<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>şenay tanrıvermiş &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/senay-tanrivermis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 Oct 2018 12:36:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>‘This is us’ reçeteyle satılmayı hak ediyor</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/this-is-us-receteyle-satilmayi-hak-ediyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/this-is-us-receteyle-satilmayi-hak-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 12:33:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[episode]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<category><![CDATA[This is us]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10791</guid>

					<description><![CDATA[Son yıllarda her birinin farklı bir zeka ürünü olmasına alışılan teknoloji şaheseri çılgın diziler serisinin arasında ‘This is us’ konusu ve tekniğiyle resmen huzur veriyor. Hem de çok özlenen ancak o kadar unutulmuş ki neyi özlediğinin bile ayırdında olmayan milyonlara tekrar en temizinden aşk, aile, kardeşlik ve arkadaşlık yani illa ki sevgi diyerek huzur veriyor. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda her birinin farklı bir zeka ürünü olmasına alışılan teknoloji şaheseri çılgın diziler serisinin arasında ‘This is us’ konusu ve tekniğiyle resmen huzur veriyor. Hem de çok özlenen ancak o kadar unutulmuş ki neyi özlediğinin bile ayırdında olmayan milyonlara tekrar en temizinden aşk, aile, kardeşlik ve arkadaşlık yani illa ki sevgi diyerek huzur veriyor. Bütün kusurlarıyla, eksikleriyle telafisi imkansız yanlışlarıyla bir aile olmanın mükemmel acı ve mutluluklarını anlatan şiirsel gerçekçi bir yapım. Reklamlardaki toz pembe Amerikan rüyası yanılsamasıyla kandırmak yerine eksisi ve artısıyla aslında yanlışsız ve eksiksiz bir aile olunamayacağını ama yeter ki sevgisiz olunmaması gerektiğini her bölümde yeniden ve başka bir açıdan ispat ediyor. Karakterlerin bugününü aslında geçmişlerinin sonuçlarını açıklayarak gösteren yapıda şimdinin tanımı derinlik kazanıyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10792" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609-1024x684.jpg" alt="" width="696" height="465" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609-1024x684.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609-768x513.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609-696x465.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609-1068x713.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609-629x420.jpg 629w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609-1920x1282.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bs-fe-this-is-us-wedding-20170609.jpg 2048w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Üçüz bebek bekleyen bir ailenin bebeklerinden biri ölünce hastanedeki terk edilmiş siyah bebeği almalarıyla başlıyor dizi. Hiç çocuğu olmadığı için bebek almaktan farklı bir durum, dahası beyaz bir ailenin üçüncü bebeğin siyah olmasını evlat edinmek için sıkıntı etmemeleri de büyük ve çok değerli mesajlar içeriyor. Öncelikle sadece senin olanı değil dünyayı ve insanı sevmeyi örneklendirdiği için gönül telini titretirken gülümsetiyor. Hikaye çocukların büyümüş halleriyle çocukluklarına paralel geçişlerle ilerliyor. Böylece evin siyahı olan (Randall) bir çocuğun ‘farklı’ olmamak için yaptıklarıyla bugün kurduğu siyah ailesi arasındaki neden sonuç ilişkisini izah eden bir yapı sunması ilginç bir seyir keyfi sunuyor. Hatta gösteriyor ki aile içi sonsuz sevgiye karşın toplumsal yapıdaki önyargılar ve gizli ayrımcılık kişinin yaşamında ciddi hasarlara yol açabiliyor. Farklılığından korkmak, kendinden saklanmak ancak yine de özel olmak çabası içinde istemsiz çatışmalar yaşayan çocuğun aslında ailesinin de nasıl davranacaklarını bilmedikleri ve bocaladıkları görülüyor. Ne kadar güzel ki bu ailenin çok iyi bildiği bir şey var; sevmek ve sevmek toplumsal dayatma ve önyargıların yarattığı sıkıntıları çözmeye yetmese de büyük ölçüde çocukların her birinin en azından hasarlı da olsa iyi insanlar olmasını sağlıyor. Randall beyaz bir ailenin evlat edinilmiş üçüzlerinden biri olarak her açıdan üvey, öteki ve farklı olmasına karşın bugün başarılı bir avukat olarak geçmişi temizleyip geleceğini sevgiyle inşa etmekte kararlı ilerliyor. Özellikle birinci sezonun sonunda karısına yaptığı sürpriz, iyiliğin de kötülüğünde bulaşıcı olduğunu örneklendirirken yürek burkarken alabildiğine umutlandırıyor.</p>
<p>Üçüzlerden Kate ise çocukluğundan itibaren zayıflama çabası içindeki milyonları temsil eden sevgi dolu bir obez oluyor. Her zaman ‘XL’ beden giysilerinin içinde ne denli küçümsendiğini ya da en başta koca gövdesinin içinde kendini nasıl değersiz, küçük ve fazlalık hissettiğini anlatıyor. Ancak asıl mesele sadece kiloları yüzünden kendisine bir yaşam seçmeyi bile hak görmeyerek biyolojik ikiz kardeşi Kevin’in yaşam düzenleyicisi, hizmetçisi, sırdaşı, yandaşı belki de sadece gölgesi olarak var olmayı seçmesi ki bu yanlışın ayırdına da başka bir obez sevgili yardımcı oluyor. Bedenin kimlik inşasına sorun ve yük teşkil ettiğinin inanılmaz örneklerinden biri. Üstelik obezite meselesi üzerinden köpürtülmüş bir dram yaratmak yerine gerçeğin dayanılmaz zorlukları yumuşak bir dille anlatılıyor. Aynen Randall örneğinde ırkçılık gibi devasa ağır bir meseleyi ne hafife alarak ne de trajedisinden beslenerek tadını kaçırmadığı gibi! Çünkü tüm metnin her hücresine sinen ve seyirciye geçen iyi niyetli bir duygu, umut ve sevgi mesajları her karakteri kapsıyor. Aslında insanoğlunun her derdinin hem sebebi hem çaresi olarak ‘sevgi’nin gösterildiği ve bunu didaktik kamu spotu tadında değil gerçekten içeriğin her karesine yedirerek anlattığı için ‘This is us’ obez Kate ile gerçekten büyülüyor.</p>
<p>Üçüzlerin en havalı ve yakışıklısı (Kevin) ünlü bir dizi oyuncusu olarak yaşamına devam ederken çocukluğundan itibaren bir obez kız kardeşine bir siyah kardeşine yaslanan daha sorumsuz ancak sempatik bir karakteri temsil ediyor. Sonuçta üçüz olmalarına karşın bazılarının hep küçük kardeş kontenjanında aileden kop/a/mayan dolayısıyla bir arada olmalarına vesile olan ancak genellikle istek ve beklentileriyle hem sıkıntı hem de eğlence kaynağı yaratan bir karakter. Aşk, iş ve aile üçgeninde sevabıyla günahıyla kendisinden kaçan ancak kendisini arayan ve yüzleşen naif bir karakter olarak aile bireylerine de gülümseme sebebi oluyor.</p>
<p>Merkezde üçüzlerin ebeveynleri Rebecca, Jack ve çocukları ile çocukların yetişkinlik halleri, bugünkü aileleri anlatılırken yaşamlarından geçen arkadaşlar, doktor (üçüzlerin doğumunu yaptıran), itfaiyeci ( hastanenin önüne bırakılan bebeği önce evine sonra hastaneye götüren adam), siyah bebeğin öz babası (bebeğini itfaiyenin önüne terk eden baba) ve iş arkadaşları da hikayeye eşlik ediyor. Bu karakterler odak noktasını güçlendirmekle kalmıyor, meselelere farklı bakış açılarıyla boyutlar kazandırarak metni zenginleştiriyorlar.</p>
<p>Sonuçta yazarak anlatmak yetmiyor çünkü dizi de hiçbir şey olmuyor gibi ama her şey oluyor. Çağımızın hastalığı yalnızlığın çaresi aile midir, hatta geniş aile midir gibi son derece zor sorular sorarak her bölümde farklı kültürlerden milyonları gülümsetiyor, ağlatıyor, kalp sıkıştıran mevzulara zarif ve naif bir üslupla incitmeden dalıyor. Haliyle ‘This is us’ reçeteyle satılmayı hak edecek kadar iyi geliyor cidden… Ne de olsa iyiliği bir meziyet gibi değil zaten görev olarak gören güzel yürekli insanların hikayesinden oluşuyor. Özellikle iyilikseverlere iyi geleceği garanti görünüyor!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/this-is-us-receteyle-satilmayi-hak-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Naomi Watts’ın lacivert ojeli derin mavi dizisi GYPSY</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/naomi-wattsin-lacivert-ojeli-derin-mavi-dizisi-gypsy/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/naomi-wattsin-lacivert-ojeli-derin-mavi-dizisi-gypsy/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 11:15:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[episode]]></category>
		<category><![CDATA[GYPSY]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10683</guid>

					<description><![CDATA[Gypsy, Naomi Watts’ın göz alıcı oyunculuğu, derinlikli ve farklı bir tempoda ilerleyen olay akışı ile seyircisini tam anlamıyla ikiye bölüyor; diziye hayran olanlar ve Naomi Watts hatırına diziye katlanmaya çalışanlar. Yani en baştan belirtilmeli ki Gypsy tam anlamıyla ‘meraklısına’ hitap eden ayrıksı bir metin. Kaldı ki kahramanın ideal beniyle gerçek beni arasında uçurumlardan zirvelere gitgelleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><sub>Gypsy, Naomi Watts’ın göz alıcı oyunculuğu, derinlikli ve farklı bir tempoda ilerleyen olay akışı ile seyircisini tam anlamıyla ikiye bölüyor; diziye hayran olanlar ve Naomi Watts hatırına diziye katlanmaya çalışanlar. Yani en baştan belirtilmeli ki Gypsy tam anlamıyla ‘meraklısına’ hitap eden ayrıksı bir metin. Kaldı ki kahramanın ideal beniyle gerçek beni arasında uçurumlardan zirvelere gitgelleri sahte ve gerçek çatışmasına hem sebep hem sonuç oluşturuyor. Haliyle görünür kılınan tüm çatışmaların kaynağı psikolojik olduğundan daha derinlikli bir izleme seyri talep ediyor. Somut çatışma kaynaklarına alışagelen izleyici için bu tür sorunlar tamamen uydurma ve/ya gereksiz gelebiliyor ve beğenmeyenler gerçekten niye böyle bir dizi yapılmış diye söyleniyorlar. Tam tersine her aksiyonun temelinde gizil kalmış örtük dürtüler olduğunu düşünenler içinse Gypsy çölde vaha bulmuş kadar büyüleyici ve gerçekçi geliyor, hayranlık ve heyecanla her bölümü kendi içlerinde tartışıyor, ikinci sezonu merakla bekliyorlar. Başkalarının hayatı üzerinden kendini bulmaya çalışan bir psikoloğun sanal bir kimlikle bazen kendinden çıkmaya çalışarak kendine ulaşmaya çalışması doğal olarak kimine saçma kimine ise müthiş bir mesele olarak görünüyor. </sub></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2017_26_tv_netflix.jpg"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-10684 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2017_26_tv_netflix-300x188.jpg" alt="" width="300" height="188" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2017_26_tv_netflix-300x188.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2017_26_tv_netflix-768x480.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2017_26_tv_netflix-1024x640.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2017_26_tv_netflix-696x435.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2017_26_tv_netflix-1068x668.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2017_26_tv_netflix-672x420.jpg 672w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2017_26_tv_netflix.jpg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><sub>Temel mesele şöyle özetlenebilir: Jean Holloway isminde bir terapist hastaları kendine bağımlı kılıyor ve kendisi de hastalara bağlanıyor. Tabii her bağımlılık gibi tehlikeli sonuçlara ilerleyen akışın her iki taraf (terapist/hasta, izleyici/metin) için de ‘tedavi’ kapsamında gelişmesi ayrıca koskoca bir parantez olarak metnin çatışmasına müthiş boyutlar ve nefis bir temel kazandırıyor. Böylece baştan sona insan ruhunun yaşamın kurallarıyla çatışan yapısı bir psikolog gözünden test ediliyor, test eden psikolog olunca ve bu psikolog tüm hastalarından daha hasta ve yine de tedavi eden olduğundan soruların önemi ciddiyet kazanıyor elbette. Üst sınıf burjuva bir terapistin ilk bakışta klasik Amerikan rüyasını doğrulayan aile yapısı ve yüzeyden derine inildiğinde sıkıcı beyaz yakalı hikayesi olmaktan çok daha fazlasını söyleyen esrarengiz bir dizi olarak benzerlerinden sıyrılıyor. Çünkü esrarengiz oluşu olay akışından değil insanoğlunun karanlık yapısından filizleniyor, üstelik ana karakter terapist olunca mesele çok doğru ve zengin bir yerden kök bularak adeta mesajlarını aklıyor, doğruluyor ve kesinleştiriyor. </sub></p>
<p><sub>Şifa vermesi beklenenin kendi karanlığına olan yolculuğu ve bu yolculuğun belki de mutlak doğruya çıkartan yol olarak gösterilmesi elbette şaşırtıyor. Kişi kendine ne kadar karşı koyabilir, kendine karşı koyabildiğin ölçü de iyi ve doğru mu olunur, kendinden kaçmak mı kendine doğru yürümek mi cesaret ister ve hangisi daha iyi insan olmak için takip edilecek anahtar kavramdır… Sorular zor, cevaplar ise seyirciyi de yüzleşmeye çağıran cinsten çetin şaşırtmacalar içeriyor. Örneğin kocası ve sekreteri &#8216;doğruluk mu&#8217;, &#8216;cesaret mi&#8217; oyununu oynuyorlar. Hangisi hayatı daha anlamlı kılar, neye öncelik vermeli ve bu ikisi hep çekilmek ve/ya seçilmek zorunda mı? Böylesi zor soruları ikna eden ve yoldan çıkaran veya doğru yola sürükleyen değerlendirmeler eşliğinde derin psikolojik analizlerle gerekçeleyerek derdini anlatıyor. </sub></p>
<p><sub>Yapman gerekene odaklanırsan gerçekten ne hissettiğini bilmeyen ve kendini bulamayabilen kişilikler masaya yatırılıyor dolayısıyla düzenli, güvenli ve sıkıcı bir yaşamdansa ölmeyi tercih edenlerle sürünmeyi seçenler (düzenin içinde var olmayı seçenler) arasında bir yerden yaşam sorgulanıyor. Hayat epik bir oyun olmalı ve oyun şimdi başlamalı mı ya da büyük bir inkar mekanizmasıyla kişi kendini zaten mutlu olduğuna inandırmalı mı gibi neredeyse cevapsız konular şiddetli hesaplaşmalara sürüklüyor. Evli bir terapist yasaklı bir aşka yelken açarken kocasını bir kadınla aldatmayı kendisiyle yüzleşme ve buluşma gibi bir ayine dönüştürüyor ve haliyle ruhsal tansiyonu korkunç sınavlar veriyor. Öte yandan kişinin kendinden kaçışının imkansızlığı küçük kızı vesilesiyle büyüyen tehlike ve gelecek olarak küçük harflerle ancak derin bir etkiyle tekrarlanıyor. </sub></p>
<p><sub>Bastırılan cinsel tercihlerinin kızı üzerinden çok daha güçlü bir şekilde yeniden doğması ve evinin hatta kalbinin, damarlarının ve geleceğinin içinden büyümesi oldukça cesur ve tamamen bu yüzyıla ait bir dil ve içerik oluşturuyor. Küçük kızı trans ya da lezbiyen olduğunu ima eden şeyleri çocuklara özgü doğallık ve bilinçsizlikle söylüyor. Böylece kendisinin bastırılmış ve gizlice yaşadığı cinsel tercihi evde büyüyor. Kendisine annesinin ve şimdi kendisinin kendine tam olarak tanımadığı cinsel tercih özgürlüğü için kızına izin vermeye çalışıyor. Müthiş bir bocalama eşiğinde kızının mutluluğunun neyi seçeceğinden görmek bir kez daha yaşamını kaçışı imkansız sınavlara tabi tutuyor. Neticede kendisinden vazgeçerek, korkarak, saklayarak ve saklanarak aile olmaya çalışan bir kadının inkar etmek zorunda bırakıldığı ‘ben’ini çocuğunda görmesinden daha kuvvetli bir çatışma olabilir mi? Örneğin kız arkadaşı kendisine neden özgür olmadığını soruyor ve buna değmeyeceğini anlatıyorken kendisinin vereceği karar aslında bir yandan da kızı için çizeceği yol haritası olacağından fenalıklar geçiriyor, duygusal yükselmeler ve düşüşler arasında sıkışıyor. Aşkın kontrolü kaybettiren ve sınırlara iten sürprizleri ise ideal beniyle gerçek beni arasında bitmek bilmez hatalara düşmesini var oluşu haline geliyor. Ayrıca metnin kendisi kadar Naomi Watts’ın büyüleyen performansı nedeniyle de Gypsy meraklısını gerçekten mest ediyor. Vücut dili, jest ve mimikleri çok doğru seçilen kostümlerle desteklenince karakter Naomice bir estetikle müthiş bir seyir zevki sunuyor gerçeten… </sub></p>
<p><sub>NOT: Diziyi izleme sürecinde Jean’in sürdüğü o lacivert ojeyi arayıp alanlar ve özenle sürenler bir itiraf notu yazsalar keşke, lütfen haydi</sub><sub>J</sub><sub>… Hatta Jean lacivertiyle ojelenen parmaklar fotoğraflansa keşke! </sub></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/naomi-wattsin-lacivert-ojeli-derin-mavi-dizisi-gypsy/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Big Little Lies</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/big-little-lies/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/big-little-lies/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 07:57:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Big Little Lies]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10300</guid>

					<description><![CDATA[“Hayata bakışımız, artık hayat olmadığı gerçeğini gizleyen bir ideolojiye dönüşmüştür.” Adorno&#8230; Big Little Lies güzel kadınlar, yakışıklı erkekler ve muhteşem evleriyle verdiği seyir zevki kadar içeriğiyle  kadının toplumsal konumunu tartışan özgün bir yapım. Belki yeni bir şey söylemiyor ancak eski kabul edilen çoğu geleneksel değerin devam ettiğini göstermesi çok değerli ve yeterlidir elbette. Gösteri toplumunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hayata bakışımız, artık hayat olmadığı gerçeğini gizleyen bir ideolojiye dönüşmüştür.” Adorno&#8230; Big Little Lies güzel kadınlar, yakışıklı erkekler ve muhteşem evleriyle verdiği seyir zevki kadar içeriğiyle  kadının toplumsal konumunu tartışan özgün bir yapım. Belki yeni bir şey söylemiyor ancak eski kabul edilen çoğu geleneksel değerin devam ettiğini göstermesi çok değerli ve yeterlidir elbette. Gösteri toplumunun sakatlanmış bireyleri sonsuz lüks ve kusursuz donanıma karşın alabildiğine eksik, yalnız ve mutsuzdur metinde. Sosyal normların ve modern toplumun ahlak ve incelik olarak adlandırdığı ifade biçimleri aslında yalanı mecburi, gerekli hatta faydalı görür. Dizinin birbirinden muhteşem kadın ve erkeklerinin en azından görsel olarak kusursuz bir yaşam sürebilmelerinin yegane yolu usturuplu, dengeli ve yerinde doğru yalan söyleyebilmekten geçer. Kaldı ki hakikatle ilgili her durum sorun yaratacağından yalanın değil gerçeğin ve doğrunun sorun teşkil ettiği ve edeceği görülür. Kısacası dünyalar güzeli yalanları ve yalancılarıyla Little Big Lies hem göze hem de akla hitap ediyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/background.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10302" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/background-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/background-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/background-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/background-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/background-696x391.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/background-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/background-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/background.jpg 1428w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Modern dünyanın ve kapitalist sistemin en fazla onayladığı, yüceltmelere doyamadığı, ahlaki ve dini kurumlar aracılığıyla sürekli kutsallaştırdığı ‘aile’ kurumu incelenirken kadının bu kurumu ayakta tutmak için kendinden nasıl vazgeçmek zorunda kaldığı örneklendiriliyor. Her ne kadar merkezde kadınlık ve annelik olsa da aslında ‘koca’ ve ‘baba’ tanımlamaları eşliğinde erkeğin de varoluşuna dair ciddi sorunlar sorgulanıyor. Dört kadının annelik rolleri gereği okul bahçesinde kesişen hayatları ve gelişen arkadaşlıkları farklı sınıflardan ailelerin yaşantısına seyirciyi tanık ediyor. Her birinin farklı iç ve dış dinamikler nedeniyle mutlu olmadıkları ve korumaya çalıştıkları ‘aile’ değerlerine sürekli ihanet etmelerine karşın kurumu yaşatma inançları ve inatları çelişkilerle dolu doğruları zarifçe yalanlıyor aslında. Adorno’nun “yanlış yaşam doğru yaşanmaz“ sözü her karakterin korumaya çalıştığı sistem ve birey çatışmasına detaylı örnekler sunuyor. Karakterler adeta çocuk kandırır gibi kendilerini oyalıyor ve bir şekilde günlerini en renkli şekilde doldurmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Örneğin mutlu eş ve mükemmel anne Celeste’in arkadaşları arasında temsil ettiği kusursuz yaşam imajı kaçamak, endişeli ve korkak bakışlarla daha en baştan güçlü ve mutlu imgesini gölgeliyor. Üstelik bu mutsuzluğu Celeste kendisinden bile saklamaya çalışıyor. İlerleyen bölümlerde sürekli bir şeyleri saklar gibi tekleyerek ve yutkunarak konuşması ise yaşadığı şiddetin kendisi üzerindeki yıkıcı etkisini sözler yerine beden diliyle anlattığı için çok güçlü bir etki yaratıyor. Diğer karakterlerin de bir şekilde en çok kendilerinden kaçtıkları ve kendi iç dünyaları ve duygusal boşluklarıyla yüzleşmenin zorluğunda kederli ancak renkli çıkışsızlıklar yaşadıkları görülüyor.</p>
<p>Özneye dair kamusal ve özel alandaki göz kamaştırıcı konforun hiçbir şekilde ruhsal boşlukları doldurmaya yetmediği ve mükemmel hayatın yaşanılan sistem içinde imkansızlığı büyük cümlelerle değil küçük ayrıntılar ve genele yedirilmiş kederli tonla pekişiyor. Ayrıca her ailenin küçük bir reprodüksiyonu sayılabilecek çocuklar sistemin ürünleri olarak bir kez daha Adorno’yu haklı çıkartıyor ve yanlış sistemden doğru sonuç doğmayacağını ispatlıyorlar. Aslında doğru ya da yanlıştan çok görünenle gerçek arasındaki uçurumdan kaynaklanan yaralı çocukların kederlerini saklamayı bilmeleri geleceklerini ve geçmiş kuşakları özetliyor.</p>
<p>Kısacası sarhoş eden sinematografisi, genel dokuya hizmet eden şahane müzikleri, starlardan oluşan oyuncu kadrosu ve şiirsel gerçekçi kurgusuyla Big Little Lies dizi dünyasında sürprizli bir hediye gibi seyircisini mest ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/big-little-lies/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şizofren olmak kolay, Legion olmak çok zor! Çok!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/sizofren-olmak-kolay-legion-olmak-cok-zor-cok/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/sizofren-olmak-kolay-legion-olmak-cok-zor-cok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 07:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Legion]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10022</guid>

					<description><![CDATA[Doğru, gerçek, normal olan  yani geçerli olan nedir? İnsanoğlunun iradesi bu kavramlar üzerinde midir, yani gücümüz kendimize yeter mi? Gerçekten kendi irademiz ne kadar kendimize ait? Anılarımıza dair gerçeklik bizim algımıza göre tamamen değişir mi, gerçekten yaşandıkları için mi anı oldular? Pekiyi yaşandığı halde unutulan anlar anı değil midir? İnsanoğlu beden, ruh ve akılın birleşimi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğru, gerçek, normal olan  yani geçerli olan nedir? İnsanoğlunun iradesi bu kavramlar üzerinde midir, yani gücümüz kendimize yeter mi? Gerçekten kendi irademiz ne kadar kendimize ait? Anılarımıza dair gerçeklik bizim algımıza göre tamamen değişir mi, gerçekten yaşandıkları için mi anı oldular? Pekiyi yaşandığı halde unutulan anlar anı değil midir? İnsanoğlu beden, ruh ve akılın birleşimi midir yoksa parçalanmışlık aslında herkes için geçerli olduğu halde başta kişi kendisi bir bütün olduğu yalanı içinde kıvranan bir varlık mıdır? Legion tüm bu felsefi soruları en çokta ana karaktere sürekli vaat edilen bütünlük üzerinden sorguluyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/legion.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10024" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/legion-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/legion-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/legion-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/legion-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/legion-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/legion-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/legion-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/legion.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Ne de olsa bugünün insanı simülasyon, sanal, hiper realite ve &#8216;gerçek&#8217; arasında sıkıştıkça kayboluyor. Ancak sorunu sadece çağımızın teknolojik gelişmeleri karşısında çaresiz kalan insanoğlu eksenin de değil ta en baştan ‘beden- ruh ve akıl’ parçalanmışlığı ve olası bütünlüğün ne kadar tamlık oluşturabileceği temelinde incelemesi Legion’ı benzerlerinden ayrıştırıyor. Kahraman şizofren mi ya da şizofreni bir hastalıksa bu durumu adlandıran herkesin normal olduğu ve dolayısıyla onların teşhis ve tedavisine göre yaşamak zorunluluğu tartışılamaz mı? Legion<em>,</em> X-Men’in sevilen dünyasında tüm bu zor soruları tartışıyor. Çocukluğundan beri duyduğu sesler nedeniyle hastanede tutulan kahraman aslında bu seslerin gerçek olduğu kabul edilince belki de hasta olmanın çok daha kolay ve rahat olduğuyla yüzleşiyor. Artık terapist ve ekibi aracılığıyla çoklu dünyalar arasında mücadele etmek zorunda bırakılıyor. İstese de istemese de zamanında şizofren olduğuna karar verilen hastanın artık iyi olduğuna karar verilip beden, ruh ve akıl bütünlüğü için zorlu bir mücadele başlatılıyor.</p>
<p>Örneğin dizi karakterin hafızasına girilip gerçek ve doğal olduğu kabul edilen olayları sadece &#8216;anılar&#8217; ve anıları da geçmişe dair yanılsamalar olarak değerlendirirken bir yandan hafızayı sorguluyor öte yandan psikanalist bir yaklaşımla bütünselliğin ancak anıların tedavisi ile mümkün olacağını söylüyor. Tüm hikayenin çocuklukta gelişen olaylar, okunan kitaplar ve oynanan oyunlar ekseninde incelenmesi meseleye psikanalitik bir açıyla bakılmasını mecbur kılıyor. Müthiş skeptik değerlendirmelerle gerçek inşasının değiştirilebileceğini ve aynı zamanda gerçeğin derecelerini sorguluyor. Bu kaygan zeminde kimlik, kişilik ve karakter geliştirmenin imkansızlığı ve yine de çıkışsızlığı içinde kıvranılması çok boyutlu tekinsiz açılar oluşturuyor. Yani defalarca keşke karakter gerçekten şizofren olsa dedirtiyor. Kısacası ‘gerçek’ kavramını salt postmodern dünyanın dayatmacı teknik ilerlemeleri ile değil zaten en baştan sadece beden bütünselliğine olan kesin inanç ihtiyacının çıkmazıyla irdelediği için Legion seyri fazlasıyla hak ediyor.</p>
<p>Bu arada ana karakterin metafizik güçleri var ve pek çok süper kahraman gibi ne yazık ki bu güçleri nedeniyle büyük çıkmazlara giriyor çünkü gücünü kontrol edemiyor. Kendi gücü kendisine rağmen harekete geçiyor ve dolayısıyla gücü onu yönetiyor. Kontrolsüz gücün tehdit haline gelmesi, metaforik olarak insanoğlunun sınırsız akıl ve gücünü kullanma/ma arasında alacağı her kararın çıkışsızlığına dair ciddi ve yaratıcı göndermeler yapıyor. Hafıza ve metafizik güçlerin anlatının odak noktası edinildiği dizide tüm neden ve sonuçlar bu merkezde düğümleniyor/çözümleniyor. Bedenin sınırlarını zorlayan fiziksel gücün ne gibi acılara yol açtığı ve insanoğlunun hep kendi kurban ve katili çıkması seyri etkili sahnelerle büyülüyor. Öte yandan hafızanın aklın ve ruhun taşıması ve yüzleşmesi acı veren anımsatmalara sebebiyet vermesi aslında her gücün aynı zamanda çok büyük zafiyetlere neden olduğunu gösteriyor. Anlaşılıyor ki ‘beden-ruh-akıl’ bütünlüğü ya külliyen yalan ya da kişinin kendisine hizmet etmeyen üç uzlaşmaz alandan oluşması nedeniyle insanoğlunun çelişkisi bitmeyecek, bitmiyor.</p>
<p>Bu arada karakterlerin birbirine geçmesi anlaşılması neredeyse imkansız geçirgen beden ve ruhlar aracılığıyla herkesin aslında içinde herkesi barındırdığı ve belki de orijinal karakterden eser kalmadığını söylüyor. Ya da zaten karakterlerin orijinal yapısının bu karma bileşkeden teşkil olduğu anlatılıyor. Kişinin hem kendinden kurtulması, sorumluluğundan sıyrılması ancak öte yandan tamamen dayanaksız kalması anlatılırken adeta ‘ben’ tanımlamasına sığdırılan her şeyin derinliğini sığlaştırıyor. Yaslanacak kimseniz dahası beniniz kalmamasından bir adım ileri giderek içinde yaşadığımız bedenden bile şüpheye düşürüyor. Korkunç bir kıstırılmışlık içinde kendinden kurtulamama ve acil olarak duyulan bir ben gereksinimi aslında pek çok varoluşçu soruyu da beraberinde sürekli gündem de tutuyor. Ana karakter hipnozla bedenden çıkarak mı kendi güçleriyle ve geçmişiyle barışabilir, uzlaşabilir ya da hipnoz vb yöntemlerle kendinden tümüyle kaçarsa mı huzur bulabilir gibi sorular adım adım büyüyor. Nereye gitse, kaçsa, gelse kendisinden kurtulamadığı gibi kendisine ne kadar dönse ‘ben’in labirentinde kimliğini oluşturan bambaşka etkenlerden de kurtulamıyor.  Olmuyor, olmuyor, olmuyor ama öyle güzel olmuyor ki Legion kesinlikle seyredilmeyi hak ediyor.</p>
<p>ŞENAY TANRIVERMİŞ</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/sizofren-olmak-kolay-legion-olmak-cok-zor-cok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Urban Myths çok farklı</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/urban-myths-cok-farkli/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/urban-myths-cok-farkli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Mar 2017 12:04:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<category><![CDATA[Urban Myths]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9867</guid>

					<description><![CDATA[Urban Myths izlemek sadece bilenlerin gittiği çok şık ve lüks bir restoranda son derece pahalı bir tadımlıkla damağınızı bambaşka bir tatla şaşırtmak, ödüllendirmek ve mest etmek gibi bir etki yaratıyor… Tadımlık çünkü sadece 20-25 dakikalık mini bölümlerden oluşuyor. Sadece bilenlerin izleyebileceği bir dizi, çünkü entelektüel alt yapısı olmayana hiçbir şey söylemiyor. Biraz Dylan, Beckett, Hitler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Urban Myths izlemek sadece bilenlerin gittiği çok şık ve lüks bir restoranda son derece pahalı bir tadımlıkla damağınızı bambaşka bir tatla şaşırtmak, ödüllendirmek ve mest etmek gibi bir etki yaratıyor… Tadımlık çünkü sadece 20-25 dakikalık mini bölümlerden oluşuyor. Sadece bilenlerin izleyebileceği bir dizi, çünkü entelektüel alt yapısı olmayana hiçbir şey söylemiyor. Biraz Dylan, Beckett, Hitler filan bilmek gerekiyor en azından. Dolayısıyla ne romantik komedi, ne durum komedisi ne de ütopik veya distopik mizah yaratıcılığı söz konusu. Farklı olmak adına birbirinin neredeyse aynısı içerik ve işleyişle ilerleyen klişe işlerin hiçbirine benzemiyor. Değişik, özgün, rafine ve sofistike yani!</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/MV5BZjExNGQ4MzItOGU4Ny00YzBkLWIwMDgtNTI4NjFlZDJiYmExXkEyXkFqcGdeQXVyNzI1NDYwMjU@._V1_.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9869" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/MV5BZjExNGQ4MzItOGU4Ny00YzBkLWIwMDgtNTI4NjFlZDJiYmExXkEyXkFqcGdeQXVyNzI1NDYwMjU@._V1_.jpg" alt="" width="900" height="450" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/MV5BZjExNGQ4MzItOGU4Ny00YzBkLWIwMDgtNTI4NjFlZDJiYmExXkEyXkFqcGdeQXVyNzI1NDYwMjU@._V1_.jpg 900w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/MV5BZjExNGQ4MzItOGU4Ny00YzBkLWIwMDgtNTI4NjFlZDJiYmExXkEyXkFqcGdeQXVyNzI1NDYwMjU@._V1_-300x150.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/MV5BZjExNGQ4MzItOGU4Ny00YzBkLWIwMDgtNTI4NjFlZDJiYmExXkEyXkFqcGdeQXVyNzI1NDYwMjU@._V1_-768x384.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/MV5BZjExNGQ4MzItOGU4Ny00YzBkLWIwMDgtNTI4NjFlZDJiYmExXkEyXkFqcGdeQXVyNzI1NDYwMjU@._V1_-696x348.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/MV5BZjExNGQ4MzItOGU4Ny00YzBkLWIwMDgtNTI4NjFlZDJiYmExXkEyXkFqcGdeQXVyNzI1NDYwMjU@._V1_-840x420.jpg 840w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></a></p>
<p>Modern şehirlerin ürettiği yeni folklorik masallara şehir efsaneleri denilebilir. Tamamen bir yalandan, hayalden ve/ya korkudan doğmuş olabileceği gerçeği bir yana toplumsal anlatıların ortak bir bilinçaltı birikimi ve ihtiyacıyla üretilmiş olması da akılda tutulmalıdır elbette. Kaldı ki gerçeğin kendisi de kurgu değil mi zaten? Günümüzde teknolojinin de gücüyle şehir efsaneleri çok daha bol ve kolay bir şekilde ‘gerçeği’ istila etmekteyse bu toplum sosyolog ve psikologlarının araştırma alanlarına yepyeni çalışma başlıkları oluşturur. Sonuçta hep beraber üretilen bu anlatılar toplumun zikri neyse fikrinin de o olacağının göstergesi sayılabilir. Her gün çıkan UFO hikayeleri, Ahmet Kaya’nın aslında ölmediği, Haliç’in balçık kaplı tabanının komple altın dolu olduğu, Micheal Jackson’un atalarının aslında Urfalı olduğu, falancanın kesinlikle eşcinsel olduğu gibi şehir efsaneleri elbette bir takım korkuların, ihtiyaçların ve arzuların dışavurumudur. Ve kim bilir belki de doğrudur!</p>
<p>Urban Myth de şehirlerde kuşaktan kuşağa anlatılan ve kulaktan kulağa yayılarak gerçeğe dönüşen ve zaten belki de tamamen gerçekten oluşan abartı ve çarpıklık dolu nefis hikayelerden oluşuyor. Örneğin ilk bölümünde Bob Dylan’a atfedilen hikaye öylesine ironisi güçlü ancak sade bir dil içeriyor ki kahkahayı dondurup derin düşüncelere sevk ediyor. İsmi markaya dönüşen güçlü idollere dair anlatılar kitlelerin gündelik hayattaki benlik sunumuyla ilgili rahatlamaya vesile olabiliyor.</p>
<p>Bob Dylan’ın yaşayıp yaşamadığı belli olmayan bir olay önce tamamen gerçek kabul edilip sonra hikayesi yapılarak ihtiyaç duyulan bir takım doyurulmamış arzu ve hayaller tatmin edilebilir. Dizi de olduğu gibi kim bilir belki bir gün en sevdiğiniz ve rüyanızda bile göremediğiniz bir star, idol veya efsane bir isim evinizin oturma odasında sizi bekleyebilir ve tüm günü sizinle geçirebilir. Tabii ki böylesi absürt bir rüya kendi mizahını doğurur ve öte yandan ne kadar saçma olursa olsun gerçek olma ihtimali canlıdır. Sonuçta ne kadar ulaşılmaz olursa olsun Dylan da, Beckett de, Hitler de insandır. Bu hatırlatma herkesin hoşuna gider ve dizi mitleşmiş karakterleri daha dokunulabilir hissettirirken şehir efsanelerini doğrulayarak ayrıca tatmin sağlar. Tüm bu geçerli sebepler bir yana diziyi biricik kılan yine de kendi içindeki nüanslardan ilerleyen mizahı, estetik gücü, muhteşem oyuncu performansları, tertemiz olay örgüsü ve çağımızın sıkılma hastalığıyla kavrulan insanına haplaştırılmış elitist bir süre sunmasıdır galiba…</p>
<p><em> </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/urban-myths-cok-farkli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>The Americans’ın Amerikanlaşsak mı da Rus kalsak, Rus kalmasak da mı Amerikanlaşsak sorunsalı!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/the-americansin-amerikanlassak-mi-da-rus-kalsak-rus-kalmasak-da-mi-amerikanlassak-sorunsali/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/the-americansin-amerikanlassak-mi-da-rus-kalsak-rus-kalmasak-da-mi-amerikanlassak-sorunsali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2017 09:20:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<category><![CDATA[The Americans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9775</guid>

					<description><![CDATA[The Americans 2013’ten beri her sezon sonrası yeni sezon onayı alan ve çok sıkı bir hayran kitlesine karşın bir o kadar da eleştiriye maruz kalan ilginç bir dizi. Çünkü hikaye Amerikan yakın tarihini iki karşı gözün ekseninde işlerken ‘öteki’ye söz hakkı tanıyarak kendi meselesinin içine girmeyi seçiyor. İşte kıyamette buradan kopuyor zaten; kimileri ‘neden iki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>The Americans 2013’ten beri her sezon sonrası yeni sezon onayı alan ve çok sıkı bir hayran kitlesine karşın bir o kadar da eleştiriye maruz kalan ilginç bir dizi. Çünkü hikaye Amerikan yakın tarihini iki karşı gözün ekseninde işlerken ‘öteki’ye söz hakkı tanıyarak kendi meselesinin içine girmeyi seçiyor. İşte kıyamette buradan kopuyor zaten; kimileri ‘neden iki Rus ajanın perspektifinden Amerikan tarihini ve kutsallığını gölgeleyen bir iş yapılıyor’ diye kızıyor, kimileri de ‘yine çaktırmadan egemen Hollywood politikasıyla Amerikan güzellemesini Ruslar’ın ağzıyla yaptırıyor’ diye deliriyor. Pekiyi hangisi mi? İki tarafı da haklı ve haksız çıkartacak müthiş bir denge cidden objektif olduklarına inandıracak kadar ustalıklı, mesafe ayarı bilinçli ve mesajlar bilinç değil bilnçaltına empoze etmek üzere sinsi kodlarla dolu… Üstelik anlatı casusluk türüne ait olduğunu hiç unutmadan sürekli yeni komplo teorileri ile hem akla hem de tempolu takip sahneleri ile göze hitap ediyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9777" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook-1024x512.jpg" alt="" width="696" height="348" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook-1024x512.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook-300x150.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook-768x384.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook-696x348.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook-1068x534.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook-840x420.jpg 840w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook-1920x960.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/o-THE-AMERICANS-GQ-facebook.jpg 2000w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Soğuk Savaş döneminde iki Rus ajanının Amerika’ya sızması üzerinden KGB’ye karşı FBI,</p>
<p>Amerikan yaşam biçimine karşı Rus aile yapısı ve değerleri ve son olarak da bireysel olarak bu ayrışmanın ortasında kalan bireyler üzerindeki yıkıcı etkisindeki benzerlik ve farklılıklar ele alınıyor. Tabii hal böyle olunca Rus veya Amerikan aşırı uçlardaki izleyici için diziyi okuma biçimi hassas milli değerler kanallarından gelişiyor. Subliminal düzeyde Amerikan politikasının onaylandığını ve Rusların yine en acımasız, sinsi ve içimize kadar sızan kurnaz vahşiler olarak gösterildiğini söyleyerek kızanlar az değil. Ancak tam tersine Rusları sempatik ve Amerikan insanından farklı göstermediği için diziye söylemediğini bırakmayan da bir o kadar çok! Neticede Soğuk Savaş döneminde dünyayı ikiye bölen Doğu ve Batı kutuplaşması ve bu kalın kontürlerle tanımlanan insanoğlu önyargısının henüz hafızalardaki yerinin taze olduğu ortaya çıkıyor. Ve yine de diziden vazgeçilemiyor çünkü beğenenler sevdikleri için sevmeyenler ise yine ne zararlı fikirler empoze edildiğini görmek için izlemeye devam ediyorlar. Kaldı ki dizi içerik ve yapı olarak yeterince başarılı olduğu için büyük seyir zevki vererek her iki kesimi de kucaklıyor.</p>
<p>Rus ajanlar iki çocuklu klasik bir Amerikan ailesi görünümüyle ve hem de burnunun dibindeki FBI’da çalışan komşularıyla iç içe aynı sokakta oturuyorlar. Tam da dönemin ülkenin her tarafına dağıldığı düşünülen Rus ajan korkusuna denk düşen bir denklemde seçilen bir mekan söz konusu yani. KGB’li Rus ajan Jennings ailesinin penceresinden FBI’lı Amerikan ajan Beeman’lar görünüyor. Aslında artık iyice paranoyaklaşan Amerikan toplumunun gizli korkularını hortlatarak adeta ‘alarm’ çalıyor. Yüzüne gülümseyen karşı komşun kim biliyor musun, gerçekten tanıyor musun, ya Amerikalı değilse! En fenası oluyor ve Amerikan görünümlü Ruslar içlerine kadar sızıyor ancak daha da fenası oluyor ve Amerikan rüyası ve yaşam biçimi öyle rahat, aydınlık ve refah ki Rusların ruhuna da bu rüyanın ışıltısı sızıyor. Evet Jeenings’ler sadece Beeman’lere değil kendi içlerindeki Amerikanlaşmaya karşı da mücadele etmek zorunda kalıyorlar. E haliyle Amerikan rüyasının içindeyken Rus ideallerini korumak zorlaşıyor. Çünkü oğlunla evinin bahçesinde beyzbol oynamanın keyfi doyumsuz, kızınla alışveriş merkezinde çeşitlerden çeşit beğenmek zenginlik, geniş Amerikan mutfaklı evinde kahvaltı etmek mutluluk veriyor ve tüm bunlara alışmak kolay vazgeçmek ise ölümden zor gelebiliyor. Amacından zaman zaman sapma rotasında bocalayan Rus ajanlar bu küçük ritüellerden oluşan yaşam biçimine teslim olmayı isteyerek, kendini ve çocuklarını korumaya ve daha konforlu bir yaşama geçmeye kimi zaman can atıyorlar. Aslında salt Amerika’da değil bütün dünyada Amerikanlaşan aile yapısına bakınca Jeenings’lere kızmak mümkün görünmüyor. Ne var ki sonunda birinden biri içindeki vahşi, sert ve milliyetçi damardan akan kanla misyonunu hatırlıyor ya da üstleri tarafından hatırlatılıyor. Özetle bu gelgitler üzerinden gelişen ve iki ajan ailesi üzerinden pek çok farklı kanalla Amerikanlaşma meselesini Rus ajanı bir aile ile anlatan dizi gerçekten tam bir seyirlik.</p>
<p>şenay tanrıvermiş</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/the-americansin-amerikanlassak-mi-da-rus-kalsak-rus-kalmasak-da-mi-amerikanlassak-sorunsali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Animal Kingdom ve tersyüz edilmiş kutsal aile miti</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/01/04/animal-kingdom-ve-tersyuz-edilmis-kutsal-aile-miti/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/01/04/animal-kingdom-ve-tersyuz-edilmis-kutsal-aile-miti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2017 10:49:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Animal Kingdom]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9629</guid>

					<description><![CDATA[Animal Kingdom ne olursa, nasıl olursa ve içinde ne yaşanırsa yaşansın bireyin ait olma arzu ve ihtiyacını anlatan çok ilginç bir dizi. Tersten çalışan bir melodram içine yerleştirilmiş macera öğeleri ise anlatının hem sürükleyici hem de şok edici olmasını sağlıyor. Çünkü merkezde annesi aşırı doz eroinden ölen Joshua’nın büyükannesinin evine sığınması ve birbirinden deli, tehlikeli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Animal Kingdom ne olursa, nasıl olursa ve içinde ne yaşanırsa yaşansın bireyin ait olma arzu ve ihtiyacını anlatan çok ilginç bir dizi. Tersten çalışan bir melodram içine yerleştirilmiş macera öğeleri ise anlatının hem sürükleyici hem de şok edici olmasını sağlıyor. Çünkü merkezde annesi aşırı doz eroinden ölen Joshua’nın büyükannesinin evine sığınması ve birbirinden deli, tehlikeli ve kötü alışkanlıkları olan dayılarının hikayesi veriliyor. Böylece bir çatı altında beraber yaşayan aile bireylerinin melodramları erki temsil eden babanın hiyerarşik yönetiminde değil büyükannenin idaresinde gelişiyor. Annesini kaybettiği için kendisine yuva ve aile arayan Joshua denize düşüyor ve yılana sarılmak durumunda kalıyor. Tamamen boşlukta asılı kalmaktansa bir yılana da olsa tutunma, bağlı olma ve aidiyet ihtiyacının acınası insanlık halleri pek çok zaaflar ve temel ihtiyaçlar açısından değerli sorulara yanıt veriyor.</p>
<figure id="attachment_9630" aria-describedby="caption-attachment-9630" style="width: 696px" class="wp-caption alignnone"><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-9630" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-1024x769.jpg" alt="" width="696" height="523" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-1024x769.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-768x577.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-696x523.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-1068x802.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-559x420.jpg 559w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/animal-kingdom-cast-gallery_25695_002_0711_r-1920x1443.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><figcaption id="caption-attachment-9630" class="wp-caption-text">Animal Kingdom</figcaption></figure>
<p>Büyükanne Smurf besleyen, barındıran, seven ve kollayan ‘anne’ rollerinin hepsini tüm bu eylemleri inkar ederek değil bizatihi yaparak zehirliyor. Bir yandan anneye atfedilen yemek pişirme, temizlik, çamaşır yıkama ve her birinin başını okşama gibi tüm sevecen cinsiyet rollerin gereğini fazlasıyla yaptığı halde öte yandan oğullarını hırsızlık yapmaları için piyasa oluşturması, yollaması, uyuşturucu satması, sattırması ve kazandıklarının hepsini getirmelerini zorunlu tutması çelişkili, kirli, karanlık ve tehditkar bir anne modeli oluşturuyor. Smurf bir annenin yapması gereken ve yapmaması gereken her şeyi yaparak kutsala dair ne varsa paramparça ediyor ve yine de dimdik ayakta ve sağlam duruyor, ailesini sağlam tutuyor. Kurumlarını sağlam tutanların örneği olarak karanlık dünyasından nefret ettiriyor ve yine de hayranlık uyandırıyor. Bu haliyle kısmen Oliver Twist’in anaerkil sisteme ve günümüz dizi estetiğine uyarlanmış versiyonu da denilebilir.</p>
<p>Oğullarının etinden, sütünden ve kanından beslenen sevgi dolu vampir anne çocuklarını en güven dolu yerde yani evde aralıksız olarak tüketiyor, sömürüyor ve ölmelerine asla izin vermiyor böylece öte yandan koruyan, kollayan ve sarmalayan kucak olmayı da başarıyor. Birbirinden yakışıklı, sert, psikopat, yalnız ve hatta sahipsiz oğullar bir aile yapısı içinde anne kucağına bağlı yaşama arzusuyla Smurf’ün onayı için yarışıyorlar. Tekinsiz bir annenin himayesi için canlarını tehlikeye atan, öldüren, saldıran, çalan oğullar ordusu aslında aile miti aracılığıyla topluma farklı bir perspektif sunuyor… Belki de Smurf köleye çevirdiği evlatlarına yaptıkları ve yaptırdıklarıyla sistemin ve özellikle de aile, ev ve anne mitlerinin ipliğini pazara çıkarıyor.</p>
<p>Hırsızlık, uyuşturucu ticareti, cinayet, şiddet ve aldatma gibi aksiyonlar ‘ev’de geçtiği için aile mitinin kutsallığını sadece annelikle değil mekanla yani ‘yuva’ olarak değerlendirdiğimiz sığınakla da sınıyor, zorluyor ya da zaten bozuk olan kutsal miti açığa çıkarıyor. Evin temsil ettiği güven, huzur ve mahreme dair ne varsa yerini tehdit, korku ve aksiyona bırakıyor. Aile mitinin kutsanmış bağlarıyla evin dışındaki herkesten çalmak olağanken birbirinden çalmaya asla taviz verilmiyor. Bu arada para hariç her şeyin paylaşılır olması ise gayet olağan karşılanıyor ancak eşcinselliğe asla geçit verilmiyor. Örneğin kardeşlerin birbirinin sevgilisine göz koymaları, hatta ilişkiye girmeleri dahi olağanken eşcinsel birlikteliğe olan korkunç mesafeleri yine sistemin en güçlü ve kutsal birimi olan aile yasalarıyla elbette örtüşüyor. Bu haliyle belki de en başta en kutsal ilan edilenin en acımasız yasakları koyduğu ‘aile’, ‘anne’ ve ‘aile’ kodlarıyla deşifre oluyor.</p>
<p>Tipik bir melodramı tersyüz ederek işleyen Animal Kingdom tüm kutsalları da al aşağı ederek seyirciyi dumura uğratıyor, kırdığı normlar ve klişeler eşliğinde çok zor sorular soruyor. Anne kimdir? Aile nedir? Birbirine hiç benzemeyen fertlerden aile olur mu? Sadece kendi çıkarlarını düşünen ve diğerlerini her türlü çıkmaza, ölüme, felakete sürükleyen bir grup insan birbirini gerçekten sever mi? Yoksa aile denen kutsal mit birbirinin çıkarına hizmet eden bir şirket midir zaten?</p>
<p>En kutsal bildiğimiz kurum olan aile de işler böyle yürütülüyorsa diğer kutsallar ne kadar temiz olabilirler?</p>
<p>ŞENAY TANRIVERMİŞ</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/01/04/animal-kingdom-ve-tersyuz-edilmis-kutsal-aile-miti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vahşi Batı’dan Vahşi Teknolojiye ‘Westworld’</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/12/16/vahsi-batidan-vahsi-teknolojiye-westworld/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/12/16/vahsi-batidan-vahsi-teknolojiye-westworld/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2016 12:16:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<category><![CDATA[Westworld]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9443</guid>

					<description><![CDATA[Vahşi Batı’nın keşfedip istila edeceği yer kalmayınca vahşi teknolojiye evrildiği ve batının artık vahşeti teknolojiyle yarattığının ilanı, isyanı ve yardım çığlığı şeklinde algılanabilecek bir dizi Westworld. Batının ürettiği ‘gerçeğin’ artık oynanmış DNA’lar, hücreler, oluşturulmuş bellekler üzerinden asıl olana fark attığı ve böylece gerçeğin sonsuz sayıda yeniden üretiminin gereklilik hatta ihtiyaç olduğu günümüz dünyasının bir başka [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vahşi Batı’nın keşfedip istila edeceği yer kalmayınca vahşi teknolojiye evrildiği ve batının artık vahşeti teknolojiyle yarattığının ilanı, isyanı ve yardım çığlığı şeklinde algılanabilecek bir dizi Westworld. Batının ürettiği ‘gerçeğin’ artık oynanmış DNA’lar, hücreler, oluşturulmuş bellekler üzerinden asıl olana fark attığı ve böylece gerçeğin sonsuz sayıda yeniden üretiminin gereklilik hatta ihtiyaç olduğu günümüz dünyasının bir başka yorumu şeklinde de tanımlanabilir dizi. İhtiyaca göre üretilen gerçekliklerden gerçeklik beğenip inanmak ya da inanmamak ise insan olmanın hem sonsuz açlığının hem de ne kadar doyulursa doyulsun imkansız tatminin sonuçları olarak görülüyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/westworld_0000_Layer-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9444" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/westworld_0000_Layer-3-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/westworld_0000_Layer-3-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/westworld_0000_Layer-3-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/westworld_0000_Layer-3-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/westworld_0000_Layer-3-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/westworld_0000_Layer-3-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/westworld_0000_Layer-3-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/westworld_0000_Layer-3.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Son yıllarda gerçekliği sorgulamak için sanal, hiper realite, simülasyonlar ve simulakratif  evrenleri iç içe sunan yapımlar çoğaldı. Robotların insanlaştığı ve insanlardan daha hümanist davranışlar sergiledikleri ve insanları kendi değerlerinden utandırdıkları, şaşırttıkları ‘Humans’ dizisi bu türün en incelikli ve derin sorularını soran dizidir. Tabii ‘Black Mirror’ da insanoğlunun teknolojinin esiri, eklektik bir parçası ve neredeyse kusuruna dönüştüğü dünyayı başka açılarla ele alır. Westworld  ise ‘Yapay Zeka’dan ‘Terminatör’e bu türün şimdiye kadar yapılan tüm işlerinin karması, yenilenmiş ve estetik kazandırılmış şık ve yepyeni bir versiyonu. Belki de bambaşka bir ‘Truman Show’ denilebilir. Yeni bir sorusu veya tanımı yok ancak insan kimyasının bileşenlerini çözerek ve açıklayarak robotlardan ve sanal olandan şüpheye düşmek yerine insanın robot olup olmadığı üzerinde durması seyrine keyif ve ayrıcalık kazandırıyor.</p>
<p>Zengin insanların yaşamlarında aradığı heyecanı karşılamak için hazırlanan oyun parkındaki robotların aslında ne kadar yapay ve sanal olduğu sorusuna karşılık insanların ne kadar insan olduğunu masaya yatırması aksiyona paralel gelişen enteresan bir sınıf çatışması yaratıyor. Sadece zenginler/fakirler değil insanlar/robotlar arası gelişen çatışma da hiyerarşik sıralama oldukça ilginç. Gelen zengin ziyaretçilere eğlence olsun diye bol miktarda seks, silah ve kan sunarak eğlendirilmesi ise teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin insanoğlunun aradığı ve bulamadığı yaşama sevincini yine şiddet de bulduğunu ispatlıyor. Sanal olarak inşa edilen, gözlemlenen ve idare edilen oyun parkı aslında hakikati saklayan simulakra sayılamaz çünkü sürekli olarak bu park içindeki karakterler hakiki olup olmadıklarını soruyor, söylüyorlar. Böylece hakikatin gerçek olmadığının altını çiziyor ve gerçekliğin üzerine kocaman gölgeler düşürüyorlar. Umberto Eco&#8217;nun &#8216;hiper-realite&#8217; olarak adlandırdığı bu çağda ‘Disneyland’ örneğinde olduğu gibi dizide de parkın kendisi şehrin geri kalanından daha fazla mutluluk ve kusursuz bir yaşam sunduğundan sanal olan orijinalinden daha fazla ilgi görüyor ve cazip geliyor. Metadil aracılığıyla yaşanılanların kurgu olduğunu hatırlatması metne ayrıca derinlik kazandırıyor. İnsan olmak ve gerçeklik ise direkt daha heyecansız, renksiz, robotik bir yaşama denk düşüyor. Yine de gerçek olmayı özgürlük kabul eden karakterler insanlıklarını ispat etme uğrunda acıya tutunmaya çalışıyorlar. Tamamen plastik bir mutluluk yerine acı dolu anılarına sahip çıkmak bazılarının insan olduklarını ispat etme yolculuğuna dönüşüyor. Öte yandan gerçeğin ve insanın ne yazık ki acı dolu bir hafızadan başka bir şey vaat etmemesi sanal dünyayı daha da gerekli ve zaruri kılıyor.</p>
<p>Kendi yarattığı sanal dünyanın sahibi ve esirine dönüşen insanoğlunun, eni konu beyin denilen bir organ tarafından yönetilmesi ve beyinin sınır ve sınırsızlıklarına dair şüpheye ve korkuya düş/ür/ül/mesi ve bunun egemen sınıf tarafından organize edilmesi ise dizinin bilim kurgu olarak güncel sosyal mesajlar vermesini sağladığı için büyük ilgi çekiyor. Karakterler (robot veya gerçek) kendi duyarlılık dereceleri, hafıza kapasiteleri ve acı çekme derinliklerini ölçmeye, anlamaya, çözmeye çalışıyorlar. En basit haliyle seyirciyi ‘acaba ben de robot muyum’, ‘yaptıklarımı ben seçtiğim için mi, böyle programlandığım için mi yaşıyorum’, ‘benim sahibim ben miyim’, ‘beni üreten ve yöneten güçler ne kadar iyi niyetli’, ‘ne amaçla kullanılıyorum, neye yarıyorum’ ve ‘çevremdekilerin hangisi insan, hangisi robot’, ya da ‘içimde ne kadar insan ne kadar robot barındırıyorum’ gibi değerli sorgulamalara zorluyor. Dizinin her bölümünde karakterlerin sık sık ‘gerçek misin’ sorusu seyircide de aynı şekilde yankı buluyor. Hangi doğrular ve bilgiler ışığında programlandıklarından ve bu programların nasıl bir kurguyla ‘gerçeklik’ kazandığından şüphe eden robot insanlar, insan olduğundan emin olanlar ve arada sıkışıp gerçek olmaya çalışanlar arasındaki çatışma metne aralıksız sürprizler oluşturuyor. Çoklu perspektifler yine de insan var oluşuyla ilgili temel muammaları ve çıkmazları cevaplayamazken kucaklayıcılık yerine ayrıştırıcı medeniyetin sonuçlarını açık ediyor. Liberal ütopyanın ipliğini pazara çıkarmak için distopik olduğunu ilan ettiği bir mekanı (robotların yaşam alanı ve insanların eğlence alanı; park) kullanarak Sartrien varoluşçulukla sözde özgür insanın dünyadan çıkışsızlığına çarpıcı göndermeler yapılıyor.</p>
<p>Yoksa sanalın bilinç kazanıyor olması ya da zaten en baştan beri bilinçli olduğunu anlatan çok fazla iş yapılmış durumda. Westworld zaman içinde zaman, robot içinde insan, insan içinde robot, gerçek içinde illüzyon, sanal içinde doğru ve kurgu içinde kurguyla anlatıya farklılık kazandırılırken güçlü oyuncu kadrosuyla öne çıkıyor. Anthony Hopkins , Evan Rachel Wood ve Ed Harris’in benzersiz performansları dizinin kısa sürede milyonlarca seyirci kazanmasında büyük rol oynuyor elbette.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/12/16/vahsi-batidan-vahsi-teknolojiye-westworld/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Black Mirror</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/11/13/black-mirror/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/11/13/black-mirror/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2016 16:15:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Black Mirror]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9371</guid>

					<description><![CDATA[Gerçekliğin katmanları içinde haklıyı, doğruyu ve ilüzyonun realitesini sorgulayan dahası insanoğlunun gerçekliğe ne kadar tahammülü, ihtiyacı ve/ya inancı olduğunu hatta ne kadar gerçeklik kaldığını farklı içeriklerde anlatan Black Mirror yine çok hak ederek revaçta! 3. Sezonun ilk bölümünde sosyal medyanın esas olduğu ve insanların birbirleriyle değil kendilerinin imajları üzerinden iletişim kurdukları bir gerçeklik söz konusu. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçekliğin katmanları içinde haklıyı, doğruyu ve ilüzyonun realitesini sorgulayan dahası insanoğlunun gerçekliğe ne kadar tahammülü, ihtiyacı ve/ya inancı olduğunu hatta ne kadar gerçeklik kaldığını farklı içeriklerde anlatan Black Mirror yine çok hak ederek revaçta! 3. Sezonun ilk bölümünde sosyal medyanın esas olduğu ve insanların birbirleriyle değil kendilerinin imajları üzerinden iletişim kurdukları bir gerçeklik söz konusu. Bireyler görüntüleriyle anlam kazandıkları ve çevrelerini de kişilerin görüntüleriyle değerlendirdikleri için kendilerinin hiçbir gücü ve gerçekliği kalmıyor. Ne ve kim olunduğundan çok nasıl görünüldüğüyle mana üreten sistem de kişiler kendilerinin yansımalarına dönüşüyor. Artık insanlar kendilerini yansıt/a/mıyorlar, görüntüleri kendilerini yansıtıyor. Dolayısıyla varlığını ispatlamak, değer kazanmak ve ne yazık ki yaşayabilmek için daha fazla imaj geliştirmek ve görüntü üretmek gerekiyor. İmajın gerçek olduğuna ikna etmesi için süreklilik kazanması, tutarlılık içinde gelişmesi ve egemen olanın yani büyük resmin bir parçası olması gerekiyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9372" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3-1024x509.jpg" alt="" width="696" height="346" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3-1024x509.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3-300x149.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3-768x382.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3-324x160.jpg 324w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3-696x346.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3-1068x531.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3-844x420.jpg 844w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/black-mirror_3.jpg 1407w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Gerçek ve doğal bir yaşam sürekli bir kayıt halinde olmamalıdır, öznenin kişisel alana ve zamana ihtiyacı zaruri bir ihtiyaçtır. Ancak sürekli izleyen, dikizleyen, gözleyen ve kendisi de medya haline gelen özneler aynı zamanda kendi yaşamlarının nesnelerine dönüşürler. Gösteri toplumunda göz alıcı ve seyir zevki üreten nesnelere dönüşen objeler başarılı özneler sayılırlar. Yani yaşam ne kadar albenili imaj üretebiliyorsa kişi o denli başarılıdır. Dolayısıyla var olabilmek için tamamen başarılı, renkli ve sofistike görsellere dönüşerek yok olmak şarttır. Sosyal medya için kendinden üretilen imajların her biri defalarca denenen intiharın ve henüz yoğun sosyal medya bakım ünitelerinde sürünen insanoğlunun yaşamadığının belgeleridir. Üstelik gösteri toplumu üyelerinin gözleri, yürekleri ve bedenleri kendilerinin değildir. Böylece sistemin kuklası, oyuncağı, piyonu ve basit birer temsilcisi olduklarına göre sorumlulukları sadece ve sadece çoktan zapt edilmiş beyinlerine empoze edileni ‘kendi istekleriyle’ aksiyona çevirmektir.</p>
<p>Kendi kendinin kopyası, replikası, simülasyonu olma/ma/k veya insan tarafını (5. Bölüm) maskeleyip vicdani sorumluluklardan kurtulmak veya en özel ilişkide işine gelmeyince çevredekileri bloklayıp görünmez kılmak veya ‘ben’liğinden tamamen kopmak ve kendinle hiç tanışmamak illüzyonlar dünyasının gerçekleridir. Ne de olsa kayıtlara geçmeyen yaşam yaşanmış sayılmazken, hiç yaşanmadığı halde görsel üreten hayatlar dikkat çeker ve saygınlık kazanır. Kendi kendinin simülasyonuna dönüşen bireylerin gücü ‘gerçek’ten çok daha hızlı, aşırı, mükemmel, renkli ve tatmin edicidir. Görsellerin ürettiği mesajlar ‘gerçek’, ‘hipergerçek’ diyalektiğinde çırpınırken gederek saçmalığı artan içi boş halüsinasyonlar yalanın, yanlışın, sahtenin ispatı ve daha da gerçeği haline gelirler. Gerçekten daha gerçek ne olabilir ki? Elbette çok daha mükemmel ve kusursuz bir gerçek, sıradan gerçekten çok daha iyidir. İçeriğin önemini değerlendirmek yerine içeriği de baş döndürücü görsele dönüştürmek ve anlamı sömürmek başarı haline gelir şüphesiz. Gösteri toplumlarında gösterişli cümleler ve görseller egemene diz çökmeyi ve bunu albenili dışavurumlarla ispat etmeyi üretim sayar.</p>
<p>Kısacası Black Mirror üçüncü sezonunda da temel eksende ‘gerçek’le olan meselesini didiklemeye devam ediyor ancak biraz zayıflamış metinleriyle hayal kırıklığına uğratsa da kesinlikle izlemeye değer mesajlarıyla değerli sorular ve saptamalara devam ediyor.</p>
<p>ŞENAY TANRIVERMİŞ</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/11/13/black-mirror/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>The Night Of ve kimlik siyasetinin atıkları Nazir</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/the-night-of-ve-kimlik-siyasetinin-atiklari-nazir/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/the-night-of-ve-kimlik-siyasetinin-atiklari-nazir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 11:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<category><![CDATA[The Night Of]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9259</guid>

					<description><![CDATA[Küreselleşme soslu kapitalist sistemin mutlu son vaat eden söylemlerinin mutlaka üzerine yıkılacak kurbanlar yarattığını ispatlayan hayatlardan biri Nazir Khan’ın hikayesi! Sermayenin elinde kendine hizmet etmedikçe kıvranan, aslında kendisine hizmet etse de kullanma süresi bitince harcanan ve kıvranırken ses çıkartma özgürlüğü olmayan özgürlükler ülkesinde Müslüman bir gencin başına gelenler sanki Müslüman olduğu için baştan sona değişir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küreselleşme soslu kapitalist sistemin mutlu son vaat eden söylemlerinin mutlaka üzerine yıkılacak kurbanlar yarattığını ispatlayan hayatlardan biri Nazir Khan’ın hikayesi! Sermayenin elinde kendine hizmet etmedikçe kıvranan, aslında kendisine hizmet etse de kullanma süresi bitince harcanan ve kıvranırken ses çıkartma özgürlüğü olmayan özgürlükler ülkesinde Müslüman bir gencin başına gelenler sanki Müslüman olduğu için baştan sona değişir. Aslında böylesi bir etnik göndermesi olmasaydı da dizi baştan sona oldukça başarılı olay örgüsü, derinlikli karakterleri, iç ve dış çatışmalarıyla kusursuz bir suç ve dram özellikleri taşır. Hatta kahramandan nasıl anti-kahraman yaratıldığını göstererek tersten yürüdüğü için çok ilginç tespitlerle doludur. Ancak Pakistanlı bir ailenin Müslüman oğlu bir olaya karışırsa suç mahalli kendisi oluverir anında! Çünkü yasalar elbette tıkır tıkır hiç aksamadan çalışıyorken kahramanlar kadar günah keçilerine duyulan ihtiyaç da büyüktür. Elbette henüz birinci sezonu biten bir dizide katilin kim olduğu belli değilken Nazir Khan’ı aklamakta adil olmayacaktır ancak kimlik siyasetinin evrensel değerleri, batılı olmayana karşı stratejik savaş tekniklerine çevirmesi de üzücü ve gerçektir The Night Of&#8217;ta.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/the-night-of-is-the-new-thrill-of-hbo-s-sundays-the-night-of-hbo-1055608.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9260" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/the-night-of-is-the-new-thrill-of-hbo-s-sundays-the-night-of-hbo-1055608-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/the-night-of-is-the-new-thrill-of-hbo-s-sundays-the-night-of-hbo-1055608-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/the-night-of-is-the-new-thrill-of-hbo-s-sundays-the-night-of-hbo-1055608-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/the-night-of-is-the-new-thrill-of-hbo-s-sundays-the-night-of-hbo-1055608-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/the-night-of-is-the-new-thrill-of-hbo-s-sundays-the-night-of-hbo-1055608-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/the-night-of-is-the-new-thrill-of-hbo-s-sundays-the-night-of-hbo-1055608-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/the-night-of-is-the-new-thrill-of-hbo-s-sundays-the-night-of-hbo-1055608-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/the-night-of-is-the-new-thrill-of-hbo-s-sundays-the-night-of-hbo-1055608.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Katılmayı planladığı bir partiye gidebilmek için babasının arabasını izinsiz alan Nazir’in karşısına çok güzel bir genç kız çıkar ve genç kız Nazir’in arayıp da bulamadığı geceyi kendisi teklif eder. Nazir elbette kızın evine koşa coşa gider ve gör başına neler gelir! Nazir bir anda karakola düşer, kimlik ve aidiyet inşa süreci de mecburen adım adım yeniden başlar. Çünkü doğma büyüme New York’lu olması Naz’ın yeterince Amerikalı olduğu anlamına gelmez. İçerideki (New York) gerilimin aşılabilmesi ve ortadaki kanın temizlenmesi için kendinden görünen ‘yabancı’ (sözde New Yorklu) akla/n/ma ihtiyacı açısından kusursuz bir temas bölgesi oluşturur. Melez bir suçlu, yıkıcı ve dönüştürücü bir arınmaya mükemmelen hizmet eder. Sonuçta Naz biraz New York’lu bir genç olarak müphemdir ve Bhabha’nın ifadesiyle varlığıyla üçüncü mekanı, ara bölgeyi, temas bölgesini oluşturarak muhtemel yorumların, olası felaketlerin üretim merkezi için gayet uygundur. Kısacası ondan beklenir, ona yakışır, cuk oturur! Öyle ki sonunda Nazir’den bekleneni kendisi ifşa etmeye başlar.</p>
<p>Herhangi düzgün bir gencin başına gelebilecek tüm talihsiz felaketler zincirine Naz bi-zatihi kimliği nedeniyle doğal olarak kurban edilirken sistem özgürlük, barış, doğruluk, şeffaflık ve sorumluluk değerleriyle ailesini de ortak iyinin inşasında suçlu ilan edecektir elbette! Böylece gerçek suçluyla ve büyük ihtimalle kendisiyle çelişme, yüzleşme ve hesaplaşma zorunluluğu ortadan kalkacaktır. En azından ertelenecektir. Adalet, gerçekten kaçılarak sağlanacaktır. Polisiye olduğu kadar bir mahkeme salonu filmine de dönüşen anlatı da Nazir’in avukatının sık sık gerçeğin bir işe yaramayacağını hatırlatması çarpıcıdır. Tüm kanıtların (kan tahlilleri, tükürük ve sperm örnekleri) gerçeği karartmak için delil olması ise genel olarak hukuk sisteminin kimin için çalıştığını tartışmaya açar. Nazir dışındaki olası diğer suçluların iki Afro-Amerikan olması ise delil toplamanın bakış açısına ve algıda seçiciliğe göre nasıl çalıştığının adeta ispatı gibi sırıtır. Zaten ailenin ekonomik gücü olmadığı için avukat tutamaması ve isteyen avukatın kendi idealleri uğruna onları kullanması da durumun gayet açık özeti sayılabilir.</p>
<p>Ezcümle The Night Of haliyle mükemmel senaryo yapısı, işleyişi, eşsiz oyunculuklar şöleni ve sosyo-kültürel söylemiyle kült olma yolunda haklı bir nam salan bir dizi! Kısacası sezonun en en enlerinden önde geleni!</p>
<p>ŞENAY TANRIVERMİŞ</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/the-night-of-ve-kimlik-siyasetinin-atiklari-nazir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
