<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Reha Erdem &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/reha-erdem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 May 2018 16:36:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Reha Erdem’in Masal Evleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/12/20/reha-erdemin-masal-evleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/12/20/reha-erdemin-masal-evleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Didem Peker Başaran]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2014 17:32:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[DİDEM PEKER BAŞARAN]]></category>
		<category><![CDATA[Reha Erdem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7203</guid>

					<description><![CDATA[Reha Erdem, yaptığı kağıttan evleri, Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümüne iki yıl devam edip sinemayı arta kalan diliminden çıkartarak, Paris’te alacağı Sinema-Plastik Sanatlar eğitimi ve Fransa’nın karanlık sinema salonları için kendisine 6 yıllık bir alan ayırmasıyla uçurmaya başlar. 1989’da İstanbul Hisar’da devam ettirdiği bu Fransa aydınlığı, ilk uzun metrajı ‘A ay’ filmi olarak seyirciye dönmüş ancak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Reha Erdem, yaptığı kağıttan evleri, Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümüne iki yıl devam edip sinemayı arta kalan diliminden çıkartarak, Paris’te alacağı Sinema-Plastik Sanatlar eğitimi ve Fransa’nın karanlık sinema salonları için kendisine 6 yıllık bir alan ayırmasıyla uçurmaya başlar.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/10760659795_c5fe86f03d_o.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7204" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/10760659795_c5fe86f03d_o-691x1024.jpg" alt="" width="691" height="1024" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/10760659795_c5fe86f03d_o-691x1024.jpg 691w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/10760659795_c5fe86f03d_o-203x300.jpg 203w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/10760659795_c5fe86f03d_o-768x1137.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/10760659795_c5fe86f03d_o-696x1031.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/10760659795_c5fe86f03d_o-1068x1582.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/10760659795_c5fe86f03d_o-284x420.jpg 284w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/10760659795_c5fe86f03d_o-1920x2844.jpg 1920w" sizes="(max-width: 691px) 100vw, 691px" /></a></p>
<p>1989’da İstanbul Hisar’da devam ettirdiği bu Fransa aydınlığı, ilk uzun metrajı ‘A ay’ filmi olarak seyirciye dönmüş ancak 7.sanat algısına ithafen küçük bir hoş geldin hareketiyle çekiminden 7 yıl sonra seyircisiyle buluşabilmiştir. Uzun yıllar içinde yer aldığı reklamcılık döneminden, ortağı ve aynı zamanda yapımcısı Ömer Atay’ın dış ilişkileri tamamen üzerine almış olması kaynaklı sanatsal anlamda tozlanmamış bir süreç olarak bahseder. Hatta filmlerinde kullandığı montaj başta olmak üzere tüm teknik şahikalar, sektörün aydınlık kısmı olarak sayfasındadır. Yanı sıra Atlantik Film Sunar başlıklı, Açık Radyo’da yine Ömer Atay’la birlikte birkaç yıl sürdürdükleri programda, malzeme unsuru elektronik müzik alt yapısındaki ses bantları da sinemasındaki müzik algısına işler. Sınıfsal düzenin sahiplikle ölçülü ilişkisinde kendisini konumladığı yer, basittir… birçok filmini yazdığı Beş Vakit filmindeki köy, huzur bulduğu birincil alanıdır. Şu an hayatta olmayan köydeki taş ustası Recai Gürsel’nın dostluğunu, aralarındaki bağı aynı zamanda Kosmos filmini ithaf ederek seyircisiyle paylaşan yönetmenin doldurdukları, bu <em>köyden dekorun</em> içinden gelir. Hemen hemen her filminde, yönetmene dair otobiyografik parçalar, iç mesele rütbesine ulaşan tematik ortaklıklar gözlenir…eksik babalar, hiç olmayan anneler, sakat doğmuş ailelerin protezine tahammül edemediği çocukları, sosyal çevrenin insanın ne kadarını çerçeveleyebildiği, öğrenilmemişin öğretilemediği evler, insanların hayvanları acıtma kapasitesi her filmine girer. Aynı dünyada olduğumuzu, canlılığımızı ve yaratılıştaki ahengi bazen 120 dakikaya 150 hayvan karesi sıralayarak hatırlatır. Tüm bu ortaklıklar, süregelen stilizasyon her seferinde başka bir gerçekte döndüğü için seyircide aynı denizi 2 yıl arayla izliyor etkisi bırakmaz. Her film kendi anlamında, kendi masalında, kendi yalanındadır, sadece filmde var olan bir tarihte , güneşle-ayla-karla gelen zamanda, yapay olandadır. Dünyayla kaynaşmamış kişilikler, inanç mekanizmasına çeyrek kala başlar, ilk dördünde gider. Bu takvimsiz figürlerden içeriye girerken dışarıya iyi bakılmasını ön gören yönetmen, o insanı bu insan yapan çevre ve dış etkenlerin toplu tomografilerini çeker, bireyi tek bir kişinin doğurmadığı sırrını yayar. Hikayenin sinemada çok önemli bir öğe olduğunu, sanatın üstüne basmadığı ölçüde yadsımaz. Türk Sineması’nda diyaloglara, hikayeye uygun düşebilecek mekanlar kullanılırken Reha Erdem sineması, seçtiği mekanlara uygun düşebilecek diyalogları yaratır. A ay’ın Hisar’daki o ev için, Beş Vakit’in o köye yazılmış olması gibi. Realist sinemacılık anlayışının, natüralizmin sinemanın düşmanı olduğunu ve ‘en gerçeği’ sunma çabasının düşünce, bir yaratım içermediğini düşünür. Gerçekçi sinemanın ve önceden belirlenmiş- cetvelle çizilmiş rotanın sinemadaki öldürücü etkisinde nettir. Kopukluğu, boşlukları olan , alanı sınırlandırılmamış anlayışta nefes alan yönetmende, en çok anlatamadığı filmler yaşar. Kendisini özgür bırakmaksızın, farklı algılama, farkı yakalama çabasıyla tüm cevapları bulma eğilimindeki seyir çabasını anlamsız bulur. Filmindeki bir hayvan görüntüsünün, otların arasından duyulan bir rüzgar sesinin arkasında binlerce anlam yüklü olmadığını, her noktada koşturulan anlam yoğunluğu arayışının an içindeki serbest giriş-çıkışları körelttiğini vurgular. Aynı boşluğu kendi filmlerinde yaratarak seyircinin özgürce dolaşabildiği teknikler kullanır. Sinemada anlamın yüklenicisi ve ayırt edici en önemli unsurun arka arkaya gelen , birbirini takip eden görüntüler; montaj olduğu yönündeki görüşü tüm filmlerindeki biçim ortaklığıdır. Hem filmin ritmini, hem de göstermek istediği durumun aşırılık boyutunu vurgulamak için sekans ve müzik tekrarlarına sıklıkla yer vererek montaj sinemasıyla seyirciyi istediği tarafa kolayca alır. Müziği fonda kullanmamayı tercih eden yönetmen, kendi içine aldığı müzisyenlerin hazır bantlarını gidilmesini istediği alana yükleyerek, takibi bırakmayan seyirciyi Arto Part’ın, Hildur Gudnadottir’in bahçesine sokarak ödüllendirir. Şiirde Ahmet Güntan’da kaldım diyerek edebiyata ayırdığı dilime hayıflansa da, tamamını kendi kaleme aldığı her senaryosuna sevdiği yazarları, bulaştığı şairleri parça parça değdirir. Kosmos’ta Dostoyevski’ye, Kaç Para Kaç’ta Simenon’un Venedik Treni’ne açıldığı gibi İsmet Özel, Sevim Burak, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi geçmediği şair ve öykücüleri vardır. Karanlıkta başlayan filmlerini, mistik tozlarla bulanıklaştırıp iyimser bir anlayışla, inançla sonlandırır… kalkabildiğinde her şey aydınlıktadır. Birkaç filmine halka atıp hediyelerini dağıtabilmek engebelidir… tarifi zor, büyüleyiciliği seyirde saklanmış bir sinemadır Reha Erdem’in yürüdüğü.</p>
<p><strong><em>  </em></strong><em>İnsan ne ki temiz olsun-Kosmos(2010)</em></p>
<p>1988 Türkiye-Fransa ortak yapımı A ay, şiir yüzlü bir ilk filmdir. Tüm yükünü teatral diyaloglara dayamaksızın Edip Cansever&#8217;in Tragedyalar&#8217;ından William Blake&#8217;in Infant Sorrow’una , Vivaldi’den bir martının eski Mezopotamya ruhundaki cenazesine, çöküşün geleneksel -modernist aynaya gore değişmeyen farksızlığından Burgazada’ya en yakışan siyah beyaz donukluğuna meselesini ilk kattığı başyapıtıdır. Ayırt edilesi yerini , 2011 yılında bir sinema dergisinin düzenlediği <em>bütün zamanların en iyi 10 Türk filmi</em> seçkisinde, 42 sinema yazarından pek çoğunun listesinde yer alarak da belirginleştiren A ay, 12 yaşında halası ve dedesiyle yaşayan bir kızın, Yekta’nın (Yeşim Tozan) yaşadıkları yalıyı yıllar öncesinde terk eden annesinin ‘gittiği anı’gördüğü ,bu fotoğrafa kimseyi inandıramadığı ve annesini bekleyişi üzerine kurulu zemininde sinemasal değerini 26 yıldan fazla bir zamana uzatacaktır. Varoluş için gerekli malzeme listesi, usta yönetmenin sadık yaridir. Mistik yapıda, ünlem işaretini kaybeden seyirciye tekrar sahnelerle korkusunun yersiz olduğunu hatırlatan ‘<em>Reha Erdem’e Giriş’ </em> için, iki kişilik bilet şart olunur…tanıdık beden ve tamamı dolmamış ruh olmak üzere ikisi de oturabilsin.</p>
<p>2004 yılında senaryosunu Nilüfer Güngörmüş’le birlikte yazdığı Korkuyorum Anne ile ciddiyetin başarısız kalabileceği çoklu bir trajedi, rengarenk bir büyüteçtedir.Kara mizah, kalıplaşmış bir formda ve filmin bütününe yayılarak seyirciyi yoracak ölçüde değil, aksine kahramanları imdat imlecindeyken devrini yaşar. Baskılanmış ve en altta kalan bir duygu olarak korku, her kişide farklılık gösterirken, bir apartman dolusu insanın kendi kafesinden çıkışı, başkaldırıyla gerçekleşir. Kadınların cesaretli ve üretici olduğu bu hikaye gelirken olabildiğince ezilmiş, korkularının altında kalmış, tüketimde çizgisi olmayan erkekleri yanında getirir. Bu becerikli kadınların yüksek dozda anne güdüsüyle yetiştirdikleri eksik erkekleri, mahalle kahvesinde sahip oldukları tek şey olan hastalıklarıyla varlıklarını anlamlı kılarak birbiriyle standart dışı yarışan bir kategoridedir. Küçük bir kaza sonucu büyük hafızası(!) kayıplarda yüzen Ali(Ali Düşenkalkar) ve akıl sağlığını yerine getirmeye çalışan Napoliten apartman komşuları, korku boy verirken reçeteyi perdeye iliştirir.Mizahi üslubun, ses ve ışık kullanmıyla bütünlendiği film, eski Yeşilçam masumiyeti ve neşesini veren müzikleriyle ironik bir vurgusunu pekiştirir. Vizyon tarihini takip eden yıl dahil, yönetmenlik işine meydan okurcasına toplanan 15 ödül, tüm sayıklayanların ruhuna gider.</p>
<p>İki yıllık bir aradan Kozlu köyüne çıkan yol, 12-13 yaşlarındaki Ömer(Özkan Özen), Yakup(Ali Bey Kayalı) ve Yıldız(Elit İşcan)&#8217;ın büyümeye karşı durdurmaya çalıştıkları zamana, okuldayken alıp eve döndüklerinde geri verdikleri çocukluk haklarına ve her alışverişlerinde nefrete, öfkeye karşı verdikleri sınava kayalar, tepeler, zeytinlikler üzerinden bakar. Filmin büyükleri namaz saatlerine göre uyanan günlerini, 12 hicri takvimin yan yana sıralandığı köy kahvesinde, tarlalarda, kapı önlerinde geçirirken bakışlarını geçirmedikleri çocukları, yaşadıkları her problemde bir yerde uyuyakalır. Kuşaklararası süregelen sevgisizliğe, zamana karşı savaşan bu çetenin, uyuyup da büyümesinler diye, hemen uyandıkları bir Reha Erdem meselidir Beş Vakit. 2006 yılında İstanbul Film Festivali, Adana Altın Koza ve Siyad Türk Sineması Ödülleri’nin her üçünden, <em>en iyi film </em>ortaklığı gelirken, çocuk oyuncuların performansı da atlanmamıştır.</p>
<p>2008 yapımı, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye ortak yapımı Hayat Var, boğazın aktığı dere kenarındaki bir evden, ergenlik dönemindeki Hayat(Elit İşcan)’ın, yasadışı işlerle geçimini sürdüren, varlığı tek duyuyla algılanan babası(Erdal Beşikçioğlu) ve yatalak dedesinin(Levend Yılmaz) üzerinden atladığı post-modern(!) yaşamına uzanır. Türk sinemasında örneğine rastlanmayan filmde, çevresindeki tüm yetişkinler tarafından istismar edilen küçük kahramanın, o yaşına dek öğrenebildiği tek şey savunma mekanizmalarına sarılarak ruhunu koruyabileceğidir. Her travmatik anında şarkı söyler gibi çıkardığı mırıltısı, o sesle kendine ne söylediği hakkında seyircinin özgürce yazdığı bir replik olarak karşılıklı bir hal alır. Sokakta yürürken başının üstünden geçen ambulans sirenleri, trafik kazaları, patlayan camlar, düşen füzeler Hayat’ta en ufak bir kıpırtı yaratmazken eylemsizliğiyle, tepkisizliğiyle koruyabildiği ruhunu, inandığı tek insana, arkadaşına açan küçük kalbi, ruju en sonunda oyuncak boya olarak hak ettiği gibi sürecektir. Film, az diyalogla eksiksiz anlatımı ,müziğin kullanım biçimi, müthiş oyuncu yönetimiyle, Reha Erdem’in <em>çıkmazında doğan insan</em> tasvirinde ilk sıra için yarışır. 42.Siyad Türk Sineması Ödülleri’den en iyi yönetmen, en iyi film, en iyi kurgu tesciliyle ayrılan Hayat Var, 28.İstanbul Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü, 3.Yeşilçam Ödülleri’nden gelen en iyi yönetmen, 45.Altın Portakal Film Festivali’nde aldığı Sinema Yazarları Ödülü ile yaşamını uzun yıllar sürdürecek gibidir.</p>
<p>Bir sonraki filmi Kosmos(2010) anlatımı güç, her aktarımda eksik kalacak bir çok detayı barındıran, seyircinin içinde hep açık kalan filmler listesindedir. Nereden geldiği, neden geldiği bilinmeyen,kendi gerçeğinden kopmuş Battal ya da diğer adıyla Kosmos’un insana eğilmeye, iyilik etmeye kurulu saati ağlayarak ayak bastığı Kars’ta ilerler. Boğulmak üzere olan bir çocuğu kurtarmasıyla şifa dağıttığı, metafizik güçleri olduğu ağızdan ağıza yayılarak çözümsüz olanda dünya yaratan Kosmos’un, kurtarılan çocuğun ablası Neptün’den birkaç dakika önce aşkı çağırmış olması nedir ki, uçmak için kuş çığlıkları atmak yeterlidir. O hiçbir şeyin sözünü, hiçkimseye vermemişken, insan ve hayvanın aynı candan olduğu temizliğindeyken kasabadaki şöhreti hızla ilerler ,ilerleyen nam hızla acıtır. Her karesinden ayırtedilebilecek bir görüntü yönetmeniyle, Florent Herry’la özellikle bu filmde yarattıkları etki, doğru ve birbirini çok iyi tamamlayan bütünlüğün göstergesidir. Tamamı özenle yerleştirilmiş ses, efekt ve müzik kullanımı yanı sıra a silver mt.zion’dan, <em>stumble then rise on some morning awkward </em>ile yapılan kapanışı büyüleyici görüntülerin, büyüleyici ağıtı gibidir. Gösterimini en iyi yönetmen, en iyi film ve kurgu kategorilerinde 8 ödül takip ederken Sermet Yeşil’in ödül ekseninde yer almayışı, filmin hak tesliminde tamamlanmamış bir etki bırakır.</p>
<p>Sekiz uzun metraj filmin, birkaçına atılan halkadan, seyirci de kendisine not bırakıldığı yalanını kursa çok mudur? Ahmet Güntan’ın kitabından düşmüş, Reha Erdem’de bulunmuş….<em>gel, her şey herkese anlatılmıyor*</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>*(Ahmet Güntan, İkili Tekrar, YKY 1999)</em></p>
<p><em>Didem PEKER BAŞARAN</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/12/20/reha-erdemin-masal-evleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>100 yılın 10 yönetmeni&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/03/15/100-yilin-10-yonetmeni/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/03/15/100-yilin-10-yonetmeni/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Mar 2014 09:22:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ertem Eğilmez]]></category>
		<category><![CDATA[halit Refiğ]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Ömer Akad]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Erksan]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin ertuğrul]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Bilge Ceylan]]></category>
		<category><![CDATA[Reha Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Güney]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=6408</guid>

					<description><![CDATA[Türk sinemasının 100. Yılını anan, hatırlayan ve değerinin anlaşılması için üsteleyen dergimizin bu ay ki dosyası 100 yılın en iyi 10 yönetmeni. SERDAR AKBIYIK yılımızın 10 yönetmenini seçmek gerçekten sor iş. Birdolu hak eden isim dışarıda kalıyor. Bu listelerde olmayan bütün yönetmenlerden özür dilerim. Ama bir sinema dergisi olarak bu tür çalışmaları yapmalıyız. Biz 2014 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinemasının 100. Yılını anan, hatırlayan ve değerinin anlaşılması için üsteleyen dergimizin bu ay ki dosyası 100 yılın en iyi 10 yönetmeni.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/muhsin_ertugrul.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6410" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/muhsin_ertugrul.jpg" alt="" width="448" height="600" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/muhsin_ertugrul.jpg 448w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/muhsin_ertugrul-224x300.jpg 224w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/muhsin_ertugrul-314x420.jpg 314w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" /></a></p>
<p>SERDAR AKBIYIK</p>
<ol start="100">
<li>yılımızın 10 yönetmenini seçmek gerçekten sor iş. Birdolu hak eden isim dışarıda kalıyor. Bu listelerde olmayan bütün yönetmenlerden özür dilerim. Ama bir sinema dergisi olarak bu tür çalışmaları yapmalıyız. Biz 2014 yılında her ay sinemamızın 100 yılının değerini ortaya koyan bir dosya yapmaya kararlıyız. Bu ay da sıra yönetmenlerimize geldi. Ben listemi yaparken hem yeşilçam dönemini hem de 200 sonrası sinemamızın etkili isimlerinden karma bir liste yapmayı doğru buldum. Listedeki bir isim beni çok zorladı. Benim için Otobüs filmi Türk sinemasının en iyi yapımıdır. Yönetmen Tunç Okan o tek filmle benim her listemde yer alır. Ama dert tek filmde kalması tabii. Keşke Otobüs’teki sinemasal bakışın ifadesi olan daha çok film seyredebilseydik. Buyrun yönetmen listelerine.</li>
</ol>
<p>Halit Refiğ</p>
<p>Lütfi Ömer Akad</p>
<p>Metin Erksan</p>
<p>Ertem Eğilmez</p>
<p>Yılmaz Güney</p>
<p>Zeki Demirkubuz</p>
<p>Nuri Bilge Ceylan</p>
<p>Tunç Okan</p>
<p>Reha Erdem</p>
<p>Semih Kaplanoğlu</p>
<p>Derviş Zaim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ALİ ULVİ UYANIK</p>
<p>Listeyi oluştururken yönetmenlere üç yönden yaklaştım: Cumhuriyet dönemi Türkiye&#8217;sinin tarihine paralel, toplumsal değişim ve dönüşümleri şaşmaz bir zamanlamayla &#8216;okuyan&#8217; ve sinemasına yansıtan, aynı zamanda geliştirdikleri yeni anlatı biçimleriyle tüm zamanların klasikleri arasına yerleşen filmleri çekenler&#8230;Karmaşık ve harikulade bir yaratık olan insanı tanımaya, anlamaya dönük cesur işlere imza atanlar&#8230;Tek bir filmiyle sinemamızda kalıcı, etkili, sağlam iz bırakanlar. Kuşkusuz, onlarca yönetmeni, nüanslarla dışarıda bırakmak zorunda olduğum bir liste oldu; ancak sinemamızı en geniş perspektifte yansıtmasına dikkat ettim.</p>
<table width="87">
<tbody>
<tr>
<td width="87"><strong>Atıf Yılmaz</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="87"><strong>Halit Refiğ</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="87"><strong>Levent Semerci</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="87"><strong>Lütfi Ö. Akad</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="87"><strong>Metin Erksan</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="87"><strong>Nuri Bilge Ceylan</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="87"><strong>Ömer Kavur</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="87"><strong>Tunç Okan</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="87"><strong>Yavuz Turgul</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="87"><strong>Yılmaz Güney</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>ALPER TURGUT</p>
<p>Memleket sinemasının 100. yılında, en iyi 10 yönetmeni belirlemek, haliyle haksızlık oldu. Listeye giremeyenler, kusura bakmasınlar, işte sığmadı, çoğu dışarıda kaldı, ne yazık ki&#8230; Zaten bu anket tipi işlerde adalet filan, harbiden hak getire&#8230;Neyse&#8230; Bizim iyi yönetmenlerimiz, iyi filmlerimiz var, ancak bir akım yaratamamışız koca bir asır boyunca, bir okul inşa edememişiz. Sektör olamamanın götürüleri bunlar, salt gişeyi veya festival ödülünü düşünen bu bölünmüşlük, aslında sinemaseveri de zorluyor. Genel izleyici, bilmem kaçıncısı çekilen komedi serilerini, gerçek sinema sanıyor, sinema tutkunları da, onları ve seyrettiği flmleri küçümsüyor, sanat filmlerini de öve öve bitiremiyor, özetle. Ortayı bulamayınca, bir yapıdan söz etmek, haliyle mümkün olamıyor. Sinemamızı yerelden evrensele taşıyacak yolu, bu karmaşada bulmak, neredeyse imkansız. Umarım ortak bir akıl yaratılır, Türkiye, iyi filmleriyle de hep hatırlanır.</p>
<p>Yılmaz Güney</p>
<p>Lütfi Ömer Akad</p>
<p>Metin Erksan</p>
<p>Atıf Yılmaz</p>
<p>Ertem Eğilmez</p>
<p>Ömer Kavur</p>
<p>Yavuz Turgul</p>
<p>Reha Erdem</p>
<p>Nuri Bilge Ceylan</p>
<p>Derviş Zaim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Banu Bozdemir</p>
<p>Hep bu tarz sıralamalar yaptığımda aklıma ilk sıraya Yılmaz Güney’i koyduğum ve onun tahtını kimsenin yıkamadığı geliyor. Ve genç kuşak yönetmenlerden rüştünü ispat edenin çok az olduğuna. 60’lı ve 70’li ve hatta 80’li yıllar gerçekte de üretim patlaması yaşanan yıllarmış ama genelde aynı isimlerin filmleri dönermiş ortalarda. Şimdilerde ise çok fazla film çeken var ama henüz iddiası ortaya koyan yok. O yüzden listem daha çok eski yönetmenleri kapsıyor, gerçi onların da yeni filmleri çok fena. Onları çekselerdi yıllar önce liste dışı kalırlardı. Mesela Ali Özgentürk’ü, Erden Kıral’ı ekleyemedim, eski filmleri iyidir ama yeniler fena… O yüzden listem şimdilik böyle. Ezel Akay’ı Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü gibi çok başarılı bir filmi çektiği için aldım… Bu liste ne zaman değişir bilinmez ama sinemamızın değişik örneklerle karşımıza çıkması umut verici….</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yılmaz Güney</p>
<p>Metin Erksan</p>
<p>Lütfi Ömer Akad</p>
<p>Atıf Yılmaz</p>
<p>Şerif Gören</p>
<p>Ertem Eğilmez</p>
<p>Zeki Demirkubuz</p>
<p>Nuri Bilge Ceylan</p>
<p>Ezel Akay</p>
<p>Reha Erdem</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başak Bıçak</p>
<p>Sinemamızın yüzüncü yılı sebebiyle seçtiğim 10 Türk yönetmenin tamamının Yeşilçam yıllarına ait olması günümüzde iyi bir yönetmen yok mu sorusunu akıllara getirebilir. Doğrudur; hala bir Metin Erksan, Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez vb. gibi hem iyi hem de her kesime hitap eden filmler çekemiyoruz. Nuri Bilge Ceylan ya da Zeki Demirkubuz elbette iyi yönetmenlerdir ancak belli bir kitleye hitap eden iyi filmler yapmak tek başına yeterli olmuyor bence. Dilerim bir gün Yeşilçam’ın da ötesine geçen filmler çekebiliriz. Sinema ancak halkın desteğiyle gelişebilir, unutmayalım.</p>
<p>Metin Erksan</p>
<p>Yılmaz Güney</p>
<p>Atıf Yılmaz</p>
<p>Ertem Eğilmez</p>
<p>Lütfi Ömer Akad</p>
<p>Yavuz Turgul</p>
<p>Şerif Gören</p>
<p>Memduh Ün</p>
<p>Halit Refiğ</p>
<p>Zeki Ökten</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>10 Yönetmen – EGEMEN TOKATLIOĞLU</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk Sineması geçen zamanla birlikte yönetmenlerin farklı bakış açısı, farklı değerlendirmeleri ile çeşitlenmeye başlamış bu çeşitlenme ile birlikte insan olgusunun ne kadar farklı pencerelerden yorumlanabildiğini ortaya koymuştur. Git gide açılan bu yelpaze ile sinemamız tür açısından, insana bakış, günümüz sorunlarını dile getiriş açısından da farklı yorumlamalara açık hale geliyor. Dünya sineması içerisinde gittikçe yükselen bir değer haline gelen sinemamızın 100. Yılını kutladığımız şu günlerde, olayların biraz daha farkında olmak, sinemamızın değerini biraz daha iyi anlamamız gerekiyor.</p>
<p>Metin Erksan</p>
<p>Ömer Lütfi Akad</p>
<p>Halit Refiğ</p>
<p>Şerif Gören</p>
<p>Ömer Kavur</p>
<p>Ertem Eğilmez</p>
<p>Atıf Yılmaz</p>
<p>Yavuz Turgul</p>
<p>Nuri Bilge Ceylan</p>
<p>Reha Erdem</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halil İbrahim Sağlam</p>
<p>Türk sinemasının 100 yılı içerisinden en iyi 10 yönetmen seçmek elbette çok zor bir durum. 100 yılda sinemamıza katkısı büyük sayısız yönetmen mevcut fakat kimi yönetmenler var ki sinema tarihimizde dönüm noktaları oluşturmuştur, kimileri de hak ettiği değeri görememiştir. Herhangi bir sıralama yapmaksızın Türk sinemasının gelişimine en çok katkı sağladığını düşündüğüm 10 yönetmen listemi oluşturdum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En İyi 10 Türk Yönetmen Listesi (sıralama olmadan)</p>
<p>Nuri Bilge Ceylan</p>
<p>Metin Erksan</p>
<p>Zeki Demirkubuz</p>
<p>Atıf Yılmaz</p>
<p>Ömer Kavur</p>
<p>Ömer Lütfi Akad</p>
<p>Reha Erdem</p>
<p>Halit Refiğ</p>
<p>Ertem Göreç</p>
<p>Duygu Sağıroğlu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kerem Akça</p>
<p>100 yıllık tarihimizin yönetmenleri arasında gezintiye çıkınca elbette kuşakları gözlemlemek şart hale geliyor. Muhsin Ertuğrul&#8217;un öncülüğü bir tarafa, Sinemacılar Kuşağı&#8217;nın en önemli figürleri Ömer Lütfi Akad ve Metin Erksan ilk bakışta akla gelecek isimler, onları da az farkla Halit Refiğ izliyor. Türk Yeni Dalgası&#8217;nda ise Yılmaz Güney&#8217;in getirdiği atılımı en iyi değerlendiren isim Ömer Kavur idi. 90&#8217;larda Yeni Yönetmenler Kuşağı&#8217;nın can simidi Reha Erdem ve Nuri Bilge Ceylan özellikle evrensel kriterler konusunda da değerli birer &#8216;auteur&#8217; kimliği yarattılar. Bu ekolden Demirkubuz onların hemen arkasına yerleşirken, 2000&#8217;lerde özellikle &#8216;minimalist yönetmenler&#8217;in ikinci kuşağına girebilecek Semih Kaplanoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu yavaş yavaş üzerine koyarak dikkat çekti. Onur Ünlü ve Taylan Kardeşler ise en belirgin farkı yaratan isimler oldu. Kısacası jenerasyonlara bakınca an itibarıyla 10 isimlik böyle bir hakkaniyetli liste oluştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhsin Ertuğrul</p>
<p>Ömer Lütfi Akad</p>
<p>Metin Erksan</p>
<p>Yılmaz Güney</p>
<p>Ömer Kavur</p>
<p>Reha Erdem</p>
<p>Nuri Bilge Ceylan</p>
<p>Zeki Demirkubuz</p>
<p>Semih Kaplanoğlu</p>
<p>Onur Ünlü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Not: Liste yönetmenlerin doğum tarihine göre kronolojik düzenlenmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Murat Kızılca</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cine Dergi’nin Türk Sineması’nın 100. yılı eylemleri devam ediyor. En İyi 20 Türk Filmi listesinden sonra sıra geldi bu filmleri yaratan isimlere. Karanlık bir salona doluşan seyircilere, birbirinden farklı bir dolu hikâye anlatıldı yüz yıl boyunca. Kimi anlatıcıları seyirci çok sevdi, baş tacı yaptı, kimilerine sırtını döndü belki. Kimileri yurt dışında da çok büyük övgülere mazhar oldu, bir kısmı görmezden gelindi. Velhasıl her yönetmen iyi ya da kötü bir iz bırakıp geçti ya da bırakmaya devam ediyor. Ben de hayatıma etki edenler arasından öne çıkan on tanesini sıraladım Yüz Yılın En İyi 10 Türk Yönetmeni listesini oluştururken. Önümüzdeki yıllarda böylesi listelere girmeyi hak edecek yeni yönetmenlerimizin de sinemamıza katkıda bulunması umuduyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1)            Metin Erksan</p>
<p>2)            Yılmaz Güney</p>
<p>3)            Lütfi Ö. Akad</p>
<p>4)            Zeki Ökten</p>
<p>5)            Ertem Eğilmez</p>
<p>6)            Atıf Yılmaz</p>
<p>7)            Yavuz Turgul</p>
<p>8)            Nuri Bilge Ceylan</p>
<p>9)            Reha Erdem</p>
<p>10)            Zeki Demirkubuz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>MELİS ZARARSIZ</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En iyi Türk yönetmenler diye düşününce aslında önce “amaan, ne varsa eskilerde var, hep eski isimlerle doldururum listemi” diye düşündüm ama öyle olmadı pek, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem gibi isimler bana göre gerçekten ümit verici yetenekler. İlk filmini çekmiş olup devamını henüz göremediğimiz yönetmenlerden de favorilerim var ama onların filmografileri biraz dolmadan bu listeye almak istemedim, mesela Erdem Tepegöz, Seren Yüce, Çiğdem Vitrinel, Ali İlhan, Caner Erzincan…Son olarak da ilk filmini çektikten sonra ikincisini hazırlarken kaybettiğimiz sevgili Ahmet Uluçay’ı rahmetle anmak istiyorum. Eminim yaşasaydı bizi yine çok sıcak, samimi ve doğal filmlerle gururlandıracaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En iyi Türk yönetmenler</p>
<ol>
<li>Zeki Demirkubuz</li>
<li>Yılmaz Güney</li>
<li>Ertem Eğilmez</li>
<li>Çağan Irmak</li>
<li>Yavuz Turgul</li>
<li>Reha Erdem</li>
<li>Ömer Kavur</li>
<li>Metin Erksan</li>
<li>Erden Kıral</li>
<li>Ömer Lütfi Akad</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/03/15/100-yilin-10-yonetmeni/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
