<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Yıldırım &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/murat-yildirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 Jun 2018 16:04:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Türk sineması artık bu çifti konuşuyor Ezgi Mola, Murat Yıldırım</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/01/06/turk-sinemasi-artik-bu-cifti-konusuyor-ezgi-mola-murat-yildirim/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/01/06/turk-sinemasi-artik-bu-cifti-konusuyor-ezgi-mola-murat-yildirim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2016 17:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ezgi Mola]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8416</guid>

					<description><![CDATA[Gişede büyük başarı yakalayan Kocan Kadar Konuş filminin devamı olan Kocan kadar Konuş: Diriliş filminin eğlenceli çifti Ezgi Mola ve Murat Yıldırım röportajda da atışmaya devam etti&#8230; SERDAR AKBIYIK Son dönem komedi filmlerin içinde roman uyarlaması olması ve fiziksel uyumlarıyla Ezgi Mola, Murat Yıldırım&#8217;ın gösterdiği performansla ileri çıkan Kocan kadar Konuş: Diriliş filminin gişede aynı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gişede büyük başarı yakalayan Kocan Kadar Konuş filminin devamı olan Kocan kadar Konuş: Diriliş filminin eğlenceli çifti Ezgi Mola ve Murat Yıldırım röportajda da atışmaya devam etti&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ezgi-mola-murat-yıldırım-2.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8417" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ezgi-mola-murat-yıldırım-2-1024x681.jpg" alt="" width="696" height="463" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ezgi-mola-murat-yıldırım-2-1024x681.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ezgi-mola-murat-yıldırım-2-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ezgi-mola-murat-yıldırım-2-768x511.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ezgi-mola-murat-yıldırım-2-696x463.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ezgi-mola-murat-yıldırım-2-1068x711.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ezgi-mola-murat-yıldırım-2-631x420.jpg 631w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ezgi-mola-murat-yıldırım-2.jpg 1491w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>SERDAR AKBIYIK</p>
<p>Son dönem komedi filmlerin içinde roman uyarlaması olması ve fiziksel uyumlarıyla Ezgi Mola, Murat Yıldırım&#8217;ın gösterdiği performansla ileri çıkan Kocan kadar Konuş: Diriliş filminin gişede aynı başarıyı göstermesi sürpriz olmaz. Filmde Ezgi Mola&#8217;nın kalbini kaptırdığı Murat Yıldırım her ne kadar şaka olarak film başarısını bana borçlu dese de Ezgi Mola filmde canlandırdığı karakterin kendisi için çok bilindik olduğunu, annesinin bile &#8220;bu sensin&#8221; dediğini söylüyor. İşte iki başarılı oyuncunun verdiği cevaplar.</p>
<p>Yapımın ilk filmi çok büyük başarı elde etti. Ben kendi adıma böyle bir başarı beklemiyordum. Belki de ikincisinin çekilmesindeki en büyük etkenlerden biri de bu başarıdır. Sizce bu başarının sebebi nedir?</p>
<p>EZGİ MOLA: Bence, bir kere konu itibari ile çok dişi bir konu. Hani bazı konular vardır ya bitmez. Bundan 20 yıl önce yapılmış olsa yine birileri kulak verirdi. Nasıl anlatıldığına bağlı. Bu konu her zaman, her dönemde işlenebilir. Şebnem Burcuoğlu bu konuyu kitabında bence çok doğal anlatmış. Biz de bu doğallığı hiç bozmadan, daha doğal oyuncularla, karakterden çıkmayarak kendi adıma o samimiyetini kaybettirmeden oynamaya çalıştım. Bence işin en ilgi çekici taraflarından birisi eğer olumlu yönde soruyorsanız bu olsa gerek.</p>
<p>MURAT YILDIRIM: Tabii ki benim. (Gülüşmeler) Şu şekilde söyleyeyim, inanın bu daha üçüncü- dördüncü günde kendini belli eden bir projeydi gerek yönetmenin çabaları gerek oyuncuların çabaları olsun oldukça içten bir projede bulunduk. Daha biz ilk haftadan &#8220;Evet bu film güzel olacak.&#8221; dedik. Hatta ikinci filmden bile bahsedilmeye başlanmıştı ikinci haftadan.</p>
<p>Türk sinemasında romantik komedi türünde roman uyarlaması çok görmeyiz. filmin başarısının altında bu yatıyor olabilir mi?</p>
<p>EZGİ MOLA: Çok güzel sorular soruyorsunuz, bahsettiğimiz roman çok okunmuş bir roman. Ön yargıyla dahi olsa ki bilirsiniz, roman uyarlamaları çok risklidir. Okuyucu çok güzel bir dünya kurar kendisine. Herkes kendi dünyasını kurar. Kitap iyi bir kitapsa, okuyucunun kurduğu dünyayla birlikte kusursuz bir hale gelir. Kimsenin dünyasıyla aynı anda aynı şeyi tutturmak mümkün değildir. Bu noktada önyargıyla gelip genelde &#8220;Ayy filmi çıkmış hem de bunlar oynuyor!&#8221; diye gelenler de, pozitif olarak gelenler de bu filmden cogunlukla yüzde 90-95 gibi hep beklemiyordum ama, veya zaten kitap harikaydı film de çok güzel olmuş gibi yorumlarla karşılaşıyorum. O yüzden de, dediğiniz gibi o dünyayı kurmak çok zor da olsa bu filmin oldukça şanslı yanları vardı. Bunlardan biri Kıvanç Barıön&#8217;dü, diğeri ise yapımı BKM ile yapmaktı. Gerçekten bu ikisi çok büyük şans. Bunları da yapımcımın yönetmenimin adını anmak amacıyla söylemiyorum. Herkes hayal çekiyor. Ben de çok fazla hayal sahnesi çektim ama hiç böyle bir sahnede bulunmadım. Canlandırdığım karakter Efsun ben olsaydım gerçekten bilinçaltım böyle olurdu dediğim çok oldu. Atmosfer, içinde bulunduğum mekan, ışık vesaire çok yaratıcıydı ve filme çok güzel hizmet etti.</p>
<p>MURAT YILDIRIM: Tabii ki şimdi iyi film var kötü film var. İzleyici güldüğü veya ağladığı zaman romantik komedi tarzındaki filmler izlenebilir halde olduğunda mutlaka onun bir karşışığını veriyorlar. Kocan Kadar Konuş da bence bunun hakkını veren bir film. Gerek yönetmenin başarısı olsun gerek uyarmandığı kitap olsun filmi daha alışılagelmedik bir film yaptı. Filmin seyirciyle de temas kurabilmesi filmi daha güzel hale getirdi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de erkek oyuncuların fanları kadın, kadın oyuncuların fanları ise erkek olur. Burada ise tam anlamıyla kadın beğenisinin üzerinden giden bir film. Gişe patlamasının sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>EZGİ MOLA: Bu, kadınların kendi başlarına gelen veya gelme ihtimali çok yüksek olan bir film. Bu yüzden kadınlara daha çok hitap ediyor. Veya insanlar klişeleri görmeye geliyor. Bu filmde çok fazla klişe var kabul ediyorum. Ben klişeleri çok severim. Kadınlar bu filme geldiklerinde, evliliğe giden süreci en klişe ve en eğlenceli yönleriyle görecekler. Erkek gözü ve vizyonuyla, yönetmenimiz bir yer için &#8220;Ben bunu böyle böyle yaşadım o yüzden yazdım.&#8221; dedi. Onun üzerine Nevra abla &#8220;Bizim zamanımızda da bunlar böyle böyleydi biz de böyle yapardık.&#8221; diye yorum yaptı. Dolayısıyla klişe dediğimiz şey çok yaşanan, görülmesi eğlenceli bir şeydir.</p>
<p>Bir kadın yazar filmi yazıyor ve odak noktasında bir kadın karakter var. Filmi oynarken bunu hissettiniz mi? Bir erkek oyuncu olarak olayların işleyişini nasıl gördünüz?</p>
<p>MURAT YILDIRIM: Tabii ki hissettim. Birinci filmde zaten filmin 25-30. dakikasında giriyordum filme. Efsun&#8217;un gözünden anlatılan bir hikayeydi. Benim kendi adıma mesleği oyunculuk olan biri olarak bir romantik komedi filminde yer almayı benimsedim ve sonrasında Sinan karakterini kabul ettim. Hiçbir şeyden haberi yok ama her şey de onun üzerinde dönüyor. Oldukça keyif verici bir tarafı vardı bunun. İkincisinde artık Sinan biraz daha olaya ailesiyle beraber dahil oldu. Bu da Sinan&#8217;ın da bu evlilik sürecinde kendi ailesi ve Efsun&#8217;un ailesiyle çatışma arasında kalmasının hem komedisi hem de evlilik serüvenin tehlikeye girmesini anlatan bir devam filmi.</p>
<p>Her kadında aslında evlilik öncesi, bütün tutkusunu ve belki de kendini durdurmadığı bir durum olur. Evlilik zaten başlı başına bir stresli durum. Böyle bir role hazırlanmak için neler yaptınız? Size biraz avantaj oldu mu?</p>
<p>EZGİ MOLA: Allaha şükür ben bu ara katil filan oynamadım. Şöyle bir şey var, bir role hazırlanmak için bir şeyler izlemek gerekiyor, biraz araştırıp bilmek, empati yapmak gerekiyor. Bir yandan da bu bahsettiğimiz konu itibariyle yabancı olmadığını bildiğimiz çok yakınlarımdan daha yeni evlenen biri bana dedi ki &#8220;Öyle ilginç şeylerle ilgileniyorum ki gerçekten kendime yabancılaşır oldum. Çok büyük konuşuyordum yok artık öyle değildir filan diye ama bazen yapmak zorunda kalıyorsun&#8221; dedi. Dolayısıyla birazcık algınız açıksa ve etrafınıza bakıp olan olaylarla daha çok ilgilenmeyi tercih ediyorsanız, o zaman bunun nasıl bir süreç olduğunu kavrayabiliyorsunuz. Ben de bu şekilde çalıştım. Birebir yaşamasam da çok kulak verip yakınımda olan bu sürecin içindeki insanlara yardımcı oldum. Kısacası yabancı değilim.</p>
<p>Aslında bu roller kendinizden çıkan roller de olabilir. Sonuç olarak oldukça yaşanabilir olaylar. Bu role hazırlanırken herhangi bir filme baktınız mı?</p>
<p>MURAT YILDIRIM: İzledim tabii. Film özellikle birincisinden önce izledim. İnsanın havaya girmesi için, romantik komedideki oyunculuk tarzı biraz daha farklı olabildiğinden alışmak için, filmin kendi anlatım dilini izlerken görmek oyuncuyu motive edebiliyor. Bu yönden birkaç film izledim ama karakter için özel hazırlık gerektirecek bir şey yoktu. Ancak şöyle ki, yazılanı oynamak, rolün içine girmek derken bir karakter ortaya çıkıyor. Birincisinde bir karakter ortaya çıkmıştı, ikincisinde karakterin daha hikayenin içine girmesiyle karakteri biraz daha aktif hale getirdim. O anlamda da yani oynamak keyifliydi. Oynarken gülmekten oynayamadığımız zamanlar oldu. Benimn sahnem olmayan kısımlarda kamera arkasından bir izleyici gibi çekilenleri merak edip izliyordum. Seyirci olarak orada bir ekip vardı. Ve filmin nasıl olacağı ekibin yüzünden anlaşılabiliyordu. İkincisinin de o anlamda oynarken hissettiğim, bakabildiğim kadar baktığım ve setteki arkadaşlarımdan anladığım kadarıyla, en az birincisi kadar sıcak ve komik bir film olduğunu söyleyebilirim. Biz yine eğlendik. Oyuncu keyif alırsa seyirci de keyif alır. Oldukça keyifliydi.</p>
<p>Şimdi bu iki kitap, daha üçüncüsü yazılmadı fakat yazılması planlanıyor. Bunda da yer almak ister miydiniz yoksa bu süreklilik sizde rahatsız edici etki bırakır mı?</p>
<p>EZGİ MOLA: Bu zaten bir devam filmiydi. Ve bunu isteyen de bizdik. Bir sonrakilerinde olmak istemeyecek olsaydım zaten ilkinde de olmazdım. Ben Efsun&#8217;u çok sevdim. Efsun benim oynadığım karakterler arasında en sevdiğim karakter. Yani orada olaylar olurken öyle saçma bir şey söylüyor ki, bayılıyorum. Tam benim söyleyeceğim şeyi söylüyor. Türk sinemasında kameraya dönüp seyirciye seslenmek alışıldık bir şey değil ama benim karakterimin bunu yaptığı kısımlar var. Efsun bana hiç yapmadığım işleri yaptırttı ve çok heyecanlıydı. Kameraya konuşmak senaryo üzerinde çok eğlenceli ama çekim sırasında karışık bir şey. Arada bir duvar var ve o duvarı kırmak gerekiyor.</p>
<p>Bizim sinemamızda şehirli insan hikayesi çok azdır. Bu film biraz daha şehirli insan hikayesiydi. Bu noktada bir oyuncu olarak bu tür hikayelere ihtiyaç duyuyor musunuz? Çünkü bir role adapte olmak açısından, içselleştirmek açısından aslında Türk sinemasının biraz şehirli hikayelerine biraz burjuva hikayelerine ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz?</p>
<p>MURAT YILDIRIM: Ben bir oyuncu olarak böyle bir şeye ihtiyaç duymuyorum fakat film çeşitliliği açısından tabii ki önemli şeyler bunlar. Ne kadar çok çeşit o kadar renk demektir. Bir şey yaptığımız zaman bir algı oluşuyor. Herkes ondan yapmak istiyor. Bir şehre bakıldığı zaman bazen gözüme çarpıyor, Anadolu&#8217;da bir kahve sevilm</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Normalde oyuncular hep kendi hayatlarından yola çıkarak karakterlere hazırlık yaparlar. Bu durumlarla karşılaştığınızda oynadığınız anlar aklınıza gelip bir duraksadığınız olur mu?</p>
<p>EZGİ MOLA: Tabii ki. Ben çok zaman biliyorum ki &#8220;Ay yine Efsun gibi konuştum&#8221; dediğim. Ya da annem, arkadaşlarım &#8220;Ay zaten bu sensin ki&#8221; diyor bana. Çok çok benzerlikler var. Ama şuna katılmıyorum, dünyada o kadar çok hikaye ve o kadar çok insan var ki, üç tanesi bize benzer, dördüncü çok alakasız olur. Dolayısıyla bu benziyor ama çalışırken her rolde kendimizden bir şey bulmaya çalışırsak çok yoruluruz. O yüzden de bir şey oynuyorsak onun içine girebilmek için çaba sarfetmek harika ancak bir nokta da &#8220;Çok teşekkürler, işim bitti, ben hayatıma devam edeyim&#8221; diyebilmek gerekiyor.</p>
<p>Sizin bir de şöyle bir durumunuz var, sizinle röportaj yapmıştım, gazete onu paylaşmıştı. Gelen yorumları gördüm. Türkiye&#8217;den çok yabancı ülkelerden fanlarınız var. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?</p>
<p>MURAT YILDIRIM: Sınırlar kalkmış gibi hissediyoruz tabii. Şundan dolayı, aslında insanın bir olduğunu çok daha kolay anlatıyor bu tarz olaylar size. Yurtdışına çıktığınızda insanlarla siz iletişime geçmeye çalışıyorsunuz. Bizde durum böyle değil. Türkiye&#8217;de sizinle iletişime geçen insanlar, yurtdışında iletişime geçenler&#8230; Bakıyorsunuz, insan her yerde insan. Bu anlamda oldukça güzel bir duygu çünkü sizin için fazla sınır olmamış oluyor. Türkiye için çok güzel bir şey. Ben de ailem için ve sonra da ülkem için oyunculuğuma devam edeceğim. Oldukça destek oluyor bu durum insana.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/01/06/turk-sinemasi-artik-bu-cifti-konusuyor-ezgi-mola-murat-yildirim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Murat Yıldırım: Her insan bir kitap aslında oku oku bitmez</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/12/20/murat-yildirim-her-insan-bir-kitap-aslinda-oku-oku-bitmez/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/12/20/murat-yildirim-her-insan-bir-kitap-aslinda-oku-oku-bitmez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2014 17:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7181</guid>

					<description><![CDATA[Bu hafta vizyona giren Kırımlı: Korkunç Yıllar Türk sinemasında daha önce hiç işlenmemiş bir konuyu odağına almış. Filmin başrol oyuncusu Murat Yıldırım hem filmi, hem de çekim aşamasında başından geçenleri anlattı. Türk insanının tarihi çok karmaşık ve dallanmış budaklanmış durumda. Bu bir kafa karışıklığı yaratsa da sinema gibi bir endüstri için bulunmaz bir ganimet. Peki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta vizyona giren Kırımlı: Korkunç Yıllar Türk sinemasında daha önce hiç işlenmemiş bir konuyu odağına almış. Filmin başrol oyuncusu Murat Yıldırım hem filmi, hem de çekim aşamasında başından geçenleri anlattı.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/murat-yıldırım.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7182" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/murat-yıldırım.jpg" alt="" width="853" height="992" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/murat-yıldırım.jpg 853w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/murat-yıldırım-258x300.jpg 258w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/murat-yıldırım-768x893.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/murat-yıldırım-696x809.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/murat-yıldırım-361x420.jpg 361w" sizes="(max-width: 853px) 100vw, 853px" /></a></p>
<p>Türk insanının tarihi çok karmaşık ve dallanmış budaklanmış durumda. Bu bir kafa karışıklığı yaratsa da sinema gibi bir endüstri için bulunmaz bir ganimet. Peki biz ülke sineması olarak bundan yeterince yararlanıyormuyuz. Tabii ki hayır. Ama herşey de kötüye gitmiyor. Murat Yıldırım ve Selma Ergeç’in başrolünü oynadığı Kırımlı: Korkunç Yıllar filmi 2. Dünya Savaşı sırasında Kırım’da yaşanan gerçek bir hikayeden yola çıkıyor. Filmde başrolü oynayan Murat Yıldırım bir çok savaş sahnesi olan yapımdaki tecrübelerini bizle paylaştı.</p>
<p>Senaryo size geldiğinde sizi bu senaryoda yer almaya ikna eden ne oldu?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk sinemasında böyle bir konunun hiç işlenmemiş olması ve gerçek bir hikayeye dayanması beni heyecanlandırdı. O döneme ait Türki cumhuriyetlerinden böyle gerçek hikayeler var. Rusya ile beraber savaşmış sonrasında Almanlar&#8217;a esir düşmüş, sonrasında Almanlar&#8217;la beraber savaşmış insanlar var. Bunu okur okumaz hemen anlamadım ama biraz araştırmaya girdikten sonra hikayenin gerçekliği beni heyecanlandırdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üç sinema filminiz var, daha çok dizilerde oynuyorsunuz. Böyle filmler Hollywood&#8217;da çokça yapılıyor ama Türk sinemasında pek rastlamıyoruz. Bu filme nasıl hazırlandınız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dizi oyunculuğu veya sinema oyunculuğu diye ayırmıyorum. Sadece sinemada biraz daha fazla vaktiniz oluyor. Bu filmde de bazen oldu bazen olmadı. Doğa şartlarıyla savaşıyorsunuz Bolu&#8217;da dağda. Zor bir film, savaş sahneleri var. Siz rolünüzü doğru yapsanız, at doğru yapmayabilir, arkadaki yardımcı oyuncu zamanında yapması gerekeni yapmayabilir. Senaryonun son hali elime geldikten bir hafta sonra sete çıktım. Oynayacağınız kişiyle empati kurmak gerekiyor çünkü gerçek bir hikaye. Cengiz Dağcı&#8217;nın romanından uyarlanmış. Birebir olmasa da böyle bir adam yaşamış ve onu okuyup onu anlamaya çalışmak, o döneme ait Türki cumhuriyetlerinde yaşayan insanların sıkıntılarını öğrenmek sizi zaten içeride bir yolculuğa götürüyor. Bunları düşünmek ve bunlarla beraber olmak içinizde bir duyguya götürüyor, bir adam oluşuyor. O yolculuk beni nereye götürüyorsa oraya giderim, sete gittiğimde çoğu zaman ne oynayacağımı bilemem, orada yönetmenle birlikte ortaya bir sonuç çıkar. Bir senaryo var tabii ki adamın iç duygularına, yaşadığı şeylere hakimsiniz ama set ortamı değişken bir ortam, sizin orada oynadığınız şeyi yönetmen takdir etmeyebilir, başka şeyler isteyebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yönetmen de ilginç bir isim, Burak Arlıel. Bir önceki filmi ilk filmi ve Türk Pasaportu. O da çok önemli bir film. Yine tarihi ve çok önemli bir konu. Tarihi konulara hakim olduğu görülen bu yönetmenle ilişkiniz nasıldı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Filmi kabul ederken Türk Pasaportu filmini izledim. Dönem yine 40&#8217;lı yıllardı, işi çok iyi kotarmıştı. Film de bu renkte bir film. Dolayısıyla zaten antrenmanlıydı benim için yönetmen. Filmde zorlanmayacağını düşünüyordum. Film tabii ki zor bir film. Bir sürü sahneyi de kolaşlaştırarak çekmek zorunda kaldık. Kolay değil, Hitler dönemindeki o kamplar, savaşlar. Yabancılar böyle filmlere altı ay ayırıyor ama biz bu filmi dokuz haftada tamamladık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk sinema tarihine baktığımızda Yeşilçam döneminde bir kaç tane çekilmiş Kurtuluş Savaşı filmi vardır onlarda da savaş sahneleri belgeselden alınan görüntülerle geçiştirilir. Savaş ve çatışma sahnesi yoktur. Fakat bu filmde bayağı yer tutuyor. Türk sinemasında buradaki savaş sahnelerinden daha başarılı olan bir örnek yok. Bu savaş sahnelerinden edindiğiniz tecrübe ne oldu?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Filmin başlarında olan en önemli savaş sahnesi için iki gün prova yaptık, neredeyse bir sefer hakkımız vardı. Tabii ki daha sonra çekebilirdik ama patlamaların olması, timing&#8217;lerin tutması, kameranın tam o sırada gelmesi bunların en azından istenene yakın olması için provanın tekrar tekrar yapılması gerekiyordu. Orada bir şey patlamış gibi, vuruluyor gibi, tam o sırada birisi yanımızda yaralanmış gibi prova ettik. Tam ne olacağını da bilemiyorsunuz çünkü biraz da sürpriz var işin içerisinde. Orada o patlama olacak ama ne şiddetinde olacak hepsi aslında bir nevi oyun içerisinde belli olacaktı. Bombaların nereye konması gerektiği, silahların nerede olması gerektiği, askerlerin nereye konuşlanacağı, kameranın trafiği, hepsi için birbuçuk gün kadar prova yapıldı. Sonra bir seferde çekildi. Çok dublörlü sahnem olmadı. Atlı sahnelerim vardı. Çok sevdiğim bir at oldu sonunda. Bir tay kendileri. Başta ben &#8220;Bu at çok güzel görünüyor bu olsun&#8221; dedim. Yönetmen de çok beğendi atı. Sonra ata bindik ama at bizle çalışmak istemiyor bir türlü. &#8220;Bana ne filminizden, ben çocuğum daha, oynamak istiyorum&#8221; diyor. Korkuyor, ürküyor, gelmiyor, üstünden atmaya çalışıyor, sadece beni değil oradaki ustaları da. Bazı at sahnelerinde bir kaç kez dublör kullanıldı. Fakat dublör olarak kullanacağımız jokeyler dahi hiç bir şey yapamıyorlardı. Çok zorladı bizi. Sahneleri artık ona göre ayarlıyoruz ve korkutmuyor da değil yani. Sonra üçüncü gün bir arkadaşımla sohbet ettim çok doğruydu söylediği şeyler bana bütün tedirginliğimi üzerimden atarsam onun bunu mutlaka anlayacağını, ne yaparsa yapsın ona güvenirsem bir şey olmayacağını o kadar güzel söyledi ki, ben bunu o kadar içselleştirdim ki herkes korkarken ben korkmadım. Hatta bir seferinde üzerinden attı beni. O kadar iyi düştüm ki, at üzerime değil öbür tarafa düştü, ayağımdaki herşey koptu, herkes toplandı ben gittim ata &#8220;Farkındayım ayağın çamura battı o yüzden bunları yaptın biliyorum&#8221; dedim, sevdim, öptüm. O şekilde hissetmeseydim gerçekten hiç çekemeyecektik. Herşeyi son dakikasında yaptı ama. İkibuçuk saat uğraşmışız ara vermişiz gelmiyor, orada durmuyor, dublör kullanıyoruz yapamıyor, sudan korkuyor, insanlardan korkuyor, herşeyden korkuyor ama öyle bir anda öyle bir geliyor, öyle bir duruyor ki bütün set oyuna falan bakmıyoruz alkışlıyoruz. Sonra başka bir at seçmediğimize mutlu olduk, diğerleri biraz daha yaşlıydı, onun görüntüsü, enerjisi çok daha güzeldi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2009&#8217;da Güz Sancısı&#8217;nı çektiniz o da bir dönem filmiydi. Tarihe özel bir ilginiz mi var yoksa şans mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tamamıyla öyle denk geldi. Güz Sancısı&#8217;nda, başrolünü oynadığım ağırlıklı bir filmle yoğun bir diziyi beraber yapmama kararını aldım. Şimdi bunları konuşmak hiçbir şey ifade etmiyor. Beyazperdede izlerken o gün sete ambulans gelmişti, oyuncu şu kazayı geçirmişti, şu kadar uykusuz kalmıştı gibi şeylerin hiç bir anlam ifade etmediğini Güz Sancısı&#8217;nda gördüm ve artık bu film için bunları çok fazla konuşmama kararı aldım, ki bu enerji bana daha sonrasında en kötü şartlarda bile oyunumu oynaman gerektiğini hatırlattı. Yoksa öbür türlü istediğiniz kadar bahane üretin durun, bütün işler için geçerli bu. Dizi yaparken filmi yapmak istemediğimden çok kendimi göremediğim filmler oldu, iptal olan filmler oldu. Çok güzel gitmedi film yolculuğum ama bu sene artık boş zamanlarımda ne olursa olsun beni seçenlerin içerisinden ben de bir tane seçmeye karar verdim. Bu filmin gösterim zamanında çekimlerine başlayacağımız bir romantik komedi filmi var. Tarz olarak farklı. Ezgi Mola ile beraber Kocan Kadar Konuş filmini yapacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk dizi endüstrisinin yurtdışında da etkisini görüyoruz. Arap coğrafyası, Balkanlar, Türki cumhuriyetler, Brezilya, Şili gibi ülkelerde. Bunlar beğenilerek seyrediliyor. Bu dizilerde aşk var, bir takım olaylar oluyor ama bunlar toplumla, hayatla, tarihle ilgili yeni bir bakış açısı sunmuyor. Oysa bu filmde anlatılanlar Rusya&#8217;yı da, Almanlar&#8217;ı da, Kırım&#8217;ı da, Azerbaycan&#8217;ı da ilgilendiriyor. Bir söz söyleniyor yurtdışına. Bunu siz nasıl yorumluyorsunuz ve bu tür filmlerin yapılması gerekliliğine nasıl bakıyorsunuz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu konuları ayrı ayrı değerlendirmek lazım Türk dizilerinin yurtdışındaki etkisi bence çok büyük. Ne anlamda? Ekonomik anlamda, Türkiye&#8217;nin reklamı anlamında, her anlamda. Amerika kendisini dünyaya nasıl tanıttı? Filmleri tanıttı. Her on senede bir bir şehrini tanıttı. Her zaman da kendi ideolojisini bir şekilde içerisine yerleştirdi. Şimdi diziye yönelme var orada da. Türk dizileri Amerikan dizilerini çıkarmış durumda çoğu ülkede. Avrupa&#8217;daki bazı ülkeler dışında hepsinde çıkarmış durumda ve dört katı fiyatına satılıyor Türk dizileri oralarda. Bunun kötü bir tarafını düşünmek bana saçma geliyor. Yunanistan&#8217;da Türkçe konuşuyor insanlar benimle, &#8220;Nereden öğrendiniz&#8221; diyorum, &#8220;Dizilerden öğreniyoruz&#8221; diyor. İngilizceyi de böyle öğrendi insanlar. Amerikan filmlerini izledi, hoşuna gitti o dil, öğrenmeye başladı. Altyazılı izliyorlar çoğu yerde. Bir insanı seviyor, bir ülkeyi seviyor insan bu kadar kolay aslında. Bir sahneyi sever, bir olayı sever, Türkler&#8217;i sever. Bu kadar basit. Bizi tam anlamıyla yansıtmıyor, şöyle oluyor, böyle oluyor meseleleri beş sene sonra unutulur, on sene sonra unutulur akılda Türkiye, Türkler kalır. Bunlar da topyekün beraberdir, ekonomiyi güçlendirir, ekonomi güçlenince sinema da güçlenir, sinema güçlenince başka şeyler de güçlenir. Herşeyi birlikte düşünmek lazım. Bir zaman Türk dizileri çok ön plana çıkar, sonra biraz geriler bunun sebebine bakar insanlar belki, çünkü iç pazarda başarılı olamazsa dış pazarda da başarılı olamaz. Neyi seviyorlar Türk dizilerinde buna da iyi bakmak lazım. Mesela aile olmayı, insan olmayı, samimi olmayı, gerçek olmayı çok seviyorlar. Çünkü her insan aslında gerçekte gerçektir. Kendine ait bir şeyi görünce insan bu Amerika&#8217;da da olsa, Afrika&#8217;da da olsa benimser. Bazen &#8220;Türk dizilerindeki hikaye ne ki insanlar bunu seviyor&#8221; diyorlar. Hikayeler belli zaten, her yerde aynı hikayeler. Asıl olan onu nasıl değerlendirdiğiniz, nasıl baktığınız olaya. Gerçek anlamda bir insan gördükleri zaman hoşlarına gidiyor. Kaliteyi konuşacak olursak tabii ki altı günde çekilmiş bir dizi ile bir ayda çekilmiş bölümün kalitesi aynı olmaz. Amerika&#8217;da 13 bölüm çekiliyor, onların dakikası ile hesaplarsak 80 bölüme denk geliyor. Onlar 45 dakika, biz 90 dakika. Ama bunlara çok takılmamak lazım. Biz sürekli çalışmak üretmek durumundayız, hem kendimiz hem ülke için. Zaten doğa kendi yolunu bulacak, bindiğimiz dalı bir yere kadar kesebiliriz. Sonra bu akış durunca herkes başka bir yol deneyecek zaten. Kendimiz olmaktan, kendi hikayelerimizden hiçbir zaman vazgeçmemek lazım. İnsan için de geçerli bu. Bakıyorsunuz herkes herkes gibi yaşamaya başlamış. Birbiri gibi yaşıyor herkes. Kendi olmanın farklı olmak olduğunu anlamıyor. Başkası olmanın farklı olmak olduğunu zannediyor. Halbuki başkası olduğu zaman sen aynı oluyorsun. Herkes bir kitap aslında ve o kadar büyük ve kalın bir kitap ki oku oku bitmez. O yolculuk asla bitmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sinema anlamında beklentileriniz nelerdir? 2000 sonrasında değişen bir yapımız var, giderek artan bir üretim seviyesi var. Kariyer planınızda nerede duruyor sinema?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çok kalın planlar yaparsa insan sanatı tamamen kendisi için yapmaya başlayıp dört yılda bir film çekip çok az seyirciye ulaşma yoluna gidebiliyor. Ben bir sahne dahi olsa o sahneyle bir sürü insanın etkilenebileceği kanısındayım. Bu bir dizide bir sahne olabilir, filmde bir sahne olabilir farketmez. Çünkü benden sonra bir şey kalmayacak. Ben hatırlanmayayım hiç önemli değil. Ben var olduğum anda kendi onurumu, kendi gururumu ayakta tutabilecek işimi layıkıyla yapabileyim. Bunu yaparken insanlığa faydası olacak zaten bunun, ülkenize faydası olacak. Dolayısıyla yaşarken çalışma anlamında görevinizi her anlamda yapmış oluyorsunuz. İki senedir biraz boş kaldım gibi görünse de iptal edilen işler oldu, bu arada iki film ve bir dizi oldu arayı kapatmış olduk. Yoksa durmak yok, durmak da iyi bir şey değil. Evren hareketli, herşey hareketli, duran herşeyin öldüğünü gösteriyor. Oyuncu olarak da devamlı çalışmayı isterim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu filmin ulusal ve uluslararası festivallere katılması gerektiğini düşünüyorum. Genelde festivallere bakışınız nedir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başta film festivale gidecek mi, nasıl olur gibi düşüncelerim vardı ama elinizde olmayan şeyler için üzerinde düşünmek bana vakit kaybı gibi geliyor. Benim görevim rolümü oynamaktı. Set ortamında senaryonun gerektirdiği gibi yönetmenle beraber o rolü oynamak benim işim. Sonrası filmin PR&#8217;ı oluyor, röportajları oluyor, galası olacak katılacağım. Festivale davet edilirse festivale gideceğim. İnsan bütün festivallere gitsin, oralarda ödüller alsın, hatta bununla beraber çok seyircisi olsun ister. Hepsi bunların çok güzel şeyler. Ben görevimi yaptım mı, onu düşünmek bana daha çok keyif veriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Filmle ilgili benim size sormadığım sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selma Ergeç&#8217;le daha önce çalışmıştık, tanışıyoruz, arkadaşız. Onunla çalışmak çok keyifli oldu. Set çok profesyonel bir setti. Maddi olanaklarımız Türkiye&#8217;de o kadar büyük filmler çekmeye yetmeyebiliyor ama bizde fena da değildi. Ekibimiz çok iyiydi. Kamp birebir baştan yapıldı. Bu kadar profesyonel bir ekiple çalıştığım için çok mutluyum çünkü işiniz kolaylaşıyor o zaman. Şimdi artık seyircide söz. Onlar izleyecekler, inşallah beğenirler. Ama Türk sineması adına önemli bir adım bu film. Ben izleyici olarak fragmanından etkilendim. Filme de giderdim diye düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/12/20/murat-yildirim-her-insan-bir-kitap-aslinda-oku-oku-bitmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
