<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Guillermo del Toro &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/guillermo-del-toro/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Oct 2018 09:46:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Fantezinin, Korkunun ve Aşkın Masalsı Yönetmeni: Guillermo Del Toro</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/fantezinin-korkunun-ve-askin-masalsi-yonetmeni-guillermo-del-toro/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/fantezinin-korkunun-ve-askin-masalsi-yonetmeni-guillermo-del-toro/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil İbrahim Sağlam]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2018 09:40:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Guillermo del Toro]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İbrahim Sağlam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11056</guid>

					<description><![CDATA[9 Ekim 1964 doğumlu yönetmen Guillermo Del Toro, kuşkusuz Alfonso Cuaron ve Alejandro Gonzalez Inarritu ile birlikte “Meksikalı yönetmen” denildiğinde akla gelen en popüler üç isimden biri. Yönetmenlik kariyeri öncesinde 10 yıl boyunca makyaj dalında uzman olarak çalışan ve 80’lerin başında kendi firması olan Necropia’yı kuran Del Toro, her daim karakter tasarımları konusunda muazzam işçilik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>9 Ekim 1964 doğumlu yönetmen Guillermo Del Toro, kuşkusuz Alfonso Cuaron ve Alejandro Gonzalez Inarritu ile birlikte “Meksikalı yönetmen” denildiğinde akla gelen en popüler üç isimden biri. Yönetmenlik kariyeri öncesinde 10 yıl boyunca makyaj dalında uzman olarak çalışan ve 80’lerin başında kendi firması olan Necropia’yı kuran Del Toro, her daim karakter tasarımları konusunda muazzam işçilik çıkartan, yaratıcı hayal gücünü beyazperdeye etkili bir şekilde aktaran, fantezi ve masal hissiyatları yüksek ve sinemayı her karesinde ne kadar çok sevdiğini belli eden filmlere imza atar. Aynı zamanda Mario Bava, James Whale, George A. Romero, Alfred Hitchcock gibi korkunun ustalarına hayranlığını hiçbir zaman gizlemeyen sıkı bir sinefil olan Del Toro, yarattığı fantastik dünyanın ve canavarların başarısının geçirdiği sancılı çocukluk anılarıyla ilgili olduğunu dile getirir. Henüz üçüncü filmini çekmeden Time dergisi tarafından ‘Yeni milenyumun 50 genç liderinden biri’ olarak gösterilen yönetmen 1993’te bu yana 10 filmlik bir filmografiye sahip.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/GUILLERMO-DEL-TORO-2.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11058" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/GUILLERMO-DEL-TORO-2.jpg" alt="" width="844" height="980" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/GUILLERMO-DEL-TORO-2.jpg 844w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/GUILLERMO-DEL-TORO-2-258x300.jpg 258w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/GUILLERMO-DEL-TORO-2-768x892.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/GUILLERMO-DEL-TORO-2-696x808.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/GUILLERMO-DEL-TORO-2-362x420.jpg 362w" sizes="(max-width: 844px) 100vw, 844px" /></a></p>
<p>Geçtiğimiz Venedik Film Festivali’nde ‘Altın Aslan’ ödülünü kazanan The Shape of Water, genelde sanat/festival filmlerinin ön plana çıktığı üç büyük festivalden birinde tüm görkemiyle fantezi/masal/aşk filmi olarak büyük ödülü kazandığında yankı uyandırmıştı. Altın Aslan ödülüyle başlayıp şu an Oscar’ın favorisi konumuna kadar gelen The Shape of Water, Akademi Ödülleri’nde tam 13 adaylık aldı. Yakın zamanda filmin ‘The Space Between Us’ (2015) adlı Hollanda yapımı bir kısa filmle aşırı benzerlikler içerdiğinin ortaya çıkması farklı tartışmaları beraberinde getirdi, zira film şu ana kadar ‘özgün senaryo’ kategorisinde yarışarak birçok ödülün sahibi oldu. The Shape of Water’ın ülkemizde 16 Şubat’ta vizyona girecek olması sebebiyle Del Toro’nun bugüne kadarki tüm filmlerine bir göz atmakta fayda var.</p>
<p><strong>Cronos (1993)</strong></p>
<p>Del Toro’nun küçük bir bütçeyle kotardığı ilk gotik korku filmi Cronos, vampirlere karşı hümanist bir bakış açısıyla yaklaşarak klişe filmlerden alışageldiğimiz hikayelere zıt bir tablo ortaya çıkarır. 1500&#8217;lü yıllarda bir simyacının yaptığı, örümcek şeklinde, avuç içi kadar altından bir makine olan Cronos, çalıştırıldığında vücuda yapışan, içinde yıllardır yaşayan ve gençlik aşılayan bir salgısı olan bir böcek tarafından kişiyi genç kılan, ilk enjekteden sonra acıktıran ve insan kanı içilmeden doyuma ulaştırmayan bir özelliğe sahip. Bu cihaz ve hikayesi Del Toro’nun vizyoner yönetmenlik başarısıyla, Ron Perlman ve Federico Lucci gibi karakteristik özelliklere sahip oyuncularla birleştiğinde ortaya ‘vampir filmleri’ klasmanında farklı ve kült bir yapım çıkıyor.</p>
<p><strong>Mimic (1997)</strong></p>
<p>İkinci filmi Mimic ile Hollywood’a geçiş yapan ve yüksek bütçeli popüler fantastik filmlerin arenasına ilk ciddi çıkışını yapan Del Toro, 80’ler dokusunu yakalayan atmosferiyle ürkütücü olduğu kadar eğlenceli de bir seyirliğe imza attı. Lakin, Del Toro’nun henüz ‘auteur’ kimliğinin oluşmaması ve isminin çok bilinmemesi sebebiyle yapımcılar tarafından genelde stüdyo sisteminin şablonuna boyun eğmeye zorlanan yönetmen, kafasında filmi yapamadığını dile getirir. Cronos’ta olduğu gibi Mimic’te de New York’a dehşet saçan ve şekil değiştiren ‘böcek’ler üzerinden bir hikaye tasarlayan Toro’nun filmi pek başarılı bulunmaz. 30 milyon dolar bütçesine karşı gişede 25 milyon dolar hasılat yaparak zarar eder ve eleştirmenler tarafından da vasat bulunur. Buna rağmen Mimic daha sonraları başka yönetmenlerle devam filmleri olan bir seri haline gelir.</p>
<p><strong>The Devil’s Backbone (2001)</strong></p>
<p>Del Toro, üçüncü filmi The Devil’s Backbone ile filmografisinin en özel iki filminden birine (diğeri Pan’s Labyrinth -2006-) imza atar, ortalama 4-5 milyon dolarlık görece düşük bir bütçeyle 1939’larda İspanya İç Savaşı döneminde bir çocuğun bakış açısından geçen hayalet hikayesi anlatır. Masal atmosferinin egemen olduğu film, savaş, trajedi, dostluk, gizem gibi temaları Del Toro’nun görsel açıdan etkileyici vizyonundan aksettirilir. Çocuk oyuncuların başarılı performansları, ürpertici atmosferi, zekice yaratılan olay örgüsü ve bir hayalet hikayesine yapımcıların baskısı altında kalmadan kendi sanatsal yaratımlarını ortaya koyabilen Del Toro’nun yönetmenlik başarısı, korkuttuğu kadar hüzünlendiren bir film ortaya çıkardı.</p>
<p><strong>Blade II (2002)</strong></p>
<p>1998’de Stephen Norrington tarafından beyazperdeye uyarlanan, Marvel çizgi roman karakteri Blade’in devam filmi Hollywood yapımcıları tarafından Del Toro’ya emanet edildi. Del Toro’yu dünyanın tanımaya başladığı film olarak nitelendirilebilecek olan Blade 2, üç filmlik serinin en başarılı halkasıydı. Del Toro gibi görsel açıdan vizyon sahibi bir yönetmenin ellerinde yetkin bir fantezi/korku/aksiyon örneğine dönüşen Blade 2, sürükleyici aksiyon sekansları, Marco Beltrami’nin enfes müzikleri, Wesley Snipes’in karizması, doyurucu görsel efektleri ve dramatik finaliyle öne çıktı. 55 milyon dolar bütçeye sahip olan film toplamda 155 milyon dolar hasılat elde edince Del Toro bir başka çizgi roman uyarlaması olan Hellboy’u çekmek için seriden ayrıldı.</p>
<p><strong>Hellboy (2004)</strong></p>
<p>Çizgi roman yazarı/çizeri Mike Mignola’dan adapte edilen ve yapımını yine Mike Mignola’nın üstlendiği Hellboy, 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından çağırılan ve sonunda şeytani güçlere karşı savaşanların tarafına geçen bir şeytanın hikâyesini anlatmaktaydı. Del Toro’yla adeta özdeşleşen Hellboy, yönetmenin favori oyuncusu Ron Perlman’ı Hellboy rolünde izlediğimiz, yaratık tasarımlarıyla Del Toro’nun 10 yıl boyunca makyaj dalında uzman olarak çalışmasının meyvelerini fazlasıyla veren, diğer çizgi roman uyarlamalarına göre aykırı, sevilmesi daha zor bir karakterin uyarlamasıydı. Blade 2&#8217;deki fantezi/aksiyon/korku ögelerini Hellboy’da da kendi tarzına ve bilinçaltına adapte etmekte zorlanmayan Del Toro, 66 milyon dolara kotardığı filmine 99 milyon dolar gişe hasılatı getirdi. Bir uyarlama olarak çok sevilmese de ve aşırı popüler olmasa da daha sonradan kendi hayran kitlesini yaratan ‘kült’ bir eser olarak anıldı.</p>
<p><strong>Pan’s Labyrinth (2006)</strong></p>
<p>Blade 2 ve Hellboy’un ardından bir süre Hollywood’dan geri çekilmeyi ve The Devil’s Backbone tarzında düşük bütçeli ama karanlık bir masal çekmeyi tercih eden Del Toro, hem eleştirmenler nezdinde hem de genel olarak övgülere boğulan, çoğu kişilerce bir başyapıt olarak görülen filmi Pan’s Labyrinth’e imza attı. Tıpkı The Devil’s Backbone gibi İspanya İç Savaşı esnasında geçen film gerçek dünyanın kabuslarıyla fantezi dünyasının mucizevi yönlerini bir araya getirirken çocukluğun masumiyeti ve acımasızlık üzerinden ‘peri masalı’ anlayışını adeta yeniden tanımladı. Karanlık metaforları/imgeleri, sürreal atmosferi, eş zamanlı ve birbirine paralel kurgusu, prodüksiyon anlamında görsel şöleni ve akıllardan çıkmayacak finaliyle adını sinema tarihine yazdıran Pan’s Labyrinth, 19 milyon dolarlık bütçesine karşı 83 milyon dolar hasılat elde etmesinin yanı sıra üç dalda (sinematografi, sanat yönetimi, makyaj) Oscar ödülünün de sahibi oldu.</p>
<p><strong>Hellboy II: The Golden Army (2008)</strong></p>
<p>Pan’s Labyrinth’in dünya çapında yankı uyandıran başarısının ardından yönetmenlik kariyerinde çıtayı yukarı yerleştiren Del Toro, ara verdiği Hellboy’un ikinci filmini yöneterek çok sevdiği yaratıklarına ve blockbuster arenasına geri döner. Hellboy II: The Golden Army, ilk filmin görsel yetkinliğini adeta ikiye katlar, diş perileri, ölüm meleği, troller, goblinler, elfler, paranormal yaratıklar derken sınırsız bir hayal gücünün doruklarında dolaşmaya devam ederiz. Özellikle ‘troll pazarı’ sahnesiyle Star Wars serisinde görmeye alışık olduğumuz bir fantastik karakterler galerisine imza atan Del Toro, mizah dozunu da daima üst seviyede tutarak eğlenceli bir ‘freak show’ hazırlar. 85 milyon dolar bütçeli film dünya çapında 160 milyon dolar hasılat elde eder. Sonraları Del Toro, Hellboy’un üçüncü filmini çekmeyi istediğini söylese de günümüzde de bu film bir türlü gelmez. (2018’te Ron Perlman’ın yerine David Harbour’un oynadığı, Del Toro’nun yerine Neil Marshall’ın yönettiği yeni ve farklı bir Hellboy filmi gelecek.)</p>
<p><strong>Pacific Rim (2013)</strong></p>
<p>Hellboy serisinin ikinci filmden sonra film çekmeye 5 yıl ara veren Del Toro, 2013’te filmografisinin açık ara en yüksek bütçeli filmi olan Pacific Rim ile geri döner. Del Toro filmografisinde en zayıf halka olarak görülse de, hatta Transformers serisi gibi ‘kuru gürültü’ olarak adlandırılsa da, Del Toro’nun Michael Bay’a kıyasla seyircisine çok daha saygı duyan ve vizyonlu bir yönetmen olduğu kesin. 190 milyon dolar mega bütçeli bu filmde devasa yaratıklar ve robotlar elbette metropolit mekanları yerle bir ediyorlar. Konu ne kadar abartı ya da sıradan (robotlar canavarlara karşı!) bir fantezi ürünü olursa olsun, Del Toro aksiyon sekanslarında dramatik tutarlılığa ve görsel stiline özen gösteriyor. Özellikle Kaiju’lardan birinin zihnine girildiği o kısa sekans devasa bir blockbuster filminde göremeyeceğimiz kadar ‘arthouse’ bir dokunuş. Ya da dev bir Jaeger’in dev bir Kaiju’yu ufacık bir kargo gemisiyle dövdüğü sahne gibi anime etkili sürrealist dokunuşlar filmin tek amacının nitelikli eğlencelik olduğunu kanıtlıyor. Toplamda 411 milyon dolar hasılat elde eden filmin 2018 yılında gelecek olan devam filmi ‘Pacific Rim: Uprising’i Steven S. DeKnight yönetecek ve Del Toro sadece filmin yapımcılarından biri olarak yer alacak.</p>
<p><strong>Crimson Peak (2015)</strong></p>
<p>Dev bütçeli eğlencelik Pacific Rim’den sonra ortalama bir bütçeyle arthouse yönünü ortaya koymaya geri dönen Del Toro, İtalyan gotik korku sinemasına saygılarını sunan, türler arasında dolaşan yapısıyla ve atmosferiyle öne çıkan, görsel açıdan cezbedici, rejisi özenli bir gotik romans olan Crimson Peak’a imza attı. Tom Hiddlestone, Jessica Chastain ve Mia Wasikowska gibi Hollywood’un popüler oyuncularının yer aldığı film, korku türünü genel olarak gotik atmosferi ve hayaletleri üzerinden ele alırken dramatik yapısını daha çok entrikalı hikaye örgüsünden ve bizzat akrakterlerin ilişkisinden almakta. Asıl korkulması gerekenlerin ölüler, hayaletler, doğaüstü güçler değil, yaşayan insanlar olması gerektiğini bir kez daha yüzümüze vuran Del Toro, korku, fantezi, aşk, dram türlerini bir potada başarılı rejisiyle beraber eritmeyi başarıyor. 55 milyon dolar bütçeli film toplamda 75 milyon dolar hasılat elde etti.</p>
<p><strong>The Shape of Water (2017)</strong></p>
<p>Del Toro’nun bugüne kadar açık ara en çok ödül kazanan filmi olan (şimdilik 75’in üzerinde ödülün sahibi oldu ve ayrıca 13 dalda Oscar adayı) The Shape of Water, yönetmenin filmografisinin görsel yetkinliğinin, masalsı hikaye anlatısının ve kendine has duygusunun Hollywood formüllerince biçimlendirilmiş hali. Del Toro, yine bir fantezi/aşk/masal konseptini bu sefer İspanya İç Savaşı’nda değil 2. Dünya Savaşı’nı fon alarak kullanıyor. The Devil’s Backbone ve Pan’s Labyrinth’te oldukça dokunaklı ve orijinal olmayı başarabilen bu yapının The Shape of Water’da yerini Amelie ve E.T. filmlerinin birleşimine bırakmış, temelinde klişe bir yaratık/insan aşkına dönüştüğü söylenebilir. Duygusu her zamanki gibi –Alexandre Desplat’ın müthiş bestelerinin de etkisiyle- izleyiciye geçse de, Del Toro’nun yönetimi ve masalsı atmosferi seyir zevki yaratsa da, Sally Hawkins, Michael Shannon ve Richard Jenkins’in başarılı performansları filmi sürüklese de, sinemada çok fazla kullanılmış olan bu konseptin belirli bir ‘bu filmi daha önce defalarca izlemiştik’ hissini beraberinde getirdiği de aşikar. The Shape of Water kesinlikle kötü bir film değil, senaryosu kimilerince ‘klişe’ olarak nitelendirilse de senaryosu kötü değil, en fazla ‘bilindik’ olarak nitelendirilebilir. Lakin, filmin 13 dalda Oscar adayı olması, yılın en çok övgüye değer Hollywood filmlerinden biri olması ve Del Toro’nun görsel açıdan hiçbir zaman tartışma konusu bile olmayan özgünlüğünün artık sorgulanabilir hale gelmesi (2015 yapımı The Space Between Us kısasıyla olan aşırı benzerliği) sebebiyle belirli bir antipatikliği beraberinde getirmeye devam edecektir. Ne olursa olsun, Del Toro çok ‘öze’l bir yönetmen; onun sinemaya olan sevgisini, sinefil referanslarını, muazzam hayal gücünü, yaratıcı tasarımlarını ve izleyiciye her daim geçirdiği saf sinema duygusunu sevenler kendisinden ‘özel’ filmler beklemeye devam edecekler.</p>
<p><strong>Halil İbrahim Sağlam</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/fantezinin-korkunun-ve-askin-masalsi-yonetmeni-guillermo-del-toro/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fantastik Dünyaların Yönetmeni: Guillermo del Toro</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/11/30/fantastik-dunyalarin-yonetmeni-guillermo-del-toro/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/11/30/fantastik-dunyalarin-yonetmeni-guillermo-del-toro/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egemen Tokatlıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2015 18:31:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[EGEMEN TOKATLIOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[Guillermo del Toro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8223</guid>

					<description><![CDATA[Sinema hayatına kısa filmlerle başlayan İspanyol yönetmen Guillermo del Toro, kuşkusuz günümüz fantastik sinemanın en öne çıkan isimlerinden birisi. Çocukluk dönemlerinde zor zamanlar geçirmiş olan del Toro 1986 yılında kurduğu ilk film prodüksiyonu ile sinema dünyasına adım attı. Makyaj konusuna karşı özel bir ilgisi olan del Toro The Exorcist’in makyaj uzmanı Dick Smith’ten makyaj ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinema hayatına kısa filmlerle başlayan İspanyol yönetmen Guillermo del Toro, kuşkusuz günümüz fantastik sinemanın en öne çıkan isimlerinden birisi.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/guillermo_deltoro.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8226" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/guillermo_deltoro.jpg" alt="" width="525" height="294" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/guillermo_deltoro.jpg 525w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/guillermo_deltoro-300x168.jpg 300w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" /></a></p>
<p>Çocukluk dönemlerinde zor zamanlar geçirmiş olan del Toro 1986 yılında kurduğu ilk film prodüksiyonu ile sinema dünyasına adım attı. Makyaj konusuna karşı özel bir ilgisi olan del Toro The Exorcist’in makyaj uzmanı Dick Smith’ten makyaj ve efekt üzerine dersler alarak kendisini geliştirdi. 10 yıl kadar makyaj uzmanı olarak çalıştıktan sonra sinema dünyasına girmeye karar veren del Toro kariyerine kısa filmler ile başladı.</p>
<p>Özellikle 2006’da çektiği Pan’ın Labirenti ile tür açısından tüm dünyaya kendisini tanıtmış oldu. Öncesinde çektiği pek çok korku filmi ile büyük bir kesim tarafından tanınsa da onu esas sıçrayışını Pan’ın Labirenti ile yaptığı bir gerçek. O halde hayal gücü sınırsız bu usta yönetmenin ilk filmlerinden son filmlerine doğru bir zaman yolculuğuna çıkalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlk yıllar ve Cronos</strong></p>
<p>1986 – 1989 yılları arasında 5 bölümünü üstlendiği televizyon için çekilen fantastik korku serisi Hora Marcada’yı saymazsak del Toro’nun esas uzun metrajlı macerası 1993 yapımı Cronos ile oldu. İleride yönetmenin has oyuncularından birisi haline gelecek Ron Perlman ile çalışan usta yönetmen bu filmde 1500’lü yıllarda bir simyacının ölümsüzlüğü çare amaçlı bir alet geliştirmesi, ve yıllar sonra bu aleti bir antikacının bulması ile gelişen olayları aktarmıştı. Film korku temalarından beslense de yer yer komedi unsurları –ki Perlman’ın bunda etkisi büyük- parçaları ile keyifli bir seyirlik sunmuştu. Del Toro’nun filmlerine has o renk dokusunu, makyajlardaki estetiği ilk olarak bu film ile tanıma fırsatı yakalamış olduk. Karşımızda genç bir Hellboy ile korku / komedi sularında bizi orta şeker bir tatta dolaştıran del Toro asıl sıçrayışını ise hiç kuşkusuz bir sonraki çektiği 1997 yapımı korku filmi Mimic ile yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Korku sahasına çıkış : Mimic</strong></p>
<p>Böceklerden bulaşan bir hastalığın çocukları öldürmesi üzerine bilim adamları hamam böceklerinin geniyle oynayarak diğer böcekleri öldüren bir tür yaratırlar. Normalde 1 yıl yaşayabilme özelliği olan bu türün canavar bir ırka dönüşmesi akabinde ise işler kontrolden çıkmıştır. İnsanoğlu artık bir tehlike ile karşı karşıyadır. Guillermo del Toro’nun yine kendine has kullandığı renk tonlarını gördüğümüz film genlerle oynamanın tehlikesine dikkat çektiği aşikar. İnsan ırkının sağlığını koruyabilmek için başka bir ırkın genetiği ile oynamanın doğa dengesi açısından ne vahim sonuçlar doğurabileceğini de göstermiş oluyordu. Her ne kadar daha sonra devam filmleri çekilmiş olsa da Mimic’in ilk filmindeki özgünlük korunamadığından çıkış noktası kadar ses getiremedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İspanya İç Savaşı ve Hayaletler </strong></p>
<p>İspanyol yönetmen daha sonra filmlerine İspanya’da 1936’da başlayan ve 3 yıl süren, neticesinde acı kayıplar yaşanmış iç savaşı da dahil etmiş, her ne kadar korku ve fantezi süslü olsa da filmlerinde bu konuya dair söyleyeceklerini dile getirmişti. Bunlardan ilki ise oldukça büyük beğeni toplayan ve tür açısından önemli bir yerde duran 2001 yapımı The Devil&#8217;s Backbone’dur.</p>
<p>Aynı zamanda filmin senaristleri arasında da yer alan del Toro İspanya’da yaşanan bu acı süreci bir hayalet hikayesi ile aktarmıştı. İspanya’daki iç savaştan kaçan ufak bir çocuğun yetimhanedeki zorlu günlerini anlatan film bir de yetimhanede ölmüş bir çocuğun huzursuz ruhu ile aklımızı başımızdan alıyordu. Yetimhanede sıkışmış çocuklar, öğretmenleri, bakıcıları ile aralarındaki ilişki dışarıdaki savaştan da pek farklı değildi. İyiler, kötüler, merhametli olanlar, çıkarı için her şeyini feda edebilecekler adeta zamanın İspanya’sındaki farklı düşünceleri bir araya toplamıştı. The Devil&#8217;s Backbone, del Toro’nun hem siyasi kişiliğini hem de fantezi/korku türündeki farklı bakış açısını ortaya koyan ilk film özelliğine sahip. Bu nedenle yönetmenin filmografisinde oldukça önemli bir yerde. Ayrıca bu film ile tarzını oturttuğunu söylemek bile mümkün. Keza sonra ister gişe filmi yapsın ister türde devam etsin kendisini belli edecek detayları ile dikkat çekecekti.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Vampir dünyasına del Toro dokunuşu: Blade 2</strong></p>
<p>Stephen Norrington yönetmenliğinde çekilen ilk Blade filmi gişede büyük başarı sağlamış, vampir formatına getirdiği yenilik ile popüler kültürde de kendisine sağlam bir yer bulmuştu. Gündelik yaşamında da sansasyonel olayları bir türlü bitmeyen aksiyon yıldızı Wesley Snipes, siyahi vampir avısı olarak (ayrıca bizzat vampir) arz-ı endam etmişti. Gişedeki bu filmin başarısı tabii ki devam filmleri ile taçlandırılacaktı. İkinci film için yönetmen koltuğuna düşünülen isim ise Guillermo del Toro’dan başkası değildi.</p>
<p>Vampirler dünyasına aslında ilk uzun metrajlı filmi Cronos ile aşina olan yönetmen bir de buna aksiyon ekleyerek ortaya sürükleyici bir devam filmi çıkarıyordu. Yine bir vampir filmi olan Cronos’ta ve daha sonra Hellboy serilerinde beraber çalışacak olduğu Ron Perlman’ı da ekibe katan del Toro kimilerine göre ilk filmden daha iyi bir iş çıkartmıştı. Her ne kadar del Toro’dan sonra Blade serisinin ivmesi yerlerde sürünse de başarılı devam filmleri kategorisine imzasını bırakıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çizgi romandan beyazperdeye: Hellboy</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vampirler dünyasından çıkan usta yönetmen kendisini bir anda bir çizgi roman uyarlaması olan Hellboy’un eğlenceli dünyasına kaptırıyordu. Artık karakterle özdeşleşmiş olan Ron Perlman ile üçüncü kez çalışan del Toro kendine has üslubunu bu çizgi roman uyarlamasında bile hissettiriyordu. Kamera açıları, kurgu, renk tercihleri ile tıpkı bir The Devil’s Backbone tonunu hissettiriyordu. Nazilerin açtıkları boyut kapısından gelen küçük Hellboy tabii ki büyüyecek ve kötülüklerle mücadele edecekti. Karaktere hayat veren Ron Perlman hem eleştirmenlerden hem de çizgi roman hayranlarından tam not alırken del Toro’da bu işten alnının akıyla çıkıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek zamanlı fantezinin zirvesi : Pan’ın Labirenti</strong></p>
<p>Guillermo del Toro filmografisindeki tüm filmlerin ayrı bir özelliği, niteliği ve ayrıcalığı olsa da hiç kuşku yok ki Pan’ın Labirenti (Pan’s Labyrinth) 2006 senesine damgasını vurmakla kalmamış dramla fanteziyi, savaş alt metinleri ile birleştirerek bir başyapıt haline gelmişti. 3 Oscar ile taçlandırılmış bu başyapıt yine del Toro’nun ispanya iç savaşının etkileri üzerinden fantastik bir hikaye sunuyordu. Tıpkı The Devils Backbone’da olduğu gibi küçük bir çocuğun gözünden tanık olduğumuz olaylar 1944 yılında İspanya İç Savaşı’nın etkilerinin sürdüğü yıllarda geçiyordu.</p>
<p>10 yaşındak Ofelia’nın hasta annesi ile birlikte asker olan üvey babasının yanına taşınması ile başlayan olaylar, evin hem bir karakol niteliğinde olması hem de bahçesinde fantastik bir labirenti barındırması ile ilginç bir hal alıyordu. Küçük Ofelia’nın labirent içerisinde tanıştığı Pan adındaki bir yaratık, küçük kızın yaşamını değiştirmekle kalmıyor, İspanya İç Savaşı’nın etkilerini sürreal bir şekilde seyirciye yansıtmayı ihmal etmiyordu. Tıpkı The Devils Backbone’daki gibi gerçekçi bir siyasal arka plana dayanan ve bu gerçek arka planla fanteziyi harmanlayan film aynı yıl pek çok festivalde ödülleri silip süpürmüştü. Aynı zamanda box office’teki başarısı ile Guiness rekorlar kitabına da geçtiğini belirtmekte fayda var.</p>
<p>Oyunculuklar, kurgu ve mizansen olarak tek kelime ile kusursuz denebilecek film Guillermo del Toro’nun adeta zirvedeki yerini almasına neden olmuştu. İspanya İç Savaşı’nı böylesine muazzam bir fantastik bir dünya ile birleştirmek yönetmenin kendisine has bir özelliği olarak kabul edilebilirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hellboy’a dönüş</strong></p>
<p>Pan’ın Labirenti ile adeta zirvesini yaşayan İspanyol yönetmen 2008’de yeniden Hellboy için kolları sıvadı ve devam filmi için kamera arkasına geçti. Yine yoldaşı Ron Perlman ile yola devam eden del Toro ilk filmin kalitesine fazlasını katarak leziz bir uyarlama ortaya koydu. “Öteki” kavramına (tıpkı X-Men serisinde olduğu gibi) değinen usta yönetmen ötekinin yalnızlığı ve anlaşılamaması gibi temalara odaklanarak bir kahramanın insanlar içerisinde sırf farklı göründüğü için nasıl yadırgandığına, onlara yardım etse dahi onlardan biri olamadığına dikkat çekiyordu. Ağır bir makyaj ile Ron Perlman yine süper kahraman Hellboy’u başarılı bir şekilde canlandırırken filmin geri kalan oyuncuları da filme yeniden dahil oluyordu. İlk defa Marvel veya DC bünyesinde olmayan bir çizgi roman uyarlaması böylesine büyük bir başarı yakalamış oluyordu. Hayranlar ise uzun zamandır senaristliğini de üstlendiği bu çizgi roman uyarlamasının ise bir üçleme ile taçlanmasını bekliyorlar. Her ne kadar Perlman artık bu rol için yaşlandığı demecini vermiş olsa da del Toro’nun hatırını kırmayarak sete geri dönecek gibi görünüyor. Eh dile kolay yıllarca süren bir dostluk onlarınki.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İspanyol yönetmen 5 yıllık bir aradan sonra bir blockbuster filmi ile, Pasifik Savaşı ile beyazperdeye geri döndü. Fantezi ve korkunun yanına bir de bilim kurgu ekleyen yönetmen bu sefer kadrosuna Ron Perlman’la birlikte Idris Elba, Charlie Hunnam gibi aktörleri katarak macera dolu bir film ortaya çıkarmıştı. Başka boyuttan gelen Kaiju adlı devasa yaratıkların dünyayı ele geçirmeye çalışmaları ve onlara karşı üretilen robotların mücadelesini anlatan yapım gişede büyük başarı yakaladı. IMAX ve 3D olarak piyasaya sürülen filmin dünya çapındaki gişesi oldukça başarılı oldu ki devam filmi için del Toro ve ekibi şu sıralar harıl harıl çalışmaya koyuldular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yapımcı del Toro ve yeni projeleri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Guillermo del Toro sadece yönetmeni olduğu filmlerle değil, yapımcı olarak yer aldığı filmlerle de adından sık söz ettiren bir yönetmen. Bunlardan en popüleri kuşkusuz The Hobbit serisi. Kendisi senaryoya da katkı sağlamakla beraber efsane serinin tüm sürecinde etkin rol oynamıştır. The Hobbit’in yanı sıra başarılı korku filmleri Mama, The Orphanage, Don&#8217;t Be Afraid of the Dark, Julia’s Eyes gibi filmlerin mutfağında da bazılarında yapımcı, bazılarında senarist olarak bizzat kendisi bulundu.</p>
<p>2014’te başlayan The Strain adlı televizyon dizisi ve geçtiğimiz haftalarda vizyona giren Crimson Peak ile şu sıra gündemden düşmeyen başarılı İspanyol yönetmenin yoğunluğu bitmek bilmiyor. Viyon tarihi henüz belli olmayan bir Pinokyo uyarlaması olan Pinocchio’nun senaryosu emanet edilen del Toro, ayrıca Pasific Rim’in ikinci ve Hellboy’un üçüncü filmi için çalışmalarını sürdürüyor. Bizler ise fantastik dünyanın vizyonu geniş başarılı İspanyol yönetmenin yeni projelerini merakla bekliyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/11/30/fantastik-dunyalarin-yonetmeni-guillermo-del-toro/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
