<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gülten Taranç &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/gulten-taranc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Sep 2023 09:39:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>2. Amasra Uluslararası Şehir Festivali coşkulu bir şekilde sona erdi!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2023/09/04/2-amasra-uluslararasi-sehir-festivali-coskulu-bir-sekilde-sona-erdi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2023/09/04/2-amasra-uluslararasi-sehir-festivali-coskulu-bir-sekilde-sona-erdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2023 07:28:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[amasra]]></category>
		<category><![CDATA[amasra sehir festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Gülten Taranç]]></category>
		<category><![CDATA[recai çakır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=22655</guid>

					<description><![CDATA[Amasra Belediyesi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Amasra Uluslararası Şehir Festivali Yeni Türkü’nün verdiği konserle son buldu! Amasralıların yoğun ilgi gösterdiği festivalin her anı dolu dolu geçti. Koordinatörlüğünü Gülten Taranç’ın yaptığı festival kapsamında Dilek Menteş “Madenciler” resim sergisi, Tuba Batu ve Birol Batu ile çocuklarla seramik atölyesi etkinliği, Ezgi Gecegörür ile 6-11 yaş arası Çocuklarla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amasra Belediyesi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Amasra Uluslararası Şehir Festivali Yeni Türkü’nün verdiği konserle son buldu! Amasralıların yoğun ilgi gösterdiği festivalin her anı dolu dolu geçti.</p>
<p>Koordinatörlüğünü Gülten Taranç’ın yaptığı festival kapsamında Dilek Menteş “Madenciler” resim sergisi, Tuba Batu ve Birol Batu ile çocuklarla seramik atölyesi etkinliği, Ezgi Gecegörür ile 6-11 yaş arası Çocuklarla Yaratıcı Drama Atölyesi, Prof Dr. Berrak Taranç ile Çocuklar İçin Film Müziği Atölyesi ve Tasarım Uygulaması, Dilek Menteş Resim atölyesi ile yönetmenlerin katılımıyla ulusal ve uluslararası kısa film ve belgesel gösterimleri düzenlendi.</p>
<p>Festivalde Mübadele’nin 100. Yılı Anısına verilen bir dostluk konseri de yer aldı. <strong> </strong>Stathis Oulkeroglou, Foteini Triantafyllou, Theodora  Zikou, Naci Hasanefendi’nin verdiği konser ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası Halk Konseri Amasralılar tarafından ilgiyle dinlendi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-22657 size-large" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1-1024x576.jpeg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1-1024x576.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1-300x169.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1-768x432.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1-1536x864.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1-150x84.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1-696x392.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1-1068x601.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1-747x420.jpeg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/09/foto1.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p>Festivalin ilgi çeken etkinliklerinden biri de Açıkhava film gösterimleri oldu. İffet Eren Boz Danışman’ın uzun metrajlı filmi Turna Misali, Berna Gençalp’in Kim Mihri, Neşe Uğur Nohutçu’nun Töz ile Nurdan Tümbek Tekeoğlu’nun Paramparça belgeselleri ve Selen Örcan’ın Herkesin Yapabileceği Bir Şey kısa filmi de festival kapsamında seyirciyle buluştu.</p>
<p>Amasra’da Yaşatılan El Sanatları Söyleşisinde Belediye Başkanı Recai Çakır’ın moderatörlüğünde tarihçi ve yazar Necdet Sakaoğlu, Amasra El Sanatları Derneği Başkanı Sevgi Can, Mustafa Dönmez, Gülden Kılıç, Zülfiye Demircioğlu ve Kadriye Kırma konuşmacı olarak yer aldı. Her etkinlik sonrasında Belediye Başkanı Recai Çakır katılımcılara teşekkür plaketlerini sundu!</p>
<p>Festival Yeni Türkü konserinin performansıyla son buldu. Belediye Başkanı Recai Çakır, bu festivali yapmaktan gurur duyduklarını belirterek Amasralılara üçüncü yılın müjdesini verdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2023/09/04/2-amasra-uluslararasi-sehir-festivali-coskulu-bir-sekilde-sona-erdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gülten Taranç: Biz de varız&#8230; Kadınlar vardır</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/gulten-taranc-biz-de-variz-kadinlar-vardir/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/gulten-taranc-biz-de-variz-kadinlar-vardir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Mar 2017 12:08:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[gizem ertürk]]></category>
		<category><![CDATA[Gülten Taranç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9871</guid>

					<description><![CDATA[Gülten Taranç ismini ilk kez Antalya’nın “Rengahenk” seçkisinde “En İyi Film” ödülünü alırken “Şişman Olduğum İçin İş Vermediler” çıkışıyla tanıdık. Herkes gibi ben de, “kim bu koca yürekli kadın” diye merak ettim. Tanışıp tebrik ettiğimde gözleri dolu doluydu ve anlatacak çok hikayesi olduğu her halinden belliydi. 27 yaşındaki genç sinemacı ile 3 Mart’ta vizyona girecek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gülten Taranç ismini ilk kez Antalya’nın “Rengahenk” seçkisinde “En İyi Film” ödülünü alırken “Şişman Olduğum İçin İş Vermediler” çıkışıyla tanıdık. Herkes gibi ben de, “<em>kim bu koca yürekli kadın”</em> diye merak ettim. Tanışıp tebrik ettiğimde gözleri dolu doluydu ve anlatacak çok hikayesi olduğu her halinden belliydi. 27 yaşındaki genç sinemacı ile 3 Mart’ta vizyona girecek ilk filmi “Yağmularda Yıkansam”ı konuştuk.<a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9873" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o-1024x748.jpg" alt="" width="696" height="508" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o-1024x748.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o-300x219.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o-768x561.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o-324x235.jpg 324w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o-696x508.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o-1068x780.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o-575x420.jpg 575w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/31164698696_6f8740fd7c_o.jpg 1306w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Merhaba Gülten, uzun ve sancılı bir sürecin ardından nihayet Yağmurlarda Yıkansam vizyona giriyor. Ama her şeyden önce bize biraz kendinden ve yönetmen olma serüveninden bahseder misin seni daha yakından tanıyalım?</strong></p>
<p>Sanatın içine doğdum diyebilirim. Annem müzikolog, babam da yönetmen, çok fazla bir seçeneğim olmadı. Kendimi bildim bileli sanatın bir dalıyla uğraşıyorum. Küçükken gofret paralarını biriktirip gitar alan Gülten’den sonra o gitarı demo yapmak için satan Gülten’den çokta beklenecek şekilde kredi ile uzun metraja kalkıştım. Pi sayısına şarkı yazıp matematikten ancak o sayede geçebilen bir öğrenciydim. Ailem müzik ile uğraşmamı istemediler ama sinema okuyacağım dediğimde kimse önümde durmadı.Yönetmen olacağımı hiç düşünmezdim ama sanatla uğraşacağımı her zaman biliyordum. Sanırım insan ideolojisini bulduğunda, bir sözü olduğunda sinemaya iyice bağlanıyor. Bir müzikle ya da resimle duygulara hitap edersiniz ama sinema algıları değiştiren bir sanat dalı. İnsanlara kendi bakış açımdan dünyamı göstermeyi çok seviyorum. Önüme bir zorluk çıktığında geriye dönüp baktığımda bu işe harcadığım emek gözümün önüne geliyor ve insanların üzerimdeki emekleri… Ama bunlardan da önemlisi sözüm var, biz de varız, kadınlar vardır!</p>
<p><strong>Seyirciyi nasıl bir film bekliyor?</strong></p>
<p>Açıkçası klasik kalıpların dışında bir film… Süprizleri bol, yer yer komik ama bir dram, anlatması zor, empati kurabileceğiniz bir film. Seyirciyi düşündürtmek isteyen bir film, samimi bir film…</p>
<p><strong>Biraz da oyuncularından ve oyuncu seçimlerinden söz eder misin?</strong></p>
<p>Bir ailenin hikayesini anlattığım için oyuncuların birbirine benzemesi önemli bir noktaydı. Audition yapamadım ama oyuncularımı birbirine bağlayarak tanıdım. Çekim öncesinde oyuncularımı birbirine bağlıyorum, onları kaynaştırmak adına… Çok değerli oyuncularla çalışma fırsatım oldu, Yeliz Tozan, Murat Ergür, Engin Benli, Çiğdem Benli gibi tiyatroda ve dizilerde aktif olarak oynayan oyuncularla ama benim için en ilginç deneyim hiç tecrübesi olmadan başrolün altından kalkan Derin İnce…</p>
<p><strong>Aslına bakarsan bize seni Altın Portakal’da yaptığın ödül konuşmasında; “şişman olduğum için iş vermediler” çıkışı ile tanıdık… Sinema yazarı Alin Taşçıyan kendisiyle yaptığım bir röportajda bu konuşmanı hatırlattığımda şimdi <em>utanmışlardır herhalde diye iyimser düşünmek isterimm </em>demişti. Bugün baktığında senin hissiyatın nedir?</strong></p>
<p>O gün o konuşmayı nasıl yaptım ben bile bilmiyorum, yaşadıklarım bir anda içimden çıktı. Bazen beni sokakta ya da gittiğim mekanlarda tanıyorlar çok gururum okşanıyor tabi ki ama bir taraftan da çok korkuyorum çünkü asla “şişmanlığımla” gündemde kalmak istemem hele ki kaliteli bir iş ortaya koymuşken… Bir kadının sosyal ve ekonomik hayatta yaşadığı mobinglere rağmen var olabileceğini kanıtlamış olmaktan dolayı gurur duyuyorum ve bunu kimseye de eyvallah etmeden yapmış olmaktan…</p>
<p><strong>Hemcinslerin ile ilgili bir film çekmeye ne zaman karar verdin?</strong></p>
<p>Sanırım bir sene Meksika’da yaşadıktan sonra… Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Tv bölümünü kazandıktan sonra üniversiteyi dondurup bir sene boyunca Meksika’da değişim öğrencisi olarak üç farklı ailenin yanında yaşadım. İlk yaşadığım ailedeki annem Hawaina dansçısıydı… Her sabah “aloha” diye bir müzik ile uyanıyordum, ilk gittiğimde İspanyolca bilmediğim için Üniversitede Latin Dansları eğitimine başlamıştım. Meksikalı ilk ailem ile çok derin bir bağ kurdum, bana İspanyolca öğrenmemde çok yardımcı oldular, ailemden uzaktayken bana aile oldular, bir gün aile değiştirmem gerekti çünkü değişim programı üç farklı aile ile yaşamak zorunluluğu getirmişti… Aynı hafta Meksikalı annemin ayağı sakatlandı ve dans edemez oldu, kursu uzun süre duracaktı… Sonra fark ettim ki bu kurs “oryantal” dersleri ile devam edebilir ve küçük kız çocuklarına gönüllü olarak oryantal dersi vermeye başladım, kurs devam etti… Kadınlar birbiriyle dayanışmaya girerse bu dünya çok farklı bir yer oluyor, düşünün ki bu dayanışma bana oryantal dersi verdirdi… Sanırım ilk feminist aktivist eylemim böyle başlamış oldu… Hiç zorlamadan, hiç üzerine düşünmeden, tamamen içimden gelen bir hareketti… Sonrasında Türkiye’ye döndüğümde okuluma başladım ve Meksika’daki kadınlarla Türkiye’deki kadınların farklılıklarını ortaya koymaya çalıştığım “Pembe Mariachi” kısa kurmaca filmimi gerçekleştirdim. O sıralar fark etmesem de sonra bir baktım kadın filmleri çekiyorum.</p>
<p><strong>Kadına şiddet meselesinin araştırırken karşına çıkan karşına neler çıktı?</strong></p>
<p>Çok fazla şey var aslında… Günde üç kadının öldürülmesi… Bu durumun medya organlarıyla meşrulaştırılması, istatistiklerde en yüksek ölüm oranının İzmir gibi bir ilde çıkması… Kadın cinayetlerinin durdurulabileceğini düşünüyorum. Toplumun kına mekanizmalarının yeniden harekete geçmesi gerekiyor. Çünkü en acı kısım, öldürülen kadınlarımızın hikayelerinde ortak bir nokta var; maruz kaldıkları şiddet, komşuları ya da akrabaları tarafından biliniyor…</p>
<p><strong>Ülkemizde kadınların en büyük sorunu nedir sana göre? Hem genel hem de sektör özelinde cevaplaman gerekirse?</strong></p>
<p>Meta olarak görülmeleri. Üretimin içinde olan kadın içinde geçerli, tamamen tüketim toplumunun bir parçasına dönüşmüş kadın içinde, bir anne içinde, bir ev hanımı içinde! Kısaca cevaplamaya çalışacağım soru biraz derin bir soru… Bizler sanki belli bir kalıbın içine hapsedilmeye çalışılan metalarız… Bir kere bir kadın üretimin içerisindeyse kendini göstermek adına daha çok çalışmak zorunda, kadın filmleri çekmeye başladığım 2009’dan beri pek çok kadın arkadaşım yaşadıklarını anlatıyor… En çok karşılaşılan durum, aynı işi bir kadına vereceklerse daha az maaş ödemeleri çünkü kapıldıkları yargılara göre bir kadın, ailesini kazandığı parayla çekip çevirmek zorunda değil ama bir erkek öyle mi?” Bir kadın kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyorsa güçlü oluyor, aslında o sadece normal bir insan, bir erkek kendi ayakları üzerinde durmaya çalışınca güçlü erkek demiyoruz. Gelelim domestik hayata ki burada daha fazla sıkıntı var, domestik kadınlarımız “anne” olmak zorundalar, mutfak ile salon arasında bir hayat, o salonda ya da televizyonda izlediği diziler ile uyutulan bir hayat… Bir erkek tarafından kendi malınmış gibi görüldüğün için şiddete maruz kalmak hele ki bu yüzyılda bu benlenmemin, bu zihniyetin hala değişmemesi bana korkunç geliyor. Bir kadının kendinden önce çocuğu için yaşamak zorunda hissetmesi bana korkunç geliyor!</p>
<p><strong>Türk sinemasında kadının yerini nasıl görüyorsun?</strong></p>
<p>Sinemamızda kadının yeterince anlatılmadığını düşünürdüm ama nedenini anlayamazdım… İlk fark ettiğim nokta eğer kadın filmi çekiyorsanız masallardan bugüne kadar ki birçok anlatım kalıbına kafa tutmanız gerekiyor. Mesela şiddeti şiddet göstermeden anlattığınızda sizin oyuncu yönetiminde eksikliğiniz olduğu düşünülüyor halbuki onaylamamak adına göstermiyorsunuz, çekemediğiniz için değil. Seyirciye, yarattığınız karakterler radikal geliyor çünkü bugüne kadarki kalıpların dışında karakterler. Türkiye sinemasında kadının değişimi dönüşümü çok nadir anlatılıyor çünkü çatışma soyut bir meseleden doğuyor, özgürleşme hareketi soyuttur, zengin bir kadının fakir bir adama duyduğu aşktan yaratılan çatışma gibi değildir! Merkeze toplumsal farkındalığı yaratmayı koyup, zihniyet ve yaşanan toplumsal olayların bireyler üzerindeki psikolojik etkilerini koymaya çalıştığınızda siz rasyonel bir düzleme geçiyorsunuz, masal bitiyor. İşte çok az insan bunu kadınlar üzerinde yapmayı göze alıyor sinemamızda çünkü maddi getirisi düşüyor, çünkü yönetmenin yaşaması gereken çatışma ikiye katlanıyor…</p>
<p><strong>Bu filmi çekmek için bankadan yüklü miktarda kredi çektiğini söylemiştin.. Her şey yolunda gidiyordur umarım…</strong></p>
<p>Düzlüğe çıkamadım ama dağlar rampa olmaya başladı… Klipler ve reklam tanıtım işleri almaya başladım, her şey yoluna girdiğinde ikinci film gelecek…</p>
<p><strong>Türkiye’nin en geç yönetmeni olarak anılıyorsun, hala öyle mi</strong><strong>J</strong></p>
<p>Bu jenarasyon için hala öyle J</p>
<p><strong>Yeni projeler var mı? Bundan sonra yine kadın sorunlarının ön planda olduğu filmler mi yapacaksın yoksa bambaşka şeyler de olabilir mi?</strong></p>
<p>Belki ikinci filmde çok farklı bir hikaye anlatacağım. Bildiğim tek şey kadın hikayesi anlatmasam bile bir kadının gözünden dünyaya bakacağım….</p>
<p><strong>Seni büyüten, sana feyz ve ilham veren yerli yabancı yönetmenler kimler?</strong></p>
<p>Angelopoulos! Hala ölmediğini düşünüyorum ya da öldüğüne inanamıyorum. Bir hafta boyunca Dokuz Eylül Üniversitesi Film Tasarımı bölümündeydi, çalıştayda görev aldığım için yakından tanıma şerefine nail oldum. Esprili, şen bir adamın çok ciddi filmler yapması beni derinden etkiledi. İkinci sınıftaydım filmlerini bize kendi çözümledi, bir filmin alt metni nasıl oluşuyor kendisinden dinlemek inanılmazdı, hiçbir filme o dakikadan sonra aynı gözle bakamadım. Ondan aldığım en büyük feyz yaşadığımız coğrafyayı Akdeniz’i filmin atmosferine yerleştirmek olmuştur diyebilirim. Beni büyüten yönetmen ise babam Ragıp Taranç. Babamdan öğrendiğim en önemli şey sanatın etikle yapılması, sinema yaparken, bunu insanlar için yaparken çalışma arkadaşlarıma insani koşullar sağlamayı ön planda tutmak. Annem Berrak Taranç’tan bir nota öğrenemedim ama babam okuduğu tüm kitapları bana da okutturmaya, izlediği filmleri benimle birlikte tekrar izleyerek bana çok şey kattı. Annemin genlerinin babamın benim ustam olmasının hakkını ödeyemem ama inanır mısınız babamla çok alakasız sinema beğenilerimiz var, ona bir senaryoyu kabul ettirmek zordur, çektiğim bir filmi beğendirmek, annem ise yaptığım yanık makarnayı bile beğenebilir, bu sayede kendimi sinema alanında çok geliştirdim.</p>
<p><strong>Başucu filmin hangisi ?</strong></p>
<p>Burjuvazinin Gizli Çekiciliği-LuisBunuel</p>
<p><strong>Bu sene en çok hangi filmi beğendin? </strong></p>
<p>ArrivalJ</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/gulten-taranc-biz-de-variz-kadinlar-vardir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gülten Taranç: Bir kadın filmi popüler sinemanın dayattığı imajları yıkmalı</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/gulten-taranc-bir-kadin-filmi-populer-sinemanin-dayattigi-imajlari-yikmali/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/gulten-taranc-bir-kadin-filmi-populer-sinemanin-dayattigi-imajlari-yikmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 11:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Gülten Taranç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9266</guid>

					<description><![CDATA[Gülten Taranç genç yaşında birçok kısa film ve bir tane de uzun metraj sahibi genç bir kadın yönetmen. Bu sene Türkiye’nin On Başarılı gencinden biri olmaya aday, (TOYP) Taranç. Kadınların izini süren Taranç onların yalnızlıklarına, haksızlıklarına sahip çıkmaya çalışıyor kamerasıyla… Yamurlarda Yıkansam ilk uzun metrajı. Taranç’la filmlerini ve yönetmenlik yapmayı konuştuk… Genç yaşına çok iş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gülten Taranç genç yaşında birçok kısa film ve bir tane de uzun metraj sahibi genç bir kadın yönetmen. Bu sene Türkiye’nin On Başarılı gencinden biri olmaya aday, (TOYP) Taranç. Kadınların izini süren Taranç onların yalnızlıklarına, haksızlıklarına sahip çıkmaya çalışıyor kamerasıyla… Yamurlarda Yıkansam ilk uzun metrajı. Taranç’la filmlerini ve yönetmenlik yapmayı konuştuk… </strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9268" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son-1024x729.jpg" alt="" width="696" height="495" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son-1024x729.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son-300x213.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son-768x547.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son-100x70.jpg 100w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son-696x495.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son-1068x760.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son-590x420.jpg 590w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Gülten-Taranç-son.jpg 1394w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Genç yaşına çok iş sığdıran yönetmenlerdensiniz… Taa başına dönersek nasıl başladı sinema aşkı? </strong></p>
<p>Belki biraz fazla başa dönmüş olacağım ama doğduğum gün ne olacağım belliymiş belki de bazen kader diye bir şey var&#8230; Annem, Arabesk filmini seyrederken, babam kurgudayken doğum sancıları başlamış. Küçükken hep “yazarcı” olmak istermişim, ablamda hep ağlarmış “kardeşimi düşünce suçundan içeri atacaklar, ben onu kurtarmaya uğraşacağım”. Ablam avukat oldu ben ise hem senaryo yazıyorum hem yönetmenlik yapıyorum. Çizgi filmler yerine eski Türk filmleri izlerdim, replikleri ezberlerdim ama bir gün sinemaya bu kadar aşık olacağım aklımın ucundan geçmezdi. Belki annemin eski gitarı yerine babamın kamerasını dolaptan bulsaydım çok daha küçük yaşlardan bu aşkı anlayabilirdim. Dokuz sene boyunca ailem ile ciddi çatışmalar yaşadık konservatuar okumamı istemediler, lisedeyken bir dostumu trafik kazasında kaybettim ve ailemle çatışmayı bıraktım ama bu seferde başka bir tutku sardı içimi, fotoğraf&#8230; Yalnızlığımı unutturan bir şeye dönüşmüştü fotoğraf çekmek, insanlara gördüğümü göstermek hoşuma gitmeye başladı ve bir gün o fotoğrafları babam ile paylaştım&#8230; “Sende göz var” dediğinde ne demek istediğini başlarda anlamasam da bugün çok iyi anlıyorum. Babam Ragıp Taranç’ın keşfiyim, sinema okumaya karar verdim ve öğrencisi oldum belki başka bir ailede keşfedilemezdim bu yüzden çok şanslıyım. Onaltı yaşında belgesellerle başladı yolculuğum. O günden bugüne gördüğümü göstermeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>Kısa filmlerle başlayan bir kadın duyarlılığı hali var. Bu konu etrafında yoğunlaşmanız kişisel sebeplerden mi kaynaklı yoksa kadınların etrafında her geçen gün daralan çemberin farkına varma hali mi? </strong></p>
<p>İkisinin de etkili olduğunu söyleyebilirim&#8230; Belki dışardan birçok insana sert görünüyor olabilirim bunun dış görünüşüm ve insanların ön yargılarından kaynaklandığını düşünüyorum. İri kadınlar hep sert bir imaj çizerler, dışa vuramadığım çok ince, narin, naif ve kırılgan bir kadın var içimde, bu da ister istemez yaptığım işlere yansıyor. Asla kadın filmi yapacağım diye başlamamıştım, öyle başlasaydım asla samimi olmazdı.</p>
<p>Uzun metraj filmime kadar feminist kuramı okumadım ama okuduğumda zaten dünyayı öyle algıladığım için anlattığım hikaye daha feminist olmadı hatta bana sorarsanız ben Türkiye’deki feminist algının dışında kalıyorum. Ülkemizde feminizm çok yanlış anlaşılıyor&#8230; Sadece feminizm değil tabi ki yanlış konumlanan. Hiç kimsenin eylemi söylemiyle tutmuyor. Bundan da en çok nasibini kadınlar alıyorlar. Kısa filmlerde kendime daha yakın gördüğüm kadın temalarından ilerliyordum ama daha sonra şiddetin sadece fiziksel olmadığını keşfettim ya da fiziksel bir acının psikolojiyi ne kadar yaraladığını&#8230; Gittiğim festivallerde kısa filmlerimi izleyen kadın seyircilerden geri dönüşler almaya başladım, maillerle hikayelerini paylaşanlarda oldu. Kadınlar fark edilmek istiyor, yaptığım işlerle o sorunların gündeme gelmesine uğraşıyorum&#8230; Yaptığımız iş çok büyük bir algı yönetimi, “Obezonlar” dan sonra dokuz kadın filmi izleyip zayıfladıklarını yazdılar, ben ise sadece nasıl yaşamak isterlerse öyle yaşayabileceklerini sunmuştum&#8230; “Dönüşüm” den sonra eve kapanan birkaç yakın çevremden orta yaşlı arkadaşlarımın hobi kurslarına yazıldığını öğrendim, “Consensus” ise işçilerin tacize karşı eğitim filmi olarak istendi&#8230; Neden “Yağmurlarda Yıkansam” kadın cinayetlerini durdurmasın&#8230;</p>
<p><strong>Kadın yönetmenlerin kadın sorunlarını ya da kadın karakterleri yeterince sahiplendiğini düşünüyor musunuz? </strong></p>
<p>Kesinlikle düşünmüyorum. Tabi ki kadın filmleri yapılıyor ama çok az&#8230;Birçok kadın oyuncu da bundan yakınıyor ama siz onlara bir kadın filmi ile gittiğinizde karakter dişi gelmediği için reddedebiliyor. Halbuki bir kadın filmi zaten melodramın ve popüler sinemanın bize dayattığı kadın imajlarını yıkmamalı mı? Hangi dağıtımcıya gitseniz bir kadın filmini satmanın daha zor olduğunu söyleyecektir. Sadece Türkiye’de değil birçok ülkede durum benzer. Barcelona’da aylık düzenlenen bir film festivalinde iki ay üst üste finalist kaldım. İlk finalistliğim “best woman filmmaker” adaylığı olarak gözüküyordu yani en iyi film yapan kadın, sonraki ay ise “best director” olarak aday kaldım yani en iyi yönetmen, film aynı film, aday kalan aynı kadın&#8230; İşte mesele tam olarak bu olabilir, belki çok küçük bir kelime oyunu ama her şeyi özetliyor sanki&#8230; Ülkemizde yönetmen kadınlar var ama biz kadın yönetmenler çok azız&#8230; Kadın teması işlemek sizin ana akıma girmenizi zorlaştırır, yolunuz uzar ve her zaman ikinci tema kalırsınız çünkü her zaman daha büyük sorunlar vardır ya da jürilerde kadınlar yoktur&#8230;</p>
<p><strong>Kısa filmlerinizde kadın dünyasının kendi içindeki eleştirisine de dayanışmasına da yer veriyorsunuz. Kadınların dünyası sizin bakış açınızda nasıl bir yer/yerde? </strong></p>
<p>Kadın dünyası minimalist bir dünya değil bence&#8230; Hep bir çok seslilik hakim. Dışardan gelen seslerle içerden gelen sesler (iç sesimiz) sürekli çatışıyor&#8230; Yapmak istediklerimizle, yapamadıklarımız çatışıyor&#8230; Kendimizi hep korumak zorundayız ama bizi koruyanlara karşı koyamadığımız noktadayız. Dünyanın geldiği nokta kadın içinde zor erkek içinde, insan kalabilmek bu kadar zorken kadın olmak günden güne daha da zorlaşıyor. Kısa filmlerim insanlara umut veren ütopik hayallerdi, olmaz ama olsa güzel olur hikayeler&#8230;</p>
<p><strong>Filmografiniz belgesel ve kısa film anlamında bir hayli yoğun… Mali olarak destek aldığınız kurumlar oluyor, oldu mu? Örneğin; Kültür Bakanlığı… </strong></p>
<p>Tabi ki belli sponsorluklar buluyorum ama yüzde yüz destek bulabildiğim hiçbir film olmadı. Kısa filmler, belgeseller genelde imece usulü ile çekildi, filmde çalışan arkadaşlarıma sonrasında ben yardıma gidiyordum&#8230; Kısa film ve belgesel daha gönüllülük esasına dayalıydı&#8230; İş profesyonelleştikçe maliyette artıyor.</p>
<p>“Yağmurlarda Yıkansam”ı banka kredisi ile çekmek durumunda kaldım, bulduğum nakdi destek %10 oranındadır. Bu durum çok yıpratıcı oldu, Don Kişotçuluk oynadığım da oldu&#8230; Bazen finalist kaldığım ülkelere gidemedim, ailem maddi manevi çok destek oldu ama süreç devam ediyor, umudumu yitirmeden devam etmeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>Erkek şiddeti kadın üzerinden tüm dünyaya yayılıyor, savaşlara kadar uzanıyor. Bu anlamda ‘kadın filmi’ çekerken aynı zamanda dünyadaki bütün şiddetlere uzandığınızı düşünüyor musunuz? </strong></p>
<p>Şiddetin ölçülebilir bir şey olmadığını düşünüyorum, bu yüzden elbette ki uzanıyordur. Şiddet sadece fiziksel olarak değil birçok yüzüyle karşımıza çıkıyor. Bu yüzden “Yağmurlarda Yıkansam”da şiddet sahnesi göremezsiniz, sesler duyarsınız, uzaktan çekimler görürsünüz, sonradan anlarsınız ama seyirciyi şiddete maruz bırakmaz. Bu benim bilinçli tercihimdi, şiddeti değil etkilerini göstermek&#8230; Cinayete kurban giden bir hayatı değil geride kalanı anlatmak istedim, şiddete birebir maruz kalmayan biride durumdan etkilenebilir&#8230; Savaşa erkekler gider ama kadınlar dul kalır, çocuklar babasız kalır aslında durumlar farklı ama etkileri, hissiyatı aynı&#8230;</p>
<p><strong>Oyuncularınız genelde sizin sinema yolculuğunuza eşlik eden arkadaşlarınız sanırım. Onları filmlerinizde farklı rollerde görmek bu kanıyı güçlü kılıyor. Bu bir tercih olmalı öyle değil mi? </strong></p>
<p>Aslında birçok oyuncumla set öncesinde tanıştım ve sonradan çok iyi arkadaş olduk. Film senaryosu yazılırken evin salonunda bir pano duruyor, polisiye filmlerdeki gibi&#8230; Oyuncu seçmek çok önemli bir şey, bazen tiyatro oyununda izlediğim oyuncuya ulaşmak için kırk takla atıyorum bazen sokakta az önce tanıştığım bir insan iki filmimde birden oynayabiliyor. Ama yazım aşamasından itibaren her zaman öncelik onlarda oluyor, Amerika’yı yeniden keşfetmek kadar zor bir oyuncuyu keşfetmek&#8230; O panodaki castın ruhuna uyuyorsa oyuncu olmayan birini de oynatabilirim&#8230;</p>
<p><strong>Nasıl bir yönetmensiniz peki sette? </strong></p>
<p>Beni ya çok seversiniz ya da nefret edersiniz, daha ortasını göremedim&#8230; Setten bir gece önce oyunculara yemek daveti gönderiyorum, habersizce geliyorlar, sonra ipler çıkıyor masaya ve zor yenen bir yemek&#8230; Herkes birbirine bağlı bir şekilde yemek yemek zorunda kalıyor, imkanım olsa bütün setin birbirine bağlı bir şekilde yemek yiyeceği bir masa yaptırır herkesi birbirine bağlarım&#8230; Çünkü aslında bütün set çalışanları birbirine görünmez iplerle bağlı ama en çok oyuncular ve aslında ben hepsine bağlıyım&#8230; Bütçeniz azsa yönetmen sadece yönetmen kalamıyor maalesef, kim ipi kopardıysa onu bağlamakla uğraşabiliyor. Ben o ipleri sağlamlaştırmaya, ipler karışırsa çözmeye uğraşan bir yönetmenim, her şey mükemmel değilse bile bana verilen kadrajı hakkıyla doldurmak için uğraşıyorum.</p>
<p><strong>Uzun metrajl filminiz Yağmurlarda Yıkansam yurtdışında ödül kazanmış bir film. Ulusal yarışmalarda şansının olduğunu düşünüyor musunuz, Adana Film Festivali’ne seçilmedi örneğin. Bu konuda neler hissettiniz? </strong></p>
<p>Evet Barcelona ve Arnavutluk’tan ödülle döndük. Tek bir festival örneğinin üzerinden gitmek yanlış olabilir&#8230; Adana Altın Koza bu sene üç tane gişe filmini yarışmasına dahil etti. Bu aslında sinemamız için olumlu bir durum, her ne kadar yönetmelikte ulusal toplu gösterimlere katılmamış filmler başvurabilir yazsa da (gişeye girmemiş filmler olarak algılıyorum) ve biz bu yüzden vizyon bekletip, filmin satış süresini ertelesek de festival filmi, ticari film ayrımına güzel bir nokta olacak olabilir&#8230;</p>
<p>Hiç bir jüri üyesini, ön jüriyi filmimizi festivale almadığım için suçlayamam, öznel zevklere hizmet eden bir sanat üretimi içerisindeyiz ama bugüne kadar başvurduğum Türkiye’de düzenlenen festivallerinin hiçbirinden olumlu bir dönüş almadıysam bu benim filmimin kötü olduğunun değil, bu işin tekelleştiğinin göstergesidir. İtalya, Rusya, Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan, İspanya’da filmimiz yarışıyor ya da gösteriliyorken burada bize hiç bir şans verilmemesi motivasyonumuzu olumsuz olarak etkilese de ikinci film düşünmekten de alıkoyamıyor&#8230;</p>
<p><strong>Filminizi nasıl koşullarda çektiniz ondan bahsedelim, Kaç gün sürdü, maddi olarak zorlandınız mı. Ya da kısa metrajla uzun metrajın farkını dinlesek sizden? </strong></p>
<p>Film otuz farklı mekanda geçiyordu ve bizim on sekiz iş günümüz vardı&#8230; En çok zamanla yarıştık. Maddi manevi çok zorlandık tabi ki&#8230; Ön göremediğimiz masraflar çıktı, ekibin yarısı profesyonel yarısı tamamen amatördü, onlar arasındaki dengeyi kurmak çok zorlayıcı oldu ama her şeye rağmen çıkan sonuç çok tatmin ediciydi arka tarafta olan karışıklıklar “kayıt, oyun” dendiğinde duruyordu.</p>
<p>Kısa metraj çok daha özgür bir alan&#8230; Uzun metrajda her şeyi önceden tasarlamak gerekiyor dışına çıktığında, zamandan çok kaybediyorsun. Bir plan bile fazla isterken çok düşünüyordum çünkü bu ışık kurmak demekti ve zamanımız çok azdı&#8230; Kısa metrajın duygu takibi de çok daha kolaydı, iki tarafta da dönüşüm hikayeleri anlatmama rağmen uzun metrajda sürekli en başa dönüp çekilen sahneleri beyninden geçirmek gerekiyor, filmi çekmekten çok yaşamak zorunda kalıyorsun çünkü takip eden bir devamlılık var ve bir buçuk saatin tamamı hep kafanda dönüyor.</p>
<p><strong>Yağmurlarda Yıkansam’da yine kadına uygulanan şiddet ön planda. Biraz süprizli, bir kadının iç dünyasından, yumuşacık, büyük bir sakinlik ve sabırla çekilmiş bir film izlenimi uyandırıyor. Yanılıyor muyum?</strong></p>
<p>Kimse pek sakin olmasa da herkes çok sabırlıydı&#8230; İlk film olduğu için hepimiz daha özverili ve sabırlı olmak zorundaydık çünkü kredi ile yapılan bir film bir nevi benim tek kurşunumdu, doğru kullanmak zorundaydım. Ekibin bir çoğuyla ilk defa sette tanışmama rağmen üçüncü haftada artık aile gibi olmuştuk. Müziklerin bir kısmı set zamanına yetişmişti, oyuncuların duygusu için ekibin motivasyonu için bazen hoparlörden son ses filmin müziklerini açıyordum. Gözlerimi kapatıp birbirine bağlanacak sahneleri düşünürken, gözlerimi açtığımda daha da motivasyonu tam bir ekip karşımda duruyordu. Çok zor şartlardı ama herkes çıkan işin iyi olacağını biliyordu ve çekilen her plan emek emek ilmik ilmik işlendi diyebilirim&#8230;</p>
<p><strong>Özellikle kadın ve çocuğun beraber yaptığı yolculuk, ormandaki buluşma ve yüzlerini kesen kamera hareketi, kadının bitmeyen hüznüne ışık tutuyor… Onu doğaya ve doğala yakın kılıyor? </strong></p>
<p>Belki de bu kadar basit bir nokta vurgulamak istediğim&#8230; Biz kadınlar doğanın bir parçasıyız, isteseler de istemeseler de biz varız&#8230;</p>
<p><strong>Bundan sonraki film yolculuğu nasıl devam edecek? Kısa ya da uzun diye bir ayrım olacak mı, yoksa duygunuza göre mi biçimlenecek ölçüleri? </strong></p>
<p>Aslında ikinci uzun metraj projemizi geliştirmeye başladık, 2011’den beri düşündüğümüz, Meryem Şahin’in senaryosunu üstlendiği, Rabia Kaya’nın Gülfer’e hayat vereceği “Kayıplar Kasabası”&#8230; Çok iyi bir fikir bulursak kısa film çekmeyi yeniden deneyimleyebiliriz ama uzun metrajın beni uyutmamasından haz alıyorum&#8230; Onun dışında da video-klip ve tanıtım işleri bir koldan yürüyor&#8230;</p>
<p><strong>Anne ve babasından destek alan bir yönetmensiniz anladığım kadarıyla… Onların katkılarını anlatır mısınız? </strong></p>
<p>Müzikolog bir annenin, yönetmen ve yapımcı bir babanın kızıyım. Kendimi bildiğimden beri film festivallerine, konserlere, sergilere gidiyorum, yeni bir ülke ya da şehirdeysem önce müzelerini geziyorum. Ailemden gelen bir duruşum var, bana en büyük katkıları hayata karşı kendi duruşumu çizmemi sağlamaları olmuştur.</p>
<p>Özellikle Yağmurlarda Yıkansam filmi bir aile işi&#8230;Annem Berrak Taranç filmin özgün müziklerini yaptı, babam Ragıp Taranç yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendi. Ablam Gizem Taranç Ocakoğlu ise hukuki işleri üstlendi. Bir çok insan ne kadar şanslısın diye düşünüyor ama aile ile çalışmak zordur. Baba işi yapanlar bilirler, hem çok çatışma çıkar hem de çıkacak işi onlarında beğenmesi önemlidir. Çevreninde beklentisi daha çok olduğu için belki hırsım buradan geliyordur.</p>
<p><strong>Filmin müziklerinde de imzanız var… </strong></p>
<p>Yaklaşık üç sene filmin sadece şarkıları için çalıştım, Hale bar şarkıcısı ve söylediği bütün şarkılarını senaryodaki ruh haline , dönüşümüne göre sözlerini ve bestelerini yazdım. Annem ile uyumumuz çok iyi diyebilirim o gerçek bir profesyonel. Ben üç sene Hale ile empati kurup onun duygusunu hissederek şarkılar besteledim sözler yazdım, annem ise dekor bittikten sonra Hale’nin piyanosunun başına geçti benden bir gece istedi ve ertesi sabah filmin ana temaları hazırdı&#8230; Benim amatör ruhum, nota bile bilmeden yazdığım şarkılar onun deneyimi güzel bir harman oldu. Film ile ilgili en çok müziklerden övgü alıyoruz.</p>
<p><strong>İzmirli bir yönetmen olarak İzmir’de hala uzun metrajlı bir film festival olmamasını nasıl karşılıyorsunuz? Aslında İzmir sinemaya yakışan bir şehir, çekimler de yapılıyor. Size göre İzmir’in sinemayla ilişkisi nasıl? </strong></p>
<p>11 sene boyunca Dokuz Eylül Sinema Tv bölümü tarafından yapılan bir uzun metraj film festivali vardı ama sonrasında sponsor bulmak zorlaştı. Belediye bir dönem sponsorsuz yapmak için tekrar girişimlerde bulundu ama buda mümkün olmadı. Sanırım İzmirliler sinemanın gücünün farkında değiller. Çekim sürecinde de çok zorlandık, İstanbul gibi bir alışkanlıkları yok, tripotu kurduğunuzda herkes başınıza toplanabiliyor ve mekanlarda çalışmak daha da zorlaşıyor çünkü esnaf o günü kurtarmanın derdinde&#8230; Yurtdışından filmi izleyen birinin İzmir’e gelebileceğini göremiyor, sinemanın turizmi, kültür sanatı canlı tutacağını göremiyor&#8230; Yine de umutluyum, belki önümüzdeki sene bir uzun metraj film festivali gerçekleşebilir.</p>
<p>İzmir’de kurduğum Taranç&amp;Taranç Film’e çok sayıda başvurular alıyorum, eskiden herkesin hayali İstanbul’da bu işi yapmaktı, yeni mezunlar eskisi kadar İstanbul’a gitmek istemiyorlar. İzmir’de kalıp bu işe devam edenlerin sayısı artmaya başladı, İstanbul’dan İzmir’e geçtiğimiz sene 20.000 kişi geri döndü, bu çok büyük bir iş potansiyeli, içlerinde sinemacılarda var. Eğer İzmir’in rehavetine kapılınmaz ise burası gerçekten doğal platolardan oluşan hikayeler ile dolu bir şehir&#8230;</p>
<p><strong>Vizyon şansı var mı filmin… ya da kadınlara ulaştırmak için altenatif yollar düşünüyor musunuz başka?</strong></p>
<p>Vizyona girmeyi çok istiyorum, sıfırdan yoktan var ettiğim bir işi asıl ulaştırmak istediğim kesim halktır. Toplumsal mesajı olan bir filmin asıl orada değer bulması gerekir ama süreç nasıl gelişecek hiç bir fikrim yok çünkü ülkemizde her gün yeni bir olay oluyor, insanlar kalabalık mekanlara girmek istemeye biliyorlar, yarın ne olacağını hiç ön göremediğimiz günlerdeyiz&#8230; Alternatif olarak toplu gösterimler yapılabilir, davet aldığım üniversitelerde öğrencilerle paylaşmak istiyorum yaptığım işi.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/gulten-taranc-bir-kadin-filmi-populer-sinemanin-dayattigi-imajlari-yikmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
