<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>City of God &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/city-of-god/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Jul 2018 14:55:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Her daim enfes Latin rüzgarı</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/09/11/her-daim-enfes-latin-ruzgari/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/09/11/her-daim-enfes-latin-ruzgari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Onur Kırşavoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2016 14:52:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Amores Perros]]></category>
		<category><![CDATA[City of God]]></category>
		<category><![CDATA[Latin filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Latin rüzgarı]]></category>
		<category><![CDATA[onur kırşavoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9176</guid>

					<description><![CDATA[Dans, futbol, seyahat, politika, müzik ve tabii ki yemekler. Latin rüzgarı her şeyi ile bizi etkilemiş, hislerimize dokunmuş ve büyüleyici bir hava bırakmıştır. Her özelliğinin içinde olmazsa olmazı ise derinlik olmuştur. Derin bir tutku, gerçekçilik ve samimiyet Latin başlığındaki her şeye nüfuz etmiştir. Hal böyle olunca da sinemasının içinde de benzeri tadları bulmamız kaçınılmaz olmuştur [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dans, futbol, seyahat, politika, müzik ve tabii ki yemekler. Latin rüzgarı her şeyi ile bizi etkilemiş, hislerimize dokunmuş ve büyüleyici bir hava bırakmıştır. Her özelliğinin içinde olmazsa olmazı ise derinlik olmuştur.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/340266.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9177" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/340266-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/340266-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/340266-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/340266-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/340266-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/340266-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/340266-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/340266.jpg 1920w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Derin bir tutku, gerçekçilik ve samimiyet Latin başlığındaki her şeye nüfuz etmiştir. Hal böyle olunca da sinemasının içinde de benzeri tadları bulmamız kaçınılmaz olmuştur ve bizi yakalamayı başarmıştır. Bazı dönemler Hollywood sinemasına kafa tutan ya da orayı da besleyen ve transferler ile Hollywood’u bile güçlendiren Latin Amerika Sineması, yükselişte olmadığı dönemlerde bile sinefillerin sığındıkları bir liman olmuştur. Özellikle çok sevdiğimiz ve büyüsüne kapıldığımız festivllerin en değerli filmleri hiç değer kaynetmeden bu filmler olmuşlardır. 2000’lerin başındaki Dünya Sineması yükselişinde rol oynayan ve bu yükselişe Kore Sineması ile birlikte epey mahsül veren bu tutukulu bölge, birçok açıdan bizi bizden almaya devam ediyor. Mutlaka, her sinemsverin favorisi olan bir Latin Amerikalı yönetmen bulunmakta, sayıları da her zaman belli bir ivme ile devam etmektedir. Sıcak ülke insanı ve yaşayıştaki bazı benzerlikler ise sinemaya yansıyor, beğenimiz konusund da tuz biber görevini üstleniyor. Tutkulu Latin Amerika Sineması her zaman bize en yakın olan ülke sinemalarından biri olmaya devam edecektir.</p>
<p>Latin Amerika Sineması dediğimizde ilk olarak tutkusundan ve karakterlerinden bahsetmemiz gerekir. Samimi ve gerçekçi hikayelerin anlatılır ve hiç abartıya kaçılmaz. Tabii ki birkaç yönetmen bulunmaktadır bu tarza yönelen ama genel anlamda bu filmleri izlerken yabancılık çekmeyiz, hikayenin içine girmekte hiç zorlanmayız. Bir yerinde durur ve hikayelere adapte oluruz. Biliriz ki gerçektirler ve bzidendirler. Hikayeler de daha çok küçük hayatlrı olan küçük ideallerin peşindeki insanları anlatır ve tutkuları buradan gelir. Aşk, müzik, dans gibi daha kişisel ve daha bireysel tutkular onları harekete geçirir. Tabii bizim etkilenme noktalarımızı da bunlar oluşturur. Kıtaya ait dans, bu dansın tutkusu, müziğin ritmi ve hayatların bu müziğe olan bağlılığı, aşkın da bunlar üzerinden çok daha derin olması. Tabii ki bir de doğal güzellikler. Her film izledikten sonra yapmak istediklerimiz listesine eklediğimiz onlarca şey. Latin Amerika Sineması ilk olarak bizi gerçeklik duygumuzdan vuruyor ve iyice içimize yerleşiyor.</p>
<p>Tabii bütün bunların dışında, özellikle 2000 öncesi dönemde Latin Amerika Sinemasının en etkili olduğu dalın politika ve dolaylı olarak suç olduğunu, en çok başyapıt seviyesindeki filmin buralardan çıktığını da söyleyebiliriz. Çok değişkenlik gösteren bölgenin, darbeler ve cuntalar ile çok uğraşmak zorunda kalan insanının büyük dertleri, büyük kayıpları ya da hüzünlü anları çoktur. Bunun da siyasi boyutu, ideolojik tarafı ne olursa olsun sinemaya yansıması kaçınılmaz olmuştu. Siyasi olarak duruşların ve kararlılığın da etkili olduğu halkın, elbette sineması da bu konuda oldukça net ve özgürlükçü yaklaşımlar ile dolu olduğunu belirtmek gerekir. Umut denen hadisenin gerçekten iyi bir şey olduğunu, yeniden ayağa kalkmanın olası olduğunu ve bir olmanın güzelliğini de yine bu filmlerde bolca görmektedir. Tabii sert anlatılar, gerçeğe dayanan görüntüler ve zorlukları da Latin Amerika Sineması bizlere sundu ama başta bahsettiğimi o tutku, o noktada da güzelliklere dönüştü ve bizi her zamanki gibi etkilemeyi başardı. Az gelişmişliğin gölgesinde bazen çocukların sevinci, bazen onların da çaresiliği anlatıldı. Kimi zaman unutulmuş güzellikler suça, şiddete , çetelere yenik düştü ama yönetmenler hiç bir zaman umutsuzluğa kapılmadı ve sürekli ürettiler. Latin Amerika Sineması ayakta kalmayı her zaman başardı ve politik duruş olarak iç bir zaman tavrından şaşmadı. Bu tutkulu sinema şimdilerde Hollywood’a bol transfer ve biçim olarak yeni bir yapılanma içerisinde olsa da eski tutkusu ve samimiyetinden hiç bir şey kaybetmemiş durumda. Latin Amerika Sineması’nın son dönemine damga vuran bazı filmlerini tekrar hatırlayalım:</p>
<p>Amores Perros – 2000</p>
<p>Şimdilerde Oscar heykelcikleri ile konuşulan Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu’nun bu başyapıtı hem 2000’ler sineması hem de gelmiş geçmiş listelerde kendine oldukça sağlam bir yer edindi. Kader üçlemesinin ilk filmi de olan Amores Perros, üç farklı hikayeyi Inarritu’nun sonradan imzası sayılacak harika kurgusu ile harmanlıyordu ve bize kader konusund önemli söylemler aktarıyordu. Kendine özgü bir tavrı olan film, kader ve varoluş ekseninde bizleri perde karşısına çiviliyordu. Film ayrıca, kendisinden sonra sinemaya yön vermiş ve birçok sinemacıyı derinden etilemiştir.</p>
<p>City of God – 2002</p>
<p>Fernando Meirelles imzalı bu film, oldukça hüzünlü bir hikayeyi, inanılmaz kurgu numaraları ile dinamik ve hatta eğlenceli aktarmayı başarmıştı. Brezilya varoşlarında geçen hikaye, çocukların dahi fakirlik yüzünden çetelere dahil olmasına kadar birçok toplumsal meseleyi bizlere aktarıyordu. Scorsese filmleri ile kıyaslanan City of God, bu gücünü anlatımından alır. Hem bir dış sesin yönlendrmesi, hem de geçişler ve kadrajlar Scorsese havası taşır. En iyi suç filmlerinden biri de sayılan filmin, gerçekçi hikayesi ise ne vurucu yerlerinden.</p>
<p>Y Tu Mamam Tambien – 2001</p>
<p>Bir büyüme öyküsü, ayı zamanda yol filmi ve epey politik göndermelerin bulunduğu bir taşlama. İki gencin, kendilerinden yaşça büyük bir kadın ile yolculuğa çıkmaları ve burada her şeyden biraz yaşamaları filmin öyküsünü oluşturuyor. O dönemin politikalarının da altmetinde yer aldığı film, cinselliği kullanışı ile birçok ülkeden kısıtlanmış ya da sansüre uğramıştır. Sonradan Oscar kazanacak olan yetenekli yönetmen Alfonso Cuaron’un yönettiği film, hala bazı tartışmalara yol açmakta ama geniş bir kitle tarafından saygıyla zikredilmektedir.</p>
<p>Post Tenebras Lux – 2012</p>
<p>Kendine özgü sinema denildiğinde ve bölge düşünüldüğünde sanırım ilk akla gelen yönetmenlerden biri Carlos Reygadas’dır. Ülkemiz de dahil birçok festivalde boy gösteren ve her filmi ile buralarda övgü toplayan yönetmenin bu filmide en kişisel sinemalardan birinin ürünü. Biçimsel olarak oldukça eşsiz ve büyüleyici bir deneyim olan film, şiirsel ve düşsel anlatıyı sevenleri de oldukça memnun edecek cinsten. Doğa konusundaki söylemleri Malickvari bir tat bırakan filmin senaryosu da hazmı zor ama yine eşsiz bir deneyim.</p>
<p>Relatos Salvajes – 2014</p>
<p>Damian Szifron imzalı bu film, hem ülke hem dünyamızın son dönemine oldukça doğru tespitler ile ışık tutuyor. Herkesin tahammülsüzleştiği, sinir harbi ve korkular yaşadığı ve işine gelenin sistem içinde kendine bir yer kapmaya çalıştığı düzen 6 farklı hikaye ile önümüze seriliyor. Bazı hikayelerin daha gerçek olamayacağı hissi ise ne kadar kötü bir gidişat içerisinde olduğumuzu gözler önüne seriyor. Artık insnlar hoşgörü ve sabır göstermiyor, limitleri daha fazla tahmmüle yer bırakmıyor. Bu, bizim gibi ülkeler ve Latin Amerika ülkelerinde hayat şartlarından dolayı daha yoğun yaşanıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/09/11/her-daim-enfes-latin-ruzgari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçinden Fotoğraf Geçen Filmler</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/icinden-fotograf-gecen-filmler/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/icinden-fotograf-gecen-filmler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2014 20:04:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Blow-Up]]></category>
		<category><![CDATA[City of God]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[One Hour Photo]]></category>
		<category><![CDATA[Rear Window]]></category>
		<category><![CDATA[Under Fire]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7098</guid>

					<description><![CDATA[Sinema ve fotoğraf el ele giden iki sanat dalı. Birini bilmeden diğerini anlamak güç. Çoğu auteur yönetmen fotoğrafçılık ile başlayıp sinemaya geçiyor ve filmlerini adeta bir fotoğraf karesi gibi kurguluyor. Bu iki kardeş sanat, zaman zaman birbirlerine referans vermeyi de ihmal etmiyor. Bu ay sizlere kıyısından köşesinden fotoğrafçılığa bulaşmış ya da ana konusunu fotoğrafa adamış [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="normal" style="line-height: normal;">Sinema ve fotoğraf el ele giden iki sanat dalı. Birini bilmeden diğerini anlamak güç. Çoğu auteur yönetmen fotoğrafçılık ile başlayıp sinemaya geçiyor ve filmlerini adeta bir fotoğraf karesi gibi kurguluyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20140608161238Blow-Up.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7100" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20140608161238Blow-Up-1024x564.jpg" alt="" width="696" height="383" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20140608161238Blow-Up-1024x564.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20140608161238Blow-Up-300x165.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20140608161238Blow-Up-768x423.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20140608161238Blow-Up-696x384.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20140608161238Blow-Up-1068x589.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20140608161238Blow-Up-762x420.jpg 762w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/20140608161238Blow-Up.jpg 1279w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Bu iki kardeş sanat, zaman zaman birbirlerine referans vermeyi de ihmal etmiyor. Bu ay sizlere kıyısından köşesinden fotoğrafçılığa bulaşmış ya da ana konusunu fotoğrafa adamış filmlerden bir seçki yapmak istedim.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">1. One Hour Photo (2002)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Yakın zamanda kaybettiğimiz Robin Williams&#8217;ın az sayıdaki gerilim filmlerinden olan One Hour Photo bir süpermarketin fotoğraf bölümünde çalışan Seymour &#8220;Sy&#8221; Parish&#8217;in kendisine yıkanması için bırakılan filmlerdeki aileleri hedef seçmeye başlamasını anlatıyor.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">2. Rear Window (1954)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Hitchcock&#8217;un kült filmlerinden Arka Pencere başrole yönetmenin favori oyuncularından James Stewart ve Grace Kelly&#8217;i oturtuyor. Ayağı kırılan fotoğrafçı Jeffries evde sıkılmamak için komşularını tele lensi ile dikizlemeye başlar. Ancak arka penceresinden baktığı avluda bir cinayete tanıklık ettiğini düşünmektedir.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">3. Blow-Up (1966)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Afişi ile hafızalara kazınan bu kült Antonioni filminde David Hammings&#8217;in oynadığı fotoğrafçı Thomas karanlık odada çalışırken negatiflerin birinde yanlışlıkla bir cinayeti fotoğrafladığını görür.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">4. Under Fire (1983)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Nick Nolte&#8217;un unutulmaz savaş fotoğrafçısı performansı ile hatırladığımız Ateş Altında Nikaragua&#8217;da rejimin yıkılmak üzere olduğu, sokaklarda kargaşanın devam ettiği 1979 devrimi zamanını bir aşk üçgeni etrafında anlatır.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">5. City of God (2002)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Afişte ne kadar esrar, silah, müzik ve aşk yazsa da filmin en önemli unsurlarından biri fotoğraftır. Brezilya sokaklarında büyüyüp fotoğrafçı olan bir gencin hayatını işleyen film fotoğrafın insan yaşamını nasıl değiştirebileceği ile ilgili bir başyapıt.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">6. Fur: An Imaginary Portrait of Diane Arbus (2006)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Fotoğraf tarihinin en önemli kadınlarından olan Diane “Fur” Arbus&#8217;un hayatını konu alan film biyografik filmde sanatçıyı Nicole Kidman canlandırıyor. Film Arbus&#8217;un utangaç ve içine kapanık yaşamının fotoğraf ile tanışması ve toplumdan dışlanan insanların portrelerini çekmesi ile nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">7. The Secret Life of Walter Mitty (2013)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Fotoğrafın ve fotoğrafçının dostu Life dergisi artık yayın hayatına online olarak devam etmek istemektedir. Son sayısı hazırlanan Life&#8217;ın karanlık odasında çalışan Mitty&#8217;i oynayan Ben Stiller karakterin bir fotoğraf için dünyayı dolaşmasını ve maceralara atılmasını işliyor.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">8. War Photographer (2001)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Listeye aldığım az sayıdaki belgesellerden biri olan film savaş fotoğrafçısı James Nachtwey&#8217;nin yaşamını anlatırken seyirciyi savaşın ön saflarına doğru itiyor ve bu zorlu fotoğraf türünü tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">9. Frames from the Edge: Helmut Newton (2009)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Fotoğrafın en tartışmalı isimlerinden Helmut Newton çektiği çıplak kadın portreleri ile pornografi ile erotizmin sınırlarında gezmiştir. Bu ilginç beynin içinde dolaşmamızı sağlayan belgeselde Newton ile fotoğraf duraklarını ziyaret ediyoruz.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">10. Uzak (2002)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Nuri Bilge Ceylan&#8217;ın tanınmasını sağlayan Uzak eşi tarafından terk edilen bir fotoğrafçının bunalımını ve krizlerini anlatıyor. Filmde Ceylan&#8217;ın fotoğrafçılıktan gelen kadrajlarını en temiz şekilde hissedebiliyoruz.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">11. Shutter (2004)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Uzak Doğu Korku filmleri içinde farklı bir yere sahip olan Shutter genç fotoğrafçı ve sevgilisinin bir kazadan kaçmaları sonucu lanetlenmelerini anlatır. Fotoğraflarında gölgeler görmeye başlayan Thun karanlık odada yalnız olmadığını anlayacaktır.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">12. The Bridges of Madison County (1995)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Clint Eastwood&#8217;un oynayıp yönettiği filmde karakteri National Geographic için çalışan Robert Kincaid yolda karşılaştığı Meryl Streep&#8217;in canlandırdığı Francesca Johnson ile yaşadığı yasak aşkı anlatır.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">13. Palermo Shooting (2008)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Dijital ve film fotoğrafçılığı arasındaki kavgayı en güzel anlatan film olarak gördüğüm Wim Wenders&#8217;ın yönettiği Palermo Shooting fotoğrafçılığın özüne dönmeye çalışan, sanatında boşluğa düşmüş bir moda fotoğrafçısını merkeze alıyor.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">14. High Art (1998)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Fazla bilinmeyen bu bağımsız art house filme bir fotoğraf karesi oalrak bakmak mümkün. Ufak bir dergide fotoğraf kariyerine başlayan Radha Mitchell uyuşturucu bağımlısı lezbiyen Ally Sheedy&#8217;e aşık olur. İkili kariyerlerini birbirlerinden beslenerek geliştirirler.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">15. Closer (2004)</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">Portre fotoğrafları çeken Julia Roberts kendini Jude Law ve Clive Owen&#8217;ın oynadıkları karakterler arasında bir aşk üçgeninde bulur. Film fotoğrafçılığa çok az bulaşsa da sanat yönetimi anlamında bir fotoğraf estetiği taşır.</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">Masis Üşenmez</p>
<p class="normal" style="line-height: normal;">
<p class="normal" style="line-height: normal;">Obtüratör</p>
<p class="normal">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/icinden-fotograf-gecen-filmler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
