<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>#Dirensinema &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/dirensinema/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Aug 2018 10:01:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Yalansız dolansız, samimi ve aydınlık festivaller…</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/01/04/yalansiz-dolansiz-samimi-ve-aydinlik-festivaller/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/01/04/yalansiz-dolansiz-samimi-ve-aydinlik-festivaller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2017 09:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[3.Uşak Kanatlı Kısa Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9594</guid>

					<description><![CDATA[Festvallerin ardı arkasına iptal edildiği, ertelendiği günlerde hakkıyla ve adil bir şekilde devam eden festivaller candır! Hani bazen olur ya biri size perdeyi aralar ve aydınlığı sunar. Belki uç bir örnek oldu ama 3.Uşak Kanatlı Kısa Film Festivali böyle bir duygu yarattı bende. Festival yönetmeni Araştırma Görevlisi Onur Keşaplı beni arayıp bu sene festivalin jürisinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Festvallerin ardı arkasına iptal edildiği, ertelendiği günlerde hakkıyla ve adil bir şekilde devam eden festivaller candır! Hani bazen olur ya biri size perdeyi aralar ve aydınlığı sunar. Belki uç bir örnek oldu ama 3.Uşak Kanatlı Kısa Film Festivali böyle bir duygu yarattı bende. Festival yönetmeni Araştırma Görevlisi Onur Keşaplı beni arayıp bu sene festivalin jürisinde olmamı istediğinde koşulsuz şartsız kabul ettim. Hem kısa filme hem de üniversitelilerin çabasına destek olmak her zaman iyi hissettiriyor insana. İşlerimi yoluna koymak, üç günlük festivale gitmek için uygun günü yaratmak biraz zorlu olsa da beni bekleyen üniversitelilerin arasına karışmak bir hayli iyi geldi bana. Uşak gibi küçük şehirlerde hem bir şeylere tutunmak daha anlam kazanıyor hem de daha zorlu bir hale geliyor. Ortada güzel bir çaba olduğu ise aşikar.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/uşak-kanatlı-afiş.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-9596 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/uşak-kanatlı-afiş-212x300.jpg" alt="" width="212" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/uşak-kanatlı-afiş-212x300.jpg 212w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/uşak-kanatlı-afiş-696x984.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/uşak-kanatlı-afiş-297x420.jpg 297w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/uşak-kanatlı-afiş.jpg 702w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" /></a></p>
<p>Festivali bir yerinden yakalamak, ucundan tutunmak isteyen üniversiteli çocukların mükemmele yakın bir program yaptıkları festivalde her şey tıkır tıkır işledi, aksaklıklar olduysa da biz fark etmedik. Filmleri önceden izlediğimiz için bir jüri toplantısıyla sonuca ulaştık. Diğer jüri üyeleri Dilek Tunalı ve Ufuk Aksoy ve ben alanlarımızla ilgili atölye ve söyleşiler yaparak gençlere bir nebzede olsun destek çıkmaya çalıştık.</p>
<p>Tabii büyük bir kadro değişikliğine gidilen üniversitelerde bu tarz etkinlikleri yapabilmek için büyük bir uğraş verildiğini öğreniyoruz. Onur Keşaplı’nın Festival Başkanı Doç. Dr Murat Sezgin’in desteğini de alarak (başka hocaların neredeyse desteği yok) bu yıl üçüncüsünü yaptığı festivalde etkileşim mükemmeldi. Diğer jüri üyeleri Tamer Levent ve Gökçe Pehlivanoğlu’nun katılamadığı festival, onlar da olsa bayağı ivme kazanacaktı. Zaten festival ortamıda olmak festivale destek ve yapılmasına olanak sağlayıcı şeylerden biri. En azından bu bize öğrencilerin ilgisiyle fazlaca hissettirildi. O yüzden orada bulunduğum ve ekibe destek olduğum için ayrıca mutluluk hissettim. Elimden geldiğince de desteğe devam edeceğim. Açık, şeffaf, özverili, yalansız dolansız, samimi ve aydınlık festivaller her zaman yapılsın, en büyük destek benden onlara!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/01/04/yalansiz-dolansiz-samimi-ve-aydinlik-festivaller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hey gidi ‘Koca Dünya’…</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/hey-gidi-koca-dunya/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/hey-gidi-koca-dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 09:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[Adana Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9230</guid>

					<description><![CDATA[Kimse kendisi için festival yapmıyor, herkesi memnun etmek imkansız ama festivallerin misyonlarından birinin de arabulucu olmak ve aynı zamanda özgürlüğü savunmak olduğunu bir kez daha hatırlatalım! Sanat ve sanatçı özgün ve özgür olmalı, tıpkı Tarık Akan gibi… Banu Bozdemir Adana Film Festivali sona ermişken aklımda tüm festivallere ilişikin birikmiş düşünceleri de bu vesileyle ortaya koyayım [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kimse kendisi için festival yapmıyor, herkesi memnun etmek imkansız ama festivallerin misyonlarından birinin de arabulucu olmak ve aynı zamanda özgürlüğü savunmak olduğunu bir kez daha hatırlatalım! Sanat ve sanatçı özgün ve özgür olmalı, tıpkı Tarık Akan gibi… </strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9231" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597-1024x540.jpg" alt="" width="696" height="367" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597-1024x540.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597-300x158.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597-768x405.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597-696x367.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597-1068x563.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597-796x420.jpg 796w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597-1920x1013.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Atlantik_Koca_Dunya_DCP_Reel_1_00117597.jpg 2048w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Banu Bozdemir</strong></p>
<ol start="23">
<li>Adana Film Festivali sona ermişken aklımda tüm festivallere ilişikin birikmiş düşünceleri de bu vesileyle ortaya koyayım dedim&#8230;
<p>Adana&#8217;da hepimizin dikkatini çeken şeylerden biri de basından gelen arkadaşların sayısı idi. Şu an için yazan, yazmayan, festivallere ya da sinema yazarlığına ucundan bucağından bulaşmış herkesin festivalde olmasıydı ki bu Adana Film Festivalini bu anlamda bir kez daha takdir etmemi sağladı. Ülkemizin geçtiği süreç herkesi değişik eleştiri ve destek platformlarına yönlendirdi. Benim bakış açım tıpkı santçılar gibi gazetecilerin de eleştirme ve övme haklarının saklı olması yönünde. Yanlış gelen /giden bir şeyi yazdığımız için afaroz edildiğimiz şu süreçte ertesi yıl aynı ya da farkl bir olay üzerinden olumlu ve övgü dolu tepkilerde verebiliriz. Biz festivalleri eleştirebiliriz ama onlar bizi bu anlamda afaroz edemez. Çünkü gazeteci, yazar, sanatçı dediğin her daim bağımsız kalmayı hedeflerken festival yöneticileri o festivalleri yerel yönetimlerin var olma sürecine göre düzenleyen insanlardır. Oysa bizler hep varız, takipteyiz ve kendi kişisel arşivimizi oluşturuyoruz. Bunun hep dikkate alınması dileğiyle….</li>
</ol>
<p>Adana bu yıl ağır toplarla ilk filmlerini çekenlerin çekişmesine sahne oldu yine. Derviş Zaim istediği etkiyi bulamazken Reha Erdem en iyi film ödülüyle Koca Dünyası&#8217;nı bize açtı. Önce Derviş Zaim&#8217;in Rüya&#8217;sından başlarsak ben kendi adıma en iyi senaryo ödülünün verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü araştırılıp emek verilmiş, hatta risk alınmış ve tekrarlı anlatımıyla seyirciyi sıkmayı göze almış bir senaryo var karşımızda. Modern dünyanın ilerleyişiyle yaşanan çarpıklıklar ve bunları geçmişten gelen bir efsaneyle bozma ihtimalinin tekrarlı bir şekilde sunumunu can kulağıyla dinlediğimi itiraf edebilirim. Ben de dört kadının birbirine geçen hikayesinde biraz ivme kaybettim ama bu filmi bu kadar geri plana atmamalıydı.</p>
<p>Reha Erdem&#8217;in denemeye ve ergen ruhunu doğanın ve hayatın çeşitli ve özellikle de katı katmanlarıyla buluşturma fikrine hayranım.  Koca Dünya Jin, Hayat Var ve Kosmos&#8217;un referansları baz alınarak kurulmuş bir senaryo. İki kardeşin birbirine tutunma çabaları ve doğanın onların en yalın hallerine nüfuz edip, o ana kadar biriktirdikleri bütün dertlerini kusmaya olanak tanıması. Biraz antichrist etkisi, ayak bastığın anda seni etkileyen, öylece duran ama sana etki eden hayvanlar ve bitkiler&#8230; Garip, çıldırtıcı bir terapi duygusu&#8230; Bunu gayet iyi bir atmosfer duygusuyla yansıttığını düşünüyorum Erdem&#8217;in. Biraz delilik, bu dünyadan olmama hali&#8230; Koca Dünya&#8217;da kapladığımız alan vs&#8230;</p>
<p>Ama Kıvanç Sezer imzalı Babamın Kanatları bende başka bir gerçeklik duygusu yarattı. Tıkır tıkır işleyen hikayesiyle işçi sınıfının şartlarına, yerinden yurdundan uzak, hep özlem dolu, yaralı, düşünceli, hep kaygılı ve ileriyi düşünen hallerine iyi bir bakış olduğunu düşünüyorum. İşçi cinayetlerinin nasıl yoluna konduğu, laz müteahhit tiplemesinin nasıl işlediği vs&#8230; İlk film olmasına rağmen çok yetkin bir sinema dili, gerçeklikle o küçücük de olsa hayal dünyasını iyi bir buluşturma hali. Menderes Samancılar&#8217;ın bu role yakışan dokusu. Babamın Kanatları&#8217;nı kendi adıma en iyi film ilan etmiştim ama Yılmaz Guney ödülü kazandı. Reha Erdem&#8217;de bu durumda benim en iyi yönetmenimdi&#8230;</p>
<p>Albüm&#8230; Gerçekten de iyi bir yerden yakalanmış, toplumsal ikiyüzlülüğü bir bebeğin bedeni üzerinden gösterme heveslisi bir ailenin trajikomik hikayesi. Absürd, soğuk, ürpertili komedi&#8230; Gayet iyi bir ilk film denemesi olan Albüm Roy Andersson tarzıyla dikkat çekiyor. Hikayenin bizden olması, Kayseri&#8217;de geçmesi ve etkisini yitirmeyen anlatımıyla gayet mizahi katman barındıran hikaye en iyi senaryo ve yönetmeni Mehmet Can Mertoğlu&#8217;na en iyi yönetmen ödülü kazandırdı. Albüm&#8217;ü sevip ödül anlamında pek bir yere koyamamıştım açıkçası. Filmde anne babanın bebek üzerindeki sevgisizlikleri / proje bebek olması odasında sigara içme sahnesiyle bile çok güzel açıklanabilr!</p>
<p>Gelelim ödül kategorisi dışında kalan ama ses getirme potansiyeli yüksek filmlere. Hiner Saleem imzalı Dar Elbise filmi gerçekten de biz ne izledik böyle dediğim filmlerden oldu. Kendimi zamansız mekansız belki eski zamanlardaki daracık bir mekanda hissettim. Ama hikaye istanbulda geçiyor ve o kadınlar da Türk.  Kadınlara destek, hatta kadın cinayetlerini eleştirmek için çekildiği söylenen filmin abartısı, karitatürize halleri anlaşılacak gibi değildi. Bir an yönetmenin ülkemizde ivme kaybeden kadın haklarına sahip çıkmaya çalıştığını düşünmek istedim ama maalesef olmadı, çünkü film bunu düşündürtmeyecek kadar amatör. Zaten yönetmen de bu filmi ortadoğuda çekemeceği burada çektiğini ve burada bulduğu güzel oyuncuların bu ilhamı kendisine taşıdığını belirtti. Kabul edilir gibi değil! Bu tarz filmlerden sonra her gün kötüye giden ülkemin haline sahip çıkarak milliyetçilik yapmış gibi hissediyorum am benim tepkim filmin geçmeyen ve karikatürize kalan gerçekliği; inandırıcısız olması. Yoksa ülkemizdeki değişim ve dönüşümün fazlasıyla farkında ve rahatsızlığındayız ama anlatımı böyle olmamalı. Yönetmenin fazlaca üzerine gitmiş olunabilir, bu tarz şeyler beni hep üzer ama bence o da yaptığı yanlışın epey farkındaydı! Tuba Büyüküstün ve diğer oyuncuların olaya olumlu tarafından bakmak istedikleri o kadar açık ki, filmin olumsuz ve karikatürize tarafını görmekten biraz uzaklaşmış olmalılar..</p>
<p>Adana Film Festivali Tarık Akan&#8217;a gösterdiği hürmet, saygı ve sevgiyle gerçekten de çok iyi uğurlama yaptı diye düşünüyorum ama sanki biraz daha politik / Yılmaz Güney etkisi taşıyan filmlerine yer verebilirlerdi büyük ustanın. Ama her yerli filmden sonra beş dakikalık Tarık Akan&#8217;ı anmak iyi bir uğurlamaydı yine de!</p>
<p>Festivalde yarışan ama ödül alamayan filmlere dair genel yorumumuz diğerleri kadar başarılı olamadıkları yönünde elbette. Ama bazen yarışmak, kendini, filmini duyurmak önemlidir diye düşünüyorum. Güven Beklen’in neredeyse üç yıldır Mehmet Salih filmi üzerinde çalıştığını biliyorum. İmkansızlıklarla ortaya çıkan filmin usta yönetmenlerin filmleriyle yarışması bence yönetmenin artı olarak kabul etmesi gereken bir durum olmalı. Ama sinema dilinin sonraki filmlerinde olgunlaşacağına dair izler barındırıyor diyebiliriz.</p>
<p>Genel olarak festivale ilişkin, festivallere ilişkin düşüncelerim bu minvalde. Kimse kendisi için festival yapmıyor, herkesi memnun etmek imkansız ama festivallerin misyonlarından birinin de arabulucu olmak ve aynı zamanda özgürlüğü savunmak olduğunu bir kez daha hatırlatalım! Sanat ve sanatçı özgün ve özgür olmalı, tıpkı Tarık Akan gibi…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/hey-gidi-koca-dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki yıl film nadası!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/06/30/iki-yil-film-nadasi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/06/30/iki-yil-film-nadasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2016 10:13:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[İki yıl film nadası!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8906</guid>

					<description><![CDATA[Özellikle yerli filmlerin gişede iki seksen yattığı bir dönemden geçiyoruz. Bu da gösteriyor ki türü ne olursa olsun yerli film izlenmiyor. Yönetmenlerin bizlere izleyici açısından loto toto tahmini yaptırdığı, düşük rakam söylediğimizde gözlerini koca koca açıp bize inanmadıkları, hatta bizi yadırgadıkları dönemlerden geçiyoruz. Bence iki sene falan nadas zamanı diyorum. Herkes film çekmeyi bıraksın, derin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle yerli filmlerin gişede iki seksen yattığı bir dönemden geçiyoruz. Bu da gösteriyor ki türü ne olursa olsun yerli film izlenmiyor. Yönetmenlerin bizlere izleyici açısından loto toto tahmini yaptırdığı, düşük rakam söylediğimizde gözlerini koca koca açıp bize inanmadıkları, hatta bizi yadırgadıkları dönemlerden geçiyoruz. Bence iki sene falan nadas zamanı diyorum. Herkes film çekmeyi bıraksın, derin nefes alsın ve elindeki avucundakini filme yatırma hevesi ve sorumluluğundan vazgeçsin. Çünkü film izlenmiyor, toplum da bunu takmıyor! Tekrar 90’lı yıllara geri döndük, hem de bunu sektör olarak biraz da kendi ellerimizle yaptık. Bu konuyla ilgili daha önce de yazmıştım, salonların kötü komedi ve korkuya kapanacağını yazmıştım, aslında biraz yanılmışım kapanan sinemaların kapıları değil, daha çok seyircinin ilgisiymiş.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/180849.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8907" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/180849-1024x682.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/180849-1024x682.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/180849-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/180849-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/180849-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/180849-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/180849-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/180849.jpg 1600w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Çünkü cinleri ve yerlerde sürünen komedi anlayışını seyirci üzerine saldıkça zaten ülke gündeminden boğulmuş seyirci kaçtıkça kaldı ve elimizde sayıları en iyimser sayılarla 30 binlerde tıkanmış film çöplüğü kaldı diyebiliriz. Şu an yapılması gereken bazıları için zorunlu sonuç film nadası! Ne kadar sürer, durum düzelir mi bilmiyoruz… Seyirci rakamları her şeyi belirtiyor zaten!</p>
<p>Şimdi sektörde gezinip herkesin derdini deşince herkesin kendi içinde bir sorunu olduğunu anlıyoruz. Bağımsız film yapmak için can atan ama kendisini yola çıkaracak olan bakanlık ödeneğine muhtaç bir sürü yönetmenle kesişiyor yolumuz. Filmler izlenmiyor desek de onların kafasındaki ‘şurdan bir ödenek çıksa başlarım’ startını ne yazık ki geri çekemeyeceğimizi anlıyorum. Bir çoğu bakanlık ödeneğini istemese de ülkedeki tek harekete geçirtici ödeneğin o olduğunu söylüyor ve umutsuzca o ödeneği bekliyor. Bağımsız kalmak ve o ödeneğe muhtaç kalmak arasındaki çelişkinin de farkındalar!</p>
<p>Diyelim yurt dışından bir yapımcı ya da ödenek buldular. Onların da verme koşulunun yerli bir yapımcıyla ortak olmaktan geçtiğini söylüyorlar yani filmler izlenmediği gibi izlenecek film yapmanın koşulları da bir şekilde devlet eliyle zora sokuluyor. Artık fişleme sisteminin her alana çabucak yayıldığı günümüzde bazı yönetmenler dışarıda bırakılıyor. Dışarıda kalmak istemeyenler ise kendilerine ve eserlerine otosansür uygulamak zorunda kalıyor. Ve bu ortamda özgür sanattan bahsetmek neredeyse imkansız hale geliyor… Yani film çekmenin yolu her anlamda biraz daralıyor!</p>
<p>Tabii filmler ve yönetmenler bu sıkıntıları yaşarken sinema salonları özellikle bağımsız kalmaya çalışan sinema salonlarının hali de duman! Festivaller de olmasa belki kapılarını kimse çalmayacak ve acılı bir şekilde yok olacaklar. Geçen günlerde Ankara Kızılırmak sinemasının kapısına kilit vurulacağı haberleri dolaşıyordu. Umarsızlığın ortasında tek başına varolmaya çalışan mekanlardan birisi. Seyircisizlik belini bükmüş, koltuklarını gıcırdatmış olmalı! Evet müstakil olanın yaşama şansı hemen hemen kalmadı. Yıllardır kapanma sinyalleri veren Beyoğlu sineması da aynı nakaratı tekrar ediyor hep! Kar ettiği söylenemez, çalışanlarının parasını tamı tamına vermeye çalışsa da sinemanın hali fena! Açık kalma inadını yıllardır gördüğüm sinemanın da can damarlarından biri festivaller. Ama festivallerde ödül kazanıp seyirci nezdinde ilgi görmeyen filmlerin durağı olunca neredeyse boş salon için döndüğünü itiraf ediyorlar makinenin! Yani çekilemiyor, çekilse de izlenmiyor ve sonrasında koca bir boşluk bırakıyor sinema sektörü!</p>
<p>Sonra Cumhurbaşkanın himayesinde bir kısa film festivali yapılıyor, uluslar arası jürisiyle pek fiyakalı! Tabii ki yapılsın tabii ki bu yarışmalar için de film çekilsin. Ön jüride yer alan bir isim ağırlıklı konu müitecilerdi diyor. Mülteci kamplarında çocuklara yapılan tacizler geliyor aklıma! İkincilik kazanan filmin konusu savaşı durdurmaya, uçakların bomba atmasını engellemeye çalışan çocukların hayal gücü ve vicdanı üzerine! Sonra bombalanan illerimiz, kasaba ve köylerimiz geliyor aklıma. Yerinden yurdundan edilen yüzlerce insan. Ve tüm bunları himaye edenler festivali de himaye ediyor! Nasıl bir oyun dönüyorsa artık, oturup bir de filmini de izlememizi istiyorlar!</p>
<p>banubozdemir@gmail.com</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/06/30/iki-yil-film-nadasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinemamızda bir parmak toz!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/05/10/sinemamizda-bir-parmak-toz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/05/10/sinemamizda-bir-parmak-toz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 May 2016 13:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Toz Bezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8740</guid>

					<description><![CDATA[Ülkenin sinema gündemi İstanbul Film Festivali’yle ivme kazandı diyebiliriz. Tabii bu sayede Türkiye sinemasında eler çekildi, yönetmenlerimiz nelerden ilham aldı görme imkanımız oldu! Bir kez daha anladık ki bizim sinemamız birey dertleriyle dolu, yani bu demek oluyor ki hepimiz bireysel dertlerle doluyuz. O yüzden sosyal bir politik film bekleme umudum bir kez daha başka bahara [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkenin sinema gündemi İstanbul Film Festivali’yle ivme kazandı diyebiliriz. Tabii bu sayede Türkiye sinemasında eler çekildi, yönetmenlerimiz nelerden ilham aldı görme imkanımız oldu! Bir kez daha anladık ki bizim sinemamız birey dertleriyle dolu, yani bu demek oluyor ki hepimiz bireysel dertlerle doluyuz. O yüzden sosyal bir politik film bekleme umudum bir kez daha başka bahara kaldı. Festivalde ulusal yarışmada en iyi film ve aynı zamanda en iyi senaryo ödülü kazanan Toz Bezi’nin sadece ismini kullanarak söylemek istiyorum ki, sinemamız fazlasıyla tozlanmış.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/257794_3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8741" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/257794_3.jpg" alt="" width="460" height="290" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/257794_3.jpg 460w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/257794_3-300x189.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 460px) 100vw, 460px" /></a></p>
<p>Yani elimize güzel bir toz bezi alıp iyice silmek lazım. Bildik hikayeler, bildik duygular ve çıkışsızlık baş tacımız yine! Tozbezi’nin benim için en iyi tarafı oyuncularıydı ki, Asiye Dinçsoy en iyi kadın oyuncu ödülünü hakkıyla kazandı zaten. Filmin kadın olmanın zor yanlarına ilişkin iyi tespitleri var ama bir yandan da öyküyü kaldıracak, ileriye taşıyıp hatta umutla köpürtecek argümanları eksik. Böyle olunca izlediğimiz ‘kadın’ temalı filmlerden pek farklı bir yere koyacak enerji bulamadım açıkçası! Bir de kadına aynı girdap içinde, hatta umutsuzluğa çıkan hikayeler yazılmasından biraz gına geldi diyebilirim. Çiğdem Sezgin Kasap Havası filminde ise daha çok namus olgusunu sorgulamış, bir ara taşları yerinden oynatmayı denediği öyküsünün sonunda taşları tekrar elleriyle yerine yerleştirmiş gibi! Tabii kadının kendi başına yarattığı özgürlük dünyasına şapka çıkartılır!</p>
<p>Gelelim benim için festivalde farklı bulduğum ve jüriye en ufak bir etki yapamamış Ana Yurdu’na… Senem Tüzen imzalı Ana Yurdu da çok kişisel bir hikaye gibi durmasına rağmen deştikçe çıkan hikayelerden. Esra Bezen Bilgin’in de en az Asiye (Dinçsoy) kadar iyi olduğunu söylemek mümkün. Ana Yurdu genelde yapıldığı gibi klasik ir sona yaslanmıyor, karakterin iç ve dış dünyasıyla bize ters köşe yapıyor. Nesrin boşanmış ve işinden ayrılmış bir şekilde babannesinden kalan boş, köy evine geliyor. Amacı yazmak çizmek ama onu yalnız bırakmamak için arkasından damlayan annesiyle yaşadığı çatışma çıldırtıcı boyutta. Filmde fazla bulduğum tek şey annenin (öğretmen emeklisi) babadan gelen takıntısını fazlaca Müslümanlıkla kıstırması. Aslında anne-kız arasında kuşak çatışması gibi yansıyan şey tamamen muhafazakar algının yarattığı mahalle baskısı. Ama yine de annenin daha normal olması sağlanabilirdi. Nesrin’in her şeyine karışan annenin Nesrin’de yarattığı patlama da bir hayli farklı oluyor, seyirci olarak şaşırdık şaşırmasına ama fazla baskının herkesi deli noktasına taşıyabileceği noktasında da hemfikir olduk. Ana Yurdu’nun bu festivalde dikkate alınmaması büyük talihsizlik! FIPRESCI jürisinden en iyi yerli film ödülünü alması sinema yazarlarının bu filmi daha çok sevdiğini gösteriyor!</p>
<p>Gelelim şiir gibi Kalandar Soğuğu’na… Çok içime sinen filmlerden biri olmuştu Altın Portakal’da izlediğimden beri. O yüzden Kalandar Soğuğu’ndan yana içim daha rahat. Emek harcandığı, ince ince işlendiği, beklendiği bit film olduğu belli. O yüzden en iyi yönetmen ödülü Mustafa Kara’ya diğer işlerini teşvik etmesi açısında da önemli elbet.</p>
<p>Ben asıl Kor filmiyle görülmeyen ve festivallere küsen Zeki Demirkubuz’u merak ettim. Belki de tarz değişikliğine gitmek lazım, Bulantı nispeten yeni bir yola akıyordu ama aynı orta sınıf debelenmesi nereye kadar dedirtiyor sanırım! Bundan çok değil beş on yıl önce Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan arasında yaşanıyordu ödül yarışı. Kader! Yani velhasıl bu sene bir ortalamayla karşımıza çıkan yarışma filmleri içerisinde jüri bu kararı verdi. Her karar kendisini bağlar ama Toz Bezi’nin film ve senaryo alması biraz iddialı bir karar gibi duruyor!</p>
<p><strong>Korku ve komediye kapanacak salonlar! </strong></p>
<p>Yine bundan çok değil üç beş yıl önce yaşanan bağımsız / minimal film patlaması ve bunların seyirci nezdinde yaşadığı tatminsizlik sonucu bu tarz filmlerde bir azalma olduğunu söylemek mümkün. Yani miminalin dibinin, tekrarının kimseye bir yararı olmadığını, kişisel söylemlerin kimseye ulaşmadığını fark eden sinemacılarımızın biraz kendilerini topladığını, daha doğrusu daha ayakları yere basan filmlerle karşımıza çıktıkları doğru. Şimdi sinemamızda korku ve niteliksiz komedi bombardımanı yaşadığını söylemek mümkün. Öyle ki sayıları 25’e vuran cin korkuları ve yerlerde sürünmeye ramak kalmış komediler iş yapmamaya başlayınca salonlar da suratlarına kapanmaya başlıyor ne yazık! Yani sektörün bu kadar arka arkaya aynı tarz ve çoğunlukla vasat işleri görmeye tahammülü bitmeye başladı gibi. Yani yeni konular bulma zamanı geldi sanki ha ne dersiniz? Kentsel dönüşüm, romantik komedi, politik komedi, eleştirel komedi, tarihi dramlar konusu hala tertemiz bir köşede bekliyor. Belki kolaydan kaçıp, sektöre yeni bir soluk açmanın vakti gelmiştir ha ne dersiniz? Yoksa salonların bağımsız filmlere yaptığı kapatma yakında bu tarz filmlerde de yaşanacak gibi duruyor!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/05/10/sinemamizda-bir-parmak-toz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tacizler, skandallar ve gazetecilik!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/04/10/tacizler-skandallar-ve-gazetecilik/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/04/10/tacizler-skandallar-ve-gazetecilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2016 11:03:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[skandal]]></category>
		<category><![CDATA[Taciz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8658</guid>

					<description><![CDATA[Bu sene iki tane yabancı film izledik din adamlarının bastırdıkları (bastıramadıkları) cinsel hayatlarına ilişkin… The Club sürgün yemiş ama huzurevi kıvamında yaşayan rahiplerin karşısına çıkan bir kurbanın onları geçmişe sürüklemeleri anlatılıyor. Yani çocukken bir rahibin tecavüzüne uğrayan adamın hayatını bir türlü düzene kuramayıp, onun hesaplaşmasını yapma isteği! Tabii bu filmlerin yanına Calvary ve Bad Education [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sene iki tane yabancı film izledik din adamlarının bastırdıkları (bastıramadıkları) cinsel hayatlarına ilişkin… The Club sürgün yemiş ama huzurevi kıvamında yaşayan rahiplerin karşısına çıkan bir kurbanın onları geçmişe sürüklemeleri anlatılıyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/screen-shot-2015-07-29-at-11-53-16-am.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8659" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/screen-shot-2015-07-29-at-11-53-16-am.png" alt="" width="807" height="554" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/screen-shot-2015-07-29-at-11-53-16-am.png 807w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/screen-shot-2015-07-29-at-11-53-16-am-300x206.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/screen-shot-2015-07-29-at-11-53-16-am-768x527.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/screen-shot-2015-07-29-at-11-53-16-am-100x70.png 100w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/screen-shot-2015-07-29-at-11-53-16-am-218x150.png 218w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/screen-shot-2015-07-29-at-11-53-16-am-696x478.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/screen-shot-2015-07-29-at-11-53-16-am-612x420.png 612w" sizes="auto, (max-width: 807px) 100vw, 807px" /></a></p>
<p>Yani çocukken bir rahibin tecavüzüne uğrayan adamın hayatını bir türlü düzene kuramayıp, onun hesaplaşmasını yapma isteği! Tabii bu filmlerin yanına Calvary ve Bad Education filmlerini de eklemek gerek! Bu sene Oscar alan Spotlight ise çocuk tacizinde neredeyse başı çeken din adamlarını afişe eden bir gazetecilik başarısına adım adım imza atan, etkili bir filmdi. Tabii gazetecilik başarısı demişken Watergate skandalını ortaya çıkaran iki gazetecinin muhteşem başarısını anlatan All The President Man /Başkanın Tüm Adamları’nı da unutmamak lazım ki, hala eline su döken çıkmadı diyebiliriz ama Spotlight bir hayli yaklaştı. Boston Globe gazetecileri papazların tecavüz ettiği rahipleri Katolik kilisesinin her türlü baskı ve örtbasına rağmen 2000 yılında ortaya çıkardı ve Tom Mc Carthy bunu harika bir şekilde filme aktardı. Üstüne gelen Oscar bu çabayı herkesin desteklediğini gösteriyor. Ve bizden gelen haberlere bakalım. Neredeyse her gün bir yerden çocuk taciz ve tecavüz haberleri geliyor. Dini vakıflar, imam hatip okulları, yatılı yurtlar! Yani büyüklere, devlete teslim edilen çocuklar sapkınlığın kurbanı oluyor. Ancak tesadüfen ortaya çıkan bu vahim durumlar karşısında devlet makamlarının savunması da birbirinden beter oluyor. Şimdi yönetmenlerimizden rica ediyorum, lütfen ortaya çıkmış ve birbirinden daha utanç dolu bu hikayeleri filme çekin. Yılmaz Güney’in Duvar’ından bu yana çocuğa yapılan şiddet ve tacize yönelmiş filme rastlamadık desek yeridir! Gerekirse kafa kafaya verelim ve senaryolarını beraber yazalım ama bu işin peşini bırakmayalım! O kadar zalimce ve utanç dolu ki…</p>
<p>Tabii bir de gazetecilik başarılarının ülkemizde gördüğü değeri sorgulamak gerek! Can Dündar ve Erdem Gül silah yüklü tır gerçeğini ifşa ettikleri daha doğrusu halkın haber alma hürriyetine saygı duydukları için haber yaptılar. Birilerinin çıkarları zedelendi diye hapse atıldılar ve durumları hala muallak! Yani gazetecilik başarısının bir ödüllendirilmesi durumu var bir de cezalandırılması! Yani Spotlight durumu bizde biraz zor! O kadar büyük bastırılmışlık var ki… Yönetmenlerden ricam biraz sulu sepken işleri bırakıp, ülkede dönen dolaplarla ilgilenmeleri! Ya da haftanın filmi Batman v Süperman: Adaletin Şafağı filminden ilham alarak süper kahramanlardan çözüm bekleme yolunu seçeceğiz! Yani durum o kadar vahim ve fantastik! Tabii tüm çizgi romanların ilk zamanlarına, oluşum durumlarına uzanmamız gerekiyor sanırım. Zira çizgi romanların yağından film çıkarma durumuna geldiğimiz için süper kahramanları bile birbirine kırdırıyoruz! Oysa onların tek düşmanı olmalı: kötüler. Ve bizler şimdi sanırım süper kahramanlara her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyoruz. Patlayan bombalardan, üzerimize sıkılan gazlardan, tazyikli sulardan kurtarsın bizi. Ya da en önemlisi barış getirmelerini bile dilemeliyiz! Galiba işimiz gerçekten de süper kahramanlara kaldı, insan / insanlık olarak çok çaresiziz!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/04/10/tacizler-skandallar-ve-gazetecilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Direnin ağaçlar, köklerinizle tutunun sımsıkı!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/03/09/direnin-agaclar-koklerinizle-tutunun-simsiki/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/03/09/direnin-agaclar-koklerinizle-tutunun-simsiki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2016 13:54:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[Acacia]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Ağacın Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Limon Ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[The Tree]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8569</guid>

					<description><![CDATA[Ağaçların yaşamasına kök söktürüldüğü günlerden geçiyoruz, ağaca, yeşile tahammülü olmayan, her yeşil alanda bina, HES, maden ve rant rüyaları kuran insanlarla uğraşmak ne kadar da zormuş. İçlerinde yeşile dahi bir kırıntı aramaktan yorgun düştük, her yeşilin üzerine atlayıp onu korumaktan bıkmıyoruz ve bıkmayacağız! Bu dünyanın en güzel nimetlerinden biri olan ağaçları saçma sapan zevkleri, üretimsiz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağaçların yaşamasına kök söktürüldüğü günlerden geçiyoruz, ağaca, yeşile tahammülü olmayan, her yeşil alanda bina, HES, maden ve rant rüyaları kuran insanlarla uğraşmak ne kadar da zormuş. İçlerinde yeşile dahi bir kırıntı aramaktan yorgun düştük, her yeşilin üzerine atlayıp onu korumaktan bıkmıyoruz ve bıkmayacağız! Bu dünyanın en güzel nimetlerinden biri olan ağaçları saçma sapan zevkleri, üretimsiz beyinleri için peşkeş çekmek isteyenlere yeşil bir zeytin dalı uzatma zamanları çok geride kaldı. Artık ağaçlar bizim köklerimiz, bizler de onların kollarıyız! Ağaçlara duyduğumuz saygıdan dolayı ağaçlı filmlerin bazılarına göz atalım istedim. </strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Lemon-Tree-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8571" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Lemon-Tree-1-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Lemon-Tree-1-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Lemon-Tree-1-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Lemon-Tree-1-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Lemon-Tree-1-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Lemon-Tree-1-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Lemon-Tree-1-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Lemon-Tree-1.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Limon Ağacı</strong></p>
<p>Dünyanın en talihsiz coğrafyalarından birinde, Kudüs’te geçen filmde ağaçları için mücadele eden kadının dramı anlatılıyor. Irk ve din savaşlarının eksik olmadığı, toprağın kanla sulandığı bu garip coğrafyada genç bir kadın olan Selma, evinin önündeki toprağına limon ağacı dikip onu suyla besler! Bu ironik ve iyimser dramın kahramanı Selma’nın derdi de o zaman başlamış olur. Duvarın İsrail tarafına İsrail savunma bakanı bir villa inşa edince, Selma’nın limon bahçesi, ulusal güvenliği tehdit eden bir unsur olarak tanımlanır ve yıkılmasına karar verilir Hakkını ve limon ağaçlarını korumak için elinden geleni esirgemeyen Selma, tuttuğu avukata âşık olup, bir de üzerine davası uluslararası bir hadiseye dönüşünce her şey karmakarışık olur. 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyeri gerçekleştirilen Limon Ağacı, Panorama İzleyici Ödülü’nün de sahibi olmuş ironik ve iyimser bir dram.</p>
<p><strong>The Tree<br />
</strong>Julie Bertuccelli&#8217;nin &#8216;Otar Gittiğinden Beri&#8217; filminden sonra çektiği ikinci filmi olan &#8216;Ağaç&#8217;, yavaş ve hisli bir film. Cannes Film Festivali&#8217;nin kapanış filmi olarak gösterilen &#8216;Ağaç&#8217;ın kahramanı, sekiz yaşındaki Simone, ölen babasının evlerinin bahçesindeki dev ağacın yaprakları aracılığıyla ona fısıldadığını düşünür. Küçük kıza göre babası onları korumak için geri dönecektir. Uzun sürmez, Simone&#8217;un annesi ve erkek kardeşleri de ağacın bu &#8221;tılsımlı&#8217; özelliğine inanır ve bu sayede kendilerini güvende hissederler. Fakat anne bir adamla görüşmeye başladığında evdeki hassas dengeler bozulacaktır. Duyguları incinen ve artık ağaca yaptığı tahta evde yaşamaya başlayan Simone, oradan inmemeye kararlıdır. İnsan ve ağacın ruhsal ve bedensel olarak bütünleştiği, kahramanı Simone’la da daha da farklılaşan bir hikaye.<br />
<strong><br />
Akasya / Acacia </strong></p>
<p>Küçük bir oğlan çocuğu olan Jin-Sung annesinin ölümünden sonra yalnız kalınca yetimhanede yaşamaya başlar. Yaşadığı bu üzücü olay sonrasında gittikçe içine kapanarak sessizleşir. Ağaçlara karşı kimsenin anlam veremediği bir sevgisi vardır. Neredeyse bütün zamanını değişik ağaç resimleri yaparak geçirmektedir. Diğer çocuklardan daha zeki ve yetenekli olması çocuğu olmayan bir çiftin dikkatini çeker ve onu evlatlık edinirler. Kısa bir zaman sonra yeni ailesine alışır. Evlerinin arka bahçesindeki akasya ağacı onun en yakın arkadaşı olur. Sürprizlerle dolu hayat, genç çifte yakında çocukları olacağı müjdesini verir. Bebeğin gelmesiyle beraber kendini unutulmuş hisseden Jin-Sung, tekrar içine kapanmaya başlar. Bir gün aniden ortadan kaybolur ve bütün aramalara rağmen izine bile rastlanmaz. Yakın bir zaman sonra evin bahçesinde sıra dışı olaylar meydana gelmeye başlar.</p>
<p><strong>Küçük Ağacın Eğitimi </strong></p>
<p>1930&#8217;ların Tennessee Smoky Dağlarındaki sekiz yaşındaki bir erkek çocuğunun maceralarını anlatan ve çok satan romanından uyarlanmış filmde James Cromwell rol alıyor. Küçük Ağaç anne ve babasını kaybetmesinin ardından büyük anne ve babasıyla yaşamak üzere dağlara gönderilir. Böylece Küçük Ağaç için keşiflerle ve mistik Kızılderili Willow John gibi iyi arkadaşlarla yeni bir hayat başlar. Büyük buhran zamanlarında hayatın tüm zorluklarına rağmen Küçük Ağaç unutulmaz zamanlar geçirir. Zaten filmin ruhu Kızılderili gibi geçtiği için doğayla uyum içinde, doğanın iyi ve zor yanlarını her koşulda deneyimleyen bir çocuğun hayatını anlatıyor, yazar Forest Carter’ın hayatından izler taşıdığı söylenen roman / filmin ana fikirlerinden biri sanal ilişkilerle, hiper gerçeklikle sarmalandığımız gündelik hayatımızı, yapıp ettiklerimizi derinden sorgulamamızı sağlaması. İlişkilerin yalnızca insanlarla değil; doğayla, dünya üzerinde var olan bütün canlılarla birlikte sürdürülmesi gerektiğini vurgular. Ağaçlar da buna dahil!</p>
<p><strong>Mandalina Bahçesi </strong></p>
<p>1992 yılında Gürcü-Abhaz Savaşı’nın başlamasıyla, yüz yıldır bölgede yaşayan Estonyalılar köylerini terk ederek atalarının yurduna döndü; geriye sadece birkaç kişi kaldı. Gürcü yönetmen Zaza Urushadze’nin festivalleri dolaşan son filmi Mandalina Bahçesi<em> </em>bu savaşın gölgesinde geçen bir dram. Ivo ve Markus, Abhazya’da savaş yüzünden terk edilen bu Estonya köyünde kalan son iki kişidir. Mandalina hasadı ve savaş yaklaşmışken bütün hesapları alt üst olur. Arazilerinde biri Gürcü biri Gürcü olmayan, ama birbirlerine düşman oldukları kesin iki yaralı bulur ve ikisini de iyileşinceye kadar evlerinde misafir etmeye karar verirler. Dinsel ve milliyetçi nefrete dair Gandivari bir yaklaşım izleyen Mandalina Bahçesi, bir savaş filmi olmamasına rağmen savaşın saçmalığına dair zekice kurgulanmış, mikro bütçeli bir film.</p>
<p><strong>Prenses Mononoke </strong></p>
<p>Huzurlu bir şekilde yaşamını devam ettiren Ashitaka, bir gün ormandan gelen bir kötülüğün farkına varır. Orman Tanrısı, tüm tavizsizliğiyle ve sınırsız gücüyle, temas ettiği her varlığı yıkarak yoluna devam etmektedir. Küçük bir kızı kurtarmak için Orman Tanrı’sına karşı koymaya çabalayan Ashitaka lanetlenir. Bu lanetten kurtulabilmesi için ona yardım edebilecek tek varlık olan ‘Ormanın Ruhu’nu bulması gerekmektedir. Ancak bu arayış için çıkacağı yolculuk, pek de tekin ya da tehlikesiz değildir. Ashitaka kendi korkularıyla yüzleşirken adına savaş denilen bu mücadelede herkesin zarar gördüğünü gözlemleyecektir. Film, ormanı koruyan doğaüstü yaratıklarla, doğanın kaynaklarını hızla ve acımasızca tüketen insanlar arasındaki mücadeleyi anlatır. &#8216;Mononoke&#8217; bir isim değildir, Japonca&#8217;da ruhlar veya canavarlar için kullanılan genel bir ifadedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/03/09/direnin-agaclar-koklerinizle-tutunun-simsiki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Emek’ taşınmadı, yıkıldı, yok edildi!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/02/07/emek-tasinmadi-yikildi-yok-edildi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/02/07/emek-tasinmadi-yikildi-yok-edildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2016 16:37:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Emek sineması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8468</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıyı Grand Pera denen oluşuma aldığım bir gezi daveti sonucu yazmaya karar verdim. Israrla ‘Emek sinemasının yeni hali’ diye lanse edilen salon, Emek sinemasının yeni hali falan değildir, orası bambaşka bir yerdir artık. 12 Mart 2013’de yapımına başlanan Cercle D&#8217;orient binasının restore edilmesine elbette bir şey demiyoruz ama içinde Emek başta olmak üzere İpek, Rüya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıyı Grand Pera denen oluşuma aldığım bir gezi daveti sonucu yazmaya karar verdim. Israrla ‘Emek sinemasının yeni hali’ diye lanse edilen salon, Emek sinemasının yeni hali falan değildir, orası bambaşka bir yerdir artık. 12 Mart 2013’de yapımına başlanan Cercle D&#8217;orient binasının restore edilmesine elbette bir şey demiyoruz ama içinde Emek başta olmak üzere İpek, Rüya sinemalarını ve İnci pastanesini de dışarı kusan restore sistemini algılamak da elbette zorlanıyoruz. Geçenlerde güzelim Narmanlı Han’ın sözde restoresine kurban kesimiyle başlandı. Bu kafaları anlamak da o kadar zorlanıyoruz ki o yüzden sürekli tekrarlıyoruz içimiz yanarak!</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-emek-sinemasi.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8469" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-emek-sinemasi-1024x655.jpg" alt="" width="696" height="445" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-emek-sinemasi-1024x655.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-emek-sinemasi-300x192.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-emek-sinemasi-768x491.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-emek-sinemasi-696x445.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-emek-sinemasi-1068x683.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-emek-sinemasi-657x420.jpg 657w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/yeni-emek-sinemasi.jpg 1329w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Taşımak, restore etmek gerçekten de bu iktidar döneminde anlamsızlaştı. Geçenlerde 98 yıllık zeytin ağacı toprağından, köklerinden koparılarak Antalya Expo alanının ortasına dikildi. Bir ağacın yüz yıllık toprağıyla ne bağı olabilir ki zaten? Ağaç bu, her yerde yetişir. Fuar alanında fotoğraf çekme alanı olsun biraz da! İşte Emek Sineması’nın akibeti de bu oldu. Taşımış gibi yapılarak sevimli gözükmeye çalışıyorlar ama taşınan sizin egolarınız, değer bilmezliğiniz ve şatafata olan düşkünlüğünüz ve rant merakınız olabilir mi? Yani her şeyi her yerde inşa ederiz kafası bizi yaralayan ve sonrasında da sinir eden!</p>
<p>Madem Emek’i bu kadar seviyor ve önemsiyordunuz, ayrı bir girişle yerinde bırakarak, yani yerinde restore etmek mümkün değil miydi? Değildiyse şimdiki sinemaya Emek demeyin bari. İki tane kenar süsünü yapıştırmakla olmuyor taşımak. Adam gibi çıkıp yıktık, yenisini yaptık deyin, eylem konusunda bu kadar söz dinlemez olup, söz konusunda nasıl bu kadar laf cambazı olabiliyorsunuz insan şaşıyor inanın! Zaten İstanbul’un her yanına ucube gibi binaları diktiniz, şehrin dokusunun içine ettiniz bazı şeyleri olduğu gibi bırakın bari! Emek yerinde restore etmeniz gereken bir değerdi beyler! Ne desek boş sizlere!</p>
<p>Şimdi bizim gibi muhalefet edenleri çağırıp ‘bakın biz ne şatafatlı şey yaptık, hadi barışalım’ mı demek istiyorsunuz anlamıyorum ama benim barışmaya niyetim yok. Ama şöyle bir korku gelip gelip beni yoklamıyor değil. İstanbul Film Festivali iyice salonsuz kalıp, ki çakma Emek’in de sürekli kapılarını çaldığını tahmin ediyorum, birkaç yıl içinde festivalin ana salonu olarak orayı tahsis edeceğini kara kara düşünmekteyim. O zaman biz ne yaparız, nasıl tavır alırız onu da merak ediyorum. Hayır demek, bu tarz oluşumları koşulsuz şartsız kabul edenlerle bizi ayırıyor ama ülke hep bizi haksız çıkarıyor. Çünkü hayır demek her zaman azınlık işidir, gözü karalıktır, cesarettir! Ama şu an bildiğim bir şey var, yıllardır festivalleri özenle oradan takip ettiğim, röportajlarımı fuayesinde yaptığım, filmin başlamasını beklerken yüksek tavanına bakıp rahatladığım Emek sineması artık yok, onun yerine başka bir sinema var. O yüzden ‘Emek Emek ‘ deyip insanın sinirini daha fazla yıpratmayın rica ederim!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/02/07/emek-tasinmadi-yikildi-yok-edildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayaller Cannes, gerçekler ohannes! (yazıldığı gibi okunsun)</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/01/06/hayaller-cannes-gercekler-ohannes-yazildigi-gibi-okunsun/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/01/06/hayaller-cannes-gercekler-ohannes-yazildigi-gibi-okunsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2016 16:24:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekler ohannes!]]></category>
		<category><![CDATA[Hayaller Cannes]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8392</guid>

					<description><![CDATA[Yazıma nerden başlasam, nasıl anlatsam şeklinde yol almak daha doğru görünüyor. Bir de tabii şu durum var karşımızda bir festival var sille tokat girişeceğiz diye bir durum da yok, ama eleştirmek de boynumuzun borcu… Altın Portakal öncesinde yazdığım yazılarda zaten sektörel olarak kimsenin sansürü ve sonrasında oluşmayan algıyı takmadığını yazmıştım. Fil(m)lerden şikayet eden halkın Timur’un [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazıma nerden başlasam, nasıl anlatsam şeklinde yol almak daha doğru görünüyor. Bir de tabii şu durum var karşımızda bir festival var sille tokat girişeceğiz diye bir durum da yok, ama eleştirmek de boynumuzun borcu…</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8393" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ-1024x705.jpg" alt="" width="696" height="479" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ-1024x705.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ-300x207.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ-768x529.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ-100x70.jpg 100w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ-218x150.jpg 218w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ-696x479.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ-1068x735.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ-610x420.jpg 610w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/hd-antalya-f-110449OQ.jpg 1800w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Altın Portakal öncesinde yazdığım yazılarda zaten sektörel olarak kimsenin sansürü ve sonrasında oluşmayan algıyı takmadığını yazmıştım. Fil(m)lerden şikayet eden halkın Timur’un karşısına Nasreddin Hoca’yı göndermesi gibi azıcık bir güruh ses çıkarmaya çalıştık ama sektördeki heyecanlı yönetmen, yapımcı topluluğu sesimizi kısıp filmleriyle beraber festivale koştu! Zaten bundan sonrasında da bende ‘film koptu’… Artık biz sesi çıktıkça kısılan, katledilen, hapse atılan, sosyal medyada ağzımıza her geleni yazabildiğimiz için özgür olduğumuzu sanan ülkenin bireyleriydik, bizden beklenen de azıcık aşım kaygısız başımdı. O yüzden festival boyunca bir yerlere gizlenmiş olan sansür ya da artık adı neyse, kapanış gecesine kadar bekledi ve son fiskeyi vurdu. Sosyal medyayı patlattık tepkilerden, (ben de tepki koydum, koymadım değil, kamera öyle bir havalandı ki sanırım böyle flycam hareketi bir daha olmaz dünyada) olmaz olsun, lanet olsun, son olsun vs…gibi tepkiler. Zaten adamların şartlarını birebir kabul ettiğin bir festivaldesin ey kardeş! Kısa filmlerden bahsedersek; festival eser işletme belgesi istedi ve belgenin parasını bile festival ödedi ve sen gözünü kırpmadan katıldın ve izleyici ödülüne razı oldun! Sonra Antalyalı biri kazanınca da mırım kırın ediyorsun. İzleyici ödülünü Antalyalı birinin kazanmasından daha doğal ne var ki? Üstelik Antalya muhalefet çizgisini CHP’yle üst sınırda tutmuş bir şehirken!</p>
<p>Bu arada ben festivale son günlerinde katıldım ve bir sinema yazarı olarak değil, yarışmacı bir filmin ekibine dahil olarak. Festivalin sayfasındaki akredite saçmalığına hiç bulaşmadım, çağırırlarsa ne ala, çağırmazlarsa amenna tarzı bir durumda bekledim ki ben festivale her sene katılan, akrediteye gerek duyulmadan çağırılan bir sinema yazarıyım. İki senedir çağrılmıyorum, çok da umurumda değil açıkçası. O yüzden festivale çağrılmayan basın mensubu arkadaşlarımın, daha çok da bloggerlerin tavırlarını kısa filmcilere benzetiyorum. Çağırınca iyi, çağrılmayınca kötü ilan eden kafalar zaten bize zarar veren! Yani sadece kendileriyle ilgili durumlarda tavır koyan, gerisine karışmayan arkadaşların sektörün tümünden ilgi dilenmesini de büyük talihsizlik olarak niteliyorum. Bu yazıyı Altın Portakal’ı düzenleyenler illa okuyacaklardır ve seneye gider miyim gitmez miyim diye bir kaygım da yok, sizin de olmasın!</p>
<p>Tabii sinema yazarı olarak çağrılmadığım festivalde basın toplantılarına kalabalık yaratmam için çağrıldığım ve toplu fotoğrafta yer alıp poz verdiğim doğrudur. Vanessa Redgrave ‘sanat insana umut’ verir dedi basın toplantısında. Ben de bir an umutlanmış olmalıyım o fotoğrafa sızarken!</p>
<p>Şimdi biz burada nalına mıhına yazıyoruz ve kötü ilan ediliyoruz ya, servislerde, servis beklerken yapılan kötülemeleri duysanız (yarışmaya evet diyen film ekiplerince) feleğiniz şaşar. Yok kartı yamuk basılmış, ismi yanlış yazılmış vs. evet bunlar olmaması gereken hatalar ama oluyor! Hatta festivalde çalışan üst düzey birinin de servisin gelmesi gecikince ağız dolusu bağırmasını unutmak mümkün değil! Ama bunlar yazılıp çizilmediği için festivali eleştirenler sadece bizler oluyoruz! Ben güzelim festival çantalarından alamadım ve Alican Sekmeç’in hazırladığı Türk Sinemasında Kadın Yönetmenler kitabı sanırım hiçbir gazeteciye, basın mensubuna verilmedi. Son gün Alican Sekmeç kendisi hediye etti bana. Ama bunlar bana göre sorun değil, bunlara gelene kadar içerik sorunu var!</p>
<p>Haa unutmadan bütün festivallerin yaptığı hatayı da bu sayede duyurmuş olayım. Basın mensuplarını ve film ekiplerini neden ayrı otellerde tutarlar anlamıyorum. Madem basında haber çıksın diye çağırıyorsunuz, etkileşim yaratın. İnsanların birbirine ulaşmasını kolaylaştırın derim ben. Burada da olan buydu, basını uzak hatta diğerlerine göre daha kötü olan bir otele koymanın mantığı nedir? İntikam almak mı? Sanırım öyle çünkü kimse memnun değildi otelde, bu da yazılmamıştır belki. Ben yazmış olayım!</p>
<p>Gelelim ortama. Ortam geçen yıl yaşananların üzerine sünger çekilmiş gibiydi, gerçi geçen yıl da bir şey olmamış. Biz kendi kendimize sansürü protesto ettiğimizi sanmışız. Hele kapanış gecesinde Nadir Sarıbacak’ın konuşmasına yapılanlar çok şükür bunu da ucuz atlattık durumu yaratmadıysa sektörde ben ne diyeyim! Zaten ödül töreninin ikiye bölünmesini de ben öyle yorumladım. Önemsizleri ve muhalefet etmesi muhtemel olanları canlı yayınsız yani kazasız belasız önden postalayalım, sona takım elbiseli, gıcır gıcır ve muhtemelen muhalefet etmeyecekler kalsın dendi. Sarmaşık gibi içine dönük bir muhalefet yapan bir filmin oyuncusunun (Nadir Sarıbacak) çıkıp da rakıdan, çaydan, muhabbetten bahsedeceği kimsenin aklına gelmedi. Konuşma heyecanlı ve akıcı bir şekilde uzadıkça kamera isyanı başladı, ses kesildi vs. O zaman herhalde kendimize geldik, geçen sene sansür uygulanan bu sene kısa ve belgesel film yarışması yapılan festivaldeyiz diye! Bingo! Hoşgeldik!</p>
<p>Ben forum kısmına katılamadım ama katılanların memnun kaldığını ve güzel bir etkileşim yakaladığını duydum, bunu da buradan size iletmiş olayım. Zaten bir önceki yazımda da belirttiğim gibi forum kendi filmlerini yaratacak. Önce fonlayacak, destekleyecek sonra da onları yarıştıracak. Bunu politik bir hamle olarak algılamaktan uzağım ama öyle de algılanabilir. Yani kendi bakış açındaki sinemaya destek vermek, sonraki yıllarda oluşacak muhalefet kanallarını kesmek! Ama bunun için film çeken kesimin tamamen değişmesi gerek. Sanırım şu an sanatı üretenler henüz ele geçirilemedi, ama böyle koşa koşa gidilirse o da muhtemel gibi!</p>
<p>Onun dışında ulusal yarışmadaki filmleri izlemeye çalıştım, Sarmaşık’ın en iyi film alması hepimizi çok mutlu etti, hak etmişti çünkü! Ben kendime Kandahar Soğuğu’nu da pek beğendim. Güzel ve etkili bir öykü, güzel görüntüler. Yoksulluk ve umutsuzluk ya da umut etmek son yıllarda bu kadar güzel anlatılmamıştı bence. Yılmaz Güney filmlerinin tadı vardı ve o da iyi ödüller kazandı!</p>
<p>Anladığım kadarıyla festival özellikle sinema yazarlarıyla aralarında esen soğuk rüzgardan rahatsız görünüyor. Festivali toparlamak, kısa film ve belgesel bölümüne adamakıllı el atıp, filmleri rahat bırakıp sorunsuz bir festival ortamı yaratabilirler. Ama dediğim gibi yarışacak film bulduğu sürece elindekilerle yetinecekler. Forumlara ve yabancı filmlere kasacak ama unutulmasın ki Portakal yerli filmlerin arenasıdır. Yeşilçam oyuncularının da önü kesilmişti festivalde. Fuayede oturup anılarını anlatmaları fena değildi yahu. Yaşını başını almış insanlardan ne istediniz! Hem onların festivale bir tepkileri de yok, aksine hala seviyorlar festivali.</p>
<p>Neyse yazının sonuna gelirsek festivalden kendi adıma değil ama sinema adına bir özgürlük alanı yaratmasını bekliyorum. Muhtemelen bu yazıdan sonra bana yine bay bay!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/01/06/hayaller-cannes-gercekler-ohannes-yazildigi-gibi-okunsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahalleler ve vicdanlar direnin!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/11/29/mahalleler-ve-vicdanlar-direnin/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/11/29/mahalleler-ve-vicdanlar-direnin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2015 16:43:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Takım: Mahalle Aşkına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8159</guid>

					<description><![CDATA[Emre Şahin 2009’da 40 filmiyle girmişti hayatımıza. Altı yıl sonra gelen Takım: Mahalle Aşkına da yine önceki filminde olduğu gibi mahalle aralarına dalıyor, gerçekçi hikayeler sunuyor. Senaryosunu İnan Temelkuran’la yazdığı filmde birçok öyküyü bir arada bulmak mümkün… Öncelikle başarı öyküsü var ki bu filme bir amaç ve ivme katıyor kafadan! Bir de artık Laz müteahhide [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Emre Şahin 2009’da 40 filmiyle girmişti hayatımıza. Altı yıl sonra gelen Takım: Mahalle Aşkına da yine önceki filminde olduğu gibi mahalle aralarına dalıyor, gerçekçi hikayeler sunuyor. Senaryosunu İnan Temelkuran’la yazdığı filmde birçok öyküyü bir arada bulmak mümkün… Öncelikle başarı öyküsü var ki bu filme bir amaç ve ivme katıyor kafadan! Bir de artık Laz müteahhide değil, büyük baronlara, şehrin çehresini kendi kafasına göre değiştirmek isteyenlere kafa tutan mahalleli dayanışması var.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/takim-mahalle-askina-afis1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8160" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/takim-mahalle-askina-afis1-1024x528.jpg" alt="" width="696" height="359" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/takim-mahalle-askina-afis1-1024x528.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/takim-mahalle-askina-afis1-300x155.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/takim-mahalle-askina-afis1-768x396.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/takim-mahalle-askina-afis1-696x359.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/takim-mahalle-askina-afis1-1068x551.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/takim-mahalle-askina-afis1-815x420.jpg 815w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/takim-mahalle-askina-afis1.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Şahin ve Temelkuran iyi bir yerden yakaladıkları filmlerde aslında başka bir filmde olsa sırıtacak bir harman yaratmışlar. Ama o harmanı öyle güzel karıp filmin duvarlarına çarpmışlar ki, birçok şey gerçekten de bazılarının suratlarında fena halde patlıyor. Yeşilçam kalıplarından çok şey alan film tabii Adile Naşit’in Gülen Gözler filminde Laz müteahhide gidip yalvardığı şeyin üzerine çok şey katıyor. Evin annesi değişen ve naifliğini yitiren bir yaşam algısında daha sert çıkıyor aracı olan kişiye. Bu işin başındaki kişi ise bir kurum, bir suret ama öldürecek kadar gözü dönmüş bir bela! Film aslında çok güzel mesaj veriyor. Bu adamlarından hakkından onların yöntemleriyle gelemeyiz belki ama bir araya gelip, bunu içselleştirip bir de üstüne bunu onlara gösterirsek üzerinden gelmeyeceğiz dert yok demek istiyorlar! Bir dertlere derman filmi adeta, bir ülke panoraması yaratıyor, bir takım kuruyor ki her telden çalıyor.</p>
<p>Bu filmi izleyince tabii akla Recep İvedik 4 geliyor. Mahallenin futbol oynanan boş arsasının müteahhide satıldığını öğrenen İvedik’in reklam kokan Maldivler macerası tabii ki bu filmin çok uzağında. Ama yine de amaç olarak benzeşiyorlar, sadece o kadar. İstanbul büyük bir rant tuzağına saplanmış durumda, etrafı büyük bloklarla çevrelendiği gibi artık ‘kentsel dönüşüm’ adı altında mahalle aralarına dalınıyor. Amaç şehri düşünmek değil, cebini düşünmek! Film bunu gerçekten her yerine dalarak güzelce anlatmış, dayanışma duygusunun zaman zaman abardığı yerler olsa da iyi geliyor, iyi ki böyle yapmışlar diyorsunuz. Filmde dayanışma, dostluk kazanıyor, arka planda kirli bir savaş dönse de mahallenin masumiyeti öne çıkıyor. Bakalım gerçek hayatta kazanan ne olacak, insan geçekten merak ediyor!</p>
<p><strong>Biraz vicdan biraz mantık! </strong></p>
<p>Bırakın yazmayı yaşamanın bile zorlaştığı, güzel insanların öldüğü bir ülkedeyiz artık, eminiz! Barış isteğinin bombalarla susturulduğu, savaşın devlet eliyle desteklendiği şu günlerde ‘seçim’ gibi yalanı tekrarlayıp durmak ne kadar boş ve gereksiz duruyor! Wood Allen bu hafta vizyona giren Irrational Man / Mantıksız Adam’ı eminim ki bizi düşünerek yazmamış ama yaşadığımız gündeme o kadar uygun ki… Yaşamla iletişimini kaybeden bir adamın yaşama dönüş keşfi olarak öldürmeyi seçmesi… Tabii bunu yüzlerce insanı öldürerek yapmıyor, tek bir insanı öldürerek ve bunu da ulvi bir amaç için yaptığına kendine inandırarak inanılmaz rahat bir psikoloji içine giriyor. İntihar etmeyi düşündüğü hayat modundan çıkarak ona sıkı sıkıya sarılıyor. Şimdi gel de bu filmdeki profesör Abe’in halini günümüze uyarlama! Bir amaç için insan öldürmeyi seçmek ve bunu kendine çok iyi bir amaç olarak yutturmak… Ama sadece kendine. Kendini tatmin etmek, çıkarlarını en üst düzeyden kollamak için… Filmde bir kulak misafiri olduğu ve tanımadığı kadını mağdur edeceğini düşünen bir sorumlusu olarak tanıyor Abe hakimi. Sonra onu takip ediyor, öldürme planı yapıyor ve sonuçta onu bir azim sonucu öldürüyor. Yerlerde sürünen yaşam enerjisi geri geliyor. Ölümden beslenme haline iyi bir örnek Mantıksız Adam. Adı üstünde mantıksız adam, biraz vicdan biraz mantık diyesi geliyor insanın!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/11/29/mahalleler-ve-vicdanlar-direnin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filmler politik, festivaller eğlencelik!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/10/27/filmler-politik-festivaller-eglencelik/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/10/27/filmler-politik-festivaller-eglencelik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2015 15:58:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[#Dirensinema]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Filmler politik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8073</guid>

					<description><![CDATA[Geçen hafta 52. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin erteleme kararını samimi bulmadığımı söyleyerek zehir zemberek bir yazı yazmıştım ki, iptaller ertelemeler diğer festivaller kanadında da ardı arkasınca geldi! Film Festivallerini şaşaalı birer eğlence ve güç yarışına çevirmeye hevesli belediyeler için festivaller birer eğlence arenası olabilir ama biz eğlence olmadığında da akıllı uslu oturup genelde film [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta 52. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin erteleme kararını samimi bulmadığımı söyleyerek zehir zemberek bir yazı yazmıştım ki, iptaller ertelemeler diğer festivaller kanadında da ardı arkasınca geldi! Film Festivallerini şaşaalı birer eğlence ve güç yarışına çevirmeye hevesli belediyeler için festivaller birer eğlence arenası olabilir ama biz eğlence olmadığında da akıllı uslu oturup genelde film izleme derdindeyiz.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/antalya-altin-portakal-film-fesivali.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8074" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/antalya-altin-portakal-film-fesivali-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/antalya-altin-portakal-film-fesivali-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/antalya-altin-portakal-film-fesivali-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/antalya-altin-portakal-film-fesivali-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/antalya-altin-portakal-film-fesivali-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/antalya-altin-portakal-film-fesivali-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/antalya-altin-portakal-film-fesivali-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/antalya-altin-portakal-film-fesivali.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Keza 22. Altın Koza basın toplantısını İstanbul’da yaptıktan sonra üstü kapalı bir erteleme yayınladı. Bu kararı o kadar zor biraz da zorlama vermiş olduğu bültenin her yanından belli oluyordu öyle ki anlamak da zorlandık! Sonra festivale davetimizin iptal edildiğini ama gösterimlerin devam edeceğini öğrendik. Önce jüri izleyip kararını verecek dendi, sonra halk jürisi için filmlerin Adana halkına gösterileceği söylendi. Yani işin üzüntü ve erteleme kısmı basın ve film ekiplerinin davetinin iptaliyle son buldu. Şimdi sorarım sizlere. Biz mi festivalin ‘eğlenceli yüzüymüşüz’ ki, biz gitmiyoruz ama festival yapılıyor. Güvenlik zafiyeti vs. dendi, zafiyet bütün halk için geçerli olmalı!</p>
<p>Ama ben yine de ne olursa olsun salonlara kilit vurulmaması taraftarıyım. Özelikle de festival filmlerinde bu ülkenin kara kaderine ilişkin eleştirel, dozajı yüksek, politik filmler yarışırken ve gösterilirken. Tabii işin şu kısmı da var, son yıllarda politik, sistemi eleştiren filmlere sanki festivallerde okkalı bir giremezsiniz işareti konuluyor gibi! Yani festivallerde biraz bağımsız film gösterim arenası olmaktan çıkıyor gibi! İşin bu kısmı da var! Bunu da konuşmak lazım!</p>
<p>Ardından bu yıl ilki yapılacak olan Edirne Uluslar arası Film Festivali’nin iptali geldi! Malatya Film Festivali’nin iptalin eşiğinde haberleri geliyor! (seçim sonrasında olmasına rağmen) Eğer seçim trafiğine girip arada harcanıp gitmek istemiyorsanız bunu açıkça beyan edin, sonuçta kimsenin tasavvurunda değildi, seçimlerin yeniden yapılacağı! Öyle bir halde ki ülkede filmler (vizyon), festivaller hep 1 Kasım sonrasına kapağı atmaya çalışıyor? Anlamadığım o zaman ne olacak? Bambaşka bir ülkeye mi uyanacağız! Savaşlar bitecek ve hepimize enjekte edilmeye çalışılan düşmanlık bitmiş mi olacak? Nedir bu kaçış kıyamet!</p>
<p>Sonuçta festival iptal etmekle vicdanlarımızdaki yarayı temizleyemeyiz! Savaşları iptal edip, normal moda geçmemiz lazım, artık ülke olarak bunu yapmamız lazım! Festivalleri iptal ederek ülkenin üzerindeki kara bulutları azaltmıyorsunuz, aksine daha da arttırıyorsunuz! Bırakın insanlar film izlesin, savaşın ne lanet bir şey olduğuna bir kez daha tanıklık etsin!</p>
<p><strong>O zehir zemberek yazı altta! </strong></p>
<p>Altın Portakal’ın Ekim’e sabitlenmiş festival tarihi ileri bir tarihe atıldı biliyorsunuz. Sonra gelen açıklamaya göre de 29 Kasım’a gitmiş. Sebep de artan terör olayları! Altın Portakal geçen yıldan beri hep bir mırım kırındı… Şu açıklamaya kadar her şey fısıltı gazetesinin kontrolünde ha yapıldı ha yapılacak, ismi cismi değişecek kıvamındaydı.</p>
<p>Geçen seneki fecaate sebep olanların festivalde olup olmayacağı bile belli değildi. En son uluslar arası olacağı, yerele burun kıvırdığı bir haber bile gündemdeydi ki hala daha gündemde… Ulusal yarışmayı kaldırmayı anlamak mümkün, eğer sizin bir misyonunuz varsa ve bu da ulusal sinemayı geliştirmeye katkıysa bunu kafana göre kaldıramazsın. Fonlarını, tonlarını verirsin o ayrı.</p>
<p>Gelelim erteleme sebebinin samimiyetine! Bana çok da inandırıcı gelmedi açıkçası. Barış süreci gibi bir süreç başlamışken bunu bozup, Ortadoğu’da devam eden savaşa su taşıyıp sonra da mağduru oynayamazsınız. Sonuçlara üzülmeyi bırakıp neden olan olaylara müdahale etmelisiniz. İçinizden festival yapmak gelmiyorsa, yapacak koşullar oluşması için adım atmalısınız! Alyan bebeğin ölümü bu kadar yıktıysa çocukların ölmemesi için çaba harcayacak politikalar üretmelisiniz. Ama festival iptal ederek üzüntünüzü dile getiremezsiniz, hiç samimi değil inanın!</p>
<p>Gelelim iptal edilmenin başka sebeplerine! Uluslar arası çıtlatmaları etrafı doldurunca panikleyen yerli sinemacılar büyün filmlerini Adana Altın Koza’ya yığdılar tabii. Antalya’ya film kalmamış olabilir! Zaten birkaç senedir bu böyle. Kendisini çabuk toplayan Altın Koza, Portakal’ın önüne geçmişti. Geçen sene patlayan ve nedense toparlanamayan kriz ise bu seneki karar alma mekanizmasının gecikmesine etkili nedenlerden biri de olabilir. Ya da Cannes benzeri uluslar arası bir model için çanlar çalındı ama susturulamadı belki de! Velhasıl Altın Portakal toplayamadı, kendi sebep olduğu krizi çözmedi, çözmek istemedi!</p>
<p>Şimdi de erteleme yolunu seçti. Benim anlamadığım 1 Kasım seçimlerinden sonra We are the World, We are the Children şarkıları söyleyip gönül rahatlığıyla festival mi yapabileceğiz? Alyan’ın küçük bedeni soğumuş, içimizdeki ateş sönmüş mü olacak… 6 Haziran seçimlerinde bir sonuç alamayanlar 1 Kasım için neden bu kadar umutlu! Barış iktidar boşluğundan dolayı mı elden gitti, yoksa birileri istediği için mi? Barış bu kadar geri gelmesi zor bir şey mi ki illa seçim yapmak gerekiyor bunun için… Barış için mi savaş için mi oy kullanıyoruz… Kendi çıkarcı politikalarımız için insanları yerinden yurdundan ederken içimiz sızlamıyor da minicik bedenler kıyıya vurunca mı titreyip kendimize geliyoruz. Herkes savaş istemiyoruz diye çığlık atarken bu kimin savaşı bi düşünün o halde! Ondan sonra da gönül rahatlığıyla festivalleri erteleyin, bitirin fark etmez!</p>
<p><strong>Bütün bunlardan sonra </strong><strong><em>29 Kasım &#8211; 6 Aralık tarihleri arasında da Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin gerçekleştirileceği ilan edildi. Uluslararası Edirne Film Festivali ise 20 – 26 Kasım 2015 tarihlerine ertelendi.</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/10/27/filmler-politik-festivaller-eglencelik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
