<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kaan Müjdeci &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/kaan-mujdeci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 Jun 2018 15:03:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bu yol bayır aşağı</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/05/20/bu-yol-bayir-asagi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/05/20/bu-yol-bayir-asagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 May 2016 14:52:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[gizem ertürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kaan Müjdeci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8809</guid>

					<description><![CDATA[Uzun zamandır sinemaseverlerin muzdarip olduğu bir durum var. Güzelim sinema salonlarımızın çoğunu kaybettik. Hatırlıyorum çok değil 5-10 yıl önce Beyoğlu’na inmek hala keyifliyken, günün herhangi bir saatinde mutlaka izleyecek bir film bulurdum. Hala hafızamda yer eden birçok yerli-yabancı filmi de bu salonlarda izlemişimdir. Alkazar’ın yeri çok ayrıydı mesela benim için. O salonu ayrı severdim, orada [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır sinemaseverlerin muzdarip olduğu bir durum var. Güzelim sinema salonlarımızın çoğunu kaybettik. Hatırlıyorum çok değil 5-10 yıl önce Beyoğlu’na inmek hala keyifliyken, günün herhangi bir saatinde mutlaka izleyecek bir film bulurdum. Hala hafızamda yer eden birçok yerli-yabancı filmi de bu salonlarda izlemişimdir. Alkazar’ın yeri çok ayrıydı mesela benim için. O salonu ayrı severdim, orada izlediğim filmleri de öyle&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/26256857091_e75da0b718_b.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8811" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/26256857091_e75da0b718_b.jpg" alt="" width="851" height="315" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/26256857091_e75da0b718_b.jpg 851w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/26256857091_e75da0b718_b-300x111.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/26256857091_e75da0b718_b-768x284.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/26256857091_e75da0b718_b-696x258.jpg 696w" sizes="(max-width: 851px) 100vw, 851px" /></a></p>
<p>Yıllar içinde, sistemli bir şekilde film izleme alışkanlıklarımız değiştirildi. Ardı ardına açılan alışveriş merkezlerinin içindeki sinema salonlarında, bizim için seçilmiş malum filmlere mahkum edildik. Üstelik bu salonlar bize yüksek teknoloji, konfor vs. gibi vaadlerde bulunuyordu. Beyoğlu’ndaki o küçücük, eski yada işlevsiz denilen salonlarda hiç karşılaşmadığım binbir türlü sorunla bu sözüm ona süper iyi salonlarda karşılaştım.</p>
<p>Film başlamadan ya da aralarda gösterilen reklamlar ise ayrı bir vahim durum. Pekçok kez film izlediğim salonlarda seyirci ile birlikte bu durumu alkışlara protesto ettik. Geçen yıl kendi televizyon programımda da birçok kez bu sorunu sıkça gündeme getirdim. Sokağa çıkıp seyirciye sorduk, bir kişi de ne güzel yarım saat reklam izlemek demedi. Herkes durumdan rahatsızlığını dile getirdi. Hiç de azınlık olmadığımızı gördük. Gördük görmesine ama hiçbir şey de değişmedi. Durum daha vahim bir hal aldı.</p>
<p>Dışarıdan fiyakalı görünen bu salonların içerisine ise hep aynı türden filmler daha da fenası aynı filmler koyulmaya başlandı. Hatırlıyorum on salonlu bir sinemanın sekizinde aynı filmin oynadığını gördüğümde dehşete düşmüştüm. Bu durum oraya gelen seyirciye başka bir film izleme hakkı tanımıyordu. Sonra bu filmler, yaptıkları gişelerle övünüp cumhuriyet tarihinin en çok izlenen filmi biz olduk gibi talihsiz açıklamalar yapıyorlardı.</p>
<p>Yönetmen Kaan Müjdeci, kendi başından geçen bir dağıtım krizi sonucunda sinema yazarı arkadaşları Evrim Kaya ve Şenay Aydemir ile birlikte bu meselenin üzerine giden bir belgesel yapmaya karar vermişler. 35. İstanbul Film Festivali’nde seyirci ile buluşan bu yapımda, bağımsız filmlere neredeyse kapılarını tamamen kapatmış ve sektörün yarısından fazlasını elinde bulunduran tek bir sinema zincirinin uzun vadede ülke sinemamıza nasıl ölümcül zarar verebileceği cesurca masaya yatırıyor. Kaan Müjdeci asıl meselerinin bağımsız filmlerin vizyon şansı bulup bulamaları değil, şirketin kontrolsüz ve illegal bir şekilde tekelleşip, sinema biletinden film seçimine kadar dayatmacı bir tavır ile ilerlemesi olduğunun altını çiziyor.</p>
<p><strong>KAAN MÜJDECİ; MESELE BAĞIMSIZ FİLMLERİN VİZYON ŞANSI BULAMAMASI DEĞİL&#8230;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlk filminiz “Sivas”ın dağıtımı sırasında Mars Grup ile artık herkesin bildiği o talihsiz durumu yaşamasaydınız, yine de böyle bir filmin içinde olur muydunuz?</strong></p>
<p>Ben gazeteci degilim, bunun film yönetmeninin görevi olduğunu düsünmüyorum. Herkes kendi isini yapmali. Herhangi bir sekilde bir baglantim yoksa yapmamin da bir anlami olmazdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu sinema zinciri bir yandan ülkenin en önemli bağımsız festivallerinden bir tanesine de destek veriyor. Festival filmlerinin seyirci ile buluşmasına olanak sağlıyor. </strong></p>
<p>Birçok mafya lideri de fakirlere yardım ettiginden bahseder. Bu bir kendini aklama, statü elde etme seklidir. Benim acimdan hiçbir kıymetı yoktur. Böylesine berbat bir imajin icinde kendilerine prestij sağlamak icin yapılan destekler kendilerini bağlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Filminizin sektördeki sözünü ettiğiniz adaletsizliğe dair bir şeyleri değiştireceğine inanıyor musunuz?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu şirket açısından bir şeyler değişir, bundan sonrasinda daha dikkatli olunur ama köklü degisiklikler icin sektörün de ciddi değisikliklere ihtiyaci var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İşin diğer tarafındaki – yani gişe filmi yapan sinemacılar- Onlar da</strong></p>
<p><strong>hatayı kendilerinde arasınlar, sıkıcı filmler çekmesinler, halka hitap etsinler gibi yorumlarda bulunuyor. Bazı meslektaşlarınızın bu tavrı canınızı sıkıyor mu?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunu söyleyenin kim olduguyla alakali bir durum bu, söyleyen kisinin yaptigi filmlere bakmak gerek , birikimine bakmak gerek. Böyle seyler pek canımı sıkmıyor. Bu tür seyleri takip de etmiyorum , bu tür bir tartışmanın tarafı değilim.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Belgeselde de sık sık görüntülerine yer verilen Muhsin Bey ya da diğer Yavuz Turgul filmlerini düşünecek olursak, bu sorunun aslında çok daha eskilere dayandığını söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sorun hep vardir, görünen o ki var da olacaktir&#8230; Sorunun normal kosullarda seyri önemli. Fakat  burada mesele bagimsiz filmlerin vizyon bulup bulamamasi değil. Burada mesele bir firmanin kontrolsüz ve illegal sekilde tekellesip sinema biletinden tutunda film secimine kadar dayatmaci bir tavirla ilerlemesidir. Meselemiz budur. Dolaysıyla bunun dışındaki her sorunun cevabı bu konuyu sulandırmaktan başka bir ise yaramaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zaman zaman artık Türkiye de film yapmak istemediğini ya da festivallere katılmayacağını bildiren</strong></p>
<p><strong>yönetmenler oluyor. Siz de Sivas’tan sonraki süreçte benzer bir duyguya kapıldınız mı?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aslolan filmdir&#8230; film yaparsiniz ve o kalir. uzun vadede hatirladigim hep komik anilar. filminiz iyiyse bu tür seyler pek sorun olmaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Belgeseli izlemek isteyenler nasıl ulaşabilecek?</strong></p>
<p>Mayis ortalarina dogru sanirim internete koyacagiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yeni filminiz Iguana Tokyo kültür bakanlığından ciddi bir destek de aldı. Ne gibi hayalleriniz var filme dair?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İyi bir film cekmek disinda baska bir hayalim yok. ne hakkinda bir film oldugunu bende bilmiyorum, bir seyin hakkinda olan filmleri sevmiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/05/20/bu-yol-bayir-asagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaan Müjdeci: Sette çocuklara nasıl davrandıysam köpeklere de aynı davrandım</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/kaan-mujdeci-sette-cocuklara-nasil-davrandiysam-kopeklere-de-ayni-davrandim/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/kaan-mujdeci-sette-cocuklara-nasil-davrandiysam-kopeklere-de-ayni-davrandim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2014 19:44:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Kaan Müjdeci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7080</guid>

					<description><![CDATA[Kaan Müjdeci ilk uzun metrajlı filmi Sivas’la bir andan dikkatleri üzerine çekti. Sivas aslı bir köpeğin üzerinden çocuk ve büyük dünyasındaki vicdan olgusunu sorgulayan Müjdeci ile ilginç bir röportaj yaptık. Buraya taşımadığımız çok şey oldu dobralık bazında! İyi okumalar Banu Bozdemir Festivalleri samimi buluyor musunuz? Ben daha ilk festivalime katılıyorum, yurt içindeki festivalleri soruyorsunuz sanırım. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaan Müjdeci ilk uzun metrajlı filmi Sivas’la bir andan dikkatleri üzerine çekti. Sivas aslı bir köpeğin üzerinden çocuk ve büyük dünyasındaki vicdan olgusunu sorgulayan Müjdeci ile ilginç bir röportaj yaptık. Buraya taşımadığımız çok şey oldu dobralık bazında! İyi okumalar </strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Kaan-Mujdeci-6.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7082" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Kaan-Mujdeci-6-1024x696.jpg" alt="" width="696" height="473" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Kaan-Mujdeci-6-1024x696.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Kaan-Mujdeci-6-300x204.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Kaan-Mujdeci-6-768x522.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Kaan-Mujdeci-6-696x473.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Kaan-Mujdeci-6-1068x726.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Kaan-Mujdeci-6-618x420.jpg 618w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Kaan-Mujdeci-6.jpg 1459w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Banu Bozdemir </strong></p>
<p><strong>Festivalleri samimi buluyor musunuz? </strong></p>
<p>Ben daha ilk festivalime katılıyorum, yurt içindeki festivalleri soruyorsunuz sanırım. Genelde izleyici olarak yurt dışındaki festivallere katıldım. Dolayısıyla bilmiyorum ama ülkedeki her şey ne kadar samimiyse o kadardır. Birbirlerine bağlı şeylerdir. O konuda şu festival samimiyetsiz şu samimi diyemem. Benim için ayrıca samimi olan filmlerin samimi olmasıdır. (gülüşme) Festival bir araç yani amaç değil.</p>
<p><strong>Önce belgesel çekiyorsunuz oralarda, sonra kurmaca da çekmek istiyorsunuz aynı konuyla ilgili… </strong></p>
<p>Tam tersi, senaryo bitmişti. Bittikten sonra ön araştırmalar için gittim.</p>
<p><strong>Benim aklımda yanlış kalmış o zaman ya da öyle okusum diye hatırlıyorum… </strong></p>
<p>Yok hayır, film biraz belgesel algısı yarattığı için öyle geliyor olabilir ama hiç de belgeselle alakası yok. Hazırlık çalışması olarak çektiğim görüntülerden belgesel yaptım…</p>
<p><strong>Yok filmin belgeselle alakası bence. Köpeklerle olan iletişim kısmına gelelim. Daha öncesinde köpeklerle bir iletişiminiz var mıydı? </strong></p>
<p>Köpeklerden ve özellikle de dövüş köpeklerinden çok iyi anlarım. Çünkü onları araştırdım, çalıştım. Tanıyorum yani köpekleri.</p>
<p><strong>Şimdi filme hayvanseverler tarafından tepki geldi. Böyle tepkilerin olması güzel tabii, tepkisel bir toplum olalım. Ama bir yandan da siz bu görüntüleri gösterdiniz diye olan bir şey yok, zaten hayvana eziyet ve şiddet var toplumlarda. Bu anlamda bu tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p>
<p>Böyle olması hayvanlara eziyet edecek insanların, bu tip filmler çekecek insanların dikkatli olmasını sağlayacak. Bu çok pozitif bir şey. Negatif olarak görmüyorum. Ben hayvanlara eziyet etmediğimi, çok düzgün şekilde ve gerektiği gibi onları oynattığımı düşünüyorum. Bir çocuğa sette nasıl davranıyorsam, ya da bir yetişkinden ne talep ediyorsam köpeklerden de bunu talep ettim, bunun aksini talep etmedim. Bunun da kanıtları mevcut. Bunlar ancak sorulduğunda ortaya çıkacak şeyler. Amatörce bulduğum hiçbir şey bilmeden küfür ve hakaret içeren konuşmalar yapan insanlardır. Benim problemim o yüzden hayvan severlerle değil, düşünmeden tepki verenlerle!</p>
<p><strong>Mesela bazı filmlerde bu benim düşüncem tabii, kendi içindeki bir duyguyu tamamlamak için hayvan kesimi gösterir, filme olan duygusunun mutlaka bir açıklaması vardır ama izleyene geçmez çoğu zaman bu. Sizin filmin akışı zaten bunun üzerine. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz? </strong></p>
<p>Olsa da olmasa da olur sizin fikriniz. Bunu yönetmene sormak lazım, belki onun için çok önemlidir o. Sizin için önemsiz görünen şeyin benim için hayati önemi olabilir. Ben kişisel sinema yapan biriyim. Duygularım ön planda, insanlar ne düşünür diye film yapmıyorum. Oradaki kan görünecekse, görünmesini istiyorsam olsa da olur olmasa da olur olmaz. Ben böyle tavırlar yüzünden yapımcılarla bile çalışmadım. Küçücük bir sahneyi çekmeyelim maliyeti şu kadar olur. Olmaz, ben çekerim.</p>
<p><strong>Ama sonra yapımcı buldunuz? Yeni Sinemacılar? </strong></p>
<p>Hayır bulmadım. Yeni Sinemacılar’ın hepsi beni destekleyen arkadaşlarım. Danışmanlar.</p>
<p><strong>Hala bağımsızsınız yani? </strong></p>
<p>Aşırı bağımsızım. (gülüşme)</p>
<p><strong>Peki filme ödenek alındı mı? </strong></p>
<p>Alındı tabii. 200 bin lira Kültür Bakanlığı’ndan. Ayrıca İstanbul Film Festivali Köprüde Buluşmalar kapsamında post prodüksiyon ödülü kazandı. 30 bin dolar bir festivalden kazandık, yani hem destek –hem de ödüller kazandı film.</p>
<p><strong>Peki bir destek bulamasaydınız, yapımcıyla çalışmaya ihtiyaç duyar mıydınız? </strong></p>
<p>Benim için yapımcı demek parayı veren demek değil. Yönetmeni koruyan,olayı realize eden kişi. Dolayısıyla duygusal ve güç olarak yapımcıyı görüyorum. Yapımcının çok önemli işleri halleden, çok önemli pozisyonu var. Bir film yapımcısız olmaz. Yapımcı olması gereken ve rica ediyorum ikinci filmimde olmasının istediğim şey, gerçek bir yapımcı.</p>
<p><strong>Film beni algıladığım iyilik ve kötülük üzerinden gidiyor. İnsan büyüyünce etrafındaki birtakım şeyleri algılamamaya başlıyor. Doğayı, insanları ve hayvanları… Ama çocuğun algıları hala açık ve o yüzden vicdan ve duyarlılık üzerinden bir ikilem yaşıyor. Herkesin algısı farklı olabilir, sizce durum nedir? </strong></p>
<p>Ben kendime geçmiş olanları sergiledim, bana geçenler buydu! Siz böyle düşünüyorsunuz, annem başka düşünüyor. Bazılarına çok yakın düşündüğüm oluyor, bazılarına çok uzak kalıyorum. Ama hepsi beni sevindiriyor. Böyle de bir yanı varmış diye düşünüyorum. Mesela adam köyde yaşamış, kazlara takmış, başka bir şey görmüş. Ben başka bir şey anlatmak istemişim. Ben bunu seyirciye saygısızlık olarak görüyorum onu bir şeye zorlamayı.</p>
<p><strong>Siz rahat bir insansınız, sinemamız da istediğini rahat dobra söyleyen yönetmenlere pek alışkın değil. </strong></p>
<p>Çok umrumda değil açıkçası. Ben seyirciye karakter çizmiyorum da elin adamı niye bana karakter çiziyor. Ben herhangi bir şeye bir form vermezken, kendi filmime bile bir köşe çizmeye çalışmazken brinin beni bir yönetmen kalıbına sokmaya çalışması ne manasız bir şey. Ben zaten kalıba girecek bir adam olsam gider kalıplı işler yapardım. Mesela bankacı beli bir kalıba uygun giyinir, öyle davranır vs…</p>
<p><strong>Mesela bir festivalde ödül kazandınız, nasıl giyineceksiniz? </strong></p>
<p>Ben kendi istediğim gibi giyiniyorum. Papyon takmayı, Cannes’daki o durumu seviyorum ben. Gayet dizayn giyinen bir insanım. Yani köyde film çektik diye. Canım ister başka türlü giyinirim. (Gülüşme)</p>
<p><strong>Şimdi taşrada bir durumu ortaya serdik ve eleştirdik. Nedir yani şehir insanı olarak bakış açımız mı değişiyor? Algılamak yerine yargılamayı mı seçiyoruz? </strong></p>
<p>Göz yüksekliği farklı, insanlara aynı hizadan bakamıyorsunuz. Becerilmediği için de o, bu diye hitap ediliyor. Filmimin özelliği herkese kendi göz hizasından bakabilen bir film. Çocuklara, hayvanlara, insanlara hep onların göz hizasından bakan bir film. Yok küfür ediliyor, yok şöyle oluyor, yok köylüler öylemiymiş diyorsan aynı göz hizasında değilsin demek ki! Bu faşizmin değişik bir boyutudur. Aynı göz hizasında bakmayan insanın ne hayvan ne de insan hakkını savunabileceğini düşünüyorum. Şizofrenik bir yapıda kendisini İsviçre’de yaşadığını zanneden insanlar topluluğu olarak görüyorlar ben de sevmiyorum da onları.</p>
<p><strong>Yönetmenlerimizin taşraya olan ilgisi nedir sizce, şehirden hikaye çıkmıyor mu?<br />
</strong>Benim denk geldi, ikinci filmimi çok alakasız Tokyo’da çekeceğim mesela. Ama diğer yönetmenler için bir şey söyleyemem. Demek ki içe doğru dönünce oradan geliyor bir şeyler. Kim ne kadar samimiyse o kadar da karşılığını alıyordur diye düşünüyorum. Karşılık bu arada benim için festivale gitmek ve ödül almak değil. Yönetmenin kendini iyi hissetmesidir. Ama taşrada çekmek benim için daha zordu. Burası daha fazla kontrol edebildiğim bir yer.</p>
<p><strong>Çekim yaparken orada insanların ruh hallerini normal olarak mı yorumladınız? </strong></p>
<p>Yok hayır oradaki muhtar milli kütüphanede çalışan bir adam. Kuzenim aynı zamanda. Muhtarın arkadaşlarından birisi davulcu Muharrem, abdaldır. Diğeri Hacı kahve işletiyor. Bunların hepsinden ben başka rolleri oynamasını istedim. Ama istediğim şey o filme uygun olan rollerdi. Ama kendilerini oynamasını istemedim. Onlar da zaten çok başarılı ve zeki oldukları için bunu başardılar. Dersen ki yapısı, esprisi ve tipi olarak benim karakterime karakter katacak hatta ondan daha iyisini çıkaracak insanlar aradım. Castingi ona göre yaptım. Kendimden daha iyi insanlarla çalışmayı seviyorum.</p>
<p><strong>Amatör bir ruhla hareket ettiniz yani? </strong></p>
<p>Amatör ama iyi oyuncular. Profesyonel oyuncularla denemeler yaptım. Açıkçası bir kısmı dizilerden dolayı kabul etmedi. Oyuncular konusunda oyuncularla çalışmaya başladıkça fikrim değişti. En sonunda verdiğim kararın doğru olduğunu gördüm.</p>
<p><strong>Çocuk oyuncu kendinden yetenekli galiba?</strong></p>
<p>Yo değil. Dört çocuk arasında en yeteneksizi oydu mesela. (Gülüşme) Yoğrulmaya çok müsait bir çocuk ondan. Diğer sarışın çocuk Hasan, bana göre en yeteneklisi o. Ama o tipten kaybetti o İsviçreli duruyor o.</p>
<p><strong>Filmin kontrolünü nasıl sağladınız?<br />
</strong>Bir şeyin ön testlerini düzgün yaptıysanız, ekip sizin bildiğinize inanıyorsa ondan sonraki kontrol kolaylaşıyor. Ne istediğimi düzgün anlatmaya başladıktan ve bildiğimi onlara kanıtladıktan sonra hiç sorun yaşamadım. Ekibe de hak veririm, para için yapılmasa da az para aldığın bir işi inanmadığın bir adamla yapamazsın.</p>
<p><strong>Erkek dünyasına ati bir film, neredeyse kadın yok. İzleyici olarak biz yokluğunu hissetmedik… (gülüşme) Erkek dünyasını kırmak için… </strong></p>
<p>Ben de hissetsem hemen koyardım. (gülüşme) Film kendini oluşturan bir şey. Erkek dünyası niye kırılsın? Bu kadar öküz bir dünya niye kadınlarla kırılsın, kendi kendine kırılsın. Parçalansın, dökülsün.</p>
<p><strong>Erkekleri bu kadar fena görüyorsunuz yani? </strong></p>
<p>Siz görmüyor musunuz? Şu dünyanın haline bakalım. Sorun nereden kaynaklanıyor? Bu konuda bir erkek olarak yorum yapmayı bile saçma buluyorum. Bu konuyu lütfen siz cevaplayın.</p>
<p><strong>Cevapladım. (gülüşme) İkinci filminizle ilgili bir şeyler söyler misiniz? Ya da şöyle sorayım hep film mi çekeceksiniz, dizi vs. çeker misiniz? </strong></p>
<p>Ben haftada 90 dakikalık bir işi becerecek kapasitede birisi değilim. Ben zaten kendimin kaybolduğu şeyleri seviyorum. Bir dizide kendimi ne kadar kaybedebilirim. Yanlış anlaşılmasın dizi başka bir branş. Diziyle sinema arasındaki fark tiyatroyla sinema arasındaki farkla aynı!</p>
<p><strong>Maddi olarak sordum… </strong></p>
<p>Ben maddi beklenti içerisinde olan biri değilim. Hayatım bir şekilde güzel gidiyor yani. Maddi olarak büyük beklentiler içinde değilim. Ne yapayım ben parayı? Bir sonraki filme gider işte.</p>
<p><strong>Bu sefer yapımcınız olacak mı? </strong></p>
<p>Evet kesinlikle. Çok zor. Koşulları tamamıyla hazırlamadan, iyi bir yapımcı bulmadan yapmam. İlk filmimde cahil cesareti yaptım ama bir daha yapmam. Aynayı konyayı gördüm yani. Gereksiz, sanatçının sanatkarlığını etkileyen bir durum. Benim yapımcım olsa daha az kafa yormak zorunda kalıp kendi işime yoğunlaşabilirdim.</p>
<p><strong>Sizin köpeğin sahibiyle davalık olmanız aslında filmdeki kötülük duygusuna denk mi düşüyor?</strong></p>
<p>Evet yalan dolan, kötücül durumlar. Karşılaştığımız duruma bak, hukuksal yoldan hak arayan insan yalancılık üzerinden bunu yapıyor ve bunu kendine hak olarak görüyor. Bu nasıl bir yüzleşme ve kepazeliktir. Ama filmden sonraki köpeğin hikayesini anlatsak o daha iyi bir film olurdu yani. Köpek sahibinde ve dövüştürülüyor şu an. Elimizde videolar var. Köpeği adama vermememizin sebebi dövüştürülmesin diyeydi. Bir orta yol bulduk. Ama adam istedi köpeği, oraları küçük yerler olduğu için köpeği buldu ve çaldırttı. Biz çekimlerden bir yıl sonra köpeğin videosuyla karşılaştık ve ben bunu peşindeydim hep. Adamın kendi arkadaşı ihbar etti. Benim bir köpek dövüşçüsünü yargılama gibi bir pozisyonum yok ama bu köpeğin kaderini değiştirelim gibi bir şey oldu yani. Yoksa benim görevim değil, sosyal sorumluluk projesinde çalışmıyorum. Vicdanı olan bir insanım. Bir isteğim oldu, bu istek karşılık bulmadı. Bulmayınca zaten parasını verdik bu köpek bizimdir dedik. O parayı da köpeği de vermem dedi. Çaldı, benden gelen tepki üzerine mahkeme olayı çıktı. Yani şu an köpeğin akıbeti beli değil.</p>
<p><strong>İkinci filminizde hayvanlar ve çocuklar olacak mı yine?</strong></p>
<p>Tabii ki olacak. Ben güzel oynuyorum onlarla.</p>
<p><strong>Seyirciyi önemsiyor musunuz? </strong></p>
<p>Çok önemsiyorum. Zaten seyirciye filmlerin ulaşmaması moralimi bozuyor. Zeki Demirkubuz’un Kader filmi çok güzel bir film. Boxoffice izleyici sayısı düşük ama korsan izlenmesi belki iki milyondur. Ben izlemeyenle karşılaşmadım. Seyirciye göre film yapmıyorum ama seyirciyle film üzerinden konuşmak çok keyifli. Seyirci candır ya. Benim bile dikkat etmediğim bir şeyi görmüş olan seyirciden daha mutluluk verici bir şey olamaz yani.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/kaan-mujdeci-sette-cocuklara-nasil-davrandiysam-kopeklere-de-ayni-davrandim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivas&#8217;ın büyüyen erkek dünyası</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/09/18/sivasin-buyuyen-erkek-dunyasi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/09/18/sivasin-buyuyen-erkek-dunyasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2014 06:01:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Kaan Müjdeci]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik Film Festivali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=6874</guid>

					<description><![CDATA[Sivas&#8217;la Venedik Film Festivali&#8217;nde yarışacak olan Kaan Müjdeci tam anlamıyla bizi düşündürdü ve mutlu etti. Sivas tipik anlamda bir erkek filmi, erkek dünyasında geçen ama kadına fazlacabulaşmayan (ama bulaşacağına dair izleri de ortaya saçan) filmde Müjdeci bu kez erkeklerin karşısına hayvanları çıkarmış. Derdini o kadar doğru ve egosuz yerden kurmuş ki, filmdeki muhtarın dediği gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivas&#8217;la Venedik Film Festivali&#8217;nde yarışacak olan Kaan Müjdeci tam anlamıyla bizi düşündürdü ve mutlu etti. Sivas tipik anlamda bir erkek filmi, erkek dünyasında geçen ama kadına fazlacabulaşmayan (ama bulaşacağına dair izleri de ortaya saçan) filmde Müjdeci bu kez erkeklerin karşısına hayvanları çıkarmış.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/sivas670.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6875" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/sivas670.jpg" alt="" width="670" height="371" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/sivas670.jpg 670w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/sivas670-300x166.jpg 300w" sizes="(max-width: 670px) 100vw, 670px" /></a></p>
<p>Derdini o kadar doğru ve egosuz yerden kurmuş ki, filmdeki muhtarın dediği gibi köpek dediğin dövüşür, at dediğin binilir basit algısını canlı tutmaya özen göstermiş. Filmin ana karakteri Aslan ve Sivas&#8217;ın yolları bir şekilde kesişiyor. Çocukların vicdan duygusu bazen büyükleriyerle bir edecek kadar yok olur, özellikle de kendinden güçsüzler konusunda. Yani çocuklarbüyüklerden aldıkları &#8216;hayvanın işlevi&#8217; algısını kendi küçük atmosferinde fazlaca sorgulamadan yerinegetirir. Aslan bu konuda vicdanıyla erkek algısı arasında bir yerlerde dolanıyor. Sınıftaki Ayşe&#8217;den duygusal olarak yüz bulamayan Aslan tesadüfen bulduğu Sivas üzerinden biraz büyükçe, iddialı ama kendi dünyasına yaraşır bir ifade biçimine bürünüyor. Aslan onun erkekler dünyasının acımasız sıradanlığına geçisini engelleyen bir vicdan algısı oluşturuyor ama sürekli sallantıda bir algı bu. Onu arkadaş olarak koruyup kollamakla dövüştürüp genelin içindeki yerini bulmak konusunda süreklibocalıyor ta kii son kareye kadar. Belki o kadar belli olmuyor ama bana göre son kare Aslan&#8217;ın yeni konumunu belirliyor. Sivas onun her zaman sallantıda olan ilişkilerinde arkadaşı olmaktan uzaklaşıyor. Onun için dövüştürülecek bir meta haline dönüşüyor. Anadolulu bir çocuğun büyüme hali de bu şekilde halkaya eklemlenmiş oluyor.</p>
<p>Evet Sivas kangal köpekleri üzerine bir film. İsmiyle farklı algılar yaratıyor ilk başta. Sivas katliamına ilişkin olacağını düşündürtüyor. Ama ortaya bir köpekle bir çocuğun dostluğunu anlatmaya aday bir film çıkıyor. Bu bildiğimiz her iki tarafı da tatmin eden bir dostluk değil aslında. İki taraf da farkında bugüne kadar oluşturulmuş algılara yenik düşeceklerinin. Aslan evin eski, kocamış ve işe yaramayanatını bozkıra salarken de aynı ruh halinde. Hayvanın özündeki özgürlük duygusuyla onu avucundadost ya da &#8216;hayvan&#8217; olarak tutma karışıklığının da. Öğretilerin ve onları çocuk olarak yüreğinin bir köşesinde tutabilmenin zorluğunun da.</p>
<p>Aslan duygularını doğrudan yaşayan bir çocuk. Her şeye okkalı bir biçimde savurduğu küfür bazen izlerken bünyelerde doz aşımı yaratsa da &#8216;erkek&#8217; dünyasının başka bir ifade biçimi olduğunu da sızdırıyor aradan. Her şey raconuna uygun olmalı, hatta bu anlamda annesinin göğüslerine çaktırmadan hafif mahçup ve hınzır bir şekilde de bakmalı. Aslında öyküyü çok dağıtmamış Müjdeci. Filmin gideceği noktayı fazla sapmadan kurmuş. O yüzden izleyenlerin bazıları bu açık hedeften rahatsız olmuş olabilir, bir çocuğun dünyasına sıkışıp kalmış olmaktan. Zaten filmin duygusu da bu sıkışıp kalmış karmaşanın sorgusu peşinde.</p>
<p>Ayşe&#8217;yle Aslan&#8217;ın tezek yığınları üzerinde yaptıkları konuşma, çocuklar dünyasındaki sıradışı arkadaşlık, Aslan&#8217;ın abisiyle yaşadığı patlama anı, Sivas başka bir köpekle dövüşürken Aslan&#8217;ın içindeki yarılma gerçekçi bakışlar içeriyor diyebiliriz. Taşra sinemasında kişisel dertlerin dışında toplumsal sorunlar arayan, bulan ve bunu doğru bir biçimde anlatan bir film Sivas. Köpek dövüşü çok gündemimizde olmayabilir, yönetmenin dediği gibi aklımıza çokça Ameros Peros filmi gelebilir ama bu daha çok büyüme filmi. Taşranın erkek olma tarafına farklı bir şekilde bakan, diyaloglarını yalın vesamimi bir biçimde kuran ve bunu karakterlerine iyi monteleyen bir film Sivas. Yani her yanındanhareket, duygu, çelişki fırlıyor. Üstelik komik de. Aslan&#8217;ın okkalı küfürleriyle vücüduna yüklediği bıçkın anlam öyle güzel geçti ki bize bazı yerlerde kahkayı salıverdik. Yani bozkırın ya da taşranın sinemasında eksik kalan mizaha burada doyduk diyebilirim. Aslan&#8217;ı oynayan Doğan İzci kara ve arada sırada dalan gözleriyle çok iyiydi, naifti. Müjdeci arada sırada uzandığı ve iyi gözlem yaptığı topraklara ilişkin iyi bir öykü çıkartmış karşımıza. Basın toplantısındaki rahat, dobra ve herkesin algısına uzanacak şekilde verdiği yanıtlarla hepimizin takdirini topladı. &#8216;Aslında öyle değil, ben bunu yapmak istemiştim&#8217; demedi, herkesin kafasındakinin karşılığı olduğunu hissettirdi. Filmi önceden izlememizde bir artıydı. Neşet Ertaş&#8217;a yapılan adama da çok yerli yerinde. Bozkır her şeyi açıklıyor. Filmde bozkır gibi her şeyi açık, olabildiğince net ortaya koyuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/09/18/sivasin-buyuyen-erkek-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
