<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakan Aytekin &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/hakan-aytekin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 May 2021 11:18:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Yenen de biziz yenilen de&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/05/27/yenen-de-biziz-yenilen-de/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/05/27/yenen-de-biziz-yenilen-de/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 May 2021 11:18:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Aytekin]]></category>
		<category><![CDATA[masumiyet]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=17272</guid>

					<description><![CDATA[Hakan Aytekin’in yönetmenliğini yaptığı “masumiyet belgeseli” internet aracılığı ile çeşitli platformlarda gösterimlerine devam ediyor. Festivallerde, sinema veya çok amaçlı salonlarda izleme şansına sahip olmayı tercih etsem de, Korona Günleri’nin dayatması ile ben de internet üzerinden izledim. Masumiyet, şair ve belgesel yönetmeni Hasan Özgen’in yaşam deneyimleri ekseninde ev ve mahalle kavramları üzerinden aidiyet duygusunu, toplumsal hafızamızı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hakan Aytekin’in yönetmenliğini yaptığı “masumiyet belgeseli” internet aracılığı ile çeşitli platformlarda gösterimlerine devam ediyor. Festivallerde, sinema veya çok amaçlı salonlarda izleme şansına sahip olmayı tercih etsem de, Korona Günleri’nin dayatması ile ben de internet üzerinden izledim.</p>
<p>Masumiyet, şair ve belgesel yönetmeni Hasan Özgen’in yaşam deneyimleri ekseninde ev ve mahalle kavramları üzerinden aidiyet duygusunu, toplumsal hafızamızı, kaybolan kadim değerlerimizi sorguluyor. Bir portre üzerinden yakın dönemin toplumsal tarihine ışık tutuyor.</p>
<p>Hakan Aytekin diğer belgesellerinde olduğu gibi yine bir insanı merkeze alarak çok katmanlı bir yapı oluşturmuş. Hem açıklayıcı ki, öznenin kendisi Hasan Özgen bu açıklamaları özgün üslubuyla yapıyor.  Hem katılımcı ki, soruları gizli soran, kazıyan yönetmen olarak Hakan Aytekin filmde varlığını hissettiriyor. Duvardaki sinek gibi olup biteni gözlemliyoruz, aynı zamanda refleksif , elde ettiği bilgi ve verileri tekrar düşünen sorgulayan artı bir yapı daha sunuyor film bize.</p>
<p>Filmin başındaki soru kafamı meşgul etti doğrusu. Neyse ki cevapladım, cevaplayabildim. “Kendimizi var ettiğimiz ev hangisi?” sorusu. İzleyen herkes bu soruyu sormuştur kendisine.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-17273 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-717x1024.jpg" alt="" width="621" height="887" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-717x1024.jpg 717w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-768x1097.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-1075x1536.jpg 1075w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-150x214.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-300x429.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-696x994.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-1068x1526.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003-294x420.jpg 294w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210527-WA0003.jpg 1120w" sizes="(max-width: 621px) 100vw, 621px" /></p>
<p>Hayat deneyimleri üzerine bir insan hikayesi, insanlık hikayesi “masumiyet.” Alışkanlıklarda, düşüncelerde, yaşam biçimlerindeki aynılaşmaya, herkesleşmeye ve heryerdeleşmeye felsefik bir sorgulama. İnsanın, toplumların hep böyle bireyci ve yalnız yaşamadığı, birlikte üretip birlikte paylaştığı ve birbirine güvendiği dönemlerin olduğu vurgusunu yaparak umudu da elden bırakmayan bir yapım. Zaman, teknoloji, bellek, modernite karşısında yenen de, yenilen de insanın kendisi. Her şeye rağmen insan aklının yeniden kendi dinamikleri ile  kaybettiği kadim değerleri kurabileceği, hayatı yeniden daha insanca yaşayabileceği umudu var filmin. Sakin, yalın, çok kalabalık etmeyen bir sinematografi ile sunuluyor bütün bunlar. Bir mekan, bir insan ama yaklaşık son yetmiş yılın muhasebesi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-17274 size-large" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210415-WA0074-461x1024.jpg" alt="" width="461" height="1024" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210415-WA0074-461x1024.jpg 461w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210415-WA0074-135x300.jpg 135w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210415-WA0074-691x1536.jpg 691w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210415-WA0074-150x333.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210415-WA0074-300x667.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210415-WA0074-696x1547.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210415-WA0074-189x420.jpg 189w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/05/IMG-20210415-WA0074.jpg 720w" sizes="(max-width: 461px) 100vw, 461px" /></p>
<p>İnternette çeşitli platformlarda yayınlanmaya devam ediyor. Bu hız çağında biraz durmak, derin nefes almak, sakince bir film izlemek ve düşünmek isteyenler için; “masumiyet” 30 dakika.</p>
<p>Minimal bir ekiple minimal bir belgesel. Yapımcı Sevgi Aytekin, Görüntü Yönetmeni Oğuzhan Demirtaş, Kurgu Koray Ecer, Yönetmen Yardımcısı Tuğba Nur Çelik.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/05/27/yenen-de-biziz-yenilen-de/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazeteci Aktivist Belgeselci</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/04/18/gazeteci-aktivist-belgeselci-ve-sinema/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/04/18/gazeteci-aktivist-belgeselci-ve-sinema/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2020 10:14:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel sinema semra güzel korver]]></category>
		<category><![CDATA[emel çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Aytekin]]></category>
		<category><![CDATA[ümit kıvanç enis rıza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=14529</guid>

					<description><![CDATA[Katıldığım bir uluslararası toplantının konusu belgesel festivalleri, ortak yapım fırsatları idi. Toplantının başında herkes alışageldiği üzere kendini tanıttı. Katılımcıların bazıları kendilerini “gazeteci belgeselci, aktivist belgeselci” diye tanıttı. Belgeselci, belgesel yönetmeni ve yapımcısı diye tanıtanlar da vardı elbette. Hatta festival yönetmenleri arasında festivallerini “aktivist belgesellere ağırlık veren”  diye tanımlayanlar da vardı. Buradan hareketle bu yazımda bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Katıldığım bir uluslararası toplantının konusu belgesel festivalleri, ortak yapım fırsatları idi. Toplantının başında herkes alışageldiği üzere kendini tanıttı. Katılımcıların bazıları kendilerini “gazeteci belgeselci, aktivist belgeselci” diye tanıttı. Belgeselci, belgesel yönetmeni ve yapımcısı diye tanıtanlar da vardı elbette. Hatta festival yönetmenleri arasında festivallerini “aktivist belgesellere ağırlık veren”  diye tanımlayanlar da vardı. Buradan hareketle bu yazımda bu kavramlar ve tanımlamalar üzerine birlikte kafa yormak için dört isme düşüncelerini sordum:</p>
<p>&#8220;Belgesel sinemacı&#8221;, &#8220;gazeteci belgeselci&#8221; ve &#8221; aktivist belgeselci&#8221; kavramları ne ifade ediyor? Bir yapım ne zaman gazeteci belgeseli  (buna haber- araştırma  belgeseli de diyebiliriz) oluyor? Ne zaman aktivist duruşla yapılmış bir belgesel oluyor.? Ne zaman belgesel sinema oluyor? Bu yapan kişinin duruş, bakış, refleks ve sinema bilgisi  ve de amacı ile doğru orantılı mı? Ne zaman amaç ne zaman araç belgesel sinema? Bu yapımlar arasındaki farklar ne?</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-14530 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/çelebi.png" alt="" width="366" height="391" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/çelebi.png 366w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/çelebi-281x300.png 281w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" /></p>
<p><strong>Emel ÇELEBİ / Belgesel Sinemacı</strong></p>
<p>Belgesel çok açık bir kavram. Kesin bir sınıflama yapmak, kategorilere ayırmak zor. Ayırsak da bu kategoriler arasında geçişler oluyor. Sinema olabilmesi için öncelikle elimizdeki konuyu görüntülerle nasıl anlatırım diye oturup düşünmek, bunu önce kafamızın içinde kurgulamak ve sonra yazmak gerek. Belgesel sinemada da bu böyle. Yani belgesel film çekmeden önce onu hayal etmek gerekiyor!! Tabi çekimler başlayınca, bu kurmacadaki gibi birebir olmuyor elbet.</p>
<p>Bir öyküyü ta başından sonuna kadar anlatabilmemiz için bazen uzun yıllara varan takip gerekebilir. Örneğin, en son belgeselim &#8221;Külkedisi Değiliz!&#8221; emekçi kadınların sendika kurma serüvenini anlatıyordu.. 3 yıl sürdü çekimler.</p>
<p>Aktivist ve gazeteci belgeselci sanırım bir olayı duyduğunuzda hemen kamerayı kapıp o anda yaşanan dışsal olayları belgeleme dürtüsü ile oluyor. Karakterlerin yalnızca dış etkilere bağlı koşulları belgeleniyor. Bir belge niteliği var: tarihe tanıklık etmek. Ana akım medyanın sunduklarından ayrılması ve toplumda neler yaşandığına dair farkındalık yaratması, geniş kitlelere ses duyurabilmesi açısından çok önemli! Bu nitelikler aynı zamanda belgeselin temel amaçlarından da biri! Farkındalık yaratmak, toplumda ötekileştirmeyi önlemek ve sesi duyulmayanların sesi olmak.</p>
<p>Kesin ayrım yapmak zor.. bu çekimler sadece bir başlangıç olabilir, bunları sonradan eğer ki isterseniz uzun soluklu bir belgesele dönüştürebilirsiniz. Ya da bir kısacık belgeselde bile bir karakterin dışsal yaşam koşullarıyla birlikte o andaki ruhsal durumunu da yansıtmayı seçebilirsiniz. Doğrusu şu aralar beni de en çok heyecanlandıran böyle belgeseller oluyor, yani olay örgüsü içindeki karakterlerinin ruhsal durumlarını ve diğer insanlarla iletişimlerini seyirciye verebilen belgeseller.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14531 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Ü.-Kıvanç.jpg" alt="" width="610" height="406" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Ü.-Kıvanç.jpg 1000w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Ü.-Kıvanç-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Ü.-Kıvanç-768x511.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Ü.-Kıvanç-696x463.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Ü.-Kıvanç-632x420.jpg 632w" sizes="auto, (max-width: 610px) 100vw, 610px" /></p>
<p><strong>Ümit KIVANÇ </strong></p>
<p><strong>Belgesel Sinemacı-Yazar</strong></p>
<p>Ortaya koyduğun sorunsal gerçek: “gazeteci belgeselci”, “aktivist belgeselci” ve “belgesel sinemacı” hakikaten ayrı şeyler. Bazen üçü birden tek kişide toplanabilse de. Bunlar ayrı hatlar. Fakat bir eserde de bazen hepsi birden bulunabilir. Önce bir defa, “sinema” özellikleri taşımayan bir görsel ürüne “film” diyecek miyiz? “Propaganda filmi’ne film diyoruz meselâ. Diyoruz da, doğru mu yapıyoruz? Öncelikli ayrımın bu noktada olduğunu düşünüyorum. Hareketli görüntülerin ardarda getirilmesiyle oluşmuş herhangi bir ürün film midir? Madde olarak şüphesiz öyledir de, mânâ olarak öyle midir? Sinema mıdır?</p>
<p>“Belgesel sinema”nın öncelikle sinema, ama kurmacadan farklı, gerçek aktarımını temel ve esas alan bir sinema kolu olduğuna inananlardanım. Bizim “belgesel” başlığı altında izlediğimiz ürünlerin dörtte üçünün sinemalığı tartışılır. Gerçek aktaracağım, ama bunu sanatkârane bir üslûpla, sunuşla bezeyerek yapacağım, insanlar ilgiyle, bazen heyecanlanarak, bazen özdeşleşerek, bazen düşünerek izleyecekler. “Film izler gibi” izleyecekler. Çünkü üslûp ve sunuluş, içerikten ayrılmaz olacak. O içerik başka türlü anlatılırsa bir şeyler eksik kalacak. Esas olan bana göre bu.</p>
<p>Gazetecilerin belgesel sınıfına sokulabilen işler yapması, yaygın bir durum. Bunların bazıları düpedüz “haber programı” sınırları içerisinde kalır, bazılarıysa basbayağı sinema sayılacak özellikler güzellikler barındırır. “Gazeteci belgeselci” diye birileriyle belgesel sinemacının kesiştiği yerler olabilir, ama genellikle ayrı dururlar. Çünkü gazetecinin önceliği, haber niteliği taşıyan şeyi derli toplu, olabildiğince kısa ve çabuk aktarmak. Sinemasallıktan vazgeçilmesi çok meşru, bu dalda. Kamuoyunun esas merak ettiği unsuru gazeteci hiç de sinemasal olmayan yollardan daha açık ortaya koyabiliyorsa bunu tercih edecektir.</p>
<p>Aktivistler daha farklı. Belgeselcinin işlediği konu kendisini aktivist yapmıyor, yaygın kabûle göre. Aktivist “kameralı adam”, daha çok, konu aldığı eylemin içinde bulunan bir kişi. Ve genellikle, eylem konusu olan sorunla birlikte eylemi ve eylemcileri de konu alıyor. Onun sinemacı olması gerekmiyor. Bize sinema tadında ve modunda izleyebileceğimiz, film yaşantısı tattıran filmler sunarsa ne âlâ. Ancak burada da, herhangi bir gerçeğin çarpıcı şekilde ve zamanında aktarılması için ilk feda edilebilecek şey, işin sanatsal yönü. Sanat da öyle her yere illâ sokulacak bir şey değil, doğrusunu istersen. Aktivist, doğa katliamını önlemek için dava açmaya yarayacak ayrıntıyı, filminin bütünlüğüne zarar vermeyi, akışı bozmayı göze alarak uzun uzun işleyecektir. Böyle olması gerekir.</p>
<p>Belgesel sinemacı için ise, ele aldığı konunun can acıtıcılığının, hayatîliğinin, korkunçluğunun, doğru dürüst sinema yapmamayı meşru kılması söz konusu değil. Maalesef. Dramatik yapı, akış, tempo, ritm, renkler, ses tasarımı, vs. her şeyi gözeterek yapmalı ve bize sunmalı filmini. Galiba üretilenler itibarıyla değil, ama çalışma tarzı bakımından aktivist de sayılabilirim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14532 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Enis-Rıza-1024x576.jpg" alt="" width="641" height="361" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Enis-Rıza-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Enis-Rıza-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Enis-Rıza-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Enis-Rıza-1536x864.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Enis-Rıza-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Enis-Rıza-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Enis-Rıza-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Enis-Rıza.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 641px) 100vw, 641px" /></p>
<p><strong>Enis Rıza </strong></p>
<p><strong>Belgesel Yönetmeni/Öğretim Görevlisi/Yazar/Editör</strong></p>
<p><strong> </strong>Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki Belgesel Sinema…sinemadır. Onu, sinemanın diğer alanlarından, hatta sanatın birçok alanından ayrıştıran temel mesele, gerçek öznelere, nesnelere, belgelere tutunarak kendini ifade etmesidir. Bu noktadan yola çıkarak bir etik tavırdan söz etmek gerek. Bu, çelişik gibi gözükse de nesnelliğin de reddidir. Çünkü nesnellik, yanıltıcı, örtücü, geçicidir. Gazeteciliğin kavramlarıyla çatışma ânı işte orada gizlidir. Bu parantezi kapatıp şunu eklemeli:</p>
<p>Bir sanat eserini  – özellikle bir sanat eseri olarak belgeseli –  üretim süreçleri ve zaman kavramıyla açıklıyoruz. Bu merak, araştırma, süreklilik, empati ve eşit uzaklık, bilinmeyene ulaşma-rastlantıları gözleme, önyargılarla ve kavramlarla hesaplaşma, içselleştirme, ritüel, tasarım gibi birbirinin içine geçen çatışmalı bir serüven olduğu kadar, gerçekliğin estetiğini kurma ve ritm, haz kaygılarını  içerir.</p>
<p>Ama önemli bir konu daha var üzerinde durulması gereken bu bağlamlarda… Bağımsız düşünme. Tarihsel yolculuğumuzdan el alarak… Belgesel sinemacı kendi sürdürülebilirliği için daha geniş bir alanda farklı tanımlı ürünler ortaya koyabilir. Eğitim filmleri, gezi filmleri, tanıtım filmleri, inançları doğrultusunda propaganda filmleri, deneysel filmler, haber filmleri… Elbette onun gerçekleştirdiği bu tür çalışmalarla kendi kimliği ve belgesel sinemanın ilkeleri arasında ince ve kırılgan bir çizginin olduğunu dile getirmeli tutum açısından.</p>
<p>Aktivizm meselesine gelince, her belgesel film, bir bakıma aktivisttir. Çünkü belgesel sinemacı kendisiyle hayat arasında kurduğu ilişkide, kendini ifade etmenin cümlelerini dizer. Konuları o çatışmanın belirleyiciliği ile ortaya çıkar. Ne ki genel anlamı içinde, aktivist filmler gerçekleştirmekle, hele belli toplumsal koşullarda, bu anlayışın uzantısı hatta sorumluluğu, dense yeridir. Salt ‘aktivist sinemacı’ olmakda bir seçimdir. Çok ayıramıyorum açıkçası… kardeş alan.Yeter ki sinematografi, uslup, ritim amaca ve hikayeye ihanet etmesin.</p>
<p>Kısaca ‘belgesel sinemacı’ olmak kendini diğer tanımlardan ayıran bir tercih ve yaşama biçimidir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14534 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-810x1024.jpg" alt="" width="646" height="817" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-810x1024.jpg 810w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-237x300.jpg 237w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-768x971.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-1215x1536.jpg 1215w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-1620x2048.jpg 1620w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-696x880.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-1068x1350.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-1920x2427.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-332x420.jpg 332w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/Hakan-Aytekin-scaled.jpg 2025w" sizes="auto, (max-width: 646px) 100vw, 646px" /></p>
<p><strong> </strong><strong>Dr. Öğretim Üyesi Hakan AYTEKİN</strong></p>
<p><strong>Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV Bölüm Başkanı / Belgesel Yönetmeni</strong></p>
<p><strong> </strong>Belgesel sinema ile uğraşan bir kişinin kendisini nasıl tanımladığı sorusunun sadece günümüz insanının mesleğini değil, çok kimlikli halini ifade etmeyle de ilgili olduğunu, farklı filmlerde farklı tanımlamalara gidildiğini/gidilebileceğini düşünüyorum. Belgesel çeken bir kişi genel tanıma uygun biçimde, kendisini öncelikle “belgesel sinemacı” olarak tanımlar. Ortaya çıkan filmin “sinema sanatı” ile kurduğu ilişki ise bu genel tanımı daha özel bir noktaya çekebilir. Kuşkusuz belgesel sinemanın doğası kendine özgü bir &#8220;sinema estetiği&#8221;ni ve kurmaca alanın gereklerinden farklı parametrelerle hareket etmeyi gerektirir. Sinema sanatıyla kurulan ilişki “tema seçimi”, “yapım koşulları”, “temayı ele alma”, &#8220;sinema dili&#8221; ve &#8220;filmi izleyicilere sunma biçimi” bağlamlarından hareketle ele alınabilir.</p>
<p>Kendi gerçekliği içinde varlığını sürdürürken kamuoyunca pek bilinmeyen temaları, karakterleri, olguları “ortaya çıkaran”, bunu belli bir merak ve macera duygusuyla işleyen belgeselciler “gazeteci” kimliğiyle nitelendirilebilir. Burada temel yaklaşım olguyu “bilinir kılmak”, başkalarından önce &#8220;göstermek&#8221;tir. Olgunun gerçekliğinden çok, “haber değeri” taşıması öne çıkar. Küçük bir ekiple, düşük bir bütçeyle çalışmak, televizyon gibi bir medyadan genel ve geniş bir kitleye ulaşmak hedeflenir.</p>
<p>Konu seçiminde farkındalık yaratmanın da ötesine geçerek bu konuya dikkat çekmeyi ve hedef kitleyi eyleme geçirmeyi hedefleyen belgeselcilerin ise “aktivist” kimlikleri öne çıkar. Genellikle temanın bir öznesi olan bu kişiler, çoğunlukla bütçesiz biçimde ya da bu temayla ilgili bir kurum ya da fondan yararlanarak, ajitatif bir söyleme sahip olan, özel toplantılarda gösterilen, web ya da sosyal medya ortamlarından yayınlanan içerikler üreterek hedef kitleyi eyleme “davet” eder.</p>
<p>Gazeteci ve aktivist kimliklerin tema öncelikli olduğu, daha güncel bir içerik ürettiği, sinema sanatıyla daha dolaylı/sınırlı bir ilişki kurduğu ve filmlerin yapılış anında daha popüler olduğu söylenebilir. En azından çoğu örnekte durum bunu göstermektedir.</p>
<p>“Belgesel sinemacı” tanımının özel anlamı ise filmlerde tema ya da karakterden çok sinema anlatısının öncelikli olmasıyla ortaya çıkar. Günümüzde pek çok belgesel film tema ve karakter önceliklidir ve sinema sanatı geri planda kalmaktadır. Filmde tema ya da karakterin sözü varken, filmin ya da “yönetmenin sözü” pek belirginleşememektedir. Oysa sinema sanatı uzun uğraş, yaratıcılık, fikri realize edecek kadar finansal kaynak ile doğru orantılıdır. Türkiye’de belgesel sinemacıların olanakları ve erişkinlikleri onları “sinema sanatçısı”ndan çok “belgeleyici”, “gazeteci”, “aktivist” kimliklere zorlamaktadır. Bu kimlikler kaynaklara ve izleyicilere ulaşmanın kolaylaştırıcı unsurları olarak cazip gelmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/04/18/gazeteci-aktivist-belgeselci-ve-sinema/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yarına Ne Kaldı !</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/yarina-ne-kaldi-2/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/yarina-ne-kaldi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 11:35:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[belgeselci]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Aytekin]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11174</guid>

					<description><![CDATA[“Sadece “belgesel sinema” değil herhangi bir kavramı tanımlamak oldukça zor ve ciddi bir sorumluluk gerektiriyor.” Biliyorsunuz, zaman zaman buradan belgesele gönül ve emek vermiş, belgesel sinemamızın gelişimine katkılar sağlamış kişilerle söyleşiler yapıyorum. Bugünkü konuğum Yrd. Doç. Dr. Hakan Aytekin. Bir yönetmen, senarist, yazar ve akademisyen. Belgesel Sinemacılar Birliği kurucu ve aktif üyesi. Benim 22 yıllık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Sadece “belgesel sinema” değil herhangi bir kavramı tanımlamak oldukça zor ve ciddi bir sorumluluk gerektiriyor.”</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hakan-kitap_kapak.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11175" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hakan-kitap_kapak-682x1024.jpg" alt="" width="682" height="1024" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hakan-kitap_kapak-682x1024.jpg 682w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hakan-kitap_kapak-200x300.jpg 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hakan-kitap_kapak-768x1153.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hakan-kitap_kapak-696x1045.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hakan-kitap_kapak-1068x1603.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hakan-kitap_kapak-280x420.jpg 280w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hakan-kitap_kapak.jpg 1889w" sizes="auto, (max-width: 682px) 100vw, 682px" /></a></p>
<p>Biliyorsunuz, zaman zaman buradan belgesele gönül ve emek vermiş, belgesel sinemamızın gelişimine katkılar sağlamış kişilerle söyleşiler yapıyorum. Bugünkü konuğum Yrd. Doç. Dr. Hakan Aytekin. Bir yönetmen, senarist, yazar ve akademisyen. Belgesel Sinemacılar Birliği kurucu ve aktif üyesi. Benim 22 yıllık arkadaşım. O, Maltepe Üniversitesinde ders veriyor ama bu söyleşi için doktora jürisinde yer aldığı İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde buluştuk. Akademi ile sektörün birlikte çalışmasının gerekliliğinden, festivallerden, sinemadan, özellikle belgesel sinemadan, yeni projelerden, kitaplardan, araştırmalardan söz ettik fakat Cine Dergi’de bize ayrılan yerin sınırlılığı nedeniyle sohbetimizin sadece bir bölümünü sizinle paylaşabiliyorum.</p>
<p><strong>Belgesel Sinema alanında pek çok kimliğin ile yer aldın. Hem teori hem pratiği içi içe götüren biri olarak, belgesel sinema tanımının nasıl?</strong><strong> </strong></p>
<p>Sadece “belgesel sinema” değil herhangi bir kavramı tanımlamak oldukça zor ve ciddi bir sorumluluk gerektiriyor. Akademisyenlerin ve sinema yazarlarının çoğunun bu zorluğa ilişkin serzenişte bulunduğunu ama neyin belgesel sinema olmadığı konusunda bazı kıstasları sıraladığını görebilirsiniz. Yani tanımlar eleştirilerin içinde örtük olarak yapılıyor. Ben de tanımdan çok bir yorum yapıyorum. Sinemanın iki temel türünü “belgesel” ve “imgesel” olarak ikiye ayırırken, iki türün temel çıkış kavramlarını ve görüntülenenin “ne” olduğunu esas alıyorum. İmgesel filmlerde “imge”den yani düş ya da yönetmenin hayal ürününden, belgesel filmlerde ise “belge”den yola çıkılıyor. “Belge” belgesel sinemacı tarafından yaratılmamış olandır; onun dışında, ondan önce ve ona rağmen var olan, bir gerçeğe tanıklık eden, bir gerçeğe karşılık gelen insandır, mekândır, olaydır, yazıdır, sözdür, görüntüdür, resimdir, vb. Belgesel sinemacının yaptığı iş bu “belge”ye bir yorum getirmektir. “-sel” eki kadar bizim varlığımız. Yaptığımız yorumla kendimiz dışındaki gerçekliği kendi gerçekliğimize dönüştürüyor ve yarına aktarabiliyoruz.</p>
<p><strong>Belgesel sektörü içinde hem akademik hem de pratik anlamda yer almak nasıl bir duygu? Sana ne sağlıyor</strong>?</p>
<p>Akademide olmak tedirgin bir özgürlük sağlıyor. Yaptığından emin olmamak, kuşku duymak ile yenilik peşinde olmak iç içe geçiyor. Akademide olmanın en kötü yanı insanı üretimden kopartması, biraz da yönlendirmesi. Araştırma, sorgulama, yorumlama, eleştirme yanımızı geliştiriyor ama bakışımızı ya da yaklaşımımızı disipline de ediyor. Akademi üretime değil, üretilmişe kafa yormayı öncelikli kılıyor. Belgesel sinema alanındaki akademik çalışmaların ciddi bir kısmı olgular, kavramlar, filmler ve yönetmenler üzerine yapılan yorumlardan oluşuyor. Bu anlamda, alan açıcı değil, alan yorumlayıcı bir işlevi var akademinin. Üretmekle yorumlamak önemli bir çatışma alanı ve ben ikisini de bir arada yaşıyorum. Umarım eğrisi doğrusuna denk geliyordur.</p>
<p><strong>Seni anlıyorum. Peki, yakın bir zamanda Hakan Aytekin imzalı bir belgesel izleyebilecek miyiz?</strong></p>
<p>Yarama fena halde parmak bastın&#8230; Vakit yok, nakit yok&#8230; Yapamıyorum ama yapmak istiyorum. Bir projeyi epeyce olgunlaştırdım. Her an çekebilirim. Lakin kar yağmasını bekliyorum. Bizim yapım koşullarımız da iklim gibi değişti&#8230; Öz kaynaklar ve cesaretimizden başka sermayemiz kalmadı. Bakalım; her an kar yağabilir ve ben her an deklanşöre basabilirim.</p>
<p><strong>Türkiye’de Toplumsal Değişme ve Belgesel Sinema kitabı nasıl doğdu? Bu kitabı yazmaktaki motivasyonunun neydi?</strong></p>
<p>Belgesel sinema alanında ne yazık ki literatürümüz zayıf. Akademik alanda yapılan tezlerin yanı sıra makaleler de olmasa, neredeyse yayın yok. Çalışmaların azlığı ve ister istemez sınırlılıkları nedeniyle Türkiye’deki belgesel sinemaya bütünlüklü bakışın yeterince yayınlara dönüşmediği bir gerçek. Türkiye’deki belgesel sinemanın tarihi henüz yazılmadı, bu sinema henüz dönemselleştirilmedi. Oysa “tarihsiz” değil, “talihsiz”iz. Benim kitabım bu boşlukta doğdu; hem bir tarih denemesi yapmaya, hem de belgesel sinemacıların kendi alanlarına nasıl baktıklarını ele almaya çalıştım. “Talihsizliği” giderme konusunda bir başlangıç yapmak istedim. Belgesel sinemayı var eden toplumsal koşulların, özellikle de toplumsal değişmenin Türkiye’deki belgesel sinemayı nasıl etkilediğini, dönemsel olarak ne tür temaların ve yaklaşımların belirginleştiğini incelemeye ve kavramsallaştırmaya çalıştım.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de belgesel sinemanın bugününü nasıl değerlendiriyorsun?</strong></p>
<p>Sanat ekonomik ve toplumsal koşulların bir ürünü ya da yansıması. Hele ki belgesel sinema için bu durum birçok sanattan çok daha belirgin. “Gerçek”le varlığını ortaya koyan belgesel sinema, son yıllarda önemli bir “gerçek”le yüz yüze: Yapılamıyor, yayınlanamıyor. Ciddi bir bocalama içindeyiz. Belgesel sinemamız yapımcısız bir sinema; kâr amacı güdülmeyen, ekonomik döngüsü seyirci ya da yayın üzerinden yapılmayan bir sinema. 1990’lardan itibaren hem kamu hem de özel kurumların artan desteği; siyasal, toplumsal ve kültürel alanlardaki özgürleştirici, yüreklendirici ortamlar belgesel filmlerin üretimini ve seyredilmesini önemli ölçüde artırmıştı. Ancak son yıllarda kamunun mali desteği iyice azaldı, televizyonlarda haber belgeselleri dahi kendine yer bulamıyor. Festivallerin hali içler acısı… Özel gösteriler dışında seyirciye ulaşamayan belgesel filmler şu an için arşiv dışında bir değer ifade edemiyor. Bu sınırlılıklar belgesel ekiplerini ve projelerini ya minimalleştiriyor ya da “ticari” yaklaşımları cazipleştiriyor. Bu yanıyla umutsuz bir ortam. Ama bir yandan da belgesel sinemanın en önemli malzemesi olan “gerçek”in işlenmesi için pek çok çelişki belirginleşiyor. Muhtemelen bir süre sonra bu koşulların ürünü olarak çok sayıda belgesel film ortaya çıkacak.</p>
<p><strong>Akademi dünyasında belgesel eğitimi  nasıl yürüyor?</strong></p>
<p>“<em>Türkiye’de sinema ya da sanat eğitimi nasıl yürüyor?</em>” diye sormak daha yerinde olur.</p>
<p><strong>Öyle sormuş olayım o zaman.</strong></p>
<p>Yürümüyor Semra. Niye dersen?</p>
<p><strong>Niye?</strong></p>
<p>Çünkü bilginin ve estetiğin değeri “metalaştığı”, “pazar”la ilişki kurduğu oranda kabul görüyor. Yani genel bir sistem sorunu bu… Belgesel sinemaya bakıldığında ise metalaşması pek mümkün olmayan bu alanın durumu daha da trajik. Sinema ile ilgili fakülte ya da bölümlerde bile bir eklenti gibi duruyor. Ders programlarında sinema tarihinin pek çok türünün, akım ve kuramlarının anlatıldığı derslere rastlarsınız; belgesel sinema ise sadece bir derstir… Ama belgesel sinema aynı zamanda bir “inat alanı”. Bir biçimde çatlaklardan sızıyor, duvarın ardına geçiyor, perdeyi aralıyor, kendini var ediyor. Bu var olma biçiminde öğretim planlarından çok öğretim kadrosu belirleyici oluyor, bir de atölyeler. Bazı üniversitelerin sinema atölyeleri çok çok önemli bir üretim merkezi. Zaten son yıllarda öğrenciler hem “profesyonel”lerden daha çok belgesel film üretiyor, hem de gözden ırak pek çok olguyu, temayı, kahramanı görünür kılıyor.</p>
<p><strong>Belgesel film festivallerinin geldiği noktayı nasıl yorumluyorsun? Festival ve ödülleri nasıl okumak ve organize etmek gerekir sence?</strong></p>
<p><strong> </strong>Belgesel sinemanın en önemli seyir ortamlarından biri olan festivaller yapılamıyor, yapılanlar sönükleşiyor ya da belgesel sinema bazı festivallerden kapı dışarı ediliyor. Kamu desteği olmadan herhangi bir festival yapmak çok zor. Süreç içinde bir bağımlılık ilişkisi geliştirildi. Genel olarak seyircinin sinemayla ilişkisi gişe filmleriyle yürüyor. <em>Art house</em> işler küçük bir kitlenin, küçük organizasyonların, küçük salonların ötesine taşamıyor. Bu durum belgesel sinema için çok daha belirginleşti. Uluslararası birkaç festivalde, bir eklenti olarak belgesel sinema varlığını kerhen sürdürüyor. Kamu desteği ile yapılan festivallerin organizasyon şeması, jürileri, konseptleri giderek “resmi”leşiyor… Kamusallaşamıyor. Oysa belgesel sinema kamusal bir sinema. Kamu yararına hayatımızın farklı yönlerini, yüzlerini, “gerçeklerimizi” sorgulayan, egemen aklın ve yaklaşımların ötesine geçen bir sinema türü. Bu yanıyla politik bir sinema. Politika ve propagandanın bakış açısına göre yer değiştirebildiği bir alan. Toplumsal koşullar bu sınırları iyice bulanıklaştırdı. Sonuçta festivallerin içerikleri yoksullaştı. Ödül olgusu ise ayrı bir sorun. Ödüller bir yandan motivasyon kaynağı oluyor, az da olsa yapım desteği sağlıyor ama bir yandan da bir manipülasyon ortamı yaratıyor. Tema ve yaklaşımları önceleyen festivaller alanın dinamiklerini de belirliyor son yıllarda&#8230;</p>
<p><strong>Hakan bir de üretmek ve ürettiğini paylaşmanın coşkusunun yerini ödül avcılığı almış. Festivallerin en önemli katkılarından biri sinemacılarla seyirciyi bir araya getirmesi. O buluşmanın büyüsü bambaşka ama sadece ödüle yoğunlaşmış bir “belgeselci” grubu da oluşmuş durumda. </strong></p>
<p>Maalesef öyle bir durum da var. Hatta festivale gelip sadece kendi filmini izleyip giden yönetmenler de var. Genel olarak ne üretildiğinden çok kendisinin ne kazandığına bakıyor. Sekterleşen bir yönetmen modeli belgesel sinemanın doğasına uygun değil ve olmamalı da.</p>
<p><strong>Her şey bir yana, öte yandan belgesel sinema ile ilgilenenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bu durumu belgesel sinema ekolü yaratma ve kalite açısından nasıl değerlendiriyorsun?</strong></p>
<p>Sevgili Hayri Çölaşan’ın kameraarkasi.org verilerinden hareketle belgesel film üretmiş üç bine yakın yönetmen, dokuz bine yakın film adına ulaşıyoruz. Nicelik olarak inanılmaz bir büyüklük bu. Ama bu ürünlerin büyük çoğunluğu içinde belgesel unsurlar barındıran ancak yeterince sinemalaşmamış ürünler. Bir kısmı kültürel envanter oluşturan, bir kısmı olguları yüzeysel olarak ve sese dayalı biçimde ele alan belgeler… Araştırma, finans, zaman ve hepsinden önemlisi bir sanatçı olarak belgesel film yönetmenin varlığı gibi kısıtlar niteliği olumsuz yönde etkiliyor. Ekol denilince benzer yaklaşım ve yöntemleri kullanarak diğerlerinden ayrışanlar akla geliyor. Belgesel sinemamızda Suha Arın Ekolü dışında böyle bir oluşum olduğunu düşünmüyorum. Biraz da 1990 sonrasındaki haber belgeselciliğinde bir tür ekolleşmeden söz edilebilir. Belgesel sinemada benzerlik deyince bir de “konuşan kafalar” gibi ortak noktalarımız var, çokça. Tabii bunları kastetmiyoruz…</p>
<p><strong>Aslında insanların belgesel üretmek istemesi çok güzel. Bu beraberinde düşünmeyi, sorgulamayı da getiriyor. En azından belge &#8211; bilgi üretimini arttırıyor. Evet seninle aynı fikirdeyim pek çoğu bir belgesel film değil ama bu yönelimin yine de toplum için hayırlı olduğunu düşünüyorum.</strong></p>
<p>Belgesel film her durumda değerli bir ürün. Değeri belgeden, belgenin yaşam tanıklığından geliyor. Ancak yeni belgesellerde, daha doğrusu genç belgeselcilerde ele alınan olgudan çok tema, derinlikten çok yüzey, sinemadan çok teknoloji öne geçiyor. Birbirlerine sordukları “<em>Filmi hangi kamerayla çektin?</em>” sorusuna o kadar çok rastlıyorum ki. Kuşkusuz teknik olarak seyir zevki yüksek ürünler bunlar ama içleri araştırma, bilgi ve sinema estetiğinden giderek daha uzaklaşan ürünler&#8230;</p>
<p><strong>Söylediklerine katılmamak mümkün değil. Şu soruyu sorayım o zaman: Belgeselde aradığın özellikler, olmazsa olmazların neler?</strong></p>
<p>Tarihsel derinlikten gelen, yatayda genişleyen, geleceğe uzayan bir ağaç gibi olmalı belgesel filmler. Anı kaydetmenin ötesine geçmeli. Bizdeki örneklerde çokça es geçilen “sinema” filmlerimizin temel derdi olmalı. Temalar, ideolojiler, kahramanlar kadar sinema dili ve sanatın şekillendirdiği bir ürün olmalı belgesel film. Ancak o zaman hayata ve insana dokunabiliriz; yarına kalabiliriz.</p>
<p><strong>“Yarına kalabiliriz” dedin, aklıma Belgesel Sinemacılar Birliği için </strong><strong>20 yıl önce ürettiğin o muhteşem slogan geldi. “<em>Yarına Ne Kaldı?</em>” Sahi, Yarına Ne Kaldı?</strong></p>
<p>Yavuz Turgul’un “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” filminden ilhamla söylüyorum: Seyredilemeyen belgesellerin unutulmaz yönetmenleri&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/yarina-ne-kaldi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
