<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>susmayan köşe &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/susmayan-kose/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Oct 2018 11:24:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Tuhaf Bir Tren Kazası: Halkından Kaçarken Devrilen Sinemamız</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/07/12/bir-trenin-hikayesi-halkindan-kacarken-devrilen-turk-sinemasi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/07/12/bir-trenin-hikayesi-halkindan-kacarken-devrilen-turk-sinemasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jul 2018 08:32:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Bakur]]></category>
		<category><![CDATA[cüneyt arkın]]></category>
		<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<category><![CDATA[tarık akan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9201</guid>

					<description><![CDATA[Birkaç gün önce bir tren devrildi. Düz ovada, kar-kış yokken üstelik, başka bir trenle dahi çarpışmadan&#8230; Tren raylarını kontrol eden insanları çok masraflı diye işten çıkarmışlar, rayların bakım onarım işini de taşerona vermişler. 24 kişi işte bu yüzden öldü gitti. Kimi 7, kimi 70 yaşında, hepsi kocaman bir hayat ve hayaller kitabı. Eleştirmenler hayata bakarken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Birkaç gün önce bir tren devrildi. Düz ovada, kar-kış yokken üstelik, başka bir trenle dahi çarpışmadan&#8230; Tren raylarını kontrol eden insanları çok masraflı diye işten çıkarmışlar, rayların bakım onarım işini de taşerona vermişler. 24 kişi işte bu yüzden öldü gitti. Kimi 7, kimi 70 yaşında, hepsi kocaman bir hayat ve hayaller kitabı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-9309" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5-294x420.jpg 294w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5.jpg 560w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" />Eleştirmenler hayata bakarken akıllarına hep izledikleri filmleri getirirler. Var mı bizim sinemamızda tren raylarını kontrol eden birinin ne kadar gerekli olduğunun filmi? ¨Onun da filmi mi olur, ne saçma¨ diye düşünmeyin sakın. Mesela; Kazakistan sinemasından tam da böyle bir adamı anlatan bir film var. 2014 yılında Eskişehir’de bir festivalde izlemiştim. Orijinal adı: <strong>Zapiski Putevogo Obkhodchika</strong> (Demiryolcunun Günlüğü olarak çevirmek mümkün). 2006 yapımı bu film kör bir demiryolcunun hayatını ve çevresiyle etkileşimini anlatıyor. Kör olmasına rağmen raylardaki her sıkıntıyı sezebilen, tüm duyularını bu işe adamış, mesleğine bağlı yaşlı bir adam ama gün geliyor teknoloji onun işini elinden alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Demiryolu deyince bizde ne var peki? Soma’da 301 canı yitirmemize yol açan katliam gibi kazadan sonra sinemacılarımız madene iniyor mu diye sormuştum. Hepimizin aklında tek bir film; Tarık Akan’ın inadıyla çekilmiş 1978 yapımı <strong>Maden</strong>&#8230; Sonrası festivallerin evcilleştirdiği yeni bir sol sinemacılar kuşağının elinden çıkan kocaman bir sessizlik. Ha, unutmayalım; Soma faciasına yol açanların davası bugün görüldü. 5&#8217;i tutuklu, 51 sanığın yargılandığı Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;ndeki davada, aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan&#8217;ın da bulunduğu toplam 14 sanığa ceza verildi. Şirketin patronu Alp Gürkan&#8217;ın da aralarında yer aldığı 37 sanık ise beraat etti. Yani, ölenler sevdiklerinin yüreğinde bir kez daha enkaz altında kaldı.</p>
<p><iframe title="Tarık Akan ile Maden Filmi, Yılmaz Güney ve Sinema Üzerine Söyleşi, Kamera: Aziz Özer" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/iUpuNnqKORg?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p style="text-align: justify;">Ve bugün sevgili Fikret Hakan’ın ölüm yıldönümü. Geçtiğimiz yıl ayrıldı aramızdan ama sinemamıza güzel şeyler katarak gidenlerden o da. Mesela, sinemamızdaki nadir Demiryolcu hikayelerinden biri olan <strong>Demiryol</strong>’da (Fırtına İnsanları olarak da bilinir) onun unutulmaz bir oyunculuğu vardır. Tesadüfe bakın; o filmde de Tarık Akan var. Sinema sanat için mi, toplum için mi? Tarık Akan cenaze töreninde bunun cevabını vermiş olmalı.</p>
<p>https://youtu.be/41ekI8JNZII</p>
<p style="text-align: justify;">İlginçtir, bir zamanlar, her türlü engellemeye rağmen yapılabilen politik bir sinemamız varmış, oyuncular da şimdiki kadar apolitik değillermiş. Maden ve Demiryol’da oynayan Tarık Akan, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Sevda Aktolga (evet o, Arzu Film’in çektiği aile komedilerinin cici kızı), Halil Ergun, Mete Sezer, Meral Orhonsay gibi gişe isimlerini düşününce şaşırıyor insan.</p>
<p style="text-align: justify;">Sinema sanat mı, sanatın ödüle ihtiyacı var mı? Eğer sanat olabiliyorsa sinema diye yaptıklarınız aradan 30 yıl geçse bile ödülüne kavuşuyor.</p>
<blockquote class="td_pull_quote td_pull_center">
<p style="text-align: justify;">Sansür baskısı nedeniyle yapılamayan 16. Antalya Altın Portakal Film Festivali&#8217;nin jüri üyeleri (yaşamlarını yitiren Abdülkadir Gündüz, Kami Suveren ve Süreyya Duru dışında) Prof. Dr. Özdemir Nutku, Hale Soygazi, Selahattin Tonguç, Tonguç Yaşar, Vecdi Sayar, Emge Kongar ve Muammer Sun, 32 yıl sonra bir araya geldi. Geç Gelen Altın Portakal Ödülleri başlığı altında düzenlenen seçimde, 1979&#8217;da yarışmaya katılan on iki film değerlendirildi. Demir Yol (Yusuf ile Kenan filmiyle birlikte) En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerini kazandı (Agah Özgüç, Türk Filmleri Sözlüğü, 527).</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Ne oldu bizim sinemacılarımıza, akıllarını başlarından ne aldı? Ne oldu da tersanede, şantiyede ölen işçinin, kafası copla ezilen, gözü gaz kapsülüyle çıkarılan öğrencinin yaşadığı zulüm, Tekirdağ’dan yola çıkıp devrilen tren, ekmek çıkarmaya girilen ama mezar olan maden sinemaya bir daha konu olamadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada Gaia Dergi&#8217;nin yaptığı bir <strong><a href="https://gaiadergi.com/isci-emekci-konseptli-25-yerli-film/">¨işçi emekçi konseptli 25 yerli film¨</a></strong> listesi var. 2000&#8217;lerden bu listeye giren tek film, Erdem Tepegöz&#8217;ün Zerre&#8217;si, ben yapmış olsam Babamın Kanatları&#8217;nı da dahil ederdim ancak festivallerle palazlanan ve epey eser üretmiş son 20 yılın bağımsız sinemacılarının, işçi-emekçi-toplumcu sinemaya bu kadar uzak duruyor olmasının temel sebebi nedir araştırmak gerekir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9314" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350.jpg" alt="" width="620" height="462" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350.jpg 620w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-300x224.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-485x360.jpg 485w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-564x420.jpg 564w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Son 15 yılda, devletin verdiği parayla film çekip devletin yaptırdığı festivallerden ödül toplayan ve bununla da övünen bir sinemacı nesli yetişti. Bizim biletlerimizden kesilen ancak siyasilerin kontrolündeki fonlarla yönlendirilen iktidara bağımlı bir ‘bağımsız sinemacılar’ çağındayız. Bu sinemacıların çoğunun bağımsız olabildikleri tek kısmın ¨seyirciden bağımsız olmak¨ olduğunun altını çizeyim. Hükmedenlerin tasarladığı özgürlük alanlarında çekilmiş filmlerle doldu ortalık. Formül belli; bakanlığın dağıttığı fonu kap, filmi çek, festival festival gez, ödülü al, evine dön. Sonra zamanı gelince vizyonda salon bulamıyorum diye yalandan dövün. Sinema sanat, evet ama mutlaka bir kitle sanatı. Nihayetinde bilmem kaç yüz kişiyi birlikte bir salona sokup 2 saat boyunca perdeye düşeni izletiyorsun. Film yapma işinden seyirciyi çıkardığın an o bina çöker. Acı ama gerçek; festivallerde yarışsın diye çekilen filmler izlenmiyor. Nuri Bilge Ceylan&#8217;a da güvenmeyin, o kazanınca biz de kazanmış sayılmıyoruz. 80 milyonluk bir ülkenin sinemasını tek bir ismin temsil etmesi ne büyük bir acz içinde olduğumuzun işareti olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-9310" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Zubuk_film_afisi-214x300.jpg" alt="" width="214" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Zubuk_film_afisi-214x300.jpg 214w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Zubuk_film_afisi.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 214px) 100vw, 214px" />Film çekmek için fonlara talip olan sinemacılar istemsiz de olsa daha özgür bir Türkiye’de yaşadığımız illüzyonuna hizmet ettiler, ona göre yazılmış senaryolar fonlandı. Bu araçlarla sinemacılarımızın özgün hikaye ve biçimleri fon-festival-ödül üçgeninde gasp edildi. Koca bir festival seçkisinin ortalama bir Kemal Sunal filminden daha fazla eleştiri üretememesi içimi acıtıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bağımsız sinemacılarımızın bizi günden güne kötüleşen filmlerde, bitmiş karakterlerle dolu bir nihilist bataklıkta boğmalarının sebebi bu; meselesi olan  sinema artık herkesi ürkütüyor. Festival yönetimleri iş başındaki kültür bakanının tercihleriyle %100 uyumlu çalışıyor. Üstelik, teslimiyete ve kaybedişe güzelleme yapan onca işi, halka yaklaşmak için değil ondan uzaklaştığını göstermek için çekilmiş estetik taşra sıkıntılarını (hepsini) her seferinde bir başyapıt çekilmiş gibi övme derdinde olan pek çok film eleştirmeni var. Özellikle bu noktadaki ittifaklar fotoğrafı çekilebilecek kadar net. Bir sürü kötü sinemacı bu sayede cesaretlendirildi ve onlar da daha kötü filmler çektiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu filmleri yapanların ve takdir edenlerin sol ya da özgürlükçü (liberal) dünya görüşüne sahip olup eninde sonunda sağcı iktidarın kültür hedeflerine bu kadar uygun düşmesi sadece tesadüf mü? Sanat direnmektir derler ama bu filmler sanki bizi uyuşturmak ve elimizdeki gücü de almak için yapılıyor gibiler. Yeşilçam filmi deyip geçtiklerimizde daha çok direniş ruhu vardı.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Oh Olsun - Grev" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/gUw6uTpU6tQ?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p style="text-align: justify;">Sinemamızın genel manzarası belli; varsa yoksa küfürlü komediler, 400 binlik ödül peşinde koşan 10 plandan ibaret sanat filmleri… Kimlik meselesine dokunmuyorlar diye hep oradan muhalifleşme çabası&#8230; Ne zamana kadar? Bakur ile işi hepten propagandaya çevirene kadar! Bu film, iktidarın artık kimlik meselesine yatırım yapmaya ihtiyacı kalmadığı anda pimi çekilerek festivallerin kucağına fırlatılmış bir el bombası gibiydi. Bir film bütün Kürt sinemacılarının ipini çekiverdi. PKK ile savaşan devletin bakanlığının desteklediği festivale örgüt propagandası yapan film göndermek gerçekten harika bir fikirdi! Bu haltı yedikten sonra alabildikleri tek önlem entelektüel çetecilik yaparak bütün filmleri yarışmadan çektirtmek geldi. Gerçekten de, filmleri seyircinin gözünün önünden çekerek sansür protestosu yapmak kurbanlık koyunun eline bıçağı alıp “ben hallederim, sen yorulma” demesinden farklı değildi. Bakur, eser işletme belgesi mecburiyeti için harika bir katalizör olma görevini de başarıyla üstlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkem sinemacılarından bir ricam olacak, özellikle de ‘bağımsız’ olduğunu iddia edenlerden… ‘Ödül kazandıran film’ üretimini şişeye girecek kadar formülize etmeyin. Filmlerinizin içinde biraz da bugünü yaşayan insanlar olsun. Bırakın şu sinizmin peşini, vazgeçin şehirli insanın düştüğü kasaba sıkıntısının suyunu çıkarmayı… Soma’yı çekin, Gezi’yi çekin. Yüz bilmem kaç film çektiğiniz senede bir-iki film olsun, bunları da çekin!</p>
<p style="text-align: justify;">Memleketin derdini film yapıp çığıracaklara ihtiyacımız var. Çünkü derdimiz çok, derdimizi sinemada anlatan yok! Kadim sinema yazarlarının beğenisi, bakanlık fonları, festival kokteylleri… Bu mu sinemacı için önemli olan?</p>
<p style="text-align: justify;">Cevabınız buna da Evet ise unutmayın, iş o hale geldi ki bu ülkede artık kendi filmlerini yarıştırmayan Cannes çakması festivaller yapıyorlar. Fonlar, festivaller derken sizi emzikli bebeye çevirmek istiyorlar ama bari siz o emziği emmeye bu kadar meraklı olmayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="mailto:murattolga@otekisinema.com">murattolga@otekisinema.com</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/07/12/bir-trenin-hikayesi-halkindan-kacarken-devrilen-turk-sinemasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendin Yap Kendin Öv: Bağımsız Türkiye Sineması&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/kendin-yap-kendin-ov-bagimsiz-turkiye-sinemasi-2/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/kendin-yap-kendin-ov-bagimsiz-turkiye-sinemasi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 11:21:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsız Türkiye Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10975</guid>

					<description><![CDATA[Artık yaşlanıyorum. Yaşlanmak, hayata karşı evcilleşmek demek biraz da. O yüzden ne zamandır sıkı bir polemik yazısı yazmadım, yazmak da istemedim. Memleketin binbir türlü derdinin arasına sokulamayacak lüksler gibi gelmeye başladı bunlar bana ancak yaptığımız işin adı belli; sinema yazarlığı&#8230; Kendi siperimi derin kazıp, hattı korumaktan başka da çarem yok. O yüzden biraz silkinip bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Artık yaşlanıyorum. Yaşlanmak, hayata karşı evcilleşmek demek biraz da. O yüzden ne zamandır sıkı bir polemik yazısı yazmadım, yazmak da istemedim. Memleketin binbir türlü derdinin arasına sokulamayacak lüksler gibi gelmeye başladı bunlar bana ancak yaptığımız işin adı belli; sinema yazarlığı&#8230; Kendi siperimi derin kazıp, hattı korumaktan başka da çarem yok. O yüzden biraz silkinip bir şeyler yazacağım. Amacım, salonun ortasına bir kirpi fırlatıp dikeninin kime battığını izleyerek zevk almak değil, ülke sinemasına yön verenlerin suyun yolunu değiştirme gayretlerini ifşa etmek. Keyfinizi kaçıracağım için özür dilerim; iyi okumalar&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/maxresdefault-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10977" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/maxresdefault-4-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/maxresdefault-4-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/maxresdefault-4-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/maxresdefault-4-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/maxresdefault-4-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/maxresdefault-4-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/maxresdefault-4-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/maxresdefault-4.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Star Trek evrenindeki en ilginç ırklardan biri Borg’lardır şüphesiz. Sinema seyircisi bu garip uzaylı ırk ile Star Trek First Contact filminde karşılaştı ama çıkışları Star Trek Enterprise dizisindedir. Ekşi Sözlük yazarı tasslehoff, Borg’lar için şöyle bir tanımlama yapmış;</p>
<p><em>¨Borg’ların, collective mind diye adlandırdıkları milyonlarca birbirine bağlı drone&#8217;dan oluşan bir bilinçleri vardır. Borg için &#8220;ben&#8221; yoktur, &#8220;biz&#8221; vardır. Hiçbir Borg, collective&#8217;e yani birleştiricilerine bağlıyken kendisini düşünemez kendisi için bir şey yapamaz. Fakat herhangi bir Borg&#8217;un ne yaşadığını veya hissettiğini bütün Borg&#8217;lar bilir. Galaksinin her köşesine dağıldıkları için Borg inanılmaz bir veri tabanına sahiptir.¨</em></p>
<p>Şimdi, haklı olarak soracak ve ¨Borg’ların sinemamızla ne alakası var¨ diyeceksiniz. Kalemim yettiğince açıklayayım; bağımsız sinemadaki tuhaf yapılanmayı açıklamak için entelektüel mafya gibisinden bir tanımlama kullanmak hem insafsız hem de yetersiz olur. Borg hükümranlığının temelini ve başarısını oluşturan birleşik bilinçten bağımsız sinemamızdaki bazı grupların açıkça beslendiği açıkça görülüyor, en azından ben görüyorum. Buna projeksiyon tutmak seyirciyi uyarmak açısından gerekli olacaktır.</p>
<p>Son örnek; Altyazı dergisi, Emre Yeksan’ın yönettiği Körfez filmini ¨yılın en iyi filmi¨ seçmiş. Sosyal medyada bununla ilgili bir şaşkınlık var. Yönetmenin kendisinin de böyle bir övgüye şaşırdığını düşünüyorum. Körfez’i izlemedim, izleyen arkadaşlarımdan duyduğum ise; politik açıdan doğru ve kuvvetli bir yerde durduğu ancak sinemasının zayıf olduğu yönünde. Bu film özelinde değil amabu yükselen politik doğruculuğun sanatı-sinemayı özgürleştirmediğini aksine yaraladığını ve köleleştirdiğini düşünüyorum. Amerikan bağımsızları bu ¨sinemadan önce mesele¨ hadisesi yüzünden kurudu gitti, adamlar siyahi sinemayı nasıl şımartacaklarını şaşırdılar ama Altyazıcıların derdi politik doğruculuk değil. O üstlerine giydikleri bir kıyafet sadece&#8230; O kıyafetin bile saklayamadığı müthiş bir hısım akrabacılık var ki o ilişkileri yıllar önce, Mavi Dalga zamanlarında açığa çıkarmıştım. Çok kötü bir fikre ve uygulamaya sahip olan ama “en iyi senaryo” ödülünü kapan Mavi Dalga sinema yazarları arasında ikilik yarattı. Aslında kimse sevmedi filmi ama o silik iş bu dergiye kapak oldu. İnsan okurundan utanır. Bu duruma en çok itiraz edilen, bu yüzden itibarsızlaştırılan isim ise Zahit Atam’dı.</p>
<p>Burada asıl sıkıntı yaratan ama gözden kaçırılan durum şuydu; Jüride görev alan ve film için kulis yaptığını öğrendiğim bir isme ait başka bir senaryo da aynı yıl filme çekilmişti ve bu filmin yapımcılarından biri aynı zamanda Mavi Dalga’nın yapımcısı olan kişiydi!</p>
<p>Dedim ya; Körfez&#8217;i izlemedim, belki gerçekten iyi filmdir ama Altyazı listesinin tepesinde olmasına şaşırmadım çünkü yapımcısı Boğaziçi&#8217;li&#8230; Altyazı dergisi söz konusu olunca ¨Boğaziçi¨ anahtar kelimedir.</p>
<p>Mithat Alam büyük bir sinemaseverdi, hatırasına saygısızlık etmem ancak Mithat Alam Film Merkezi, Altyazı dergisi ve Bulut Film üçgeninde cisimleşen bu birleşik bilincin müsebbibi kendisidir. Yola mutlaka iyi bir amaçla çıkılmıştır ancak gelinen noktada ideallerden uzaklaşıldığını düşünüyorum. Ülkedeki birkaç sinema dergisinden başta geleninin PR faaliyetlerine alet edilmesi üzücü ve görüldüğü üzere bu ilk kez yaşanmıyor. Artık iyice anladık ki; bu grup bir fikir, beğeni ve takdir oluşturur, ürünün yetkinliğine bakılmaksızın sinemaseveri manipüle eder. Ürettiklerini ya da takdir ettiklerini olumlamayanlara karşı alaycı ve acımasızdırlar. Anlayacağınız, kendileri fonlar, yapar, över, ödül verirler. Onlar için bir filmin iyi ya da kötü olması, onlar ya da onlara yakın olanlar tarafından yapılmış olup olmamasıyla alakalıdır. Körfez’in uygulayıcı yapımcısının gişeye tasarlanmış bir başka işi ve kötü bir film olan Karışık Kaset’i hatırlayın. Ve onu övmek için sıraya giren sinema yazarlarını&#8230;</p>
<p>Bu kulübe üye değilseniz ağzınızla kuş sürüsü tutsanız yaranamazsınız ancak bu aslında çok eski bir hikayedir. Yavuz Turgul, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni filminde tam da bunu göstermektedir. Hani, bazen bir film izliyor, sevmiyor ve anlamıyorsunuz ama yazılanları okudukça <em>¨ben bu sanat işlerinden anlamıyorum, meğer film çok iyiymiş, sesimi çıkarmayayım bari¨</em> diyorsunuz ya. İşte siz sesinizi çıkarmayın diye şapkadan tavşan çıkarıyorlar ve bu işte de artık iyice ustalaştılar.</p>
<p>Son olarak; yazdığım her şeyi bu mesleği yapan herkes biliyor ama benim ya da birkaç isim gibi yapıp kendinizi ortaya atarsanız, üzerinize benzin döküp yakmayı da bilirler. Bu işin ödül havucu SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyeliğidir. Dernek yönetiminde ya da kurullarında aktifler. Bu bilincin ürettiği ya da övdüğü eserlere dokunursanız oyunu sizin için o anda bitirirler. Son başvurularda geri çevrilenlere ve kabul edilenlere dikkatli bakın. Övdükleri işleri beğenmeyenlere saldırmaya ve derneğin kapısını yüzlerine kapatıyorlar. Yıllar öncesinin hesapları hala açık tutarlar ama olur da laf eder ya da böyle bir yazı yazarsanız suçlu yine siz olursunuz. ¨Derneğe almadık ya, çekemiyor, ondan böyle yazıyor¨ derler. Bu arada, son yıllarda derneğe kabul edilen üyelerin hızla gelişen dostluklarına bakın, fotoğraf daha da netleşecek. SİYAD önümüzdeki hafta 2017 filmleri için ödül oylaması yapacak. Orada da bu lobinin etkisi hissedilecek. Sonuçlarda görürüz.</p>
<p>Bu ucuz panayır çadırı yıllardır açık. Olan ülkenin bağımsız sinemasına oluyor. Genç ve yetenekli sinemacılar-sinema yazarları ya bunlara biat ediyor ya da filmlerini kafalarında çekmeye devam ediyorlar. Fonlar, festivaller, ödüller&#8230; Hepsinde mutlaka etkileri var ve onu kaybetmemek adına yapmayacakları hokus pokus yok! Festivalleri siyasilerin elinden kurtarsak bunlara kalıyor. Hangisi daha kötü bilemiyorum. Sinema entelektüelinin kasaba mafyasından farklı davranmadığı çorak ülkem&#8230;</p>
<p>Keşke tek derdimiz iyi filmler çekmek olsaydı.</p>
<p><em>Gelecek eleştiri ve alaylar için not: bu yazı Körfez filmine yönelik bir eleştiri değildir. Dert başka ve inkar edilemeyecek kadar ortadadır.</em></p>
<p><a href="mailto:murattolga@otekisinema.com">murattolga@otekisinema.com</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/kendin-yap-kendin-ov-bagimsiz-turkiye-sinemasi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinema Yazarı Gazeteci midir?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/sinema-yazari-gazeteci-midir/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/sinema-yazari-gazeteci-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 13:42:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Yazarı Gazeteci midir?]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10854</guid>

					<description><![CDATA[Ulusal yarışmasız Antalya Film Festivali’inin becerebildiği tek şeyin sinemacıları ve sinema yazarlarını birbirinden şüpheye düşürmek oldu kanaatindeyim. Sırasıyla belgeselin, kısa filmin ve en nihayetinde ulusal sinemanın kovulduğu ve tam da bu yüzden artık ¨film festivali¨ olarak tanımlanamayacak bu ucube organizasyona katılmayanların bahaneye ihtiyacı yoktu. Ama ya her şeye rağmen orada olanlar&#8230; Onlar da mevcudiyetlerini haklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal yarışmasız Antalya Film Festivali’inin becerebildiği tek şeyin sinemacıları ve sinema yazarlarını birbirinden şüpheye düşürmek oldu kanaatindeyim. Sırasıyla belgeselin, kısa filmin ve en nihayetinde ulusal sinemanın kovulduğu ve tam da bu yüzden artık ¨film festivali¨ olarak tanımlanamayacak bu ucube organizasyona katılmayanların bahaneye ihtiyacı yoktu. Ama ya her şeye rağmen orada olanlar&#8230; Onlar da mevcudiyetlerini haklı bir sebebe ulaştırmaya çalıştılar. Sinemacıların derdi para çünkü film çekmek para gerektiriyor. Bu da bazı etikleri yok saymaya yol açabilir. Peki ya sinema yazarları, onlar neden oradaydılar?</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/e0bfb6fc42d5226578e4e9a26b8eeb9e.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10855 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/e0bfb6fc42d5226578e4e9a26b8eeb9e-300x183.jpg" alt="" width="300" height="183" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/e0bfb6fc42d5226578e4e9a26b8eeb9e-300x183.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/e0bfb6fc42d5226578e4e9a26b8eeb9e-768x470.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/e0bfb6fc42d5226578e4e9a26b8eeb9e-696x426.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/e0bfb6fc42d5226578e4e9a26b8eeb9e.jpg 950w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/e0bfb6fc42d5226578e4e9a26b8eeb9e-687x420.jpg 687w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Antalya Film Festivali bittikten hemen sonra, her şeye ve hatta İstanbul&#8217;daki alternatif festivale (54. Ulusal Yarışma) rağmen Antalya’ya giden kalemlerin yazıları gelmeye başladı. Bu yazıların tamamı aynı zamanda bir &#8216;neden oradaydım&#8217; savunması içeriyordu ve benim asıl ilgimi çeken de bu bahaneler oldu. Kıymetli bir eleştirmen arkadaşım kaleme aldığı izlenim yazısında Antalya’daki mevcudiyetini ¨alanı boş bırakmamak¨ olarak nitelendirdi. İşte, bu bana enteresan geliyor!</p>
<p>Ortada boş bırakılmayacak bir alan yok çünkü! Kısa yok, belgesel yok, ulusal sinema yok! Bahaneden bir festival&#8230; Pal Sokağı Çocukları&#8217;nın finalinde çocuk çetelerinin paylaşamadığı boş arsaya inşaat makineleri girer ya&#8230; İşte Antalya&#8217;nın durumu da öyle! Görünen köy kılavuz istemez; bu belediye başkanıyla ve ekiple bu iş devam edemez. ¨Eder, çok da güzel eder¨ diyebilirsiniz ama ettirdikleri hali bu ülkenin sinemacılarını ve sinema yazarlarını ilgilendirmiyor. Alanı boş bırakmamak ya da olanı biteni izlemek üzere bahanelendirilen katılım sadece onların doğruyu yaptıklarını sanmalarına yol açıyor. Duruma bu hassasiyetle yaklaşmalı.</p>
<p>Antalya’dan dönen birkaç sinema yazarı arkadaşıma dümdüz bir soru yönelttim; ¨neden gittin¨ diye sordum. Cevap genelde aynı&#8230; ¨Çünkü ben bir gazeteciyim¨.</p>
<p>Ben aynı fikirde değilim. Bana göre sinema yazarı gazeteci değildir. Sinema yazarı dediğimiz kişi bir sinema entelektüelidir. Ülke sineması üzerine fikir üreten, kafa yoran, doğruyu-yanlışı gören-gösteren kişidir. Yani savaşın ortasındaki bir savaş muhabiri ya da fotoğrafçısı değildir. O da savaşan taraflardan biridir. Kendine ait bir cephe açmış ve burada alan savunması yapmaktadır. Hal böyleyken düşman tarafına, ¨bakalım burada neler oluyor¨ diye geçmenin bir alemi yok. Şunu da bilin ki, bu satırları; 2013 yılında yapılan festivale ¨ben gazeteciyim, olanı biteni görmeli ve aktarmalıyım¨ diyerek katılan, bunu layıkıyla yapan yine de ve bundan utanç duyan biri olarak yazıyorum. Bu adamlar-kadınlar Altın Portakal’ı bize boğduruyorlar!</p>
<p>Ha, bir de şu var; Antalya Film Festivali değil de Yozgat Film Festivali olsaydı bu protesto çok daha büyük bir başarıya ulaşırdı. Kimsenin Yozgat yollarına düşeceğini sanmıyorum. ¨Film yoksa deniz var, iki yüzer geliriz¨ diyen de çok olmuştur eminim ama ben bu yazıyı onları düşünerek yazmadım.</p>
<p>Film Festivalleri sinema sanatını takdir etmek ve yüceltmek amacıyla hareket eden kültür etkinlikleridir. Bir zamanlar severek katıldığım Antalya Film Festivali yani Altın Portakal, siyasi hesaplarla çürütülmüştür. Kendi sinemasından-sinemacılarından korkan bir film festivali olmasa da olur. Olacaksa da biz orada olmayalım. İleride utanmamak için gerçek bir tavır koymak şart. Umarım seneye hepimiz bir ve birlik içinde oluruz.</p>
<p><strong>murattolga@otekisinema.com</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/sinema-yazari-gazeteci-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Portakal&#8217;ın suyunu çıkardılar&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/altin-portakalin-suyunu-cikardilar/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/altin-portakalin-suyunu-cikardilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 13:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Portakal]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10557</guid>

					<description><![CDATA[Sinema yazarlığını, vizyonda izlediğim filmleri eleştirmekten fazlası olarak gördüm hep! Hele de bizimkisi gibi dertli bir sektörde, orkestranın tüm enstrümanlarını kalemime konu ettim; filmler, filmciler, festivaller vs. Festivaller ayağıyla en çok ilgilenen yazarlardan biri olduğumu zaten siz biliyorsunuz. Bazıları, bunu bir düşmanlık olarak algılamayı tercih etti ve benim festivaller aleyhine yazılar ürettiğim halde neden orada [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinema yazarlığını, vizyonda izlediğim filmleri eleştirmekten fazlası olarak gördüm hep! Hele de bizimkisi gibi dertli bir sektörde, orkestranın tüm enstrümanlarını kalemime konu ettim; filmler, filmciler, festivaller vs. Festivaller ayağıyla en çok ilgilenen yazarlardan biri olduğumu zaten siz biliyorsunuz. Bazıları, bunu bir düşmanlık olarak algılamayı tercih etti ve benim festivaller aleyhine yazılar ürettiğim halde neden orada olduğumu vs. sorguladılar.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/altın-portakal.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10560" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/altın-portakal.jpg" alt="" width="694" height="992" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/altın-portakal.jpg 694w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/altın-portakal-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/altın-portakal-294x420.jpg 294w" sizes="auto, (max-width: 694px) 100vw, 694px" /></a></p>
<p>Oysa benim yaptığım, sadece çuvaldızı kendimize batırmaktan ibaretti. Bu nehir kuruyacak, bu lunaparkı kapatacaklar, tıpkı Pal Sokağı Çocukları romanında olduğu bu kimsesiz sandığımız tarlayı gün gelecek inşaat makineleri kaplayacak. Yazdım, çok yazdım, hep yazdım. Kalemim yettiğince engel olmaya, kurulan tezgahı ortaya çıkarmaya çalıştım ama gördüm ki, herkesin keyfi tıkırında. Solcu sinemacılarımız vardı ve onlar sandı ki, otosansürlü senaryolarla fon kemirerek çektikleri filmlerle festivalleri dolaşıp, ödülleri toplayarak devam edecekler ve bu sonsuza kadar sürecek! “Filmimi seyirci için çekmiyorum, bu kişisel bir sinema…” Aferin, hadi şimdi sünnet düğünü kasetini izletirsin salonunda misafirlerine…</p>
<p>İşte o gün geldi… Türk sinemasının Akdeniz’de atan kalbi olan Altın Portakal’da ulusal yarışma yok! Bunu ilk haber alan da bendim üstelik ama bekledim, bu saçma karardan dönüleceğini umarak. Birkaç meslektaşımla paylaştım o kadar. Ancak, karardan dönmek bir yana, cansiperane bir şekilde savunulduğunu görmekten dolayı acı çekiyorum, elbette anlıyorum da o savunmayı yapanları çünkü bu karar onları aşan bir şey! Tartışmalara yeni bir boyut katabilmek adına yazıyorum; ulusal yarışmanın kaldırılması fikri Antalya’dan değil Ankara’dan çıktı! Kimden çıkıyor böyle saçma fikirler diye merak ediyorsanız, cumhurbaşkanının iftar yemeğindeki fotoğraflara bakın, göreceksiniz!</p>
<p><strong>Sebepsiz Sonuç Olur mu?</strong></p>
<p>Türk sineması bir halk eğlencesi/sanatıdır dedim, komediyi festivallerden kovup gişede yozlaştırmayın dedim, halka ulaşmayan filmlerle bir yere gidemeyiz dedim. Ortaya çıkarılan eserle değil ödül törenlerinde gösterilen tavırla muhalif olmanın yeteceği sanılıyordu. Bu komik günah çıkarma seanslarının yapanın yanına kar kalmadığı günler de gelecekti ve de geldi.</p>
<p>Ne oldu; başkan Türel konuşmasında, kimse bir yıl önce birinci seçilen filmi hatırlamıyor diye savunma yapıyor! İyi de o zaman o festivalin yönetimine çat, kendini suçla… Sinemanın bir suçu yok, bazıları hala müthiş filmler çekmeye devam ediyorlar, sen onları Antalya’ya getirip yarıştıramıyor da uyuzluk abidelerini film sanatı diye önümüze sürüyorsan, o senin suçun! Yok mu yarışacak film, yarıştırma o zaman… Yarışmayı sonsuza kadar iptal etmek başka bir numara!</p>
<p>Türel’in başkan seçildiği ilk Portakal’dan sonra oraya dadanan komitenin ilk kararı neydi hatırlayın, bunu bir röportajda söylemişlerdi; “Altın Portakal’ı Yeşilçam eskilerinin tatil yeri olmaktan kurtaracağız”! Ne yaptılar, Hollywood eskilerini hem de B oyuncularını doldurdular! Çakmalık, özentilik bu burnu büyüklerin elinden geldi ve devam ediyor. O günden bu zamana Türk sinemasının köküne kibrit suyu dökmeyi amaç edindiler ve şimdi “yarıştırdığımız filmleri kimse hatırlamıyor” diyerek bunu yapıyorlar! Gerçekten de bu festivaller onların iş ağlarını geliştirmekten başka bir işe yaramıyor. Yapımcıdan festival başkanı olur mu? Elif Dağdeviren zamanında hep sorduğum soru bu… Yapımcıyı çağırır, atölye yaptırır gönderirsin, o kadar!</p>
<p>Öte yandan, adam haklı!</p>
<p>Bu ülkede gişe filmlerinden kesilen para ile fonlanan ve kimsenin izlemediği, festivallerde dahi salonun yarısının uyuyarak sonunu getirebildiği filmler çekiliyor. Recep İvedik’in Kış Uykusu’nu fonladığı fantastik bir düzen. Sinema sanatı adına nefis bir intikam yöntemi aslında ama ortaya çıkan filmler, filmden başka her şeye benziyor. Hepsi değil elbette ama 1 iyi filme karşılık 30 kötü film var.</p>
<p>Ne diyordum; bakanlık para veriyor ve filmler çekiliyor. 1 ya da 2 değil yılda 25-30 tane hem de. Bu filmleri fonlayan bakanlık bir de gösterilebilsinler diye festivalleri destekliyor. Başka destekler de var. Ortada dolaşan para milyonlarca dolar. Parayı dolaştıran devlet ve yerel idareler. Sinemacılar ağzını açmış bekliyor. Peki, karşılığı ne? Kimsenin izlemediği çekenlerin bile unutmak istediği filmlerden oluşan bir bağımsız sinema arşivi. Bunun kültüre, sinemaya katkısı nedir? Peki, bu katkı hiç sorgulanmayacak mı sandınız? Bir gün bu oyuncağı sizin elinizden alırlar da başkasına verirlerse ne hissedeceksiniz, sizi kim, ne diye savunacak?</p>
<p>Eline kamera almamış adamların projelerini onaylayan, kendi yapım fimasına destek çıkaran kurul üyeleri… Kötü filmleri bile yarıştıran, yarışan her filme bol kepçeden ödül dağıtan festival jürileri… Minimalist çekilmiş her filme sanat eseri muamelesi yapan sanat seviciler… Size ne yazsam az!</p>
<p>Toplumcu sinema yapma baskısını geçtim, bari iyi filmler çekseydiniz. Hayır, aranızda yüz akı birkaç sinemacı var, onlara da teknik itirazlar getirerek adamların yoluna taş koyuyorsunuz. Neymiş, Nuri Bilge Ceylan neden yapım desteğini yapımdan sonra almışmış! Bu itiraz sanat düşmanı kesimden değil bizzat sinema sanatını icra edenlerden geliyor. Sanki kendileri etikten bir adım sapmıyorlarmış gibi ama mesele o değil. Mesele o kremalı beleş pastadan bir dilim dahi yiyememiş olmak. Güzel kardeşim, al Altın Palmiye’yi kolunun altına gel ülkeye, fonun tamamı sana helal olsun. Her sinema heveslisine dağıtılıp heba edilecek bir para yok ki ortada!</p>
<p>Bakın burada salak olduğunu sandığınız ve Recep İvedik’ten başka bir şey izlemez bunlar diyerek aşağıladığınız bir seyirci var ama sizin filmlerinizde Recep İvedik’teki kadar bile “bir şey” yok. Recep İvedik taşlarken hiç şunu düşündün mü; komedi bu ülkenin festivallerinden yıllar önce kovuldu ve sanıldı ki sanat somurtmaktır. Bunun yozlaştırcı etkisini öngöremedin mi de Recep’e kızıyorsun?</p>
<p><strong>Neden Tarkovski Olamıyorsunuz?</strong></p>
<p>“Seyirci umurumda değil, kişisel bir sinema yapıyorum ben” diyecek kadar şımardıktan sonra birileri geliyor ve oyuncağınızı elinizden alıyor. Yani, ne sandın ki? Milyonlarca lira sen kişisel sinemanı yap diye mi toplanıyor. Sanırsın bir filmle Bela Tarr olunuyor! Kişisel sinema yapmakla bu kadar övünüyorken Yılmaz Güney’den utan bari!</p>
<p>Ha bir de şu var; ülkede fonları tarumar eden Tarkovski replikacılarını eleştirdiğimde hemen Tarkovski, Tarr, Angelopoulos gibi büyük ustaların isimleri zikredilir ve bir tabu yaratılmaya çalışılır. Cevabım şu; yeteneksiz sinemacının gücü yetse Kubrick, Hitchcock falan taklit edecek ama yetmiyor. Biçimsel açıdan en kolay taklit edilecek sinemaya yöneliyor. Minimalist sinemanın tuzağı da bu; sabit planları arka arkaya dizerek rastlantısal bir kurguyla idare edebileceğini biliyor çünkü. Çoğunun filminde düzgün bir tek fotoğraf bile yok. Tarkovski’nin tek filmini izlemeden Tarkovski filmi çeken yönetmen var bu ülkede… Daha bunun üstüne yazmayalım mı?</p>
<p>Geçti Bor’un pazarı ama Niğde seyahatinizde size eşlik edecek cümlelerim var; ne çekeceğinizi söyleyecek değilim fakat bir zahmet artık “iyi filmler” çekin. Ülke sinemasını yıllardır kendinizden ibaret bir şamataya çevirdiniz ama bu iş buraya kadar. “Nasıl olsa gidip bir yerlerde ödül alıyor, tıkır tıkır takılıyor, tek film çekip 3 yıl geziyoruz” kafasından çıkın. Kısa filmcileri de kendinize benzettiniz ama sinema sanatının bu sinsi hesaplara tahammülü yok. Kimse artık bu numaraları yemiyor!</p>
<p>Antalya’dan Türk sinemasının kovulması yeni sinemacı kuşağının fırsatçılığının, yeteneksizliğinin ve başka kötü alışkanlıklarının sonucudur. Yolu Antalya Altın Portakal’dan geçen tüm büyük ve gerçek sinemacılarımız sizi yuhluyorlar! Utanın…</p>
<p><strong>Murat Tolga Şen – </strong><a href="mailto:murattolga@otekisinema.com"><strong>murattolga@otekisinema.com</strong></a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/altin-portakalin-suyunu-cikardilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinemalarımız, sinemacılarımız, sinema yazarlarımız</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/08/27/sinemalarimiz-sinemacilarimiz-sinema-yazarlarimiz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/08/27/sinemalarimiz-sinemacilarimiz-sinema-yazarlarimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Aug 2017 10:44:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[sinema yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10455</guid>

					<description><![CDATA[Murat Tolga Şen, herkesin merak ettiği, sormaktan çekindiği ve cevabını bildiği soruları soruyor; ne olacak bütün bunlar, bütün bunlar ne olacak? Tolga Karaçelik (Gişe Memuru – Sarmaşık), Emin Alper (Tepenin Ardı – Abluka) ve Ceylan Özçelik’in (Kaygı) film projelerinin bakanlıktan yapım desteği almaya layık görülmemiş olması… Daha da fenası; gazeteci, yazar, siyasetçi derken hapse atılmamış, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Murat Tolga Şen, herkesin merak ettiği, sormaktan çekindiği ve cevabını bildiği soruları soruyor; ne olacak bütün bunlar, bütün bunlar ne olacak?</em></strong></p>
<figure id="attachment_10457" aria-describedby="caption-attachment-10457" style="width: 929px" class="wp-caption alignnone"><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/9.-ULUSLARARASI-FETHIYE-FESTIVALI7219-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-10457" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/9.-ULUSLARARASI-FETHIYE-FESTIVALI7219-1.jpg" alt="" width="929" height="622" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/9.-ULUSLARARASI-FETHIYE-FESTIVALI7219-1.jpg 929w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/9.-ULUSLARARASI-FETHIYE-FESTIVALI7219-1-300x201.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/9.-ULUSLARARASI-FETHIYE-FESTIVALI7219-1-768x514.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/9.-ULUSLARARASI-FETHIYE-FESTIVALI7219-1-696x466.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/9.-ULUSLARARASI-FETHIYE-FESTIVALI7219-1-627x420.jpg 627w" sizes="auto, (max-width: 929px) 100vw, 929px" /></a><figcaption id="caption-attachment-10457" class="wp-caption-text">FETHİYE FESTİVALİ RENKLİ GÖRÜNTÜLERLE BAŞLADI</figcaption></figure>
<p>Tolga Karaçelik (Gişe Memuru – Sarmaşık), Emin Alper (Tepenin Ardı – Abluka) ve Ceylan Özçelik’in (Kaygı) film projelerinin bakanlıktan yapım desteği almaya layık görülmemiş olması…</p>
<p>Daha da fenası; gazeteci, yazar, siyasetçi derken hapse atılmamış, soruşturmaya uğramamış, o ya da bu şekilde susturulmamış (ya da susturulmaya çalışılmamış) aydını kalmayan bir ülkede sinemacıların hala “filmimi çekmem için para ver” diyerek devlet kapısından medet umması…</p>
<p>Aynı sinemacıların o parayla film çekip yine bakanlık ve iktidar belediyelerinin ortak organizasyonu olan festivallerde ödül kazandıktan sonra podyuma çıkıp protestonun Allah’ını yapmaları… Alkışlarla yaşamanın her şeyden tatlı olması…</p>
<p>TRT TV Filmleri projelerinin festival yarışma seçkilerine dâhil edilmesi, üstüne ödüllendirilmesi…</p>
<p>Filmografileri 3 filmden ibaret ve sonuncusunu da tam 8 yıl önce çekmiş olan, o tarihten bu yana TV’ye ucuz diziler çekmekten başka bir şey yapmayan iki biraderin ülkenin en önemli film festivalinin jüri başkanlığına getirilmeleri…</p>
<p>Film festivallerinin yapılmasına 1 hafta kala terör bahane edilerek iptal edilmesi, iptal edilen festival aynı takvim yılında yapılmadığı halde yapanların bunu “erteleme” diyerek yutturmaya çalışmaları…</p>
<p>Bütün film festivallerimizin birbirine benzemesi, hepsinde aynı filmlerin gösterilmesi ve yarışması, hepsine neredeyse aynı insanların direktörlük vs. yapmaları…</p>
<p>Yine bu festivallerde basın mensuplarının, film ekipleriyle özellikle ayrı otellerde konaklatılıyor oluşu ve sonra da organizasyonun, “kimse haber ya da röportaj yapmadı” diye hayıflanması…</p>
<p>Amasya’nın Gümüşhacıköy kazasında yapılacak 1. Haşhaşlı Çörek Film Festivali’nde 300.000 TL ödül dağıtılacak olsa herkesin oraya koşacak olması, ülkemizde ödül prestiji olan bir tane bile festivalin olmaması…</p>
<p>Festivallerin “15 Temmuz’u sinema yoluyla anmak” için sıraya girmeleri ve buna yönelik zorlama fikirler üretmeleri…</p>
<p>Bu dertli ülkenin, dertli sinemasını merceğe alan eleştirmenlerin vizyondaki filmleri eleştirip suya sabuna dokunmayan yazılar yazmaktan hiç de şikayetçi görünmüyor olmaları…</p>
<p>Eleştirmenlerin, birkaçı hariç, eleştiriyle ilgili tüm fırsatlarını birkaç dandik gişe komedisini yerden yere vurarak harcamaları…</p>
<p>Beyoğlu’nun ortasındaki sanat filmleri gösteren müstakil bir sinemanın yaşam savaşı vermesi ve atılan onca tweet’e rağmen, tweet sahipleri dahil hala kimsenin bu salona film izlemeye gitmemesi…</p>
<p>Sosyal medyada herkesin sanat filmleri üzerine havalı paylaşımlar yapması ama bu filmlerin gişede 300-500 kişiye ancak bilet satabilmeleri…</p>
<p>Türkiye’nin belki de en dandik serisi olan Recep İvedik filmlerinin gişe hasılatı en yüksek işler olması, bu hasılattan kesilen paraların sanat filmlerine dağıtılması yani Recep İvedik 5 olmadığında Ahlat Ağacı’nın da kuruyacak olması…</p>
<p>Kısa film çeken gençlerin neredeyse sünnet düğünlerine bile başvuracak kıvama gelmiş olmaları ama dandik organizasyonlarda sıkıntı olduğunda, overlok makinesi ayağına düşmüş gibi feryat figan etmeleri…</p>
<p>PR’cıların kötü filmlere iddialı bültenler hazırlamaları ve bunların medyada 40 yerden servis edilmesi… Başka ülkede sinemada gösterilemeyecek kadar ucuz bir filmin, ülkenin en büyük gazetesinde “yılın korku filmi” diye haber yapılması…</p>
<p>Birkaçı hariç film eleştirmenlerinin “film eleştirisi” yazarak para kazanamıyor ve geçinemiyor oluşu…</p>
<p>Sinema yazarlarına yaptırılan paneller, programlar vs. sonrasında ödemenin teşekkürle yapılması… Sinema yazarının fotosentez yaparak yaşadığının sanılması…</p>
<p>Televizyondaki sinema programlarının vizyon filmlerinin tanıtımından ibaret olması…</p>
<p>Sinema biletinin pahalı, mısır ve meşubatın ise daha da pahalı olması ve her filmden önce 20 dakika asla gidemeyeceğimiz otellerin reklamını izliyor olmamız (Maxx Royalll)…</p>
<p>Salonları bunun da kesmiyor olması ve 10 dakika arada bile sesi sonuna kadar açılmış kola reklamıyla seyircileri büfeye postalamaya çalışmaları…</p>
<p>Yeni gişe sinemacılarının hala cin korkusu çekerek parayı kıracaklarını zannetmeleri ve gişeden hüsranla ayrılmaları…</p>
<p>Son 10 yılda, bir tanesi Cem Yılmaz’la olmak üzere 14 filmde karşımıza çıkan Çetin Altay’ın hala seyredilecek iyi bir filmi olmaması…</p>
<p>Kerem Akça’nın aslında duygusal biri olması…</p>
<p><strong>Sizce de bunların hepsi çok saçma değil mi?</strong></p>
<p><a href="mailto:murattolga@otekisinema.com">murattolga@otekisinema.com</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/08/27/sinemalarimiz-sinemacilarimiz-sinema-yazarlarimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Portakal: Niyet Neydi Akıbeti Ne Olacak?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/altin-portakal-niyet-neydi-akibeti-ne-olacak/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/altin-portakal-niyet-neydi-akibeti-ne-olacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 09:15:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Portakal]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10358</guid>

					<description><![CDATA[Ve Antalya’da 3 yıl süren Elif Dağdeviren dönemi sona erdi. Antalyalılar başta olmak üzere tüm sinemaseverler için soralım; peki, şimdi ne olacak? Elif Dağdeviren, toplantılar ve yeni işbirlikleri için gittiği Cannes Film Festivali’nde önemli açıklamalarda bulundu; “Bir tanesi devam eden, diğeri İstanbul’a döndüğümde başlayacak iki tane büyük bütçeli film ve diğer projeler nedeniyle arzu ettiğim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ve Antalya’da 3 yıl süren Elif Dağdeviren dönemi sona erdi. Antalyalılar başta olmak üzere tüm sinemaseverler için soralım; peki, şimdi ne olacak?</strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10252" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-1024x768.jpg" alt="" width="696" height="522" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-1024x768.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-1068x801.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-560x420.jpg 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-1920x1440.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Elif Dağdeviren, toplantılar ve yeni işbirlikleri için gittiği Cannes Film Festivali’nde önemli açıklamalarda bulundu; “Bir tanesi devam eden, diğeri İstanbul’a döndüğümde başlayacak iki tane büyük bütçeli film ve diğer projeler nedeniyle arzu ettiğim vakti ayıramayacağım için Uluslararası Antalya Film Festivali Direktörlüğü görevimden ayrılmış bulunuyorum” dedi.</p>
<p>Ve Antalya’da 3 yıl süren Elif Dağdeviren dönemi sona erdi. Ayrıldı mı, gönderildi mi sorusunu üretmek şık değil ama gelişmelerden az çok haberdardım. Bunu pas geçip, Antalyalılar başta olmak üzere tüm sinemaseverler için soralım; peki, şimdi ne olacak?</p>
<p>Antalya’yı Türkiye’nin Cannes’ı yapmaya ant içmiş birinin gidip Cannes’da “ben artık yokum, çok işim çıktı” demesi manidar. Birileri gider birileri gelir, Antalya’nın festivali elbet yapılır ancak Elif Dağdeviren döneminde olumlu-olumsuz pek çok köklü değişiklik yapıldı. Bunlarla mı devam edilecek yoksa geçmişteki festival şablonuna mı dönülecek?</p>
<p>Benim fikrim, Antalya’nın dünyanın başka hiçbir yerindeki festivallere benzemesine gerek yok. Kendi geleneğine uygun davransın yeter. Zaten yapılan aşı da tutmadı. Festivalin adı değiştirildi ama hepimiz hala Altın Portakal diyoruz. Para ödülünün her yıl azaltılarak sonunda sadece itibar ödülüne dönüştürülmesi alınan en talihsiz önlemdi. Türk sinemacıları için para, itibardan önce gelir. Geçtiğimiz yıl gördük, büyük lokmalar Adana’da prömiyer yaptı, Yeşim Ustaoğlu’nun Tereddüt’ü olmasa Antalya 2. gösterim festivaline dönüşecekti.</p>
<p>Yine Cannes meselesine dönelim; Cannes her yıl ünlü akınına uğrar, mesela Slyvester Stallone yanına Expendables ekibini alıp tankla Cannes sokaklarında gezer. Biz de öyle şeyler arzuluyoruz ancak karşımızda en fazla George Hamilton, Rutger Hauer, Armand Assante gibi kariyeri çoktan bitmiş Hollywood yaşlısı B filmcileri bulabiliyoruz. Antalya Cannes olacak dediler ama Hollywood huzurevi çıktı! Parasını verdiğin zaman dünyanın her yerine giden insanlar bunlar, gerek var mıydı?</p>
<p>Elif Dağdeviren görevi devraldığından bu yana Antalya’da tarihin en pahalı festival organizasyonları düzenlendi. Yüzlerce konuk ama çok az basın mensubu. SİYAD tarafı 2013 yılında yaşanan sansür skandalı yüzünden festivale tavır aldı. Bizim taraftan Altın Portakal’a giden kadar gidemeyen var. Mesela Portakal ısrarla Alper Turgut’u davet etmiyor, sanırsın adam eleştirmen değil sıhhi tesisatçı! Biz Antalya’dayken, Alper İstanbul’da Ferzan Özpetek söyleşisini yönetiyordu. Festival tarafı ise derdini anlatmak yerine festivalin SİYAD jürisini yok ederek küslüğü iki taraflı hale getirdi. Hani, “neden bu kadar az haber, röportaj çıktı” diye soruluyor ya, konukları Turkuvaz Medya’ya rezerv edip geri kalanını bıktırırsanız olacağı bu. Kurumsallığın fazlası ekosisteme zarar verir, burası Türkiye… Turkuvaz Medyanın röportajlara koyduğu ipotek yüzünden muhabir arkadaşların tadı tuzu yoktu. Sabah, Takvim, A Haber tayfası, festivali ele geçirmiş. Duyduğuma göre internet medyasından kimse gelmesin istiyormuş bu Turkuvazcılar.</p>
<p>Bence şu 3 yıllık en büyük gelişimi Film Forum’dur, o kısmı “sinema yapanlar” için çok faydalı buluyorum. Film Forum’da, festival tarafını aşan bir coşku ve fayda üretildi.</p>
<p>Uzun lafın kısası; Antalya’ya Elif Dağdeviren’le birlikte iyi şeyler gelebilirdi, aslında ortada iyi bir festival yapma çabası da vardı, belediye de bu iradeyi geniş bütçe olanaklarıyla destekledi ama proje yerelleştirilemedi ve uygulamada çöktü. Harcanan paraya değmeyen bir şey çıktı ortaya. Bunun en büyük sebebi başka hiçbir festivalde hissetmediğim kibirdi. Ben Antalya’ya defalarca geldim, Antalya harika bir şehir, yaşayanlar sıcak insanlar, orada film festivalinde olmak inanılmaz bir duygu ama organizasyondakiler, bilerek ya da bilmeyerek, prestijli olsun derken bunu tamamen ıskalayıp kibirli bir festival çıkardılar ortaya. Eleştiriye ve tavsiyeye kapalı, biz yaptık oldu kafasıyla yola çıkılan bir organizasyon izlenimi uyandırdı hepimizde. Festival yapanların organizasyonu sahiplenmesi güzel şeydir ancak kimler geldi, kimler geçti. Biz çok iyi biliyoruz ki Altın Portakal, Antalyalıların, keşke Elif Hanım da bunun farkına varabilseydi. Kendisine karşı şahsi bir olumsuzluk içinde değilim ama eleştiriyi üretmek gerek ki üzerine konuşulabilsin, doğru rota çizilebilsin.</p>
<p>Ben Cannes gibi bir festival istemiyorum, onun için merak eden atlayıp Cannes’a gidiyor zaten, lütfen Antalya’nın festivali olan “Altın Portakal” geri gelsin. “Yeşilçamlıların gelip tatil yapmasını istemiyoruz” deyip Hollywood eskilerine yüz vermeyi marifet sanan anlayış Antalya’yı bir yere götüremezdi, götüremedi de. Boykotsuz, sansürsüz, AKM’nin bahçesinin yine sinemaseverlerle dolup taştığı bir festivalde hep birlikte oluruz umarım.</p>
<p><strong><em>murattolga@gmail.com – Twitter: murattolga</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/altin-portakal-niyet-neydi-akibeti-ne-olacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden bütün film festivalleri birbirine benziyor?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/05/26/neden-butun-film-festivalleri-birbirine-benziyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/05/26/neden-butun-film-festivalleri-birbirine-benziyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2017 06:58:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[Neden bütün film festivalleri birbirine benziyor?]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10250</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de yapılan film festivallerinin neredeyse tamamına katıldım. Basın davetlisi, jüri üyesi ya da panelist olarak görevler aldım. Memleketin festival yapılan her iline, ilçesine gittim ve gördüm ki, bunların hepsi birbirine benziyor! Aslında Türkiye’de şablonunu İstanbul Film Festivali’nin oluşturduğu tek bir “film festivali” var. Nerede yapıldığı önemli değil, kendi kimliğini kazanmış bir şehir festivaline henüz rastlamadım. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de yapılan film festivallerinin neredeyse tamamına katıldım. Basın davetlisi, jüri üyesi ya da panelist olarak görevler aldım. Memleketin festival yapılan her iline, ilçesine gittim ve gördüm ki, bunların hepsi birbirine benziyor!</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10252" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-1024x768.jpg" alt="" width="696" height="522" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-1024x768.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-1068x801.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-560x420.jpg 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Cannes-Film-Festival-2015-line-up-announced-1920x1440.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Aslında Türkiye’de şablonunu İstanbul Film Festivali’nin oluşturduğu tek bir “film festivali” var. Nerede yapıldığı önemli değil, kendi kimliğini kazanmış bir şehir festivaline henüz rastlamadım. Malatya’ya da gitseniz, Kütahya’ya da gitseniz değişmez; festivali aynı isimler takip ediyor, aynı filmler yarışıyor, aynı bilirkişiler sinema konuşuyor. Onur ödülü verilecek isimlere kitaplar hazırlanıyor. Açılışından kapanışına, hepsi İstanbul Film Festivali’nin bir varyasyonu… Başkalaşım çabaları da mevcut ama özenme hali tam gaz devam. Antalya, Türkiye’nin Cannes’ı olmaya çalışıyor mesela, başındaki yapımcılıktan gelen ekip sebebiyle tıpkı Cannes gibi bir “film marketi” olma çabasında. Suntadan da olsa bir gösterişi var ama “50 yıllık Portakal ağacını kesip yerine Palmiye dikmenin ne alemi var” diye soruyor insan…</p>
<p>Kendi karakteri olan bir film festivali yapmak konusunda beni en çok heyecanlandıran çaba 2010 yılında Malatya’dan geldi. Malatya Film Festivali bir “komedi filmleri festivali” olarak başlamıştı. Bunu kim düşündüyse gidip alnından, büyüğümse elinden öpmek isterim zira hem bir Malatyalı olan Kemal Sunal’ın anısı yaşatılıyor hem de festivallerden kovularak gişenin erozyonuna terk edilmiş bir tür olan komedi filmleri takdir ediliyordu. Murat Şeker’in, Çakallarla Dans filmini ağzına kadar dolu bir salonda izlediğimizi hatırlıyorum, en neşeli festival anılarımdan biridir. Herkes perdede oynayan filme gülerken ben salondaki seyircilere hayran hayran bakıyordum. Uyumayan, sıkılmayan, sahte sanat takipçiliği tuzağına düşmemiş insanlar…</p>
<p>Sonraki yıl Malatya’nın festivali tamamen biçim değiştirdi ve prestij kazanmak uğruna bir İstanbul Film Festivali replikası olmaya karar verdi. Bizdeki festivallerin danışma kurulları ya da film seçicileri hep aynı 3-5 kişiden oluşur. Malatya’daki rantı görünce bala üşüşen arılar gibi üşüştüler festivale ve yine boş salonlar… Bir şehir festivali yaparken o şehrin kimliğini reddetmek, o şehrin sinema seyircisini görmezden gelmek ve sonra yine o seyirciye “filmlere gelmiyorlar” diye kızmak?</p>
<p>Malatya Film Festivali, geçtiğimiz yıl ülkenin yaşadığı siyasi çalkantılar yüzünden iptal edildi. 1 yıl aradan sonra bu sonbaharda yeniden yapılacak ama değişen hiçbir şey olmayacak. Henüz resmen açıklanmasa da festivalde görevlendirilen kimi isimleri öğrendikten sonra bu konudaki umudumu yitirdim. Suat Köçer ve ekibinin bu tuzağa düşmemesini isterdim ama olan olmuş görünüyor.</p>
<p>Festivallerden bahsederken, 2016 yılında yapılan Edirne Film Festivali maceramı anlatmam şart. Edirne “festival” kelimesinin içini tam dolduracak bir etkinlik yapmak için müthiş bir potansiyel taşıyordu ama yine aynı şey, üstelik bu kez bir valinin “bu işi çok para harcamadan yapalım” demesi yüzünden iyice ucuzcu bir kafayla girişilmiş ve çökmüş bir festival deneyimi yaşattı. Festivalde çalışan insanların emeğinin üzerine yatıldı ki bu en fenası!</p>
<p>Yarışan filmlere gelelim. Ülkemizde her yıl 100’den fazla film üretiliyor artık ama film festivallerinde hep aynı 20 film yarışıyor. 2016’da Adana’da izlediğim Koca Dünya’yı daha kaç festivalde izleyeceğim diye merak ediyorum? Kültür bakanlığı desteğiyle çekilen filmler yine kültür bakanlığından gelen desteklerle kotarılan festivallerde gösteriliyor. Jüriler her yıl daha da saçma kararlara imza atıyor çünkü öyle dar bir elbise giyiyor ki bu ülkenin sinema sektörü; bakıyorsunuz İstanbul’da yarışan sinemacı 1 hafta sonra Ankara’da jüri başkanı… Tarihe not düşmek gerek; dünyanın hiçbir ülkesinde filmografisi 3 filmden ibaret olan ve son filmini neredeyse 10 yıl önce çekip akabinde sinemaya sırt dönen ve yeteneklerini ucuz TV dizilerinde harcayan sinemacılara jüri başkanlığı emanet edilmez! Edilirse ne olur? Mecburen de olsa televizyon dünyasındaki “yandaş” ilişkileri gözeten bu “biraderler” Kaygı gibi son 1o yılın en cesur sinema örneği dururken festivalin en az izlenen filmine verirler büyük ödülü! Bir kez daha geçmiş olsun Türk sineması…</p>
<p>Uzun lafın kısası; başına istediğiniz şehrin ismini koyun, dönüp dolaşıp İstanbul Film Festivali’nin bir varyasyonuna sahip olacaksınız. Sinemayı bu kadar dar bir pencereden değerlendirenlerin hiç sorgulanamıyor olması da enteresan ama köşeler tutulmuş. Kendini sinema yazarı olarak tanıtan ama festival danışmanlığından başka bir şey yapmayanlar bir yolunu bulup nüfuz ediyor o festivalin bünyesine… Elbette önce festivalin bütçesini tartıyorlar, öyle her balığa olta atan tipler değil bunlar. Hepsi usta birer kılıç balığı avcısı…</p>
<p>Tematik bazı küçük festivaller elbette mevcut ve sanırım biz sinema yazarları tarafından asıl desteklenmesi gerekenler onlar. Gençlerin yaptığı kısa film festivalleri var, onlardaki enerji bambaşka. Bu, biraz da bizim sırtımızdan önem kazanan suntadan festival organizasyonlarına prim vermek yerine, tamamen o frekansa sabitlenmek lazım. Protokole Türkan Şoray’ı oturtup ona hitap ederek “bakın ne kadar da sanata düşkünüz” diye hava atan taşranın belediye başkanlarına, anahtar teslim satılan festivaller sinemaya fayda sağlamıyor, çok şey götürdüğü de bir gerçek! İstanbul’dan festival fikri, panelist, basın konuğu getirmek, festivalin yapıldığı şehirden seyirci götürmekten daha kolaysa var orada bir yanlış!</p>
<p>Bu konuda bir tek Adana Film Festivali’ni tenzih ederim. Altın Koza’nın seyircisi muhteşem! Yılmaz Güney’in ruhunu şad ettiler her festival sezonunda… O festival de şimdi bambaşka bir ekibe emanet edildi. Bakalım neler olacak?</p>
<p>İşte adından başka her şeyi aynı olan, her yıl trilyonlarca lira harcayarak yapılan ama attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmeyen festivallerimizin fotoğrafı. Yine kalemimden kan damladıysa kusura bakmayın. En sevdiğim filmlerden birinin Jeff Bridges’in muhteşem performansıyla şahlanan “Fearless” olduğunu hiç söylemiş miydim?</p>
<p><a href="mailto:murattolga@gmail.com"><strong>murattolga@gmail.com</strong></a><strong> – Twitter: @murattolga</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/05/26/neden-butun-film-festivalleri-birbirine-benziyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Sinemaya Giden Sinemasever mi?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/her-sinemaya-giden-sinemasever-mi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/her-sinemaya-giden-sinemasever-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 08:43:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Her Sinemaya Giden Sinemasever mi?]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10070</guid>

					<description><![CDATA[Türk sinemasını konuşurken/yazarken seyirciyi dışlamak olmaz. Sinema bir halk eğlencesi/sanatı olarak doğdu, yükseldi ve başka hiçbir sanat formunun yapamadığı kadar popülerlik kazandı. Bu harika bir sonuç çünkü filmler muhteşemdir. Filmlerin bizi başka hayatlara, dünyalara taşıyabilme, yeri geldiğinde gerçeklikten tamamen kaçırma gücü vardır ve bu neredeyse büyülü bir şeydir. Sinemanın aslı da büyüye (illüzyona) dayalıdır. Gözümüz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinemasını konuşurken/yazarken seyirciyi dışlamak olmaz. Sinema bir halk eğlencesi/sanatı olarak doğdu, yükseldi ve başka hiçbir sanat formunun yapamadığı kadar popülerlik kazandı. Bu harika bir sonuç çünkü filmler muhteşemdir. Filmlerin bizi başka hayatlara, dünyalara taşıyabilme, yeri geldiğinde gerçeklikten tamamen kaçırma gücü vardır ve bu neredeyse büyülü bir şeydir. Sinemanın aslı da büyüye (illüzyona) dayalıdır. Gözümüz ve aklımız projeksiyondan hızlıca akan sabit fotoğrafların canlanışına hayrandır ve bunun kalpteki karşılığı aşktır. Bu yüzden olsa gerek, bir resmi-heykeli çok beğenir ama sevdiğiniz bir filme -neredeyse- aşık olursunuz.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10071" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor-1024x685.jpg" alt="" width="696" height="466" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor-1024x685.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor-300x201.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor-768x514.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor-696x466.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor-1068x715.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor-627x420.jpg 627w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor-1920x1285.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/20160430193131_yeni-emek-seyircisini-bekliyor.jpg 1936w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Fakat insanlar sinemaya her zaman yoğun bir ilişki tercihiyle gitmezler. Hollywood tarafından sürekli baskılanan film üretme biçiminde sinema sanattan ziyade bir eğlencedir. Bu anlayışla ülke sinemaları da kendi eğlendiren filmlerini üretirler çünkü insanları eğlendirme vaadiyle dışarıya çıkarmak her zaman daha kolaydır. Dilerseniz işe gitmek dışında neden evinizden çıktığınızı bir düşünün. Bu sorunun cevabı genellikle eğlenme-dinlenme-iyi vakit geçirme amaçlı aktivitelerle verilecektir.</p>
<p><strong>Gişe Sinemasından Nefret Edenler Sinemasever mi?</strong></p>
<p>Gişe yapan filmlerin derdi de budur. Onlar seyirciyi eğlendirirler ve duygusal açıdan sömürürler. Bu filmin iyiliğinden kötülüğünden bağımsız bir çabadır. Çok iyi bir film de seyircinin duygularını sömürüyor olabilir. Bunu ne kadar iyi yaparsa gişede o kadar başarılıdır. Harika bir zamanlama ile vizyona çıkan Dağ 2 filmi, içerdiği militarist romantizm ve milliyetçilik duygusu ile sinemaya gidenlerin istediğini veren bir filmdi, karşılığını aldı. Hem sömüren hem eğlendiren bir filmin işi ise her zaman daha kolaydır. Bunun en kolay verilecek örneği ise Recep İvedik filmleri olacaktır. Şahan Gökbakar’ın oynadığı Recep karakteri kötü senaryolarda karşımıza çıkıyor olabilir ancak bu senaryoların içerdiği malzeme ve doz miktarı iyi hesaplanmıştır.</p>
<p>Gişe filmlerinin halay başı olan Recep İvedik filmleri ve benzer işler sektörün devamlılığı açısından önemlidir. Bu sayede salonlar seyirci toplar, sinema salonu işletmeciliği karlı bir hale gelir ve insanlar film yaparak/göstererek para kazanırlar ancak bu çıkıldıkça dikleşen bir dağdır ve zirveye ulaştığınızda artık sinemanın en yozlaşmış üretme ve sunma biçimine şahitlik edilir.</p>
<p><strong>Para Kazanmayı Umursamayan Salonları Yalnız Bırakıyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye sinemayı seyirciye ulaştırma biçimlerinin tamamını denedi. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasındaki baskıcı ortamda bağımsız ve politik sinemacılar eser veremez hale geldi ve salonlar için daha da fenası, video denen evde film oynatma makineleri hayatımıza girdi. Her sokağa bir video kulübünün açıldığı zamanlar. Yeşilçam bu değişime hızlıca ve daha ucuza üretme imkanı bulduğu için hevesli bir şekilde ayak uydurdu. Asıl derdi iyi film yapmak olan sinemacılar ise çaresiz bir salon yalnızlığına sürüklendiler ve ülkemizdeki salon sayısı dramatik bir şekilde azaldı. İstenmeyen bir deneyle ispatlandığı üzere; sinema salonlarının devamlılığını sağlayan işler gişe filmleridir. Recep İvedik 5’in 1500 kopya ile ülkeyi işgal etmesinin altında bu endişe de yatar. Salonlar film göstererek para kazanan işletmelerdir ve tecrübe edilmiş bir şekilde sanat sinemasını savunmak konusunda en son güvenilmesi gereken yerlerdir. Bu da aslında hala bağımsız ve az kopya ile gösterime giren filmleri gösterme inadını gösteren Yeşilçam Sineması, Beyoğlu Sineması gibi salonları bağrımıza basmamız gerektiğini gösteriyor. Peki, bunu yapıyor muyuz? Bu sorunun cevabını okur versin.</p>
<p>Bunlar zaten bildiğimiz konular, şimdi biraz da çalışmadığımız yerden soralım. Festivallerde izlediğimiz bol ödüllü filmleri çeken sinemacıların gişede olmayan (ve olamayacak) şanslarını nasıl yaratabiliriz? Daha önceki yazılarımda film festivallerinin yarıştırdığı-gösterdiği filmler için bir kazanç modeli yaratması gerektiğinden bahsetmiştim.</p>
<p>Çünkü, festivallerde salonları hınca hınç dolduran ancak film vizyonda gösterime girdiği vakit sinemanın semtine uğramayan bir sanat/sinema takipçiliğimiz var ve bu yüzden salonlar artık festival filmlerini istemiyor. Festivaller önlerine gelen meselesi büyük ama sineması kötü her filmi ödüllendirerek yanlış bir seyirci güdümlemesi yarattılar ve festival takipçisi olmayan seyirci bu sayede kaybedildi. Filmi festivalde izlemiş seyirci zaten o filmin vizyonuyla ilgilenmiyor. Ancak bu fikrin bir karşılık bulacağını sanmıyorum, bulmadı da zira günümüz Türkiye’sinde festivaller de can çekişen yapılara dönüştüler. Bu yıl hangisi yapılabilecek, inanın bilmiyoruz. Film çekmek isteyenler için devlete bağımlılık içermeyen, senaryolarını özgürleştirici bir kazanç modelini nasıl yaratabiliriz? Çünkü buna ihtiyaç var.</p>
<p><strong>Başkalarının Parasıyla Film Yapmak?</strong></p>
<p>Günümüzde film yapmak ve göstermek için “başkalarının parasını” kullanmanızı sağlayan pek çok fonlama modeli var. Bu modelleri çalışan ve peşine düşen pek çok “başarılı” sinemacı tanıyorum ancak para hiçbir zaman beklentisiz verilmez ve paranın sinemaya bu şekilde ulaştırılma hali seyirciye ulaşma meselesini sinemacının gözünde değersiz kılar ve hatta pek çok yeni yönetmen röportajında okuduğum üzere, bununla bir övünme hali yaratır.</p>
<p>Bu sonuçtan gideceğimiz yer ise manşette sorduğum soru olacaktır. Eğer iyi sinemacılar filmlerini seyirciye ulaştırmak konusunda hevessizleşirse sinemaya giden insanların sinemaseverlerden oluşmayacağı da ortada. Onlar basit bir şekilde evden eğlenmek için çıkan ve bunu olabildiğince ucuza getirmeye çalışan insanlardır ve sinemada film izlemek bu amaca kolayca hizmet eder.</p>
<p>Recep İvedik seyircisini aşağılayarak bir yere kadar kendimizi iyi hissedebiliriz, gerçekten bu filme bilet alanların çoğu belki bu yıl bir daha hiç sinemaya gitmeyecektir ama asıl dert bu değil. Adına “sanat sineması”, “bağımsız sinema”, “festival filmi”, “yönetmen sineması” ve birkaç şey daha dediğimiz vagonların lokomotiften ayrılmasını nasıl engelleyeceğiz?</p>
<p><strong>Türkiye’de Festivallerin Devamlılığında Büyük Sıkıntılar Var.</strong></p>
<p>Festivaller bize yetiyor mu? O konuda lütfen endişeli olun. Festivaller artık eskisi gibi keyifle değil epey uğraşarak yapılıyor. 2016 yılında Kasım ayında 3 film festivali iptal edildi. Yapılanların yöneticilerinin de bir sürü ödeme problemiyle uğraştığını biliyorum. Ve üzülerek söylemek istiyorum ki; devlet kendi uslu (ve iyi) sinemacılarını yaratmayı başardı. Muhafazakar sinema artık İsmail Güneş ya da Mesut Uçakan’dan mamul bir yapı değil. Tunca Arslan’ın birkaç sene önce bu sinema yapma anlayışıyla dalga geçtiği yazısı geçerliliğini yitirmek üzere çünkü Seyid Çolak, Emre Konuk gibi sinemacılar yetişiyor ve onların da film yapma dili değişti. Festival yönetimleri de el değiştiriyor. Birkaç yıl içinde Türkiye’nin film festivalleri başka bir gerçeklik yaşayacak ve o zaman yine seyirciye ulaşmaktan başka bir çare kalmayacak.</p>
<p>Kimsenin aldıracağı yok ama bu kez oldukça yumuşak bir şekilde uyarmayı ihmal etmiyorum. Sinemaya gidenlere kızmak yerine sinemaseverleri sinemaya çekmek konusunda çareler aramalıyız. AVM sinemalarına olan hıncımızla da artık hesaplaşmalıyız. Bunlar üzerinden önem kazanmak güzel ancak çare üretmiyor. Yeni Emek’i protesto edenlerin bir çözüm sunmaktan ne kadar uzak olduğunu görünce üzülüyorum. Hele de Emek sineması üzerinden Atilla Dorsay’ın bu denli hırpalanması artık bu işin kan davasına dönüştüğünü gösterir. Bununla mı vakit kaybedeceğiz? Salonlardan önce seyirciyi kaybettiğimizin farkında olmak gerekir artık.</p>
<p><a href="mailto:Murattolga@gmail.com">Murattolga@gmail.com</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/her-sinemaya-giden-sinemasever-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Artık sinemaya gitmeyeceğiz, sinema bize geliyor</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/artik-sinemaya-gitmeyecegiz-sinema-bize-geliyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/artik-sinemaya-gitmeyecegiz-sinema-bize-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Mar 2017 13:14:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[Netflix]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9938</guid>

					<description><![CDATA[Martin Scorsese, Bong Joon Ho gibi usta sinemacıların çektiği Brad Pitt, Will Smith gibi dev yıldızların oynadığı filmleri izleyeceğiz ama sinemada değil! Film izleme alışkanlıklarımız değişmek üzere, Hollywood bu değişime hazır mı? Sinemada film izlemenin modası geçiyor mu? Sinemada dijital bir devrim yaşanıyor. Daha önce de yaşandı. Steven Spielberg Jurassic Park ile CGI (bilgisayar ortamında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Martin Scorsese, Bong Joon Ho gibi usta sinemacıların çektiği Brad Pitt, Will Smith gibi dev yıldızların oynadığı filmleri izleyeceğiz ama sinemada değil! Film izleme alışkanlıklarımız değişmek üzere, Hollywood bu değişime hazır mı?</em></strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/netflix-outbids-the-rest-for-will-smiths-next-project-with-david-ayer.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9939" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/netflix-outbids-the-rest-for-will-smiths-next-project-with-david-ayer-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/netflix-outbids-the-rest-for-will-smiths-next-project-with-david-ayer-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/netflix-outbids-the-rest-for-will-smiths-next-project-with-david-ayer-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/netflix-outbids-the-rest-for-will-smiths-next-project-with-david-ayer-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/netflix-outbids-the-rest-for-will-smiths-next-project-with-david-ayer-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/netflix-outbids-the-rest-for-will-smiths-next-project-with-david-ayer-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/netflix-outbids-the-rest-for-will-smiths-next-project-with-david-ayer-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/netflix-outbids-the-rest-for-will-smiths-next-project-with-david-ayer.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Sinemada film izlemenin modası geçiyor mu? Sinemada dijital bir devrim yaşanıyor. Daha önce de yaşandı. Steven Spielberg Jurassic Park ile CGI (bilgisayar ortamında üretilmiş görsel efekt) dinozorlarla hepimizi şaşırtmıştı. Şimdi dinozorla falan uğraşmıyorlar, sokaklar bile dijital. Bulun birkaç oyuncu, koyun yeşil perdenin önüne, rol kessinler!</p>
<p>Keza George Lucas, Star Wars serisinin 4. ama kronolojik olarak ilk filmi olan The Phantom Menace’i çekmeden önce, “Film öldü, yaşasın dijital sinema” demişti. Christopher Nolan gibi inadına analog ve kocaman kameralarla çalışanlar olsa da sinema dünyasında artık dijital kameralar hüküm sürüyor. Red mi yoksa Alexa mı tartışmaları epey popüler.</p>
<p>Şimdi yeni bir dijital devrimin ayak sesleri duyuluyor. İnternet sayesinde izleme alışkanlıklarımız değişiyor. Sinema, eleştirmenlerin ilgisini çekmesi gereken ve seyirciyi filmlere değil filmleri seyirciye taşıyan bir &#8220;internet devrimi&#8221; yaşıyor. Bu değişimin başlıca müsebbibi Netflix&#8230; Bu şirket, çizgi roman uyarlamalarının istilasında sinemacılar için alternatif bir vizyon yarattı.</p>
<p>Bundan bir süre önce çizgi roman uyarlamalarının çokluğundan bunalarak “sinema öldü” diye sitem eden Martin Scorsese, başrolleri Robert De Niro ve Al Pacino&#8217;ya vereceği yeni filmini Netflix&#8217;de yayınlayacak. Başka büyük işler de geliyor.</p>
<p>Netflix dün Brad Pitt, Tilda Swinton ve Sir Ben Kingsley’in rol aldığı uzun metrajlı orijinal film projesi War Machine’den ilk görüntüler ve tanıtım fragmanını paylaştı. Animal Kingdom’un ünlü yönetmeni David Michôd’un yönetmen koltuğunda oturduğu film, 26 Mayıs 2017’de sadece Netflix’te izleyecilerle buluşacak.</p>
<p>Dünyada büyük ses getiren Snowpiercer filminin arkasındaki yaratıcı isim Bong Joon Ho’nun yeni macera filmi projesi Okja, 28 Haziran’da Netflix’te izleyecilerle buluşacak. Okja, Mija adlı bir genç kızın masalsı yolcuğunu anlatıyor. Filmde, Tilda Swinton, Jake Gyllenhaal, Paul Dano, Giancarlo Esposito, Steven Yeun, Lily Collins ve yeni yetenek Seo Hyun An’dan oluşan çok güçlü bir kadro rol alıyor.</p>
<p>Fantastik bir dünyada; orklar, elfler ve insanlar arasında geçen sürükleyici bir hikayenin anlatıldığı Bright filminin yönetmen koltuğunda İntihar Timi’nden (Suicide Squad) tanıdığımız David Ayer oturuyor. Başrol kadrosunda ise Hollywood’un sevilen yıldızı Will Smith’in yanı sıra Joel Edgerton, Noomi Rapace ve Lucy Fry yer alıyor. Moon ve Warcraft filmlerinin yönetmeni Duncan Jones yeni filmi Mute&#8217;u da aynı şekilde, vizyona çıkarmak yerine Netflix&#8217;te yayınlayacak.</p>
<p>Bunlar heyecan verici projeler. Büyük yönetmenler, dev oyuncular. Netflix’in açtığı bu kart çok önemli zira tüm dünyada sinema salonlarını gençler ve onların tutkusu olan süper kahraman filmleri işgal etti. Daha kaç X-Men, Örümcek Adam, Süpermen ya da Avengers izleyebiliriz ben de bilmiyorum ancak sağlam bir çizgi roman okuru olsam bile Marvel &#8211; DC uyarlamalarının gişeyi ele geçirmesinden şikayetçiyim. Sinema 2’den büyüktür!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sinemada film izleme deneyimi nasıl başladıysa öyle devam ediyor. Karanlık bir salonda, yüzlerce kişi bir projeksiyondan perdeye yansıtılan görüntüye eşlik ediyorlar. Yüzyıldan uzun süredir bu böyle, TV geldi bitmedi, video geldi yine bitmedi. İnsanlar bunu bir sosyal etkileşim yolu olarak da gördüğü için filmlere bilet almaya devam ediyor ama bu kez sinema filmlerinin vizyonu salonlardan evlere taşınmış oluyor. Bu devrimci bir hamle&#8230;</p>
<p>Gelelim ev sineması teknolojisinin geldiği noktaya&#8230; Eve bir projeksiyon ve ses sistemi alıp izlemek hem keyifli hem de ekonomik. O kadarını abartılı buluyorsanız, TV ekranları da büyüdü ve ucuzluk marketleri bile 127 ekran akıllı TV satıyor. Hepsinde Netflix uygulaması da olduğundan eminim, yoksa bile alırsınız bir Android TV box, meseleyi çözersiniz.</p>
<p>İşten-evden çık, sinemaya git, 25-30 TL ver bilet al, fahiş fiyatla şurup kola ve patlamış mısır al, 30 dk reklam izle ve film seyret. Buna gençlerden gayrısı katlanamıyor ve Netflix kimsenin olmadığı bir yere tezgah açtı. Ortalık çok kızışacak!</p>
<p>Büyük sinemacı, rahmetli Metin Erksan’a, “film nerede izlenir” diye soruyorlar, o da “her yerde izlerim ben, nerede bulursam orada izlerim” diye cevap veriyor. Bizim de derdimiz film izlemek, bakalım neler olacak?</p>
<p><strong>MURAT TOLGA ŞEN</strong> – <a href="mailto:murattolga@gmail.com">murattolga@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/artik-sinemaya-gitmeyecegiz-sinema-bize-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eleştirmen kalemini satar mı?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/elestirmen-kalemini-satar-mi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/elestirmen-kalemini-satar-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2017 10:47:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştirmen kalemini satar mı?]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9815</guid>

					<description><![CDATA[Murat Tolga Şen, eleştirmenlerin en çok karşılaştığı ithamın sebebini araştırıyor ve soruyor; eleştirmenler gerçekten filmleri övmek için sinemacılardan çanta dolusu para mı alıyorlar? Eleştirmenler filmleri övmek için sinemacılardan para mı alıyor? Sevdiğim bir meslektaşım bu çirkin suçlama ile karşılaştı, hem de birden fazla kez, sebebi de yazdığı Çalgı Çengi İkimiz filmi kritiği&#8230; Okudum, filmi hem [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Murat Tolga Şen, eleştirmenlerin en çok karşılaştığı ithamın sebebini araştırıyor ve soruyor; eleştirmenler gerçekten filmleri övmek için sinemacılardan çanta dolusu para mı alıyorlar?</strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/recep-ivedik-5-fragmani-16-subatta-tum-sinemalarda_9690947-42670_1280x720.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9816" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/recep-ivedik-5-fragmani-16-subatta-tum-sinemalarda_9690947-42670_1280x720-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/recep-ivedik-5-fragmani-16-subatta-tum-sinemalarda_9690947-42670_1280x720-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/recep-ivedik-5-fragmani-16-subatta-tum-sinemalarda_9690947-42670_1280x720-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/recep-ivedik-5-fragmani-16-subatta-tum-sinemalarda_9690947-42670_1280x720-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/recep-ivedik-5-fragmani-16-subatta-tum-sinemalarda_9690947-42670_1280x720-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/recep-ivedik-5-fragmani-16-subatta-tum-sinemalarda_9690947-42670_1280x720-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/recep-ivedik-5-fragmani-16-subatta-tum-sinemalarda_9690947-42670_1280x720-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/recep-ivedik-5-fragmani-16-subatta-tum-sinemalarda_9690947-42670_1280x720.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Eleştirmenler filmleri övmek için sinemacılardan para mı alıyor? Sevdiğim bir meslektaşım bu çirkin suçlama ile karşılaştı, hem de birden fazla kez, sebebi de yazdığı Çalgı Çengi İkimiz filmi kritiği&#8230; Okudum, filmi hem övmüş hem de yermiş, dengeli bir yazı kaleme almış. Emek verenleri küstürmeden işin olmayan taraflarını göstermiş ama birileri üşüşmüş hemen; &#8220;bu filmi para aldın da mı övüyorsun&#8221; diye&#8230;</p>
<p>Bazen benim de başıma gelir; birilerinin sevmediği bir film hakkında olumlu bir eleştiri yazarım ve arkadaşın biri bana ulaşabildiği bir sosyal medya kanalından hemen en değerli tespitini önüme atar: “söyle bakalım, kaç para aldın da bu filmi övüyorsun!”</p>
<p>Dayanamadığım, tahammül edemediğim tek sual bu, hele de sırtını hiçbir yere dayamadan eleştirmenlik yapmaya ve işin doğrusunu yazmaya gayret ederken. Soranın amacı asap bozmak, o çok belli. Bu sadece benim başıma gelen bir şey de değil, bir sürü meslektaşım kariyerinin bir noktasında bu ithamla mutlaka karşılaşır.</p>
<p>Peki, gerçekten bunu yapan var mıdır? Yani bir filmi övmek için o sinemacıdan para alan eleştirmenler yaşıyor mudur bu ülkede?</p>
<p>Hemen cevaplıyorum: hayır! Ben bunca yıldır en samimi dostlarımdan, hiç sevmediğim bazı eleştirmen kişilerine kadar kimsenin böyle bir şeye kalkıştığını görmedim, duymadım. Sevdiği arkadaşı film çekmiştir, onu kayırır vs. rastladım böyle durumlara ama “ver parayı al övgü dolu eleştiriyi” durumu hiç yok, o yüzden bu şekilde saçmalayanlara çok kızıyorum. Bu mesleğin bir Hipokrat yemini yok ama bu işi yapanlar kendi vicdanları ile hareket ediyor ve bu öyle “vermeyen” bir meslektir ki kazanılan paraları bilseniz insanların hala neden bu işi yaptığını sorgularsınız!</p>
<p>Bazen bölüm başına 50 bin kazanan dizi oyuncusu ile o röportajı sevabına yapan eleştirmen aynı masada bir araya gelir, dünyanın en adil olmayan karşılaşmasıdır bu. Peki, niye böyle? Çünkü dergiler-gazeteler-TV kanalları eleştirmenleri sevmez, onlara pek yüz vermez, yüz verse de para vermez. Bu devran böyle gelmemiş ama böyle gidiyor.</p>
<p>Ayrıca, “film eleştirmeni” bir eserin gişesini arttıracak ya da onu gişede batıracak etkiye sahip değildir. Bizimkisi sinemanın sanatını kollayan bir kılavuzluk, iyi filmler izleyin istiyoruz ama kim nasıl biliyorsa öyle yapıyor. Televizyonda yayınlanan 10 saniyelik bir spot 100 eleştirmen yazısından etkilidir çünkü koca ülkede eleştiri okuyan taş çatlasın 20 bin kişi var.</p>
<p>Hem aksi olsa çok övdüğümüz bazı filmler, mesela Babamın Kanatları, yılın en iyi gişelerinden birini yaparken, yerden yere vurduklarımız da gişede nal toplardı ama maalesef öyle olmuyor. Türkiye’nin gişe şampiyonu, eleştirmenlerin de en sevmediği filmlerden biridir: Recep İvedik 4…</p>
<p><strong>MURAT TOLGA ŞEN</strong> – <a href="mailto:murattolga@gmail.com">murattolga@gmail.com</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/elestirmen-kalemini-satar-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
