<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Film Festivali &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/istanbul-film-festivali/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Apr 2024 17:17:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Baskı ifade özgürlüğünü içeren diğer bütün alanlar için de geçerli, sinema da buna dahil!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2024/04/21/baski-ifade-ozgurlugunu-iceren-diger-butun-alanlar-icin-de-gecerli-sinema-da-buna-dahil/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2024/04/21/baski-ifade-ozgurlugunu-iceren-diger-butun-alanlar-icin-de-gecerli-sinema-da-buna-dahil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Apr 2024 17:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Aslıhan Ünaldı]]></category>
		<category><![CDATA[Elit İşcan]]></category>
		<category><![CDATA[Eren Çiğdem]]></category>
		<category><![CDATA[Göcek]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Lila Gürmen]]></category>
		<category><![CDATA[Nihan Aker]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Pearce]]></category>
		<category><![CDATA[Serhat Ünaldı]]></category>
		<category><![CDATA[Suyun Üstü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=25044</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma bölümünde Suyun Üstü filmiyle yarışan Aslıhan Ünaldı ile konuştuk&#8230; Filmde Elit İşcan, Nihan Aker, Lila Gürmen, Serhat Ünaldı, Eren Çiğdem, Oscar Pearce yer alıyor ve filmin çoğunluğu bir tekne üzerinde geçiyor!  Merhaba Aslıhan Hanım… İlk uzun metrajlı filminiz vesilesiyle röportaj yapıyoruz, sizi biraz tanımak isteriz, kısa filmler, belgesellik akademisyenlik kariyeri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma bölümünde Suyun Üstü filmiyle yarışan Aslıhan Ünaldı ile konuştuk&#8230; Filmde Elit İşcan, Nihan Aker, Lila Gürmen, Serhat Ünaldı, Eren Çiğdem, Oscar Pearce yer alıyor ve filmin çoğunluğu bir tekne üzerinde geçiyor! </strong></p>
<p><strong>Merhaba Aslıhan Hanım… İlk uzun metrajlı filminiz vesilesiyle röportaj yapıyoruz, sizi biraz tanımak isteriz, kısa filmler, belgesellik akademisyenlik kariyeri ve ilk uzun metrajlı film. Biraz bunlardan bahseder misiniz? </strong></p>
<p>Merhaba! Ve teşekkür ederim! Kısaca anlatayım. İstanbul’da doğup büyüdüm, Yale üniversitesinde uluslararası ilişkiler ve fotoğrafçılık okudum. Arkasından hayalini kurduğum New York’a taşındım, birkaç sene çalışıp biraz para biriktirdim ve New York Üniversitesi’nin Martin Scorcese, Ang Lee, Jim Jarmush gibi mezunları olan efsanevi sinema bölümüne kabul edildim.</p>
<p>New York’da çektiğim ilk kısa filmim “Razan&#8221; Rotterdam’da prömiyerini yaptı. Ardından hemen birkaç uzun metraj yazdım ama gerçek şu ki yabancı bir ülkede, göçmen bir kadın olarak bir kariyer kurmak kolay değil. Uzun metrajlara fon bulma bekleyişleri devam ederken belgesele yöneldim. İki mecrada da hikaye anlatıyorsun ama belgeseli daha az imkanla da çekebiliyorsun.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-25046 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-1024x552.jpg" alt="" width="687" height="370" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-1024x552.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-300x162.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-768x414.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-1536x828.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-2048x1104.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-150x81.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-696x375.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-1068x576.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-1920x1035.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-12-779x420.jpg 779w" sizes="(max-width: 687px) 100vw, 687px" /></p>
<p>Suyun Üstü yönettiğim ilk uzun metraj ama başka yönetmenlerle yazdığım, çekilmiş uzun metraj senaryolarım var. Örneğin Crystal Moselle’ın yönettiği Skate Kitchen filmini Sundance’de açtık ve Magnolia tarafından dünyada sinemalara dağıtıldı.</p>
<p>Bunların yanı sıra New York üniversitesi, Columbia Üniversitesi ve Brooklyn College’in yüksek lisans film programlarında ders veriyorum ve bundan müthiş keyif alıyorum. Meslektaşlarım arasında Spike Lee, Todd Solondz gibi yönetmenler var. Öğrenciyken Spike Lee’nin asistanlığını da yapmıştım. Şimdiyse aynı departmanda hocalık yapıyor olmak çok güzel.  Öğrencilerim müthiş yetenekliler, benim onlara öğrettiğim ve teşvik ettiğim kadar onlar da bana ilham ve heyecan veriyor. Senenin başında yazmaktan korkan bir öğrencinin, sene sonunda uzun metraj senaryoyu bitirmesi, inanılmaz tatmin edici. Bana “senaryom ödül kazandı, filmimi çektim, teşekkür ederim” dediklerinde hissettiğim mutluluk, kendi filmlerimi yaptığım zaman ile kıyaslanır.</p>
<p><strong>Suyun Üstü fikri nasıl ortaya çıktı, neredeyse tamamı suyun üstünde, teknede geçen film, olumsuz yanları oldu mu? Filmi nerede çektiniz? </strong></p>
<p>Suyun Üstü kişisel bir hikaye ve yıllardır benimle. Babam Deniz Harp okulu mezunu; eski denizcilerden. Ben lisedeyken, yazları ufacık bir tekne kiralayıp Ege’de yelkene çıkardık. Ailecek en güzel anılarımız ve en büyük kırılmalarımız teknede yaşandı. Fikir buradan çıktı; kaçacak yer olmayan bir alandaki yüzleşmeler, dramatik gerilim anlamında zengin bir temel.</p>
<p>Filmi çoğunlukla Göcek’de çektik, marinasında ve koylarında &#8211; buna Kleopatra’nın Antonius ile balayını geçirdiği söylenen eski Roma hamamı da dahil. İlaveten Kapukargın köyünde ve Fethiye Gemiler adasında çektiğimiz sahneler var. Buralara aşığım ve doğal ve tarihi güzelliklerini iyice bozulmadan görüntülemek ve paylaşmak istedim.</p>
<p>Teknede film çekmek zor bir şey olarak bilinir, yapımcılar uzak durmaya çalışır. Alan dar, kontrol edemediğiniz çok fazla unsur var ve bir problem olursa da medeniyetten uzaksınız. 13 metrelik bir yelkenlide ufak bir ekip ve bütçeyle tamamen bağımsız çektik filmi. Çekim sırasında 6-8 kişilik bir tekneye 15 kişi doluşuyorduk. Denizin ortasında o kadar insanın yeme, içme, tuvalet ihtiyaçlarını karşılamak bile kolay değil. Bunların üstüne çovid endişesi de devam ediyordu halen, ve ciddi orman yangınları oldu bölgede o yaz.</p>
<p>Ortaca’da bir otelde kaldık, sabah beste otelde kahvaltımızı edip, minibüslerle Göcek&#8217;te karayolu ulaşımı olan yegane koylardan Sarsala’ya gidiyorduk. Destek teknemiz bizi ve ekipmanı oradan alıp “set teknemizin” demirli olduğu koya götürüyordu. Dönüşü de sayarsak zaten sınırlı sayıdaki çekim günlerimizin ciddi bölümü yolda geçti. Öte yandan gün doğarken tekneyle işe gitmek çok da fena bir deneyim değildi! Öğle yemeni aralarında serinlemek için denize atlamak da!</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-25047 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-1024x576.jpg" alt="" width="666" height="375" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-1536x864.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-2048x1152.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-1920x1080.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-5-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 666px) 100vw, 666px" /></p>
<p>Çekimleri gerek saç &#8211; makyaj, gerek kamera ve ışık açısından mümkün olduğu kadar basit ve doğal tuttuk. Alman görüntü yönetmenim Andre Jaeğer eskiden beri işbirliği yaptığım birisi, onunla baştan bazı kararlar verdik: el kamerası ve belgesele yakın bir dil kullanma, karakterler çıkmadıkça kamerayı teknenin dışına çıkartmama, o klostrofobik ortamda kalmak gibi. Andre oldukça uzun boylu ve gövdesini daracık kamaralara sıkıştırması görülmeye değerdi! Bazı riskli çekimler yaptık; mesela Kleopatra Hamamı&#8217;nda Andre beline kadar suyun içindeydi ya da tekne süratle yelken yaparken güvertede çekim yaptık. Güvenlik önlemlerimizi aldık tabii ki ve her şey yolunda gitti ama o anlarda ekipte tansiyon yüksekti.</p>
<p>Babam, hem filmde rol aldı, hem de tekne kaptanlığımızı yaptı. Şu altı çekimlerimizi, Gopro ile yardımcı yönetmenimiz Batu Erol yaptı. Böyle bir setti bizimkisi; herkes  projeye inandı, canla başla çalıştı, ve birden fazla iş yaptı. Keşke bir kamera arkası belgeselimiz olsa, çok macera yaşadık; zor anlar da vardı, çok eğlenceli anlar da!</p>
<p><strong>Suyun Üstü bir aile hesaplaşmasını anlatıyor, baba muhalif bir gazeteci ve davası devam ediyor. Viskisini yudumluyor teknede, biraz da bu konuda eleştiri getiren kişilere cevap olsun diye yaratılmış bir karakter gibi… Biraz baba karakteri üzerinden gazeteciliğin geldiği noktayı nasıl yorumluyorsunuz? </strong></p>
<p>“Suyun Üstü”nde, gazeteci babanın içinde bulunduğu çıkmaz daha geniş bir söylem için bir başlangıç noktası sunmayı hedefliyor. Yakın çevremde benzer şeyler yaşayan, bu karakter için esinlendiğim birisi var, ama burada elbette ki herhangi bir bireyden çok daha büyük bir meseleden bahsediyoruz.  Türkiye&#8217;nin güçlü bir gazetecilik geleneği var, birçok harika gazeteciye sahibiz. Ne yazık ki, şu anda basın özgürlüğü konusundaki sicilimiz endişe verici durumda, 180 ülke arasında 165. sırada konumlanmışız.</p>
<p>Özgür basın demokrasinin temeli, dolayısıyla ülkemizde bu mesleğin baskı altında olması beni üzüyor ve korkutuyor. Tabii bu ifade özgürlüğünü içeren diğer bütün alanlar için de geçerli, sinema da buna dahil. Bu filmin hazırlık ve yapım sürecinde de insanların oto sansür uygulamaya başladığına, bazı konulardan çekindiğine şahit oldum. Bir tane bile gazetecinin, yapımcının ya da sanatçının hapiste olduğu bir ülkede demokrasinin gerçek anlamda var olamayacağına inanıyorum.</p>
<p>Tabi filmdeki gazeteci karakteri de sütten çıkmış ak kaşık değil, birçok zayıf ya da kör noktaları var. Filmdeki bütün karakterler katmanlı karakterler, hepsinin güçlü ve zayıf yönlerini çizmeyi hedefledim, ama yargılayan bir yerden değil de empati kuran bir yerden.</p>
<p><strong>Filmde genelde olumsuz bir hava esiyor aile bireyleri arasında… Bu çatışma hali filmi daha mı kolay kılıyor, bir de sosyal meseleler eklenince film bireysel ve toplumsal çatışmaların merkezine dönüşüyor biraz, ilk baştan beri bunu mu amaçladınız? </strong></p>
<p>Çatışmayan aile var mı? Ben bilmiyorum doğrusu! Dramatik açıdan kaçacak yer olmayan bir teknede yaşanan hesaplaşmalar temeli ile, seyircinin ilgisinin baştan sona devam ettirecek bir psikolojik gerilim yaratmak istedim. Suyun Üstü basit ve evrensel bir hikaye anlatıyor: Birbiriyle yeniden bağlantı kurmaya çalışan dağılmış bir aile. Birbirimizi ne kadar çok sevsek de nasıl incitebildiğimize dair. Kabul etmek ve affetmekle ilgili aynı zamanda.</p>
<p>Film bir aile dramasını merkeze alıyor olsa da tematik olarak hikayeyi günümüz Türkiye’sinin zeminine oturtuyor. Giderek muhafazakârlaşan bir toplum içinde marjinalleşen liberal kesimin dinamiklerini yansıtıyor. Aynı zamanda bu sınıfın bu yabancılaşmada oynadıkları rolü anlamaktan uzak hallerini de vurgulamak istedim. “Farkında değil misin? Biz buraya ait değiliz artık.” diye bir replik var filmde. Bu çevremde gözlemlediğim ve beni üzen bir duygudurum.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-25048 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-1024x551.jpg" alt="" width="677" height="365" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-1024x551.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-300x162.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-768x414.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-1536x827.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-2048x1103.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-150x81.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-696x375.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-1068x575.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-1920x1034.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-9-780x420.jpg 780w" sizes="(max-width: 677px) 100vw, 677px" /></p>
<p><strong>Filmin içinde belgeselci Zeynep var, o da kendi içinde birçok meseleye dahil olmuş gibi, birçok şeye farklı bir bakış açısı getirip kafa yormuş gibi. Onun çıkış noktası ne oldu, kendinizden feyz aldığınız durumlar oldu mu?</strong></p>
<p>Bir yazar olarak ana materyaliniz kendi deneyimleriniz. Kendi bildiğinizden yola çıkıyorsunuz, onun üstüne hayal gücünüzü, gözlemlerinizi, ve yazma tekniğinizi ekliyorsunuz. “Zeynep” karakterinin kendimden yola çıktığım yönleri var tabii ama senaryo yazma sürecinde karakterler değişiyor. Kendinden ya da tanıdığın kişilerden ilham alsan da dramaturji, ilişkiler ve anlatmak istediğin temalar içerisinde işlemesi lazım karakterin. İki saat içinde kompleks bir hikaye anlatmaya çalışıyorsun, dolayısıyla da karakterleri bazı açılardan basitleştiriyor başka açılardan da abartıyorsun. Bütün bunların üzerine oyuncu kendi yorumunu getiriyor. Ortaya yepyeni, hibrit bir şey çıkıyor. İşin güzelliği de bu zaten!</p>
<p>Zeynep’le meselelerimiz aynı. Evlilik, cinsellik, sanatçı olmaya çalışmak, aile sorumlulukları ve bir şeyler ortaya koyma arzusu arasında bocalamak, göçmen olmak, iki kültür arasında sıkışmak ve bütün bunların yol açtığı duygudurum dalgalanmaları benim de boğuştuğum şeyler. Kısaca Zeynep için kafamdaki kişisel ve varoluşsal meseleleri kurcalamama yardımcı olan bir avatar diyebiliriz.</p>
<p><strong>Ülkemizde toplumsal eksenli filmlerin azlığı konusunda siz neler söylersiniz? Siz sanırım türkiye – Amerika odaklı yaşıyorsunuz ve genelde filmlerinizde toplumsal konulara el atmaya çalışıyorsunuz, bunun sebepleri neler? </strong></p>
<p>Toplumsal eksenli filmler yapılıyor ama eskiyi, örneğin 70’leri, Yılmaz Güney’i ve onun kuşağını düşünürsek daha az tabi. Bu sadece Türkiye&#8217;de değil, bazı istisnalar dışında küresel bir eğilim, bireysel hikayeler yapılıyor daha ziyade.</p>
<p>Benim işlerim büyük ve karmaşık sosyo-politik olayların; bireylerin özel hayatlarına, küçük hikayelerine etkisini irdelemekle ilgili. Yapmayı istediğim şey kişisel ve toplumsal / politik olan birleştirmek. Toplumsal meseleler istatistiklerle anlatıldığında soyut kalabiliyor, ancak tanıdığımız birinin başına geldiğinde, ya da bir filmde iyi işlenmiş bir karakterin üzerinden anlatıldığında etkili oluyor.</p>
<p>Üniversitede eğitim verdiğim dönemlerde New York’ta yaşıyorum, dolayısı ile yaşadığımız coğrafyaya olan önyargının fazlası ile farkındayım. Bu önyargıları yıkmak, beklenenin dışında bakış açıları, hikayeler, gerçeklikler sunmak istiyorum. Türkiye&#8217;ye çok tutucu bir ülke gözü ile bakılıyor, biraz da bu sebeple içinde şehirli karakterler, güçlü, özgür kadınlar olan, teknede geçen, cinsellik içeren bir film yapmak istedim. Kültürel indirgemelere baş kaldırmak lazım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-25049 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-1024x552.jpg" alt="" width="692" height="373" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-1024x552.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-300x162.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-768x414.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-1536x828.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-2048x1104.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-150x81.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-696x375.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-1068x576.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-1920x1035.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-14-779x420.jpg 779w" sizes="auto, (max-width: 692px) 100vw, 692px" /></p>
<p><strong>Sanırım gazeteci karakterini oynayan kişi babanız, onu nasıl ikna ettiniz oyunculuğa, böyle bir role? </strong></p>
<p>Babam oldum olası çok film izler, izlediklerini de çok iyi hatırlar. Çekimden birkaç sene önce bir deneme çekimi yapmıştık, gayet iyi gitmişti. Denizci ve fit olması da bu karakter açısından büyük bir avantajdı, o yüzden filmde de onunla çalışmaya karar verdim. Başlangıçta bir miktar ikna gerekti tabi. Özellikle repliklerini hatırlamak konusunda tedirgindi. Çekim öncesinde Kutay Sandıkçı ile birkaç seans çalıştılar, bu babamı rahatlattı. Set girince kısa sürede alıştı, çekim sürecine de karakterine de. Hatta bana “Yusuf bunu böyle yapmaz” gibi güzel önerilerde bulundu. Arada baba esprileri de yaptı tabi, hatta bir tanesini kesmedik, filmde.</p>
<p>Uzun metraj film, kolay bir şey değil. Hiç oyunculuk yapmamış bir insanın deneyimli, profesyonel oyuncuların yanı sıra ve 70 yaşında böyle bir şeye kalkışması inanılmaz bir cesaret ister. Bu anlamda büyük hayranlık duyuyorum babama ve beraber unutulmaz bir deneyim yaşadık çekim sırasında.</p>
<p><strong>Diğer roller için oyuncu seçimleri nasıl oldu, uyum yakalanmış gibi? </strong></p>
<p>Kast kurma işi biraz evlilik gibi, kimya çok önemli, her proje kendisine uyan oyuncuları çekiyor. Bağımsız filmde daha da geçerli bu durum. Bizim senaryoda her karakter önemli, bir yerde “ensemble” kast diyebiliriz. Kasting süreci Elit İşcan’la başladı, 2019’da Tribeca Festivali’den aldığımız bir geliştirme fonunu kullanarak filme bir “fragman” çektik; Elit projeye bu ön süreçte dahil oldu. Elit’in yanı sıra, bütün oyuncularım çok yetenekliydi ve herkes müthiş bir iş çıkardı. Nihan Aker, Lıla Gürmen, Eren Çiğdem, Oscar Pearce her biri projeye inandılar,  tutku ve inançla yer aldılar. Ayrıca konuk karakterlerde sevgili Nazan ve Zafer Diper. Her birine, ve özellikle kasting direktörüm Selim Bahar’a müteşekkirim.</p>
<p>Bunu yanı sıra konuştuğumuz gibi babam amatör oyuncu olarak dahil oldu, ayrıca filmdeki küçük rollerin hemen hepsini o yöreden kast ettiğimiz amatör oyuncular oynadı, bu da filme farklı bir renk kattı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-25050 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-1024x554.jpg" alt="" width="678" height="367" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-1024x554.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-300x162.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-768x415.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-1536x830.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-2048x1107.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-150x81.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-696x376.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-1068x580.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-1920x1038.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2024/04/Suyun-Ustu-15-777x420.jpg 777w" sizes="auto, (max-width: 678px) 100vw, 678px" /></p>
<p><strong>Filminizin festival yolculuğu devam ediyor, İstanbul Film Festivali’nde yer almak nasıl bir duygu, vizyon tarihi belli mi? </strong></p>
<p>Şu ana kadar Sao Paolo, Valencia, Sofya gibi festivallerde gösterdik filmi, İstanbul festivali bunların arasında benim için en özel ve önemli olan tabi ki. İstanbul kendi şehrim; ailem, arkadaşlarım, ekibim, oyuncularım burada. Ana gösterimimiz 23 Nisan Salı 19:00’da Atlas 1948’de, bildiğiniz gibi muhteşem bir salon, üstelik benim lise yıllarım Beyoğlu’nda her hafta Atlas’ta sinemaya giderek geçti, o yüzden iyice anlamlı. 24 Nisan 13:30’da da Kadıköy sinemasındayız. İstanbullu seyircinin tepkisini büyük heyecanla bekliyorum.</p>
<p><strong>Bundan sonra neler bekliyor sizi, var mı başka projeler? </strong></p>
<p>Yeşilçam’ın 70’ler seks komedileri üzerine kısa bir belgeselim var, yine Türkiye’ye dair farklı şeyler gösterme misyonum dahilinde yaptığım eğlenceli bir proje, bitmek üzere ama nerede ve ne zaman gösterileceği henüz belli değil. Yazmakta olduğum ve hakkında heyecan duyduğum birkaç proje var, umarım ki bir an önce yine sete girebilirim, özledim!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2024/04/21/baski-ifade-ozgurlugunu-iceren-diger-butun-alanlar-icin-de-gecerli-sinema-da-buna-dahil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Belgeselci uzun süre gözlemlediği ortamın içinde kendini görünmez kılabiliyor&#8217;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/25/belgeselci-uzun-sure-gozlemledigi-ortamin-icinde-kendini-gorunmez-kilabiliyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/25/belgeselci-uzun-sure-gozlemledigi-ortamin-icinde-kendini-gorunmez-kilabiliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2020 09:21:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anna Maria Aslanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Cerrahpaşa Tıp Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Tortum]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Maddenin Halleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15913</guid>

					<description><![CDATA[Rotterdam Film Festivali’nin Bright Future bölümünde dünya galasını yapan Maddenin Halleri ardından Antalya Altın Portakal ve İstanbul Film Festivallerinde ‘En İyi Belgesel’,  Engelsiz Film Festivalinde ‘En İyi Film’ &#8211; ‘En İyi Yönetmen’ ödüllerinin sahibi oldu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ndeki gündelik hayatı mercek altına alan film, hasta odalarından doktor odalarına, yemekhaneden ameliyathanelere, yoğunbakımdan morg ünitesine seyirciyi hastanenin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rotterdam Film Festivali’nin Bright Future bölümünde dünya galasını yapan <em>Maddenin Halleri</em> ardından Antalya Altın Portakal ve İstanbul Film Festivallerinde ‘En İyi Belgesel’,  Engelsiz Film Festivalinde ‘En İyi Film’ &#8211; ‘En İyi Yönetmen’ ödüllerinin sahibi oldu.</p>
<p>Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ndeki gündelik hayatı mercek altına alan film, hasta odalarından doktor odalarına, yemekhaneden ameliyathanelere, yoğunbakımdan morg ünitesine seyirciyi hastanenin ve yaşamın koridorlarında gezdiriyor.  Seyircisini hastalıktan sağlığa, hayattan ölüme taşıyan bu derin gözlem, belgeseli sadece bir hastanenin hikayesi olmaktan çıkıp hepimizin kendinden bir parça bulduğu bir hikayeye dönüştürüyor. Maddenin her halini, hayatın her halini görüyoruz adeta. Belgesel, biçim olarak kurmaca sinemanın kurallarından da faydalanıyor.</p>
<p>Yönetmen Deniz Tortum ve Yapımcı Anna Maria Aslanoğlu’na Maddenin Hallerine dair bir kaç soru sordum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15915 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/39IFFOdulToreni-1024x683.jpg" alt="" width="680" height="453" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/39IFFOdulToreni-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/39IFFOdulToreni-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/39IFFOdulToreni-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/39IFFOdulToreni-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/39IFFOdulToreni-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/39IFFOdulToreni-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/39IFFOdulToreni-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/39IFFOdulToreni.jpg 1500w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p><strong>Maddenin Halleri belgesel filmini yapma fikri nasıl doğdu?</strong></p>
<p><strong>Deniz T. :</strong> Doktor bir ailede büyüdüğüm için tıbba ve hastanelerdeki hayata hep bir merakım vardı. Hastaneleri genellikle kasvetli yerler olarak düşünsek de, duyduğum hikayeler, tanık olduğum şeylerden dolayı bana şenlikli yerler olarak geliyorlardı. Hem yapacak çok fazla şeyin olduğu, hem de ölüme yakın bir yer olduğu için de hayatın değerli bir şey olduğunu sürekli anımsadığınız yerler. Doktor algısını, sağlık çalışanlarının gündelik hayatını, hastanede çalışmanın nasıl bir şey olduğunu anlatan bir film yapma isteği olarak ortaya çıktı.</p>
<p><strong>Neden Cerrahpaşa ? Bir devlet üniversitesi hastahanesi sonuçta. Çalışanlar da devlet memuru. İzinleri nasıl aldınız? Bürokrasisi uzun sürmedi mi? Yaşadığınız avantaj ve dezavantajlar nelerdi?</strong></p>
<p><strong>Deniz T. :</strong> Babam meslek hayatı boyunca Cerrahpaşa’da çalıştı. Bu sebeple de çocukluktan beri  hastanede, hastane dışında da babamın meslek arkadaşlarıyla çok vakit geçirdim. Orada geçen, oradaki günlük hayatla ilgili bir film yapmak aklımın köşesinde hep vardı. 2015’te Cerrahpaşa’nın yıkılacağı haberleri çoğalınca da hızlı bir şekilde filmin çekimlerine başladık. Öncelikle dekanlığın ve başhekimliğin izinlerini aldık, çekim yaptığımız bölümler için de ayrı izinler alıyorduk.</p>
<p><strong>Anna Maria A. :</strong> İzinler Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin çeşitli idari bölümlerinden alındı ve kamera önünde olan herkesin muvafakatnamesi için titizlikle çalışıldı. Yıllara yayılan bu tarz yapım süreçlerinde, özellikle kamu kurumlarında yönetimler değiştikçe yeniden izin süreçlerine girmek gerekebiliyor. Ayrıca zorluklar yaşamadık.</p>
<p><strong>Filmde bir gözlemci kamera var. Sadece gözlüyor. Ve hastane içinde dolaşıyor. İnsanlar gözlendiklerini bildikleri halde nasıl kamera yokmuş gibi davranabildiler? Bunu nasıl başardınız?</strong></p>
<p><strong>Anna Maria A.</strong> <strong>:</strong> Belgeselci uzun süre gözlemlediği ortamın içinde kendini görünmez kılabiliyor. Deniz de hem senelerdir bildiği bir ortama filmci olarak dahil olurken, hem de uzun yıllara yayılan çekim sürecinden dolayı bu durumu ustalıkla başarmış. Kendisini ve kamerayı görünmez kılmış, kamera önündeki herkese kendini unutturmuş, bu durum da anlatının kendisinde ayrı bir katman olarak eklenmiş. Gündelik hayatın gerçekliğini ve sıradanlığını bu denli yoğun ve katmanlı bir şekilde aktarmayı başarabilmek de yalnızca böyle mümkün olurdu diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Filmin yapım koşullarını nasıl oluşturdunuz? Çeşitli fonlardan finans kaynakları yaratmışsınız. Biraz bu süreçten söz eder misiniz?</strong></p>
<p><strong>Anna Maria A. :</strong> Filmin kolektif bir yapım süreci var. Deniz’in yıllara yayılan sebat ve emeğiyle beraber, film yapımının çeşitli aşamalarında işbirliği yapan yapımcılar var. Bu durum hem özel, hem de ayrıca değerli. Yıllara yayılan, oldukça minimal bütçelerle yapılan ve yaratıcı gözün sahada çoğunlukla tek kişilik bir ordu halinde davranmak zorunda olduğu filmlerde bu tür yaratıcı ve kolektif yapım işbirliklerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Filmin finans kaynaklarına gelince… Filmin hem Türkiye’den hem de Deniz’in okuduğu ve yaşadığı Amerika’dan oluşmuş bir yapımsal dünyası var. Maddenin Halleri TC Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün belgesel yapım fonu, <em>The LEF Foundation</em> tarafından nakdi olarak  desteklendi; Harvard Üniversitesi’nin <em>The Sensory Ethnography Lab</em> ve <em>Film Study Center,  </em>ve <em>SFFilm</em> tarafından ayni olarak desteklendi. Filmin çekimleri 2015-2018 yılları arasında çeşitli zamanlarda yapıldı, filmin dünya galası da 2020 yılının Ocak ayında Rotterdam Film Festivali’nin Bright Future [Parlak Gelecek] bölümünde yapıldı. Kurgu ve post-prodüksiyon süreci o zamana dek sürdü. Uzun yıllar süren yapım süreci zarfında hem çok kişinin emeği, desteği, fedakarlığı sayesinde, hem de çeşitli kurumların ayni destekleri ve sponsorlukları sayesinde film tamamlandı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15918 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_1-1-1024x576.jpg" alt="" width="687" height="387" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_1-1-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_1-1-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_1-1-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_1-1-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_1-1-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_1-1-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_1-1-746x420.jpg 746w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_1-1.jpg 1500w" sizes="auto, (max-width: 687px) 100vw, 687px" /></p>
<p><strong>Türkiye’de bir belgesel yapımda göremediğimiz kadar yapımcı adı var filmin jeneriğinde. Yapımcı, ortak yapımcı, destekçi yapımcı, yürütücü yapımcı. Yapımcılığa dair olan bu ünvanların farklı farklı yapımlarda İngilizceden Türkçeye farklı farklı çevrildiğini görüyorum. Neyse bu başlı başına farklı bir mesele …</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Bu belgeselde farklı unvanlar altında yer alan yapımcılar olarak nasıl bir iş birliği içinde çalıştınız? Bunun belgesele faydası ne oldu? Biliyorsunuz Türkiye’de genelde yapımcı ve yönetmen aynı kişi oluyor çok büyük bir çoğunlukla. Siz neyi farklı kıldınız ya da sizce başardınız?</strong></p>
<p><strong>Anna Maria A.</strong> <strong>:</strong> Bir kez daha belirtiyorum, bu filmin, fikir sahibi, yaratıcısı, yönetmeni Deniz’in sebatına ek olarak, pek çok yapımcının bir arada sahada veya saha dışında emeği ve katkısı bulunuyor. Uzun yıllara yayılan ve minimal bir bütçeyle hayata geçmiş bu yapıma çeşitli şekillerde verilen desteklerin jenerikte bir karşılığı var. Bu tarz yapım süreçlerinin kolektifliğini göz önünde bulundurarak bir yapımsal tasarı kurulmuş oldu. Jenerikte gördüğünüz bazı yapımcılar sahada, çekimde ve işleyişte faal olurken, bazı yapımcılar finansman sürecinin başında, ortasında veya sonunda -ayni veya nakdi yöntemlerle- faal oldu.</p>
<p>Sizin de dediğiniz gibi, yönetmen ve yapımcının aynı kişi olması özellikle belgesellerde halen çok yaygın. Bizler bağımsız sinemada, ister kurmaca ister belgesel, ister kısa ister uzun olsun, yeni nesil bir yapımcılık modelinin oluşmasının önemli olduğunu düşünen bir grup yapımcıyız. Bu yeni nesil model, bağımsız sinemada hem yapımcı ve yönetmenin ayrı olmasının yaratıcı sürecin daha sağlıklı ilerlemesini sağladığını öngörüyor, hem de yapım sürecini çeşitli işbirliklere çok daha açık hale getiriyor. Netice itibariyle, bizim için, bağımsız sinema üretiminin gitgide zorlaştığı günümüzde, bu tür işbirlikleri sonucunda yeteneğine ve anlatısına inandığımız bir yönetmenle beraber bir yapım ortaya çıkarmak bir başarı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15919 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_5-1024x576.jpg" alt="" width="676" height="381" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_5-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_5-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_5-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_5-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_5-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_5-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_5-746x420.jpg 746w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/Phases_Still_5.jpg 1500w" sizes="auto, (max-width: 676px) 100vw, 676px" /></p>
<p><strong>Bu filmi yapmayı kendinize dert edindiğinizde seyircide nasıl bir etki uyandırmak istiyordunuz? Şu ana kadar seyirciden aldığınız tepkiler ne yönde?</strong></p>
<p><strong>Deniz T. :</strong><em> Maddenin Halleri </em>hastanedeki hayatı anlamaya çalışan, hastane çalışanlarının günlük hayatlarında hastanedeki stresle nasıl başa çıktıklarını gözlemleyen ve de tüm çalışanlarıyla, binasıyla, aletleriyle, ağaçlarıyla, yani bütün bir sistem olarak hastaneye bakmaya çalışan bir film. Perde arkasında neler olduğunu görmemizin zor olduğu bir mekanı tüm doğallığı ve samimiyetiyle göstermeye gayret eden; hayat, sağlık, direngenlik, emek ve sistemler üzerine düşünen bir film yapma isteğimiz vardı. Seyirciden aldığımız tepkiler çok güzel, aynı zamanda da birbirinden çok farklı. Bu sayede bu tepkilerle filmi biz de tekrar tekrar keşfediyoruz.  Sert bir film olsa da bir yandan da hayatı olumlayan, iyicil bir film olduğunu umuyorum.</p>
<p><strong>Anna Maria A.</strong> <strong>:</strong> Açıkçası Deniz uzun yapım aşamasının bir noktasında bana geldiğinde ben hastane ortamını konu alan bir belgeseli izleme fikrinden önce korkmuş, sonra bu fikrin cazibesini engelleyememiştim. Korkum, hastaneye mesafeden bakan sıradan bir gözden kaynaklanıyordu. Deniz’in hastaneye ve hastanenin insanlarına, gündeliğine, binasına, mimarisine, detaylarına bakışı beni de sardı, ve etkiledi. Hastane gibi, bakarken korku, kaygı, yaşam, ölüm gibi pek çok kavramı çağrıştıran bir ortamı tüm katmanlarıyla seyirciye aktardıysak ve Deniz’in hastaneye mesafesini/mesafesizliğini hissettirerek seyircide de benzer duygular yaratabildiysek, ne mutlu bize.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/25/belgeselci-uzun-sure-gozlemledigi-ortamin-icinde-kendini-gorunmez-kilabiliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaptan Kirk bir gün İstanbul Film Festivali&#8217;ne giderse</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/kaptan-kirk-bir-gun-istanbul-film-festivaline-giderse/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/kaptan-kirk-bir-gun-istanbul-film-festivaline-giderse/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 08:09:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın ruhu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10040</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Film Festivali 5 Nisan&#8217;da kapılarını izleyiciye açıyor. 203 filmin gösterileceği festivalin Ulusal Yarışma filmleri bu yıl Türk sinemasının nabzını tutuyor. Biz de buradan yola çıkarak ne beklemeliyiz onu yazalım dedik&#8230; İstanbul Film Festivali Türk entelektüeli için çok önemlidir. Hele bizim yaştakiler dünya sinemasını bu festivalle tanımıştır. Festivalin sinema kültürümüze yaptığı katkıyı kimse yadsıyamaz. Son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Film Festivali 5 Nisan&#8217;da kapılarını izleyiciye açıyor. 203 filmin gösterileceği festivalin Ulusal Yarışma filmleri bu yıl Türk sinemasının nabzını tutuyor. Biz de buradan yola çıkarak ne beklemeliyiz onu yazalım dedik&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10041" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-1024x436.jpg" alt="" width="696" height="296" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-1024x436.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-300x128.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-768x327.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-696x297.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-1068x455.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-985x420.jpg 985w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-1920x818.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4.jpg 1999w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>İstanbul Film Festivali Türk entelektüeli için çok önemlidir. Hele bizim yaştakiler dünya sinemasını bu festivalle tanımıştır. Festivalin sinema kültürümüze yaptığı katkıyı kimse yadsıyamaz. Son 10 yılda ise Festival bir dönüşüm geçirerek daha çok ulusal sinema üzerinde etkisini gösterir oldu. Diğer festivallerin yaşadığı değişim ve yapısal problemler Türk sinemasının kendini gösterdiği en ciddi ortam olarak İstanbul Film Festivali&#8217;ni öne çıkardı. Bize dünya sinemasını tanıtarak kimliğini oluşturmuş festivalin ulusal sinemaya dönmesi bir kazanç mıdır o da ayrı bir tartışma konusu. Biz elimizdekinden yola çıkarak festivalin Ulusal Yarışma filmlerinin üzerinden 2017&#8217;de Türk sinemasından ne beklemeliyiz onu çıkarmaya çalışalım. Birbirinden yetenekli ve önemli yönetmenlerimizin filmleri dışında daha ilk filmini çekmiş isimler de festivalde kendini gösteriyor. 12 filmin yarıştığı bölümde Yeşim Ustaoğlu&#8217;nun Tereddüt filmi daha önce hem vizyona girdiği hem de başka festivallerde gösterildiği için bize tanıdık gelen yapım. Türk sinemasında çok da rastlamadığımız erotik yapısıyla tartışma yaratan film yüzünü eskitmemiş olsaydı festivalin kendine has duyarlılıkları üzerinden ödüle yakın derdik ama bu biraz zor. Diğer ilginç film ise Onur Ünlü&#8217;nün Kırık Kalpler Bankası filmi. Ünlü son dönem filmleriyle sinemamıza yaratıcılık anlamında hayat suyu vermekte. Sert ve sıkıcı anlatım tarzı yerine absürt, gerçeküstü ve kesinlikle farklı yapısıyla onun filmleri son dönemin en umut vadeden yapımları. Yönetmenler Pelin Esmer, Orhan Eskiköy, Buğra Gülsoy&#8217;un ise merakla beklediğimiz filmleri izleyiciyle buluşacak. Sinema yazarı arkadaşımız Ceylan Özçelik&#8217;in filmi Kaygı&#8217;yı kişisel olarak merakla bekliyorum. Bütün bu filmlerin çok azını seyrettim. Fakat konularına baktığımda yazının başlığını &#8220;Kaptan Kirk bir gün İstanbul Film Festivali&#8217;ne giderse&#8221; diye atmak geldi içimden. Çünkü bu anlatılan konular ve tarz hem benim için çok bilindik hem de benden olmayan bir dünyaya ait. Zaten Türk sinemasının gerçek derdi de bu bence. Kentli Türk insanını anlatmayan ama yıllardır köy, varoş arasına sıkışmış zorlama bir sinema. Başlıktakı Kaptan Kirk kim acaba? Neyse biz filmlerin konularını kısaca anlatalım size.</p>
<p>BÜTÜN SAADETLER MÜMKÜNDÜR</p>
<p>Yönetmen: Selman Kılıçaslan</p>
<p>Oyuncular: Kemal Uçar, Arif Erkin, Ruhi Sarı, Nilay Erdönmez</p>
<p>Mühendislik öğrencisi Ali, okuduğu küçük şehirden ayrılarak Erasmus projesiyle yurtdışına çıkma hayalleri kurar. Bununla beraber kendisini tanımaya çalıştığı, hayata dair sorular sorduğu bir arayış sürecindedir. Sakin hayatı, türkü kafede solistlik yapan Gülce’den hoşlanmasıyla beraber hareketlenir. Bir hemşire adayı olan Gülce, yaşadığı maddi sıkıntılarını aşmak için Adapazarı’nın eski mahallelerinden birinde yaşlı ve yalnız bir adam olan Mevlüt’ün bakıcılığını yapmaktadır. Gülce’ye yakınlaşarak onu tanımaya başlayan Ali, Mevlüt’ün de hikâyesine ortak olur. Ali arayışını bu karşılaşmanın eşiğinde sürdürür, cevabını kitaplarda bulamayacağı bir soruyla beraber: Bütün saadetler mümkün müdür?</p>
<p>İŞE YARAR BİR ŞEY</p>
<p>Yönetmen: Pelin Esmer</p>
<p>Oyuncular: Başak Köklükaya, Öykü Karayel, Yiğit Özşener</p>
<p>Leyla, gece treniyle çıktığı uzun bir yolculukta manzarayı ve insanları iştahla izlerken hemşirelik öğrencisi Canan’ı fark eder. Bu genç kızı son istasyonda, Yavuz’un evinde, çok ağır bir sorumluluk bekliyordur. Leyla, Canan’ın anlattıklarından ve anlatmadıklarından bir hikâye kurar, kendini kaptırır ve ona eşlik etmeye karar verir. Hikâyenin sonunda bir iyilik meleği mi yoksa bir katil mi olacaklarını henüz bilmiyordur.</p>
<p>KAYGI</p>
<p>Yönetmen: Ceylan Özgün Özçelik</p>
<p>Oyuncular: Algı Eke, Özgür Çevik</p>
<p>Haber kanalında kurgucu olarak çalışan 30’lu yaşlarındaki Hasret uzun süredir aynı kâbusu görmektedir. Gördüğünün aslında hatırladıkları olduğunun farkında değildir. Tekrarlayan kâbusla aklına bir soru düşer: Annesiyle babası trafik kazasında ölmemiş olabilir mi? Toplumsal bellek ve etki alanları temeline oturan psikolojik gerilim Kaygı, müzisyen anne-babası 20 yıl önce trafik kazasında ölen bir kadının kâbusuyla ilerliyor. Hasret, gerçekle sanrının paslaştığı tekinsiz bir ülkede yaşıyor. Geçmişini hafızasında arıyor.</p>
<p>KIRIK KALPLER BANKASI</p>
<p>Yönetmen: Onur Ünlü</p>
<p>Oyuncular: Haluk Bilginer, Serkan Keskin, Hazal Kaya, Taner Ölmez, Tansu Biçer, Osman Sonant, Ahmet Mümtaz Taylan, Şenay Gürler, Nazan Kesal</p>
<p>Osman ve Enis, İstanbul’un en merkezi semtlerinden Galata’da bir amatör futbol takımında top oynayan 20’li yaşlarının sonunda iki genç adamdır. Enis ve Osman’ın amacı, hem takım arkadaşlarıyla birlikte semtteki bankalardan birini soymak hem de son maçı kazanarak ligden düşmemektir. Maç oynanır ve çıkan büyük bir kavga sonucunda yarım kalır. Fakat bu kavga sırasında Osman, karşı takımın organ kaçakçılığıyla ünlü başkanı Rüstem Tor’un zorla yanında tuttuğu Aslım’a âşık olmuştur. Kırık Kalpler Bankası, William Shakespeare’in Romeo ve Jülyet piyesi üzerine kurulmuş, olmayacak bir hayalin peşine takılan üç kahramanın, hüzünlü sonlarına doğru Şekspirvari bir eda ile koşmalarının trajik hikâyesidir.</p>
<p>MAHALLE</p>
<p>Yönetmen: Buğra Gülsoy, Serhat Teoman</p>
<p>Oyuncular: Buğra Gülsoy, Serhat Teoman, Emre Erkan, Selahattin Töz, Hazar Ergüçlü, Selen Öztürk, Gökşen Ateş, Gökhan Soylu</p>
<p>İstanbul’da kenarda köşede kalmış, orta sınıfın hapsolduğu, kendi yasalarını kendi yazan bir mahalle&#8230; Ömer, Sabri ve Kenan bu mahallede doğmuş büyümüş üç esnaf, üç arkadaş. Üçü de evli, çocukları var. Bir de mahallenin sözü dinlenen abisi, yasa koyucu ve uygulayıcısı Tahsin&#8230; Huzurları, bir gerçeğin ortaya çıkışıyla bozulur.</p>
<p>MARTI</p>
<p>Yönetmen: Erkan Tunç</p>
<p>Oyuncular: Onur Buldu, Sahra Şaş, Öner Erkan, İrem Sak</p>
<p>Hikâyemiz İzmir Torbalı’da, dağlar arasında kalmış, küçük bir tavuk çiftliğinde geçer. Çiftlikte bakıcı olarak çalışan Yakup ve ondan yaşça genç karısı Mediha’nın sıkıcı hayatları ile çiftliğe yardımcı olarak gelen Rıza ve karısı Nurgül’ün görünürde eğlenceli olan hayatları, bu dar ve boğucu bir mekânda kesişecek ve karakterlerin iç dünyalarının ortaya çıkmasına, kendileriyle yüzleşmelerine vesile olacaktır.</p>
<p>MAVİ SESSİZLİK</p>
<p>Yönetmen: Bülent Öztürk</p>
<p>Oyuncular: Teoman Kumbaracıbaşı, Roda Canıoğlu, Korkmaz Arslan</p>
<p>Hakan eski bir güvenlik kuvveti mensubudur. Tedavi gördüğü askeri hastanede, hemşire Ayla’nın özenli bakımı sayesinde kâbuslarıyla savaşımında iyileşme belirtileri gösterir. Uzunca bir süre sonra, kendisine takdim edilen şeref madalyası ve bir miktar para ile taburcu olur. Evine döndüğünde, eşi ve kızının kendisini terk ettiğini görür. Kızı Melis ile buluşması, Hakan’ı kendi geçmişiyle yüzleştirir. Tek başına, İstanbul sokaklarında dolaşır. Karşılaştığı insan manzaraları, ardından Ayla’nın beklenmedik ziyareti, Hakan’ı geçmişte yaptıklarını tekrar tekrar sorgulamaya iter.</p>
<p>MURTAZA</p>
<p>Yönetmen: Özgür Sevimli</p>
<p>Oyuncular: Cezmi Baskın, Meral Çetinkaya, Mine Teber, İncinur Daşdemir, Bülent Düzgünoğlu, Kadir</p>
<p>Sabure ve Murtaza, Malatya’nın dağ köylerinden birinde yaşar. Sabure yıllar önce iki gözünü de kaybetmiştir. Bakımıyla Murtaza ilgilenir. Çocukları İstanbul’da yaşar. Murtaza kasabaya indiği bir gün bakkaldan İstanbul’daki kızını telefonla arar, hasta olduğunu öğrenir. Sabure’ye kızının durumunu söylemeden İstanbul’a gider. Ama kızı o akşam ölür. Murtaza, Sabure’nin de hastalanmaması için ona yalan söyler ve kızının öldüğünü gizler. Ama Sabure gitgide sessizleşir, zamanla yalnızlığı ve umutsuzluğu gün yüzüne çıkar. &#8220;Yalan söyleyen mi yoksa yalana maruz kalan mı daha zor duruma düşer? Yalan söylemek her zaman işimizi kolaylaştırır mı? Gerçeğe ait algımız her zaman manipüle edilebilir. Asıl biz, gerçeğe ulaşmak konusunda ne kadar istekli ve ısrarcıyız? Aslında hepimiz birer Pinokyo’yuz.&#8221;</p>
<p>SARI SICAK</p>
<p>Yönetmen: Fikret Reyhan</p>
<p>Oyuncular: Aytaç Uşun, Mehmet Özgür, Gökhan Şimşek, Cem Zeynel Kılıç, Tarık Köksal, Akan Atakan, Seher Çuhadar</p>
<p>Artan endüstrileşmeyle birlikte fabrikaların arasında sıkışıp kalmış bir tarla&#8230; Ve bu tarlada, büyük maddi sorunlarına rağmen geleneksel yöntemlerde direnip hayata tutunmaya çalışan göçmen bir aile&#8230; Bu duruma rağmen en küçük oğul İbrahim, farklı bir geleceğin hayalini kurmaktadır ve kendi kaderini belirleme konusunda kararlıdır. Bölgenin bu acımasız sistemine ek olarak feodal aile yapısının getirdiği baskının da boyunduruğu altındadır. Oysa bir hayali gerçeğe dönüştürmek o kadar da kolay değildir. Eylemleri hem kendisi hem de ailesi için beklenmeyen sonuçlar doğuracaktır. Sarı Sıcak, üretim ilişkilerinin değişmesine paralel olarak sermayenin de el değiştirmesi ve bu değişimden etkilenen insanların hikâyelerini de anlatmayı amaçlıyor.</p>
<p>TAŞ</p>
<p>Yönetmen: Orhan Eskiköy</p>
<p>Oyuncular: Muhammet Uzuner, Jale Arıkan, Ahmet Varlı, Beste Kökdemir</p>
<p>Çocukken geçirdiği bir kaza sonucu bazı zihinsel yetilerini kaybetmiş olan Selim, onu kaldığı devlet yurduna götürmek isteyen Memur adında birinden kaçarken bir evin kapısının önünde yorgunluktan bayılır. Emete, kapıda yatan kişinin, yıllar önce kaybolan oğlu Hasan olduğunu düşünür. Bundan öyle emindir ki, kocasıyla kızını da buna inandırır. Selim’in ansızın kapılarında belirmesi, evin içindeki buzları çözmüş, aileyi yeniden hayatın içine çekmiştir. Selim, uyandığında kendisini Selim olarak tanıtır, ama Emete, oğlunun sırtındaki yarayı ve konuşma bozukluğunu sebep göstererek, bu kişinin Hasan olduğunda ısrar eder. Selim köyden ayrılmak ister fakat Memur hâlâ onun peşindedir, üstelik köylüleri ona karşı kışkırtmaya çalışmaktadır.</p>
<p>TEREDDÜT</p>
<p>Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu</p>
<p>Oyuncular: Ecem Uzun, Funda Eryiğit, Mehmet Kurtuluş, Okan Yalabık</p>
<p>Tereddüt, farklı deneyimden, kültürden ve sosyal sınıftan gelmiş iki kadının yollarının kesişmesi ve bir anlamda bu farklılıklara rağmen çok ortak bir açmazın içinde olduklarını fark edişlerini anlatan bir hikâye. Cem ile kusursuz olduğunu düşündüğü bir evlilik sürdüren Şehnaz, 30’larının başında, bir sahil kasabasında mecburi hizmete başlamış bir psikiyatrdır. Henüz 16 yaşındayken zorla evlendirilerek aynı sahil kasabasına getirilmiş Elmas’ın hayatı ise üzerine çok erken yaşta yüklenen bunaltıcı sorumluluklarla geçer. Fırtınalı bir gecenin sabahında yolları kesişen Şehnaz ile Elmas, çok farklı ama aynı görünen sorunlarıyla yüzleşince önlerinde yeni bir kapı aralanacaktır.</p>
<p>ZER</p>
<p>Yönetmen: Kazım Öz</p>
<p>Oyuncular: Nik Xelilaj, Güler Ökten, Levent Özdilek, Füsun Demirel, Tomris İncer, Haleigh Ciel, Teresa Anne Volgenau, Ahmet Aslan</p>
<p>Zer, 1938’de Dersim acılarını yaşayanlardan olan babaannesi Zarife’nin kendisine söylediği şarkının peşinden giden Jan’ın hikâyesidir. Zarife bugüne kadar bu şarkıda kimliğini, geçmişi ve kendisini saklamamıştır. Kanser tedavisi için New York’a getirildiğinde birbirlerini tanıyan Jan ve babaannesi, daha da yakınlaşırlar ve Jan’ın hayatı değişmeye başlar. Jan babaannesinin kendisine söylediği şarkının izini sürmeye karar verir. New York’tan Dersim’e bir arayış hikâyesine çıkan Jan yolunda sonunda kendisine ulaşacak mıdır?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/kaptan-kirk-bir-gun-istanbul-film-festivaline-giderse/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>35. İstanbul Film Festivali’nden 10 Film Önerisi</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/04/10/35-istanbul-film-festivalinden-10-film-onerisi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/04/10/35-istanbul-film-festivalinden-10-film-onerisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2016 11:44:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8681</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl olduğu gibi bu yıl da Nisan ayının gelmesiyle birlikte İstanbul’a bahar filmlerle geliyor. Bu yıl 35. yaşını kutlayan festival 7-17 Nisan tarihleri arasında düzenleniyor. Geçtiğimiz yıl yaşanan “sansür” krizi sebebiyle ikinci haftası son derece sıkıntılı geçen festivalde hatırlayacağınız üzere yarışmalar iptal edilmiş, yerli filmlerin gösterimi ise iptal edilmişti. Bu sebeple programda da değişikliğe [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da Nisan ayının gelmesiyle birlikte İstanbul’a bahar filmlerle geliyor. Bu yıl 35. yaşını kutlayan festival 7-17 Nisan tarihleri arasında düzenleniyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8682" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-731x1024.jpg" alt="" width="696" height="975" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-731x1024.jpg 731w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-214x300.jpg 214w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-768x1075.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-696x974.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-1068x1495.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin-300x420.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/ff2016_poster_50x70_ekin.jpg 1857w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Geçtiğimiz yıl yaşanan “sansür” krizi sebebiyle ikinci haftası son derece sıkıntılı geçen festivalde hatırlayacağınız üzere yarışmalar iptal edilmiş, yerli filmlerin gösterimi ise iptal edilmişti. Bu sebeple programda da değişikliğe giden festival yönetimi festivalin ikinci haftasında yerli filmler yerine yabancı filmlerin gösterimlerini eklemişti. Bu yıl tüm bu şansızlıkların geride kalmasını ve en azından filmlerle dolu geçireceğimiz bu on günlük sürecin hepimize iyi gelmesini temenni ediyorum.</p>
<p>25 bölümde 62 ülkeden 223 yönetmenin toplamda 221 filminin gösterilecek 35. İstanbul Film Festivali için hazırladığım bu 10 filmlik öneri listesindeki filmleri mutlaka izlemeniz gerektiğini düşündüğüm filmler arasından derledim.</p>
<p><strong>The Childhood of A Leader </strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl Venedik’ten En İyi İlk Film dahil iki ödülle ayrılan The Childhood of a Leader faşist bir liderin çocukluğunu anlatarak, bir liderin nasıl bu denli öfke dolu olabileceğinin sorunu çocukluğunda arıyor. Brady Corbet, bu ilk filminde 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı´nı bitirecek Versay Barış Antlaşması için ABD´den Fransa´ya gelmiş güçlü bir diplomat, dindar eşi ve oğlunu takip ediyor. Özellikle de imtiyazlı bir aileye mensup küçük çocuğun gitgide kontrolden çıkan ve faşizm eğiliminin habercisi olan davranışlarını gösteriyor. Jean Paul Sartre’nin aynı isimli öyküsünün serbest uyarlaması olan film günümüz Türkiye’sini düşününce bir hayli dikkat çekiyor. Oyuncu kadrosunda Bérénice Bejo, Robert Pattinson, Stacy Martin, Liam Cunningham ve Yolande Moreau’nun bulunduğu film festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışacak.</p>
<p><strong>Hitchcock/Truffaut</strong></p>
<p>Festivalin kendi adıma en merak edileni.</p>
<p>Sinema tarihinin iki usta yönetmeni Francois Truffaut ve Alfred Hitchcock’un altın değerindeki buluşmasını konu alan Hitchcock/Truffaut belgeseli özellikle Hitchcock hayranlı için bulunmaz nimet. David Fincher, Martin Scorsese, Wes Anderson ve Richard Linklater gibi günümüzün başarılı yönetmenlerinin anlatımıyla şekillenen bu belgeseli özellikle sinefiller kaçırmamalı.</p>
<p>1967 yılında yayımlanan, usta yönetmenler Francois Truffaut ile Alfred Hitchcock‘un bir araya geldiği ve bir hafta boyunca dünden bugüne Hitchcock’un kariyerini gözden geçiren görüşmenin kaleme alınmış hali olan Hitchcock/Truffaut kitabından yola çıkarak hazırlanan bu belgesel bizden sonraki nesiller için de yol gösterici olacaktır.</p>
<p><strong>Midnight in Special</strong></p>
<p>Bu yıl festivalin açılış filmi de olan Midnight in Special, yeni nesil Amerikan bağımsız sinemasının en başarılı yönetmenlerinden Jeff Nichols’ın son harikası. Sırasıyla Shotgun Stories, Take Shelter ve Mud ile rüştünü ispat eden Nichols, yeni filminde doğaüstü güçleri olan bir çocuğu hikayesinin merkezine yerleştiriyor. Film, Jeff Nichols’un ilk stüdyo filmi olacak. 80ler bilimkurgu filmlerinden ilham aldığını söyleyen Nichols bol referanslı bir filme imza atmış. Güçlü oyuncu kadrosuyla da dikkat çeken Midnight Special’ın başrolünde daha önce yönetmenle Shotgun Stories ve Take Shelter filmlerinde beraber çalışmış olan Michael Shannon yer alırken; ona Joel Edgerton, Kirsten Dunst, Adam Driver, Jaeden Lieberher ve Sam Shepard gibi başarılı oyuncular eşlik ediyor.</p>
<p><strong>Hail, Caesar!</strong></p>
<p>Bu yıl Berlin Film Festivali’nin açılışını yapan Hail, Caesar! Coen Kardeşler’in son harikası. Sinemanın nevi şahsına münhasır yönetmenleri bu filmlerinde kendilerine has mizah anlayışlarıyla bir Hollywood taşlamasına imza atıyorlar. başrolde George Clooney kaçırılan film yıldızı Baird Whitlock‘a hayat verirken, Josh Brolin ünlülerin şantaj unsuru olabilecek fotoğraflarını veya metreslerini ortadan kaldıran 50’lilerin Hollywood iş bitiricisi Eddie Mannix olarak karşımıza çıkıyor. Clooney ve Brolin‘e filmde Ralph Fiennes, Tilda Swinton, Channing Tatum, Scarlett Johansson ve Jonah Hill eşlik ediyor.</p>
<p><strong>Things to Come</strong></p>
<p>Bu yıl, Things to Come ile Berlin’de En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen Mia Hansen-Løve, bu beşinde metrajında güçlü bir kadın portresi sunuyor. Things to Come, bir lisede felsefe öğretmeni olan Nathalie’nin kocası tarafından aldatılmasıyla yaşanan olayları mercek altına alıyor. Aldatılmanın şokunu henüz atlatamayan Nathalie’nin annesini kaybetmesi, işinden kovulması ve çocuklarının evden ayrılması gibi olayların üst üste gelmesi zorlu bir hayata başlangıç yapmasına neden oluyor. Fransız sinemasının başarılı oyuncusu Isabelle Huppert filmin başrolünde yer alan isim olurken ona André Marcon, Roman Kolinka, Edith Scob ve Sarah Le Picard gibi oyuncular eşlik ediyor.</p>
<p><strong>Fire at Sea</strong></p>
<p>Üç yıl önce Çevreyolu ile Altın Aslan kazanan Gianfranco Rosi, bu kez Berlin’de Altın Ayı kazanarak rüştünü ispat etmiş oldu. Lampedusa Adası’na ulaşmaya çalışan mültecilerin hayatına odaklanan belgesel Berlin’den ödül almasının yanı sıra tüm seyirciler tarafından övgüyle söz edildi. Günümüz dünyasına ve göçmen sorununa dikkat çeken belgesel festivalin kaçırılmaması gereken filmleri arasında başı çekiyor.</p>
<p><strong>Death in Sarajevo</strong></p>
<p>No Man’s Land filmiyle Cannes Film Festivali’nde <em>En İyi Senaryo </em>ödülünü kazanan Bosnalı yönetmen Danis Tanovic’in modern Avrupa toplumu içerisinde yayılan varoluşsal korkular, sancılar ve ahlaki ikilemlere odaklandığı filmi Death in Sarajevo prömiyerini yaptığı Berlin’den Jüri Büyük Ödülü ile döndü. Önümüzdeki aylarda ülkemizde vizyona girmesi de beklenen filmi festivalde önce seyretmek isteyen seyircilerin kaçırmaması gerekiyor.</p>
<p><strong>Wild</strong></p>
<p>Festivalin en sıra dışı en dikkat çekici filmlerinden bir tanesi Wild. Prömiyerini Sundance’ta yapan film, Ania isimli bir kadının bir gün işe giderken karşısına çıkan bir kurtu görmesiyle değişen hayatını konu alıyor. Önce kurtla iletişim kurmaya çalışan Ania, daha sonra onu yakalayıp evine hapseder. Ania evini kurtla paylaşmaya başladıktan sonra giderek vahşileşir ve sosyal çevresinden uzaklaşmaya başlar. Birçok filmde oyuncu olarak rol alan Nicolette Krebitz’in üçüncü uzun metrajı festivali Mayınlı Bölge bölümünde yer alıyor.</p>
<p><strong>Kor</strong></p>
<p>2015’in sonlarında Bulantı ile büyük ses getiren başarılı yönetmen Zeki Demirkubuz’un son filmi Kor özellikle yönetmeninin hayranları tarafından merakla bekleniyor. Filmin, Nuri Bilge Ceylan’ın “Üç Maymun”una bir cevap olacağı şeklindeki yorumlar gizemini korurken Demirkubuz’un sinemaseverlere nasıl bir sürpriz hazırladığı şu an merak konusu. Çünkü Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun filmini izleyenlerin hemen fark edeceği üzere birçok açıdan neredeyse aynı hikaye. Oyuncu kadrosunda Aslıhan Gürbüz, Taner Birsel, Caner Cindoruk, İştar Gökseven, Çağlar Çorumlu ve Dolunay Soysert’in yer aldığı film aynı zamanda festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışacak.</p>
<p><strong>Belgica</strong></p>
<p>Festivalin belki de en dikkat çekici filmlerinden biri olan Belgica’nın yönetmeni i Felix Van Groeningen bu yıl Sundance’ın Dünya Sineması bölümünde En İyi Yönetmen ödülüne layık görüldü. Belçika’nın gece hayatını masaya yatıran Belgica, iki kardeşi merkezin alan bir drama. Jo, küçük ve hiçbir şeyin yolunda gitmediği ama çok sevdiği barı Belgica´yı işletmekten son derece memnundur. Bir gün taşrada yaşayan ağabeyinden bir telefon alır. Aile yaşantısından sıkılan Frank, kardeşinin barına ortak olmaya karar vermiştir. Paralar, zihinler ve fiziksel güç birleşince Belgica da büyür. Yenilenen Belgica bir anda Brüksel´in en gözde eğlence mekânına dönüşür. Ancak Jo ve Frank´ın kapıldığı hedonizmin bedeli çok geçmeden gelir.</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/04/10/35-istanbul-film-festivalinden-10-film-onerisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul, Ankara ne güzel festivaller Nisan&#8217;da</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/04/23/istanbul-ankara-ne-guzel-festivaller-nisanda/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/04/23/istanbul-ankara-ne-guzel-festivaller-nisanda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2015 09:45:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EDİTORYAL]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7530</guid>

					<description><![CDATA[Nisan ayı iki önemli festivalin ayı olacak. İstanbul Film Festivali yine yeni heyecanlar, yeni yönetmenler, eski tatlar ve bütün gücüyle bizi kendine bağlayacak. Geçen yıl Haziran&#8217;da yapılan Ankara Film Festivali ise Nisan&#8217;ın son günlerinden Mayıs&#8217;a kol atacak. Her iki festivali Cinedergi&#8217;den takip edebilirisiniz. Bu arada festivaller dışında normal vizyonlar da bütün hızıyla devam ediyor. Tabii [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nisan ayı iki önemli festivalin ayı olacak. İstanbul Film Festivali yine yeni heyecanlar, yeni yönetmenler, eski tatlar ve bütün gücüyle bizi kendine bağlayacak.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/AUFF_POSTER-01.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7503 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/AUFF_POSTER-01-208x300.jpg" alt="" width="208" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/AUFF_POSTER-01-208x300.jpg 208w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/AUFF_POSTER-01-768x1107.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/AUFF_POSTER-01-711x1024.jpg 711w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/AUFF_POSTER-01-696x1003.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/AUFF_POSTER-01-1068x1539.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/AUFF_POSTER-01-291x420.jpg 291w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/AUFF_POSTER-01-1920x2767.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 208px) 100vw, 208px" /></a></p>
<p>Geçen yıl Haziran&#8217;da yapılan Ankara Film Festivali ise Nisan&#8217;ın son günlerinden Mayıs&#8217;a kol atacak. Her iki festivali Cinedergi&#8217;den takip edebilirisiniz. Bu arada festivaller dışında normal vizyonlar da bütün hızıyla devam ediyor. Tabii bizim röportajlarımız da onların peşinden gidiyor. Aşkolsun filminin iki başrol oyuncusu Sedef avcı ve İlker Aksum ile ben sohbet ettim. Kendin Ol filminin yönetmeni Serkan Özarslan, oyuncusu İmer Özgün, yapımcısı Selim Ünel ise Banu&#8217;nun sorularını cevapladılar. Figüran filminin son zamanlarda popüler olan oyuncusu Serenay Aktaş bir diğer konuğumuzdu. Güvercin Uçuverdi filminden ise Atalay Demirci, Tuana Türkay eğlenceli bir röportaj verdi bize. Dosyalarımız da yine dopdolu. Utku İstanbul Film Festivali&#8217;ndi bir gezintiye çıkarıyor sizi. Gözden kaçmaması gereken filmleri paylaşıyor Filmlovers köşesinde. Melis ise Al Pacino&#8217;yu odağına aldı. Son günlerde vizyona giren Danny Collins ve bu ay seyredeceğimiz The Humbling ile ünlü sanatçı çok gündemde. Nisan&#8217;da seyredeceğimiz popüler filmlerden biri de Hızlı ve Öfkeli 7. Filmin yönetmeni James Wan&#8217;ın ilginç filmografisini Masis&#8217;in kaleminden okuyacaksınız. Didem Peker Başaran ise Özcan Alper&#8217;i yazdı. Farklı tarzıyla ilk yazısı büyük ilgi çeken yazarımız Meltem Yılmaz ise Grinin 50 Tonu&#8217;nun zayıflıklarından girdi erkeklerin iktidarından çıktı. Çok güzel bir yazı olmuş yine. İki keskin kalemimiz Banu ve Murat&#8217;ta yine tartışma yaratacak yazılar vermişler. Özellikle Murat Tolga Şen&#8217;in geçen dönem Siyad başkanı olan Tunca Arslan ile Hıncal Uluç arasındaki polemiğe girişi okunmaya değer. Banu ise kanayan yaramız kısa filmler ile ilgili eleştirilerini sıralamış. CıneDizi köşemizde parçalamaya devam ediyor. Nergiz Karadaş Dizifun köşesinde Acele Aşk Aranıyor dizisini odağına almış. Usta yazar Gizem Merve Kaboğlu Bedel dizisinin en dişi karakteri Alara Bozbey ile keyifli bir sohbet yapmış. Daha bitmedi. Vizyondakiler, Pekyakında ve kritikleriyle yine dopdolu Cinedergi. İyi okumalar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/04/23/istanbul-ankara-ne-guzel-festivaller-nisanda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
