<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Inferno &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/inferno/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Jul 2018 12:01:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Robert Langdon tüm insanlığı etkileyecek hastalık ile savaşmak için cehennemin kapılarını aralıyor!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/robert-langdon-tum-insanligi-etkileyecek-hastalik-ile-savasmak-icin-cehennemin-kapilarini-araliyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/robert-langdon-tum-insanligi-etkileyecek-hastalik-ile-savasmak-icin-cehennemin-kapilarini-araliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 11:57:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[Inferno]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9280</guid>

					<description><![CDATA[Ron Howard ve Tom Hanks ikilisi Dan Brown’ın eserinden uyarlanan simge bilimci Robert Langdon’un maceralarını anlattığı üçüncü film Cehennem ile tekrar karşımızda. 2006 yılında Dan Brown’ın çok satan kitaplar listesinden hiç düşmeyen gerilim, aksiyon dolu romanı Da Vinci Kodu ile büyük başarı kazanan Ron Howard, bu gücü arkasına alarak serinin ikinci kitabı olan Melekler ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Ron Howard ve Tom Hanks ikilisi Dan Brown’ın eserinden uyarlanan simge bilimci Robert Langdon’un maceralarını anlattığı üçüncü film Cehennem ile tekrar karşımızda.</em></strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9281" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster-1024x512.jpg" alt="" width="696" height="348" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster-1024x512.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster-300x150.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster-768x384.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster-696x348.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster-1068x534.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster-840x420.jpg 840w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster-1920x960.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Inferno-Tom-Hanks-poster.jpg 2000w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>2006 yılında Dan Brown’ın çok satan kitaplar listesinden hiç düşmeyen gerilim, aksiyon dolu romanı Da Vinci Kodu ile büyük başarı kazanan Ron Howard, bu gücü arkasına alarak serinin ikinci kitabı olan Melekler ve Şeytanlar(2009)’ı da yönetmişti. Aradan geçen yıllarda Dan Brown da boş durmayarak Robert Langdon’un maceralarını anlatan Kayıp Sembol ve Cehennem adlı iki kitap daha çıkardı. Howard ilginç bir şekilde üçüncü kitabı atlayarak dördüncü kitabın filme çekilmesine karar verdi.</p>
<p>Dan Brown’ın artık delilik noktasına getirdiği şüphecilik serisi, Simge bilimci Robert Langdon’ın Avrupa’da Hristiyanlığın kökenlerine inmesini gerektiren cinayet davası ile başlamış daha sonra Vatikan’a kadar uzanmıştı. Cehennem ise daha modern diyebileceğimiz bir gizemi ele alarak Dante’nin eserinden yola çıkarak dünya nüfusunu hedef alan bir tehlikeyi çözmeye çalışıyor.</p>
<p>Bilinçsiz bir biçimde Floransa’da bir hastanede gözlerini açan Langdon son günlerde yaşadıklarını hatırlamamaktadır. Çok geçmeden kendisini gene bir hedef tahtasında bulan Langdon, Dr. Sienna Brooks(Felicity Jones)’un ve simge bilim doktorasının yardımı ile olayları çözmeye ve özgürlüğünü geri almaya çalışır.</p>
<p>Floransa, Venedik, Budapeşte ve bizim için en önemlisi olacak İstanbul gibi şehirleri dolaşacak olan ikili, Dante’nin Cehennem’ini açığa çıkardıkça, nüfus patlaması ile kendi sonuna doğru ilerleyen insanlığın kurtuluşunu Ortaçağ’daki kara veba benzeri bir virüste gören organizasyonun planını bozup insanlığı kurtarmaya çalışacaklar.</p>
<p>Robert Langdon zeki bir Indiana Jones’a dönen yaşam hikayesinde ilk macerasından günümüze inandırıcılığını yitirip tam bir aksiyon yıldızına evrildi. Bunda Dan Brown’ın tarihi temelleri sarsarak yarattığı gizemli kaleminin yerini para basma makinesine çevirmesinin yanında Ron Howard’ın yüzeysel aksiyon sineması dilinin de etkisi büyük. Serinin önceki filmlerine bakacak olursak vasat üstü olan iki film de seyredildikten sonra üstünüzde bir etki bırakmıyor ancak sıkmadan da kendini seyrettiriyordu. Oysa ki iki kitap da Hristiyan inancında büyük tartışmalara yol açmış pek çok okuyucu tarafından Hristiyanlığın sorgulanmasına neden olmuştu.</p>
<p>Howard’ın çevrimleri ne kadar hikayeye ihanet etmese de aksiyona odaklanmış ve asıl konunun vuruculuğunu geri plana atmıştı. Ancak gene de yakaladığı gişe başarısı ve Tom Hanks karizması ile işi kotardı.</p>
<p>Hem daha çok mekanda geçen, hem de büyük bir hastalığın yayılmasını konu alan Cehennem serinin en büyük işi olmaya çalışıyor. Howard’ın üçüncü kitabı atlayıp direkt Cehennem’e geçmesinin de ana nedeni bu konu genişliği ve mekan çeşitliliği.</p>
<p>Star Wars: The Force Awakens ile aynı zamanda çıkacağı için gösterim tarihi biraz daha erkene alınan yapım 2 dakikalık fragmanında tüm konuyu anlattığı için de pek çok eleştiri aldı. Ancak görünen o ki Robert Langdon ile beraber görselliği yüksek, aksiyonu tavan bir avrupa seyahati bizi bekliyor.</p>
<p>Obtüratör</p>
<p>Masis Üşenmez</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/robert-langdon-tum-insanligi-etkileyecek-hastalik-ile-savasmak-icin-cehennemin-kapilarini-araliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ARGENTO’DAN ÜÇ ANA EFSANESİ: INFERNO (Vol.2)</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/11/30/argentodan-uc-ana-efsanesi-inferno-vol-2/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/11/30/argentodan-uc-ana-efsanesi-inferno-vol-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Başak Bıçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2015 19:14:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Argento]]></category>
		<category><![CDATA[başak bıçak]]></category>
		<category><![CDATA[Inferno]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8259</guid>

					<description><![CDATA[İngiliz deneme yazarı Thomas de Quincey’nin Suspiria de Profundis isimli kitabında yer alan üç kız kardeş betimlemesinden etkilenen İtalyan yönetmen Dario Argento, bu hikâyeden yola çıkarak üç cadı efsanesi oluşturdu. Quincey’nin kız kardeşlerini kötücül varlıklara dönüştürerek filmlerinin ana malzemesi haline getiren yönetmen, Suspiria’yla başlattığı doğaüstü üçlemesini 1980 yılında çektiği Inferno ile devam ettirdi. Suspiria’da yarattığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiliz deneme yazarı Thomas de Quincey’nin <em>Suspiria de Profundis</em> isimli kitabında yer alan üç kız kardeş betimlemesinden etkilenen İtalyan yönetmen Dario Argento, bu hikâyeden yola çıkarak üç cadı efsanesi oluşturdu. Quincey’nin kız kardeşlerini kötücül varlıklara dönüştürerek filmlerinin ana malzemesi haline getiren yönetmen, Suspiria’yla başlattığı doğaüstü üçlemesini 1980 yılında çektiği Inferno ile devam ettirdi. Suspiria’da yarattığı soyut evrende stilize bir yönetmen sineması örneği ortaya koyan Argento, Inferno’da da bu tarzı sürdürüyor ve sıra dışı bir filme daha imza atıyor…</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/suspiria-17.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8260" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/suspiria-17-1024x437.jpg" alt="" width="696" height="297" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/suspiria-17-1024x437.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/suspiria-17-300x128.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/suspiria-17-768x328.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/suspiria-17-696x297.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/suspiria-17-1068x456.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/suspiria-17-984x420.jpg 984w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/suspiria-17.jpg 1429w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Gialloların ustası Argento’nun, doğaüstü güçlere sahip katillerin hüküm sürdüğü Üç Ana Efsanesi, yönetmenin filmografisinde farklı bir yerde dursa da, giallo dünyasından uzak olmadığını görmek mümkündür. Suspiria’da türe ait pek çok özelliğin doğaüstü güçlerle harmanlamasını durumunu, Inferno’da da sürdürüyor fakat bu kez daha ileri boyutlarda… Suspiria’da karşılaştığımız cinayet sahneleri, giderek akıldışı, gerçeküstü boyutlara varıyor ve insan bilincini ve mantığını zorlamaya başlıyor. Soyut bir dünyayı, sürreal ölüm sekanslarıyla motifleyen Argento’nun, bu konuda ziyadesiyle başarılı olduğunu da söyleyebiliriz. Üçlemenin başlangıcı Suspiria’da, Almanya’da bir dans okulunda kötülük saçan Mater Suspirorum’u (İnlemelerin Anası) anlatan yönetmen, Inferno’da ise Mater Tenebrarum’un (Karanlıkların Anası) New York’ta bir apartmanı kendisine mesken edinmesini odağına alıyor. Filmin açılışı, Rose Elliot isimli karakterin, Kazanian adlı bir antikacıdan aldığı Üç Ana kitabını okumaya başlamasıyla yapılıyor. Filmin ana teması ölümün ifade edildiği bıçak görüntüsünden sonra, daha önce hiç okunmamış olan kitabın sayfalarını bıçak yardımıyla açmaya başlayan Rose’a, üçlemenin analarını tarif eden bir dış ses eşlik ediyor. Mimar ve simyager Varelli tarafından yazıldığını öğrendiğimiz* Üç Ana’nın aynı zamanda üç kardeş, üç cadı olduğundan bahsediliyor. Suspiria’da geçen Mater Suspirorum’un (İnlemelerin Anası) anaların en yaşlısı, Inferno’daki Mater Tenebrarum (Karanlıkların Anası) anaların en genci ve en acımasızı, Roma’da yaşayan Mater Lachrymarum’un (Gözyaşlarının Anası) ise kardeşler arasında en güzeli olduğunu anlatılıyor. Böylece Suspiria’nın alt metnini de tamamlamış olan yönetmen, üçlemesinin konu bütünlüğünü de sağlamış oluyor.</p>
<p>Üçlemenin ana fikrini oluşturan kitaptan bilgilerin verildiği bu sahneden sonra, bahsi geçen üç anahtarı betimleyen bir mektup yazma planı görülüyor. Kitapta okuduklarından etkilenen Rose, Roma’da yaşayan kardeşi Mark’a yazdığı mektubun yanında, üç ananın üç anahtar sırrına atıfla üç anahtarın yer aldığı bir anahtarlık bulunduruyor. Nitekim bu anahtarlık, Rose’un başına gelecek olanların da bir başlangıcı oluyor aynı zamanda. Açılıştan sonra, Rose’un da tipik meraklı ve belanın üzerine giden karakterlerden biri olduğuna ürkerek tanık olduğumuz metruk oda sekansı geliyor. Bir kadın, gecenin bir yarısı, tek başına neden havuza dönüşmüş korkunç bir odaya girer düşüncesiyle hayretler içerisinde kalırken, Argento’nun meşhur imgeleri birer birer dökülmeye başlıyor. Siyah eldivenler, rengârenk gölgeler ve irkiltici koridorlar…</p>
<p>Roma’da müzik eğitimi alan Mark’la, Verdi’nin Nabucco operası eşliğinde tanıştığımız sekans ise aynı zamanda İtalya’ya hâkim olan Mater Lachrymarum’la yani La Terza Madre’de karşılaşacağımız anaların en güzelini gördüğümüz yer oluyor. Etkileyici bakışlara sahip cadının sevdiği kedi, film süresince göreceğimiz söz konusu hayvan türünün, cadıların etkisinde hareket edeceğinin sinyallerini vermiş oluyor. Suspiria’da doğaüstü güçlerin etkisiyle kör piyanisti öldüren köpek gibi, Inferno’da da büyülenmiş hayvanların yaptığı korkunç saldırılara tanık oluyoruz. Mark’ın sıra arkadaşı Sara’nın mektup vesilesiyle lanete dâhil olmasının ardından, Suspiria’daki Susan’la birebir benzeyen bir yağmur-taksi-kırmızı ışıklandırma sekansı yer alıyor. Sara’nın Üç Ana kitabına ulaşmak için gittiği kütüphanede, su dolu metruk odadan sonra ikinci tuhaf mekân karşımıza çıkıyor. Sara’nın taksiden inerken elini kesmesi detayına neden dikkat etmemiz gerektiğini de, Sara’yla başlatılan ölümlerin gelmesiyle birlikte anlamış oluyoruz. Sara’dan sonraki tüm cinayet sekanslarında, karakterler ölmeden hemen önce bir şekilde elini kesiyor ya da cama benzer bir cismi kırıyor.</p>
<p>Sara’nın ve diğer kurbanların öldürüldüğü vahşi sekanslara eşlik eden Nabucco’nun Va Pensiore pasajı filmin korkutucu atmosferini tamamlarken, Mark’ın devreye girmesi duyguyu bir parça bozuyor. Filmde yer alan her mekân, her cinayet sahnesi alabildiğine absürt olsa ve bu durum seyirciye normal gelse de, en yakın arkadaşının cesediyle karşılaşan birinin yüzünde en ufak bir mimik dahi bulunmaması yapay gelebiliyor. Argento’nun farklı yöndeki kararına rağmen, filmin başrolünde bir Amerikalı olması konusunda baskı yapan yapımcıların ne denli hatalı bir karar verdiklerini de Mark’ın bu ifadesiz oyunculuğuyla görmüş bulunuyoruz.</p>
<p>Inferno’da ana karakterler korkutucu koridorlarda, katil gölgelerin ellerinde birer birer vahşice öldürülürken, filmin yan karakterleriyle gerçekleştirilen en olağandışı ölümlere geliyor sıra. Antikacı Kazanian’ın kedi sevmemesi, Central Park farelerinin işine yararken, Rose’un komşuları da kâh büyülenmiş hayvanlar tarafından, kâh kimliğini asla öğrenemediğimiz katiller tarafından en iğrenç ve en tuhaf şekilde öldürülmeye devam ediliyor. Hatta Kontes’in arkasından iş çeviren kötü yardımcıları, Suspiria’nın başındaki çifte cinayet sekansına benzer bir biçimde, bina boşluklarını tamamlayan cam vitrayların yardımıyla siyah eldivenli katillerin kurbanı oluyorlar. Mark’ın Mater Tenebrarum’u keşfettiği sekansta, 70’lerin progressive rock ilahı Keith Emerson’ın ilk kez bir film için bestelediği Mater Tenebrarum isimli muazzam parçası eşliğinde, yine yağışlı bir gecede finale giriş yapıyoruz.</p>
<p>Suspiria’da yarattığı tarzı, Inferno’da da başarıyla devam ettiren Argento, cinayet sekanslarında ilk filmin tuhaflığını aşsa da, mekân ve kostüm açısından çok fazla ayrışmıyor. Hatta kostümler Suspiria ile neredeyse aynıyken; filmin New York’taki ana binası, kırmızılı, morlu, mavili ışıklandırmalar sebebiyle Freiburg’daki dans akademisinin dış görünüşünü çağrıştırıyor. Dante’nin Inferno’su gibi, yere en yakın yerde yaşayan Mater Tenebrarum’u gördüğümüz final sekansı, Suspiria’ya göre bir parça yapay dursa da, filmin geneli itibariyle olağanüstü bir anlatım biçimi eksiklikleri görünmez kılıyor. Gerçeküstü bir dünyada, müthiş ışık, müzik ve dekorların yarattığı kompozisyonların fon olduğu vahşi ve bir o kadar absürt cinayetlerle bezeli Inferno, tıpkı Suspiria gibi her açıdan gösterişli ve stil sahibi bir film. Keza giderek şiddet ve vahşet dozu artan üçlemenin de, sanat kokan son filmi.</p>
<p>*Dario Argento, Mimar ve simyager Varelli ve kitabıyla aslında, gizemli bir biçimde ortadan kaybolan Fransız simyager Fulcanelli ve onun yazdığı Le Mystère des Cathèdrales’e atıfta bulunur. Detaylı bilgi için bkz: Tuğrul Sezer, <strong>Korku Sineması Ansiklopedisi, 60’lardan Günümüze</strong>, Cinius Yayınları, İstanbul, 2015, s. 270.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/11/30/argentodan-uc-ana-efsanesi-inferno-vol-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
