<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fargo &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/fargo/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2018 13:41:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Zaman anti-kahramanlarda&#8230; Fargo</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/07/17/zaman-anti-kahramanlarda-fargo/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/07/17/zaman-anti-kahramanlarda-fargo/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2014 13:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Fargo]]></category>
		<category><![CDATA[şenay tanrıvermiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=6793</guid>

					<description><![CDATA[Fargo sıradan insanın sistemle istem dışı kavgaya düşmesiyle kahramanlaşan bir karakterin etrafında gelişiyor. Martin Freeman’ın ezik/loser karakterine cuk oturan fiziksel özellikleri anlatının en güçlü malzemesi olarak dikkat çekiyor. Gerçek yaşam öyküsü olduğu bilinen metnin, son dönem popüler dizilere benzerliği ise çok net hissediliyor. Fargo’nun içinde True Dedective’in filozofundan, Breaking Bad’in mağdur katilinden, pek çok ana [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fargo sıradan insanın sistemle istem dışı kavgaya düşmesiyle kahramanlaşan bir karakterin etrafında gelişiyor. Martin Freeman’ın ezik/loser karakterine cuk oturan fiziksel özellikleri anlatının en güçlü malzemesi olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/fargo_tv_on_fx.0_cinema_1200.0.png"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-6795" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/fargo_tv_on_fx.0_cinema_1200.0-1024x576.png" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/fargo_tv_on_fx.0_cinema_1200.0-1024x576.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/fargo_tv_on_fx.0_cinema_1200.0-300x169.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/fargo_tv_on_fx.0_cinema_1200.0-768x432.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/fargo_tv_on_fx.0_cinema_1200.0-696x392.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/fargo_tv_on_fx.0_cinema_1200.0-1068x601.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/fargo_tv_on_fx.0_cinema_1200.0-747x420.png 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/fargo_tv_on_fx.0_cinema_1200.0.png 1200w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Gerçek yaşam öyküsü olduğu bilinen metnin, son dönem popüler dizilere benzerliği ise çok net hissediliyor. Fargo’nun içinde True Dedective’in filozofundan, Breaking Bad’in mağdur katilinden, pek çok ana akım suç filmindeki ayrılmaz belalı ikiliden ve tüm polisiye metinlerde bolca bulunan iyi, kötü, titiz, aymaz, umursamaz bir polis servisinden var Fargo’da. Var da var yani. Ezik, bastırılmış ve sürekli hor görülen kahraman ilk bölümden seri cinayetlere karışır, bulaşır ve bir anda katile dönüşür. Ancak kahramanın dönüm noktası olan cinayet aslında onun en büyük başarısıdır ve üzeceğine, korkutacağına, karakterle ayrı düşüreceğine direkt bir özdeşleşme sağlar. Sürekli kendisini aşağılayan, yetersizlik ve başarısızlıklarını yüzüne vuran karısını son derece ani bir hamleyle ve gayet plansız ve yine elbette eline yüzüne bulaştırarak öldürür. Son dönem dizi dünyasında fırtına gibi esen kaybetmişler kulübü karakterlerinden bir kahraman daha Fargo’yla hayatımıza girmiş olur.</p>
<p>Galiba seyircinin tuttuğunu koparan, uçan, kaçan, vuran, kıran, dürüst, yakışıklı, başarılı ve her türlü iyi özelliklere sahip karakterlerden bıkıldığı ya da gına gelecek kadar doyulduğu bir dönemden geçiliyor ve yapımcılar tabii ki bu nabzın farkındalar. Kahramanlık isteniyorsa başarıları tescilli tarihi dönem dizileri tercih ediliyor ve bugün ya da yakın tarihte yaşayan kahramanlardan destan yazması beklenmiyor. Fazlasıyla sıkışmış, beklentileri karşılayamayan, her şey varken hiçbir şey olamayan karakterler zamanından geçiliyor. Fargo karakterleri dönem özelliklerini en tipik ve kontörlü hatlarla taşıyorlar ve atmosferde karanlık, ışıksız, suni ve donuk sahnelerle içeriğe paralel bir yapıyla bütünleşiyor. Hemen her sahne dönemin ve bölgenin yalnızlığını, çıkmazını, yarına olan umutsuzluğunu işaret eden kodlarla zenginleşiyor. Yağan kar, donan yollar, buzlanmış nehirler ve sık sık anonsu duyulan fırtına anonslarına eşlik eden iç mekanlar gri, siyah, tekdüze ve neşesiz dekorasyonlarla tamamlanıyor. Dolayısıyla gerçekten yaşandığı dizinin bölüm başlarında hatırlatılan anlatının kurgulanmış atmosferi daha sıkıcı ve bunaltıcı bir etki yaratıyor. Çünkü biliniyor ki mahsusçuktan değil gerçekten yaşanmış olaylar, sadece isimler değiştirilerek hikayeleştirilmiştir. Orada doğası zor bir şehir, şartları insan doğasına ve yapısına zor işler, kirli meslekler ve tüm bunlarla iyilik ya da kötülükle baş etmeye çalışan insanlar var.</p>
<p>İşinde doğru dürüst satış yapamayan tutuk bir adam, erkek kardeşiyle sürekli kıyaslandığı ve her seferinde yenik çıktığı bir yarışmadan sonra sokakta tartaklanır ve eve geldiğinde bozuk çamaşır makinesini tamir edemediğinden karısı tarafından hakaret yağmuruna tutulur. Nasıl olursa olur, kahramanın nevri döner ve kadını susturmak için mi, yoksa direkt öldürmek için mi, kendisinin de bilemediği bir şekilde o tek hareketi yapar; kafasına indirir. Var oluşu en yakınındakinin ölümüyle ispatlanır adeta. Yaşasın artık yeni bir hayat başlar, en azından var oluşunun peşine düşülen, sorgulanan, aranan bir hayat başlar.</p>
<p>Günümüzde satış elemanlarının ne kadar sevilmediği, herkes tarafından terslendiği, kesin bir refleksle istenmediği zavallı kahramanımız yeni taktiklerle sevimli olmaya, ikna etmeye ve insanlara yaklaşmaya çalışır. Ne var ki yaptığı iş aslında yalancılıktır ve anlatının kahramanı sarsak, ağzı laf yapmayan ve kendi halinde bir adamcağız olduğundan onun doğasına iki kere aykırıdır. Foucault’nun deyimiyle uysallaşmış bedenlerden biri olan kahramanımız evlerinin bodrum katında aniden hiç de uysal olmayan bir davranışta bulunur. Aslında çok uysallaşmış bir mekanizmaya dönüşen insancıkların üzerine bazen o kadar çok gidilir ki, köşeye sıkıştırılan kedi gibi tırmalamaktan başka çaresi yoktur. Hiç tercih etmeyecekleri bir aksiyona neredeyse itilirler ve sonra devreye suç ve disiplin sistemi girer hemen. Yani suç işletilir, kovulur, kovalanır ve sonra yakalanıp cezalandırılırsınız. Böylece çarkların içinde Foucaultcu ikili ayrımlarda akıllı/deli, iyi/hastalık, masum/suçlu gibi etiketlerle uysallaşmış bedenler çiğnenir ve uyumlanırlar. Zavallı anti-kahraman ise beceriksiz olarak başladığı hayat yolculuğunda deli, hastalıklı ve suçlu olarak yaftalanır. Fargo’yu özellikle izlenir ve ilginç kılan da ortalama ve sıradan insanların gerçek yaşamlarını sinematografisi iyi bir kaliteyle ve doğru bir kurgulamayla inandırıcılığını bozmamasından geliyor. Üstelik bolca cinayetin işlendiği bu gerçek yaşam öyküsünde para veya herhangi bir maddiyat motivasyon sebebi olmuyor. Anlatı tamamen içsel çatışmalar üzerinden ilerliyor ki bu da çok alışıldık bir durum değil. Maddi çıkarları yüzünden değil inançları, düşünceleri ve duygusal boşlukları yüzünden cinayet işleyen kahramanlara pek rastlanmıyor. Ne de olsa Lester karısını öldürürken özür diliyor, Lorne ise basit cevaplarla derin mesajlar verirken hiçbir çıkar hesabı yapmıyor. Beceriksiz Lester’ın suçu Lorne’nin üzerine yıkmaya çalışması ise çıkarcı hesaplardan çok çaresiz korkaklığından geliyor.</p>
<p>Özetle abartıldığı kadar doyurucu olmasa da içinde son dönem anti-kahraman özelliklerinin hepsinden biraz barındırdığı için ve sıradan insanın baht dönüşünü işlediği için keyifle seyrediliyor.</p>
<p>ŞENAY TANRIVERMİŞ</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/07/17/zaman-anti-kahramanlarda-fargo/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu filmler nasıl Oscar almaz?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/03/15/bu-filmler-nasil-oscar-almaz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/03/15/bu-filmler-nasil-oscar-almaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Mar 2014 09:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[A Clockwork Orange]]></category>
		<category><![CDATA[Fargo]]></category>
		<category><![CDATA[Inception]]></category>
		<category><![CDATA[Raging Bull]]></category>
		<category><![CDATA[Taxi Driver]]></category>
		<category><![CDATA[The Elephant Man]]></category>
		<category><![CDATA[The Pianist]]></category>
		<category><![CDATA[The Shawshank Redemption]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=6416</guid>

					<description><![CDATA[Oscar tarihinde birçok film, yönetmen veya oyuncunun hakkının yendiğini görmek mümkün. Her şeye rağmen bu tercihleri eleştirsek de gelin hakkı yenen filmlerden ziyade “Bu filmler nasıl Oscar alamaz?” dedirten filmlere göz atalım. Oscar Ödülleri 2 Mart gecesi sahiplerini buldu. Steve McQueen’in son filmi 12 Yıllık Esaret (12 Years a Slave) yılın en iyi filmi olurken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oscar tarihinde birçok film, yönetmen veya oyuncunun hakkının yendiğini görmek mümkün. Her şeye rağmen bu tercihleri eleştirsek de gelin hakkı yenen filmlerden ziyade “Bu filmler nasıl Oscar alamaz?” dedirten filmlere göz atalım.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Raging_Bull_wallpapers_3685.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-6417" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Raging_Bull_wallpapers_3685-1024x640.jpg" alt="" width="696" height="435" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Raging_Bull_wallpapers_3685-1024x640.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Raging_Bull_wallpapers_3685-300x188.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Raging_Bull_wallpapers_3685-768x480.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Raging_Bull_wallpapers_3685-696x435.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Raging_Bull_wallpapers_3685-1068x668.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Raging_Bull_wallpapers_3685-672x420.jpg 672w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Raging_Bull_wallpapers_3685.jpg 1920w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<ol start="86">
<li>Oscar Ödülleri 2 Mart gecesi sahiplerini buldu. Steve McQueen’in son filmi 12 Yıllık Esaret (12 Years a Slave) yılın en iyi filmi olurken her zaman olduğu gibi tartışmaları da beraberinde getirdi. Zira Akademi üyelerinin kararları ve bu kararları dayandırdıkları gerekçeler senelerdir tartışılıyor. Kendi dinamikleri olan Akademi’nin verdiği ödüller tartışma konusu olduğu kadar, çoğu zaman da sinemaseverleri hayal kırıklığına uğratıyor. Her alanda olduğu gibi sinemaya da tamamen endüstriyel bir şov gözüyle bakan Amerikanların verdiği bu ödülleri çok ciddiye almamak gerekiyor. Ancak ne olursa olsun bu “Oscar”ın sinema açısından en prestijli ödül töreni olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu sebeple çok ciddiye almasak da Oscar’ı görmezden gelmek de mümkün değil. Tüm bu verileri bir araya getirdiğimizde Oscar tarihinde birçok film, yönetmen veya oyuncunun hakkının yendiğini görmek mümkün. Her şeye rağmen bu tercihleri eleştirsek de gelin hakkı yenen filmlerden ziyade “Bu film nasıl Oscar alamaz?” dedirten filmlere göz atalım.</li>
</ol>
<p><strong>Otomatik Portakal (A Clockwork Orange) (1971)</strong></p>
<p>Zamansız bir gelecekte, İngiltere’de geçen olaylarda bir grup gencin içindeki şiddet duygusunu bastırmak için devletin geliştirdiği deneysel metot ve bu gençlerin verdikleri tepkiyi konu alan film Anthony Burgess’in aynı isimli eserinden beyazperdeye Stanley Kubrick tarafından uyarlandı. En az ideolojisiyle çığır açan kitap kadar derin etki bırakan sinema uyarlaması çekildiği dönemin çok ilerisinde bir yapım olarak göze çarpıyor. Bugün hala her izlenişte aynı etkiyi yaratan 1971 yapımı film o sene En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil 4 dalda aday olduğu Akademi Ödülleri’nde sıfır çekerken En İyi Film Oscar’ına Philip D’Antoni’nin yönettiği The French Connection layık görüldü.</p>
<p><strong>Taksi Şoförü (Taxi Driver) (1977)</strong></p>
<p>Scorsese’nin yönettiği ve Vietnam Savaşı’nın izlerini silmeye çalışan bir taksi şoförünün normal hayata dönme çabasını konu alan Taksi Şoförü, Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilmesine karar verilmiş ancak bir Oscar heykelciği çok görülmüştür.</p>
<p><strong> </strong><strong>Fil Adam (The Elephant Man) (1980)</strong></p>
<p>David Lynch’in biyografik draması Fil Adam da Oscar’dan eli boş dönen filmlerden. Üstelik birçok major kategoride favori gösterilmiş olmasına rağmen aday gösterildiği sekiz kategoriden de ödül alamayarak Oscar tarihinin unutulmaz hayal kırıklıklarından birine imza attı. Victoria dönemi İngilteresi’nde ender görülen bir hastalık yüzünden ileri derecede fiziksel bozukluklara sahip olan John Merrick’in “Fil Adam” lakabıyla sirklerde, sokak gösterilerinde bir hayvan gibi kullanılmasını konu alan filmin aday olduğu sene ödüle Ordinary People layık görüldü.</p>
<p><strong>Kızgın Boğa (Raging Bull) (1980)</strong></p>
<p>Defalarca Oscar adayı olmuş olmasına rağmen sadece bir kez The Departed ile ödülü kucaklayan Martin Scorsese’nin yönetmen kategorisinde ilk adaylığı Raging Bull ile olmuştu. Kariyerine başladığı ilk yıllardan itibaren Fransız Yeni Dalgası’ndan etkilenen, özellikle Godard’ın tekniklerini kendine örnek alan Scorsese, Hollywood’u yeniden tetikleyen jenerasyona öncülük etmiş olsa da Akademi üyeleri tarafından çoğu zaman görmezden gelinmiştir. Sinema tarihinin en iyi spor filmlerinden biri olan Kızgın Boğa, Oscar’ı The Elephant Man gibi Ordinary People’a kaptırdı.</p>
<p><strong>Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) (1994)</strong></p>
<p>Başta IMDB olmak üzere birçok internet sitesinin kullanıcı oylarıyla belirlediği sinema tarihinin en iyi filmleri listesinin zirvesine oturan Esaretin Bedeli ilginçtir ki 7 dalda Oscar adayı olmasına rağmen bir tek ödül dahi kazanamamıştır. Stephen King’in kısa hikayesinden Frank Darabont tarafından beyazperdeye uyarlanan film sinema tarihinin pek tabii ki en iyi filmi değil, ancak Oscar kazanamamış olması hayal kırıklığı.</p>
<p><strong>Fargo (1996)</strong></p>
<p>Sinemanın dahi kardeşleri Ethan ve Joel Coen’in en iyi filmlerinden Fargo, En İyi Film kategorisinde henüz beş filmin aday gösterildiği dönemde heykelciği İngiliz Hasta’ya kaptırdı. Bir Coen kardeşler başyapıtı diyebileceğimiz filmin Oscar’ı olup olmaması mesele değil; ancak böyle bir filmin ödüllendirilmemiş olması yazıya başlarken kullandığım “Bu film nasıl Oscar alamaz?” cümlesini kullanmak için biçilmiş kaftan.</p>
<p><strong>Piyanist (The Pianist) (2003)</strong></p>
<ol start="2">
<li>Dünya Savaşı’nın sebep olduğu yıkımı Polonyalı bir piyanistin gözünden anlatan 150 dakikalık film, hem Adrien Brody’ye hem de filmin yönetmeni Roman Polanski’ye ilk Oscarlarını kazandırdı. Lakin, genel olarak çok iyi filmlerin olmadığı bir yarış olmasına rağmen Piyanist ne yazıktır En İyi Film kategorisinde ödüllendirilmedi ve bu listede kendisine yer buldu.</li>
</ol>
<p><strong>Başlangıç (Inception) (2010) </strong></p>
<p>Sinema sanatının ne kadar sınırsız ve ne kadar evrensel olduğunu bir kez daha kanıtlayan Başlangıç En İyi Film dahil 8 dalda aday olduğu Akademi Ödülleri’nden dört ödülle dönmeyi başarsa da En İyi Film ödülüne o sene anlamsız şekilde The King’s Speech layık görülmüştü. Zira Sosyal Ağ, Dövüşçü ve Siyah Kuğu gibi birbirinden başarılı filmler varken ödülü The King’s Speech gibi vasat üstü bir filme kaptırmak Christopher Nolan için büyük hayal kırıklığı yaratmış olsa gerek.</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/03/15/bu-filmler-nasil-oscar-almaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
