<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>majid majidi &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/majid-majidi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Oct 2018 10:54:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Majid Majidi: Dünyayı çocuklar kurtaracak</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/majid-majidi-dunyayi-cocuklar-kurtaracak/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/majid-majidi-dunyayi-cocuklar-kurtaracak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 10:49:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[majid majidi]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet kızmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10943</guid>

					<description><![CDATA[Majid Majidi İstanbul&#8217;a gelir de biz dururmuyuz? Ünlü yönetmen kadromuza yeni katılan arkadaşımız Mehmet Kızmaz&#8217;ın sorularını yanıtladı&#8230; İran sinemasının ünlü yönetmeni Majid Majidi, 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde, son filmi “Bulutların Ardında”nın Türkiye gösterimine katıldı. Festivalden “En İyi Kurgu” ve “En İyi Erkek Oyuncu” ödülleriyle ayrılan Majidi’ye, sinemaseverler de yoğun ilgi gösterdi. Cennettin Çocukları, Cennettin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Majid Majidi İstanbul&#8217;a gelir de biz dururmuyuz? Ünlü yönetmen kadromuza yeni katılan arkadaşımız Mehmet Kızmaz&#8217;ın sorularını yanıtladı&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/majid-majidi.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10945" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/majid-majidi-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/majid-majidi-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/majid-majidi-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/majid-majidi-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/majid-majidi-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/majid-majidi-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/majid-majidi-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/majid-majidi.jpg 1472w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>İran sinemasının ünlü yönetmeni Majid Majidi, 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde, son filmi “Bulutların Ardında”nın Türkiye gösterimine katıldı. Festivalden “En İyi Kurgu” ve “En İyi Erkek Oyuncu” ödülleriyle ayrılan Majidi’ye, sinemaseverler de yoğun ilgi gösterdi. Cennettin Çocukları, Cennettin Rengi, Baran, Serçelerin Şarkısı filmleriyle tanınan Majidi, çocukların yoksulluklarını, onların naif, saf ve temiz duygularıyla anlatıyor. Majidi, “Çocuklarla büyük insanlar arasında köprü oluşturmak istiyorum. Ateş topuna dönen dünyayı çocukların peygamberliğin de kurtaracağım. Ve hep birlikte cennetin rengini dünyaya serpeceğiz” diyor.</p>
<p>Sinemaya başlama serüveniniz nasıl oldu?</p>
<p>13 yaşımdan beri sinema başta olmak üzere görsel her şeye ilgim vardı. Çok film izlerdim, arkadaşlarımla tiyatro oynuyordum. Dramatik Sanatlar Fakültesi’nde Tiyatro Bölümü okudum. Tiyatro, bir süre sonra devam ettiremeyeceğim bir hal alınca sinemaya başladım. İlk önce oyuncu olarak bir kaç filmde rol aldım. Sonra bir kaç kısa film yaptım. Daha sonra uzun metrajlı filmlere başladım. Sinema benim için yoldur, misyondur. Düşüncelerimi anlatmak ve duygularımı konuşturma fırsatı veren bir alan. Sorunları, dertleri sinema yoluyla başka insanlara anlatıyorum. Entelektüel kesim dahil halkın geneline hitap ediyorum. Zor ama amacım iki gruba da aynı anda seslenip etkilemek. İnsanları, doğasına ve iç dünyasındaki saflığa geri dönmesi için hikayelerimle desteklemek istiyorum. Sinema çok güçlü bir alan. ‘Eğer peygamber yaşasaydı İslam’ı anlatmak için sinemayı kullanırdı’ cümlemi tekrar edeyim&#8230;</p>
<p>İslam Devrimi, İran sinemasını nasıl etkiledi?</p>
<p>Aslında daha eskilere gitmek gerekiyor. Sinema önceden de kapalıydı. Yaratıcılık yoktu. İslam Devrimi sinemayı da yeniden yapılandırdı. Sinemacılar yeni inkılaplarla geniş alanda çalışma, çok daha değişik yeni hikayeler anlatma fırsatı buldu. Bu hikayeler yetenekli sinemacılar ortaya çıkardı. Ben de onlardan biriyim. Sansür her ülkede var, tıpkı Türkiye olduğu gibi. Sadece sınırı farklı. Misal İran’da Hicap giymek kanunun bir parçası, ülkeye girildiği anda giyilmesi gerekiyor. Ben bunun iyi olup olmadığını söylemek istemiyorum, bu benim işim değil. Ancak, demokrasiden söz edilen Avrupa’nın bir çok şehrinde, üniversitelerde öğrencilerin kapanması yasaklanıyor. Her ülkede sınırlar ve sansürler var. Ama odakta maalesef hep İran oluyor. İran Batı medyasında hep siyaset alanında yer buluyor ama öyle değil. İran halkı, kültürü bir başka güzel. Yeni yönetmenler, İran üzerinde oluşturulan politik algıyı kırmak için yaratıcılıklarıyla çalışıyorlar.</p>
<p>İran sinemasını bir kaç cümleyle özetler misiniz?</p>
<p>Bütün sanatların kökü edebiyattan geliyor. Bir ülke, zengin edebiyatı olunca diğer sanatlarda da başarılı oluyor. İran’da Hâfız-ı Şirâzî, Sadi-i Şirazi gibi dünyaca bilinen şairler ve genel itibariyle edebiyat, sinemayı etkilemiş. Sinemada asıl önemli olan dildir. Ve bu kuvvetti de edebiyattan alıyor.</p>
<p>Türkiye’deki sinemayı nasıl görüyorsunuz ? En beğendiğiniz yönetmenler kim?</p>
<p>Türkiye’de ki sinema gişesi başarılı ancak asıl problem sinema izleyen büyük bir kitlenin kaybedilmesi. Bu dizilerle oluyor. Dizilerde sanatsal çalışma yerine ticari çalışmalar yapılıyor. Bu durumun yakın zamanda daha da etkisini göstereceğini düşünüyorum. Sinema hedef kitlesini kaybediyor. İkinci soruya gelince. kesinlikle Semih Kaplanoğlu ve Nuri Bilge Ceylan.</p>
<p>İran sinemasından özellikle takip ettiğiniz yönetmenler var mı?</p>
<p>İran’da tanımadığınız 20-25 çok yetenekli ve başarılı genç yönetmen var. Rıza Mir-Kerimi, İbrahim Hatemi- Kiya gibi isimler son dönemlerde başarılı filmler çıkarıyor. Filmlerimi Asgar Ferhadi ve Abbas Kiyarüstemi’ye daha yakın görüyorum.</p>
<p>Filmlerinizde çocukların ana karakterlerden biri olmasının bir sebebi var mı ?</p>
<p>Çocukları çok masum buluyorum. İnsanın en temiz iç duygularını kaybetmemişler. O temizlik onların içinde hala ayakta ve hayatta. Hepimiz çocukluğumuzu düşünerek güzel günleri hatırlıyoruz. O günlerde ne kadar masumduk, her şeye çok basit bakıyorduk. Ve şimdi yaşlandık ve dünyaya bakış açımız değişti. Ben bir köprü oluşturmaya çalışıyorum. Çocukları göstererek, büyüklere o masum iç duyguları hatırlatmak istiyorum.Ateş topuna dönen dünyayı çocukların peygamberliğinde kurtaracağım.Ve hep birlikte cennetin rengini dünyaya serpeceğiz, tıpkı Baran filminde Baran’ın topraktaki ayak izinin yağmur suyuyla dolduktan sonra dünyaya umudu yağdırması gibi. Cennetin Çocukları filmini izledikten sonra, ‘böyle çocuklar var mı’ diye hayret etmeye gerek yok. Çevremizde görmezden geldiğimiz Ali ve Zehra gibi çok çocuk var.</p>
<p>Filmleriniz insanlarda çok güçlü etkiler bırakıyor&#8230;</p>
<p>Ben, izleyicimin, o filmi izledikten sonra kendini, iç dünyasındaki duyguları keşfetmeye başlamasına yardım etmek istiyorum. O duygu ‘o anda’ kalmamalı,yaşamına yayılmalı. Cennetin Çocukları’nı 20 yıl önce çektim. Şimdi de izleyebiliyorsunuz. Yine kendinizi keşfetmenize yardımcı olru. Serçelerin Şarkısı’ndaki Karin şu an bizi anlatmıyor mu? Karin, deve kuşları arasından çıkıp şehre gittiğinde, insanlarla zaman geçirdikçe mutsuzlaşıyordu. Cömertliği ve dürüstlüğünü metropol emiyordu&#8230;</p>
<p>Son filminiz Bulutların Ardında’dan söz eder misiniz?</p>
<p>1997’de çektiğim Cennettin Çocukları filminin devamı. Filmde, lokasyon farklı olsa da o çocukların büyümüş halleri anlatılıyor. Bu filmde sinemasal dilli daha uzmanca kullanıldığımı düşünüyorum.</p>
<p>Son olarak, genç sinemacılara ne söylemek istersiniz?</p>
<p>Öğüt vermek istemiyorum. Hereksin yolu var. Bana göre genç sinemacılar erken vazgeçmemeli. Çünkü sinemada çalışmak, sinema yapmak bir savaş gibidir. Ve kesinlikle savaşmak gerekiyor. Dağın zirvesine çıkmak gibi aynı zamandı. Kolay diye yola çıkarsın, sonradan zor gelir. Çaba gösterirsen bir gün zirveye ulaşırsın.</p>
<p>MEHMET KIZMAZ</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/majid-majidi-dunyayi-cocuklar-kurtaracak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutluluğun yer yüzüne iniş hikayesi</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/mutlulugun-yer-yuzune-inis-hikayesi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/mutlulugun-yer-yuzune-inis-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 11:43:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[çağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed: Allah'ın Elçisi]]></category>
		<category><![CDATA[majid majidi]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9273</guid>

					<description><![CDATA[Majid Majidi&#8217;nin yıllardır beklenen filmi Hz. Muhammed: Allah&#8217;ın Elçisi 28 Ekim&#8217;de Türk izleyicisi ile buluşuyor. Mustafa Akkad&#8217;ın Çağrı filminden sonra Müslüman dünyası için en önemli sinema olayı başlıyor&#8230; SERDAR AKBIYIK Majid Majidi ile 2012 yılında Mardin&#8217;de yaptığımız röportaj da Hz. Muhammed: Allahın Elçisi filminin çekimlerine başlıyordu. Bu çok önemli filmin yapım aşamasındaki problemleri bizle paylaşmıştı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Majid Majidi&#8217;nin yıllardır beklenen filmi Hz. Muhammed: Allah&#8217;ın Elçisi 28 Ekim&#8217;de Türk izleyicisi ile buluşuyor. Mustafa Akkad&#8217;ın Çağrı filminden sonra Müslüman dünyası için en önemli sinema olayı başlıyor&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/The-Message.jpeg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9274" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/The-Message-1024x683.jpeg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/The-Message-1024x683.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/The-Message-300x200.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/The-Message-768x512.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/The-Message-696x464.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/The-Message-1068x712.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/The-Message-630x420.jpeg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/The-Message.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>SERDAR AKBIYIK</p>
<p>Majid Majidi ile 2012 yılında Mardin&#8217;de yaptığımız röportaj da Hz. Muhammed: Allahın Elçisi filminin çekimlerine başlıyordu. Bu çok önemli filmin yapım aşamasındaki problemleri bizle paylaşmıştı. Hatta çok radikal bir söylemde de bulunmuştu. Peygamberimiz bu dönemde yaşasaydı mutlaka sinemayı kullanırdı demişti. Bu sözü belki biraz ağır kaçıyor ama Çağrı filmi vizyona girdiğinde yaşananlar Majidi&#8217;nin belirlemelerinin ne kadar doğru olduğunu bize kanıtlıyor. Yaşadığım şu 50 yıl içinde entelektüel dünya içinde Müslümanlığın en güçlü olduğu dönemdi Çağrı filminin vizyona girdiği dönem. Zaten onun dışında da aynı başarıyı gösteren bir film ortaya çıkaramadık. Şimdi Majidi&#8217;nin filmi vizyona giriyor, inşallah Çağrı&#8217;nın başarısı tekrarlar. Bu mutsuz günlerde acıyla dökülen yaşlar sinema salonunda mutlulukla dökülür bu film sayesinde. Filmin konusunu sizle paylaşalım.</p>
<p>Film, 6. YY’da Mekke’de, Hz. Muhammed (S.A.V.)’in doğumu ile başlayan ve Efendimiz’in 13 yaşına kadar devam eden süreci, Hz. Muhammed (S.A.V.)’in çocukluğuna naif bir bakış açısıyla yaklaşarak anlatıyor.</p>
<p>Abraha’nın fil ordusuyla Mekke’ye yönelişi, Efendimiz’in dedesi ve Kabe’nin anahtarının sahibi Abdulmuttalib başta olmak üzere tüm Mekke halkını tedirgin eder. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in annesi Hz. Amine bu esnada hamiledir ve tüm Mekke halkı gibi kaçıp dağlara sığınabilmesi mümkün değildir. Hem oğlunun emaneti gelinini, hem Mekke’yi, hem de Kâbe’yi gelecek felaketten koruması beklenen Abdulmuttalib; Abraha’ya sadece, savaşmadan savaş ganimeti olarak aldığı otlak hayvanlarının iadesini istemeye gider. Abraha halkın ve böylesine önemli bir adamın, yenilgiyi kabul ettiğini düşünerek galibiyetini garantilediğini zanneder ama şehre girme anı geldiğinde Filler Mekke’ye doğru bir adım dahi atmaz. Ve ardından tüm İslam âleminin Fil Sûresi ile haberdar olduğu vaka gerçekleşir. Milyonlarca ebabil kuşu, Abraha’nın ordusunu taş yağmuruna tutar, ordu helâk olur.</p>
<p>Bu olaydan tam bir ay sonra, Efendimiz’in doğumu gerçekleşir. Hem gök olaylarını araştıran ve zamanını bilmedikleri bir kurtarıcıyı, son peygamberi bekleyen Yahudi ve Hristiyan cemaati bilginleri; hem Abdulmuttalib, o gece gökyüzünden yere inen Nûr’a şahid olur. Kâbe’de putlar bir anda yerle bir olmuştur. Eve geldiğinde, Nûr’un indiği yerin kendi evi olduğunu görür. Efendimiz, Hz. Âmine’nin kucağındadır. Allah’ın izniyle, koruması gereken emanet, sadece Mekke’ye değil tüm âleme rahmet olarak gönderilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halbuki dünyadaki en büyük propaganda aracı olan sinemayı bütün Müslüman coğrafyası olarak kullanmalıyız. Burada Türk sinemasının özellikle Yeşilçam döneminde üretimlerde bulunduğunu, günümüzde ise bir elin parmaklarını geçmeyen yönetmenin inanç hakkında filmler çektiğini, bu filmlerin çoğu da aslında duygu sömürüsü kokan, dinimizin güzelliklerini ve varlığının gücünü anlatmaktan uzak olan filmler olduğunu söylemeliyiz. Yurt dışına bakınca da aslında aynı şey söz konusu. Buda’yı anlatan 40 film, diğer peygamberleri anlatan 200’den fazla film çekildi ama Hz. Muhammed’i anlatan başka bir film çekilmedi. Durum böyle olunca biz de yıllardır seyrettiğimiz filmler içinde Müslümanlığı anlatan, içinde Müslümanlık geçen, Müslümanların çektiği acıları odağına alan filmleri bir gözden geçirdik. Aşağıda verdiğimiz listede belgesel filmler veya kutsal kimliklerin biyografik öyküleri yer almıyor. Bunlar birçok coğrafyadan gelen ve bizim dinimize dokunan bazı filmler. Sonuçta kişisel seçim önemli burada yani biraz da beni etkileyen filmler diyebilirim. Tabii ki listenin başında The Message – Çağrı filmi var.</p>
<p>The Message – Çağrı, 1977</p>
<p>Mustafa Akkad binbir zorlukla uğraşıp çektiği Çağrı filmi peygamberimizi ve Müslümanlığın başlangıcını anlatan tartışmasız en iyi filmdir. Filmde peygamberimiz gösterilmez. Hatta Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali de gösterilmez. Mustafa Akkad Çağrı filmini çekmesinin sebebini şöyle anlatıyor: “Çocuğum olunca çocuklarıma dinlerini öğretmem gerektiği duygusuna kapıldım ve sorumluluğumu hatırladım. İşte Çağrı projesi böyle ortaya çıktı. Hem kendi çocuklarımın, hem de başka çocukların geleceği için. Ama bu hiç kolay olmadı.” Filmde Hz. Hamza’yı Anthony Quinn canlandırdı. Film o kadar etkileyiciydi ki haftalarca hatta birçok ülkede yıllarca vizyondan kalkmadı. Türkiye’de ben hatırlıyorum bir yıl sinemalarda oynadı ve salonlar doldu taştı. Hala bu film kadar başarılı ve etkileyicisi çekilmemiştir. Bizim ülkemizde ve Müslüman coğrafyada her bayramın vazgeçilmezidir. İnsanlar o dönem öylesine etkilendiler ki Hz. Hamza’yı öldüren Vahşi karakterini canlandıran Salim Gedera başına gelenleri şöyle anlatır: “Hz. Hamza’nın öldürülme sahnesini çekerken askerler filme kendilerini o kadar kaptırmışlardı ki, Hamza’yı öldürecek diye beni aralarından geçirmiyorlardı. Mustafa Akkad bu sahneyi tam beş kez çekmek zorunda kaldı. Film bitti. Fakat benim kötü günlerim başladı. Sokakta yürürken insanlar yüzüme tükürüyordu. Sokağa çıkamaz oldum. İşimden atıldım. Hamza’nın katili diye kimse iş vermiyordu. Mustafa Akkad Bey’e kızdım ve ona telefon ettim. Olayları anlattım. ‘Allah’ından bulasın, hayatımı perişan ettin’ dedim. Fakat Mustafa Bey beni sakinleştirdi.” İşte Çağrı bu kadar etkisi olan bir filmdi…</p>
<p>Ömer Muhtar – Lion of the Desert, 1981</p>
<p>Mustafa Akkad’ın diğer önemli filmidir. Çağrı filminin çekimlerinde Libya lideri Muammer Kaddafi ile yakınlaşması Ömer Muhtar filminin çekilmesini sağlamıştır. Kaddafi, Akkad’dan Libya’nın kurucusu Ömer Muhtar’ın hayatını çekmesini istemiştir. Akkad da Anthony Quinn ile bu işe soyunmuş ve büyük başarı gösteren filmi çekmiştir. Anthony Quinn Ömer Muhtar’ın çekimlerinde yaşadıklarını şöyle anlatır: ” Çöl Arslanı filmi beni çok etkiledi. Ömer Muhtar’ın tutuklandığında hapiste elleri kelepçeli olduğu bir sahne var. Bu şekilde abdest almaya çalışıyor. Arka planda ezan sesi var. Ömer Muhtar’ın yanı başında ise bir İtalyan subay nöbet tutuyor. Bu sahnedeki inanç ve azim beni çok etkilemişti.”</p>
<p>Mekke’ye Yolculuk – Journey to Mecca, 2009</p>
<p>Yapıt, Kâbe’nin üzerinde düşük irtifada uçularak gerçekleştirilen hava çekimleri başta olmak üzere, eşi görülmemiş güzellikte görüntüler barındırıyor. Film, 14’üncü yüzyılda yaşamış olan ünlü Faslı gezgin İbn-i Battuta’nın hayat hikâyesi ekseninde, geçmişle günümüz arasında gidip gelen paralel bir kurguda ilerleyerek, dünyanın dört bir köşesindeki Müslümanların her yıl Kâbe’ye yaptıkları görkemli Hac yolculuğunu anlatmakta.</p>
<p>Guantanamo Yolu – The Road to Guantanamo, 2006</p>
<p>Film, 10 Eylül 2001’de İngiltere’deki evlerinden ayrılan Pakistan asıllı İngiliz vatandaşı üç Müslüman genç Ruhel, Şefik ve Asıf’ın öyküsünü aktarıyor. Yolculuklarının tek amacı, annesinin seçtiği kızla evlenecek olan Asıf’ın düğününe katılmaktır. Üç arkadaş, Pakistan’a gittiklerinde yanlışlıkla Kuzey İttifakı tarafından tutuklandıktan sonra Amerikan birlikleri tarafından Guantanamo’ya nakledilirler. Mahkumiyetleri boyunca her üçü de Amerikan ve İngiliz gizli servisi tarafından sorgulanır; haklarında hiçbir kanıt bulunmadığı halde sayısız işkence ve suçlamaya maruz kalırlar.</p>
<p>Vaad Edilen Cennet – Paradise Now, 2004</p>
<p>Çocukluk arkadaşı olan genç Filistinli Khaled ve Said, Tel Aviv’de gerçekleştirilecek bir saldırıda intihar bombacısı olarak görevlendirilirler. Aileleriyle vedalaşmadan, son bir gece geçirdikten sonra, vücutlarına bağlı bombalarla sınıra götürülürler. Ama operasyon plânlandığı gibi gitmez ve birbirlerinin izin kaybederler. Zalimliğe karşı intihar bombacısı olmayı sorgulayan film çok tartışıldı ama bakış açısı çok doğruydu.</p>
<p>İbrahim Bey Ve Kuran’ın Çiçekleri – Monsieur Ibrahim, 2003</p>
<p>60’ların Paris’inde ergenlik çağındaki Musevi çocuk Moses, annesi kardeşini de alıp evi terkedince babasıyla mutsuz bir hayata mahkum olur. Babası ölünce bakkal İbrahim çocuğu evlat edinir. Çok bilge bir adam olan İbrahim’in ışığında Kuran’dan yaşama dair güzel şeyler öğrenir Moses. Sonunda dükkanı kapatarak bir spor araba alırlar ve İbrahim’in ülkesine, yani Türkiye’ye doğru bir yolculuğa çıkarlar.</p>
<p>Kara Altın – Black Gold, 2012</p>
<p>Auda ölmek üzere olan kardeşine “Kardeşim lütfen Allah’a sığın” der, Ali ise şöyle cevaplar: “Beni ezen ayağı mı öpeyim?” Auda devam eder: “Öldükten sonra bir melek gelecek yanına hangi tanrıya inandığını soracak, ne diyeceksin?” Ali zar zor cevaplar: “Allah”. “Melek soracak hangi peygambere inanıyorsun?”: “Muhammed”. “Hangi dine inanıyorsun?” “İslam” der ve Ali ölür. Bu sahne belki kaba bir propaganda olarak algılanabilir. Ama filmin bu küçücük sahnesindeki Ali’nin yaşadığı değişim inananlar için bambaşka etkilere sahip. Yönetmen bu sahneyle Müslüman inancını ve Batı medeniyetini birleştiriyor. İnançsız bilimin kimseye yararı olmadığını, inancın ise bilimin ışığıyla aydınlandığı zaman en doğru şekli alacağını anlatıyor. Doğru bir Müslümanlık, doğru bir insanlık ve biraz da yürek acısı. Kaçırılmaması gereken bir film.</p>
<p>Büyük Yolculuk – Le grand voyage, 2004</p>
<p>Büyük Yolculuk, Tunus asıllı Fransız bir baba-oğulun dramatik öyküsünü anlatıyor. Müslüman kültürü ile yetişmiş baba, daha çok Fransız kültürü ile yetişmiş oğlundan kendisini Mekke’ye, Hac’ca götürmesini ister.Oğul için çok da iyi tanımadığı bu kültürle tanışmak hiç de kolay olmayacaktır.</p>
<p>Malcolm X, 1992</p>
<p>Babası Ku Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm, çağdaşı bir çok siyah gibi umutsuz ve zor bir çocukluk geçirir. Neticesinde hayatı günlük yaşayan bir hırsıza dönüşür. Sonunda hapise girdiğinde İslam öğretisi kendisini yeniden tanımlamasına yardımcı olur. Burada dahil olduğu toplulukta kendini bulur ve yükselmeye başlar. Hapisten çıkınca Malcolm, adeta bir mesih işlevi yüklenir ve kendilerini birer suçlu yapan toplumsal adaletsizliğe başkaldırır.</p>
<p>Kan ve Aşk – In The Land of Blood and Honey, 2011</p>
<p>In The Land of Blood and Honey, 1990’lı yılların başındaki Bosna iç savaşında geçiyor. Film, siyasi irade eksikliği sebebi ile toplumda yaşanan çatışmaları anlatıyor. Filmin büyük çoğunluğu Saraybosna’nın gerçek mekânlarında çekildi ve savaş esnasında hayatını yitiren halkın çocukları da filmde rol aldı. Müslüman Boşnaklar’ın çektiği acılar etkin bir şekilde anlatılıyor öyküde…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/mutlulugun-yer-yuzune-inis-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
