<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>onur kırşavoğlu &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/onur-kirsavoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Oct 2018 12:13:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>2010’lu Yıllarda Suç Filmleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/05/31/2010lu-yillarda-suc-filmleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/05/31/2010lu-yillarda-suc-filmleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 May 2018 16:41:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Drive]]></category>
		<category><![CDATA[End of Watch]]></category>
		<category><![CDATA[Nightcrawler]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sicario]]></category>
		<category><![CDATA[Suç Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[The Town]]></category>
		<category><![CDATA[The Wolf of Wall Street]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8190</guid>

					<description><![CDATA[Son yılların yükselişteki yönetmenlerinden Denis Villeneuve bilim-kurgu türüne verdiği katkılar kadar suç filmlerine kazandırdığı filmlerle de adından söz ettirmeyi başardı. Bu filmlerin öne çıkanlarından biri de uyuşturucu kartelini odak noktasına alan Sicario filmi oldu. Hikayesi, atmosferi, deneysel çekimleri ve oyunculuklarıyla film o senenin en iyileri arasında gösterildi ve devam filmi de kaçınılmaz oldu. Soldado isimli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yılların yükselişteki yönetmenlerinden Denis Villeneuve bilim-kurgu türüne verdiği katkılar kadar suç filmlerine kazandırdığı filmlerle de adından söz ettirmeyi başardı. Bu filmlerin öne çıkanlarından biri de uyuşturucu kartelini odak noktasına alan Sicario filmi oldu. Hikayesi, atmosferi, deneysel çekimleri ve oyunculuklarıyla film o senenin en iyileri arasında gösterildi ve devam filmi de kaçınılmaz oldu. Soldado isimli bu filmde, ilk filmde olduğu gibi Benicio Del Toro ve Josh Brolin başrolde. Yönetmen koltuğunda ise değişiklik var. Koltuğa yeni oturan isim ACAB , Suburra ve TV serisi Gomorra gibi kaliteli işlerden tanıdığımız Stefano Sollima. Filmin çıkan fragmanları heyecan verisi ve Sollima aldığı emaneti layığıyla beyazperdeye taşıyacak gibi duruyor. Bunu yakın zamanda göreceğiz. Filmi beklerken boş durmayalım dedik ve 2010’lu yılların her yılından güzel bir suç filmini beraber hatırlayalım istedik.</p>
<p><strong>Her Yıla Bir Suç Filmi</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/DougandJemL.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8193" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/DougandJemL-1024x614.jpg" alt="" width="696" height="417" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/DougandJemL-1024x614.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/DougandJemL-300x180.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/DougandJemL-768x461.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/DougandJemL-696x418.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/DougandJemL-1068x641.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/DougandJemL-700x420.jpg 700w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/DougandJemL.jpg 1580w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a> </strong><strong>The Town – 2010</strong></p>
<p>Ben Affleck’in çoğu sinemasevere göre yönetmenliği oyunculuğundan daha iyidir. Bunun en önemli örneklerinden biri de kuşkusuz The Town. Soyguncuların aile gibi olduğu bir coğrafyada geçen film, rehin aldığı kadına tutku dolu hisler duymaya başlayan bir suçlunun hikayesine odaklanıyor. Atmosferi ve aksiyon sahneleri muhteşem olan film, Heat filmine saygı duruşunda bulunduğu çatışma sahnesiyle de adından söz ettirmeyi başarmıştı. Rebecca Hall ve bu performansıyla Oscar adayı olan Jeremy Renner’ın Affleck’e oyuncu olarak da harika katkı verdiği The Town, son yılların en iyi suç filmlerinden biri olarak listemize giriyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dirve_stock.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8192" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dirve_stock-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dirve_stock-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dirve_stock-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dirve_stock-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dirve_stock-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dirve_stock-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dirve_stock-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dirve_stock.jpg 1280w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><strong>Drive – 2011</strong></p>
<p><strong> </strong>Nicolas Winding Refn’in gösterildiği yılın en çok konuşulan filmlerinden biri olduğu Drive filmi, daha jeneriğinden itibaren seyirciyi yakalamayı başarıyor. 80’li yılların müzikleri, renkleri ve hatta yazı fontlarıyla filme giriş yapan Refn, ilerledikçe şiddet ögesini ön plana çıkarıyor ve izlerken kan donduran bir atmosfer sunuyor. Komşusuna aşık olan ve onun hapisteki kocasının kaçması için yardım eden bir sürücünün hikayesinin anlatıldığı filmde Ryan Gosling, Carrey Mulligan ve Bryan Cranston başlıca rolleri üstleniyor. Soundtrack albümüyle de oldukça popüler olan film o yıla damgasını vurmuştu.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/end-of-watch-movie-2.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8194" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/end-of-watch-movie-2-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/end-of-watch-movie-2-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/end-of-watch-movie-2-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/end-of-watch-movie-2-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/end-of-watch-movie-2-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/end-of-watch-movie-2-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/end-of-watch-movie-2-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/end-of-watch-movie-2.jpg 1600w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><strong>End of Watch – 2012</strong></p>
<p>Suç filmleri külliyatına hem yazar hem yönetmen olarak bolca katkı veren ve vermeye de son olarak Bright’la devam eden David Ayer imzalı film, iki polisin birbirleri ve peşlerinde olan suçlularla olan amansız mücadelesini anlatıyor. Gerçekçi yapısı, zaman mekan kullanımı ve çekim teknikleriyle ön plana çıkan film, hem yoğun bir aksiyon hem de amatör bir ruhla seyircisini kendine çekmeyi ve ekrana bağlamayı başarıyor.. Jack Gyllenhaal ve Michael Pena’nın harika performansları da eklenince film en iyi suç filmleri arasında kendine rahatlıkla yer buluyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Wolf-of-Wall-Street-0218.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8198" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Wolf-of-Wall-Street-0218-1024x426.jpg" alt="" width="696" height="290" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Wolf-of-Wall-Street-0218-1024x426.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Wolf-of-Wall-Street-0218-300x125.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Wolf-of-Wall-Street-0218-768x319.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Wolf-of-Wall-Street-0218-696x289.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Wolf-of-Wall-Street-0218-1068x444.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Wolf-of-Wall-Street-0218-1011x420.jpg 1011w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Wolf-of-Wall-Street-0218.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><strong>The Wolf of Wall Street – 2013<br />
</strong>Yaşayan en büyük yönetmen olarak adlandırılan Martin Scorsese son yıllarda hız kesmedi ve üretmeye devam ediyor. Şu sıralar muhteşem kadrolu The Irishman filmiyle uğraşan Scorsese 2013 yılında bizlere yine bir suç/drama başyapıtı hediye etmişti. En iyi film de dahil 5 dalda Oscar adayı olan film Wall Street’in arka yüzüne odaklanırken suçun bulaştığı her organizmayı da gözler önüne seriyordu. Bunu yaparken de nefessiz kalınan mizah anlarını kullanıyor ve film her yönden güçlü bir hal alıyordu. Bu performanslarıyla Oscar adayı olan Leonardo Di Caprio ve Jonah Hill’i izlemek bile başlı başına bir keyifken, Scorsese yine vizyonunu kullanıyor ve harika bir film ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Nightcrawler-–-2014.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8196" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Nightcrawler-–-2014-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Nightcrawler-–-2014-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Nightcrawler-–-2014-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Nightcrawler-–-2014-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Nightcrawler-–-2014-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Nightcrawler-–-2014-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Nightcrawler-–-2014-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Nightcrawler-–-2014.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><strong>Nightcrawler – 2014</strong></p>
<p>Sektörde senaryolarıyla tanınan Dan Gilroy’un ilk yönetmenlik denemesi olan Nightcrawler, hem kusursuz bir karakter anlatımı, hem de en sertinden bir medya eleştirisi barındırıyor. Hırslı, bir kariyer peşinde olan ve bunu geceleri işlenen suçları kaydedip TV’lere satmasıyla başarmaya çalışan bir adamın hikayesinin anlatıldığı filmde Jake Gyllenhaal ve Rene Russo karşılıklı olarak döktürüyor. Hem hırs, hem rating uğruna her yolun mübah olduğu bir ortamda kime ne kadar güvenebilirsiniz? İşte Oscar adayı senaryo da bunu anlatıyor ve film suç filmleri arasında ışıldıyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Sicario.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8197" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Sicario-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Sicario-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Sicario-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Sicario-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Sicario-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Sicario-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Sicario-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Sicario.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Sicario – 2015</strong><strong> </strong></p>
<p>Yazımıza vesile olan ve bu ay devamını izleyeceğimiz Villeneuve filmi Sicario, ABD ve Meksika sınırındaki suç olaylarına, uyuşturucu ticaretine ve bunları çözmek isteyen idealist ama tecrübesiz polis memuruna odaklanıyor. Bunları yaparken de aksiyondan çok güçlü bir dram olarak karşımıza çıkıyor. Zaten Oscar adaylıkları olan görüntü yönetimi, kurgu ve müzik bunu resmileştirir nitelikte. Emily Blunt, Josh Brolin ve yıllar sonra harika performans sergileyen Benicio Del Toro filmin en güçlü yanları. Bakalım Soldado filmi, ilk filmin mirasını nereye taşıyacak.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/hell_high_water.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8195" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/hell_high_water-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/hell_high_water-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/hell_high_water-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/hell_high_water-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/hell_high_water-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/hell_high_water-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/hell_high_water-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/hell_high_water.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Hell or High Water – 2016</strong></p>
<p>Bankaya borçlanan ve evlerine konulan ipoteği kaldırmak durumunda olan iki kardeşin yaptıkları soygun ve sonrasının anlatıldığı film, modern western kalıplarını kullanıyor ve diyalogları ön plana alıyor. İki kardeşin peşine düşen şerif ise sorun yaratıyor. Chris Pine, Ben Foster ve Jeff Bridges oyuncular, David Mackenzie yönetmen ve yeteneklleriyle son yıllar yükselişe geçen Taylor Sheridan senarist. 4 Oscar adayı film soğuk ama etkili atmosferiyle izleyiciyi koltuğa çivileyen cinsten. Kesinlikle yılının en iyi, son yılların en iyi suç filmlerinden biri.</p>
<figure id="attachment_8199" aria-describedby="caption-attachment-8199" style="width: 696px" class="wp-caption alignnone"><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/three-billboards-outside-ebbing-missouri-sam-rockwell-woody-harrelson.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-8199" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/three-billboards-outside-ebbing-missouri-sam-rockwell-woody-harrelson-1024x422.jpg" alt="" width="696" height="287" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/three-billboards-outside-ebbing-missouri-sam-rockwell-woody-harrelson-1024x422.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/three-billboards-outside-ebbing-missouri-sam-rockwell-woody-harrelson-300x124.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/three-billboards-outside-ebbing-missouri-sam-rockwell-woody-harrelson-768x316.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/three-billboards-outside-ebbing-missouri-sam-rockwell-woody-harrelson-696x287.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/three-billboards-outside-ebbing-missouri-sam-rockwell-woody-harrelson-1068x440.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/three-billboards-outside-ebbing-missouri-sam-rockwell-woody-harrelson-1019x420.jpg 1019w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/three-billboards-outside-ebbing-missouri-sam-rockwell-woody-harrelson.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><figcaption id="caption-attachment-8199" class="wp-caption-text">Woody Harrelson and Sam Rockwell in the film THREE BILLBOARDS OUTSIDE EBBING, MISSOURI.<br />Photo courtesy of Fox Searchlight Pictures. © 2017 Twentieth Century Fox Film Corporation All Rights Reserved</figcaption></figure>
<p><strong>Three Billboards outside Ebbing, Missouri – 2017</strong></p>
<p>Kızı öldürülen ve polis teşkilatını bir şey yapmamakla suçlayan güçlü bir kadının açtığı savaş, filmin hikayesini oluşturuyor. Bunu yaparken de ırkçılık ve taciz gibi konulara da el atıyor. Senaryosu ders niteliğinde olan filmin kurgusu da tadından yenmez güzellikte. Üç başrol oyuncusundan ikisinin Oscar aldığı ve sonuna kadar hak ettiği film, sadece suç filmleri değil genel anlamda da en iyiler arasında gösterilmeyi hak ediyor. Mizahı kuvvetli, draması güçlü ve hikayesi fazlasıyla dokunaklı olan film, izleyicinin kendisini sorgulaması için de önemli anlar vaat ediyor. Three Billboards outside Ebbing, Missouri önümüzdeki yıllar daha da çok konuşulacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/05/31/2010lu-yillarda-suc-filmleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Phantom Thread: Gerilimli Bir Aşk Hikayesi&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/phantom-thread-gerilimli-bir-ask-hikayesi-2/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/phantom-thread-gerilimli-bir-ask-hikayesi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 12:10:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Phantom Thread]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11203</guid>

					<description><![CDATA[2000’li yıllara damga vuran ve yeni Kubrick olarak nitelendirilen isimlerin en kuvvetlilerinden olan Paul Thomas Anderson, gösterim tarihi birkaç kez değişen filmi Phantom Thread ile sonunda karşımıza çıkıyor. 9 Mart 2018’de sinemalarımıza konuk olacak filmi vizyonundan önce !f İstanbul 2018 vasıtasıyla izleme imkanı bulduk. Çağımızın en büyük oyuncularından Daniel Day Lewis’in de sinemayı bıraktığını açıkladığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2000’li yıllara damga vuran ve yeni Kubrick olarak nitelendirilen isimlerin en kuvvetlilerinden olan Paul Thomas Anderson, gösterim tarihi birkaç kez değişen filmi Phantom Thread ile sonunda karşımıza çıkıyor. 9 Mart 2018’de sinemalarımıza konuk olacak filmi vizyonundan önce !f İstanbul 2018 vasıtasıyla izleme imkanı bulduk. Çağımızın en büyük oyuncularından Daniel Day Lewis’in de sinemayı bıraktığını açıkladığı için son projesi olan film, döneminin en önemli ve yetenekli terzilerinden biriyle genç bir kadın arasında geçen aşka odaklanıyor. Bunu yaparken de sinema sanatını en derinden hissetmemizi sağlıyor ve diğer sanat dallarını da yardımcı olarak çok güzel refere ediyor. Phantom Thread filminden çıktığınızda hissettiğiniz en güzel şey tam anlamıyla sanat ve sinemanın bu anlamdaki gücü oluyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/PHANTOMTHREAD1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11204" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/PHANTOMTHREAD1-1024x682.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/PHANTOMTHREAD1-1024x682.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/PHANTOMTHREAD1-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/PHANTOMTHREAD1-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/PHANTOMTHREAD1-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/PHANTOMTHREAD1-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/PHANTOMTHREAD1-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/PHANTOMTHREAD1.jpg 1400w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Filmi rahatça biçim ve içerik anlamında ikiye bölebilir ve bu şekilde değerlendirebiliriz. Biçim konusuna girerken evvela birkaç sebepten dolayı Anderson’un görüntü yönetimini de kendisinin yaptığını belirtmek gerek ve filmi bu şeiklde de değerlendirmek gerek. Çok dış çekim olmasa bile dönemin atmosferini yansıtan harika kadrajlar ve kostüm tasarımı mevcut. Bu yazı yayına hazırlanırken muhtemelen filme en iyi kostüm dalında bir Oscar gelecektir. Hem dönem itibarıyla hem de içeriğin bir terzi ve mesleği üzerinden işlemesi kostüm tasarımı konusunu titizlikle de çalışıldığı için zirveye taşıyor. Film için dikilen her şeyin ve o ihtişamlı elbiselerin uzun uğraşlar sonucu birer tane yapıldığı ve muazzam korunduğunu da biliyoruz. Hal böyle olunca, o anlara bu bilgileri de ekleyince gerçekliğini yaşama konusundaki konsantrasyon zerre kayıp yaşamıyor. Anderson, tasarladığı kadrajlar ve ele aldığı görüntüyü kotarırken seçtiği renkler ve ışığın tonlarıyla da yine bu hisleri en yüksekten yaşatmayı başarıyor. Saatlerce izleyip içerik boş olsaydı bile keyif verecek ve başta belirttiğim gibi sanatın her dalını derinden hissedecek bir akış var filmde. Tabii içerikten sayabileceğimiz muazzam müzikleri de katınca “daha ne olsun ki” dedirten bir eser ortaya çıkıyor. Bunu da yine sanat hanesine yazıyoruz. Filmden çıktıktan sonra sanat be! diye bağırma olasılığı fazla. Hal böyle olunca da biçime denk düşen puan aralığınız kaçsa, tam olarak haneye yansıyor diyebiliriz.</p>
<p>İçerik konusunda ise tartışmalar çok. İlk söylenen Paul Thomas Anderson’un en zayıf senaryosu olduğu. Buna katılabilirim ama diğer filmlerin senaryo anlamında başyapıt olduğunu söyleyerek. Yani bu filmin senaryosu There Will be Blood, Magnolia, The Master gibi filmlerin yanına yaklaşamaz ama film özelinde ve yıl bazından bakıldığında yine gayet iyi bir senaryo olarak değerlendirebiliriz. Aşkı anlatırken karakterlerin muazzam oluşturulduğu, haklarında bir şüpheye düşmeden ama gerilerek izlediğimiz ve aşkın güç dengelerini tepeden tırnağa hissettiğimiz bir senaryodan bahsediyoruz. Bazı tartışmalarda klişe olarak nitelendirilen yerler var. Terzinin hatıralarından ve psikolojik sanrılarında yer alan anne figürü başta olmak üzere birçok açıdan Anderson’a bunun yakışmadığı söylendi ama bu hikayeler anlatılmaya devem edilecek ve anlatım tarzı, biçimsel özelliklere yüklenilerek de gayet orijinal durabilir. Bu filmde bu orijinallik var ve senaryonun klişe yükü dışında kalan kısmı da oldukça önemli. Senaryoda modern dünyaya kadar uzanan bir aşka denk düşmek olası. Hal böyle olunca da filmi her yönüyle başarılı olarak anabiliriz.</p>
<p>Aşkın Değiştirdiği Güç Dengeleri</p>
<p>Aşkın oluşum süreciyle ilgili birçok film izledik. Bu sene ise bu film ve Call Me by Your Name öne çıkıyor. İkisi birbirinden son derece farklı ve dönemsel olarak da büyük değişimlere denk gelen zaman farklılıkları mevcut. Call Me by Your Name’de herkesin aşağı yukarı yaşadığı ilk aşk, yaz aşkı, keşfetmek gibi olağan durumlar anlatılıyor ve süreç oldukça tanıdık geliyor. İlk dokunuş, ilk söylem, ilk kaçamaklar&#8230;Burada ise durum oldukça farklı. Güç dengeleri değişiyor. Başta terzi Reynolds güçlü bir şekilde istediğini elde ederek başlıyor sürece. Zaten herkes tarafından seviliyor, onlarca aşkı peş peşe yaşamış ve işinin de getirdiği bazı prensipler ilişkiye mesafe girmesine sebebiyet veriyor ve bu durum başta Reynolds’un karizması olarak yansıyor. Bu noktada ilişkiden emin olamıyoruz ve hatta takıntılı bazı gidişatlar akıllara geliyor. Anderson, karakterlerini bu noktada tanımlarken gerginliği ön plana çıkarıyor her an diken üstünde bir tanıklık yaşıyoruz. Gergin bir çiftin yakın arkadaşı gibi bir hissiyata bizi sürüklüyor film. Daha sonra ise Reynolds’un kıskançlıkları, gücünü Alma karakterinden aldığını fark etmesi devreye giriyor ve güç dengeleri de kökten değişiyor. Hatta Reynolds en çaresiz zamanında Alma sayesinde ayakta kalıyor ve artık klişe tabirle ipleri eline alan taraf değişiyor. Burada modern ilişkileri de görmek mümkün. Acı çeken, birbirinin hayatını allak bullak eden ve sonunda bağlılıkla daha da güçlenerek devam eden ilişikler filmde gözümüzün önünde sirayet ediyor. Aşk acıyı, sonra yakınlığı ve sonuç olarak da gücü getiriyor. Bu bağlılıkla aşkın tanımı bambaşka bir hal alıyor ve büyük oranda romantizmden sıyrılıyor. Anderson, gerçek hayatında bunu yaşadı mı bilemiyorum ama çok iyi bildiği bir gerçek. Burada şerh düşen arkadaşlar anne figürü ve güçlü kız kardeş üzerinden senaryoya zayıf diyeceklerdir ama bu durum ya da benzerleri hayat boyu yaşanmaya, erkekler üzerinde etkileri olamaya devam ettiği için birileri de çekmeye devam edecek.</p>
<p>Muazzam Oyunculuklar</p>
<p>Biçim ve yönetmenliğin ağırlığı konusunda şüphemiz yok. Senaryonun şerhlerini de konuştuk. Peki böylesine tutkulu bir aşk hikayesinde inandırıcılık noktasında oyunculuklar nasıldı? En kolayından Daniel Day Lewis’ten başlayalım. Modern sinemanın en iyi oyuncularından olan Lewis, yine muhteşem oynuyor ve tek başına bile filmi izlemek için bir sebep oluşturuyor. Onun zaten 5 senede bir fil çekmesi bizi üzerken bırakma kararı alması son derece üzücü. Umarım bir şeyler olur ve en azından üç film daha dünya gözüyle kendisinden görme imkanımız olur. Kısacası Lewis her zamanki gibi kusursuz. Alma karakterini canlandıran Vicky Krieps ise daha evvel ortalama projeler ve TV filmlerinde boy göstermişti. Kendisi de çok iyi bir performans sergilemiş ama ondan evvel fiziki özelliklerinden dolayı çok doğru bir tercih olduğunu söylemem gerek. Kendisinin çok güzel olmayışı ama kendine has bir duruşunun olması. Mimikleri, ses tonu, bakışları&#8230; Kısacası her şeyi Alma’ya çok uyuyor ve tekrar edeyim ki kendisi iyi performanstan çok doğru tercih olarak anılacaktır. Baskın bir karakter olan kız kardeş rolündeki Lesley Manville de yine muhteşem bir tercih. TV işlerinde daha çok yer alan Manville, karakterin hakkını fazlasıyla veriyor ve hak ettiği Oscar adaylığını da almış bulunuyor.</p>
<p>Son Söz</p>
<p>Yeni Kubrick denecekse ona denmeli dediğim Paul Thomas Anderson sinema sanatının en büyük sanatçılarından biri ve film, sinema sanatını derinden hissetmemiz için bulunmaz bir nimet. İzlerken her anından etkilenmek ve adeta büyülenmek ise cabası. Yılın en iyi birkaç filminden biri olan Phantom Thread, eğer dönmeyecekse büyük oyuncu Daniel Day Lewis’e veda etmek için de güzel bir şans. Atmosfere kendinizi bırakın ve sanatın gücünü her zerrenizde hissedin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/phantom-thread-gerilimli-bir-ask-hikayesi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Three Billboards Outside Ebbing, Missouri ve Oscar İhtimalleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/three-billboards-outside-ebbing-missouri-ve-oscar-ihtimalleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/three-billboards-outside-ebbing-missouri-ve-oscar-ihtimalleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2018 10:09:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Missouri]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar]]></category>
		<category><![CDATA[Three Billboards Outside Ebbing]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11078</guid>

					<description><![CDATA[Daha evvel In Bruges ve Seven Psychopaths filmleriyle kendine has bir sinema yaratan ve oldukça beğeni toplayan Martin McDonagh, son filmiyle yılın en iyileri arasına girmeyi başardı. Kızı tecavüz edip öldürülen bir kadının polis teşkilatını harekete geçirmek için uyguladığı yaratıcı hamle üzerinden ilerleyen film, ırkçılık, kadınların gücü, sistemin boşlukları ve intikam duygusunun tezahürüyle örülü. Tabii [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha evvel In Bruges ve Seven Psychopaths filmleriyle kendine has bir sinema yaratan ve oldukça beğeni toplayan Martin McDonagh, son filmiyle yılın en iyileri arasına girmeyi başardı. Kızı tecavüz edip öldürülen bir kadının polis teşkilatını harekete geçirmek için uyguladığı yaratıcı hamle üzerinden ilerleyen film, ırkçılık, kadınların gücü, sistemin boşlukları ve intikam duygusunun tezahürüyle örülü. Tabii bunları yaparken McDonagh kara komedi ögelerini de layığıyla senaryosuna yediriyor. Keza, filmin en büyük gücü bu matematikle oluşturulan harika senaryosu.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Three-Billboards16.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11079" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Three-Billboards16-1024x423.jpg" alt="" width="696" height="288" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Three-Billboards16-1024x423.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Three-Billboards16-300x124.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Three-Billboards16-768x318.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Three-Billboards16-696x288.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Three-Billboards16-1068x442.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Three-Billboards16-1016x420.jpg 1016w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Three-Billboards16.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Three Billboards Outside Ebbing, Missouri filmi kadının gücü konusunda –ki bu konuda en iyi oyuncu seçimiyle- net söylemler barındıran bir film. Kimsenin cesaret edemediği şeyleri, edemeyeceği şekillerde yapan ve adalet için elinden geleni ardına koymayan bir kadın Mildred Hayes karakteri filmin odak noktası. Adaleti insanın bazen kendisini araması ve cezayı da kendi elleriyle verme isteği de Mildred karakteriyle vuku buluyor. İnsanı ikileme düşüren, kötülükten kötülük doğuran kararlar ve bu tuzağa düşülmesi de yine dolandırmadan aktarılan, izleyiciyi de bir sorgulamaya iten yegane not. Yan karakterler üzerinden de ırkçılık ve uzandığı kollar nasibini alıyor.</p>
<p>Atmosfer kurma becerisi konusunda da McDonagh gittikçe daha iyi sonuçlar ortaya çıkarıyor. Hikayeyi destekleyen sinematografi, puslu manzaralar, müzik tercihleri –burada da işin ehli Carter Burwell yine karşımızda- ve kadrajlar filmin gerçekliğinden kopmadan ama bazen de komedi unsurlarından dolayı kahkaha attırarak bizi perdeye kilitliyor. Yani bir hikaye anlatımına yardımcı olacak en iyi “yönetmenlik” tercihlerini de filmde görmek mümkün. Filmin en güçlü olduğunu söylediğimiz senaryoyu da McDonagh’ın yazdığını eklersek gücü daha da iyi anlaşılır olacaktır.</p>
<p>Peki filmin Oscar şansı ne? 6 dalda 7 adaylık alan film kaç Oscar heykelciğiyle evine dönecek. Tek tek bu kategorileri tartışmak ve hem filmin, hem de filmin olduğu kategorilerde diğer filmlerin şansını değerlendirmek istedik:</p>
<p><strong>Filmin Oscar İhtimalleri ve Diğer Adayların Şansı</strong></p>
<p>Film</p>
<p>Three Billboards Outside Ebbing, Missouri Altın Küre’de en iyi filmi aldı. Bu ödül, Oscar şansını da artırdı ve Hollywood taciz skandallarıyla çalkalanırken filmin konusu da gücünü artırıyor. Şimdilik en büyük favori bu film ama Akademi, 13 dalda aday olan The Shape of Water’ı önemli dallarda es geçmeyecektir. Yılın en güçlü filmlerinden Lady Bird’le birlikte ödülü zorlayacaklardır. En iyi film için sonradan Oscar radarına giren Phantom Thread ya da Dunkirk ise bir sürpriz için bekleyecekler.</p>
<p>Senaryo</p>
<p>Yönetmen kategorisinde aday olmayan McDonagh’a bir ödül vermek ve sahneye çıkarmak için Akademi’nin en büyük şansı senaryo dalı. Şu an en büyük favori konumunda ve senaryosu gerçekten harika. İçerik de malumunuz ve az önce belirttiğimiz üzere ortama uygun e o zaman gelsin Oscar. Temenni bu yönde ama dişli rakipler mevcut. Get Out gibi bağımsız ve siyahi kanadın yaratıcı filmi ve Lady Bird gibi eleştirmenleri çılgına çeviren yapımı büyük rakipler. İki filmden birini tek ödülle onurlandırıp, Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’yi oyunculuklar ve film ödülleriyle göndermeleri olası. Yani biraz denklem işi de burada önemli.</p>
<p>Kadın Oyuncu</p>
<p>Bu kategoride Frances McDormand dışında kimsenin şansı olduğunu düşünmüyorum. Zaten kendisinin performansı yılın en iyisi. Bir o kadar da sevilen ve saygı duyulan bir isim. Onun yapacağı güçlü kadın konuşmasına da Akademi’nin ihtiyacı var. Yani neresinden bakarsak bakalım McDormand bu sene Oscar için var. Hatta Akademi tarihte bir ilki gerçekleştirip şimdiden Oscar’ı evine postalasa ve bunu duyursa sanırım kimsenin itirazı olmaz.</p>
<p>Yardımcı Erkek</p>
<p>Sam Rockwell bu senenin nazarımda en iyi performansına imza atan yardımcı oyuncusu. Aynı filmde rol alan Woody Harrelson da çok iyi ama hem karakterin hikayedeki yeri hem de buna bağlı olarak süresi Rockwell’e daha çok alan açıyor. Hal böyle olunca da Oscar, tıpkı SAG ve Altın Küre’de olduğu gibi Rockwell’e gitmeli. Önünde tek engel olma ihtimali ise oyların bölünmesine eşlik eden Willem Dafoe ihtimali. Senenin başında hızlı giden Dafoe, son ödüllerde geride kalmıştı ama hala ihtimal var.</p>
<p>Müzik</p>
<p>Günümüzün önemli bestecilerinden Carter Burwell, McDonagh’la birlikte In Bruges filminde de şahane bir iş ortaya koymuştu. Bu çıtayı daha da artıran Burwell önce Carol’la, şimdi de hak ettiği üzere bu filmle en iyi müzik kategorisi Oscar adaylığını almayı başardı. Her soundtrack albümü büyük beğeni toplayan Burwell Oscar için biraz daha bekleyebilir. Zira; karşısındaki adaylar oldukça güçlü. Alexandre Desplat’ın The Shape of Water besteleri ve Hans Zimmer’in Dunkirk melodileri şu an önde gözüküyor. Hatta John Williams’ Star Wars ve Johhny Greenwood’un Phantom Thread performansları bile daha şanslı gözüküyor.</p>
<p>Kurgu</p>
<p>Filmin kurgusu hak ettiği üzere kategorisinde aday oldu. Şansı da var ama işçiliği her anlamda daha ön planda olan, teknik anlamda daha önemli işler olarak gözüken Dunkirk ve The Shape of Water bir adım önde gözüküyor. Üç ayrı zaman dilimini hissettirmeden izleyiciye kataran Dunkirk hatta iki adım önde gözüküyor. Bir sürpriz gelir mi 4 Mart gecesi öğreneceğiz ama bu kategori adaylıkla kalacaktır büyük ihtimal.</p>
<p><strong>Son Söz</strong></p>
<p>Sonuç hanesinde o gece filmi yılın en iyi filmi olarak nitelendiren biri olarak kategori açısından 6’da 6 yapmış olarak görmek isterim. Tabii bunun ne denli zor bir şey olduğunu bilmekteyim ev en iyimser tahminimi 4 Oscar’la oluşturmak isterim. Film, kadın oyuncu, yardımcı erkek oyuncu ( Rockwell) ve senaryo dallarından alınacak 4 Oscar ziyadesiyle memnun eder. Sayı değişebilir, Oscar matematiği her şeye gebe ama sabah saatlerinde “En İyi Film” ödülünün Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’ye gitmemesi durumunda Akademi’ye iki çift lafım olacak J</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/three-billboards-outside-ebbing-missouri-ve-oscar-ihtimalleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2000’li Yıllar: Fantastik Filmlerin Yükselişi</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/2000li-yillar-fantastik-filmlerin-yukselisi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/2000li-yillar-fantastik-filmlerin-yukselisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 11:03:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik Filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Potter]]></category>
		<category><![CDATA[Lord of the Rings]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10955</guid>

					<description><![CDATA[Son yıllarda, elbette teknolojinin de etkisiyle fantastik filmler durdurulamaz bir yükseliş yakaladı. Fantastik filmlerden oluşan seri filmler peş peşe gösterime girmeye, box office listelerinde üst sıraları kapmaya başladı. Gelecek yılın en çok beklenen film listelerine bakıldığında da fantastik filmlerin ağırlığını çok net görmekteyiz. Gerçekle masalın birleştiği, politik söylemlerin zemini oluşturduğu ve usta işi hikayelerin oluştuğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda, elbette teknolojinin de etkisiyle fantastik filmler durdurulamaz bir yükseliş yakaladı. Fantastik filmlerden oluşan seri filmler peş peşe gösterime girmeye, box office listelerinde üst sıraları kapmaya başladı.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10957" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster-1024x691.jpg" alt="" width="696" height="470" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster-1024x691.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster-300x202.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster-768x518.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster-696x470.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster-1068x721.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster-622x420.jpg 622w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster-1920x1296.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Maze-Runner-the-Death-Cure-Poster.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Gelecek yılın en çok beklenen film listelerine bakıldığında da fantastik filmlerin ağırlığını çok net görmekteyiz. Gerçekle masalın birleştiği, politik söylemlerin zemini oluşturduğu ve usta işi hikayelerin oluştuğu filmler yeni nesli derinden etkilemeyi başardı. Süper kahramanlardan sıradan insanlara kadar fantastik filmler insan hikayelerini de ön plana çıkarmaya başladı. Artık fantastik filmler sinemanın önemli bir parçası. Tabii bu filmlerin gişe başarısı çoğunun bir seriye dönüşmesini de beraberinde getirdi. Bu serilerden biri olan Labirent, üçüncü bölümüyle sinemalardaki yerini bu ay alacak. Labirent: Ölümcül Kaçış ve Labirent: Alev Deneyleri’nin gişe başarısının da etkisiyle Labirent: Son İsyan’da halkaya eklendi ve 26 Ocak 2018 tarihinde izleyicisiyle buluşacak.</p>
<p>Bizler bu fırsattan istifade, 2000’li yıllarda beğenilen birkaç fantastik filmi önerelim ve seriyi beklerken heyecana ortak olalım istedik. Bunu yaparken de kendimize ufak bir torpil geçtik ve süper kahraman filmlerini es geçtik. Keyifli okumalar:</p>
<p>Lord of the Rings Trilogy ( 2000 &#8211; 2003)</p>
<p>J.R.R. Tolkien’in muhteşem hayal gücünü kullanarak kaleme aldığı romanlar serisi en çok satanlar listelerinde uzun yıllar kaldı ve sinemaya geçişi kaçınılmaz oldu. Peter Jackson’ın tüm yeteneklerini ortaya koyarak kotardığı seri ise kimilerine göre tüm zamanların en iyileri olarak adlandırıldı. Üç Filmlik bu destan Frodo ve arkadaşlarının yüzüğü yerine ulaştırma çabasını üç sene üst üste büyük bir heyecanla izledi ve hem gişede gem Oscar’da rekorlara uzanan bir yolculuğa ortak oldu. Fantastik filmlerin hala zirvesi olan filmlerin öncesini anlatan Hobbit romanı da filme alındı ama aynı başarıyı biraz da ticari kaygılar sebebiyle yakalayamadı. Orta Dünya hala birçoğumuz için en güzel şey ve seriyi izlemeyenler olduğunu hala biliyoruz ve şiddetle öneriyoruz.</p>
<p>Harry Potter Serisi ( 2001 – 2011 )</p>
<p>Seri demişken ve 2000’ler fantastik sineması demişken Harry Potter’dan bahsetmemek olmaz. Tam 10 sene boyunca sinemalara konuk olan, kimimizin onunla büyüdüğü kimimizin ise gençliğini yediği seri, muhteşem bir finalle 2011’de sona erdi. İçinde çocuk masalı gibi bölümün de olduğu en karanlık filmden daha kara filmin de olduğu Harry Potter sinemaya birçok yıldızı da kazandırdı. Yardımcı rollerde Hollywood efsane isimlerini görmenin keyfini de her bölümde yeniden yaşadık. Büyücülük okulunda yaşananların ve iyilerle kötülerin savaşının yer aldığı serinin kitapları da elbette tekrar tekrar en çok satanlar listesinde yer aldı. Hatta yeni bir kitap şu anda raflarda, belki de bir filme daha hazırlıklı olmalıyız.</p>
<p>El Labirento Del Fauno ( 2006 )</p>
<p>Şu sıralar Shape of Water filmiyle ortalığı kasıp kavuran ve Oscar için en önemli isimlerden biri olarak anılan Guillermo Del Toro, fantastik dünyanın en önemli yapıtlarından birini 2006 yılında sergilemişti. Pan’ın Labirenti adıyla ülkemizde izlediğimiz film, masalla politikayı, şiddetle fantastik ögeleri öyle harika ve etkileyici bir biçimde bir araya getirdi ki, bu filminin üzerine çıkabilmesi bir hayli zor gözüküyor. Vizyon sahibi Del Toro’nun kurduğu atmosfer ise kendinizi bıraktığınızda var olduğu dünyaya sizi de almaktan geri durmuyor. Sanat yönetimi, görüntü yönetimi ve müzik kullanımı da kusursuza yakın olunca ortaya modern bir başyapıt çıkıyor. Del Toro bu filme Oscar ve Hollywood yolculuğuna da resmen başlamış oluyordu.</p>
<p>Avatar ( 2009 )</p>
<p>Seveni kadar sevmeyeni de olan ve senaryosu konusunda tartışmalar çıkan Avatar, gelmiş geçmiş en çok izlenen filmlerden biri olduğu için kayıtsız kalamadık. 2009 yılında vizyona giren ve James Cameron’ın yine sinemaya yön vererek 3D hadisesine ivme kazandırdığı film sayesinde yeni sinema salonları açıldı ve her salon 3D gösterim için yeniliğe gitmek zorunda kaldı. Avatar, iyilerle kötülerin, alt metninde siyasi göndermeler taşıyan fantastik bir versiyonu. Hazine için yerlileri yerinden eden kovboylar misali bu filmde de yerliler tehlikede ve aksiyon dozu zirvede. Cameron, gidişata göre şimdiden 3 devam filmi daha çekecek gibi görünüyor. Her filminde teknolojik anlamda çığır açan yönetmen Cameraon bakalım bu sefer ne yapacak? En büyük tahmin: Gözlüksüz izlenebilen 3D filmlerin yolunu yapması gibi gözüküyor.</p>
<p>The Fall ( 2006 )</p>
<p>Her karesi tabloluk olan, estetiğiyle insanı büyüleyen ve vizyon sahibi yönetmen elinden çıkan en iyi filmlerden biri kuşkusuz The Fall. Hastanede yatan ve yataktan çıkamayan Roy, aynı hastanede yatan ve onu ziyaret eden küçük Alexandria ile tanışır. Ona hikayeler anlatmaya başlar ama gittikçe karamsar bir havaya bürünür. Tarsem imzası taşıyan film, içinde komediyi, aksiyonu, macerayı, fantastik tavrı ve romantizmi barındırıyor. Kurulan atmosfer ise 2000’li yılların en iyilerinden biri. Bir de buna harika performanslar ve özenle seçilmiş müzikler eklenince de The Fall listedeki yerini rahatlıkla aldı.</p>
<p>Stardust ( 2007 )</p>
<p>Genelde aksiyon/suç filmleriyle tanınan yönetmen Matthew Vaughn’un imzasını taşıyan film, Robert De Niro, Michel Pfeiffer ve Claire Denis gibi tanınmış isimlerden oluşan kadrosuyla da dikkat çekiyor. Yaratıcı ve aşkı yenilikçi bir anlatıyla odağına koyan filmde sevdiği kadını ikna etmek için kayan bir yıldızın peşine düşen genç bir adam konu ediliyor. Vaughn’un suç filmlerinde yerinde kullandığı komedi dozunu da yine burada güzel kullanmasıyla da ortaya eğlenceli bir fantastik aşk filmi çıkıyor. Kitap uyarlaması olan Stardust, aynı zamanda kendini iyi hisset filmi dediğimiz tarza ve bu tarzın listelerine de rahatlıkla girebilir. De Niro gibi bir ustayı fantastik bir filmde izlemek de cabası.</p>
<p>The Imaginarium of Doctor Parnassus ( 2009 )</p>
<p>Brazil, 12 Monkeys, Monty Python ve Fear and Loathing in Las Vegas gibi filmlerin büyük yönetmeni Terry Gilliam, büyüleyici tarzını bu filmde de önümüze seriyor.</p>
<p>İnsanların düş gücüne etkileyebilen Dr. Parnassus, bir sırra sahiptir. Şeytan Nick ile bir anlaşma yapar ve ölümsüzlüğünü kazanır. Artık kızı üzerinden yeni bir anlaşma yapma zamanı gelmiştir. Harika bir görsellik, yıldızlar geçidi bir kadro, etkileyici senaryo ve tabii ki bunları yöneten bir dahi. 2000’li yılların en kendine has fantezisi elbette Terry Gilliam’dan gelmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/2000li-yillar-fantastik-filmlerin-yukselisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinemanın Dedektifleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/sinemanin-dedektifleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/sinemanin-dedektifleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 13:29:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hercules Poirot]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sherlock Holmes]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemanın Dedektifleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10836</guid>

					<description><![CDATA[Doğu Ekspresi’nde Cinayet filminin yeni versiyonu, Kennet Branagh yorumuyla sinemalarımıza gelmek üzere. Hatta siz bu yazıyı okurken büyük ihtimalle de vizyonda olacaktır. Cinayet/polisiye romanlarının muhteşem yazarı Agatha Christie’nin elinden çıkma olan eser daha evvel birçok kez sinema ve TV dünyasına uyarlandı. Şu ana kadar en iyi uyarlamanın Sidney Lumet ustanın versiyonu olduğu da genelde kabul [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Ekspresi’nde Cinayet filminin yeni versiyonu, Kennet Branagh yorumuyla sinemalarımıza gelmek üzere. Hatta siz bu yazıyı okurken büyük ihtimalle de vizyonda olacaktır. Cinayet/polisiye romanlarının muhteşem yazarı Agatha Christie’nin elinden çıkma olan eser daha evvel birçok kez sinema ve TV dünyasına uyarlandı. Şu ana kadar en iyi uyarlamanın Sidney Lumet ustanın versiyonu olduğu da genelde kabul edilmektedir. Doğu Ekspresi’nin İstanbul yolculuğu sırasında yaşanan cinayet ve trende bulunan birbirinden farklı statüdeki insanların zanlı olduğu hikaye hem ilgi çekici hem de oldukça gerilimli. İzlerken merak unsurunun tavan yaptığı ve katili tahmin etme maratonuna dönüştüğü olaylar zincirinin başrolünde ise Dedektif Hercules Poirot var. Biz de bu ayki sayımızda bu filmden hareketle Poriot ve sinema – TV dünyasına mal olmuş ünlü dedektiflerin bazılarını hatırlayalım istedik. Elbette başlangıç Hercules Poirot.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/002.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10839" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/002-1024x682.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/002-1024x682.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/002-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/002-768x511.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/002-696x463.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/002-1068x711.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/002-631x420.jpg 631w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/002.jpg 1400w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Titiz Dedektif: Hercules Poirot </strong></p>
<p>Agatha Christie’nin 30 küsür romanında ve daha çok sayıda kısa hikayesinde yer alan Poirot, kurgusal bir Belçikalı dedektiftir. Poirot diğer dedektiflerden farklı olarak düzen tutkunu bir karakterdir. Bu sayede de birçok davayı çözüme kavuşturur. Bunun yanı sıra ciddi, naif ve diksiyonu kuvvetli olan Poirot, acele etmeden yavaşça ilerleyerek cinayetleri çözmesini de bilir. En ince detaya kadar düşünür ve muhteşem hafızasıyla onları çabucak kurgular. Biraz ukala, itici ama yine de çekici bir yanı da olan dedektifin egoist tavrı da kendisine yardımcı olur. Sinema ve TV’de Poirot’yu Albert Finney, Ian Holm, Kennet Branagh, Alfred Molina ve David Suchet gibi ünlü oyuncular canlandırmıştır.</p>
<p><strong>Komik ve Dahi: Sherlock Holmes</strong></p>
<p>Artur Conan Doyle’un yarattığı Sherlock Holmes karakteri 1800’lü yılların sonunda ortaya çıkmıştır. Filmleri, kitapları, çizgi filmleri ve TV serileri olan Sherlock Holmes için en ünlü dedektif desek sanırım yanlış olmaz. Gazetede yayımlanan ilk dedektif öyküsü de ona aittir. Tümdengelim yöntemini muazzam uygular ve gözlem yeteneği harikadır. Sorular sorar, onları eldekilerle karşılaştırır ve kusursuz sonuca ulaşır. Bunun yanı sıra yaptığı deneyler ve ortaya çıkardığı verileri de araştırmalarında kullanır. Bu yönünü ise yazar Doyle’un Profesör Joseph Bell’den aldığı bilinmektedir. Kişisel özellikleri ise diğer dedektiflerden farklıdır. Eğlenceli, komik, ukala ve bazen fazla ciddiyetsiz olan Holmes, bu açıdan da yakınlık kurmayı başarıp olay çözümlemede bir bonus daha yaratır. Sherlock Holmes’un yüzlerce yayımlanan baskısı, onlarca filmi ve dizisi, hatta tiyatro oyuncu mevcuttur ve Holmes’e hayat veren aktör sayısı da bir hayli fazladır.</p>
<p><strong>Zeki ve Dikkatli: Miss Marple</strong></p>
<p>Agatha Christie’nin romanlarında en çok yer verdiği karakterlerden biri de amatör dedektif Miss Marple’dır. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen çok zeki ve bir o kadar da hızlı düşünebilen bir karakter olan Miss Marple, insan ve insan doğası hakkındaki bilgilerini de araştırmalarında fazlasıyla kullanır. Hitabeti kuvvetli olan dedektifimiz mantık çerçevesinde çok hızlı kurgulamalar yaparak sonuca ulaşır. Mimik ve jestleri ise asla renk vermeyen ölçüde ayarlıdır. Miss Marple, sıradan, yaşlı bir ev hanımı görüntüsünün altında müthiş bir zekaya sahip ve çevik bir dedektiftir. Sinemaya birçok kez konuk olan Miss Marple’ı Margaret Rutherford, Angela Lansbury, Helen Hayes, Joan Hickson, Geraldine McEwan ve Julia McKenzie gibi oyuncular canlandırmıştır.</p>
<p><strong>Romantik ve Karizma: Philip Marlowe</strong></p>
<p>Raymond Chandler’ın yarattığı Dedektif Marlowe, sert ve karizma görünümün altında oldukça romantik, naif ve ahlaki değerlere sahip çıkan bir karakterdir. İlk olarak 1939’da The Big Sleep romanında ortaya çıkan karakter daha sonra sinema dünyasına da birçok kez uğramıştır. Satranca ve pipoya düşkün olan Marlowe, en çok prensip sahibi olan ve onlara sıkı sıkıya bağlı dedektiflerden biridir. Bazı davalara bakmaz, arkadan iş çevirmez, üslubunu asla bozmaz, kendini her zaman ağırdan satar. Melankolik ve dürüst dedektif kalıplarını neredeyse ilk başlatan ve Humprey Bogart yorumuyla da bunu görsel olarak kalıplaştıran karakter de yine Marlowe’dan başkası değildir. Kendinden sonraki, edebiyat dışında özellikle Hollywood kara film türüne referans olmayı da başarmıştır. Humprey Bogarte, George Montgomery, James Garner, Robert Mitchum ve James Caan Marlowe’a hayat veren önemli aktörlerden bazılarıdır.</p>
<p><strong>Asi ve Kavgacı: Mike Hammer</strong></p>
<p>Ülkemizde Kemal Tahir çevirileriyle meşhur olan ve Frank Morrison Spillane’in kaleme aldığı Mike Hammer’ın maceralarının yaklaşık olarak 250 farklı versiyonunun yayınlandığı düşünülmektedir. Oldukça asi olan. Kavgacı yanıyla tanınan Hammer, zekası, öngörüsü ve pes etmeyen yapısıyla bilinir ama dedektifler arasında en “aksiyon” karakterde kendisidir. Hammer hikayelerinde olay örgüsü birbirine çok benzer ama Hammer her seferinde farklı bir yakalamış gösterir ama mutlaka bir kovalamaca, bir aksiyon okuyucuyu/izleyiciyi beklemektedir. Sinemada çok başarılı örnekleri bulunmayan, birkaç filmle sınırlı bulunan Mike Hammer maceralarının en meşhuru TV dünyasından çıkmıştır. Ülkemizde de yıllarca büyük ilgi gören Stacy Keach’in başrolünü üstlendiği “Mayk Hammer” bu anlamda en önemli yapımdır. Hatta Kemal Sunal, özel kanalların devreye girdiği yıllarda “Bay Kamber1 adlı bir re-make denemesinde bile bulunmuştur.ektif</p>
<p><strong>En Komik Dedektif: Ace Ventura</strong><strong> </strong></p>
<p>Bu kadar ciddi ve karizma dedektif üzerine komedi türünde bir karaterden de bahsetmek gerek. Jim Carrey’nin en formda olduğu dönemlerde iki tane çektiği Hayvan Dedektifi Ace Ventura büyük ilgi görmüş ve izleyenleri kahkahalara boğmuştu. 1994 ve 1995 yıllarında peş peşe oynayan iki film, komedi türünün de iyileri arasında gösterilir. Daha sonra Ace Ventura karakterinin başka versiyonları ve başka mecralardaki sunumu da gerçekleşmiştir. Hayvansever olan, evinde çeşitli hayvanlarla yaşayan ve bazen onların yeminden bile yiyen, hayvan hakları savunucusu Ace Ventura, kaçırılan hayvanları bulmak konusunda da oldukça başarılıdır. Komik, sakar, eğlenceli, enerjik olan Ventura, komedi üzerinden izleyenlere hayvan sevgisi aşılamasıyla da önemli yer tutar.</p>
<p><strong>Bizden Biri: Behzat Ç.</strong></p>
<p>Edebiyat ve sinema tarihine dünya üzerinde etkisi olmuş isimlerden bahsettik. Kapanışı da bizden biriyle başkomiser Behzat’la yapalım. Türkiye TV tarihinin kimilerine göre en iyi işi olan Behzat Ç. Olay örgüsü, cinayetleri çözme biçimi, kadınları etkileyen karizması ve muhalif tavrıyla Tv tarihimize damga vurmuştur. 3 sezon dizi ve 2 sinema filmi bulunan Behzat Ç.’nin geri dönme ihtimali de her zaman dillendirilmektedir. Emrah Serbes’in eserlerinden ve kaleminden çıkan, Serdar Akar’ın ilk iki sezonunu yönettiği yapımın elbette en önemli kozu muhteşem performansıyla diziye damga vuran Erdal Beşikçioğlu’dur. Yan karakterlerin de etkili bir biçimde oluşturulduğu yapımın müzikleri de yayınlandığı dönem en çok dinlenenler arasına girmiştir. Bir Ankara Polisiyesi olan Behzat Ç. yerel normlar anlamında da büyük öneme sahiptir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/sinemanin-dedektifleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FİLMEKİMİ’nden Notlar</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/filmekiminden-notlar/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/filmekiminden-notlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 11:56:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Filmekimi]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10715</guid>

					<description><![CDATA[Filmekimi, sinemaseverlerin her sene heyecanla beklediği, biletlerini dakikalar içerisinde bitirdiği ve genelde Cannes Film Festivali programının adapte edildiği bir festival. Aslında sadece filmler gösteriliyor ve ek etkinlik yok ama sinema büyüsü yaşanılan bir haftaya festival demekte de bir sakınca görmüyorum. Bu yazı yayına hazırlandığı sırada Filmekimi17’nin daha yarısındayız ve ileriki gösterim için “şimdilik” izlenen önemli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Filmekimi, sinemaseverlerin her sene heyecanla beklediği, biletlerini dakikalar içerisinde bitirdiği ve genelde Cannes Film Festivali programının adapte edildiği bir festival.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/happy_end_h_2017.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10717" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/happy_end_h_2017-1024x577.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/happy_end_h_2017-1024x577.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/happy_end_h_2017-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/happy_end_h_2017-768x433.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/happy_end_h_2017-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/happy_end_h_2017-1068x602.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/happy_end_h_2017-746x420.jpg 746w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/happy_end_h_2017.jpg 1296w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Aslında sadece filmler gösteriliyor ve ek etkinlik yok ama sinema büyüsü yaşanılan bir haftaya festival demekte de bir sakınca görmüyorum. Bu yazı yayına hazırlandığı sırada Filmekimi17’nin daha yarısındayız ve ileriki gösterim için “şimdilik” izlenen önemli filmleri derleyelim istedik.</p>
<p><strong>The Killing of a Sacred Deer</strong></p>
<p>Son yılların en gözde yönetmenlerinden Yorgos Lanthimos yakın zamanda The Lobster’la tüm dünyada övgülerle karşılanmıştı. Özellikle senaryosuyla ön plana çıkan film haliyle beklentiyi de yükseltti. Bu beklentiler ışığında perdenin karşısına geçtik ve filmi izlemeye koyulduk. Lanthimos, yine modern toplumun ve insanın çıkmazlarını her zamanki üslubuyla önümüze serdi ama bir farkla: Bu kez, atmosferini ve diyaloglarını Hanekevari bir şekilde, şiddet dozunu azaltarak ama rahatsız ediciliği bol kullanarak aktarmayı tercih etti. Lanthimos’un önceki filmlerine bakarak görece daha zayıf görünen film, bağımsız düşünüldüğünde ise etkilemeyi başaran ve derdini tam olarak anlatabilen başarılı bir yapım.</p>
<p>Çocuk istismarından aile olmaya, kefaretten fedakarlığa birçok konuda sert bir anlatımı tercih eden Lanthimos, atmosfere uygun açıları ve kadrajlarıyla da fark yaratıyor. Colin Farrell’la Lanthimos’un yakaladığı kimya uyumu da artarak devam ediyor. Sonuç olarak The Killing of a Sacred Deer, filmografi içerisinde biraz zayıf görünse de rahatsız edici güzellikte, sert bir Lanthimos filmi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>The Square</strong></p>
<p>Ruben Östlund’un Cannes’dan Altın Palmiye’yle dönen filmi The Square, geçtiğimiz yılın en sevilen filmlerinden Toni Erdmann’ın tarzını andırıyor ve onun yapamadığı her şeyi yapmayı başarıyor. Bir sanat müzesi üzerinden sanata bakışı, modern toplumu ve insanların tüm sahtekarlığını hem de ağız dolusu güldürerek anlatan Östlund, önyargıların ne denli kötücül bir şey olduğunu da gözler önüne seriyor. Günümüzde hepimizin ya bizzat yaşadığı ya da etrafında tecrübe ettiği her türlü riyakarlık da filmin önemli noktalarından biri.</p>
<p>Östlund, insanı anlatan yeni ve en önemli sinemacılardan biri olduğunu bu filmde de tıpkı Turist’te olduğu gibi kanıtlamış oldu. Bir sonraki filmi için daha şimdiden oldukça heyecanlanmamızı da sağlamış durumda. Bir de tabii Claes Bang’i tanımamıza vesile oldu. Muhteşem bir performans sergileyen Bang’i yakın zamanda iddialı projelerde ve hatta Hollywood projelerinde görürsek şaşırmamalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Good Time</strong></p>
<p><strong>Safdie Kardeşler’in son filmi Cannes Film Festivali’nde uzun süre ayakta alkışlanmış ve heyecan yaratmıştı. Bu sebeple oluşan büyük beklenti ise boşa çıkmadı ve harika bir film Filmekimi izleyicisiyle buluştu. Zihinsel engelli bir genç ve abisinin bulaştığı soygun üzerine ilerleyen hikaye kısa zamanda geçiyor ama çok şey vaat ediyor. Atmosferin harika kurulduğu, hikayenin akıllıca kullanıldığı film, her anına uygun olan müzikleriyle de oldukça başarılı.</strong></p>
<p><strong>Robert Pattinson’ın şimdiye kadarki en iyi performansını kaydettiği Good Time, suç filmlerine getirdiği solukla da uzun süre konuşulacak gibi duruyor. Her anı zekice kotarılmış ve üzerinde ciddi anlamda çalışılmış olduğu her halinden belli olan filmin geçişleri ve önemli manevraları da son derece yerinde kullanılmış. Safdie Kardeşler bu formlarını devam ettirirlerse kardeş yönetmenler listelerinde iyi bir yer edineceklerdir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>The Shape of Water</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sinemanın en yetenekli ve vizyonu en geniş yönetmenlerinden Guillermo Del Toro özellikle biçimsel anlamda çok başarılı işlere imza atıyor. Pan’ın Labirenti gibi bir başyapıta da imza atan Del Toro bu filmde yine en iyi bildiği işi yapıyor ve fantastik bir masala imza atıyor. Temizlikçi bir kadınla bir yaratık arasında geçen aşkı sinema referansları ve görsel şölenle süsleyen yönetmen, sinemadan çıktığınızda yüzünüzde bir tebessüm oluşmasını sağlıyor.</strong></p>
<p><strong>Bazı açılardan fazla klişe ve Oscar kokusu yoğun hissedilebilir ancak ustaca kotarılmış sahneler ve vizyon göstergesi yine iyi bir film sonucunu ortaya çıkarıyor. Sally HAwkins’in başı çektiği oyuncu kadrosu da gerekeni yapınca The Shape of Water sınıfı fazlasıyla başarılı bir şekilde geçmeyi başarıyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Loveless</strong></p>
<p><strong>Modern sinemanın ustalarından Andry Zvyagintsev gerçekçi bir sinema ve herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği hikayeler anlatmasıyla biliniyor. Özellikle Dönüş filmiyle tüm dünyada rüştünü ispatlayan ve takibe alınan yönetmen, daha sonra çektiği filmlerle de hep övgüler kazandı. Bu kez anlattığı hikaye boşanma evresindeki bir çift, bu duruma çok üzülen bir çocuk ve modern toplum eleştirisinden oluşuyor. Nefret dolu, sadece kendini düşünen insanları ve sevgisiz büyüyen çocukları anlatan yönetmen bunu adeta bir ağıt haline dönüştürüyor.</strong></p>
<p><strong>Çok açık olmasına rağmen ajitasyona hiç girmeyen ama en gerçek haliyle aktardığı için içimizi parçalayan Loveless filmi, lafın hiç dolandırılmadığı, en net halin aktarıldığı çarpıcı bir film olarak aklımıza kazındı. Ailelerin kendilerini düşünmekten başka bir şey yapmadığı ve çocukların hayatını mahvettiği gerçeği izleyen herkesi sorgulamaya itecektir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Happy End</strong></p>
<p><strong>Malumunuz Haneke gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerden biri. Burjuva kesimine yaptığı eleştiriler, şiddetin mekanizmaları ve çocuklar üzerindeki etkileri de her filminde bir şekilde yer aldı. Tabii insanların gizli ve bastırılmış duyguları, cinsel arzuları ve içlerindeki kötücül yan da HAneke sinemasının olmazsa olamazları. Şimdi ise Haneke biraz tempo düşürerek, yine aynı dertleri ama daha naif bir şekilde anlatmayı tercih ediyor ve odağına bir burjuva ailesini alıyor. Haneke’den ziyade Haneke’ye özenen genç ama yetenekli bir sinemacının filmi etkisi yaratan Haneke, harika finaliyle yine de etkilemeyi başarıyor.</strong></p>
<p><strong>Derdini modern topluma da uzatan Haneke, özellikle sosyal medya ve buradan ilerleyen gösteri toplumuna da değinmeyi ihmal etmiyor. Muhteşem oyuncular Isabelle Huppert, Jean-Louis Trintignant, Mathieu Kassovitz’in harika performanslar sergilemesi de en az bu anlamda bir konsantrasyon yaratıyor ve sinema tadını daha çok duyumsamamızı sağlıyor. Happy End, eksiklerine rağmen deneyimlenmesi gereken bir HAneke filmi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Mother!</strong></p>
<p><strong>İzleyicileri ikiye bölen, katıldığı festivallerde de yuhalama ve alkışları birbirine karıştıran film, hem genel gösterime girdi hem de Filmekimi’nin açılışını yaptı. Aronofsky’nin önceki filmleriyle akrabalık bağları bulunan Mother!, biçimsel anlamda yine etkileyici sahneleri barındırıyor. Yaratım sürecinde sorun yaşayan bir şair ve beraber yaşadığı kadın üzerinden ilerleyen hikaye, bir yabancının evlerine gelmesiyle içinden çıkılmaz bir hal alır. Bu hikaye gerilim sosuyla başlar ve akıl almaz bir yere gider. Kaosun, dinin ve hayata dair döngünün karşımıza bambaşka şekilde çıktığı filmden nefret etmek de çok sevmek de aynı derecede uzak. Basit gerilim filmlerinde olan geçişler ve sahnelerin kullanımının itici bir güç olduğu filmde Jennifer Lawrance sağlam bir performansa imza atarken, Javier Bardem ise kötü bir performans sergiliyor.</strong></p>
<p><strong>Aronofsky’nin bir sonraki adımda ne yapacağını bu filmden kestirmek güç. İnanç konusund daha önce bilinen görüşleri de değişti mi bilinmez ama kafasının karışık olduğu aşikar. </strong></p>
<p><strong>Filmekimi devam ediyor ve daha izleyecek çok önemli filmler var. Thelma, 3 Billboard Outside Ebbingi Missouri, Call me by Your Name, Foxtrot ve 120 BPM en heyecanlı olduğum ve beklentilerin yüksek olduğu filmler. Önümüzdeki sayıda da onlara kısa kısa değinir ve normal gösterimde izleyecek okurlarımız için bir rehber oluşturmaya çalışırız. Şimdiden iyi seyirler.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/filmekiminden-notlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Game Of Thrones Sezon 7: Görsel Şölen Zayıf Senaryo</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/game-of-thrones-sezon-7-gorsel-solen-zayif-senaryo/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/game-of-thrones-sezon-7-gorsel-solen-zayif-senaryo/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 11:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Game of Thrones]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10507</guid>

					<description><![CDATA[Bütün dünyanın konuştuğu, reyting rekorları kıran ve spoiler yüzünden nice kavgaların yaşandığı Game of Thrones’un bir sezonu daha geride kaldı. Bölüm sayısı olarak az olan ama dakika bazında diğer sezonlardan aşağı kalmayan sezon 7, artık kışın geldiği ve yavaş yavaş sona yaklaştığımız bir sezon oldu. Yazının bundan sonraki bölümü fazlasıyla spoiler içermekte olup, 8. Sezonla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün dünyanın konuştuğu, reyting rekorları kıran ve spoiler yüzünden nice kavgaların yaşandığı Game of Thrones’un bir sezonu daha geride kaldı. Bölüm sayısı olarak az olan ama dakika bazında diğer sezonlardan aşağı kalmayan sezon 7, artık kışın geldiği ve yavaş yavaş sona yaklaştığımız bir sezon oldu. Yazının bundan sonraki bölümü fazlasıyla spoiler içermekte olup, 8. Sezonla ilgili de bazı teorilere yer vermektedir. O sebeple izlemeyen okuyucuların uzak durmasında fayda var.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/game-of-thrones2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10510" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/game-of-thrones2-1024x640.jpg" alt="" width="696" height="435" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/game-of-thrones2-1024x640.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/game-of-thrones2-300x188.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/game-of-thrones2-768x480.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/game-of-thrones2-696x435.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/game-of-thrones2-1068x668.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/game-of-thrones2-672x420.jpg 672w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/game-of-thrones2.jpg 1587w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Uyarımızdan sonra devam edelim. Geçtiğimiz sezon ( 6 ) özellikle teknik açıdan zirve yapan ve çok önemli olayları geçmişle bağlayan dizi, belki de bugüne kadarki en iyi sezona imza atmıştı. Özellikle son iki bölümde ekranlara yansıyan savaş ve katliam sahneleri üst düzey kotarılmış, hatta birçok açıdan Hollywood’un tarihi filmlerinin bazılarını geride bırakacak kadar etkili olmuştu. Son sezon bu anlamda görevini yerine getirdi diyebiliriz. Özellikle geçiş planları, kadrajlar ve sinematografik güzellikler tekrar tekrar izlenesi bir tat verdi. Zaten bu anlamda diziden yayınlanan kamera arkası görüntüleri de işin nasıl bir ivme kazandığını gözler önüne serdi. Seyircilerin reaksiyonları da savaş yaşanan bölümlerde daha da yüksekten duyuldu. Buraya kadar son sezon için sıkıntı yok ama senaryo biraz hayal kırıklığı oldu diyebilirim.</p>
<p>Öncelikle George R.R.Martin’in izlediğimiz ve izleyeceğimiz sezonlara denk gelen hikayeyi hala yazdığını ve sadece tüyo vererek yetindiğini belirtelim. Martin’in bu uzaklaşması dizi senaristlerine işin büyük bölümünü bırakmış oldu. Hal böyle olunca da önemli manevralarda kurulan matematikler son derece basit ve kendi içinde bile tutarsız bir hal aldı. Mesela, bir Ak Gezen yakalanıp Cersei’ye delil olarak kullanılma hikayesi başlı başına üçüncü sınıf bir olay örgüsü. Böyle bir riske girmek, Cersei’ye güvenmek ve ejderhaları başta kullanmamak… Yani neresinden bakarsak bakalım tutarsızlık ve başarısız bir entrika yaratma çabası. Sadece bu da değil. Diyaloglar da bu sezon ülkemizdeki dizilerde alışık olduğumuz düzeyde ajitasyon ve kalitesizlik içeriyordu. Velhasıl biçim olarak dizi külliyatına sağlam bir yerden girecek ama içerik olarak serinin en zayıfı diyebileceğimiz bir sezon oldu. Bakalım final sezonu, bu eleştirilerin de ışığında nasıl gerçekleşecek?</p>
<p>Peki Neler Yaşandı ve Yaşanabilir?</p>
<ol start="7">
<li>sezon sonunda beklenen kış ve Ak Gezenler geldi. Geldikleri gibi ortalık karıştı, duvar yıkıldı, mertlik bozuldu. Hatta bir ejderhayı da saflarına kattılar. Serçe Parmak denen illet karakterden sonunda kurtulduk ve artık kardeşlerin arasını bozacak bir iki yüzlü yok. Jon Snow ve Khaleesi’nin merakla beklenen birlikteliği, aşkı ve hatta sevişmeleri de arz-ı endam eyledi. Herkes artık rahata ermiştir. Jon Snow’un kim olduğu da ismine kadar açıklandı ve tahtın esas varisinin de o olduğunu öğrenmiş olduk. Frey ve Tyrell haneleri de bu arada tamamen yok oldu. Bunlar yaşanırken Cersei tekrar hamile kaldı ama Jamie verdiği sözü tutmak için kuzeye hareket etti. Ufak tefek bir sürü gelişme daha oldu ama artık mesele tamamen iyiler, kötüler ve nasıl bir savaş olacağı merakına doğru iyice daraldı. Görüp görebileceğimiz en büyük savaş son sezon sanırım bizi ekranlara kilitleyecek ve belki de herkes yok olacak.</li>
</ol>
<p>Ak Gezenler duvarı yıktı geliyor, Jon Snow ve Khaleesi önderliğinde Kuzey büyük bir savaşa hazırlanıyor. Yaşayan Stark’lar bir arada olacak ve Jamie ile Tyrion da bu saflarda yer alacak. Yani bir nevi dizide sevdiğimiz bütün karakterler artık bir arada ve tamamen aynı tarafta. Karşı da ise Ak Gezenler ve ne yapacağı belli olmayan Cersei var. Bir de ona yardım eden Greyjoy’ların kötü adamı Euron. Teoriler ise şimdiden konuşulmaya başladı.</p>
<p>Teoriler</p>
<p>Bir teoriye göre Samwell Tarly ve Brandon Stark okuma ve geçmişe gitme becerilerini bir araya getirecek ve Gece Kralıİ’nı alt etmenin yolunu bulacaklar. Jon Snow’a kim olduğunu açıklayan ikili savaşı da sonsuza kadar bitirecek formülü öğrenip noktayı koyacaklar. Tabii iyi olan başka teori de Kuzey’in müthiş bir çarpışmayla sonu getirecek olması. Bu meyanda da kötülerin hepsinin ortadan kalkması.</p>
<p>Kötü olan teorilerden biriyse Jon’un Khaleesi’yi feda edip Azor Ahai olması. Böylece efsane Lightbringer kılıcı da Jon’un olacak ve Ak Gezenler’in sonunu getirecek. Tam da burada Jon ve Dany üzerinden başka bir teoriye geçelim. Bir ejderha feda eden Dany, bunun karşılığında bir bebek sahibi olabilecek ve bu Jon’dan olacak. Bu sonuçta da artık hükmetme konusunda sıkıntı çekilmeyecek. Bu iki teori de “buz ve ateşin şarkısı” göndermeleri üzerine kuruluyor. Buz ve ateş olan ikiliden yeni bir prens ortaya çıkacak. Bu, ya Azor Ahai olacak ya da yeni doğan bir bebek.</p>
<p>Son teorilerden biri de küçük kardeş kehaneti. Cersei’nin gerçekten küçük kardeşi olan Tyrion ya da yaşça küçük kardeşi olan Jamie ikilisinden biri tarafından öldürülmesi. Hal böyle olunca büyük bir düşman ve kaba tabirle ayak bağı ortadan kalkacak. İyiler ve Ak Gezenler baş başa kalacak.</p>
<p>Her şeyin sonunda ise ya Ak Gezenler kazanacak bizim kahramanları silip süpürecek ya da iyiler kazanıp kendi aralarında çarpışacak ve burada Cersei’nin pek şansı olmayacak. 2018 ya da 2019! 8. sezon ne zaman yayınlanacak bilinmiyor ama en iyi sezon olma potansiyeli bile var. Tabii bu sezonki kötü senaryo tuzağına düşmezlerse…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/game-of-thrones-sezon-7-gorsel-solen-zayif-senaryo/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dunkirk Öncesi “Modern Savaş Filmleri”</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/08/27/dunkirk-oncesi-modern-savas-filmleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/08/27/dunkirk-oncesi-modern-savas-filmleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Aug 2017 10:21:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Dunkirk]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Savaş Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10440</guid>

					<description><![CDATA[Christopher Nolan 21 Temmuz günü Dunkirk’le sinemalarımıza konuk olacak. Son yılların en başarılı yönetmenlerinden olan ve yeni Kubrick olarak gösterilen Nolan, Dunkirk tahliyesini anlatacak. Fragmanı oldukça iddialı olan yapımın görsel açıdan da etkileyici olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Bakalım yeni Kubrick adayımız, yap bozun eksik parçalarını tamamlamaya devam edebilecek mi ve Filmografisine sağlam bir savaş filmini ekleyebilecek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Christopher Nolan 21 Temmuz günü Dunkirk’le sinemalarımıza konuk olacak. Son yılların en başarılı yönetmenlerinden olan ve yeni Kubrick olarak gösterilen Nolan, Dunkirk tahliyesini anlatacak. Fragmanı oldukça iddialı olan yapımın görsel açıdan da etkileyici olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Bakalım yeni Kubrick adayımız, yap bozun eksik parçalarını tamamlamaya devam edebilecek mi ve Filmografisine sağlam bir savaş filmini ekleyebilecek mi? Onun savaş filmi çekme tercihini Oscar’a yoranlar ya da filmografisinde savaş filmi eksiği olmasına yoranlar oldu ama bu, yeni Nolan filmine olan heyecanı asla azaltamayacaktır.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10441" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003-1024x429.jpg" alt="" width="696" height="292" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003-1024x429.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003-300x126.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003-768x322.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003-696x292.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003-1068x447.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003-1002x420.jpg 1002w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003-1920x804.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/003.jpg 2000w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Nolan’dan kötü film bekleme ihtimalimiz de yok. Zira; Batman serisinin son filmi hariç bırakın kötüyü ya da vasatı, iyinin altında filmi bile yok. Hatta başyapıt denebilecek filmlere de daha şimdiden imza atmış durumda. Sinemasında her zaman yeniliklere açık olan, derdini/söylemlerini net ifade eden Nolan, karakterlerini de detaylandıran ve bize içselleştirme fırsatı veren bir sinema yapmakta. Bakalım bu kez savaş filmi handikapına rağmen karakter oluşumlarında ön planda kimseyi görebilecek miyiz? Nolan’ın en çok kara film türünden etkilendiğini ve filmlerinde bunu hissettirdiğini sanırım rahatlıkla söyleyebiliriz. Yaratılan atmosfer, karakterlerin oluşum hamleleri ve anlatımı, olay örgüleri ve elbette bir yerinden illaki bir bağ kurulabilen suç ögesi. Tabii Nolan demişken zaman, algı ve hafıza konularındaki önemli söylemlerini de belirtmek gerek. Nolan, Dunkirk’te bunların ne kadarını savaş atmosferine dahil edecek ve ortaya nasıl bir anlatım çıkacak. Bunu hep beraber göreceğiz ama öncesinde biz, sinemanın her sinemsevere hitap etmeyi başarabilen savaş türüne ve türün 1990 sonrasına damga vuran birkaç sağlam modern savaş örenğine kısaca tekrar bir göz atalım.</p>
<p>Stalingrad &#8211; 1993</p>
<p>Joseph Vilsmaier’in çektiği bu 2. Dünya Savaşı filmi, türün en gerekçi olanlarından biri konumundadır. Doğu Cephesinde geçen hikaye, savaşın anlamsızlığı ve acımasızlığını güçlü bir anlatımla yansıtmayı başarmıştır. Film, dinlenmek üzere İtalya’ya yollanan bir taburun, istemeyerek Stalingrad Muharebesi’nde savaşmaları ve başlarına gelen olaylara yoğunlaşıyor. Görsel açıdan da donuk ve etkileyici sahnelere sahip olan Stalingrad, Thomas Kretschmann’ın tüm dünyada tanınmasını da sağlayan film olarak bilinmektedir.</p>
<p>Schindler’s List &#8211; 1993</p>
<p>Gelmiş geçmiş en iyi film listelerinde üst sıralarda yer alan Steven Spielberg başyapıtı, muhteşem sinematografisi, güçlü hikaye anlatımı ve usta işi sahnelerle akıllarda asla çıkmayacak güzellikte. Savaşın ve soykırımın o korkutucu, hüzünlü ve şiddet yüklü yüzünü net şekliyle beyazperdeye aktaran Schindler’s List, dramatik yapısı ve müzikleri ile de izleyiciyi yakalamayı başarıyor. Sadece 2.Dünya Savaşı değil, genel anlamda da çok özel ve çok büyük bir film olan Schindler’s List’in elbette en ağır topu ise bu performansıyla Oscar adayı olan Liam Neeson.</p>
<p>The Thin Red Line &#8211; 1998</p>
<p>Usta yönetmen Terrence Malick’in 20 yıl aradan sonra çektiği bu film, savaş karşıtlığını ve savaşın anlamsızlığını vurucu sahneler ve kan ile değil, psikolojiyle ve yitip giden hayatlarla, daha da önemlisi felsefi açıdan sorgulayarak anlatıyor. Belki de gerçek cehennemin bu dünyada olduğu mottosundan hareket ile varoluşsal düşünceyi de hesaba katan Malick, şiirsel anlatım ile de gücünü artırıyor ve büyüleyici bir sinema deneyimi ortaya koyuyor. Malick sinemasının harika kadrajları da sinemanın büyüsünü yaşamak için ideal.</p>
<p>Enemy at the Gates &#8211; 2001</p>
<p>Rusya ve Almanya amansız bir savaş içinedir. Rusların motivasyonu ve kazanmaya olan inançlarını körükleyen en öenmli şansı müthiş sniper Vassili Zaitsev, Almanların en büyük kozu ise acımasız ve zeki Albay König’dir ve bir yerden sonra film bu ikili arasında kedi-fare oyununa döner. Hem hikaye anlatımı yerindedir hem de kadrajlar bir savaş/sniper filmi için özenle çalışılmıştır. Ed Harris’in performansıysa filmin en büyük kozlarından biri durumundadır. Sadece savaş değil gerilim ve macera seven izleyiciler için de Enemy at the Gates harika bir yapım olarak sinema tarihindeki yerini alır.</p>
<p>The Letters From Iwo Jima &#8211; 2006</p>
<p>Klasik sinemanın günümüzdeki uygulayıcılarından ve ustalarından olan, yaşı 90’a yaklaşmasına rağmen hala setlerden inmeyen Clint Eastwood’un çektiği film, bir söylentiye göre cesetleri mağaralarda ve yerde gömülü bulunan Japon askerlerin üzerlerinden çıkan mektuplardan hareketle yapıldı. Aynı sene Amerikan tarafından da aynı hikayeyi çeken Eastwood, tamamı Japonca ve tarafsız bir şekilde Japonya tarafının hikayesini de anlatmayı tercih etti. Diğer parçasından çok daha iyi olan Letters From Iwo Jima, müthiş görsellik ve harika diyaloglarla izleyiciyi etkilemeyi başarıyor. Bunun karşılığını da Oscar ve Altın Küre adaylıklarıyla alıyor.</p>
<p>Inglourious Basterds &#8211; 2009</p>
<p>Alman işgali altındaki Fransa, Naziler’in en güçlü olduğu zamanlar, hayatını yeniden kurmak isteyen ve ailesinin intikamını düşleyen bir kadın, bir Alman Subayı ve Nazi avcısı bir grup&#8230; Bu harika görünen karakterler ve hikaye mükemmel bir savaş filmi izlenimi veriyor ve ortaya çıkan film de muhteşem ama bir farkla: Yönetmen Quentin Tarantino! Sanırım ne kadar çılgın olduğu konusunda başka bir söz söylemeye gerek yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/08/27/dunkirk-oncesi-modern-savas-filmleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dario Argento Korku Sinemasının En Büyük Ustası</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/dario-argento-korku-sinemasinin-en-buyuk-ustasi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/dario-argento-korku-sinemasinin-en-buyuk-ustasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 08:51:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10334</guid>

					<description><![CDATA[Dario Argento, film yapımcısı ve yönetmeni Salvatore Argento ve Brezilyalı fotoğrafçı Elda Luxardo&#8217;nun oğlu olarak, birçok tanınmış İtalyan yönetmen gibi Roma&#8217;da dünyaya geldi. Her Romalı yönetmen gibi şehirden beslenen ve öncelikle çok film izleyen bir kişiliğe sahip olan Argento, daha sonra kariyerine eleştirmen olarak devam etti. Lise öğreniminde çeşitli dergilerde sinema yazıları yazan Argento, özellikle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dario Argento, film yapımcısı ve yönetmeni Salvatore Argento ve Brezilyalı fotoğrafçı Elda Luxardo&#8217;nun oğlu olarak, birçok tanınmış İtalyan yönetmen gibi Roma&#8217;da dünyaya geldi. Her Romalı yönetmen gibi şehirden beslenen ve öncelikle çok film izleyen bir kişiliğe sahip olan Argento, daha sonra kariyerine eleştirmen olarak devam etti. Lise öğreniminde çeşitli dergilerde sinema yazıları yazan Argento, özellikle korku türüne o zmanlardan merak salmıştı. Kolej ve daha üst eğitimine devam etmeyen, bunun yerine sinema yazmayı seçen Argento, gazetelerde de yazmaya başladı ve kendini bu alanda geliştird. Elbette bu sektöre girmesini de kolaylaştırdı ve daha sonra birçok projede beraber çalışacağı ünlü sinemacılarla daha küçük yaşta tanışmasına sebep oldu. Gazetede çalışırken senaristlik yapmaya başlayan Argento, önce daha küçük çapta projelerde yer aldı ve daha sonra İtalyan sinemasının büyük filmlerinde de çalışma şansı elde etti. Kızı Asia Argento’yu da sinemaya kazandıran büyük yönetmen son yıllarda yaşının da etkisiyle bir yavaşlama döneminde girdi ve filmleri düşük kalibredeydi ama şu sıralar prodüksiyon aşamasında olduğu bir filmi bitirmek için uğraşıyor ve bundan dolayı biz çok ama çok heyecanlıyız.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10336" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Rahatsız Edici Güzellikte: Dario Argento Sineması</strong></p>
<p>İtalyan suç filmlerinin –daha öncesinde de romanlarının- bir nevi alt türü olarak kabul edilen, grotesk bir tavır içeren ve şiddet öğesinin alabildiğince sınırsız kullanıldığı b-filmlerine denmektedir. Tabii görece bir üslupla biraz farklı betimleyenler olacaktır. Bu türün kendine has özellikleri Mario Bava ve Lucio Fulci’den başlar ve Dario Argento üstada kadar uzanır. Hatta Argento, tamamen b-film kategorisinde olan giallo türüne kalite kazandırmış ve korku külliyatı içerisinde sağlam bir yer kazandırmıştır. Sinemanın ve korkunun ruhunu taşıyan ama eksiği gediği çok olan bu tür Argento sayesinde artık çok daha fazla bilinir ve üzerine çok daha fazla tartışılır bir hale gelmiş, günümüze kadar da uzanmıştır. Hatta üstad Giallo adlı bir film çekmeye kadar işi götürmüştür. Peki Argento için sadece giallo türünden mi bahsetmeliyiz? Elbette hayır! Onun korku sinemasında açtığı yol ve belleklere kazıdığı tarz, sinemayı sinema yapan unsurların da ötesinde yer almaktadır. Öyle ki; türün hayranları bile dinamiklerin tersyüz edilişi karşısında çaresiz kalır ve hayatında unutamayacakları deneyimleri yaşamış olurlar.</p>
<p>Argento’nun sinemasına yönetmenlik üzerinden biraz ara verelim ve senaristliğine bir göz atalım. Çoğumuza ve bana göre gelmiş geçmiş en iyi western filmi, spagetti alt türüne ait Once Upon a Time in the West filmidir. Leone ustanın bu başyapıtı boşuna başyapıt olmamış ve senaryosunda ustalar bir araya gelmiştir. Leone ve Donati’ye, Bertolucci ve Argento eşlik etmiş, ortaya da muhteşem bir senaryo çıkmıştır. Argento’nun kattıkları sayesinde, özellikle anlatı olarak film epey güç kazanmış ve daha olgun olmasında Argento önemli yer sağlamıştır. Böylece sinema sanatına Argento’nun verdiği katkılara senaryo anlamında da en iyilerden biri eklenmiş, katkısı sayesinde gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri ortaya çıkmıştır. Tabii senaristlik katkısı sadece bu filmle sınırlı değil. Argento tamamen kendi filmlerine geçmeden ve kendi senaryolarını da yazmya başlamadan evvel özellikle western külliyatına senarist olarak önemli katkılarda bulunmuş bir isim. Mizahi yönünü korkularına pek fazla bulaştırmayan Argento, bu hakkını western filmlerinin bazılarında kullanmaya karar vermiş, çok da iyi yapmış. Bazı erotik filmlerin senaryolarında da imzası olan Argento, Un Esercito di 5 Uomini, Un Corde&#8230;Un Colt&#8230;, Commandos, Oggi a Me&#8230; Domani a Te&#8230; gibi filmlerde senarist olarak katkı vermiştir ve bunlar oldukça önemli yapımlardır.</p>
<p>Argento’nun korku sinemasına dönecek olursak hayranlığımızı dile getiren sözlerle yazıya devam edebiliriz. Her şeyden evvel Argento’nun Bava’dan etkilenmiş olmasına rağmen kendine has bir sineması olduğunu ve kimseye benzemediğini vurgulamak gerekir. Filmin birkaç sanesini görünce Argento filmi olduğunu anlamak pek güç olmasa gerek. Zira; Argento estetik açıdan kusursuzdur ve mükemmeliyetçidir. Onun kadrajları ve renkleri adeta bir vals eşliğinde dans eder. Biçimsel olarak kendisiyle yarışabilecek bir korku sineması yönetmeni yoktur ve bu anlamda Hitchcock dahil olmak üzere herkesin üzerinde yer alır. Özenle kotarılmış ve sanat yönetmenliği eserleri olan atmosfer, set ve dekorlar muhteşemdir. Kurgu ve geçişler öylesine uyumludur ki gerçekliği en fantastik filminde bile hisseder, sinirlerimizin kontrolünü kaybederiz. Argento filmleri eşsiz bir keyif, rahatsız edici güzellikte bir deneyimdir. Atmosferin güzelliği ve inandırıcılığı bizi hapseder ve korkmak kelimesini iliklerimize kadar yaşarız. Açılar öyle dehşettir ki kendimizi hikayenin içinde bulamamak gibi bir şansımız yoktur. Kısacası; Argento filmi izlerken hem korkunun sınırlarında dolaşır, hem de çok büyük bir sinema keyfi yaşarız&#8230;</p>
<p>Ünlü sinema yazarı James Gracey, Argento sinemasını şu şekilde tanımlar: “<em>40 yılı aşkın bir süredir, Dario Argento&#8217;nun nefes kesici biçimde şiddetli ve asortik filmleri dünya etrafındaki izleyicileri şoke ediyor ve dehşete düşürüyor. Bir Argento filmi izlemek tamamen içsel bir tecrübenin keyfine varmaktır. Özenle hazırlanmış set bölümleri ve baş döndürücü sinema sanatçılığı kan ve gücün kakofonisinde çarpışır. Kamera, durmaksızın avının beşinde dolaşan bir silah gibi kullanılır. Şaşılası görüş açısı çekimleri izleyiciyi ölüm ve kargaşanın her şatafatlı tasvirinde içine alırken hem kovalanan hem kovalayan kılar.</em></p>
<p><em>Çekici kadın kurbanlar soyut dehşetin içine akarken, hepsi kendi savunmasızlığının farkında, özlemle arkalarına bakarlar. Zaman zaman her cinayet neredeyse şehvetli bir şekilde, daha çok seks sahnelerini andırırcasına filme alınır: kanlı kaosların rahatsız edici bir orgazmında doruğa çıkan kan ve beden çılgınlığı.</p>
<p>Dehşet ve gerilim sahneleriyle kendisi de bir isim yapmış olmakla birlikte, Argento sık sık &#8216;İtalyan Hitchcock&#8217; diye anılır. Fakat Hitchcock&#8217;un çalışmaları sabit doğrusallık, odaklanmış akış, anlatı ve mantıkla özdeşleşirken, Dario Argento&#8217;nun filminde bunlar atmosfer, teknik yetenek ve provokatif betimlemelerle yer değiştirir</em></p>
<ol start="36">
<li><strong> Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Yenilenmiş Halini İzlediğimiz SUSPIRIA</strong></li>
</ol>
<p>Korku türü son yıllarda epey değişim gösterdi. 90&#8217;lara damga vuran teen slasher akımından sonra nereye evrileceği merak konusuydu. Tıpkı bizim sinemamız gibi, dünya sineması da seri katillerden, arızalı karakterlerden biraz uzaklaştı ve doğaüstü olaylara yer vermeye başladı. Özellikle James Wan önderliğindeki yeni sinemacılar, bu anlamda oldukça başarılı ve etkileyici işlere imza attılar. Peki 70&#8217;ler sinemasının sonları ve 80&#8217;ler başında durum neydi? Myers, Freddy, Jason gibi psikopatların hüküm sürdüğü yıllarda doğaüstü konular işlenmiyor muydu? İşte bu soruların, isim üzerinden gidildiğinde, tek ve en orjinal cevabı şöyleydi; Dario Argento&#8230;</p>
<p>Argento sinemasında biçimin çok önemli olduğu, hatta çoğu zaman hikayenin epey önüne geçtiğini söyleyebiliriz tekrar. Görsel açıdan doyurucu, oldukça sert ve stil ustası olduğunu kanıtlayan cinsten sahneler de Argento sinemasının olmazsa olmazları. Bu anlamda en özgür davrandığı, hikayeyi de çok boşlamadığı ve kült mertebesine ulaşmış filmi Suspiria, ustanın başyapıtlarından biri ve filmografisinin de kesinlikle en iyisi. Sadece bununla kalmayıp, korku külliyatının en iyilerinden biri olduğunu söylemek de sanırım abartı olmaz. 1980 yılında çektiği Inferno ve 2007 yılında kotardığı La Terza Madre ile birlikte &#8220;Üç Ana&#8221; üçlemesini oluşturan Suspiria, en rahatsız edici ve herkes tarafından hazmı kolay olmayan bir klasik olarak sinema tarihinde yerini almış durumda.</p>
<p>Suspiria Giallo romanları tadında başlıyor ki Argento&#8217;nun ustası kabul edilen Mario Bava bu anlamda öncü sinemacılardan. Ondan aldığı ilham ve Scorsese&#8217;ye kadar bulaşan kamera hareketleri sanırım sinemasının temelinin en güçlü yanları. Ucuz romanları ve b-film özelliklerini destekleyen pek çok öğe de gözümüze net olarak çarpmakta. Aşırı kan kullanımı, son derece rahatsızlık verecek cinayet sahneleri ve Argento&#8217;yu yıllarca kadın düşmanlığı ile suçlamaya yetecek kadar sert olan kadın kurbanların öldürülme şekilleri. Burada sanırım yanlış anlaşıldığı yerler, stil konusundaki takıntılarından dolayı, en ufak detayına kadar cinayetleri göstermek istemesi. Yani, cinayet olayını görsel açıdan şölene çevirip, belki de kendi içinde meşrulaştırması. Bunu da kadın karakterler üzerinden yapması farklı yorumlanabilmekte. Suspiria&#8217;da bu durum çok daha ön planda. Bir de Goblin grubunun epey rahatsız eden müzikleri ile birleşince seyirciyi yakalayıp, amacına fazlasıyla ulaşıyor Argento. Bu yöntemlerin kullanılması ile de film, ikinci yarıdan sonra bambaşka bir hal alıyor ve hala günümüzde korku sineması üzerinde etkilerini görebildiğimiz doğaüstü güçler, soyut kavramların somutlaştırılması gibi yöntemlerle tinsel konulara evriliyor. Efsaneleşen ve filmin doruk noktasına ulaştığı anlarda görülen cadı topluluğu ve benzeri sahneler ile de Argento tür içindeki her dinamikte usta olduğunu adeta tekrar tekrar kanıtlıyor.</p>
<p>Suspiria, sanat yönetimi açısından da bir başyapıt. Giuseppe Bassan&#8217;ın bu anlamdaki başarısı dudak uçuklatan cinsten. Koridorlar, tavanlar, filmin atmosferine yardımcı olcak herşey ustaca kotarılmış. Yani, set ve dekorlar inanılmaz ayarında ve etkileyici durumda. Kabaca, bu filme daha iyisini bulmak neredeyse imkansız diyeceğimiz türden. Bunu, Luciano Tovoli&#8217;nin harika görüntüleri ve ışık kullanımı da destekleyince o bahsettiğimiz stil ustalığını yakalamak çokta zor olmuyor. Argento&#8217;nun yaratıcılığı ile birleşen bu özellikler, öylesine muazzam bir tad bırakıyor ki damakta, her izlendiğinde ve hal aynı tadı almak sürpriz olmuyor.</p>
<p>Sonuç olarak, Suspiria elbette herkesi memnun edecek bir film değil. Nefret eden ya da izlerken tahammül sınırları zorlanıp tamamlayamayacak izleyici çok olacaktır. Ancak, hem Avrupa sineması dinamikleri taşıyan, hem anlattığımız üzere ucuz romanları referans alan Suspiria, hayatınızdaki en korkunç 100 dakika olmaya aday.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/dario-argento-korku-sinemasinin-en-buyuk-ustasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bitmeyen tür: Kılıç / Sandelet filmleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/05/26/bitmeyen-tur-kilic-sandelet-filmleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/05/26/bitmeyen-tur-kilic-sandelet-filmleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2017 06:39:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Braveheart]]></category>
		<category><![CDATA[Kılıç / Sandelet filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[samuray filmleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10233</guid>

					<description><![CDATA[İtalyan sinemasının eski Roma&#8217;yı anlatan ilk yükseliş yılları, Hollywood&#8217;un büyük bütçeli yapımları, ödüllerin literatüre girdiği ihtişamlı filmler ve başta Kurosawa olmak üzere Japonların çektiği samuray filmleri&#8230; Nereden gelirse gelsin, nasıl olursa olsun kaba tabirler “kılıçlı”, sinema terimi olarak “sandalet” filmleri hayatımızda büyük önem taşır ve çoğumuzun suçlu zevki bu filmlerdir. Hatta seviyesi, başarısı ne olursa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İtalyan sinemasının eski Roma&#8217;yı anlatan ilk yükseliş yılları, Hollywood&#8217;un büyük bütçeli yapımları, ödüllerin literatüre girdiği ihtişamlı filmler ve başta Kurosawa olmak üzere Japonların çektiği samuray filmleri&#8230; Nereden gelirse gelsin, nasıl olursa olsun kaba tabirler “kılıçlı”, sinema terimi olarak “sandalet” filmleri hayatımızda büyük önem taşır ve çoğumuzun suçlu zevki bu filmlerdir. Hatta seviyesi, başarısı ne olursa olsun bu türün arşivini yapanımız, “bana kılıç sesi olsun yeter” diyenimiz bile mevcuttur. Bu tür, artık aynı zamanda bir alışkanlığa da dönüşmüş durumda.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10234" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer-1024x768.png" alt="" width="696" height="522" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer-1024x768.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer-300x225.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer-768x576.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer-80x60.png 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer-265x198.png 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer-696x522.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer-560x420.png 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/djimon-hounsou-king-arthur-trailer.png 1059w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Elbette saydığımız çıkış noktaları sonrası da bu filmler hep var oldu ve hep gelişti. Artık bilim kurgu, fantastik ve bolca komediler bile yapılır oldu. Zombilerin olduğu kılıçlı/tarihi filmler bile görür olduk. Ülkemizde ise Kara Murat, Karaoğlan gibi örnekler bir dönem aldı yürüdü ama artık bu tarz bir filme rastalamak neredeyse mümkün değil. Olanlar ise yeterli seviyede değil. Neyse, umudumuzu fazla köreltmeden konumuza dönelim. Bu gidişin son ürünü ise bu ay gösterime girecek olan King Arthur: Legend of Sword.</p>
<p>Bu kez daha da başka bir tarz bizi bekliyor. Nedeni ise usta yönetmen Guy Ritchie. Lock, Stock and Two Smoking Barrels, Snatch, Rock&#8217;n Rolla, Sherlock Holmes ve The Man From U.N.C.L.E gibi filmlerle karşımıza çıkan yönetmenin kendine has bir tarzı var. Mizah sosu, aksiyona bakışı ve en önemlisi yarattığı atmosfer/kurgu tercihi ile bir Ritchie filmini ayırt etmek mümkün. Daha evvel Sherlock Holmes&#8217;ta bunu açıkça görmüştük ve Kral Arthur&#8217;un yeni versiyonunda da göreceğimizden hiç şüphem yok. Klip estetiği barındıran geçişler ve eğlenceli müzikler de sanırım önemli bonuslar olacak. Bir “sandalet” filmi hiç olmadığı kadar eğlenceli, sert ve bir o kadar komik olabilir. Bunu beklerden cok sevdiğimiz birkaç “kılıçlı&#8221; filmi hatırlayalım.</p>
<p>BRAVEHEART &#8211; 1995</p>
<p>Mel Gibson&#8217;in yönettiği, oynadığı ve her şeyini yatırdığı film 1995 yılının en büyük filmi oldu. Gelmiş geçmiş listelerine de girmekte zorlanmayan yapım, Ingiltere sömürgesi altındaki Iskoçya&#8217;nın William Wallace önderliğinde kurtuluş mücadelesini anlatıyor. Duygusuyla, aşkıyla ve güçlü dramasıyla Oscar Ödülleri&#8217;nde de ortalığı kasıp kavurmayı başardı ve övgülere boğuldu. Hakkında tartışmaların günümüzde bile bitmedigi Braveheart, modern tarihi filmlere de yol açmış, tekrar bir ivme kazandırmış oldu.</p>
<p>BEN-HUR &#8211; 1959</p>
<p>William Wyler’ın yönettiği film, Lewis Wallace’ın romanından uyarlama. O zamana kadarki en büyük, en görkemli filmlerden olan Ben-Hur bunun karşılığını da Oscar töreninden aldı. 11 dalda Oscar kazanan film 1997 yılına kadar bu alanda tekti, şimdi ise Titanic ve Lord of the Rings: The Return of the King ile zirveyi paylaşmakta. Ben-Hur ve çocukluk arkadaşı Messela artık zıt kutuplardadır ve bu zıtlık kaçınılmaz bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Charlton Heston’ın efsane performanslarıyla daha da güçlenen yapım hala bu türde en iyiler arasında yer almaktadır.</p>
<p>GLADIATOR &#8211; 2000</p>
<p>Ridley Scott imzalı ve yine Oscar Ödüllü bu yapım, general Maximus Decimus Meridius’un İmparatorluk tahtına oturan Commodus tarafından aforoz edilmesi hikayesine odaklanıyor ve Maximus’un intikam yolculuğuyla paralel bir şekilde ilerliyor. Russel Crowe ve Joaquin Phoenix’in Oscar perfromanslarıyla öne çıkan film, güçlü bir drama ve etkili bir savaş filmi olarak da anılmakta. Özellikle kurulan güçlü atmosfer ve müzikleriyle seyirciyi yakalamayı başaran film, 5 dalda Oscar kazandı.</p>
<p>SEVEN SAMURAI &#8211; 1954</p>
<p>Büyük usta Kurosawa imzalı film, gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri ve samuray hikayelerinin de zirvesi. Usta oyuncu Toshiro Mifune’nin de yer aldığı yapım çok güçlü bir anlatımla hafızalara kaznmış durumda. Takımına dört yeni samurai daha ekleyerek köyü savunmaya girişen Kambei köylüler tarafından sevinçle karşılanır ve herkesin sevgisini kazanır; bir süre sonra onlara kendilerini savunmayı öğretmeye başlar.</p>
<p>Spartacus &#8211; 1960</p>
<p>Çoğu sinemasevere göre en büyük yönetmen olan Stanley Kubrick, her türde film çeken ve hepsini başyapıt seviyesinde kotaran bir usta. Köleliğin egemen sınıfa karşı ilk ayaklanma sürecini anlatan film, Spartacus üzerinden hem muhteşem bir anlatı anlamına geliyordu hem de sert söylemler barındırıyordu. Kirk Douglas ve Kubrick’in daha evvel de tecrübe edilen harika enerjisiyle film en iyi tarihi filmlerden biri olarak tarihe geçiyordu.</p>
<p>BONUS:</p>
<p>Tarkan: Viking Kanı &#8211; 1971</p>
<p>Viking Kanı isimli çizgi romandan uyarlanan film, Kartal Tibet ile özdeşleşen Tarkan karakterini anlatıyor. Serinin üçüncü ve birçok açıdan en çok bilinen/sevilen bölümü olan Viking Kanı, Yeşilçam’ın unutulmaz efsanelerinden Ahtapot karakterini de izleyiciyle buluşturmuştu. Tarkan’ın AVrupa Hun İmparatoru Attila ‘nın kızı Yonca Hatun’u kurtarma çabası üzerinden ilerleyen hikaye, zamanın şartlarının zorlanması ile de epey konuşulmuştu. Kısacası,dikkat edin! Altar’ın oğlu TArkan geliyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/05/26/bitmeyen-tur-kilic-sandelet-filmleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
