<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ertuğrul Karslıoğlu &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/ertugrul-karslioglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 12 Aug 2018 09:30:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Yüzyılın Belgeseli Ertuğrul Karslıoğlu</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/yuzyilin-belgeseli-ertugrul-karslioglu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/yuzyilin-belgeseli-ertugrul-karslioglu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2017 09:25:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[belgeselci]]></category>
		<category><![CDATA[Ertuğrul Karslıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<category><![CDATA[yüzyılın belgeseli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9779</guid>

					<description><![CDATA[Belgeselin konu edindiği gerçeğin fiyatı olmaz, satın alamazsınız! “Çok ilginç” yapımlar belgesel adı altında izlettirilmeye çalışılıyor. Günü birlik çekilen sudan konular, magazine kaçan komik olaylar, haber dosyalar belgesel değildir. Türkiye’de belgesel sinema denince akla ilk gelen isimlerden biri: Ertuğrul KARSLIOĞLU. 1995’de sinemanın 100. yılı nedeniyle Keçenin Teri belgeseliyle “Yüzyılın Belgeseli” ödülünü alan üç yönetmenden biri olan ustayı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Belgeselin konu edindiği gerçeğin fiyatı olmaz, satın alamazsınız!</em><em><br />
“Çok ilginç” yapımlar belgesel adı altında izlettirilmeye çalışılıyor. Günü birlik çekilen sudan konular, magazine kaçan komik olaylar, haber dosyalar belgesel değildir.</em></p>
<figure id="attachment_9781" aria-describedby="caption-attachment-9781" style="width: 696px" class="wp-caption alignnone"><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ertuğrul-karslıoğlu.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-large wp-image-9781" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ertuğrul-karslıoğlu-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ertuğrul-karslıoğlu-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ertuğrul-karslıoğlu-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ertuğrul-karslıoğlu-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ertuğrul-karslıoğlu-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ertuğrul-karslıoğlu-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ertuğrul-karslıoğlu-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ertuğrul-karslıoğlu.jpg 1488w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><figcaption id="caption-attachment-9781" class="wp-caption-text">SAMSUNG CAMERA PICTURES</figcaption></figure>
<p><strong>Türkiye’de belgesel sinema denince akla ilk gelen isimlerden biri:</strong><strong> </strong><strong>Ertuğrul KARSLIOĞLU</strong><strong>. 1995’de sinemanın 100. yılı nedeniyle Keçenin Teri belgeseliyle “Yüzyılın Belgeseli” ödülünü alan üç yönetmenden biri olan ustayı dergimizin 100. sayısında ağırlamak bizim için ayrıca anlamlı oldu. Bir yandan üniversitede Belgesel Sinema ve Sinema Dili üzerine dersler. Bir yandan yeni belgeseli Sonsuzluğa Mühürlenen Kentler Mardin-Matera’nın çekimleri, bir yandan festivaller, jüri başkanlıkları, paneller, söyleşiler, yeni projeler derken nihayet 100. sayımızda buluşabildik.</strong></p>
<p><strong>Sizin TRT’de bu işe başladığınız yıllarda belgesel algısı nasıldı? Bugün belgesel</strong><strong><br />
denince akla “hayvanlar” geliyor çoklukla?</strong></p>
<p>70’li ve 80’li yıllarda belgesel filmlerin çoğunluğu  insana dayalı<br />
yapımlardı. Sinemalarda belgesel gösterim yok denecek kadar azdı.<br />
Televizyonun neredeyse her eve girmesiyle önce yabancı belgeseller ve<br />
daha sonra da yerli belgeseller izleyiciye ulaştı. Geniş halk<br />
kitlelerinin  kendi gerçeklerini görüp, tarihine, yaşadığı coğrafyaya,<br />
bu coğrafyada oluşan kültürlere ilişkin bilgileri arar duruma<br />
geldiğini fark etmemiz uzun sürmedi. İzleyicinin halen o dönemlerin<br />
belgesellerini anımsamasının bir nedeni de bu olsa gerek. Bizim dönemde TRT’de hayvan belgeseli çekildiğini anımsamıyorum. Şimdilerde çekiliyor galiba. İyi de oluyor. Ancak  nedense şimdi belgesel denince hayvan belgesellerinin akla gelmesi, halkı tanımamaktan geliyor. Ne demek bu. Şu demek; yapılıp yayınlanan yüzlerce<br />
belgeselden çok azı izleyiciye ulaşıyor! Geriye kalan ürünlerin çoğu araştırma yapılmadan, sığ bilgilerle bir-iki günde çekilip, takla attırılarak kurguladıklarını sandıkları sıradan işler oluyor. Ve bu filmleri yayınlayanlar da, yılların verdiği deneyimle belgeseli ciddiye alan, düzeyini anlayan, içeriği algılayan düzeyli bir izleyici kitlesinin farkında değiller.</p>
<p><strong>Yani düzeyli izleyici kitlesi es mi geçiliyor? Öte yandan yeni belgesel seyircisi yetiştirilmiyor mu diyorsunuz?</strong></p>
<p>E biraz öyle değil mi Semra! Belgesel diye yayınlananlara bir baksana! Oysa izleyici 70’li yılların başından itibaren uzun süre kaliteli yapımlarla beslendi. En azından bilinçli bir belgesel izleyici kitlesine dönüştü. Belgeselin ne olup olmadığı konusunda bilgi sahibi oldu. Ama görüyor ve izliyorum, çok ilginç yapımlar belgesel adı altında izlettirilmeye çalışılıyor. Günü birlik çekilen sudan konular, magazine kaçan komik olaylar, haber dosyaları (burada şunu belirteyim haber dosyaları gerçekten çok kaliteli televizyon yapımlarıdır ama belgesel değil)… Bu yayınları genç nesil, belgesel film, belgesel sinema buymuş diye izliyor ve gerçek belgesel algısı da yavaş yavaş güme gidiyor!</p>
<p><strong>O zaman “kitap okurum, müzik dinlerim belgesel izlerim” diyen seyirciye ne diyelim? Kızmayalım mı onlara? </strong></p>
<p>Kızmamalıyız! Çünkü  kaliteli, anlayan, bilen bir seyirci kitlesinin yetişmesi hiç kolay olmadı ülkemizde.</p>
<p><strong>Belgesel Sinemamızın bugünkü durumunu nasıl</strong><strong><br />
değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Çok üretim var, birçok TV  kanalı belgesel<br />
yayınlıyor. Bazı kanallar yayınlamak zorundalar! İşte sorun bu nedenle<br />
ortaya çıkıyor! Ne demek illa belgesel yayınlayacağım. O saati şu<br />
içerikli belgeselle dolduracağım. Allah Allah. Ne bu be, boyahane<br />
küpü mü daldır çıkar belgesel olsun.<br />
Araştırmadan, bilgi ve belgelere ulaşmadan, zamanı, ışığı beklemeden<br />
kısacık bir sürede çekip yayınlamak belgesel oluyor ise biz şimdiye<br />
dek belgesel yapmamışız!<br />
Çok az paralara belki de insanlığın geçmişine ilişkin bir tarihsel<br />
olayı aydınlatacak belgeyi kamuoyuna  sunacak belgesele üç otuz para<br />
vererek o konunun yalap şap hazırlanmasına ve tabii ehil olmayan ellerde yok olmasına neden olunuyor..<br />
Ancak çok üretimin olması başarısız, derdini anlatamayan işlerin<br />
yanında, iyi olan belgesellerin de artmasını sağlıyor şüphesiz. Bir süreden beri oldukça yetenekli genç yönetmenler yetişti. Çok başarılı belgesel yaptılar. Yapıyorlar. Belgesel sinema örneklerine tanık oluyoruz. Bu genç yeteneklerden Kurtuluş Özgen, Hasan Basri Özdemir, Musa Ak, Turgay Kural, Tayfun Belet, Muhammed Beyazdağ, Murat Türten ve daha sayamadıklarım…</p>
<p><strong>Sizin belgesel algınız, olmazsa olmazlarınız neler? Belgeselle kurmaca arasındaki ince çizgi ne sizin için?</strong></p>
<p>Ben belgeseli, “gerçeği yaratıcı bir biçimde yorumlayan”lardanım. En azından belgesellerimde işin yaratıcılık yanına ağırlık verenlerden. Tanımlamam böyle. Senin de bildiğin gibi bu Grierson’un 1930’larda belgeseli tanımladığı tümce. Gerçeğin peşindeyken<br />
görselliğe aşırı özen göstermek, kurguyu kes-yapıştırın ötesinde<br />
düşünmek, müziği, efekti, varsa metni bir bütünlük oluşturacak biçimde<br />
oluşturmak&#8230; Olmazsa olmazlar diyorsun ya işte bunlar.<br />
Gelelim kurmacayla belgesel film arasındaki temel ayırıma. Kurmaca<br />
adından da anlaşılacağı üzere yazarın, senaristin ya da yönetmenin<br />
hayal dünyası, fantezisinin ürünü iken belgesel yaşadığımız gerçeğin<br />
kendisi. Kurmaca filmde hayallerin sınırını bile zorlayarak ötesine<br />
geçebilir, istediğiniz biçimde izleyeni yönlendirebilirsiniz. Ya da<br />
eğlendirebilir, korkutabilirsiniz. Belgesel de ise karşınızda duran<br />
gerçeğin özüne dokunmadan, bozmadan, eğer içinde gerilim, acı, eğlence yani ne demek istiyorsa gerçek, onu bulup çıkarmanız lazım. Temel fark bu.<br />
Hayal kurmak bedava ama hayalinizi film yapmak çok pahalı. Kolay mıdır<br />
uzay gemileri inşa edip uzaydaymışçasına dolaştırmak! Ya da ortaçağ<br />
şatosunda bir entrikayı anlatmak. Ciddi finans gerektirir hayalin<br />
gerçekleştirilmesi. Belgeselin böyle bir derdi yok! Derdi var ama<br />
bunlar değil. Onu bulmak ortaya çıkarmak için ne kadar masraflı<br />
araştırma ve çekimler yaparsanız yapın, uzay gemisi ya da istasyonu<br />
tasarımı için sarf edilen paranın yanında belgesele harcanan paranın<br />
esamesi okunmaz. Ancak belgeselin konu edindiği gerçeğin fiyatı da<br />
olmaz, satın alamazsınız! O gerçek sosyolojik bir vaka ise yüzyılların<br />
imbiğinden süzülerek gelmiştir. Hayal değil yani.<br />
İzleyiciye gelince, kurmacanın izleyicisi tabii ki daha fazladır çünkü<br />
hayal pazarlıyor kurmaca.</p>
<p><strong>Keçenin Teri belgeselinizin sırrı neydi? Neden bu kadar çok</strong><strong><br />
sevildi ve sahiplenildi? </strong></p>
<p>Keçenin Teri belgeseli yaptığım tanımın tam karşılığı<br />
bence! Bu kadar çok tutulmasının, sahiplenilmesinin bir kaç nedeni<br />
var. Bunlardan önemlilerini sıralayacak olursam ilk sırayı akıtılan<br />
emek ve alın teri alır. Bu üretim biçimi izleyende şok etkisi yaratır.<br />
Keçecilerin keçeyi hamamda döverken canını dişine takarak akıttığı<br />
terin her damlası izleyenin yüreğine damlar gibidir. Özgün bir üretim<br />
biçiminin son demleriydi. Yıl 1989. Urfa’da çekmiştik. Şimdi artık böyle keçe üretilmiyor. Ve tabii belgesel sinemaya örnek olarak alınabilir Keçenin Teri.</p>
<p>Biz  bunu 16 mm çektik, ses ve efektleri Nagra ses aletiyle kaydettik. Keçe döverken çıkarılan sesler gerçekten insanların içini titretti. O sesi bir çok yerde duyabilirsiniz. Dayak yerken, dayak atarken, odun kırarken, ya da seks yaparken… O sesi ilk duyduğumda benim de tüylerim diken diken olmuştu ve bunu seyirciye geçirdik. O ter damlarını, o sesleri seyirci kendi bedeninde hissetti adeta.</p>
<p><strong>Bir nevi hayatın sesi ve görüntüsüydü, mücadelenin sesiydi, resmiydi belki de seyirci için. Herkesi bir yerlere götürdü.</strong></p>
<p>Evet gerçekten öyle. Zaten hikâyesi çok etkileyici. Suyla Gelen Kültür’ü çekerken öğretmen evinde kalıyorduk. Bir arkadaşın horlamasından uyuyamamış dışarı çıkmıştık. Öğretmenevinin gece bekçisi (filmde keçeyi yapan genç) dedi ki “Ertuğrul ağabey niye keçeciler hamamına gelip keçeyi çekmiyorsunuz ?” Sanat danışmanımız rahmetli Mehmet Avcıdırlar, aslında gidip araştırma yapmış ve “çok fazla bişey yok” diye bana bilgi vermişti. Anladığım kadarıyla hamama girer girmez dışarı fırlaması bir olmuş. Ve burada zor çalışılır diye de bilgi vermişti bana. Çünkü 40 derece sıcak ve nemli bir hava ve havadaki kıl parçaları insanın nefes almasına engeldi gerçekten.  Öğretmenevi gece bekçisinin anlattıklarını dehşet ve merakla dinledim, sabahı zor ettim.  Ertesi sabah ilk işimiz oraya, hamam gitmek ve o inanılmaz üretimi görmekti. Ve çekmeye karar verdik. Bir konsept oluşturdum. Bu son keçe ustaları görsel olarak bize keçenin nasıl yapıldığını anlattılar. Hiç sözsüz, müzik ve efektle bu hikâyeyi belgesel film haline getirdik.</p>
<p><strong>En beğendiğiniz belgeseller, belgeselciler, belgesele çaba</strong><strong><br />
harcayan, anlam katanlar  kimler?</strong></p>
<p>Yabancılardan söz edecek olursak hemen söyleyeyim Ron Fricke ve<br />
belgeseli Baraka! Bana göre dünyanın şimdiye dek yapılmış en başarılı<br />
belgeseli. Jacques Cousteau, Jean Vigo. Michelle Moore..</p>
<p>Türk belgeselcilerine gelince az önce sözünü ettiğim gençlerin yanında<br />
rahmetli Suha Arın olmak üzere, Hasan Özgen, Sen yani Semra Güzel Korver, Kerime Senyücel, Yılmaz Yıldırım, Cemallettin İrken , Savaş Karakaş gibi değerler var.. Bu ve adını sayamadığım değerlerin her biri ele aldıkları konularla, yaşadığımız hayatın gerçeklerine, dününe, bugününe, ya da onlarca metre derinliklerde bir batığın içinde tarihin karanlığına ışık tutmaya çalışıyorlar. Ya da Nezih Ünen gibi bir yönetmen çıkıp mükemmel bir yöntemle ‘Anadolunun Kayıp Şarkıları’nı belgesel dönüştürüyor. Bu coğrafyada, binlerce yıldan beri süregelen kültürlerin izini sürüyor, buldukları her bilgiyi bizimle paylaşıyorlar. Artık yaşam biçimi olan belgeselciliklerini sürdürmeye çalışıyorlar. Çoğu da sadece yaptığı belgeselin getirisiyle yaşamaya çalışıyor.  Araştıran, belge, bilgi toplayan ve sonra yol haritası çıkararak çekimlerini sürdüren belgeselcilerin desteğe ihtiyacı var. Önlerinin açılması, desteklenmesi ve sonrasında da özgürce belgesellerini üretmesi gerekir kanaatindeyim. Bu deneyimli belgeselcilerin toplumun hafızasını oluşturduğunu unutmayalım..</p>
<p><strong>Belgesel neden hep sinemanın üvey evladı olarak kaldı. Televizyonlara, sinema salonlarına, festivallere baktığımızda resim net aslında. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet öyle. Özellikle de bizim ülkede üvey evlat muamelesi görüyor<br />
belgesel yapımlar. Nedenlerden birisi, içine reklam alamaması! Özel televizyon kanalları tam bir ticarethane olarak çalıştığından, belgesele ayıracağı kotayı çok ucuza kapattığı bir abuk yapımla geçiştiriyor. İnsanlığın en değerli özelliği olan düşünme özgürlüğüne fırsat tanımayan, rekabetin ve kazancın öne çıktığı yapımlarla 24 saati dolduruyorlar. Böylesi bir çalışma belgeselin ruhuna aykırı. Belgeselde yola çıkılırken hiçbir şeyi aceleye getiremezsiniz. Galiba bu çalışma yöntemi de zamanla yarışanlara(!) lüks geliyor. Geriye iki kanal kalıyor bir de festivaller… Bu iki kanalın kapısından dönen deyim yerindeyse, çiçeği burnunda genç belgesel yönetmenleri tanıyorum! Yazık!</p>
<p>Festivaller ise bu genç yeteneklerin gerçekten çok sınırlı olanaklarla filmlerini gösterdiği neredeyse tek yer. Ayrıca usta sinemacılarla tanıştıkları, tartıştıkları bilgi alışverişinde bulundukları ortam festivaller. Bazı yazar arkadaşlarımızın “böyle yapılacaksa hiç yapılmasın” kabilinden serzenişlerde bulunduğu festivallerden söz etmiyorum tabii ki. Ancak küçük- büyük tüm festivallerin yapılmasının, genç yapımcı-yönetmenlere sağladığı yararı, bugün adını andığım-anamadığım genç yönetmenlerin başarılarında görmek mümkün.</p>
<p>Açıklanması gereken daha çok şey var belgesel üzerine Semra. Örneğin nelerin belgesel sinema olduğu. Sonra hangi yapımların belgesel olmadığı, kimlerin belgeseli nerelere sürüklediği, içerikler ve sinema anlatım yöntemleri&#8230; İstersen Semra’cığım bunları daha sonraki bir söyleşiye bırakalım.</p>
<p><strong>Daha yeni belgeseliniz Sonsuzluğa Mühürlenen Kentler Mardin &#8211; Matera belgeselini konuşmadık ama. Biliyorum kurgusu yeni bitti.</strong><strong> </strong></p>
<p>Gösterime girdiği vakit konuşuruz.</p>
<p><strong>Ne zaman gösterim?</strong></p>
<p>Önümüzdeki aylarda Ankara, İstanbul, Mardin ve Matera’da(İtalya) gösteriminin yapılacağını tasarlıyoruz. Şimdiden davetlisin Semra.</p>
<p><strong>Teşekkürler. Merakla bekliyorum. O zaman gösterime girdiğinde hem bu yeni belgeseli konuşur  ve hem de belgesel sinema üzerine sohbetimize kaldığımız yerden devam ederiz&#8230;</strong><strong> </strong></p>
<p>Tamamdır, anlaştık.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/yuzyilin-belgeseli-ertugrul-karslioglu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğrencileri yetiştirmenin yolu set ortamlarından geçer</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/ogrencileri-yetistirmenin-yolu-set-ortamlarindan-gecer/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/ogrencileri-yetistirmenin-yolu-set-ortamlarindan-gecer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2015 18:41:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Ertuğrul Karslıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7730</guid>

					<description><![CDATA[Nisan ayının ortalarında çok sevdiğim hocam Ertuğrul Karslıoğlu’ndan güzel bir teklif aldım. Reklamlardan Mümkünlü kasabası olarak bildiğimiz Taraklı Belediyesi’nde öğrencilerinden birinin bitirme tezi olarak bir belgesel olarak çekeceklerdi. Ertuğrul hocam, benim de gelmemi istedi. Seve seve kabul ettim. Zira Ertuğrul Karslıoğlu, başta “Keçenin Teri” belgeseli olmak üzere birçok önemli yapıma imza atmış, belgeselci, televizyon yapımcısı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nisan ayının ortalarında çok sevdiğim hocam Ertuğrul Karslıoğlu’ndan güzel bir teklif aldım. Reklamlardan Mümkünlü kasabası olarak bildiğimiz Taraklı Belediyesi’nde öğrencilerinden birinin bitirme tezi olarak bir belgesel olarak çekeceklerdi.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7732" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100-1920x1080.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20150418_140100.jpg 2048w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Ertuğrul hocam, benim de gelmemi istedi. Seve seve kabul ettim. Zira Ertuğrul Karslıoğlu, başta “Keçenin Teri” belgeseli olmak üzere birçok önemli yapıma imza atmış, belgeselci, televizyon yapımcısı, programcısı ve eğitmen kimliğiyle ülkenin önde gelen kültür sanat adamlarından biri. Sadece bu kadarla kalmıyor. Birçok festivalin danışmanlığını ve jüri üyeliğini üstlenmiş bir usta. Son yıllarda festival arkadaşlığımız o kadar keyifli bir hal aldı ki, onun bulunduğu festivaller kendi adıma bir başka güzel geçmekte. Birçok festivalde de onunla aynı jüri kadrosunda bulunmak da ayrı bir onur benim için. Zira sizden yaşça çok büyük birinin, kendi çevresine tanıştırırken sizden ‘dostum’ diye bahsetmesi de apayrı bir şeref. Umarım daha uzun yıllar bu dostluğumuz, abi-kardeş, usta-çırak ilişkimiz devam edecek.</p>
<p>Gelelim Taraklı beldesi ve çekilen belgesele… Ertuğrul Karslıoğlu’nun şu an eğitim verdiği Yeni Yüzyıl Üniversitesi öğrencilerden oluşturduğu bir ekip, yörenin, hatta ülkenin en önemli hattatlarından biri olan Saim Özel’in belgeselini hazırladı. Yazar, düşünür Fahri Tuna, Saim Özel’i şu sözlerle anlatıyor; “Hattat Saim Özel, hafız bir babanın tek çocuğu olarak 1919&#8217;da doğdu. İstanbul&#8217;un ünlü camilerinde kırk üç sene müezzinlik, imamlık, baş imamlık yaptıktan sonra en son da İstanbul&#8217;daki dini mimarinin zirvesi Süleymaniye Camiinde baş imamlıktan emekli oldu. 1940&#8217;ların Türkiye&#8217;sinde hat sanatı &#8216;büyük bir kuraklık&#8217; yaşamakta, adeta can çekişmekte; hat üstatları bir bir terk-i diyar eylemekteydiler. Hat&#8217;tın can çekiştiği &#8216;zor&#8217; bir zamanda yönelir hat&#8217;ta genç Hafız Saim. On yıl süreyle &#8216;misafir öğrenci&#8217; statüsüyle -bugünkü- Mimar Sinan Üniversitesi&#8217;ne devam eder. Hattat Saim Özel. &#8216;Güneşi ceketinin astarında kaybeden&#8217; bir kuşağın şanslılarındandır.&#8217; Bu sözlerden de anlaşıldığı üzere Saim Özel’in yöre halkı için önemi büyük. Kendine ait eserlerin bir bölümü de Taraklı’daki kültür evinde halen misafirlere sergilenmekte.</p>
<p>Taraklı ise muazzam bir yer. Ankara ve İstanbul’a eşit mesafede, şirin bir kasaba. Yeşillikler içinde, enfes konakları, tarihi evleri, birbirinden lezzetli yemekleri ve misafirperver halkıyla oraya adımını ilk kez atan herkesi kendisine aşık ediyor. Beldenin ismi başta şimşir ağacı olmak üzere tahtadan yapılan taraktan geliyor. Usta el işçilerinin -ki sayıları gün geçtikçe azalmakta- tahtadan oydukları tarak, kaşık, bıçak, çatal …vs. uzun yıllar Taraklı sakinlerinin geçim kaynağı olmuş. Bunların yanı sıra enginar ve çileğin yetiştiği en güzel topraklar da Taraklı’ya ait. Belediye başkanı Tacettin Özkaraman, yöre halkı tarafından sevilen sayılan ve hoş sohbet biri. Alışılagelmiş, devleti simgeleyen, asık suratlı başkanlardan değil. Halkın içinden gelen, sözünüze kulak veren, birbirinden eğlenceli anılarıyla sizleri kahkahaya boğan bir başkan. Taraklı’ya katkıları, kültüre, sanata ve geleneklere verdiği önemle Özkaraman, Karslıoğlu ve ekibini de büyük bir coşkuyla ağırladı çekimler süresince.</p>
<p>Taraklı’ya ve halkına dair es geçilmemesi gereken bir nokta da ‘yalaza’ mevzusu. İnce espri, nazik komedi, tadında ironi, birisini işletmek, şaka yapmak gibi tanımları harmanlamak bile tam olarak yalaza kavramını açıklayamaz, ama elimden gelen bu. Yörede neredeyse herkes yalazayı günlük hayatının vaz geçilmez bir parçası olarak kullanıyor. Özellikle kasabaya yeni gelenlere organize olarak bir şaka düzenleyebiliyorlar. Kamera şakasının kamerasız hali de denebilir. Tabi yine de bu mevzunun kafanızda tam olarak oturması için birkaç gün orada kalmanız gerekir diye düşünüyorum.</p>
<p>Ben son iki gün yanlarındaydım ama belgeselin çekimi yaklaşık dört gün sürdü. Ertuğrul Karslıoğlu’nun danışmanlığında, İrem Yavuzer’in yönetmenliğinde on kişilik bir ekiple çekildi belgesel. Filmin görüntü yönetmenliğini ise Sinan ve Serkan Can kardeşler üstlendi. Hattat Saim Özel’in yakınları ve yöre halkının tanıklıklarıyla şekillenen belgeselde Taraklı’nın güzellikleri de kayda alındı. Mayıs ayında yine Taraklı’da yapılacak bir galayla ilk kez seyirci karşısına çıkacak olan belgeselle ilgili Ertuğrul Karslıoğlu ve yönetmen İrem Yavuzer’in görüşleri ise şöyle;</p>
<p><strong>Ertuğrul Karslıoğlu:</strong> “Uzun süredir üniversitede çocukları belgesel sinemaya hazırlıyorum. Bunun için de sürekli pratik yapmak, yaptırmak gerekiyor. Bu belgesel de onlardan biri. Yeni Yüzyıl Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin bir kısmıyla Taraklı’ya bir belgesel çekimi için gezi düzenledik. Taraklı belediye başkanı Sn. Tacettin Özkaraman’ın da büyük katkıları var bu gezide. Öğrencileri yetiştirmenin bana göre doğru yolu, onları böyle set ortamlarında pişirmekten geçiyor. Bu benim yıllardan beri denediğim bir şey. Ders verdiğim tüm okullarda bunu yaptım. Neden Taraklı dersen? Taraklı hem metropole çok yakın bir kasaba hem de aslında fersah fersah uzak. Kendi gelenekleriyle yaşayan, çağdaşlığı bir taraftan sürdürülebilen, özellikle mimari konusunda zengin ve de iyi anlamda yavaş gelişen yörelerimizden biri. Mesela burada bir fenerli (cihannümalı) ev var; benim bildiğim kadarıyla Türkiye’de bir Sivas Divriği’de var. Bir de burada gördüm böyle bir evi. Çok da güzel restore edildi. Bu bölge bildiğiniz gibi Mümkünlü kasabası reklamından sonra da oldukça ünlendi. Hafta sonları yerli turist akınına uğruyor. Buraya şimdiye kadar üç defa belgesel çekimine geldim. İlkinde 24 öğrenci getirdim. “Taraklı’da Mühürlenmiş Zamanlar” adlı bir belgesel çektik. Birçok ödül aldı o film. Ardından buradaki Gündoğan köyünde yaşayan bir demir ustası olan Güray ustayı anlatan bir belgesel için gelmiştik. İstanbul’un keşmekeşinden bu muhteşem beldeye gelen öğrenci bir yandan buranın gelenekleriyle tanışırken bir yandan da açı, ölçek, ışık kullanımını bire bir uygulayarak çekimlerde öğreniyor. İstanbul’da iki yılda öğrendiklerini burada neredeyse dört günde tamamlamış oluyoruz. Güzel işler de çıkıyor.”</p>
<p><strong>İrem Yavuzer:</strong> “Bu çektiğimiz belgesel, profesyonel anlamda yaptığım ilk belgesel. Belgeselle Ertuğrul hocam sayesinde tanıştım ve gerçekten de vizyonumu açtığını düşünüyorum. Belgesel diğer sinemasal anlatılara çok benzemiyor, ayrı bir dünyası var. Taraklı, insanları, yapısı, sokakları gereği tam belgesellik bir ortam. Biz de burada olmaktan ve bu belgeseli hazırlamaktan çok mutluyuz.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/ogrencileri-yetistirmenin-yolu-set-ortamlarindan-gecer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
