<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dario Argento &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/dario-argento/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Oct 2018 10:32:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Dario Argento’dan Bir Korku Klasiği: Suspiria</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/dario-argentodan-bir-korku-klasigi-suspiria/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/dario-argentodan-bir-korku-klasigi-suspiria/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Başak Bıçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 10:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[başak bıçak]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Suspiria]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10648</guid>

					<description><![CDATA[İtalyan korku sinemasının en mühim alt türlerinden biri olan giallo devri Mario Bava’yla başlasa da, 70’lerden itibaren çektiği sayısız filmle türe altın çağını yaşatan hiç şüphesiz Dario Argento oldu. Kariyerinin ilk yıllarında “İtalyan Hitchcock’u”, “şiddetin Visconti’si” gibi yakıştırmalar yapılan Argento, ortaya koyduğu farklı yaklaşımla giallo furyasının fitilini ateşlemekle kalmadı, türün uluslararası alanda da tanınmasını sağladı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İtalyan korku sinemasının en mühim alt türlerinden biri olan giallo devri Mario Bava’yla başlasa da, 70’lerden itibaren çektiği sayısız filmle türe altın çağını yaşatan hiç şüphesiz Dario Argento oldu. Kariyerinin ilk yıllarında “İtalyan Hitchcock’u”, “şiddetin Visconti’si” gibi yakıştırmalar yapılan Argento, ortaya koyduğu farklı yaklaşımla giallo furyasının fitilini ateşlemekle kalmadı, türün uluslararası alanda da tanınmasını sağladı.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/443288.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-10649 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/443288-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/443288-200x300.jpg 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/443288-768x1152.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/443288-683x1024.jpg 683w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/443288-696x1044.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/443288-280x420.jpg 280w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/443288.jpg 1000w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></a></p>
<p>L’Ucello Dalle Piume Di Cristallo, Profondo Rosso, Opera, Tenebre, Trauma ve daha pek çok filmle korku sinemasına muazzam katkılar sunan İtalyan yönetmenin filmografisinde, ayrı bir yerde duran doğaüstü üçlemesi de ise Argento’nun ününü tüm dünyaya yaymayı başardı. Giallo ruhundan uzaklaşmadan çektiği Üç Ana üçlemesinin olan Suspiria, Inferno ve La Terza Madre yönetmenin ilk doğaüstü çalışmaları olmakla birlikte stilize Argento sinemasının en çarpıcı örneklerinin de başında geliyor.</p>
<p>İngiliz deneme yazarı Thomas de Quincey’nin Suspiria de Profundis isimli kitabının bir bölümünde yer alan üç kız kardeş betimlemesinden esinlenen ve üç cadı efsanesi yaratan Argento, filmlerini bu cadı hikâyelerinin üzerine kuruyor. Suspiria’da, Almanya’da bir dans okulunda kötülük saçan Mater Suspirorum’u (İnlemelerin Anası), Inferno’da, Amerika’da bir apartmana yerleşen Mater Tenebrarum’u (Karanlıkların Anası), La Terza Madre’de ise İtalya’yı cehenneme dönüştüren Mater Lachrymarum’u (Gözyaşlarının Anası) anlatan yönetmen, bilhassa Suspiria ve Inferno ile korku klasiklerine yenilerini eklemeyi başardı.</p>
<p>Üç Ana Efsanesinin ilk ayağı olan Suspiria sadece Dario Argento’nun değil, modern korku sinemasının da köşe başlarından biridir. Müthiş bir renk skalasıyla bezenmiş, sanatsal fonlarda ve görkemli müzikler eşliğinde, sürreal bir tabloya dönüşen şiddet sahneleriyle Argento, Suspiria ile korku sinemasına adeta meydan okuyor.</p>
<p>Bale eğitimi almak üzere, Almanya’nın Freiburg şehrinde bulunan bir dans akademisine gitmeye karar veren Suzy Bannion’ın (Jessica Harper) başına gelenleri konu alan Suspiria, Argento’nun o dönem birlikte olduğu ve filmin senaryosunu beraber yazdığı Daria Nicolodi’nin büyükannesinin bizzat yaşadığı ürkütücü olaylardan yola çıkıyor.</p>
<p>Kimisi uydurma, kimisi gerçek bu hikâyelere, Thomas de Quincey’nin Mater Suspirorum’unu (İnlemelerin Anası) eklemleyen Argento, filmini doğaüstü bir öykünün üzerine inşa etmesine rağmen kariyerini devam ettirdiği giallo ruhundan da uzaklaşmıyor. Türün gereksinime uygun yapıtaşlarını özenle ve dikkatle yerleştirerek, sanatın her formunda çağdaşlarının ötesinde bir sinemasal anlatımı benimsiyor. Cinayet hikâyelerini korku öğeleriyle sunan gialloların, stilize edilmiş şiddet sahnelerini, siyah eldivenler, bıçaklar ve diğer kesici aletler gibi fetiş objelerini, güzel kadınlarını, ihtişamlı müzik ve dekorlarını harmanlayan yönetmen, kendine has ışık oyunlarıyla Suspiria’da müthiş bir işçilik ortaya koyuyor.</p>
<p>Filmin açılış sekansı olan Suzy’nin havaalanından çıkışından itibaren, kırmızı renklerin ağır bastığı ışıklandırmalarla gerçeküstü bir dünya yaratan Argento, attığı her adımla bu dünyaya hizmet eden planlarla karşımıza çıkıyor. Terminal kapısının ürkütücü açılış kapanışı, Suzy’nin yüzüne vuran ışık ve ünlü müzik grubu Goblin’in Cembalo ile Re minor tonunda kulaklarımıza çalınan notaları vahşi bir açılış sekansına bizleri hazırlamakla meşgul Argento’nun sunumunun sadece aperatiflerini oluşturuyor. Devamında gelen klasikleşmiş çifte cinayet sekansı, öyle bir ara sıcak sunuyor ki, o dakikadan itibaren ana yemeği merak etmeye başlıyorsunuz!</p>
<p>Geometrik desenlerin ve renkli vitrayların fon oluşturduğu bir yapıda işlenen estetik cinayetlerin yardımıyla, filmin soyut ve dahi absürt anlayışına iyiden iyiye kapılıyorsunuz. Suzy’nin yerleşmesiyle tanıştığımız okulun içyapısına hâkim olan renkler, desenler ve çizgiler yönetmenin bilhassa art nouveau ve art deco hevesini fazlasıyla ortaya çıkaran çarpıcı görüntüler oluşturuyor. Mekânın dış cephesinde, koridorlarında, gölge oyunlarında, hatta Olga’nın ojesinde bile karşımıza çıkan kırmızı ve tonları Suspiria’nın ana rengi olurken, Suzy’nin okul çalışanı kadının elinde gördüğü taştan etkilendiği plan, görselliğiyle en akılda kalıcı sahnelerden biri haline dönüşüyor.</p>
<p>Suspiria’nın en tuhaf fakat bir o kadar da ilgi çekici sahnesi ise öğrencilerin hep birlikte dans salonunda uyumak zorunda kaldığı bölümdür. Beyaz çarşaflarla bir yatakhane formuna sokulan yerin etrafını, yine kırmızı ile pembe tonların hâkim olduğu bir ışıklandırmayla çevreleyen Argento, kolay kolay göremeyeceğiniz enteresanlıkta bir ortam yaratıyor. Gerçek olamayacak kadar olağandışı duran bu sahneye rağmen, Argento’nun bitmek bilmeyen sürprizleriyle filmin duygusundan bir an bile uzaklaşmanız mümkün olmuyor.</p>
<p>Suspiria’nın kurban listesine yenilerini eklemeye kararlı olan Argento, kör piyanist sekansı ile bu kez herhangi bir katil eli ya da kesici alet olmaksızın, doğaüstü güçlerin etkisiyle gerçekleştirilen vahşi bir cinayete tanık olmamızı sağlıyor. Görkemli binaların tam ortasında beyaz bir ışıkla aydınlatılan çaresiz ve zavallı piyanistin, düşmanının ne olduğunu bile anlayamadan korkunç bir biçimde katledildiği sekanstan sonra, Argento’nun tipik meraklı kurbanlarına geliyor sıra…</p>
<p>Özellikle Inferno’da “yok artık!” dedirtecek derecede korkusuz ve burnunu bile bile belaya sokan karakter tiplemelerinden yalnızca biri olan Sara’nın ölümü, Suspiria’nın geriliminin zirveye en yakın sahnelerinden biri oluyor. Gizemi ilk çözenin ölmesi düsturuna uygun bir biçimde ortadan kaldırılan karakterimizden sonra açılış sekansının hava durumuyla paralel bir final gecesi yaşanıyor ve nihayetinde, renklere ve notalara bulanmış bir şiddet senfonisiyle, vahşete doymuş bir halde filmi tamamlıyoruz.</p>
<p>Popüler oyuncularla çalışmayı sevmemesine rağmen başrolüne Jessica Harper’ı seçen Argento’nun ne kadar doğru bir karar verdiği malumunuz, ancak yan rollerdeki karakteristik yüzler de filmin en büyük tamamlayıcıları arasında. Suzy’nin filmin başında sohbet ettiği Olga’dan, kadın çalışanın yanındaki sarışın çocuktan, tuhaf dişli erkek görevliye kadar performans konusunda sıkıntı yaratmayan oyuncularla çalışan yönetmenin, filmini nasıl ilmek ilmek dokuduğunu görmemek neredeyse imkânsız.</p>
<p>Göz alıcı renklerin, Goblin’in ürkütücü notalarıyla dans ettiği, işitsel ve görsel bir ziyafete dönüşen Suspiria, müthiş bir yönetmen sineması örneği… Bundan tam kırk yıl önce gösterime girdiği yıl, tüm dünyada adını duyurmayı başaran film, hem korku sinemasının hem de Argento’nun en göz alıcı işlerinden biri olduğunu yıllar sonra hala konuşulmasıyla kanıtlıyor.</p>
<p><strong>Başak Bıçak – basakbicak@gmail.com</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/dario-argentodan-bir-korku-klasigi-suspiria/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dario Argento Korku Sinemasının En Büyük Ustası</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/dario-argento-korku-sinemasinin-en-buyuk-ustasi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/dario-argento-korku-sinemasinin-en-buyuk-ustasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 08:51:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10334</guid>

					<description><![CDATA[Dario Argento, film yapımcısı ve yönetmeni Salvatore Argento ve Brezilyalı fotoğrafçı Elda Luxardo&#8217;nun oğlu olarak, birçok tanınmış İtalyan yönetmen gibi Roma&#8217;da dünyaya geldi. Her Romalı yönetmen gibi şehirden beslenen ve öncelikle çok film izleyen bir kişiliğe sahip olan Argento, daha sonra kariyerine eleştirmen olarak devam etti. Lise öğreniminde çeşitli dergilerde sinema yazıları yazan Argento, özellikle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dario Argento, film yapımcısı ve yönetmeni Salvatore Argento ve Brezilyalı fotoğrafçı Elda Luxardo&#8217;nun oğlu olarak, birçok tanınmış İtalyan yönetmen gibi Roma&#8217;da dünyaya geldi. Her Romalı yönetmen gibi şehirden beslenen ve öncelikle çok film izleyen bir kişiliğe sahip olan Argento, daha sonra kariyerine eleştirmen olarak devam etti. Lise öğreniminde çeşitli dergilerde sinema yazıları yazan Argento, özellikle korku türüne o zmanlardan merak salmıştı. Kolej ve daha üst eğitimine devam etmeyen, bunun yerine sinema yazmayı seçen Argento, gazetelerde de yazmaya başladı ve kendini bu alanda geliştird. Elbette bu sektöre girmesini de kolaylaştırdı ve daha sonra birçok projede beraber çalışacağı ünlü sinemacılarla daha küçük yaşta tanışmasına sebep oldu. Gazetede çalışırken senaristlik yapmaya başlayan Argento, önce daha küçük çapta projelerde yer aldı ve daha sonra İtalyan sinemasının büyük filmlerinde de çalışma şansı elde etti. Kızı Asia Argento’yu da sinemaya kazandıran büyük yönetmen son yıllarda yaşının da etkisiyle bir yavaşlama döneminde girdi ve filmleri düşük kalibredeydi ama şu sıralar prodüksiyon aşamasında olduğu bir filmi bitirmek için uğraşıyor ve bundan dolayı biz çok ama çok heyecanlıyız.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10336" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/suspiria-headline.jpg 1280w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Rahatsız Edici Güzellikte: Dario Argento Sineması</strong></p>
<p>İtalyan suç filmlerinin –daha öncesinde de romanlarının- bir nevi alt türü olarak kabul edilen, grotesk bir tavır içeren ve şiddet öğesinin alabildiğince sınırsız kullanıldığı b-filmlerine denmektedir. Tabii görece bir üslupla biraz farklı betimleyenler olacaktır. Bu türün kendine has özellikleri Mario Bava ve Lucio Fulci’den başlar ve Dario Argento üstada kadar uzanır. Hatta Argento, tamamen b-film kategorisinde olan giallo türüne kalite kazandırmış ve korku külliyatı içerisinde sağlam bir yer kazandırmıştır. Sinemanın ve korkunun ruhunu taşıyan ama eksiği gediği çok olan bu tür Argento sayesinde artık çok daha fazla bilinir ve üzerine çok daha fazla tartışılır bir hale gelmiş, günümüze kadar da uzanmıştır. Hatta üstad Giallo adlı bir film çekmeye kadar işi götürmüştür. Peki Argento için sadece giallo türünden mi bahsetmeliyiz? Elbette hayır! Onun korku sinemasında açtığı yol ve belleklere kazıdığı tarz, sinemayı sinema yapan unsurların da ötesinde yer almaktadır. Öyle ki; türün hayranları bile dinamiklerin tersyüz edilişi karşısında çaresiz kalır ve hayatında unutamayacakları deneyimleri yaşamış olurlar.</p>
<p>Argento’nun sinemasına yönetmenlik üzerinden biraz ara verelim ve senaristliğine bir göz atalım. Çoğumuza ve bana göre gelmiş geçmiş en iyi western filmi, spagetti alt türüne ait Once Upon a Time in the West filmidir. Leone ustanın bu başyapıtı boşuna başyapıt olmamış ve senaryosunda ustalar bir araya gelmiştir. Leone ve Donati’ye, Bertolucci ve Argento eşlik etmiş, ortaya da muhteşem bir senaryo çıkmıştır. Argento’nun kattıkları sayesinde, özellikle anlatı olarak film epey güç kazanmış ve daha olgun olmasında Argento önemli yer sağlamıştır. Böylece sinema sanatına Argento’nun verdiği katkılara senaryo anlamında da en iyilerden biri eklenmiş, katkısı sayesinde gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri ortaya çıkmıştır. Tabii senaristlik katkısı sadece bu filmle sınırlı değil. Argento tamamen kendi filmlerine geçmeden ve kendi senaryolarını da yazmya başlamadan evvel özellikle western külliyatına senarist olarak önemli katkılarda bulunmuş bir isim. Mizahi yönünü korkularına pek fazla bulaştırmayan Argento, bu hakkını western filmlerinin bazılarında kullanmaya karar vermiş, çok da iyi yapmış. Bazı erotik filmlerin senaryolarında da imzası olan Argento, Un Esercito di 5 Uomini, Un Corde&#8230;Un Colt&#8230;, Commandos, Oggi a Me&#8230; Domani a Te&#8230; gibi filmlerde senarist olarak katkı vermiştir ve bunlar oldukça önemli yapımlardır.</p>
<p>Argento’nun korku sinemasına dönecek olursak hayranlığımızı dile getiren sözlerle yazıya devam edebiliriz. Her şeyden evvel Argento’nun Bava’dan etkilenmiş olmasına rağmen kendine has bir sineması olduğunu ve kimseye benzemediğini vurgulamak gerekir. Filmin birkaç sanesini görünce Argento filmi olduğunu anlamak pek güç olmasa gerek. Zira; Argento estetik açıdan kusursuzdur ve mükemmeliyetçidir. Onun kadrajları ve renkleri adeta bir vals eşliğinde dans eder. Biçimsel olarak kendisiyle yarışabilecek bir korku sineması yönetmeni yoktur ve bu anlamda Hitchcock dahil olmak üzere herkesin üzerinde yer alır. Özenle kotarılmış ve sanat yönetmenliği eserleri olan atmosfer, set ve dekorlar muhteşemdir. Kurgu ve geçişler öylesine uyumludur ki gerçekliği en fantastik filminde bile hisseder, sinirlerimizin kontrolünü kaybederiz. Argento filmleri eşsiz bir keyif, rahatsız edici güzellikte bir deneyimdir. Atmosferin güzelliği ve inandırıcılığı bizi hapseder ve korkmak kelimesini iliklerimize kadar yaşarız. Açılar öyle dehşettir ki kendimizi hikayenin içinde bulamamak gibi bir şansımız yoktur. Kısacası; Argento filmi izlerken hem korkunun sınırlarında dolaşır, hem de çok büyük bir sinema keyfi yaşarız&#8230;</p>
<p>Ünlü sinema yazarı James Gracey, Argento sinemasını şu şekilde tanımlar: “<em>40 yılı aşkın bir süredir, Dario Argento&#8217;nun nefes kesici biçimde şiddetli ve asortik filmleri dünya etrafındaki izleyicileri şoke ediyor ve dehşete düşürüyor. Bir Argento filmi izlemek tamamen içsel bir tecrübenin keyfine varmaktır. Özenle hazırlanmış set bölümleri ve baş döndürücü sinema sanatçılığı kan ve gücün kakofonisinde çarpışır. Kamera, durmaksızın avının beşinde dolaşan bir silah gibi kullanılır. Şaşılası görüş açısı çekimleri izleyiciyi ölüm ve kargaşanın her şatafatlı tasvirinde içine alırken hem kovalanan hem kovalayan kılar.</em></p>
<p><em>Çekici kadın kurbanlar soyut dehşetin içine akarken, hepsi kendi savunmasızlığının farkında, özlemle arkalarına bakarlar. Zaman zaman her cinayet neredeyse şehvetli bir şekilde, daha çok seks sahnelerini andırırcasına filme alınır: kanlı kaosların rahatsız edici bir orgazmında doruğa çıkan kan ve beden çılgınlığı.</p>
<p>Dehşet ve gerilim sahneleriyle kendisi de bir isim yapmış olmakla birlikte, Argento sık sık &#8216;İtalyan Hitchcock&#8217; diye anılır. Fakat Hitchcock&#8217;un çalışmaları sabit doğrusallık, odaklanmış akış, anlatı ve mantıkla özdeşleşirken, Dario Argento&#8217;nun filminde bunlar atmosfer, teknik yetenek ve provokatif betimlemelerle yer değiştirir</em></p>
<ol start="36">
<li><strong> Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Yenilenmiş Halini İzlediğimiz SUSPIRIA</strong></li>
</ol>
<p>Korku türü son yıllarda epey değişim gösterdi. 90&#8217;lara damga vuran teen slasher akımından sonra nereye evrileceği merak konusuydu. Tıpkı bizim sinemamız gibi, dünya sineması da seri katillerden, arızalı karakterlerden biraz uzaklaştı ve doğaüstü olaylara yer vermeye başladı. Özellikle James Wan önderliğindeki yeni sinemacılar, bu anlamda oldukça başarılı ve etkileyici işlere imza attılar. Peki 70&#8217;ler sinemasının sonları ve 80&#8217;ler başında durum neydi? Myers, Freddy, Jason gibi psikopatların hüküm sürdüğü yıllarda doğaüstü konular işlenmiyor muydu? İşte bu soruların, isim üzerinden gidildiğinde, tek ve en orjinal cevabı şöyleydi; Dario Argento&#8230;</p>
<p>Argento sinemasında biçimin çok önemli olduğu, hatta çoğu zaman hikayenin epey önüne geçtiğini söyleyebiliriz tekrar. Görsel açıdan doyurucu, oldukça sert ve stil ustası olduğunu kanıtlayan cinsten sahneler de Argento sinemasının olmazsa olmazları. Bu anlamda en özgür davrandığı, hikayeyi de çok boşlamadığı ve kült mertebesine ulaşmış filmi Suspiria, ustanın başyapıtlarından biri ve filmografisinin de kesinlikle en iyisi. Sadece bununla kalmayıp, korku külliyatının en iyilerinden biri olduğunu söylemek de sanırım abartı olmaz. 1980 yılında çektiği Inferno ve 2007 yılında kotardığı La Terza Madre ile birlikte &#8220;Üç Ana&#8221; üçlemesini oluşturan Suspiria, en rahatsız edici ve herkes tarafından hazmı kolay olmayan bir klasik olarak sinema tarihinde yerini almış durumda.</p>
<p>Suspiria Giallo romanları tadında başlıyor ki Argento&#8217;nun ustası kabul edilen Mario Bava bu anlamda öncü sinemacılardan. Ondan aldığı ilham ve Scorsese&#8217;ye kadar bulaşan kamera hareketleri sanırım sinemasının temelinin en güçlü yanları. Ucuz romanları ve b-film özelliklerini destekleyen pek çok öğe de gözümüze net olarak çarpmakta. Aşırı kan kullanımı, son derece rahatsızlık verecek cinayet sahneleri ve Argento&#8217;yu yıllarca kadın düşmanlığı ile suçlamaya yetecek kadar sert olan kadın kurbanların öldürülme şekilleri. Burada sanırım yanlış anlaşıldığı yerler, stil konusundaki takıntılarından dolayı, en ufak detayına kadar cinayetleri göstermek istemesi. Yani, cinayet olayını görsel açıdan şölene çevirip, belki de kendi içinde meşrulaştırması. Bunu da kadın karakterler üzerinden yapması farklı yorumlanabilmekte. Suspiria&#8217;da bu durum çok daha ön planda. Bir de Goblin grubunun epey rahatsız eden müzikleri ile birleşince seyirciyi yakalayıp, amacına fazlasıyla ulaşıyor Argento. Bu yöntemlerin kullanılması ile de film, ikinci yarıdan sonra bambaşka bir hal alıyor ve hala günümüzde korku sineması üzerinde etkilerini görebildiğimiz doğaüstü güçler, soyut kavramların somutlaştırılması gibi yöntemlerle tinsel konulara evriliyor. Efsaneleşen ve filmin doruk noktasına ulaştığı anlarda görülen cadı topluluğu ve benzeri sahneler ile de Argento tür içindeki her dinamikte usta olduğunu adeta tekrar tekrar kanıtlıyor.</p>
<p>Suspiria, sanat yönetimi açısından da bir başyapıt. Giuseppe Bassan&#8217;ın bu anlamdaki başarısı dudak uçuklatan cinsten. Koridorlar, tavanlar, filmin atmosferine yardımcı olcak herşey ustaca kotarılmış. Yani, set ve dekorlar inanılmaz ayarında ve etkileyici durumda. Kabaca, bu filme daha iyisini bulmak neredeyse imkansız diyeceğimiz türden. Bunu, Luciano Tovoli&#8217;nin harika görüntüleri ve ışık kullanımı da destekleyince o bahsettiğimiz stil ustalığını yakalamak çokta zor olmuyor. Argento&#8217;nun yaratıcılığı ile birleşen bu özellikler, öylesine muazzam bir tad bırakıyor ki damakta, her izlendiğinde ve hal aynı tadı almak sürpriz olmuyor.</p>
<p>Sonuç olarak, Suspiria elbette herkesi memnun edecek bir film değil. Nefret eden ya da izlerken tahammül sınırları zorlanıp tamamlayamayacak izleyici çok olacaktır. Ancak, hem Avrupa sineması dinamikleri taşıyan, hem anlattığımız üzere ucuz romanları referans alan Suspiria, hayatınızdaki en korkunç 100 dakika olmaya aday.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/06/26/dario-argento-korku-sinemasinin-en-buyuk-ustasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ARGENTO’DAN DOĞAÜSTÜ ÜÇLEME: ÜÇ ANA EFSANESİ (vol.1)</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/10/27/argentodan-dogaustu-ucleme-uc-ana-efsanesi-vol-1/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/10/27/argentodan-dogaustu-ucleme-uc-ana-efsanesi-vol-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Başak Bıçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2015 18:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[başak bıçak]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Suspiria]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8133</guid>

					<description><![CDATA[İtalyan korku sinemasının en mühim alt türlerinden biri olan giallo devri Mario Bava’yla başlasa da, 70’lerden itibaren çektiği sayısız filmle türe altın çağını yaşatan hiç şüphesiz Dario Argento olmuştur. Kariyerinin ilk yıllarında “İtalyan Hitchcock’u”, “şiddetin Visconti’si” gibi yakıştırmalar yapılan Argento, ortaya koyduğu farklı yaklaşımla giallo furyasının fitilini ateşlemekle kalmadı, uluslararası alanda tanınmasını da sağladı. L’Ucello [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İtalyan korku sinemasının en mühim alt türlerinden biri olan giallo devri Mario Bava’yla başlasa da, 70’lerden itibaren çektiği sayısız filmle türe altın çağını yaşatan hiç şüphesiz Dario Argento olmuştur.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Suspiria_3901_4ea621a69dc3d83c3b004235_1320285328.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8135" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Suspiria_3901_4ea621a69dc3d83c3b004235_1320285328-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Suspiria_3901_4ea621a69dc3d83c3b004235_1320285328-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Suspiria_3901_4ea621a69dc3d83c3b004235_1320285328-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Suspiria_3901_4ea621a69dc3d83c3b004235_1320285328-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Suspiria_3901_4ea621a69dc3d83c3b004235_1320285328-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Suspiria_3901_4ea621a69dc3d83c3b004235_1320285328-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Suspiria_3901_4ea621a69dc3d83c3b004235_1320285328-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Suspiria_3901_4ea621a69dc3d83c3b004235_1320285328.jpg 1280w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Kariyerinin ilk yıllarında “İtalyan Hitchcock’u”, “şiddetin Visconti’si” gibi yakıştırmalar yapılan Argento, ortaya koyduğu farklı yaklaşımla giallo furyasının fitilini ateşlemekle kalmadı, uluslararası alanda tanınmasını da sağladı. L’Ucello Dalle Piume Di Cristallo, Profondo Rosso, Opera, Tenebre, Trauma ve daha pek çok filmle korku sinemasına muazzam katkılar sunan İtalyan yönetmenin filmografisinde, ayrı bir yerde duran doğaüstü üçlemesi de mevcuttur ki, Argento’nun ününü tüm dünyaya yaymayı başarmıştır. Giallo ruhundan uzaklaşmadan çektiği Üç Ana üçlemesi olan Suspiria, Inferno ve La Terza Madre yönetmenin ilk doğaüstü çalışmalarıdır ve stilize Argento sinemasının en çarpıcı örneklerinin de başında gelir…</p>
<p>İngiliz deneme yazarı Thomas de Quincey’nin <em>Suspiria de Profundis</em> isimli kitabının bir bölümünde yer alan üç kız kardeş betimlemesinden esinlenen ve üç cadı efsanesi yaratan Argento, filmlerini bu cadı hikâyelerinin üzerine kurar. Suspiria’da, Almanya’da bir dans okulunda kötülük saçan Mater Suspirorum’u (İnlemelerin Anası), Inferno’da, Amerika’da bir apartmana yerleşen Mater Tenebrarum’u (Karanlıkların Anası), La Terza Madre’de ise İtalya’yı cehenneme dönüştüren Mater Lachrymarum’u (Gözyaşlarının Anası) anlatan yönetmen, bilhassa Suspiria ve Inferno ile korku klasiklerine yenilerini eklemeyi başardı.</p>
<p><strong>SUSPIRIA (1977)</strong></p>
<p>Üç Ana Efsanesinin ilk ayağı olan Suspiria sadece Dario Argento’nun değil, modern korku sinemasının da köşe başlarından biridir. Müthiş bir renk skalasıyla bezenmiş, sanatsal fonlarda ve görkemli müzikler eşliğinde, sürreal bir tabloya dönüşen şiddet sahneleriyle Argento, korku sinemasına adeta bir meydan okur…</p>
<p>Bale eğitimi almak üzere, Almanya’nın Freiburg şehrinde bulunan bir dans akademisine gitmeye karar veren Suzy Bannion’ın (Jessica Harper) başına gelenleri konu alan Suspiria, Argento’nun o dönem birlikte olduğu ve filmin senaryosunu beraber yazdığı Daria Nicolodi’nin büyükannesinin bizzat yaşadığı ürkütücü olaylardan yola çıkıyor. Kimisi uydurma, kimisi gerçek bu hikâyelere, Thomas de Quincey’nin Mater Suspirorum’unu (İnlemelerin Anası) eklemleyen Argento, filmini doğaüstü bir öykünün üzerine inşa etmesine rağmen kariyerini devam ettirdiği giallo ruhundan da uzaklaşmıyor. Türün gereksinime uygun yapıtaşlarını özenle ve dikkatle yerleştirerek, sanatın her formunda çağdaşlarının ötesinde bir sinemasal anlatımı benimsiyor. Cinayet hikâyelerini korku öğeleriyle sunan gialloların, stilize edilmiş şiddet sahnelerini, siyah eldivenler, bıçaklar ve diğer kesici aletler gibi fetiş objelerini, güzel kadınlarını, ihtişamlı müzik ve dekorlarını harmanlayan yönetmen, kendine has ışık oyunlarıyla Suspiria’da müthiş bir işçilik ortaya koyuyor. Filmin açılış sekansı olan Suzy’nin havaalanından çıkışından itibaren, kırmızı renklerin ağır bastığı ışıklandırmalarla gerçeküstü bir dünya yaratan Argento, attığı her adımla bu dünyaya hizmet eden planlarla karşımıza çıkıyor. Terminal kapısının ürkütücü açılış kapanışı, Suzy’nin yüzüne vuran ışık ve ünlü müzik grubu Goblin’in Cembalo ile Re minor tonunda kulaklarımıza çalınan notaları vahşi bir açılış sekansına bizleri hazırlamakla meşgul Argento’nun sunumunun sadece aperatiflerini oluşturuyor. Devamında gelen klasikleşmiş çifte cinayet sekansı, öyle bir ara sıcak sunuyor ki, o dakikadan itibaren ana yemeği merak etmeye başlıyorsunuz!</p>
<p>Geometrik desenlerin ve renkli vitrayların fon oluşturduğu bir yapıda işlenen estetik cinayetlerin yardımıyla, filmin soyut ve dahi absürt anlayışına iyiden iyiye kapılıyorsunuz. Suzy’nin yerleşmesiyle tanıştığımız okulun içyapısına hâkim olan renkler, desenler ve çizgiler yönetmenin bilhassa art nouveau ve art deco hevesini fazlasıyla ortaya çıkaran çarpıcı görüntüler oluşturuyor. Mekânın dış cephesinde, koridorlarında, gölge oyunlarında, hatta Olga’nın ojesinde bile karşımıza çıkan kırmızı ve tonları Suspiria’nın ana rengi olurken, Suzy’nin okul çalışanı kadının elinde gördüğü taştan etkilendiği plan görselliğiyle en akılda kalıcı sahnelerden biri haline dönüşüyor. Suspiria’nın en tuhaf fakat bir o kadar da ilgi çekici sahnesi ise öğrencilerin hep birlikte dans salonunda uyumak zorunda kaldığı bölümdür. Beyaz çarşaflarla bir yatakhane formuna sokulan yerin etrafını, yine kırmızı ile pembe tonların hâkim olduğu bir ışıklandırmayla çevreleyen Argento, kolay kolay göremeyeceğiniz enteresanlıkta bir ortam yaratıyor. Gerçek olamayacak kadar olağandışı duran bu sahneye rağmen, Argento’nun bitmek bilmeyen sürprizleriyle filmin duygusundan bir an bile uzaklaşmanız mümkün olmuyor.</p>
<p>Suspiria’nın kurban listesine yenilerini eklemeye kararlı olan Argento, kör piyanist sekansı ile bu kez herhangi bir katil eli ya da kesici alet olmaksızın, doğaüstü güçlerin etkisiyle gerçekleştirilen vahşi bir cinayete tanık olmamızı sağlıyor. Görkemli binaların tam ortasında beyaz bir ışıkla aydınlatılan çaresiz ve zavallı piyanistin, düşmanının ne olduğunu bile anlayamadan korkunç bir biçimde katledildiği sekanstan sonra, Argento’nun tipik meraklı kurbanlarına geliyor sıra… Özellikle Inferno’da “yok artık!” dedirtecek derecede korkusuz ve burnunu bile bile belaya sokan karakter tiplemelerinden yalnızca biri olan Sara’nın ölümü, Suspiria’nın geriliminin zirveye en yakın sahnelerinden biridir. Gizemi ilk çözenin ölmesi düsturuna uygun bir biçimde ortadan kaldırılan karakterimizden sonra açılış sekansının hava durumuyla paralel bir final gecesi yaşanıyor ve nihayetinde, renklere ve notalara bulanmış bir şiddet senfonisiyle, vahşete doymuş bir halde filmi tamamlıyoruz.</p>
<p>Popüler oyuncularla çalışmayı sevmemesine rağmen başrolüne Jessica Harper’ı seçen Argento’nun ne kadar doğru bir karar verdiği malumunuz, ancak yan rollerdeki karakteristik yüzler de filmin en büyük tamamlayıcıları arasındaydı. Suzy’nin filmin başında sohbet ettiği Olga’dan, kadın çalışanın yanındaki sarışın çocuktan, tuhaf dişli erkek görevliye kadar performans konusunda sıkıntı yaratmayan oyuncularla çalışan yönetmenin, filmini nasıl ilmek ilmek dokuduğunu görmemek neredeyse imkânsız. Göz alıcı renklerin, Goblin’in ürkütücü notalarıyla dans ettiği, işitsel ve görsel bir ziyafete dönüşen Suspiria, müthiş bir yönetmen sineması örneği… Gösterime girdiği yıl, tüm dünyada adını duyurmayı başaran film, hem korku sinemasının hem de Argento’nun en göz alıcı işlerinden biri olarak bugün hala yerini korumaktadır.</p>
<p>BAŞAK BIÇAK</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/10/27/argentodan-dogaustu-ucleme-uc-ana-efsanesi-vol-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
