<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Maden &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/maden/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Jul 2018 15:19:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Tuhaf Bir Tren Kazası: Halkından Kaçarken Devrilen Sinemamız</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/07/12/bir-trenin-hikayesi-halkindan-kacarken-devrilen-turk-sinemasi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/07/12/bir-trenin-hikayesi-halkindan-kacarken-devrilen-turk-sinemasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jul 2018 08:32:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Bakur]]></category>
		<category><![CDATA[cüneyt arkın]]></category>
		<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<category><![CDATA[tarık akan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9201</guid>

					<description><![CDATA[Birkaç gün önce bir tren devrildi. Düz ovada, kar-kış yokken üstelik, başka bir trenle dahi çarpışmadan&#8230; Tren raylarını kontrol eden insanları çok masraflı diye işten çıkarmışlar, rayların bakım onarım işini de taşerona vermişler. 24 kişi işte bu yüzden öldü gitti. Kimi 7, kimi 70 yaşında, hepsi kocaman bir hayat ve hayaller kitabı. Eleştirmenler hayata bakarken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Birkaç gün önce bir tren devrildi. Düz ovada, kar-kış yokken üstelik, başka bir trenle dahi çarpışmadan&#8230; Tren raylarını kontrol eden insanları çok masraflı diye işten çıkarmışlar, rayların bakım onarım işini de taşerona vermişler. 24 kişi işte bu yüzden öldü gitti. Kimi 7, kimi 70 yaşında, hepsi kocaman bir hayat ve hayaller kitabı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-9309" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5-294x420.jpg 294w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5.jpg 560w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" />Eleştirmenler hayata bakarken akıllarına hep izledikleri filmleri getirirler. Var mı bizim sinemamızda tren raylarını kontrol eden birinin ne kadar gerekli olduğunun filmi? ¨Onun da filmi mi olur, ne saçma¨ diye düşünmeyin sakın. Mesela; Kazakistan sinemasından tam da böyle bir adamı anlatan bir film var. 2014 yılında Eskişehir’de bir festivalde izlemiştim. Orijinal adı: <strong>Zapiski Putevogo Obkhodchika</strong> (Demiryolcunun Günlüğü olarak çevirmek mümkün). 2006 yapımı bu film kör bir demiryolcunun hayatını ve çevresiyle etkileşimini anlatıyor. Kör olmasına rağmen raylardaki her sıkıntıyı sezebilen, tüm duyularını bu işe adamış, mesleğine bağlı yaşlı bir adam ama gün geliyor teknoloji onun işini elinden alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Demiryolu deyince bizde ne var peki? Soma’da 301 canı yitirmemize yol açan katliam gibi kazadan sonra sinemacılarımız madene iniyor mu diye sormuştum. Hepimizin aklında tek bir film; Tarık Akan’ın inadıyla çekilmiş 1978 yapımı <strong>Maden</strong>&#8230; Sonrası festivallerin evcilleştirdiği yeni bir sol sinemacılar kuşağının elinden çıkan kocaman bir sessizlik. Ha, unutmayalım; Soma faciasına yol açanların davası bugün görüldü. 5&#8217;i tutuklu, 51 sanığın yargılandığı Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;ndeki davada, aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan&#8217;ın da bulunduğu toplam 14 sanığa ceza verildi. Şirketin patronu Alp Gürkan&#8217;ın da aralarında yer aldığı 37 sanık ise beraat etti. Yani, ölenler sevdiklerinin yüreğinde bir kez daha enkaz altında kaldı.</p>
<p><iframe title="Tarık Akan ile Maden Filmi, Yılmaz Güney ve Sinema Üzerine Söyleşi, Kamera: Aziz Özer" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/iUpuNnqKORg?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p style="text-align: justify;">Ve bugün sevgili Fikret Hakan’ın ölüm yıldönümü. Geçtiğimiz yıl ayrıldı aramızdan ama sinemamıza güzel şeyler katarak gidenlerden o da. Mesela, sinemamızdaki nadir Demiryolcu hikayelerinden biri olan <strong>Demiryol</strong>’da (Fırtına İnsanları olarak da bilinir) onun unutulmaz bir oyunculuğu vardır. Tesadüfe bakın; o filmde de Tarık Akan var. Sinema sanat için mi, toplum için mi? Tarık Akan cenaze töreninde bunun cevabını vermiş olmalı.</p>
<p>https://youtu.be/41ekI8JNZII</p>
<p style="text-align: justify;">İlginçtir, bir zamanlar, her türlü engellemeye rağmen yapılabilen politik bir sinemamız varmış, oyuncular da şimdiki kadar apolitik değillermiş. Maden ve Demiryol’da oynayan Tarık Akan, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Sevda Aktolga (evet o, Arzu Film’in çektiği aile komedilerinin cici kızı), Halil Ergun, Mete Sezer, Meral Orhonsay gibi gişe isimlerini düşününce şaşırıyor insan.</p>
<p style="text-align: justify;">Sinema sanat mı, sanatın ödüle ihtiyacı var mı? Eğer sanat olabiliyorsa sinema diye yaptıklarınız aradan 30 yıl geçse bile ödülüne kavuşuyor.</p>
<blockquote class="td_pull_quote td_pull_center">
<p style="text-align: justify;">Sansür baskısı nedeniyle yapılamayan 16. Antalya Altın Portakal Film Festivali&#8217;nin jüri üyeleri (yaşamlarını yitiren Abdülkadir Gündüz, Kami Suveren ve Süreyya Duru dışında) Prof. Dr. Özdemir Nutku, Hale Soygazi, Selahattin Tonguç, Tonguç Yaşar, Vecdi Sayar, Emge Kongar ve Muammer Sun, 32 yıl sonra bir araya geldi. Geç Gelen Altın Portakal Ödülleri başlığı altında düzenlenen seçimde, 1979&#8217;da yarışmaya katılan on iki film değerlendirildi. Demir Yol (Yusuf ile Kenan filmiyle birlikte) En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerini kazandı (Agah Özgüç, Türk Filmleri Sözlüğü, 527).</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Ne oldu bizim sinemacılarımıza, akıllarını başlarından ne aldı? Ne oldu da tersanede, şantiyede ölen işçinin, kafası copla ezilen, gözü gaz kapsülüyle çıkarılan öğrencinin yaşadığı zulüm, Tekirdağ’dan yola çıkıp devrilen tren, ekmek çıkarmaya girilen ama mezar olan maden sinemaya bir daha konu olamadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada Gaia Dergi&#8217;nin yaptığı bir <strong><a href="https://gaiadergi.com/isci-emekci-konseptli-25-yerli-film/">¨işçi emekçi konseptli 25 yerli film¨</a></strong> listesi var. 2000&#8217;lerden bu listeye giren tek film, Erdem Tepegöz&#8217;ün Zerre&#8217;si, ben yapmış olsam Babamın Kanatları&#8217;nı da dahil ederdim ancak festivallerle palazlanan ve epey eser üretmiş son 20 yılın bağımsız sinemacılarının, işçi-emekçi-toplumcu sinemaya bu kadar uzak duruyor olmasının temel sebebi nedir araştırmak gerekir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9314" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350.jpg" alt="" width="620" height="462" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350.jpg 620w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-300x224.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-485x360.jpg 485w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-564x420.jpg 564w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Son 15 yılda, devletin verdiği parayla film çekip devletin yaptırdığı festivallerden ödül toplayan ve bununla da övünen bir sinemacı nesli yetişti. Bizim biletlerimizden kesilen ancak siyasilerin kontrolündeki fonlarla yönlendirilen iktidara bağımlı bir ‘bağımsız sinemacılar’ çağındayız. Bu sinemacıların çoğunun bağımsız olabildikleri tek kısmın ¨seyirciden bağımsız olmak¨ olduğunun altını çizeyim. Hükmedenlerin tasarladığı özgürlük alanlarında çekilmiş filmlerle doldu ortalık. Formül belli; bakanlığın dağıttığı fonu kap, filmi çek, festival festival gez, ödülü al, evine dön. Sonra zamanı gelince vizyonda salon bulamıyorum diye yalandan dövün. Sinema sanat, evet ama mutlaka bir kitle sanatı. Nihayetinde bilmem kaç yüz kişiyi birlikte bir salona sokup 2 saat boyunca perdeye düşeni izletiyorsun. Film yapma işinden seyirciyi çıkardığın an o bina çöker. Acı ama gerçek; festivallerde yarışsın diye çekilen filmler izlenmiyor. Nuri Bilge Ceylan&#8217;a da güvenmeyin, o kazanınca biz de kazanmış sayılmıyoruz. 80 milyonluk bir ülkenin sinemasını tek bir ismin temsil etmesi ne büyük bir acz içinde olduğumuzun işareti olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-9310" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Zubuk_film_afisi-214x300.jpg" alt="" width="214" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Zubuk_film_afisi-214x300.jpg 214w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Zubuk_film_afisi.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 214px) 100vw, 214px" />Film çekmek için fonlara talip olan sinemacılar istemsiz de olsa daha özgür bir Türkiye’de yaşadığımız illüzyonuna hizmet ettiler, ona göre yazılmış senaryolar fonlandı. Bu araçlarla sinemacılarımızın özgün hikaye ve biçimleri fon-festival-ödül üçgeninde gasp edildi. Koca bir festival seçkisinin ortalama bir Kemal Sunal filminden daha fazla eleştiri üretememesi içimi acıtıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bağımsız sinemacılarımızın bizi günden güne kötüleşen filmlerde, bitmiş karakterlerle dolu bir nihilist bataklıkta boğmalarının sebebi bu; meselesi olan  sinema artık herkesi ürkütüyor. Festival yönetimleri iş başındaki kültür bakanının tercihleriyle %100 uyumlu çalışıyor. Üstelik, teslimiyete ve kaybedişe güzelleme yapan onca işi, halka yaklaşmak için değil ondan uzaklaştığını göstermek için çekilmiş estetik taşra sıkıntılarını (hepsini) her seferinde bir başyapıt çekilmiş gibi övme derdinde olan pek çok film eleştirmeni var. Özellikle bu noktadaki ittifaklar fotoğrafı çekilebilecek kadar net. Bir sürü kötü sinemacı bu sayede cesaretlendirildi ve onlar da daha kötü filmler çektiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu filmleri yapanların ve takdir edenlerin sol ya da özgürlükçü (liberal) dünya görüşüne sahip olup eninde sonunda sağcı iktidarın kültür hedeflerine bu kadar uygun düşmesi sadece tesadüf mü? Sanat direnmektir derler ama bu filmler sanki bizi uyuşturmak ve elimizdeki gücü de almak için yapılıyor gibiler. Yeşilçam filmi deyip geçtiklerimizde daha çok direniş ruhu vardı.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Oh Olsun - Grev" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/gUw6uTpU6tQ?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p style="text-align: justify;">Sinemamızın genel manzarası belli; varsa yoksa küfürlü komediler, 400 binlik ödül peşinde koşan 10 plandan ibaret sanat filmleri… Kimlik meselesine dokunmuyorlar diye hep oradan muhalifleşme çabası&#8230; Ne zamana kadar? Bakur ile işi hepten propagandaya çevirene kadar! Bu film, iktidarın artık kimlik meselesine yatırım yapmaya ihtiyacı kalmadığı anda pimi çekilerek festivallerin kucağına fırlatılmış bir el bombası gibiydi. Bir film bütün Kürt sinemacılarının ipini çekiverdi. PKK ile savaşan devletin bakanlığının desteklediği festivale örgüt propagandası yapan film göndermek gerçekten harika bir fikirdi! Bu haltı yedikten sonra alabildikleri tek önlem entelektüel çetecilik yaparak bütün filmleri yarışmadan çektirtmek geldi. Gerçekten de, filmleri seyircinin gözünün önünden çekerek sansür protestosu yapmak kurbanlık koyunun eline bıçağı alıp “ben hallederim, sen yorulma” demesinden farklı değildi. Bakur, eser işletme belgesi mecburiyeti için harika bir katalizör olma görevini de başarıyla üstlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkem sinemacılarından bir ricam olacak, özellikle de ‘bağımsız’ olduğunu iddia edenlerden… ‘Ödül kazandıran film’ üretimini şişeye girecek kadar formülize etmeyin. Filmlerinizin içinde biraz da bugünü yaşayan insanlar olsun. Bırakın şu sinizmin peşini, vazgeçin şehirli insanın düştüğü kasaba sıkıntısının suyunu çıkarmayı… Soma’yı çekin, Gezi’yi çekin. Yüz bilmem kaç film çektiğiniz senede bir-iki film olsun, bunları da çekin!</p>
<p style="text-align: justify;">Memleketin derdini film yapıp çığıracaklara ihtiyacımız var. Çünkü derdimiz çok, derdimizi sinemada anlatan yok! Kadim sinema yazarlarının beğenisi, bakanlık fonları, festival kokteylleri… Bu mu sinemacı için önemli olan?</p>
<p style="text-align: justify;">Cevabınız buna da Evet ise unutmayın, iş o hale geldi ki bu ülkede artık kendi filmlerini yarıştırmayan Cannes çakması festivaller yapıyorlar. Fonlar, festivaller derken sizi emzikli bebeye çevirmek istiyorlar ama bari siz o emziği emmeye bu kadar meraklı olmayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="mailto:murattolga@otekisinema.com">murattolga@otekisinema.com</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/07/12/bir-trenin-hikayesi-halkindan-kacarken-devrilen-turk-sinemasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MADENE İNECEK CESUR SİNEMACILAR ARANIYOR!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/madene-inecek-cesur-sinemacilar-araniyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/madene-inecek-cesur-sinemacilar-araniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2014 20:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7119</guid>

					<description><![CDATA[Toplumların kendi dertlerini anlatacak, yüzleştirecek hikaye anlatıcılara ihtiyacı vardır. Sinemacılar çağımızın en önemli hikaye anlatıcılarıdır. Yüzlerce kişiyi karanlık bir salona sokup hayaller kurduran sinema, kim ne derse desin, toplumcu bir sanattır, değilse de öyle olmalıdır çünkü başka hiçbir sanat formu, sıradan bir insanı alıp bir sanatsevere dönüştürebilme, en azından farkındalık yaratabilme meselesinde bu kadar etkili [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumların kendi dertlerini anlatacak, yüzleştirecek hikaye anlatıcılara ihtiyacı vardır. Sinemacılar çağımızın en önemli hikaye anlatıcılarıdır. Yüzlerce kişiyi karanlık bir salona sokup hayaller kurduran sinema, kim ne derse desin, toplumcu bir sanattır, değilse de öyle olmalıdır çünkü başka hiçbir sanat formu, sıradan bir insanı alıp bir sanatsevere dönüştürebilme, en azından farkındalık yaratabilme meselesinde bu kadar etkili değildir.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/maden2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7120" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/maden2.jpg" alt="" width="625" height="406" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/maden2.jpg 625w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/maden2-300x195.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 625px) 100vw, 625px" /></a></p>
<p>O yüzden bir toplumun sinemacıları onların dertlerini, meselelerini dert edinmediğinde sıkışma başlar. Halkın acısını dindirmek için ağıt yakmak gibidir bazen film yapmak ama seyirciye sırtını döndüğü için seyircisiz kalmış, festival ödüllerine tav olmuş, bakanlık fonlarına muhtaç yeni ve “çok gerçekçi” Türk/iye sinemasında sadece kimlik meselesi gibi algılanır yaşayanların dertleri…</p>
<p>Yavuz Özkan, Maden filmini 1978 yılında çekti. Bundan tam 36 yıl önce… O film gösterildiğinde sadece 5 yaşındaydım, sinemada izlemedim, izlesem hiçbir şey anlayamazdım. Saçımın kırlaştığı 41 yaşına gelmek üzereyken dün gece Soma’lı kömür madencisi kardeşlerimiz için bir kez daha izledim ve fark ettim ki; aradan 36 koca yıl geçmesine rağmen maden işçisinin derdi hala orada Yavuz Özkan’ın işaretlediği haliyle duruyor.</p>
<p>Şimdi soruyorum; Ne oldu da sonradan bize bunları tekrar ve tekrar göstermediniz? Sonrasında, madeni fon yapan Yük (Erden Kral), ya da Cumhuriyete çakmak için kullanan Kelebeğin Rüyası (Yılmaz Erdoğan) gibi hiç sayılabilecek kadar örneğimiz var. Ne oldu da vazgeçtiniz? Sigara içerken uzaklara dalan adamların/kadınların benlik hikayelerini dert ettiniz? Ne oldu da madende, tersanede, şantiyede ölen işçinin, kafası copla ezilen, gözü gaz kapsülüyle çıkarılan öğrencinin yaşadığı zulüm sinemaya konu olamadı.</p>
<p>Bütün damarlarımıza bir enjektör sokmuşlar, varsa yoksa küfürlü komediler, 400.000’lik ödül peşinde 10 planlı sanat filmleri…TV desen hepten beter! Feodaliteyi 8 yaşındaki çocuk üzerinden pazarlama halleri… Sen çok yaşa Küçük Ağa’m, büyü de hepten ağa ol başımıza…</p>
<p>O yüzden bu ülkenin sinemacılarından bir ricam olacak, özellikle de “bağımsız” olduğunu iddia edenlerden… Nuri Bilge Ceylan’a olduğunuz kadar Onur Ünlü sinemasına da hayran olun, bir bakın bakalım, neler yapıyor, neden yapıyor? diye… Bir Zamanlar Anadolu’da ya özendiğiniz kadar İtirazım Var’ a özenin. “Ödül kazandıran” film üretimini bu kadar formülize etmeyin. Filmlerinizin içinde biraz da bugünü yaşayan insanlar olsun. Bırakın artık şu “12 Eylül bize neler yaptı da, biz ne hale geldik” pesimistliğini, şehirli insanın düştüğü kasaba sıkıntısının suyunu çıkarmayı… Soma’yı çekin, Gezi’yi çekin. 70 film çektiğiniz senede bir-iki film olsun, bunları da çekin!</p>
<p>Demem o ki; işçiler ölüyor, öğrenciler dövülüyor, beyaz yakalılar kovuluyor. Bankalar inek gibi sağıyor hepimizi, karısına-çocuğuna mektup bırakıp kafasına sıkıyor insanlar, daha da fenası onları da yanında götürüyor. Derdimizi anlatan yok, hepten deliriyoruz. Bağımsız sinemacı dediğinin filminde Recep İvedik’in 10 dakikasındaki kadar eleştiri yok aslında… Kadim sinema yazarlarının beğenisi, bakanlık fonları, festival kokteylleri… Bu mu önemli olan? Ve sen, sinema yazan arkadaşım, vizyonda izlediğin filmi eleştirip geçmek mi ülkenin sinemasıyla tek hesabın?</p>
<p>Memleketin derdini film yapıp çığıracaklara ihtiyacımız var. Sizde o yürek var mı? Yoksa “emek” sadece sinemanın ismi mi?</p>
<p>Not: Bu yazıyı Soma’da yaşanan faciadan sonra yazmıştım ancak yeni bir maden cinayetinden sonra sinema yapan/yazan herkesin tekrar dikkatine sunmak istedim. Madencinin hikayesini anlatmamız gerek…</p>
<p><strong>Murat Tolga Şen / </strong><a href="mailto:murattolga@gmail.com"><strong>murattolga@gmail.com</strong></a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/madene-inecek-cesur-sinemacilar-araniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fıtratında ölüm olan maden filmleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/06/16/fitratinda-olum-olan-maden-filmleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/06/16/fitratinda-olum-olan-maden-filmleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2014 09:50:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Germinal]]></category>
		<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<category><![CDATA[maden filmleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=6716</guid>

					<description><![CDATA[Acımız büyük! Malum geçen ay 301 işçinin ölümüyle sonuçlanan bir facia yaşadık. Ülkece üzüldük, kahrolduk! Bizi birbirimize yakınlaştıran ve maalesef ki olmasın dediğimiz elim bir durumdu! Kimileri ‘bu mesleğin fıtratında var’ diyerek olaydan sıyrıldı, kimileri suçlu olduğu halde neredeyse kahraman ilan edildi. İşin üzücü tarafı Soma halkının büyük çoğunluğunun da oy verdikleri parti yetkilileri gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acımız büyük! Malum geçen ay 301 işçinin ölümüyle sonuçlanan bir facia yaşadık. Ülkece üzüldük, kahrolduk! Bizi birbirimize yakınlaştıran ve maalesef ki olmasın dediğimiz elim bir durumdu! Kimileri ‘bu mesleğin fıtratında var’ diyerek olaydan sıyrıldı, kimileri suçlu olduğu halde neredeyse kahraman ilan edildi. İşin üzücü tarafı Soma halkının büyük çoğunluğunun da oy verdikleri parti yetkilileri gibi düşünmeleri. Bölgede çekime giden bir haber yönetmeni arkadaşımla telefonda konuştuktan sonra moralim daha da bozuldu. Buradaki çoğu kişi olayı hala kadere bağlıyor Fırat, dedi. Tedbir alınsa bile bu tarz ölümlerin olabileceğine inanıyorlarmış. Üstelik Soma halkının büyük bölümü, oraya, onlar için gelen sorumluluk sahibi vatandaşlarımızı bölücülükle suçlayıp Soma’yı terketmelerini söylüyorlarmış. Hükümetle aramızı açmayın diyorlarmış. Şartlar ne olursa olsun, bizim bir an önce madenlere girip çalışmamız lazım, Soma’yı kendi halinde bırakın diye sitemde bulunuyorlarmış. Üzücü bilgiler bunlar belki ama maalesef ölüm kadar gerçek. Uzun zamandır dosya yapmıyordum. Biliyorum, birçok yerde maden filmleri üzerine yazıldı, çizildi. Ancak bir sinema yazarı olarak ben de üstüme düşen vazifeyi yapmak istedim ve elimden geldiğince sinemada maden ve madenciler üzerine çekilmiş bazı filmleri hatırlatmak istedim. Bir daha böylesine büyük ve fıtratına uydurulan felaketler yaşamamak dileğiyle! İyi okumalar…</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/maden.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6718" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/maden.jpg" alt="" width="601" height="389" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/maden.jpg 601w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/maden-300x194.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 601px) 100vw, 601px" /></a></p>
<p>Maden (1978)</p>
<p>Agah Özgüç’ün konusunu “Her an ölüm tehlikesiyle karşılaşan maden işçilerinin çalıştıkları ocaklarda gereken önlemler alınmaz. Ve uyarı amacıyla imza toplanırsa da dayanışma sağlanamaz. Davasında yalnız kalan İlyas direnmesini sürdürünce sendika ağaları tarafından kurşunlatılır. Bir süre sonra da İlyas&#8217;ın göçük altında kalıp ölmesi sonucu ilk kez işçiler bir araya gelir. Ve film &#8220;işçiler birleşin” sloganıyla biter.” diyerek verdiği Maden kuşkusuz ki, sinemamızın ‘sol tandanslı’ eserlerinin arasında önemli bir yere sahip. Yavuz Özkan’ın yönettiği filmde Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Hale Soygazi, Meral Orhonsay ve Halil Ergün gibi önemli isimler rol alıyor. Son zamanlarda sosyal medyayı sarsan filmden bir sahnedeki şu replik hala kulaklarımızda; “Asıl O… çocukları işçiyi sizin gibi satanlardır!”</p>
<p>Germinal (1993)</p>
<p>2,5 saatlik olağanüstü bir edebiyat uyarlaması olan Germinal, dünya sinema tarihinin de en önemli maden filmi. Claude Berri’nin yönettiği Gerard Depardieu ve Miou-Miou’nun oynadığı film, usta yazar Emile Zola’nın romanından uyarlama. Etienne Lantier, maden yatakları sayesinde geçimini sağlayan bir Fransız kasabasına yerleşip tek derdi bir işe sahip olmak olan sıradan bir adamdır. Fakat kısa bir süre içerisinde Maheu ile tanışmasıyla birlikte hayatını kökünden değiştirecek yaşanmışlıklar edinecektir. Madende iş bulmasına yardımcı olan Maheu ile günden güne yakınlaşır, bu esnada ailenin genç kızı Catherine’e umutsuzca aşık olur. Tek derdi ise maden işçilerinin içerisinde bulunduğu zorlu çalışma şartlarıdır. Etienne, Maheu’yu ikna ederek yeni bir madenciler sendikası kurmayı üstlenip büyük bir grevi organize eder. Elele verip bir araya gelen işçiler devasa bir isyan başlatır, fakat maden sahiplerinin gazaplarından kurtulmaları kolay olmayacaktır.</p>
<p>Yük (2012)</p>
<p>Gerçek bir öyküden yola çıkılarak senaryolaştırılan ‘Yük’ filmi bir cinayet sebebiyle hasmından kaçmak için madende saklanan bir adamın hikayesi… Cemal, arkadaşının ölümüne sebep olup onun kardeşinin hışmından kaçarken, ölen adamın kardeşi Cumali intikam almak için onun peşine düşmüştür. Zeynep, Cemal ile evlidir ancak birkaç sene öncesi evli ve çocuklu olan Cumali ile tutkulu bir ilişki yaşamıştır. Usta yönetmen Erden Kıral’ın yönettiği film hem gişede hem de festivallerde büyük hüsran yarattı. Zira Nadir Sarıbacak, Tansu Biçer ve Tülin Özen’in muhteşem oyunculuğunu ve de maden/madencinin dünyasını olağanüstü görselliğiyle filme döken görüntü yönetmeni Feza Çaldıran’ın emekleri kötü bir öyküleme kurgusuyla harcandı kanımca.</p>
<p>Dead Mine (2012)</p>
<p>Gözünü para hırsı bürümüş bir grup bilim insanı, bu doğrultuda çok farklı bir proje için bir araya gelirler. Warren Price, önderliğindeki grup kendilerine parayla askerler tutarak onlar eşliğinde 2. Dünya Savaşı’ndan kalma bir sığınağa girmeye karar verirler. Ancak tehlikeli bir bölgede bulunmaktadırlar ve saldırıya uğrarlar. Girdikleri sığınağın bir kısmı çökünce kapalı kalırlar. Tek seçenekleri kalmıştır. O da çaresizce madenin derinliklerine doğru yürümektir. Ancak maden zannettikleri gibi sahipsiz değildir ve yalnız kalmayacaklardır. Steven Sheil’in yönettiği Miki Mizuno, Sam Hazeldine, Ario Bayu gibi isimlerin oynadığı bu Endonezya yapımı film, her ne kadar 4.6’lık bir Imdb puanına sahip olsa da yer yer korkutmayı başarıyor.</p>
<p>The Pennsylvania Miners&#8217; Story (2002)</p>
<p>2002 yazında Pensilvanya&#8217;da yaşanan kazanın ardından kurtarılan maden işçilerinin gerçek hikayelerinden uyarlanan film hikayesini, işçilerin kendi gözünden, kendi anlattıkları üzerinden kuruyor. Gerçek madenlerde de çekimler yapılıyor ve hayatlarını tehdit eden tehlikenin asıl nedenleri ortaya çıkıyor. Kurtarılmak için 77 saat boyunca madende bekleyen işçilerin yaşadıklarını ekrana getiren ve bazı sahnelerin kazanın yaşandığı Quecreek madeninde çekildiği filmin yönetmeni David Frankel, başrollerini ise Graham Beckel, Dylan Bruno ve Marisa Ryan paylaşıyor.</p>
<p>Beaconsfield (2012)</p>
<p>16 gün boyunca yerin altında yaşam mücadelesi veren ve çoğu sağ kurtulan işçilerin gerçek öyküsünü anlatan film Avustralya&#8217;nın madencilik bölgesi olan &#8220;Beaconsfield&#8221;da yaşanan bir trajediyi anlatıyor. Glendyn Ivin’in yönettiği filmde Shane Jacobson, Lachy Hulme ve Cameron Daddo gibi isimler rol alıyor.</p>
<p>The Treasure of the Sierra Madre (1948)</p>
<p>Yönetmenlik ve uyarlama senaryo dallarında Oscar kazanmış olan film, altın madenleri için Sierra Madre dağlarında yaşanan acı dolu deneyimleri beyazperdeye yansıtıyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini John Huston’ın yaptığı film, B. Traven’in aynı adlı romanından uyarlama. Humphrey Bogart, Walter Huston, Tim Holt gibi usta oyuncuların rol aldığı film yenilikçi western akımının da öncü işlerinden. Filmin şöyle de bir önemi var, ki o zamanlar için bu bir devrim sayılır; ilk kez tamamı Amerika sınırları dışında çekilmiş Hollywood yapımı!</p>
<p>Blood Diamond (2006)</p>
<p>Başrollerde Leonardo DiCaprio, Jennifer Connelly ve Djimon Hounsou&#8217;nun yer aldığı filmin yönetmeni bol ödüllü Edward Zwick. Filmin ana konusu ve isminin kaynağı Afrika&#8217;daki savaş bölgelerinde çıkarılan ve savaş düzenini finanse etmekte kullanılan elmaslardır. Bu elmaslar sıklıkla &#8220;kanlı elmaslar&#8221; anlamına gelen blood diamonds terimiyle anılır. Film elmas endüstrisi ve bu sektördeki tekel iddialarının yanı sıra, Afrika’daki en büyük problemlerden sayılan çocuk askerler sorununa da işaret etmektedir. Nitekim filmin sonunda Afrika’da halen yaklaşık 200,000 çocuk askerin bulunduğuna dair bir not yer almaktadır. Bunların dışında filmde Batı’nın Afrika’daki sorunlara karşı tutumu eleştirilmiştir.</p>
<p>North Country (2005)</p>
<p>Charlize Theron, Frances McDormand, Sissy Spacek, Sean Bean, Woody Harrelson, Richard Jenkins ve Jeremy Renner gibi oldukça güçlü bir kadroya sahip olan “Tek Başına”nın yönetmeni Niki Caro. Gerçek hayattan uyarlanan film, bir madende çalışan kadının şehirdeki ilk cinsel taciz davası açmasını konu almaktadır. Film gişede başarı sağlamasına rağmen eleştirmenlerden tam not alamadı.</p>
<p>Kelebeğin Rüyası (2013)</p>
<ol start="86">
<li>Akademi Ödülleri&#8217;nde En İyi Yabancı Film dalında Oscar aday adayı olarak seçilen Kelebeğin Rüyası, Yılmaz Erdoğan&#8217;ın yazıp yönettiği, başrollerini Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat, Belçim Bilgin ve Farah Zeynep Abdullah’ın paylaştığı bir yapım. 2. Dünya Savaşı döneminde Zonguldak&#8217;ta yaşayan ve genç yaşta veremden ölen şairler Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu&#8217;nun hayat hikayesini anlatan eserde Behçet Necatigil&#8217;i de Yılmaz Erdoğan canlandırmakta. Muzaffer ve Suzan’ın madene indikleri sahnenin seyirciler üstünde büyük etkisi olduğunu unutmamak gerek.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/06/16/fitratinda-olum-olan-maden-filmleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
