2004) ve Gümüş Kaşıklar (2006) adlı iki kısa filmin yönetmeni Pınar Sinan, Ceset ile ilk uzun metrajına imza atıyor. Kırılmış insanların bu tuhaf dünyadaki tuhaf arayışlarını konu olan film, festivalin görülmesi gereken filmlerinden biri. Fragmanını seyredin ne demek istediğimi anlayacaksınız!</p>
<p>Iris</p>
<ol start="15">
<li>!f İstanbul’un kitapçığında “Dışarı çıkarken ne giyeceğinize karar vermek için harcadığınız zamana acıyor musunuz? Belki de tadını çıkarmalısınız… “ şeklinde lanse edilen film festivalin dikkat çeken festivallerinden bir tanesi. Geçtiğimiz yıl hayata veda eden efsanevi belgesel yönetmeni Albert Maysles, gözlerinizi alamayacağınız moda ikonu Iris Apfel’i beyazperdeye taşıdı.
<p>Queen of Earth</p>
<p>En son ülkemizde 34. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen Listen Up Philip (2014) ile hatırladığımız yönetmen Alex Ross Perry, son filmi Queen of Earth ile yılın çok konuşulan filmlerinden birine imza atıyor. Babasının ölümü sonrası sevgilisinden ayrılmış olan Catherine’in hikayesini konu alan filmin başrollerini Elisabeth Moss ve Katherine Waterston paylaşıyor.</li>
</ol>
<p>Crumbs</p>
<p>Miguel Llanso&#8217;nun ilk uzun metraj kurmacası Crumbs son derece sıra dışı bir konuya ve her sinefili heyecanlandıracak bir atmosfere sahip. Film, !f İstanbul&#8217;un kitapçığındaki bilgilere göre büyük etkilere sahip bir savaştan geriye kalan yıkık bir dünyada geçiyor. Sakinlerinin Michael Jordan, Madoona Einstein gibi &#8220;eski dünya&#8221; mucizlerine tapındığı ve &#8220;büyük sanatçı&#8221; Carrefour&#8217;dan kalan plastik kılıçları salladığı bu dünyada artık geçmiş dünyanın kırıntılarıyla yaşamaktan sıkılan Candy&#8217;nin geldiğini inandığı gezegene dönmek için çıktığı yolculuğa eşlik ediyoruz. Alışageldik distopyalardan farklı bir resim çizdiğini tahmin ettiğim film tam keşfetmelik!</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/02/07/f-istanbul-bagimsiz-filmler-festivalinde-seyredilmesi-gereken-10-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>14. Filmekimi Önerileri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/10/27/14-filmekimi-onerileri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/10/27/14-filmekimi-onerileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2015 16:58:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Filmekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8103</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl olduğu gibi bu yılda sonbaharın geldiğini Filmekimi’nin gelişiyle anladık. Cannes, Venedik gibi festivallerde adlarını sıkça duyduğumuz ve merakla beklediğimiz filmlerin Türkiye prömiyerlerini yapacağı 14. Filmekimi 2 Ekim’de perdelerini açıyor. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki, festivalin bu yılki programı son derece güçlü. Özellikle son bir kaç yıldır, İstanbul Film Festivali’nin programının kalabalık olmasına rağmen zayıf [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl olduğu gibi bu yılda sonbaharın geldiğini Filmekimi’nin gelişiyle anladık. Cannes, Venedik gibi festivallerde adlarını sıkça duyduğumuz ve merakla beklediğimiz filmlerin Türkiye prömiyerlerini yapacağı 14. Filmekimi 2 Ekim’de perdelerini açıyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/FilmEkimi-2015.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-8105 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/FilmEkimi-2015-216x300.jpg" alt="" width="216" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/FilmEkimi-2015-216x300.jpg 216w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/FilmEkimi-2015-696x968.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/FilmEkimi-2015-302x420.jpg 302w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/FilmEkimi-2015.jpg 713w" sizes="auto, (max-width: 216px) 100vw, 216px" /></a></p>
<p>Öncelikle belirtmek gerekiyor ki, festivalin bu yılki programı son derece güçlü. Özellikle son bir kaç yıldır, İstanbul Film Festivali’nin programının kalabalık olmasına rağmen zayıf olduğundan bahsediyoruz. İKSV bu sorunu her yıl olduğu gibi bu yıl da Filmekimi ile çözmüş gibi gözüküyor. Kağıt üstünde, mükemmel bir programın bizi beklediğini söyleyebiliriz</p>
<p>Bu yıl sizlere yedi filmden oluşan ancak kesinlikle ıskalamamanız gereken filmleri sıraladığım bir seçki hazırlamak istedim. Son bir yıl içerisinde ülkenin dört bir yanından gelen festivallerin iptal edildiği haberlerinin gölgesinde en iyi filmlerle dolu bir festival dönemi dilerim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>The Witch</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Prömiyerini yaptığı Sundance’in “en ürkütücü filmi” olarak tanımlanan The Witch, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden, New England’daki cadı avlarından esinleniyor. Tiyatro ve film yönetmeni, senarist Robert Eggers’in büyük başarı kazanan bu ilk uzun metrajlı film 1630 yılında geçiyor. Hıristiyan inançlarına sıkı sıkıya bağlı William ve Katherine, beş çocuğuyla birlikte, geçit vermez bir ormanın yamacında yaşamlarını sürdürmektedir. Yeni doğan oğulları sırra kadem basıp bir de ekinleri solunca, aile batıl inançlar ile kendi korku ve kaygılarının esiri olur. Birbirlerini suçlamaya başladıklarında en derin korkularının da ötesinde bir kötülüğün hedefi olacaklardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>03.10.2015 &#8211; Rexx Sineması</p>
<p>08.10.2015 &#8211; Feriye Sineması</p>
<p>09.10.2015 &#8211; Beyoğlu Sineması</p>
<p>10.10.2015 &#8211; Atlas Sineması</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Knight of Cups</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Terrence Malick’in Hayat Ağacı ve Aşkın İzleri’nin ardından çektiği Knight of Cups’ın ilk gösterimi Berlin Film Festivali’nde ana yarışmada yapıldı. Filmin ana karakteri Rick, Los Angeles’ta yaşayan, etrafında olup bitene anlam vermeye çalışan bir senaryo yazarıdır. Hollywood sisteminin bir kölesidir: Başarıya tutkun, bir yandan da kendi hayatının boşluğu ve anlamsızlığından dolayı umudunu kaybetmiştir. Filmin adındaki tarot kartı gibi, hayatın anlamının peşinde, eziyet çeken bir kahramandır Rick. Knight of Cups, bir adamın hikâyesini, nasıl ayartıldığını, şöhretini ve aşırılığı anlatırken yolu partilerden, erkekler ve kadınlardan, Melekler Şehri’nin sesleri ve görüntülerinden geçiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>07.10.2015 &#8211; Rexx Sineması</p>
<p>08.10.2015 &#8211; Feriye Sineması</p>
<p>10.10.2015 &#8211; Atlas Sineması</p>
<p>11.10.2015 &#8211; Beyoğlu Sineması</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Youth</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Paolo Sorrentino’nun Roma’ya aşk mektubu Oscar’lı Muhteşem Güzellik’ten sonra çektiği Gençlik, kayıp zamana, kaçırılan fırsatlara ve kaçıp giden sevgililere bir aşk mektubu. Mizahi yaklaşımı da esirgemeyen Gençlik, Michael Caine’in canlandırdığı besteci Fred ile Harvey Keitel’in canlandırdığı yönetmen arkadaşı Mick’i tatilleri boyunca izliyor. İki yaşlı adam, İsviçre’de lüks bir spa tesisinde ölüm, yaşlılık, sanatçılar, prostat, Miss Universe ile gençlik anılarından söz ediyor, kendilerini ve hayatı gözden geçiriyorlar. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Gençlik, Sorrentino’nun alâmetifarikası ilginç kamera açıları, çarpık yüzler, muhteşem müzikler ve stilize görseller geçidiyle yine nefes kesici bir seyirlik sunuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>02.10.2015 &#8211; Atlas Sineması</p>
<p>03.10.2015 &#8211; Rexx Sineması</p>
<p>07.10.2015 &#8211; Feriye Sineması</p>
<p>10.10.2015 &#8211; Atlas Sineması</p>
<p>11.10.2015 &#8211; Feriye Sineması</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bask</strong><strong>ı</strong><strong>n</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Baskın, beş polisin gece devriyesi sırasında gelen bir yardım çağrısı üzerine destek için gittikleri terk edilmiş tarihi bir Osmanlı karakolunda başlarına gelenleri konu eden bir geceyarısı filmi. Dünya prömiyerini eylül ayında Toronto Film Festivali’nin “Midnight Madness” seçkisi kapsamında gerçekleştiren Baskın, Can Evrenol’un aynı adlı ödüllü kısa filminden uyarlandı. Baskın’ın Türkiye prömiyeri, Filmekimi’nde yapılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>09.10.2015 &#8211; Atlas Sineması</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>The Lobster</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Köpek Dişi, ardından Attenberg ve Alpler’de toplumsal kodları yıkarken akıllarımızı karıştırmayı alışkanlık haline getiren Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos, ülkesi dışında çektiği ilk filmi The Lobster’da izleyiciyi distopik bir geleceğe götürüyor. Hollywood yıldızlarını oyuncu kadrosunda bulunduran The Lobster, bekâr olmanın yasadışı olduğu, bu suçu işleyenlerin, seçtikleri bir hayvana dönüştürüldüğü bir dünyada geçiyor. Karısı tarafından terk edilen çaresiz bir adam tuhaf, gerçeküstü, sıra dışı, huzursuz edici kuralların hüküm sürdüğü bu toplum düzenine ayak direyecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>02.10.2015 &#8211; Rexx Sineması</p>
<p>03.10.2015 -Rexx Sineması</p>
<p>05.10.2015 &#8211; Feriye Sineması</p>
<p>07.10.2015- Atlas Sineması</p>
<p>08.10.2015 &#8211; Beyoğlu Sineması</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Freeheld</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyazperdeye Philadelphia’nın senaristi tarafından uyarlanan Aşka Özgürlük, Laurel Hester ile Stacie Andree’nin gerçek aşk hikâyesiyle eşitlik, adalet ve medeni haklar mücadelesini anlatıyor. Takdir belgeli bir kadın komiser olan Laurel, kendisine dördüncü evrede kanser teşhisi konduğunda tazminatını eşi Stacie’ye devretmek ister. Ne var ki bölge yetkilileri bu talebe karşı çıkar. Tuttuğunu koparan bir dedektifle bir aktivist Laurel ile Stacie’nin yanında yer alarak hem emniyet mensuplarını hem de sıradan vatandaşları harekete geçirecektir. Hem kişisel hem de siyasal bir mücadeleyi ele alan bu dokunaklı cesaret hikâyesi ilk gösterimini Eylül ayında Toronto Film Festivali’nde yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>06.10.2015 &#8211; Feriye Sineması</p>
<p>09.10.2015 &#8211; Rexx Sineması</p>
<p>10.10.2015 &#8211; Beyoğlu Sineması</p>
<p>11.10.2015 &#8211; Feriye Sineması</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Carol</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Suç ve gerilim romanlarının usta yazarı Patricia Highsmith’in kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı 1952 tarihli romanı, 11 yıllık bir yapım sürecinden sonra beyazperdede. Amerika’da ilişkilerin karanlık yüzüne bakan yönetmen Todd Haynes, şahane kadrosu ve olağanüstü sanat tasarımıyla yılın bu en çok övülen filminde 1950’lerin New York’unda iki kadının yasak aşkını anlatıyor. Tezgâhtarlık yapan ve başka bir hayat düşleyen Therese, yürümeyen evliliğinden bunalmış çekici Carol ile tanışır. Birbirlerine iyice bağlanmışlarken ilişkileri ortaya çıkınca her şeyi artlarında bırakıp yollara düşerler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>03.10.2015 &#8211; Atlas Sineması</p>
<p>04.10.2015 &#8211; Rexx Sineması</p>
<p>08.10.2015 &#8211; Atlas Sineması</p>
<p>10.10.2015 &#8211; Rexx Sineması</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>*Filmlerin </em><em>ö</em><em>zetleri </em><em>İ</em><em>KSV</em><em>’</em><em>den al</em><em>ı</em><em>nm</em><em>ış</em><em>t</em><em>ı</em><em>r. </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/10/27/14-filmekimi-onerileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oscar Ödüllü Spor Filmleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/07/26/oscar-odullu-spor-filmleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/07/26/oscar-odullu-spor-filmleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2015 13:33:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Southpaw]]></category>
		<category><![CDATA[Spor Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7930</guid>

					<description><![CDATA[Her ödül sezonunda olduğu gibi bu sene de olası Oscar adayları arasında bir spor filmi yer alıyor: Southpaw. Henüz yaz aylarında olmamıza rağmen ödül sezonunun heyecanı yavaş yavaş başladı. Firmalar, kendi adaylarını öne çıkarmak için türlü yöntemler deniyor. Bu yöntemleri bir adım ileriye taşıyan Weinstein Company‘nin sahibi Harvey Weinstein, Jake Gyllenhaal’ın Southpaw’deki rolüyle Oscar’a kesinlikle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her ödül sezonunda olduğu gibi bu sene de olası Oscar adayları arasında bir spor filmi yer alıyor: Southpaw.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/southpaw.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7932" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/southpaw.jpg" alt="" width="800" height="250" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/southpaw.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/southpaw-300x94.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/southpaw-768x240.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/southpaw-696x218.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></a></p>
<p>Henüz yaz aylarında olmamıza rağmen ödül sezonunun heyecanı yavaş yavaş başladı. Firmalar, kendi adaylarını öne çıkarmak için türlü yöntemler deniyor. Bu yöntemleri bir adım ileriye taşıyan Weinstein Company‘nin sahibi Harvey Weinstein, Jake Gyllenhaal’ın Southpaw’deki rolüyle Oscar’a kesinlikle aday olacağını belirtti. Oscar’ın artık pek de gizli olmayan şifrelerini göz önüne alacak olursak Jake’in geçirdiği fiziksel değişim ile birlikte adaylığının sürpriz olmayacağını söyleyebiliriz. Zaten, açıklamalara bakacak olursak Weinstein Company filmden ziyade Jake’in performansına daha çok güveniyor. Fakat, filmin fragmanlarından yola çıkacak olursak son yıllarda başarılı olan spor dramalarının kullandığı formüle yakın bir formül kullandığını söyleyebiliriz. Bu durum filme olan beklentiyi arttırırken akla, önceki senelerde Oscar kazanan spor filmlerini getiriyor. Ben de bu vesileyle sizlere Oscar kazanan spor filmlerini hatırlatmak istedim.</p>
<p><strong>The Champ – 1931 </strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu</strong></p>
<p><strong>Ödüller: En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo </strong></p>
<p>İlk ödüllü spor draması The Champ, 1979 yılında Franco Zefirelli tarafından yeniden çevrilmiştir ve bu versiyonu daha çok bilinmektedir. Ancak, 1931 yılında King Vidor tarafından çekilen ilk film, çok daha değerli ve önemlidir. 5 yaşındaki Dink ve eski ağır sıklet boks şampiyonu babası Andy’nin dramatik hikayesini konu alan film, bir boksörün yeniden ringlere dönüş hikayesini beyazperdeye ilk uyarlayan spor filmidir. Irkçılığın son derece büyük bir sorun olduğu yıllarda çekilen bir film olmasına rağmen Dink’in en yakın arkadaşının zenci olması o dönem için ciddi bir adımdır.</p>
<p><strong>The Pride of the Yankees – 1942 </strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Sinematografi (Siyah-Beyaz) En İyi Sanat Yönetimi (Siyah-Beyaz), En İyi Ses Kurgusu, En İyi Film Müziği, En İyi Görsel Efekt, En İyi Kurgu,</p>
<p>Ödüller: En İyi Kurgu</strong></p>
<p>The Pride of the Yankees, 38 yıllık kısa hayatına birçok rekor sığdıran ve ALS hastalığı sebebiyle hayatını kaybeden “Demir At” lakaplı Lou Gehrig’in hayatını konu alır. New York Yankees forması giyen Lou Gehrig’in hastalık sebebiyle yaşadıkları son derece sarsıcıdır. Ülkemizde ALS olarak bilinen hastalığın adı A.B.D’de yaygın olarak Lou Gehrig’in hastalığı olarak bilinmektedir.</p>
<p>The Hustler – 1961</p>
<p>Adaylıklar: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo</p>
<p>Ödüller: En İyi Sinematografi (Siyah-Beyaz), En İyi Sanat Yönetimi (Siyah-Beyaz)</p>
<p>Walter Tevis’ın aynı isimli eserinden uyarlanan The Hustler, Eddie Felson isimli bir serserinin bilardo tutkusunu konu alır. İçindeki bilardo tutkusuyla şehrin en iyi bilardocusu olmak isteyen Eddie, bilardo şampiyonu Minnesota Fats’i yenmek ister. Ancak, beceremez. Aday gösterildiği dokuz kategoriden ikisinde ödüle layık görülen The Hustler, çekildiği yılın ötesinde bir sanat yönetimine sahiptir.</p>
<p><strong>Rocky – 1976</strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (2 oyuncu birden), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Ses, En İyi Özgün Şarkı.</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Ödüller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu.</strong></p>
<p>Slyvester Stallone’nun elinde senaryosuyla, yapımcı bulabilmek adına kapı kapı dolaştığı filmi Rocky, Rocky Balboa isimli amatör bir boksörün, ağır sıklet boks şampiyonuyla unvan maçına çıkmasını konu alır. Bir boks filmi olmasına rağmen, A.B.D’nin arka sokaklarında yaşanan yoksulluğu gözler önüne sermesi sebebiyle önemli olan film, Oscar’a aday olduğu sene Taxi Driver ve Network gibi önemli filmlerle yarışmasına rağmen heykelciğe layık görülmüştür.</p>
<p>Yıllar içerisinde beş devam filmi çekilen Rocky’e bu yılın sonlarında bir devam filmi daha geliyor.</p>
<p><strong>Heaven Can Wait – 1978</strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Sinematografi, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Özgün Müzik</strong></p>
<p><strong>Ödüller: En İyi Sanat Yönetimi</strong></p>
<p>Warren Beatty’nin, başarılı senarist Harry Segall’in oyunundan uyarladığı, yönettiği ve başrolünü üstlendiği Heaven Can Wait, ölmek isterken kendini milyarder bir adamın bedeninde bulan Joe Pendleton’un hikayesini konu alır. Beden değiştirme temalı filmlere öncülük etmesi sebebiyle sinema tarihi açısından oldukça önemli bir yerde bulunan komedi türündeki Heaven Can Wait sekiz dalda Oscar’a aday gösterilmiştir.</p>
<p><strong>Breaking Away – 1979</strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Müzik</strong></p>
<p><strong>Ödüller: En İyi Uyarlama Senaryo</strong></p>
<p>Başarılı yönetmen Peter Yates’in yönettiği, Oscar’lı senarist Steve Tesich’in kaleme aldığı Breaking Away için büyüme filmi (coming of age) diyebiliriz. Dave, Mike, Cyril ve Moocher’u hikayesini konu alan film, En İyi Özgün Senaryo kategorisinde Oscar’a layık görülmüştür.</p>
<p><strong>Raging Bull – 1980 </strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Sinematografi, En İyi Ses</strong></p>
<p><strong>Ödüller: En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kurgu</strong></p>
<p>Martin Scorsese – Robert De Niro ortaklığının en başarılı örneklerinden olan Raging Bull, Jake La Motta’nın kendi ağzından anlattığı hayat hikayesini konu alıyor. İçindeki hırs ünlü boksörü kariyerinin zirvesine taşırken, bu hırs ve öfke ailesinden uzaklaşmasına sebep olur.</p>
<p>Robert De Niro’nun muhteşem performansının “En İyi Erkek Oyuncu” ödülüyle ödüllendirildiği film, günümüzde çekilen birçok boks filmine öncülük etmektedir.</p>
<p><strong>Chariots of Fire (1981)</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu.</strong></p>
<p><strong>Ödüller: En İyi Film, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Özgün Müzik.</strong></p>
<p>İskoç atlet Eric Liddell ile İngiliz atlet Harold Abrhams’ın atletizm tarihine damga vuran hayat hikayelerini konu alan film, En İyi Film dahil olmak üzere dört dalda Oscar ödülüne layık görüldü. Senaryosu Colin Wellad tarafından yazılan, Hugh Hudson’ın yönettiği Chariots of Fire iki zıt karakterin tek bir amaç uğrunda verdikleri çabayı son derece yalın bir anlatım biçimiyle seyirciye aktarır.</p>
<p><strong>Jerry Maguire – 1996</strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Ödüller: En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu</strong></p>
<p>Cameron Crowe’un yönetmen koltuğunda oturduğu, başrolünü Tom Cruise’un üstlendiği film, Uluslararası Spor İdaresi’nin başındaki isimlerden Jerry’nin kariyerinin zirvesinden en dibi görerek tekrardan zirveye yükselme hikayesini konu alır. Listedeki diğer filmlere göre daha vasat olarak adlandırabileceğimiz filmin tek Oscar’ı ise muazzam bir performans sergileyen Cuba Gooding Jr.’ın layık görüldüğü En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüdür.</p>
<p><strong>Million Dollar Baby – 2004</strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu</strong></p>
<p><strong>Ödüller: En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Yönetmen</strong></p>
<p>Clint Eastwood’un yönettiği ve başrolünü üstlendiği, 2004 yılına damga vuran, Oscar ödüllerinde büyük ödülleri silip süpüren filmi Million Dollar Baby; hayatını boksör yetişmeye adayan Frankie Dunn ve boksör olmak isteyen Maggie’nin hikayesini konu alıyor. Boksun arka planda kaldığı, ikili ilişkileri ve başarı hikayesini irdeleyen film bugüne kadar çekilen onlarca boks filmi arasında parlıyor.</p>
<p><strong>The Fighter – 2010 </strong></p>
<p><strong>Adaylıklar: En İyi Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu, En İyi Özgün Senaryo</strong></p>
<p><strong>Ödüller: En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu</strong></p>
<p>David O. Russell isminin bilinirliğini arttıran filmdir The Fighter. Dicky Eklund, zamanının başarılı boksörlerindendir. Boksu bıraktıktan sonra tanınmayacak hale gelen Dicky, bu kez üvey kardeşi Mickey’i ünvana maçına hazırlamak zorundadır. Fakat, Dicky’nin dağılan hayatı buna pek de müsait değildir.</p>
<p>David O. Russell’ın çalıştığı oyunculara tanıdığı özgürlük ve performanslarına değer kattığı bilinir. The Fighter bunun en önemli örneğidir. Film, Christian Bale ve Melissa Leo’ya “Yardımcı Oyuncu” kategorilerinde Oscar ödülü kazandırmıştır.</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/07/26/oscar-odullu-spor-filmleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jurassic Park: Yaşam Yolunu Bulmaya Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/06/25/jurassic-park-yasam-yolunu-bulmaya-devam-ediyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/06/25/jurassic-park-yasam-yolunu-bulmaya-devam-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2015 11:32:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Jurassic Park]]></category>
		<category><![CDATA[The Lost World: Jurassic Park]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7844</guid>

					<description><![CDATA[Michael Crichton’ın aynı isimli eserinden Steven Spielberg tarafından beyazperdeye uyarlanarak 1993 yılında vizyona giren Jurassic Park ciddi bir başarı elde etmişti. Tüm zamanların ticari başarısı en yüksek canavar filmi olarak tarihe geçen Jurassic Park’a iki de devam filmi çekilmişti. İlk iki filmin ihtişamının gerisinde kalan Jurassic Park III’den tam 14 sene sonra seri “Jurassic World” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Michael Crichton’ın aynı isimli eserinden Steven Spielberg tarafından beyazperdeye uyarlanarak 1993 yılında vizyona giren Jurassic Park ciddi bir başarı elde etmişti.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/jurassic-park-jurassic-world-jurassic-park-09-10-releas-september-2015-16.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7846" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/jurassic-park-jurassic-world-jurassic-park-09-10-releas-september-2015-16-1024x768.jpg" alt="" width="696" height="522" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/jurassic-park-jurassic-world-jurassic-park-09-10-releas-september-2015-16.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/jurassic-park-jurassic-world-jurassic-park-09-10-releas-september-2015-16-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/jurassic-park-jurassic-world-jurassic-park-09-10-releas-september-2015-16-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/jurassic-park-jurassic-world-jurassic-park-09-10-releas-september-2015-16-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/jurassic-park-jurassic-world-jurassic-park-09-10-releas-september-2015-16-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/jurassic-park-jurassic-world-jurassic-park-09-10-releas-september-2015-16-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/jurassic-park-jurassic-world-jurassic-park-09-10-releas-september-2015-16-560x420.jpg 560w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Tüm zamanların ticari başarısı en yüksek canavar filmi olarak tarihe geçen Jurassic Park’a iki de devam filmi çekilmişti. İlk iki filmin ihtişamının gerisinde kalan Jurassic Park III’den tam 14 sene sonra seri “Jurassic World” ismiyle kaldığı yerden devam ediyor. Her ne kadar blockbuster dönemi olarak adlandırılan Yaz sezonunda vizyona giriyor olsa da 1993 yapımı ilk filmin ihtişamını göz önüne alacak olursak; Jurassic World’ün aynı heyecanı yaratmayı başaramadığını söyleyebiliriz. Yönetmen koltuğunda ilk bağımsız bilimkurgu denemesi Safety Not Guarenteed ile beğeni kazanan Colin Trevorrow’un oturduğu Jurassic World 12 Haziran’da vizyona girecek. Film, vizyona girmeden hemen önce kısaca serinin ilk üç filmine göz atalım istedim.</p>
<p><strong>Jurassic Park – 1993</strong></p>
<p><strong> </strong>Serinin ilk filmi, dinozorların hayata nasıl döndürüldüğünü anlatan bir girizgah ile açılır. İlk bakışta oldukça karmaşık gelse de aslında teori oldukça basitti. Sivrisineklerin, dinozorlar zamanında da var olduğunu savunan Crichton, bir ağaç dalına konan sivrisineklerin ağaçların öz suyunda sıkışıp kaldığı teorisinden yola çıkarak, sivrisineklerin aynı dinozor kemiklerinde olduğu gibi fosilleştiğini var sayıyordu. Sivrisineklerden çekilen kanın Dinozor kanı olduğunu belirterek, Dinozorların DNA’sına ulaşan bilim insanları “çok karmaşık” yöntemlerle DNA’larını ele geçirdiği Dinozorları yeniden hayata döndürmeyi başarmışlardı. Olayın özü ise basitti, Dinozorlar yaşama geri döndürülecek, ve bir parka hapsedilerek tıpkı Disneyland’de olduğu gibi tema park mantığıyla işletmeye çevrilecekti – ne kadar da insana özgü bir davranış değil mi (!).</p>
<p><strong><em>“Yaşam bir yolunu bulacaktır.”</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Steven Spielberg’in yönetmenliğini yaptığı Jurassic Park, bilimkurgu soslu bir macera filmi olmasına karşın asıl gücünü o zamana kadar sergilenmiş en gerçekçi Dinozor görüntülerinden almaktadır. O güne kadar Jaws ile gerilim yaratmakta ne denli başarılı olduğunu kanıtlayan ve Hitchcock’un izinden giden Spielberg Jurassic Park’ta ise Dinozorları birer gerilim ögesi olarak kullanmıştır. Bu gerilimi yaratmak için türlü formüller deneyen Spielberg, en önemli kozunu T-Rex’in yaklaştığı sahnede, bardaktaki suda oluşan dalgalanmaları kullanarak oynamıştır.</p>
<p>Vizyona girdiği ilk hafta 47 milyon dolar gibi muazzam bir açılış başarısı yakalayan ve toplamda Spielberg’e 250 milyon dolar kazandıran film, tam bir stüdyo başarısıdır. Uyarlandığı kitabın yazarı Crichton henüz kitabı yayınlamadan önce yazara ulaşan Universal tam 2 milyon dolarak ödeyerek kitabın tüm haklarını satın alır. Bunun üzerine kitap 1990 yılında yayınlanır ancak Universal, filmin çalışmalarına çoktan başlamıştır.</p>
<p><strong>The Lost World: Jurassic Park &#8211; 1997</strong></p>
<p>Jurassic Park’tan 4 yıl sonra vizyona giren The Lost World: Jurassic Park’ın yönetmen koltuğu ilk filmde olduğu gibi yine Steven Spielberg’e emanet edilir. Oyuncu kadrosunda değişikliklere gitmesine rağmen hikaye için önemli rol oynayan karakterleri koruyarak seriye devam eden The Lost World ilk filmin kaldığı yerden ( 4 sene sonrasından) devam ediyordu. Adanın sahibi John Hammond, ilk filmde yaşanan kazadan sonra yerle bir olan adanın yanında “B” bölümü olduğunu söyleyerek kaldığı işe devam edebilmek için ekibini yeniden toplayarak “belgesel çekimi” adı altında adaya gönderir. Ancak, işler planlandığı gibi gitmez.</p>
<p>İlk filmin ciddi söylemlerinin yanında saf bir aksiyon vadeden The Lost World, inandırıcılık açısından da aynı başarıyı yakalamayı başaramadı. Gişe başarısıyla birlikte ana akım sinema seyircisini memnun etme derdine düşen Spielberg, ikinci filmde kitaba bağlı kalmamıştır. Örneğin, ilk kitabın sonunda ölen John Hammond ve Ian Malcolm, ikinci kitapta yer almasalar da filmin en önemli karakterleri konumundadırlar. Keza, stüdyo kitabın adı olan “The Lost World”ü beyazperdeye aktarırken değiştirmek ister. Arthur Conan Doyle’nin aynı isimli eseriyle karıştırılabileceğini düşünürler ancak, Crichton’un ısrarları sonucu kitap, beyazperdeye aynı isimle uyarlanır – Stüdyo bir şekilde filmin başlığının yanına Jurassic Park ekler: The Lost World Jurassic Park.</p>
<p><strong><em>“</em></strong><strong><em>Arka bahçemizde bir dinozor var!”</em></strong></p>
<p>Ebeveyn dinozorların, yavrularını korumaya almak için insanlara saldırdığını savunan ikinci filmin, en önemli söylemi olarak bunu gösterebiliriz. İyi &#8211; kötü insanlar arasında bir ayrım yapmaya çalışırken, son derece geveze bir filme dönüşen The Lost World aksiyon açısından doyurucu olsa da ilk filmin sunduğu gerilimi yaratamadı. Filmin, sinema tarihine vasat bir film olarak geçmemesinin sebebini ise dinozorların adalarından çıkarak San Diego’ya gelmesi olarak gösterebiliriz.</p>
<p><strong>Jurassic Park 3 &#8211; 2001</strong><strong> </strong></p>
<p>İlk iki filmin ardından yönetmen koltuğundan ayrılan Steven Spielberg serinin üçüncü filmi için yerini 1995 yılında çektiği Jumanji ile büyük beğeni toplayan Joe Johnston’a bıraktı.</p>
<p>İlk filmden 8 yıl sonra 2001 yılında vizyona giren Jurassic Park 3, ilk iki filmin izinden gitmeye devam etti. Daha önce iki kez insanoğluna büyük sorunlar açan dinozorlar her seferinde etkisiz hale getirilse de, bir şekilde adanın elverişli ekolojisi içerisinde hayatta kalmaya devam ettiler. İlk filmin en önemli karakterleri Dr. Alan Grant ve Dr. Ellie Sattler’ı seriye geri döndüren film, adayı gezmek isteyen bir grubun başına gelenleri konu alır.</p>
<p>İlk filmin üzerinden 8 yıl geçmiş olmasına rağmen görsel efekt konusunda ilerleme kaydedilememesi son filmin vasat olarak adlandırılmasındaki en önemli etken olsa da filmin en önemli sorunu düşük bütçeli canavar filmlerini aratmayan diyaloglarıydı. Elle tutulur tek teori; Dr. Grant ilk filmden bu yana üzerinde durduğu konu olan zeka unsuru olduğunu söyleyebiliriz. Dr. Grant’a göre dinozorlar güçlerini sadece devasa olmalarından değil aynı zamanda zeki olmalarından alırılar. Bu da evrim sürecinin içinde dinozorların da olması durumunda insanoğlunun varlığını sürdüremeyeceği anlamı taşır.</p>
<p>Kısacası, zayıf diyalogları, yetersiz görsel efektleri ve darmadağın senaryosuyla ilk iki filmin gerisinde kalarak vasatı aşamayan Jurassic Park 3 serinin zayıf halkası konumunda bulunuyor.</p>
<p><strong><em>Utku </em></strong><strong><em>Ö</em></strong><strong><em>get</em></strong><strong><em>ü</em></strong><strong><em>rk</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/06/25/jurassic-park-yasam-yolunu-bulmaya-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>34. İstanbul Film Festivali’nin Gizli Cehverleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/04/23/34-istanbul-film-festivalinin-gizli-cehverleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/04/23/34-istanbul-film-festivalinin-gizli-cehverleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2015 10:03:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[34. İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7544</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl olduğu gibi bu yıl da şehre bahar ile aynı anda gelen Uluslararası İstanbul Film Festivali programında Dünya sinemasının yeni örneklerinden ödüllü filmlere, Türkiye sinemasının en yenilerinden klasiklerine, yeni keşiflerden başyapıtlara 200’den fazla film yer alıyor. Bu yıl 34.sü düzenlenen festivalde bu sene Ulusal ve Uluslararası yarışmada verilen Altın Lale ödülleri dışında Seyfi Teoman [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da şehre bahar ile aynı anda gelen Uluslararası İstanbul Film Festivali programında Dünya sinemasının yeni örneklerinden ödüllü filmlere, Türkiye sinemasının en yenilerinden klasiklerine, yeni keşiflerden başyapıtlara 200’den fazla film yer alıyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/34-istanbul-film-festivali-iksv.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7545" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/34-istanbul-film-festivali-iksv.jpg" alt="" width="960" height="960" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/34-istanbul-film-festivali-iksv.jpg 960w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/34-istanbul-film-festivali-iksv-150x150.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/34-istanbul-film-festivali-iksv-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/34-istanbul-film-festivali-iksv-768x768.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/34-istanbul-film-festivali-iksv-696x696.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/34-istanbul-film-festivali-iksv-420x420.jpg 420w" sizes="auto, (max-width: 960px) 100vw, 960px" /></a></p>
<p>Bu yıl 34.sü düzenlenen festivalde bu sene Ulusal ve Uluslararası yarışmada verilen Altın Lale ödülleri dışında Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü, FIPRESCI Ödülü, Cineuropa.org Ödülü, Radikal Halk Ödülü, Sinemada İnsan Hakları: FACE Avrupa Konseyi Sinema Ödülü verilmeye devam ediyor.Bu sene bu değerli yarışmalara ve ödüllere bir yenisi daha eklendi: Ulusal Belgesel Yarışması. Belgesel meraklılarının kaçırmaması gereken ulusal yarışma filmlerinin yanı sıra Wim Wenders‘in oldukça ses getirenson belgeseli The Salth Of Earth, geçtiğimiz sene uluslararası habercilikte büyük yankı uyandıran Edward Snowden‘la röportaj içeren Citizenfour, Rüdiger Suchsland‘ın daha önceki serisine devamı niteliğinde olan ve hem sinema tarihihem de genel tarih açısında oldukça değerli bir çalışma olan Caligari’den Hitler’e gibi birbirinden kaliteli belgeseller festival programında yer alıyor.</p>
<p>Adettendir, festival öncesi öneride bulunulur. İstanbul Film Festivali seyircisi her sene festivale giden, filmleri takip eden en az bizler kadar programa hakim sinemaseverlerdir lakin, adet yerini bulsun diyerek festival programının arasına gizlenmiş cevherleri sizler için çıkarmak istedim.</p>
<p>İyi bir festival olsun, festivalin merkezi Beyoğlu’nda görüşmek üzere!</p>
<p>Şeytan &#8211; Lucifer</p>
<p>Şeytan cennetten cehenneme giderken, yolu Meksika’da Lupita, torunu Maria ve Lupita’nın kardeşi Emanuel’in köyüne düşer. Şeytan bu, durur mu? Fırsattan istifade mucizevi sağaltma gücünü gösterir: Felçliymiş gibi davranan Emanuel’i zorla yürütür; Maria’yı baştan çıkartır ve Lupita’nın tüm inancını yitirmesine neden olur. Aslında sadece iyi ile kötü arasındaki ince çizgiye ışık tutmaktadır. Yönetmenin tercih ettiği dairesel &#8220;tondoskop&#8221; formatı sinemada bir ilk.</p>
<p>Neden İzlenmeli: Tondoskop formatında çekilen ilk film olma özelliği taşıyan, yarattığı “Şeytan” temasıyla da oldukça dikkat çekiyor.</p>
<p>Sihirli Kız &#8211; Magical Girl</p>
<p>Lösemi hastası kızının son dileğini yerine getirmek için her şeyi göze alan işsiz bir baba, geçmişi sırlarla dolu ve bunalımda bir ev kadını, son on yılını hapishanede geçirmiş bir matematik öğretmeni&#8230; Carlos Vermut ikinci uzun metrajlı filminde, hayatları kesişen bu insanların hikâyesini anlatıyor. Bir aile dramı gibi başlayan <em>Sihirli K</em><em>ız, </em>giderek karanlık ve rahatsız edici bir noktaya doğru ilerliyor ve final sahnesine dek seyircisini şaşırtmaya devam ediyor.</p>
<p>Neden İzlenmeli? Başarılı oyunculuklar barındıran film, her dakikasında seyirciyi etkilemeyi başaracak sürprizler barındırıyor.</p>
<p>Aynasız &#8211; Hyena</p>
<p>“İyi polis olmak bu işin kitabındaki her şeyi layıkıyla uygulamak mıdır?” Gerard Johnson’ın ikinci uzun metrajlı filmi <em>Aynas</em><em>ız</em><em>’</em>ın bu soruya cevabı “Hayır”. Johnson, Londra sokaklarında işlenen suçlar karşısında bir polisin etik duygusunu kaybetmesinin hikâyesini anlatıyor; suçun başrolünü ise Londra’nın göçmenlerine, Türklere ve Arnavutlara veriyor. Nicholas Winding Refn’in “kara filmin geleceği” olarak nitelediği <em>Aynas</em><em>ız, </em>özellikle başrol oyuncusu Peter Ferdinando’nun başarılı performansıyla övgü toplayan, alabildiğine karanlık bir suç dramı.</p>
<p>Neden İzlenmeli? Nicholas Winding Refn “kara filmin geleceği” olarak adlandırdıysa bir bildiği vardır.</p>
<p>Beden &#8211; Body</p>
<p>Bir tarafta karısını kaybettikten sonra işiyle meşgul olmaya çalışan bir avukat ve onun anoreksi hastası kızı var. Diğer tarafta ise yaşadığı kaybı başka yöntemlerle hafifletmeye çalışan Anna. Bir yanda fizik, diğer yanda metafizik. Bir yanda absürt bir mizah, diğer tarafta oldukça ağır bir dram. <em>Beden, </em>ölüm mefhumunun dünyaya miras bıraktıklarının peşine düşüyor.</p>
<p>Neden İzlenmeli? Bir önceki filmi W imie… ile Berlin’de Teddy Ödülü kazanan Malgorzata Szumowska bu kez Beden ile aynı festivalden En İyİ Yönetmen Ödülü ile döndü.</p>
<p>Ezik &#8211; The Goob</p>
<p>16 yaşındaki Ezik, yaz aylarını annesine yardım ederek geçirmektedir. Fakat annesinin yeni sevgilisi, araba yarışçısı Gene genç delikanlının hayatını kâbusa çevirmeye başlar. Yaz sıcağının baş döndürücü etkisi, ilk aşkın yarattığı sarhoşluk ve gerçek bir zorba olan Gene’in tavırları Ezik’i isyan etmenin eşiğine getirir.</p>
<p>Neden İzlenmeli? İngiliz bağımsızları için oldukça önemli olan Bağımsız Britanya Ödülleri’nden En İyi Yapım ödülü ile dönen film iyi bir keşif olacak gibi duruyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Messi</p>
<p>Arjantin’in en büyük teknik direktörlerinden biri olan César Luis Menotti, Messi’yi şöyle anlatıyor: “Derin oynuyor, geniş oynuyor, nasıl isterse öyle oynuyor; çünkü tanrılar gibi oynuyor.” Peki Messi’yi bir futbol tanrısı yapan ne? İspanya’nın yaşayan en önemli yönetmenlerinden Alex de la Iglesia, Barcelona’da oynayan Messi’nin peşine bu soruyu sorarak düşüyor ve dünya futbol tarihine iz bırakacak bu efsane ismi aktif olarak futbol oynadığı bir dönemde belgeleme şansına erişiyor.</p>
<p>Neden İzlenmeli? Yıllar sonra gelmiş geçmiş en iyi futbolculardan olarak anılacak Messi’nin hayatını bir kez daha seyretmek mümkün olmayabilir. Futbol tutkunlarına önerilir.</p>
<p>Komşu Komşu! Huuu!</p>
<p>Tek katlı eski bir ev ile, bir rezidansın komşuluğu… Türkiye’de son birkaç yıldır adına kentsel dönüşüm denen bir canavar ortaya çıktı. Mahallelere dadanan bu canavar, eskiye ait ne varsa yıkıp döküyor, her yere cam kuleler dikiyor, kalan üç beş ağacı da yutuyor. Canavar işini yapadururken de eskiyle yeni, zenginle yoksul komşu haline geliveriyor. İstanbul’un göbeğindeki Kurtuluş’ta yükselen dev bir residans ve onun gölgesinde nefes almaya çalışan eski bir yerleşim yeri Paşa Mahallesi. Film, bu mahalledeki gecekondu ile rezidansın komşuluğu hakkında. Olan biteni bize pembe bir ev anlatıyor.</p>
<p>Neden İzlenmeli? Belgeselde geçen ve rezidanslarda yaşayanlar için söylenen “Onlara acıyoruz, balkonları bile yok” sözü bile yeterli.</p>
<p>Haziran Yangını</p>
<p>“Ankara’daki Gezi protestoları sırasında, 1 Haziran günü, 26 yaşındaki Ethem Sarısülük başından aldığı kurşunla ağır yaralanmıştı. Ethem vurulurken kameralar kayıttaydı. Ancak beklenenin aksine, katil zanlısı polis tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. 13 gün süren yaşam mücadelesini kaybeden Ethem’in cenazesi büyük bir katılımla defnedilirken ailesi de yıllarca sürecek bir hukuk mücadelesine hazırlanıyordu. “Haklı ve meşru bir direniş karşısında gitgide köşeye sıkışan hükümet polis eliyle tüm topluma mesaj vermeye çalışıyordu: ‘Direnişe devam ederseniz sonunuz Ethem gibi olur.’ Ayrıca hükümet, eylemlilikten bunalmış ve insan haklarına karşı giderek duyarsızlaşmış polisi, ona sahip çıktığını göstererek, şiddeti arttırması için teşvik ediyordu. Bu haliyle, ‘Ethem Sarısülük Davası’, siyasal iktidarla hukukun bir bilek güreşine dönüşmeye adaydı. Sarısülük Ailesi’nin direnci ve mücadelesi, çocuklarının acısını hafifletmeye yetmese de adaletin yerini bulmasını sağlayabilecek miydi? Bu belgeselde işte bu sorunun cevabını aradım.” <em>–</em><em> G</em><em>ü</em><em>rkan Hac</em><em>ır</p>
<p></em>Neden İzlenmeli? Gezi, hakkında yapılan, yapılacak her türlü belgesel izlenmeli, anlatılmalı. Çok daha fazla kişiye gerçekler, ulaştırılmalı. Özellikle Ethem, Ali İsmail ve Berkin ve diğer bir -çok kardeşimizin hayatları daha fazla belgesele, filme konu olmalı.</p>
<p>Ned Rifle</p>
<p>Ned Rifle, yönetmenin sinemasının tüm özelliklerini bünyesinde barındıran bir dram. Hikâyenin odağındaki Ned, annesinin hayatını bir kâbusa çeviren babasını öldürebilecek kadar bilenmiş bir karakter. Ancak başına musallat olan Susan, Ned’in planlarını boşa çıkarmaya kararlı.</p>
<p>Neden İzlenmeli? Hal Hartley’nin Henry Fool ile başlayıp Fay Grim ile devam eden üçlemesini tamamlamak için.</p>
<p>H.</p>
<p><em>H.</em>’nin merkezinde New York yakınlarında bir kasabada yaşayan iki Helen var. Birisi 60 yaşında, Roy adında bir adamla evli ve bir oyuncak bebeğe gerçek bir çocukmuş gibi bakıyor. Diğer Helen ise hamile bir sanatçı; sevgilisi Alex ile başarılarla dolu bir hayat sürüyor. İki hayat da büyük bir değişimin eşiğinde, çünkü şehre bir meteor çarpmak üzere. Nihayetinde insanlar kayboluyor, esrarengiz şeyler yaşanmaya başlıyor.</p>
<p>Neden izlenmeli? Bilimkurgu filmi olmayan festival mi olur? Belki de bu senenin Coherence &#8211; Paralel Evren’i olur, belli mi olur!</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/04/23/34-istanbul-film-festivalinin-gizli-cehverleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akademi “Birdman” Dedi!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/03/23/akademi-birdman-dedi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/03/23/akademi-birdman-dedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2015 08:19:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akademi Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[Birdman]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7458</guid>

					<description><![CDATA[87. Akademi Ödülleri Töreni öncesi, her yıl olduğu gibi hak edenlerin değil ödül sezonu boyunca doğru kampanya yürüten filmlerin veya firmaların ödül kazanacağı tartışmaları sinemanın önüne geçti. Lakin, bu seneki yarışın geçtiğimiz senelere göre çok daha çekişmeli geçeceği su götürmez bir gerçekti. Zira; Amerikan milliyetçiliğini öne çıkaran filmlerin yarışta sadece birer dublör olarak kalması Birdman [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>87. Akademi </strong><strong>Ö</strong><strong>d</strong><strong>ü</strong><strong>lleri T</strong><strong>ö</strong><strong>reni </strong><strong>ö</strong><strong>ncesi, her y</strong><strong>ı</strong><strong>l oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>u gibi hak edenlerin de</strong><strong>ğ</strong><strong>il </strong><strong>ö</strong><strong>d</strong><strong>ü</strong><strong>l sezonu boyunca do</strong><strong>ğ</strong><strong>ru kampanya y</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>ten filmlerin veya firmalar</strong><strong>ı</strong><strong>n </strong><strong>ö</strong><strong>d</strong><strong>ü</strong><strong>l kazanaca</strong><strong>ğı </strong><strong>tart</strong><strong>ış</strong><strong>malar</strong><strong>ı </strong><strong>sineman</strong><strong>ı</strong><strong>n </strong><strong>ö</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong>ne ge</strong><strong>ç</strong><strong>ti. Lakin, bu seneki yar</strong><strong>ışı</strong><strong>n ge</strong><strong>ç</strong><strong>ti</strong><strong>ğ</strong><strong>imiz senelere g</strong><strong>ö</strong><strong>re </strong><strong>ç</strong><strong>ok daha </strong><strong>ç</strong><strong>eki</strong><strong>ş</strong><strong>meli ge</strong><strong>ç</strong><strong>ece</strong><strong>ğ</strong><strong>i su g</strong><strong>ö</strong><strong>t</strong><strong>ü</strong><strong>rmez bir ger</strong><strong>ç</strong><strong>ekti. Zira; Amerikan milliyet</strong><strong>ç</strong><strong>ili</strong><strong>ğ</strong><strong>ini </strong><strong>ö</strong><strong>ne </strong><strong>çı</strong><strong>karan filmlerin yar</strong><strong>ış</strong><strong>ta sadece birer dubl</strong><strong>ö</strong><strong>r olarak kalmas</strong><strong>ı </strong><strong>Birdman ve Boyhood gibi sinemasal anlamda yenilik sunan iki filmin ise ba</strong><strong>ş</strong><strong>rol</strong><strong>ü ü</strong><strong>stlenmesi yar</strong><strong>ışı </strong><strong>ge</strong><strong>ç</strong><strong>ti</strong><strong>ğ</strong><strong>imiz y</strong><strong>ı</strong><strong>llara oranla daha keyifli bir hale getirdi.</strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/oscar-nominations.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7459" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/oscar-nominations-1024x582.jpg" alt="" width="696" height="396" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/oscar-nominations-1024x582.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/oscar-nominations-300x171.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/oscar-nominations-768x436.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/oscar-nominations-696x396.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/oscar-nominations-1068x607.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/oscar-nominations-739x420.jpg 739w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/oscar-nominations.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Gecenin en merak edilen iki ödülü En İyi Film ve En İyi Yönetmen için düşüncem Linklater ve Inarritu arasında kardeş payı yapılacağı yönündeydi. Linklater’a Boyhood ile en iyi film Oscarı verileceği, Inarritu’nun ise yönetmen ödülüyle gönlünün alınacağını tahmin ediyordum. Geçtiğimiz yıllarda kararlarını hep bu doğrultuda kullanan Akademi, geçen sene Gravity ve 12 Years a Slave dolayısıyla Steve McQueen ve Alfonso Cuaron arasında da aynı uygulamayı devam ettirmişti. Bu sene ise ödül sezonu boyunca esip gürleyen Boyhood’u görmezden gelerek, iki kategoride de Birdman’i ödüllendirdi.</p>
<p>Özellikle sinemaseverler tarafından yıl boyunca “en iyi” olarak nitelendirilen ancak duygusal yaklaşımı bir kenara bırakacak olursak, anlatım üslubuyla büyük hayal kırıklığı yaratan Interstellar’ın aldığı tek ödül; filmin neden ana kategorilerde aday gösterilmediği sorusuna cevap niteliği taşıdı. Yılın bir diğer zayıf filmlerinden American Sniper ise Interstellar’ın aksine En İyi Film kategorisinde kendisine yer bulmuştu. Bu anlamsız tercihi haklı çıkarmak isteyen Akademi, “film ödülsüz dönmesin” düşünesiyle &#8211; elle tutulur bir sebep olmadan &#8211; Ses Kurgusu kategorisinde ödüllendirildi. Aday gösterildiği dokuz kategorinin dördünden ödülle dönen The Grand Budapest Hotel ise özellike senaryo kategorisinden ödül alamayarak hayal kırıklığı yarattı.</p>
<p>Akademi Ödülleri’nde sürpriz yaşanmayan kategorilerin başında oyuncu kategorileri geliyor. Bu yıl En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde Oscarı başarılı performansıyla Eddie Redmayne, En İyi Kadın Oyuncu Oscarını ise Still Alice’deki performansıyla Julianne Moore aldı. Bu yıl, hiçbir kategoride desteklediğim bir aday olmamasına rağmen “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” kategorisinde Mark Ruffalo’ya karşı büyük sempatim vardı. Tabii ki kategorinin zayıf halkası olarak görünen Ruffalo ödüle uzanamadı lakin, Whiplash’teki performansıyla kariyerinin zirvesine çıkan J.K Simmons’ın ödüle uzanması sürpriz de olmadı. Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde ise Boyhood’a teselli ödülü olarak Patricia Arquette ödüle layık görüldü. Başarılı oyuncunun ödülünü alırken yaptığı konuşma ise törenin ardından hafızalara yer etti.</p>
<p>Cannes’da Altın Palmiye kazanmasına rağmen Akademi tarafından görmezden gelinen Kış Uykusu’nun yer alamadığı Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Leviathan ve Ida yarışı son ana kadar önde götürdü. Ida’nın yabancı eleştirmenler tarafından çok beğenilmesi, Ida’nın yarışta bir hep bir adım önde olmasını sağladı ama konusu itibariyle ABD’nin, Rusya’yı kendi silahı ile vurabilmesi için büyük bir fırsat veren Leviathan’ın da son ana kadar şansı vardı. Her şeye rağmen herhangi bir sürpriz olmadı ve 33. İstanbul Film Festivali’nde seyretme şansı bulduğumuz Ida ödülü hak ederek kazandı.</p>
<p>Özetle, geçtiğimiz yıllara göre siyasi içerikli filmlerin değil “sinema”nın ödüllendirildiği bir Ödül Töreni’ni geride bıraktık. Seneye, “Oscar beni ilgilendirmiyor” dedikten hemen sonra ekranların karşısına merakla oturup, takip edeceğimiz 88. Akademi Ödülleri’nde görüşmek üzere.</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/03/23/akademi-birdman-dedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
