<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>cinedergi &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/cinedergi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Jun 2023 07:10:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>&#8216;Maske çok alışılagelmiş bir senaryo değil&#8217;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2023/06/14/maske-cok-alisilagelmis-bir-senaryo-degil/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2023/06/14/maske-cok-alisilagelmis-bir-senaryo-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2023 07:10:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Maske]]></category>
		<category><![CDATA[Mert Turak]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=22322</guid>

					<description><![CDATA[Maske filmi özetle, yaşadığı travmaların etkisiyle hayata tutunmak için çeşitli kandırma yöntemleri ile sürekli başını derde sokan Barış&#8217;ın hikayesini anlatıyor. Hayatı boyunca birçok trajikomik olay yaşayan Barış&#8217;ın bu durumunun nedeni, geçmişinde yaşadığı ağır travmaların yansıması olarak görülür. Ancak yaşanılanların gerisinde düşünülenden daha esrarengiz bir intikam planı vardır. Yönetmenliğini Berker Berki’ye senaryosu ise Emrah Ertaş’a ait. Baş rollerde ise Kaan Turgut, Nilay Deniz ve Mert Turak yer alıyor. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #333333;">Maske </span><span style="color: #333333;">filmi </span><span style="color: #333333;">özetle,</span><span style="color: #333333;"> yaşadığı travmaların </span><span style="color: #333333;">etkisiyle hayata tutunmak</span><span style="color: #333333;"> için çeşitli kandırma yöntemleri </span><span style="color: #333333;">ile sürekli başını derde sokan</span><span style="color: #333333;"> Barış&#8217;ın hikayesini </span><span style="color: #333333;">anlatıyor.</span><span style="color: #333333;"> Hayatı boyunca birçok trajikomik olay yaşayan Barış&#8217;ın bu durumunun nedeni, geçmişinde yaşadığı ağır travmaların yansıması olarak görülür. Ancak yaşanılanların </span><span style="color: #333333;">gerisinde</span><span style="color: #333333;"> düşünülenden daha </span><span style="color: #333333;">esrarengiz bir intikam planı vardır</span><span style="color: #333333;">.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #222222;">Yönetmenliğini Berker Berki’ye senaryosu ise Emrah Ertaş’a ait. Baş rollerde ise Kaan Turgut, Nilay Deniz ve Mert Turak yer alıyor. Her projesinde fark yaratmayı başaran Mert Turak Maske filminde Toprak rolü ile nevi şahsına münhasır bir tasarımcıyı canlandırıyor. Toprak karakteri o kadar kıvamında ki “işte tam da bu” dedirtiyor insana ve itici gelecek yanlarını bile sahiciliği ve içtenliğinden dolayı seviyorsunuz.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #222222;">Filmin galasının ardından Mert Turak ile yaptığım kısa söyleşiden&#8230;</span></span></span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-22323 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/mertturak-maskefilm.jpg" alt="" width="652" height="418" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/mertturak-maskefilm.jpg 777w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/mertturak-maskefilm-300x192.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/mertturak-maskefilm-768x492.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/mertturak-maskefilm-150x96.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/mertturak-maskefilm-696x446.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/mertturak-maskefilm-655x420.jpg 655w" sizes="(max-width: 652px) 100vw, 652px" /></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #222222;"><b>Maske filmindeki Toprak rolü sana nasıl teklif edildi?</b></span></span></span></p>
<p><span style="color: #222222;"> </span><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #222222;">Mevlana projesinin kostüm provasında tanıştım Ertaş ailesiyle, o zamana dek “Yüzüklerin efendisi” “Karaip korsanları” “Troy” gibi projelere kumaş verdiklerini bilmiyordum. Onlar da sağ olsunlar kostüm provalarında beni görmüşler beğenmişler, sonra menajerimden beni istediler bizde “Maske” filmiyle yıllar sürecek dostluğumuzun yol arkadaşlığımızın yüzüklerini takmış olduk. Aşkla çalıştık ve çalışacağız </span><span style="color: #222222;">inşallah.</span></p>
<p><span style="color: #222222;"><b>Toprak </b></span><span style="color: #222222;"><b>filmlere, reklamlara kostüm yapan bir tasarımcı.</b></span><span style="color: #222222;"><b> </b></span><span style="color: #222222;"><b>B</b></span><span style="color: #222222;"><b>ir moda tasarımcısının bütün klişelerine sahip olmasına rağmen Toprak sevilen bir karakter. Bunun nedeni ne?</b></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #222222;">Çok sağ ol Semra, beni tanıyorsun zaten, bir filme çalışırken nasıl kapandığımı kendimi nasıl izole ettiğimi bilirsin. Toprak karakterini çalışırken en büyük şansım, bu zamana kadar tanıdığım bütün tasarımcılardan birer tutam serpmekti. Bunu yaparken de karakterin gerçek ve samimi olmasına özen gösterdim. Kural benim için değişmez, ne oynarsan oyna seyirci ağzından çıkanların ezberlenmiş replikler olduğunu düşünmemeli. Bu soruyu Anton Çehov’un çok sevdiğim bir sözüyle tamamlayalım: “Her şey tümüyle basit olmalıdır… Teatral olmamaktır esas olan”</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><b><span style="color: #222222;">Toprak ile Mert arasında nasıl bir bağ ya da bağsız</span><span style="color: #222222;">lık</span><span style="color: #222222;">lar var? Role hazırlanırken nasıl bir süreç yaşadın?</span></b></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #222222;">Toprak ve ben gösteri dünyasında çalışıyoruz, yaşıyoruz. Dediğimi gibi tanıdığım, çalıştığım bütün tasarımcıları Toprak’ta toplama şansı buldum. Keşke Toprak kadar </span><span style="color: #222222;">n</span><span style="color: #222222;">et bir insan olabilsem. Empati kurmak bazan istemediğiniz sonuçlara </span><span style="color: #222222;">v</span><span style="color: #222222;">e durumlara yol açabiliyor. </span><span style="color: #222222;">Galadaki halimi görüyorsun,</span><span style="color: #222222;"> misafirlerimi nasıl ağ</span><span style="color: #222222;">ı</span><span style="color: #222222;">rl</span><span style="color: #222222;">ı</span><span style="color: #222222;">ycağımı şaşırdım. Ama Toprak olsa belki kılını kıpırdatmazdı.:)<br />
</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><img decoding="async" class="alignnone wp-image-22324 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/3597891_8de0e3e732527cdeb5515f732a2ccc6b.jpg" alt="" width="659" height="371" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/3597891_8de0e3e732527cdeb5515f732a2ccc6b.jpg 745w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/3597891_8de0e3e732527cdeb5515f732a2ccc6b-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/3597891_8de0e3e732527cdeb5515f732a2ccc6b-150x85.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2023/06/3597891_8de0e3e732527cdeb5515f732a2ccc6b-696x392.jpg 696w" sizes="(max-width: 659px) 100vw, 659px" /><br />
<span style="color: #222222;"><b>Şu ana kadar canlandırdığın karakterler arasında en sevdiğin, en zorlandığın, en sevmediğin, sana en çok şey katan hangisi oldu?</b></span><br />
</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #222222;">Mucize-Aziz benim göz bebeğim tabi, çok insana dokundu, hala dokunuyor. Lakin her rolüm benim çocuğum gibidir, hiç birine haksızlık yapamam, görmezden gelemem ve asla tatmin olmam tekrar ve tekrar baştan alırım. Sonsuz tekrar sonsuz başarı getirir benim mottom budur. Tabi bir rolün hakkını vermek her zaman tek taraflı olmuyor </span><span style="color: #222222;">olamıyor</span><span style="color: #222222;">! Misal “Kuruluş Osman” daki Petrus rolü iyi yazılmadı derinlemesine çalışılmadı, bu beni aşan bir durumdu. O rolün çok içime sindiğini söyleyemem.</span></p>
<p><span style="color: #222222;"><b>Maske filminin özelliği ne? Seyirci neden bu filmi izlemeye sinemaya gitsin?</b></span><b></b></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #222222;">Çünkü çok alışılagelmiş bir senaryo değil. Küskün sinema severle</span><span style="color: #222222;">ri </span><span style="color: #222222;">yeniden salonlara çekecek bir iş çıkardığımızı düşünüyorum. Ezberleri bozacak bir film izlemek isteyen gelsin efendim. Bekleriz.</span></p>
<p><span style="color: #222222;"><b> </b></span><b><span style="color: #222222;">Herkes dijital mecralara yönelirken, filmlerini orada izleyiciye sunarken siz önce sinema seyircisi dediniz? </span><span style="color: #222222;">Öncelikle sinemaya sahip çık</span><span style="color: #222222;">mak v</span><span style="color: #222222;">e sinema seyircisine </span><span style="color: #222222;">saygı duymak öncelikli bence.</span><span style="color: #222222;"> Bu anlamda yapımcı, yönetmen başta olmak üzere bütün ekip takdiri hak ediyor.</span></b></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span><span style="color: #222222;">Haklısın Semra, di</span><span style="color: #222222;">j</span><span style="color: #222222;">ital mecralara sarılan seyirci iyi bir filme gidecek zamanı her türlü yaratır, yaratmalı.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2023/06/14/maske-cok-alisilagelmis-bir-senaryo-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sektörün gerçek sahibi sinema yazarlarıdır!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/01/30/sektorun-gercek-sahibi-sinema-yazarlaridir/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/01/30/sektorun-gercek-sahibi-sinema-yazarlaridir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2021 18:21:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[sadi çilingir]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[sinema yazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=16607</guid>

					<description><![CDATA[Sinemamızın sadibey’inin 50 yılı aşkın sinema sevdasını ve sinema yazarlığına, sektöre dair düşüncelerini dün bugün ekseninde konuştuk. Sinema sizin için ne ifade ediyor? Sinema zamanı mekân içinde donduran, en iyi ifade sanat bence. O nedenle de yedinci ve son sanat demişler. Peki belgesel sinema ne ifade ediyor? Belgesel sinema için gerçek sinema diyebiliriz. Hayatı olduğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sinemamızın sadibey’inin 50 yılı aşkın sinema sevdasını ve sinema yazarlığına, sektöre dair düşüncelerini dün bugün ekseninde konuştuk.</strong></p>
<p><strong>Sinema sizin için ne ifade ediyor?</strong><br />
Sinema zamanı mekân içinde donduran, en iyi ifade sanat bence. O nedenle de yedinci ve son sanat demişler.</p>
<p><strong>Peki belgesel sinema ne ifade ediyor?</strong><br />
Belgesel sinema için gerçek sinema diyebiliriz. Hayatı olduğu gibi kayda alıyor, yorumluyor. Bilinmeyenlere karşı büyük bir cezbedici yanı var. Ve belgesel sinemanın kurmacada olduğu gibi A sınıfı, B sınıfı, C sınıfı yok. Amacı yaşamı belgeleyip insanları bilgilendirmek ve geleceğe aktarmak. İletişim araçları içinde en doğrusunu da o yapıyor.</p>
<p><strong>Sinemaya ilginiz nasıl başladı?Amacınız bir sinefil mi olmaktı sadece? Yoksa sinema sektöründe bir şeylere imza atmak da var mıydı? Yönetmen, oyuncu, yapımcı vb.<br />
</strong>Biz TV öncesi kuşak olduğumuzdan kendimizi bildiğimiz zamandan beri sinemaya ilgi gösterdik ve çok sevdik. Sinefil olmayı amaçlamadım, sadece sinemayı çok sevdim. Hem seyretmesini hem hakkında okumasını. Sinemada izlediğimi hatırladığım ilk film Özen Film ithalatı, siyah-beyaz “Kendi Kendine Küçülen Adam” adlı filmdir. 1960’lı yıllarda 10’lu yaşlarımda Paşabahçe Yeni Sinema’da izlediğimi hatırlıyorum. Onlarca yıl sonra Özen Film Beyoğlu Sinepop’ta tekrar gösterdiğinde çocuklar gibi sevinmiştim. Çok önceleri bir kısa film senaryosu yazmaya çalışmıştım, bakın yazdım demiyorum, yazmaya çalışmıştım. Film yapmak haddim değil, çok zor iş. Klasik söylemdir ülkemizden hemen herkes bir kendi işini, bir de sinemayı çok bilir. Ben hiçbir zaman öyle olmadım. Film çekmek hiç kolay değildir, çekseniz bile pazarlaması da başlı başına maharet ister. Kıramadığım ve sevdiğim bir arkadaşın ricası üzerine bir filmde ciddi ciddi diyaloglu bir rolde oynadım. Başka da kısmet olmadı. Sinema yazarlarını sektörün gerçek sahipleri olarak görürüm. Bizler kamera arkasının arkasıyızdır. Hemen herkes, yapımcısı, oyuncusu, teknik elemanı gün gelir sinemayı bırakır, çeker gider. Bizler tutkuyla ve maddi getiri beklemeden sevdiğimizden sinemanın canlı belleğini oluştururuz.</p>
<figure id="attachment_16609" aria-describedby="caption-attachment-16609" style="width: 676px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="wp-image-16609 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-1024x682.jpg" alt="" width="676" height="450" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-1920x1280.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/SAM_1230-2-1.jpg 2000w" sizes="(max-width: 676px) 100vw, 676px" /><figcaption id="caption-attachment-16609" class="wp-caption-text">SAMSUNG CAMERA PICTURES</figcaption></figure>
<p><strong>İşte ben de sizin sinemaya ilişkin 50 yılı aşan canlı belleğinizi okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.</strong><br />
1969 yılında Sinematek Derneği’ne üye olduğumdan bu yana hiç kesintisiz hemen her hafta sinemalarda gösterime giren 2-3 filmi izlediğim gibi, sinema hakkında ne bulsam okurum. Buna eskiden gazetelerde çıkan film ilanları dahil. Daha sonra duayen yazarımız Atilla Dorsay müptelası olunca yazdıklarını rehber kabul edip, tavsiye ettiği filmleri izlemeye başladım. Hiçbir şey anlamadığım filmleri, Dorsay tavsiye ettiği için 2. Kez gördüğüm çok olmuştur. Aklıma gelen ilk örnekler Fellini’nin Satrycon’u ve Roma’sı olmuştur. Keza Tommy, vs. gibi filmler. Sinema hayatımın her bölümünde vardır. Misalen sizin adınız Semra’yı unutmamak için hemen sinemadan bir isim hatırlarım, aklıma Semra Sar’ı getiririm ve sizin de adınız unutulmazlar arasına girer.</p>
<p><strong>Demek beni Semra Sar üzerinden hatırlıyorsunuz.</strong><br />
Sadece Semra Sar değil, belgesel sinema denince de aklıma Semra Güzel Korver geliyor.<br />
Baktığım her yeri, 4/3 oranındaki klasik film çerçevesinden görüyormuşum gibi algılarım. İddia ediyorum eşyalara, cisimlere, canlılara, -ne derseniz deyin- dokunmadan baktığımız sürece gözlerimizin gördüğü her şey görüntüden ibarettir. Yeryüzüne indiklerinde sinema olsaydı eminim kutsal kitaplar “Önce söz vardı” yerine “Önce görüntü vardı” şeklinde başlayacaktı. “Önce sureti görürüz, sonra ses o suretten çıkar” veya “Görüntü sesten daha hızlı yol alır” mı desem pek iddialı olur bilemiyorum.</p>
<p><strong>Sinema yazarlığı serüveni nasıl başladı?</strong><br />
Sinema konusunda yazmaya başlamadan önce ve yazarlıkla 6-7 yıl birlikte götürdüğüm çalışma hayatımda, o zamanki adı Etibank’tan Türkiye Elektrik Kurumu’na evirilen müessesede önce büro elemanı, sonra harita teknisyenliği yaparak hayatımı kazandım.<br />
Kendimi sinema yazarı olarak görmesem de mecburiyetten öyle oldu. Sinemayı çok severim. Hiç film ayrımı yapmam, misalen yerli 3. sınıf kült filmlerimizden bir gün “Parçala Behçet”i izlesem, ertesi gün Fellini’nin “Amarcord”unu, ne bileyim Bunuel’in “Tristana”sını seyrederim. Böyle bir sinema severken 1989 yılında Saim Yavuz sinemalarda ücretsiz dağıtılan haftalık Sinema Gazetesi’ni çıkarmaya başladı. İlk sayısında okurlara sinema hakkında “aklınıza ne gelirse yazın” diye çağrı yaptı. O yıllarda sinema alanında çok da dergi, gazete vs. yoktu. Ben de oturdum 4-5 sayfalık bir mektup gönderdim. Ki bu mektupta sinemalardaki yangın söndürme cihazlarının son kullanım tarihlerinin geçtiklerinden bile bahsettim. Sinemaların girişlerinin çok şatafatlı olduğundan bahisle, çıkış koridorlarının neden pislik içinde olduğunu sorguladım. Aklıma ne gelirse yazdım. Ondan sonra tabi ki anlaşıldığı üzere başıma iş aldım. Dergiden her hafta yazı istemeye başladılar. Hiç aklıma gelmeyen bir şey. Mecburen her hafta, 15 günde bir yazı göndermeye çalıştım. Yani benim yazarlığım oldukça özel bir durumda oluştu. Dergiye yazdığım ilk yazı sektörde çok ses getirdi. Hatta sinemacılar dergi sahibine, “Bu yazıyı sen takma isimle yazmışsın, kimse bizim sektörün teferruatlarını bu kadar bilemez.” bile demişler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16610 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/9589197730_33b6a1f1ca_c.jpg" alt="" width="668" height="501" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/9589197730_33b6a1f1ca_c.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/9589197730_33b6a1f1ca_c-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/9589197730_33b6a1f1ca_c-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/9589197730_33b6a1f1ca_c-150x113.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/9589197730_33b6a1f1ca_c-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/9589197730_33b6a1f1ca_c-560x420.jpg 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/9589197730_33b6a1f1ca_c-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/9589197730_33b6a1f1ca_c-265x198.jpg 265w" sizes="auto, (max-width: 668px) 100vw, 668px" /></p>
<p><strong>Şahsi internet sitesi açan ilk SİYAD üyesisiniz. 2005&#8217;te sadibey.com&#8217;u kurmaktaki vizyon ve misyonunuz neydi?</strong><br />
Evet, SİYAD üyeleri içinde ilk ben web sitesi açtım. Aslında o da mecburiyetten oldu. O zamanlar Avşar Film’in basın tanıtım işlerini yapıyordum. Şirketten ayrılıp küçük çapta film dağıtım şirketi kuran arkadaşlar da sağ olsunlar kendi filmlerinin tanıtım işlerini bana verdiler. Onları da kırmamak adına yardım etmeye başladım ve çok yoğunlaştım. O sırada sevgili oğlum da Bilgi Üniversitesi’nin bilgisayar bölümünden mezun olmuştu. Benim çektiğim sıkıntıyı görünce, “Sana web sitesi kuralım babacığım, oradan dağıtırsın bülten ve görselleri.” dedi ve kurduk. Malûm ben bir taraftan da dergilere yazı yazdığımdan film şirketlerinin hemen hepsinden vizyon filmleriyle ilgili bülten, görsel, vs. her şey geliyor. Sinemayı da çok seviyorum. Bir yandan web sitesi üzerinden kendi çalıştığım firmaların filmlerinin tanıtım materyallerini basına gönderirken, diğer şirketlerden gelen yazılı bilgi ve görselleri de yok etmeye gönlüm razı olmadı, siteye yüklemeye başladım. Birkaç yıl sonra baktım ki yavaş yavaş güzel bir birikim oluyor. Nitekim bugüne geldiğimizde 15 yılın sinemalarda vizyona çıkmış bütün filmleriyle ilgili her türlü bilgi var sitede. Keza filmlerin vizyona çıkış tarihleri, festival ve yarışmalarla ilgili bilgiler, fotoğraflar, afişler her şey var. Fotoğraf adedimiz 190.000’i geçti. Herhangi bir misyon yüklenmeyi amaçlamadık ama işi severek ve doğru bilgi vermeye gayret ederek yapmaya çalıştığımızdan öyle tanınmaya başladık. Bazen film şirketleri geçmişteki kendi filmleriyle ilgili bilgileri bile sordukları oluyor. Basın gösterimlerinin bile kaydını tutarız. Hangi tarihte, hangi film, hangi sinemada basına gösterilmiş hepsi kayıtlarımızda vardır. “Ne âlâka, ne gereği var” diyeceksiniz.</p>
<p><strong>Hayır demeyeceğim. Belge, bilgi, arşiv, bellek çok önemli kavramlar benim için.<br />
</strong>Doğru tabi sen bir belgesel sinemacısın. Biliyor musun, günün birinde şirketin birisi 2-3 yıl önceki basın gösterimini ne zaman, hangi sinemada yapıldığını bize sormuştu. Sebebi de ithal ettikleri filmin masraflarını belgeleyip satın aldıkları firmaya bildireceklermiş. Anlaşmalarında masraf paylaşımı da varmış. Yani her bilgi bir gün geliyor lazım oluyor. Bugünlerde zorlanmaya başladık. Yağmur gibi bilgi geliyor. Bazılarını mecburen yükleyemiyoruz. Zaman buldukça yüklemek isteriz tabi ki. 2005’ten bu yana sinemalarda gösterilen filmlerin seansları ve gişe hasılatları da sitede bulunuyor. Bazen yüklemekte geciktiğimizde Kültür Bakanlığı’ndan bile sordukları oluyor.</p>
<p><strong>Sinema yazarlarının örgütlenmesinin önemi nedir, ne tür bir gelişme sağlar sektöre?</strong><br />
Örgütlenme her şeyde olduğu gibi tabi ki sinema yazarlarında da iyidir. İnsanlar kendilerini daha güçlü hissederler, nasıl derler, “Birlikten kuvvet doğar.” Hep söylediğim gibi kanaatimce sinema sektörünün gerçek sahibi sinema yazarlarıdır. Çok az arkadaşımız sinemadan ekmek yer ama sinemaya olan tutkumuz sektör insanlarından çok daha fazladır. Neticede maddiyat düşünmeden bu işi sürdürüyoruz. Sinemanın belleği sayılırız. Çok film seyrettiğimizden ve konuyla ilgili sürekli araştırma yaptığımızdan sektöre kılavuzluk yaptığımız da söylenebilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16611 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1-940x1024.jpg" alt="" width="630" height="686" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1-940x1024.jpg 940w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1-275x300.jpg 275w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1-768x836.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1-150x163.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1-300x327.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1-696x758.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1-1068x1163.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1-386x420.jpg 386w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG_20210130_155414-1.jpg 1156w" sizes="auto, (max-width: 630px) 100vw, 630px" /></p>
<p><strong>Bu kadar profesyonelce emek ve zaman harcayıp kazanç elde edememek de hiç etik ve anlaşılır değil öte yandan. O zaman gençlere bu mesleği önermiyorsunuz yani. Sonuçta geçimlerini sağlayamayacaklar. Elbette bu işten kazanç elde edenler de var. Hobi olarak ya da arada ikincil bir iş olarak mı yapsınlar…</strong><br />
Bu kadar emek ve zaman harcayıp kazanç elde edememek etik sayılmaz ama bir işi severek ve tutkuyla yapmak da parayla ölçülecek bir şey değil. Sinema yazarlığı veya eleştirmenlikten para kazanmak çok zor. Günümüzde sosyal medya ortamında hemen herkes filmler hakkında yazmaya başladı ve eleştirmen oldu. Neyse ki benim film eleştirmenliği gibi bir iddiam yok. Filmleri sinema salonunda izlemeye teşvik edici yazılar yazıyorum. Gençlere tavsiyem ilgi duydukları ve sevdikleri mesleklerle ilgili eğitimlerini mutlaka tamamlasınlar, ondan sonra sinemaya olan ilgileri devam ediyorsa bir yerlerde film eleştirisi yazıları yazsınlar. Yaptıkları meslekten maddi, yazdıkları yazılardan manevi kazanç sağlamış olurlar. Kazanç demek her zaman para, mal veya mülk değil. Benim gibi sinemaya dışarıdan gelmiş, üniversite tahsilini yarıda bırakmış birisine ülkenin en prestijli üniversitelerinden Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin Sinema Emek Ödülü vereceğini söyleseler, şahsen, bizzat, kendim inanmazdım. Ama verdiler ve ben bu manalı ödülü Beyoğlu Emek Sineması’na adadım. Hadi buradan da arabeske geçelim ve “Parayla saadet olmaz, mühim olan insanlık” diyelim. Neticede arabesk de sinema filmlerinde ayrı ve özel bir kategori olarak görülüyor ve 1980’lerde birçok sinema sektörü insanının geçimlerine katkıda bulundu.</p>
<p><strong>Pek çok festivalde jüri üyeliği yapıyorsunuz? Ve zaman zaman bildiğiniz, tanıdığınız arkadaşlarınızın da filmleri oluyor. Jüriliğe bakış açınız nedir? Jüri değerlendirmelerini nasıl buluyorsunuz? Zaman zaman imtiyazlı tutumlar oluyor mu sizce?</strong><br />
O konudan çok rahatsızım. Festivalleri düzenleyen arkadaşlardan gelen teklifleri kıramıyorum. Ne kadar adil davranmaya çalışsam da tanıdığım sanatçıların filmlerine karşı daha hoşgörü ile davrandığımı sanıyorum. Ama neticede jürilerin verdiği kararlardan şüphe duymamak gerekir. Mümkün olduğunca hak yememeye gayret ederiz.</p>
<p><strong>Valla bunu cesurca itiraf eden benim tanıdığım ilk kişisiniz. Kime sorsan “Olur mu öyle şey, tanıdıklara torpil geçmek falan…” der.</strong><br />
Zaman zaman bu nedenle jüri üyeliği tekliflerini geri çevirmeyi düşünürüm ama neticede o da bir hizmet. Bazen bakıyorum ki sen de biliyorsun, sinemayla hiç ilgisi olmayan kişileri veya bir-iki film yapmış kişileri jürilere alıyorlar, o nedenle 50 yıldır bu meseleyi yakından takip eden bir kişi olarak “Neden yapmayayım” diyorum ve kabul ediyorum. Sen de jürilik yapıyorsun, bu da ayrı bir hizmet. Sektörde bilgi, deneyim, görgü sahibi insanların jürilik yapması önemli.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16612 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/28171297808_5d738a3f76_c.jpg" alt="" width="662" height="441" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/28171297808_5d738a3f76_c.jpg 799w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/28171297808_5d738a3f76_c-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/28171297808_5d738a3f76_c-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/28171297808_5d738a3f76_c-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/28171297808_5d738a3f76_c-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/28171297808_5d738a3f76_c-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 662px) 100vw, 662px" /></p>
<p><strong>Önemli tabi. Sadece jürilerin seçimlerinin de bir seçim olduğunu, mutlak olmadığını hatırlatmak isterim. Her jüri kendi akıl, bilgi, deneyim, görgü, etik, estetik ve kalbinin atışına göre beğeni dağıtır.</strong></p>
<p><strong>Jürilerden söz etmişken festivallerin dünü ve bugününü nasıl yorumlarsınız? Festivaller bir endüstriye dönüştü dünyada. Türkiye’de de bir şenlik havasından endüstriyel bir işletmeye dönüşüm süreci hız aldı. Bunun getiri ve götürüsü nedir sizce?</strong><br />
Menfi manada söylemiyorum ama festivaller, iyiden iyiye dağıtım şirketlerine alternatif ticari bir sisteme dönüştü zannımca. Eskiden tek şehirde yapılan festivaller, şimdilerde onlarca şehirde yapılır hale geldi. Teknolojik gelişimin de kışkırttığı bu oluşumlarda, seçilen 8-10 filmlik bir paket, Kültür Bakanlığı’ndan alınan desteğin de yardımıyla şehir şehir dolaştırılarak festival adı altında seyirciye sunuluyor. Vizyona giren filmleri takip edenler, bazı küçük şehirlerde düzenlenen festivallerde gösterilen filmlerin neredeyse yarıdan fazlasının aynı dağıtım şirketlerine ait olduğunu da pekala fark ediyor. Tekrar yazayım menfi olarak algılanmasın, bazı festival düzenleyicilerinin tek festivalle yetinmediklerini, aynı düzenleyicinin iki, üç, dört festival yaptığını da görüyoruz. Sanki orada da bir tekelleşme oluşmaya başladı. Bazılarının festivalleri “Benim festivalim” şeklinde bile lanse ettiklerine şahit oluyoruz. Netice olarak memleketimizde bir film festivalleri enflasyonu olduğunu da söyleyebiliriz. Gönül her festivalde bırakın yüzbinleri, milyonlarca sinemasever görmek istiyor ancak ülkemizin en büyük film festivali olduğunda hemfikir olunan İstanbul Film Festivali’nde son yıllarda 150.000 seyirciye ulaşıldığı övünülerek duyuruluyor. Bu seyircinin tekil seyirci adedi olmadığının hepimiz farkındayız. Gösterimlere gittiğimizde hemen her seansta onlarca tanıdığa rastlıyoruz. Dolayısıyla herkesin günde 2-3 film seyrettiğini varsayarsak -ki bazıları 4-5 film izliyor- İstanbul Film Festivali’nin bile kemikleşmiş 30 – 40 bin seyircisi var.</p>
<p><strong>Sektöre girişinizden bugüne sinemaya dair en çok hangi değişimler sizi olumlu ve olumsuz etkiledi? Dün ve bugünü nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong><br />
En çok sinema salonlarına dair değişimler sinemanın sosyolojisini etkiledi kanımca. Müstakil sinema salonları mutlaka daha iyidir ama, AKM’lerdeki sinema kompleksleri hayatımıza girdikten sonra salonların teknik ve yapı olarak şartları çok iyileşti. Sinema salonları genellikle amfi tiyatro şeklinde yapılara kavuştu. Düz salonlarda hep arkamdaki seyircinin görüş açısını kapattığım zannıyla koltuğa büzüşerek otururdum. Şimdilerin sinema salonlarını o bakımdan çok güzel buluyorum. Keza eski zamanlarda soğukta, paltoyla ve üşüyerek çok film seyrettiğimizi hatırlarım. Genç sinemaseverler bilmez, TV öncesi çağlarda sinemalar görsel eğlencenin zirvesi olduğundan -hadi itiraf edelim- biraz kendilerini kasarlardı da bilet aldığımız yetmezmiş gibi hem yer gösterilmesine para verirdik, hem tuvaletler paralıydı. Zamanında insanlar oluk oluk gelirken, sinemaların her bir personeli bile kendini tabiri caizse kral gibi görürdü. Filmlere gelirsek eski zamanların popüleri olsun, sanat filmi olsun daha farklı tat verirdi. Sanki şimdilerin filmleri teknik açıdan mükemmel olsa da filmlerde eski samimiyet ve sıcaklık yok gibi. Belki toplumun bozulmasının sinemaya yansımasıdır, bilemem.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16613 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG-20210127-WA0000-1-1024x694.jpg" alt="" width="675" height="458" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG-20210127-WA0000-1-1024x694.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG-20210127-WA0000-1-300x203.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG-20210127-WA0000-1-768x520.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG-20210127-WA0000-1-150x102.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG-20210127-WA0000-1-696x472.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG-20210127-WA0000-1-1068x724.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG-20210127-WA0000-1-620x420.jpg 620w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/IMG-20210127-WA0000-1.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 675px) 100vw, 675px" /></p>
<p><strong>Dünden bugüne sinema yazarlığı nasıl bir yol izledi? Bugün sinema yazarlığının geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong><br />
70’ler ve 80’lerde sinema yazarları, sinemaseverlerin bir tür önderleri gibiydi. Kendimden biliyorum, Atilla Dorsay, Sungu Çapan, Onat Kutlar, Kamil Suveren, Ali Gevgilili, Tuncan Okan, Nezih Coş, Engin Ayça gibi yazarlarımızın yazdığı ve önerdiği filmleri izlemek bir kuşak olarak bizlerin sinema kültürü edinmemizde en büyük yararı sağlamıştır. Ki sonradan tanışma onuruna ulaştığım bu arkadaşlarımız o zamanlarda en küçük bir tereddüdü gidermek için bile yazılı kitaplara başvururlardı, kitabı gerekirse baştan hatmederlerdi. Şimdilerde yazanların bazıları tereddüt ettikleri bilgilerde Google amcaya soruyorlar, ne gelirse yazı içine yapıştırıyorlar. Film şirketleri bile öyle yapmaya başladılar, gelen bültenlerin bazılarının Google çevirisiyle yapıldığı açıkça belli oluyor. Kötü bir öngörü ama yakında çevirmenler de işsiz kalacak. Sinema yazarları, sektörü en uzun süre takip eden insanlar. Yönetmenler, oyuncular, teknik ekipler, bir bakıyorsun sinema filmi çekiyor, bir müddet sonra, dizi, reklam, müzik sektörüne geçebiliyorlar. Sinema yazarları öyle değil, sinema yazarlığını bırakıp, yemek, tiyatro, müzik veya siyaset yazarlığına geçen nadirdir. Neticede sinema yazmak insana maddi kazanç sağlamasa da süreklilik vasfı kazandırıyor. Sinema yazarlarının, futbol kulübü tutmak gibi yönetmen, film şirketi, oyuncu tuttuğunu sanmıyorum. En fazla beğendiği kişinin beğenmediği filmine eleştiri yazısı yazmaz diye düşünüyorum. Bir ara hemen her gazetede film eleştirisi bulunurdu. Keza 4-5 tane aylık sinema dergisi yayınlandığını da hatırlıyorum. Günümüzde bilindiği gibi en güçlü mecra internet ortamı oldu. Orada da sürekliliği devam eden birkaç dergi ve birkaç web sitesi var. Yeni meraklılar heyecanla başlıyorlar, bir-iki yıl sonra vazgeçiyorlar.</p>
<p><strong>Peki sinemaya dair her yazana sinema yazarı diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Bence memleketimizde sinema yazarı çok az. Arkadaşların büyük bir çoğunluğu sadece film eleştirisi yazıyor. Sinema tarihi ve araştırma üzerine çok az arkadaş emek sarf ediyor. Mesela sinema salonları üzerine yazı yazanlar desek, 2-3 kişi ancak çıkar. Ben hiçbir zaman kendimi film eleştirmeni olarak görmedim, haddim değil, ancak sinema konusunda aklıma ne gelirse yazarım. Şu sıralar sosyal medya ortamının verdiği ilhamla hacimli bir şekilde uzun yazılar yazmasam da bir cümlelik fikirleri bile es geçmiyorum, hemen not ediyorum. Biz fanatik sinemaseverler sektörün her konusuna ilgi duyduğumuzdan en küçük söylentileri, yazıları bile ilgiyle dinleriz ve okuruz. Daha önce benim sitede yazan rahmetli Orhan Ünser’den de rica ederdim. “Bir paragraf, bir cümle dahi olsa yaz.” derdim. Sektör insanları, içinde yaşadıklarından başlarından geçenleri önemsemiyorlar, oysa bize her şey ilginç ve güzel geliyor. Masal gibi okuyor ve dinliyoruz. Sinema dünyası filmiyle, salonuyla, oyuncularıyla, figüranıyla çok ayrı bir dünya.</p>
<p><strong>Sizce sinema yazarı, sinema eleştirmeni kimdir? Aralarındaki farkı nasıl açıklarsınız? En beğendiğiniz sinema yazarı ve eleştirmenini sorsam?</strong><br />
Sinema yazarı, sinema ve filmcilik sektörünün her konusunda inceleme ve deneme ve tarih yazısı yazan kişidir. Eleştirmen adı üstünde filmleri eleştiren yazardır. Sadece bizim eleştirmenlerin filmleri vizyona çıktığı haftada eleştirmelerini ticari amaca hizmet etmek gibi görüyorum. Tanınmış birkaç eleştirmen arkadaş ilk haftasında yazamadıkları eleştiriler için hayıflandıklarında ikinci, üçüncü haftasında yazmalarını önerdiğimde zamanı geçti diye cevap aldığımı hatırlıyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16614 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/sadi-bey-kayseri-emek_jpg_large-1-1024x1024.jpg" alt="" width="651" height="651" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/sadi-bey-kayseri-emek_jpg_large-1-1024x1024.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/sadi-bey-kayseri-emek_jpg_large-1-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/sadi-bey-kayseri-emek_jpg_large-1-150x150.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/sadi-bey-kayseri-emek_jpg_large-1-768x768.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/sadi-bey-kayseri-emek_jpg_large-1-696x696.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/sadi-bey-kayseri-emek_jpg_large-1-1068x1068.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/sadi-bey-kayseri-emek_jpg_large-1-420x420.jpg 420w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/sadi-bey-kayseri-emek_jpg_large-1.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 651px) 100vw, 651px" /></p>
<p><strong>Son olarak kendinize sorulmasını istediğiniz bir soruyu sorun ve yanıtlayın lütfen.</strong></p>
<p><strong>Sinema salonlarında film seyrini sonlandıracağı konuşulan internet platformları hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Pandemi başladığında yoğun bir şekilde internet platformlarına yönelim oldu. 10 aydır bu mecralarda her hangi bir film izlemedim. Bir sinemasever olarak sinema salonlarında film seyrinin sonuna geldiğimiz karamsarlığına kapıldım. Fakat çok sevdiğim oğlum Netflix aboneliği hediye edince son zamanlarda birkaç film izledim. İyi ki izlemişim, çünkü internet ortamında yüzlerce, binlerce filme bir tıkla ulaşabiliyorsunuz. Kapı çaldığında, sütçü geldiğinde bir tıkla filmi durduruyorsunuz. Yarım saat sonra izlemeye devam ediyorsunuz. İyi bir şey ama sıkıldığınızda filmi yarıda bırakıyorsunuz. Sinemada bu olmuyor; kapı çalmıyor, sütçü gelmiyor, sıkıldığınızda yarıda bırakmıyorsunuz seyre devam ediyorsunuz ve sonra beğeniniz tekrar yükselebiliyor ve film bittiğinde “İyi ki yarıda bırakmamışım, seyretmişim” diyorsunuz. İnternet ortamda sıkılıp yarıda bıraktığınız film ise gitti gider ve hâlâ da gidiyor. İnternet ortamında izlediğim birkaç filmden sonra, pandemi neticelendiğinde insanların sinema salonlarına tekrar döneceklerine ve birçok filmin yüksek hasılat yapacağına inanıyorum. Nasıl ki okula gitmek istemeyen küçük çocukların bile artık okulların açılmalarını istemeleri gibi sinemada film izlemek yine görsel seyir olayının en önde gelen zevki olacak.</p>
<p><strong>Kabul ediyorum sorular biraz fazlaydı. Derinlemesine bir söyleşi olsun istedim. Çok teşekkür ederim.</strong><br />
Rica ederim. Gerçekten de belgesel bir söyleşi oldu. Semra Güzel’den gelen hiçbir şey fazla gelmez. Sorular güzel olunca cevaplaması da çok keyifli oluyor. Her zaman, her şeyi sorabilir. Başarılar ve güzellikler daima onun olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/01/30/sektorun-gercek-sahibi-sinema-yazarlaridir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“iki yüzlü bir sektör var”</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/12/29/iki-yuzlu-bir-sektor-var/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/12/29/iki-yuzlu-bir-sektor-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2020 16:36:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhan Kandemir]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[juri]]></category>
		<category><![CDATA[Karla]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=16399</guid>

					<description><![CDATA[Karla, bir baba kızın günümüzde giderek kaybolan kukla tiyatrosunda bir oyun sahneye koyma serüvenini anlatıyor. Kukla karakterlerinin üretimi, hikaye bulma, hikayeleri gerçek yaşamdan kişilerle özdeşleştirme ve bir anlamda mutluluğu sorgulama ve arayışlar üzerine bir film. Filmin yönetmeni Prof. Dr. Ceyhan Kandemir. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon Anabilim Dalı Başkanı. Yönetmenin böyle bir akademik ünvanı, kitapları, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Karla, bir baba kızın günümüzde giderek kaybolan kukla tiyatrosunda bir oyun sahneye koyma serüvenini anlatıyor. Kukla karakterlerinin üretimi, hikaye bulma, hikayeleri gerçek yaşamdan kişilerle özdeşleştirme ve bir anlamda mutluluğu sorgulama ve arayışlar üzerine bir film. Filmin yönetmeni Prof. Dr. Ceyhan Kandemir. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon Anabilim Dalı Başkanı. Yönetmenin böyle bir akademik ünvanı, kitapları, makaleleri olunca genellikle filminde akademik olacağı önyargısı doğabiliyor. Ceyhan Kandemir 1990’lı yılların başından bu yana reklam, tanıtım, klip, haber ve belgesel yapımlara imza atmış bir isim. Akademideki görevinin yanı sıra TV Programcılığı ve sinema ile olan bağını hiç koparmamış. Kendisi benim de Doktoradan hocam olur. Fakültede buluştuk. Sorularıma açık ve net cevaplar verdi. Bizim söyleşimiz saatlerce sürdü konu sinema olunca. İşte sohbetimizden bir kesit.</strong></p>
<p>Şimdi sen sormadan ben hemen söyleyeyim. Bu film bir çocuk filmi değil. Ben kızıma bir film yapma adına, birlikte bir anımız olsun diye bu yola çıkmadım. Kızımla benim öyküm, ilişkim anlatılmıyor bu filmde… Kızımın isminin Karla olması filmi izlemeyen kişilerce sanki ona özel bir film yapılmış algısını oluşturabiliyor; oysa ki film 9 yaşındaki bir kız çocuğunun gözünden anlatılan kurmaca bir dram, Karla da filmin başrol oyuncularından … Sen bunları gerçi biliyorsun ama okurlara ve izleyiciye hatırlatmakta fayda var.</p>
<p><strong>Bir dakika hocam sanırım bu soru çok sorulmuş size. Hiç böyle bir soru yok benim listemde. Dünyanın her yerinde bizim ülkemizde de anlı şanlı pek çok yönetmen kızını, oğlunu, eşini, sevgilisini, annesini, babasını, kuzenini, yeğenini… oynatıyor. Eğer yeteneği varsa neden olmasın bu sorgulanacak, olumsuz bir durum değil ki.  </strong></p>
<p><strong>Benim sorum  kızınızla ilgili olarak şu: Çocuk oyuncular için set zor bir ortam. Ayrıca çocuk oyuncuyu yönetmek de, oyun vermek de zor. Yönetmen olarak kızınıza oyun vermek, olmadı hadi tekrar çekiyoruz demek, o zorlu koşullarda yorulduğunu görüp, filme devam etmek baba Ceyhan ile yönetmen Ceyhan arasında gidip gelmek …?</strong></p>
<p>Karla drama atölyelerine katılmış, drama dersleri almış 9 yaşında bir çocuk. Dolayısıyla bu işlerin ne kadar ciddiyet ve disiplin gerektirdiğinin bilincindeydi. Karla’nın filmde oynamasına ben tek başıma karar vermedim. Ekip olarak karar verdik. Denemeler yaptık ve tamam dedik. 20 gün boyunca Karla bizimle setteydi. Setler bütün çocuklar için zor ve yorucu. Çocuğunuzun yorulduğunu görmek bir baba için zor. Kucağıma alıp sette bir köşede uyuttuğum anlar da oldu. Öte yandan filmin de bitmesi gerekiyor. Sanırım yönetmen ve baba olarak dengeyi buldum. Kızım hiç şikayetçi olmadı çekimler sırasında.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16400 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-1024x768.jpg" alt="" width="688" height="516" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-1024x768.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-1536x1152.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-150x113.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-1068x801.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-560x420.jpg 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0015.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 688px) 100vw, 688px" /></p>
<p><strong>Bence Karla hiç fena değil. Kendisinden isteneni vermiş. Gerçek hayatında da kukla tiyatrosuna meraklı olduğu anlaşılıyor, rol gereği olmadığı belli.  O sahneler gayet doğal. </strong></p>
<p><strong>1950’lere ait bir motosiklete binmiş baba kızın dron görüntüleri ile başlıyor film. İlk sahne bende bir Akdeniz filmi başlıyor duygusu uyandırdı hemen. Bir Akdeniz kasabasında çekilmiş gibi. Ama İstanbul’da çekildiğini biliyorum. Filmde bir belgesel ton da var. Ancak düz giden, inişleri çıkışları olmayan bir yapısı, ritmi var. </strong></p>
<p>Belgeselcisin ya hemen belgesel tonu yakalıyor gözlerin. Kaçmaz senden tabi. Evet öyle bir tad yakalamaya çalıştık. Filmdeki kukla sanatçısı ve babayı oynayan Çağlayan Sevinçer gerçek hayatta da kukla sanatçısı. Çekim yaptığımız mekanlar gerçek mekanlar. Tiyatro onun tiyatrosu. Karla gerçekte de kuklalara ve kukla tiyatrosuna ilgi duyuyor, yani rol gereği ilgiliymiş gibi oynamıyor. Mekanlara gelince evet İstanbul’un hala kırsal, kasaba , hatta modern köy diyebileceğimiz bir bölgesinde çektik. Filmde görülen tarlalar birkaç yıl sonra betona dönüşebilir kolayca. Her şey ama her şey ranta yenik düşüyor. Filmi izleyenlerin bu detayları yakalaması çok hoşumuza gidiyor doğrusu. Genel olarak Ege veya Akdeniz’de çektiğimizi düşünenler az değil. İşte İstanbul. Hala korunacak, kurtarılabilecek  çok yeri var. İlla İstanbul’u vurgulamak için Galata kulesi, Kız kulesi, gökdelenler veya köprüleri göstermek gerekmiyor.</p>
<p>Evet filmin düz giden bir yapısı var. Baba-kızın hayatları düz, sakin… Hırçın bir kız çocuğu, sorunlu bir baba ya da başka bir durum yok dümdüz bir gündelik yaşam koşuları var. İnişler, çıkışlar yaratılabilirdi ancak böyle istedim. Bu benim için de bir denemeydi, bilinçli bir tercihti. Evet farkındayım dediğim gibi bilinçli bir tercih.</p>
<p><strong>Bu arada sinemaya ilginiz nasıl başladı?</strong></p>
<p>Sinemaya ve görüntü sanatlarına ilgim ortaokul yıllarına dayanıyor. Ben İstanbul erkek Lisesi’nde parasız yatılı okudum. Orta okulda fotoğraf çekmeye başladım. O yaşlardan itibaren bir şeyleri görüntüleme, görüntüyle anlatma isteğim hiç bitmedi, bitmeyecek de.</p>
<p><strong> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16401 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Karla-filminde-duygu-dolu-baba-kiz-iliskisi-01.jpg" alt="" width="600" height="293" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Karla-filminde-duygu-dolu-baba-kiz-iliskisi-01.jpg 600w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Karla-filminde-duygu-dolu-baba-kiz-iliskisi-01-300x147.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Karla-filminde-duygu-dolu-baba-kiz-iliskisi-01-150x73.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Karla-filminde-duygu-dolu-baba-kiz-iliskisi-01-533x261.jpg 533w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></strong></p>
<p><strong>Sinema bir arayış değil mi zaten. Siz de bir farklı hikaye ve üslup arayışı içinde, gelenekseli kırmayı amaçlamışınız bu filminizle. Filmin en can alıcı noktası müzikleri bence, gerçekten tam oturmuş.</strong></p>
<p>Müziği tamamlayıcı bir unsur değil vazgeçilmez bir unsur olarak kullandık filmimizde. İranlı ünlü besteci Mahdi Vojdani her gün sete gelerek gözlemlerini ve sanatsal bakış açısını müziğine yansıttı. Filmin soundtrackı Dokun ve Git ’in sözleri, vokali aynı zamanda sanat yönetmenimiz olan Cansu Özdenak’a ait.</p>
<p><strong>Filminizde öğrencileriniz ile çalıştınız… </strong></p>
<p>Çok minimal bir bütçe ile bağımsız bir film yaptık. Mükemmel bir hikaye, mükemmel bir reji iddiamız yoktu. Biz ilgilisine, seyircisine  bağımsız bir film yapmak için yola çıktık. Benim için bu yapımın en kıymetli noktalardan biri: Doktora ve lisans öğrencilerim ile gönüllü olarak bu filmi çekmiş olmak. En büyük ödülüm bu. Filmin senaryosu Doktora öğrencim Nafiseh Laleh’e ait, yapım koordinatörü yine Doktora öğrencim Emre Tanç; yapım grubunda ve teknik ekiplerimizde de öğrencilerimiz görev aldı. Filmin yapımcılığını, teknik yapımını Murat Çınar ve Değişim Medya üstlendi. Örneğin çok beğendiğimiz film afişlerimizin tasarımını yine Doktora öğrencilerimizden Mesut Batuhan Çankır yaptı; bir başka Doktora öğrencimiz Oğuz Şentürk filmin festival süreçlerini yürütüyor. DSP kopyaların hazırlanmasında sektörde çalışan Doktora öğrencimiz Hasan Alkan destek verdi; kısaca bu filme öğrencilerimizle verdiğimiz emek çok değerli ve bizler için özel; hepimizin ortak çalışması sonucu içimize sinen nitelikli bir ürün ortaya çıkarıldı.</p>
<p><strong>Hazır söz öğrencilere gelmişken özellikle uygulamalı derslerde üniversitelerde gözlemlediğim kadarı ile set deneyimi, programcılık deneyimi olan akademisyenler çok az. Siz bu anlamda istisnalardan birisiniz hala üreten ve üretme sevdasında olan.</strong></p>
<p>Çok haklısın Semra. Doğru bir gözlem. E sen de akademik ortamlara davet alıp atölyeler yapıyorsun, görüyorsun durumu. Uygulamalı dersleri verecek kişilerde bile doktora yapmış olma şartının aranması bu anlamda bir dezavantaj. Doktora bilimsel lisansüstü, akademik bir çalışmadır. Her Dr. unvanı alan kişinin yönetmen, yapımcı, görüntü yönetmeni, kurgucu vs. olması beklenemez. Her uygulamadan gelenin doktora yapması da gerekmez. Burada bir ikilem doğuyor maalesef. Öğrencilerimiz yeterli uygulama alanı bulamıyor. Yanlış örnek ve yanlış projeler içinde sektörden soğuyup uzaklaşabiliyorlar.</p>
<p><strong> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16402 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0019.jpg" alt="" width="665" height="950" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0019.jpg 717w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0019-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0019-150x214.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0019-300x428.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0019-696x994.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0019-294x420.jpg 294w" sizes="auto, (max-width: 665px) 100vw, 665px" /></strong></p>
<p><strong>Yeni projeleriniz var mı yine öğrencilerinizle birlikte çekmek istediğiniz?</strong></p>
<p>Üzerinde çalıştığımız belgesel ve kurmaca film projelerimiz var. Yine hevesli, heyecanlı, bu işi gerçekten yapmak isteyen öğrencilerimle çalışmak istiyorum. Maalesef Karla’nın üretim sürecinde fakültedeki akademisyen arkadaşlarımla çalışamadık. Fakültenin ortak bir projesi haline getiremedik. Öğrencilerim ve akademisyen arkadaşlarımla bir araya gelip sektörün ticari kaygılarından uzak bağımsız filmler üretelim istiyorum. Hem fakültemiz hem biz bu deneyimlerle, üretimlerle büyüyelim, gelişelim, yol alalım, paylaşalım istiyorum.</p>
<p><strong>Karla’nın Festival yolculuğundan söz edelim. Ödüller aldınız yurt dışı festivallere seçildiniz. Bekliyor muydunuz?</strong></p>
<p>Ben ödül alayım, festival festival gezeyim, birileri takdir ve takdim etsin diye film yapmadım. Ödül almanın matematiğini de bilmeyen bir insan değilim. Şu var ki; filmin seyircisi ile buluşmasını isterim elbette. Bunun da yolu günümüzde festivallerden geçiyor. Televizyonların durumu malum! Ben de festivallere davet alan, jüri üyeliği ve başkanlığı yapan biri olarak az çok biliyordum bu çemberi fakat insan filmi aracılığı ile festivallerde yer alınca bazı şeyleri farklı açılardan görmeye başlıyor.</p>
<p><strong>Ne gibi hocam? </strong></p>
<p>Açık konuşacağım Semra, lafı dolandırmaya gerek yok. Türkiye’de bazı festivallerin üsten bakan bir tavrı var. Festivaller sözde bağımsız filmleri destekliyorlar ancak uygulamada yok. O bağımsız filmi çeken kişinin kim olduğu, ideolojik-popülist yaklaşımı, hangi mahalleden olduğu, star oyuncularının varlığı veya yokluğu, festival yönetimi ile olan ilişkisi o bağımsız filmin festivalde yer alıp alamayacağını çok büyük ölçüde belirliyor.</p>
<p><strong>Evet bunu sektörde sesli veya sessiz dile getiren pek çok kişi var. Onaylanacak bir durum değil elbette. </strong></p>
<p>Lobi faaliyetleri, paranın konuştuğu yapılar dünyanın pek çok yerinde mevcut; aslında belki de her yerde… Bir film festivale yapılmaz. Ödül almak için yapılmaz. Festivallerde yer almanın, ödül almanın da belli bir matematiğinden söz edilebiliyor bugün artık. Bunun için çalışan ajanslar, insanlar bile var. Oysa önemli olan ürettiğiniz eserin muhatabı ile, seyircisi ile buluşmasıdır. Seyircisinin ona sahip çıkmasıdır. Bulunduğum uluslararası projelerde de farklı ülkelerden meslektaşlarımla bunu konuşuruz. İki yüzlü bir sektör var. Sinemanın, mesleğin, sistemin, etik değerlerin, vicdani sorumluluğun muhasebesi üzerine yeniden düşünmek, çözüm üretmek lazım. Ben öğrencilerime üzülüyorum en çok. Onların heyecanları, idealleri, hevesleri kırılıyor, yetenekleri görmezden geliniyor, sektörde yer bulmaları engelleniyor.</p>
<p><strong>Jüri üyeliği yapmış, festival konuğu olmuş ve festivallere film göndermiş, yarışmalara katılmış  bir yönetmen ve akademisyen olarak nasıl değerlendiriyorsunuz bizim durumumuzu yani?</strong></p>
<p>Türkiye’de sinema sektöründe köşeler tutulmuş. Belli vakıflar, dernekler, meslek birlikleri yine toplumumuzun çeşitli katmanlarında sıkça görülen koltuk sevdalıları tuhaf bir şekilde söz sahibi. Bu da sinemanın, kültürün, sanatın gelişmesine engel olan bir yapılanma, bir sistem oluşturuyor. Karma, her kesimi kucaklayan bir yapıymış gibi gözükse de aslında niteliksel sorunların olduğu çok açık. Sektör-akademi işbirliği varmış gibi görünüyor ancak aslında bunlar çıkara dayalı, yapmacık, sabun köpüğü ilişkiler. Sektörün de, akademinin de  gelişmesine bir katkı sağlamıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16403 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0021.jpg" alt="" width="669" height="951" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0021.jpg 721w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0021-211x300.jpg 211w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0021-150x213.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0021-300x426.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0021-696x988.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/IMG-20201229-WA0021-296x420.jpg 296w" sizes="auto, (max-width: 669px) 100vw, 669px" /></p>
<p><strong>Gör beni göreyim seni durumlarımı yani.</strong></p>
<p>Evet öyle<strong>. </strong>Bak hala bir ülke sinemasından söz edemiyoruz. Hikayelerimizi uluslararası seyirci ile yeterince buluşturamıyoruz. Yurt dışında adını duyurmuş birkaç ismin dışına çıkamıyoruz, onlar ödül alınca ulusça seviniyoruz ama uluslararası platformlarda Türk Sineması’ndan hakkıyla söz edebiliyor muyuz ? Bu konuda sen bir makale yazsana, neden yazmıyorsun ?</p>
<p><strong>Ben mi yazayım?!</strong></p>
<p>E tabi sen yaz, kim yazsın başka. Sektörel deneyimin, akademik yaklaşımlarınla bunları ortaya koymalısın… Belgeselci olmanın araştırmacı kimliğinin de buna katkısı büyük olacaktır.</p>
<p><strong>Bir kitap için bir makale yazıyorum aslında tam bu konuda değilse de bulgular ve sonuçta sözünü ettiğiniz durum ortaya çıkıyor. Bir ülke sinemasından söz edemiyoruz. </strong></p>
<p>Evet, ayrıca şunu da belirtmek isterim: Teknik ekiplerimiz son derece başarılı. Çok iyi görüntü yönetmenlerimiz, kurgucularımız, ışıkçılarımız var. Yurt dışında ses getiren filmlerde; set işçisinden görüntü yönetmenine ekip içinde görev alan ve sanatını ortaya koymuş kişilerin çok büyük özverisi var. Projelerdeki başarılar bu ekiplerin titiz çalışmaları ve profesyonel yaklaşımları ile daha da nitelikli olarak şekilleniyor. Günümüz üretimlerinde kolektif başarı çoğu zaman kişisel başarıların ötesine geçiyor. Oysa sinema kolektif bir iş.</p>
<p>Bir de festivallerde jüri üyelikleri belli isimler etrafında dönüyor. Kimin festivali yapan kurum ve kişiyle arası iyi ise onlar jüri oluyor. Festivale davet alıyor. Bazen isimleri görünce ne alaka dediğin olmuyor mu hiç? Nasıl gelişir ki sinemamız böyle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/12/29/iki-yuzlu-bir-sektor-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>içimizdeki insanlığı harekete geçirmek&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/12/11/icimizdeki-insanligi-harekete-gecirmek/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/12/11/icimizdeki-insanligi-harekete-gecirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 10:46:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[KISA FİLM]]></category>
		<category><![CDATA[AB Türkiye Delegasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=16294</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu,10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü etkinlikleri kapsamında gerçekleştirdiği film günleri ve kısa film yarışmasının bu yıl onuncusunu düzenliyor. Songül Öden, Prof. Dr. Nezih Orhon, Emrah Kolukısa ve Doğan Şentürk ile birlikte jürideydim. İnsan Hakları, yarışmanın ana teması olmakla birlikte, bu yıl toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda düşünmeyi teşvik eden özgün kısa filmler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu,10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü etkinlikleri kapsamında gerçekleştirdiği film günleri ve kısa film yarışmasının bu yıl onuncusunu düzenliyor.</p>
<p>Songül Öden, Prof. Dr. Nezih Orhon, Emrah Kolukısa ve Doğan Şentürk ile birlikte jürideydim. İnsan Hakları, yarışmanın ana teması olmakla birlikte, bu yıl toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda düşünmeyi teşvik eden özgün kısa filmler ayrı bir kategori olarak ödüllendirildi.</p>
<p>İnsan hakları kategorisinde 11, toplumsal cinsiyet eşitliği kategorisinde ise finale kalan 7 filmi izledik.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16297 size-large" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-1024x889.jpg" alt="" width="696" height="604" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-1024x889.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-300x260.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-768x666.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-1536x1333.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-150x130.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-696x604.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-1068x927.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-484x420.jpg 484w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T-534x462.jpg 534w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Odul-T.jpg 1604w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p>Arka arkaya bu 18 filmi izleyince insan, 21. yüzyılda teknolojinin hiç olmadığı kadar ilerlediği bir çağda <code>peki o zaman ?</code> diye soruyor kendine. Marsa koloniler kurmaya hazırlanırken, insan olma yolunda daha ne kadar çok yol katetmemiz lazım diye de düşünmeden edemiyor.</p>
<p>Filmler; hissedilmesi, anlaşılması gereken seslerle, görüntülerle, bu topraklarda geçen aynı zamanda dünyanın farklı yerlerinden insanların da yaşadığı hikayeleri, durumları anlatıyor.</p>
<p>Zorunlu göçten, mülteci olmaya, rant uğruna kültürel kimliğin kaybolmasından doğru haber alma hakkına, kadın cinayetlerinden kadının eğitim ve emeğinin değerine, cinsel kimliğinin özgürce ifade edebilmesinden tüm temel varoluş haklarına pek çok evrensel insan onuru ve ayrımcılık hallerine dair belgesel, kurmaca ve animasyon filmler aracılık etti bu etkinlikte hak arayışlarına.</p>
<p>AB Türkiye delegasyonunu sinema temelli bu tematik organizasyonunun en önemli bulduğum bir etkinliği de sonuçları komiteye teslim ettikten sonra, finalistlerle biz jüri üyelerinin buluşulması oldu. Tabii ki finalistler sonuçları bilmiyordu. Jüri olarak biz değerlendirme kriterlerimizi söyledik; ki ben bunu her türlü yarışmada, festivallerde çok <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16295 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/yaylaci-afis.jpg" alt="" width="482" height="692" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/yaylaci-afis.jpg 554w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/yaylaci-afis-209x300.jpg 209w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/yaylaci-afis-150x215.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/yaylaci-afis-300x431.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/yaylaci-afis-293x420.jpg 293w" sizes="auto, (max-width: 482px) 100vw, 482px" />önemsiyorum. Jürinin değerlendirme kriterlerini finalistlerle paylaşması, finalistlerin kafasındaki her türlü soruyu sorması açısından oldukça kıymetli bir andı bu karşılaşma. Biz filmleri fikir, fikre yaklaşım biçimi, temaya uygunluk, yeni ve yaratıcı arayışlar, sinematografik unsurlar, etik, bıraktığı etki ve kısa filmin vuruculuğu üzerinden değerlendirdik.</p>
<p>Pandemi nedeniyle bütün bu buluşmalar online gerçekleşti. Bir yandan ne yazık ki online, öte yandan her şeye rağmen iyi ki online.</p>
<p>Yüz yüze etkinliklerin enerjisi, sinerjisi, heyecanı, ruhu, duygusu, bereketi bambaşka&#8230; Online etkinliklerde bunu yakalamak çok zor. Ancak yine de olağan üstü bir donemde, online olarak oldurulması, var edilmeye çalışılması oldukça önemli. Kolaycı bir yaklaşımla bu yıl yapılmayabilirdi.</p>
<p>Gelelim ödül alanlara: Her jüri gibi biz de kendi bilgi, donanım, deneyim ve beğenilerimiz çerçevesinde oy birliği ile kararımızı verdik.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16296 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Sin-Afis.jpg" alt="" width="639" height="914" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Sin-Afis.jpg 668w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Sin-Afis-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Sin-Afis-150x214.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Sin-Afis-300x429.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/Sin-Afis-294x420.jpg 294w" sizes="auto, (max-width: 639px) 100vw, 639px" /></p>
<p><strong>Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kategorisi Kazananları</strong></p>
<p><strong>Jüri Özel Ödülü – FREE FUN</strong>&#8211; Fehmi Öztürk</p>
<p><strong>Birincilik Ödülü – MEMTEVRİ (YAYLACI)</strong>&#8211; Fatih Ertekin</p>
<p><strong>İnsan Hakları Kısa Film Kategorisi Kazananları</strong></p>
<p><strong>Jüri Özel Ödülü: ASİT YAĞMURU</strong>&#8211; Deniz Altun</p>
<p><strong>Jüri Özel Ödülü: İĞNE &#8211;</strong>Ceylan Beyoğlu</p>
<p><strong>Üçüncülük Ödülü: ZORUNDA</strong>&#8211; İbrahim Sertaç Kasaplar</p>
<p><strong>İkincilik Ödülü: NO PLACE TO LIVE</strong>&#8211; Mustafa Koç</p>
<p><strong>Birincilik Ödülü: ŞİN (YAS)</strong>&#8211; Mehmet İsmail Çeçen</p>
<p><strong>Ödüller ise:</strong></p>
<p>Birincilik Ödülü: Sony A6400 18-135 + Zhiyun Crane 2 3-Axis Gimbal sinema kiti</p>
<p>İkincilik Ödülü: Sony FDR-AX53 4K Video Handycam</p>
<p>Üçüncülük Ödülü: GoPro HERO8 Black 4K Aksiyon kamerası</p>
<p>Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ödülü: Sony FDR-AX53 4K Video Handycam</p>
<ol start="10">
<li>AB İnsan Hakları Film Günleri, yine pandemi sebebiyle sinema salonları yerine sanal ortamda izleyiciye sunuluyor. Gösterimler 10-20 Aralık günleri arasında Türkiye genelinde ve ücretsiz olarak https://www.festivalscope.com/page/euhrfd-2020/ adresinden takip edilebilir.</li>
</ol>
<p>Gösterim gün ve saatleri ile ilgili bilgiyi ve söyleşi duyurularını Avrupa Birliği</p>
<p>Türkiye Delegasyonunun internet sitesi https://www.avrupa.info.tr/tr/HRFD2020 ve Facebook hesabı / EUinTurkey’den takip edilebilir.</p>
<p>Polonyalı usta yönetmen Krzysztof Kieślowski’den atıfla, bu filmler elbette dünyadaki hak ihlallerini sıfırlamayacaklar. İçimizdeki insanlığı harekete geçirmek, büyütmek, aydınlatmak, kucaklamak için iyi birer aracı olacaklar&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/12/11/icimizdeki-insanligi-harekete-gecirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz Amerikalı</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/03/04/sessiz-amerikali/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/03/04/sessiz-amerikali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 07:08:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Erdinç Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Sessiz Amerikalı]]></category>
		<category><![CDATA[the quiet american]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11851</guid>

					<description><![CDATA[İngiliz yazar Graham Greene&#8217;nin aynı adlı eserinden 2. kez sinemaya uyarlanan Sessiz Amerikalı filmi ABD&#8217;nin kaotik ülkelerde uyguladığı espiyonaj politikalara açık bir eleştiri getiriyor. 1955 yılında yazmış olduğu bu roman döneminde Greene&#8217;nin çok fazla eleştiriye maruz kalmasına yol açmıştı. Hatta romanın 1958 yılında Joseph Leo Mankiewicz yönetiminde Sakin Amerikalı adı ile uyarlaması çekilmiş fakat bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiliz yazar Graham Greene&#8217;nin aynı adlı eserinden 2. kez sinemaya uyarlanan<em> Sessiz Amerikalı</em> filmi ABD&#8217;nin kaotik ülkelerde uyguladığı espiyonaj politikalara açık bir eleştiri getiriyor. 1955 yılında yazmış olduğu bu roman döneminde Greene&#8217;nin çok fazla eleştiriye maruz kalmasına yol açmıştı. Hatta romanın 1958 yılında Joseph Leo Mankiewicz yönetiminde <em>Sakin Amerikalı</em> adı ile uyarlaması çekilmiş fakat bu uyarlama Amerika aleyhindeki romanı Amerika lehine çevirerek propaganda malzemesine dönüşmüştü. Bu durum yazarın hoşuna gitmemişti.  Yıllar sonra 2002 yılında film Avustralyalı yönetmen Philip Noyce tarafından tekrar uyarlanmış, bu sefer kitaba uygun bir biçime sokulmuştu.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/the-quiet-american.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11852" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/the-quiet-american-1024x533.jpeg" alt="" width="696" height="362" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/the-quiet-american-1024x533.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/the-quiet-american-300x156.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/the-quiet-american-768x400.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/the-quiet-american-696x363.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/the-quiet-american-1068x556.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/the-quiet-american-806x420.jpeg 806w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/the-quiet-american.jpeg 1440w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Filmin konusu yıllarca savaş mücadelesi veren Vietnam&#8217;da geçmekte. Fransa&#8217;nın Vietnam&#8217;daki komünizme karşı yapmış olduğu savaş, Vietnam&#8217;da birçok insanın ölümü ile sonuçlanmış ve kesin bir ateşkes sonucu vermemişti. Fransa&#8217;nın bu bölgede uyguladığı sömürgeyi 1992 yapımı <em>Indochine</em> filminde çok daha net bir şekilde görmüştük. Fransa&#8217;nın öz eleştiri yaptığı film, Vietnam&#8217;ın çaresiz halkına ayna tutan bir ölçüye sahipti. <em>Sessiz Amerikalı </em>filmi de Amerika&#8217;nın öz eleştiri filmi desek yanlış olmaz.</p>
<p>Thomas Fowler (Michael Caine), Vietnam-Fransa savaşını yazmak için Saigon&#8217;da bulunan London Times muhabiridir. Fransa&#8217;nın Vietnam&#8217;daki rolünü araştırmak üzere Saigon&#8217;da bulunan Fowler, Amerikalı idealist Alden Pyle (Brendan Fraser) ile tanışır. İkilinin Fransa karşıtı görüşlerinin yanı sıra aynı kadına aşık olmaları farklı bir ortak noktadır. Karşımıza Hindiçin Savaşı çerçevesinde şekillenen bir aşk üçgeni çıkıyor. Bu üçgen, işlenen bir cinayet ile son buluyor ve cinayetin sır perdesi merak uyandıran bir kurgu ile aralanıyor.</p>
<p>Philip Noyce, savaş ve dramayı oldukça eşit bir şekilde ele alıyor ve iki ayrı öyküyü terazinin kefelerinde dengede tutuyor. Bu yüzden filme ne aşk filmi ne de tarihi film diyebiliriz. Bu konuda film çok ince dokunarak tutarlılık düzeyine ulaşıyor ve zeminini sağlamlaştırıyor. Sanat yönetmenliği ve dekor tasarımı, Saigon&#8217;un büyüleyici atmosferine yaratıcı bir hava katıyor. Bunun yanı sıra Craig Armstrong&#8217;un notaları mekanın büyüleyiciliğini bozmuyor aksine atmosferin içine çekiyor.</p>
<p>Hollywood için Vietnam genellikle ABD lehinde propaganda malzemesi iken Philip Noyce bu klişeyi yıkıyor. Batının komünizmi bitirme niyetinden nemalanmak isteyen ABD&#8217;nin alengirli işlerini Fowler&#8217;in gözünden ele alıyor. Fowler&#8217;in gözü aslında seyircinin gözüne dönüşüyor. Zira Fowler parçaları topladıkça seyirci de yap-boza katılıyor. Bu konuda kurgunun sürükleyici yapısı ön planda. Sürükleyicilik arttıkça tahmin edilebilirlik azalıyor. Parçaları toplarken Vietnam Savaşı&#8217;nın insanlık dramı boyutu ve savaşın insan hayatını hiçe sayan yapısını realist şekilde, melodramdan kaçınarak gözler önüne sermiş. Phat Diem Katliamı&#8217;nı anlatan sahnesi bunun en çarpıcı örneği&#8230;</p>
<p>Amerika, casusluk planları ile Vietnam&#8217;ın kargaşasını hızlandırıp bu durumdan zararsız kurtulmayı amaçlayan, tıpkı &#8220;katalizor&#8221; görevi gören politikaları ile daima gündemde olan bir ülke. Hollywood sinemasında bunun birçok örneği görülebilir. Dün Vietnam&#8217;dayken bugün Orta Doğu&#8217;da. Yarın ise nerede olacağı meçhul&#8230; Yalçın Doğan&#8217;ın 2003 yılında Hürriyet gazetesinde bu film için yazmış olduğu &#8220;<strong>Vietnam ya da dünyanın başka yerlerine ABD, hep ve sadece demokrasi götürmek için gidiyor!&#8221; </strong>cümlesi aslında filmin omurgasını oluşturuyor. Dolayısıyla Fowler, ABD&#8217;nin bu müdahalesini sorgulamaktan kendisini alıkoyamıyor.</p>
<p>Michael Caine, Oscar adaylığına kadar uzanan performansında tek bir tipe bürünmüyor. Yeri geldiğinde gazeteci edası ile yeri geldiğinde romantik bir aşk adamı tiplemesi ile mimiklerini maharetli bir şekilde kullanıyor. Son zamanlarda Christopher Nolan filmlerinde naif tiplemeleri ile akıllara kazınan Caine&#8217;in başarısı ve kabiliyeti aslında yıllar öncesinde daha zirvedeymiş.</p>
<p>İkiyüzlü Pyle ise Brendan Fraser tarafından canlandırılmış. <em>Mumya</em> filminin jön rolü ile popüler olduğu dönemde bir ajan tiplemesini donuk bir imajla yorumlasa da karakterin inandırıcılığı yeterli seviyede.</p>
<p>Bir diğer isim ise Vietnamlı aktris Thi Hai Yen Do. Saf temizliği ve zerafeti temsil eden Yen Do, berrak güzelliği ile masumiyetin tasvir edilmiş hali. Suretindeki temizlik ve 2 güç arasında kalması, Vietnam&#8217;ın 2 güç arasında ortada kalış öyküsünü destekleyen metafor niteliğinde.</p>
<p>Philip Noyce, sırtlanmış olduğu bu yükün altından oldukça başarılı kalkmış. Farklı temaları bir arada çok ince bir şekilde işlemiş. Görüntü yönetmenliğini de kullanarak çarpıcı sahnelere imza atmış. Bomba sahnesi belki de filmin en etkileyici bölümlerindendir&#8230;</p>
<p>Amerika sinemasında alışık olmadığımız öz eleştiri filmlerinden biri olan <em>Sessiz Amerikalı, </em>ABD&#8217;nin Vietnam cephesine farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor. Film yapımından sonra seyirciyi politik açıdan ikiye bölse bile sinematik açıdan birçok konuda uzlaşı sağladığı aşikar.</p>
<p>Filme notum: 8/10</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/03/04/sessiz-amerikali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Benim Adım Feridun</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/03/04/benim-adim-feridun/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/03/04/benim-adim-feridun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 07:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Benim Adım Feridun]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Erdinç Bozkurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11847</guid>

					<description><![CDATA[Mahir Ünsal Eriş&#8217;in aynı adlı hikayesinden uyarlanan filmin yönetmenlik koltuğunda Çağan Irmak oturuyor. Çağan Irmak&#8217;ın 12. uzun metraj denemesi olan Benim Adım Feridun, maalesef &#8220;Çağan Irmak&#8217;ın enleri&#8221; arasına giremiyor. Monoton, bohem bir hayat tarzını benimsemiş bir yazar olan Ersan (Halil Sezai), Ayla (Özge Borak) ile de tekdüze bir ilişkisi bulunmaktadır. 4 yıllık olan ilişki artık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mahir Ünsal Eriş&#8217;in aynı adlı hikayesinden uyarlanan filmin yönetmenlik koltuğunda Çağan Irmak oturuyor. Çağan Irmak&#8217;ın 12. uzun metraj denemesi olan Benim Adım Feridun, maalesef &#8220;Çağan Irmak&#8217;ın enleri&#8221; arasına giremiyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/benim-adim-feridun-1200x800.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11849" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/benim-adim-feridun-1200x800-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/benim-adim-feridun-1200x800-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/benim-adim-feridun-1200x800-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/benim-adim-feridun-1200x800-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/benim-adim-feridun-1200x800-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/benim-adim-feridun-1200x800-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/benim-adim-feridun-1200x800-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/benim-adim-feridun-1200x800.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Monoton, bohem bir hayat tarzını benimsemiş bir yazar olan Ersan (Halil Sezai), Ayla (Özge Borak) ile de tekdüze bir ilişkisi bulunmaktadır. 4 yıllık olan ilişki artık Ayla tarafından bir anlam ifade etmemeye başlamıştır. Zira Ersan, her gün aynı şeyleri yapan, aynı çay bahçesinin aynı masasında oturan, kendisini devamlı tekrar eden bir partnerdir. Ayrılmaları sonucu Ersan, kafasını dağıtmak ve toparlanmak amacıyla memleketi Erdek&#8217;e gider. Bu noktadan itibaren film omurgasını kaybederek farklı bir kanala geçer.</p>
<p>Mahir Ünsal Eriş&#8217;in hikayesini kısa bir süre önce İletişim Yayınları&#8217;nın hediye etmesi ile okuma şansı buldum. İllüstrasyonlardan oluşan ve Ersan karakterinin keşmekeş dünyasını anlatan kısa süreli bir öyküydü. Hikaye ile filmi kıyaslamak elbet yanlış bir düşüncedir fakat hikayenin çizgisi ve ambiyansı filmde laçkalaşmış bir vaziyette. Kitapta sigara tiryakisi ve alkolik Ersan, filmde bir hayli sansüre uğramış.</p>
<p>Film BoxOffice Türkiye verilerine göre yalnızca 197 bin kişi tarafından izlenmiş. Bu düşük rakamın açıklaması çok zor değil. Filmin artıları kadar eksileri de var tabi. Filmin açılış sekansında bulunan uzun tek plan çekim gayet başarılı. Bu da filmin açılışında ciddi bir dram filmi ile karşılaşacağımız umuduna sürüklüyor. Fakat film ilerledikçe tekrar karşımıza çıkan tek plan sekanslar tekrara düşüyor ve anlam ifade etmeyen görüntülere dönüşüyor bu da reaksiyonu düşürüyor. <em>İncir Reçeli</em> filmini anımsatan giriş sahnesi süre ilerledikçe dramın yerini komediye bırakıyor. Filmin omurgası işte bu noktada kırılıyor. Bu noktada klişe bir düğün komedisi izliyoruz. &#8220;Rastgele&#8221; bir düğüne içki içmek maksadıyla kaçak bir şekilde giren Ersan, &#8220;tesadüf&#8221; eseri husumetli bir akrabaya benzetiliyor ve istemsizce Feridun karakterine bürünüyor. Selçuk Aydemir&#8217;in <em>Düğün Dernek</em> serisi kadar olmasa da bu düğün de rastlantısal olay silsilesinin kurbanı oluyor. Fakat absürt boyuta gelmemek için direniyor.</p>
<p>Burada düğün sahnesine ayrı bir parantez açmak gerek. Çağan Irmak düğün sahnesini oldukça başarılı çekmiş. Tabi burada görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki&#8217;ye ayrı bir dikkat çekilmesi lazım. Işık kullanımı ve ses kurgusu sahnenin inandırıcılığını yeterli düzeye taşıyor. Filmlerinde genellikle dikkat çekmek istediği toplumsal konulara bu düğünde de yer veren Irmak, doğu-batı sentezini gelenekselci bir tutumla ele alıyor. Türkiye&#8217;nin yıllarca yaşadığı sorunlardan birisi aydınlar ile gelenekselciler arasındaki uçurumdur. Yakup Kadri&#8217;nin <em>Yaban</em> romanı bu uçurumu bize en iyi anlatan edebi romanlardan. Düğünümüzde geçen diyaloglar ve atışmalar da bu uçurum üzerine kurulmuş. Hatta bu diyaloglar öylesine uzuyor ki, hikayeden kopma noktasına geliyoruz ve film Ersan&#8217;ın hikayesini kenara bırakıyor. Aşk acısı çeken bir adamın hikayesi çiftetelli oynamaya çalışan düğüncülere dönüşüyor.</p>
<p>Filmin müziklerini Çağan Irmak&#8217;ın kancasına yeni takılan Çiğdem Erken üstleniyor. Yıllarca Yunan müzisyen Evanthia Reboutsika ile özdeşleşen Çağan Irmak sinematografisi yavaş yavaş yerini Çiğdem Erken&#8217;e bırakıyor gibi gözüküyor. Çiğdem Erken, Reboutsika kadar melodramatik müzikler yapmamış fakat sahneler melodram havasında olduğundan olsa gerek bu klişeden kaçamamış gibi.</p>
<p>Filmin soundtrack bölümü ise herhalde Halil Sezai&#8217;ye ait ! <em>İncir Reçeli</em> filmi ile başlayan sinema serüveninde oyunculuğundan çok yaptığı müzikler ile karşımıza çıkan Halil Sezai, Bu filmde de tabularını yıkmadan devam etmiş. Sesinin kalitesi tartışılmaz fakat oyunculuğu için aynı şeyi söylemek zor. Karakteri konusunda tutarsız bir yapıda ve mimikleri oldukça yapmacık duruyor. Filmin başında bir hayli acıtasyon yüklenen karakter birkaç saat içinde 4 yıllık ilişkisini kenara bırakıp hayatına yeni bir sayfa açabiliyor. Bu da tutarsızlığı senaryo boyutunda genişletiyor.</p>
<p>BKM ekibinden tanıdığımız Büşra Pekin de yer yer bu yapmacıklığa kurban gidiyor. Kostüm ve makyajı da karakteri destekleyemiyor. Bu da başrol olmasına engel oluyor. Karakterin öyküsü ise çok fazla anlatılmıyor ve zeminde boşluklar yaratıyor.</p>
<p>Filmin diğer oyuncu kadrosuna geldiğimizde Tarık Pabuçcuoğlu, Suzan Aksoy,  Ayşe Tunaboylu gibi isimler filmin komedi yönünü sırtlayan isimler ve performansları ile samimiyetlerini belli ediyorlar. Suzan Aksoy&#8217;un Sadri Alışık Ödülleri&#8217;nde komedi dalında aldığı ödülün de bu filmden olduğunu belirtmek gerek&#8230;</p>
<p>Düğünün &#8220;kız tarafı&#8221; ise kendisini &#8220;elit&#8221; olarak üstte gören bir ailenin fertlerinden oluşuyor. Fakat bu fertler Türk dizilerinde şirket yöneten zenginlerden pek de farklı değil. Buna ek olarak oldukça teatral ve emanet durduklarını söylemek lazım.</p>
<p>2013 yılından bu yana her sene 1 film çekmeye gayret eden Çağan Irmak, <em>Babam ve Oğlum</em>, <em>Dedemin İnsanları</em> gibi filmlerle kendi çıtasını çok yükseltmişti. <em>Kabuslar Evi</em> serisi, <em>Ulak</em> özgün yapımlar ile tarzının dışına çıkarak farklı denemelere girmişti. Nispeten bunları başardı ve sonrasında gerek televizyon dizilerinde gerek sinema filmlerinde romantik-dram-komedi harmanlamaları denemeye başladı. <em>Benim Adım Feridun</em> filmi bu harmanlamaya bir örnek olsa da Çağan Irmak&#8217;ın en&#8217;leri arasına giremiyor. Güldürüsü ve temposu sıkmayacak nitelikte olsa da film bizlere çok bir şey anlatmıyor ve belirli bir mesaj taşımıyor. Belki de Çağan Irmak artık ağlatan bir profille özdeşleşmek istemiyor. Fakat istemeden de olsa tekrara düşüyor. <em>Babam ve Oğlum</em>, <em>Dedemin İnsanları</em>, <em>Unutursam Fısılda</em>, <em>Çocuklar Sana Emanet</em> gibi Ege kasabalarına ait mekan seçimi akıllara bu coğrafyadan çıkamayan Ata Demirer&#8217;i getiriyor.</p>
<p>Filme notum 5/10</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/03/04/benim-adim-feridun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tree&#8217;nin Eğlenceli Savaşı Devam Ediyor: Happy Death Day 2U</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/28/treenin-eglenceli-savasi-devam-ediyor-happy-death-day-2u/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/28/treenin-eglenceli-savasi-devam-ediyor-happy-death-day-2u/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 07:20:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Happy Death Day 2U]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11832</guid>

					<description><![CDATA[Kendini bir an olsun ciddiye almayan, dur durak bilmeyen dinamizmiyle sürükleyiciliğini doruğa çıkaran ve anbean kahkahaya gebe duruşuyla fark yaratan bir komediye eşlik etmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız evetse, Happy Death Day 2U tam size göre bir iş! 2017 yılında ilk defa izleyicisi ile buluşan Happy Death Day, esasen hiç de özgün olmayan bir senaryoya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendini bir an olsun ciddiye almayan, dur durak bilmeyen dinamizmiyle sürükleyiciliğini doruğa çıkaran ve anbean kahkahaya gebe duruşuyla fark yaratan bir komediye eşlik etmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız evetse, Happy Death Day 2U tam size göre bir iş!</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11834" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>2017 yılında ilk defa izleyicisi ile buluşan Happy Death Day, esasen hiç de özgün olmayan bir senaryoya sahip. Bill Murray&#8217;in sürekli olarak 2 Şubat sabahına uyandığı meşhur Groundhod Day&#8217;ini hatırladınız mı? Şu samimiyetiyle birçoklarının kalbini fetheden filmi! İşte, Happy Death Day Bill Murray&#8217;in bu şahane komedisinden esinlenen, ancak korku öğelerini de hikâyesine monte eden, gerilimi oldukça bol bir filmdi. E tabi, devamlı olarak aynı güne uyanma durumu olsa olsa bir kabus olabilirdi zaten. Hal böyle olunca, karşımızdaki filmin ilgi uyandırması da kaçınılmaz bir süreç halini aldı.</p>
<p>Gelgelelim 2019. İlk filmin beklenmedik başarısından sonra yapımcılar serinin ikinci halkası için kolları sıvamış ve Happy Death Day 2U&#8217;yu huzurlarımıza getirmiştir. Malum, ilk filmde tam da günümüz üniversite geçliğinin aşina olduğu, sevimsiz ve aykırı bir karakter olan Tree&#8217;nin tekrar tekrar dirilmesine şahitlik etmiştik. İkinci filmde de tema yine aynı. Ancak bu sefer işin içine katılan bilim kurgu sosu ve iyice doz aşımına uğrayan komedi ile birlikte!</p>
<p>Happy Death Day&#8217;in yıldızı ve seriyi tek başına sürükleyen ismi hiç kuşku yok ki Jessica Rothe. Onun güzelliğiyle beraber beliren maskülen tavrı Tree&#8217;yi seyir zevki oldukça yüksek bir karakter olarak konumluyor. Ancak itiraf etmek gerekir ki Happy Death Day 2U startını verdiğinde Tree&#8217;nin dakikalarının azalacağını ve senaryonun onu ikinci plana atacağını düşünmek pekâlâ mümkün. Çünkü hikâye, ilk filmde kısıtlı süreler alan ve bir yan rol olarak beliren Ryan&#8217;ın üzerinden ilerleyecekmiş izlenimi yaratıyor. Ancak tam da bu noktada film, sıkı bir manevrayla odağını Tree&#8217;nin üzerine kaydırarak onu tekrardan aynı güne uyanmak zorunda olduğu bir kâbusun tam ortasına bırakıyor. Bu da anlatının çekiciliğini zirveye taşıyan en önemli husus olarak beliriyor.</p>
<p>Happy Death Day 2U, ilk filmde Tree&#8217;nin neden aynı gün içine hapsolduğu konusunu yeterli miktarda açıklayamadığını düşünmüş olacak ki, bu sefer işin içine bilimi de katarak portfoyunu genişletme yolunu seçiyor. Ancak bu noktada sunduğu donelerin yetersiz kalması ve anlatının git gide bir bilim kurgu parodisine dönüşmesi senaryonun en büyük zaafı. Tabii burada da kendini izah etme zorunluluğuyla yaptığı ataklar, özellikle hikâyenin giriş bölümünde oldukça dağınık ilerlemesine sebebiyet veriyor. Ancak gözünüz korkmasın. Çünkü bu dur durak bilmeyen bu komedinin belki de tek negatif yanı bu!</p>
<p>Happy Death Day 2U&#8217;yu, ilk filmden ayıran yegâne husus komediye daha fazla ağırlık veriyor oluşu. Evet, Tree ile ilk tanışmamız gerilimi bol bir hikâyeyle olmuştu. Keza birçok korku filmine yaptığı şık göndermeler de cabası idi! Ancak film, serinin ikinci halkasında gerilim dozajına tamamıyla sırt çevirmiş ve oyalayıcı komedisine sarılmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, bu kötü bir tercih mi? Asla! Nitekim Jessica Rothe&#8217;un ekran albenisi o kadar yüksek ki, onu dinamik bir macerada oradan oraya koşuştururken izlemek, eşi benzeri olmayan bir eğlenceyi de beraberinde getiriyor. Kızgın, içinde bulunduğu durumdan şikâyetçi ve devamlı olarak yeni bir çözüm yolu bulmak zorunda olan hırçın bir kadından bahsediyoruz! Sizce yapabileceklerinin sınırı var mı?</p>
<p>Filme genel bir yaklaşımda bulunduğumuzda, tekrara düşmesi mümkün bir senaryonun bizi beklediği aşikâr. Keza iki filmdir aynı temadan beslenen bir hikâye var ortada. Ancak Happy Death Day 2U, dinamik kurgusu ve kulakların pasını silen eğlenceli müzikleriyle, tekrara düşen anları bile o kadar eğlenceli şekilde sunuyor ki, hikâyenin büyüsüne kapılıp, öylece tebessüm etmek de kaçınılmaz bir süreç halini alıyor. Sonuç olarak karşımızdaki film, izleyicisini uzun uzadıya derin düşüncelere sevk etmek adına değil, oyalamak ve sinemaya gelenlere keyifli dakikalar geçirtmek adına yola çıkmış bir iş. Tam da bu noktada filmin amacına fazlasıyla hizmet ettiğini ve misyonunu ziyadesiyle yerine getirdiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Happy Death Day 2U, bir kez daha Tree&#8217;nin dur durak bilmeyen macerasının ortasına bizleri ışınlarken, bu sefer gerilimi ikinci plana itiyor ve komedi dozajını arttırarak oldukça dinamik bir mizahı huzurlarımıza getiriyor. Finale doğru hikâyesi tökezleyen, buna rağmen Jessica Rothen&#8217;un ayakları yere sağlam basan performansıyla izleyicisine su gibi geçen bir 100 dakika armağan eden film, basit ve ciddiyetten uzak anlatısıyla sıkı bir vizyon alternatifi; hepsi bu o kadar!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/28/treenin-eglenceli-savasi-devam-ediyor-happy-death-day-2u/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kara Panter, Afro-Amerikalılara adeta bir hediye sunuyor</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/11/kara-panter-afro-amerikalilara-adeta-bir-hediye-sunuyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/11/kara-panter-afro-amerikalilara-adeta-bir-hediye-sunuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2019 15:53:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[black panther]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Erdinç Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kara Panter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11761</guid>

					<description><![CDATA[Marvel Sinematik Evreni’nin bir halkası olan Kara Panter, Hollywood ve emparyalist zihniyete kafa tutarken aynı zamanda bir distopya yaratıyor&#8230; 2018 yılı Oscar töreninde sürpriz adaylıklara yer verdi. Kara Panter ise 7 dalda adaylık elde ederek bu sürprizler kervanına katılarak adından söz ettirmeyi başararak tartışmalara konuk oldu. Bir süper kahraman filminin bu denli adaylık elde etmesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Marvel Sinematik Evreni’nin bir halkası olan Kara Panter, Hollywood ve emparyalist zihniyete kafa tutarken aynı zamanda bir distopya yaratıyor&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11762" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-768x1024.jpg" alt="" width="696" height="928" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-768x1024.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-225x300.jpg 225w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-696x928.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-1068x1424.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-315x420.jpg 315w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>2018 yılı Oscar töreninde sürpriz adaylıklara yer verdi. Kara Panter ise 7 dalda adaylık elde ederek bu sürprizler kervanına katılarak adından söz ettirmeyi başararak tartışmalara konuk oldu. Bir süper kahraman filminin bu denli adaylık elde etmesi Akademi Ödülleri’nde görülmüş bir durum değil. Fakat bu yorum ezbere konuşmaktan öte değil. Zira Kara Panter filmi alışıldık süper kahraman filmlerinin aksine alt metinleri ile desteklenen bir eleştiri-özeleştiri filmi.</p>
<p>Son Durak ve Creed filmlerinden tanıdığımız anti-faşist tutumlu Ryan Coogler bu kez daha politik bir film çıkarmış karşımıza. Hollywood Amerika’da yaşayan Afro-Amerikan ırka karşı yaklaşımlarını her iki pencereden de izleyebileceğimiz çok fazla örnekler ortaya çıkardı. Şüphesiz ki D.W. Griffith’in Bir Ulusun Doğuşu bu konuda en sert ve çarpıcı filmdir. Karşı pencereden baktığımızda ise Brian Helgeland’ın 42 filmi sadece bir örnek. Yılların beyaz boksörü Rocky serisini Amerikan alt-kültürüne temsil eden Ryan Coggler, yıllardır alıştığımız beyaz süper kahramanların arasına bir başka alt-kültür karakteri sokuyor.</p>
<p>Maalesef Amerikan sineması ve Amerika halkı İç Savaş döneminden bu yana ırkçılık temalı birçok vakaya ev sahipliği yaptı. Irkçı tutumların ve bölünmenin tekrardan baş gösterdiği bu dönemde ortaya çıkan Kara Panter, Afro-Amerikalılara adeta bir hediye sunuyor.</p>
<p>Filmimiz Wakanda adı verilen, Afrika’nın sözde en fakir ülkelerinden birinde geçiyor. Biz Wakanda’yı yine Marvel Sinematik Evreni’nin bir diğer halkası Avengers:Age Of Ultron ve Captain America: Civil War filminde görnüştük. Age of Ultron’da buz dağının görünen fakir (!) kısmı ile karşımıza çıkan ülke Civil War’da gelişmiş bir ülke şeklinde tasvir edilmişti. Kara Panter filmi ise Wakanda’nın görünmeyen kısmını sunuyor. Wakanda, yıllar önce vibranyum adı verilen dünyanın en değerli elementine sahip olmuş, bu element sayesinde küresel güç elde edebilecek teknolojiye sahip olmuştur. Fakat monarşik liderler hiçbir zaman ülke kaynaklarını dış dünyaya yansıtmamış, bu durumun gizliliğini temel ilke benimsemiştir.</p>
<p>Tahtın sahibi Kral T’Chaka’nın Civil War filminde ölümü ile tahta geçen kral T’Challa, babasının dış politikasını devam ettirerek ülke refahını yüksekte tutmayı başarıyor. Fakat T’Chaka’nın yıllar önce yarım kalan davası sonucu tahtın başka bir varisi çıkıyor ve yönetimi ele almak istiyor. Her ne kadar modern ve gelişmiş bir ülke bile olsa yönetim geleneksel kabile reisliği seçimleri gibi “meydan okuma” ritüelleri ile yapılıyor. Tahtın diğer varisi Erik Killmonger ise yıllar önce babasının, mevcut kral T’Chaka tarafından öldürülmesi sonucu, Amerika’nın faşist toplumunda ötekileşen birey olarak yetişip, kinleniyor. Baskıların isyancı doğurmasının en büyük örneği olan Erik akabinde Wakanda’nın gücü ile dünyadaki siyahi bireyler ile intikam direnişi gerçekleştirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Film bu noktada Wakanda’nın taht savaşını konu alıyor gibi gözükse de dünya üzerinde hala daha süre gelen modern yapı ile geleneksel yapının çatışmasına pencere açıyor. Aslında bu taht savaşı mevcut yapıyı koruyarak kendi benliğini kaybetmek istemeyen kesim ile modernite ile gelenekleri metalaştıran, siyahi düşmanlarına ateşle karşılık vermek isteyen kesimin hikayesini ele alıyor. Klişe bir politik mesele gibi dursa da Kara Panter filmi alt metinler yardımıyla bu çatışmanın tarihi boyutlarına göndergelerde bulunuyor.</p>
<p>Kara Panter karakteri Marvel Comics’in 1966 yılında yarattığı bir karakter. Karakterin ortaya çıkarıldığı yıl Amerika Birleşik Devletleri toplumsal bölünmelere yol açan bir dönemden geçmekteydi. Karakterin yaratıldığı tarihten birkaç ay sonra Amerika’da siyahilerin hakkını savunan Kara Panter Siyasi Partisi kuruldu. Çizgi roman yazarı Stan Lee, karakterin kurulan siyasi parti ile alakası olmadığını belirtse de toplumda bir algı yaratmış olduğu gerçeği yadsınamaz. Hatta bu durum sonucunda karakterin ilerleyen sayılardaki ismi Kara Leopar olarak değiştirilse bile rağbet görmeyerek tekrar Kara Panter adını almıştır.</p>
<p>Benzerliklerin bir diğer boyutu, Kara Panter’in tıpkı aynı isimli siyasal parti gibi siyahilerin haklarını savunması ve emperyalist-faşist zihniyete karşı mücadele etmesidir. Kolonicilere ve sömürge zihniyetine karşı mücadele eden ortak tutumları gerek partinin siyasal hareketlerinde gerekse karakterin çizgi roman sayfalarında daima karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Wakanda ülkesi, bir ülke tanımlamasından öteye giderek ütopya şeklini alıyor. Afrika’nın El Dorado’su olarak adlandırılan ütopyada günümüz moderni bile ilkel boyuttan ötesi değil zira oldukça futuristik bir hayal gücü ortada. Fakat bu modernlik geleneksel kalıplarını ve ananelerini bıraktırmayarak sadece refah düzeyini arttırmaya yönelik pozitif bir anlayış. Toplum içerisinde büyük oranda kadın-erkek eşitliği göze çarpıyor. Hatta kralın muhafızları bile kadınlardan oluşmakta. Bu durum feminist bir durum gibi gözükse de kendi içerisinde çelişkiler barındırmakta. Bourdieu’ya göre erilliğe direnip erkeklerin tekelindeki alanlara giren cesur kadınlar bir yandan da kadınsılıklarından taviz vererek daha eril görüntü ile kendilerini daha meşru hissederler ve bu eril tahakkümü yeniden üretirler. Wakanda Kral Muhafızları ise kadınsı görünümlerinden taviz veren erkek gibi (!) kadınlardan oluşmaktadır.</p>
<p>Böylesine derin mevzularda ses veren Kara Panter’in 7 dalda Oscar adaylığı olmasına şaşırmamak gerek. Bunlar bir yana dursun filmin çekim standartları da bir hayli yüksek kalitede. Tanımlanan Wakanda görsel açıdan da oldukça görkemli. Sanat yönetimi ve kostüm tasarımı, modern-geleneksel harmanlamasını oldukça başarılı bi şekilde tasarlayarak futuristik bir Afrika modeli yaratmış. Bu modelin en büyük destekçisi ise filmin müzikleri ile karşımıza çıkıyor. Afrika kültürünü notalara dökerek oldukça özgün bir iş çıkarmış.</p>
<p>Oyunculara baktığımızda Ryan Coogler’in vazgeçilmezi Michael B. Jordan’ı görüyoruz. Kötü karakteri oldukça inandırıcı oynamış. Jordan kadar başarılı olan diğer isim ise başrolümüz Chadwick Boseman. Bu iki isim başta olmak üzere Lupita Nyong’o, Danai Gurira, Daniel Kaluuya, Forest Whitaker gibi siyahiler oldukça başarılı. Ayrı bir parantez açılması gereken isimler ise Martin Freeman-Andy Serkis ikilisi. Sinema tarihinin en tatlı düşmanlarından Bilbo-Gollum ikilisi yine karşımıza çıkıyor ve yine rakip olarak&#8230;</p>
<p>Aksiyon sahneleri ise filmin heyecanını stabil tutup düşmemesine neden oluyor. Kamera hareketleri ve dövüş kareografileri bir yana, kamera açıları ihtişamlı kareleri ortaya döküyor. Güney Kore kovalamacası ise izlerken adeta zamanda ileriye götüren bir atmosfer hakim. İleri teknolojinin arasında muazzam bir takip mücadelesi söz konusu&#8230;</p>
<p>Yarattığı tartışmalara rağmen Kara Panter Oscar’ın en güçlü adaylarından. Alırsa şaşırmamak gerekir. Marvel Sinematik Evreni’nin en özgün karakteri olarak karşımıza çıkarılan solo film takdir edilesi.</p>
<p>Film dünya çapında 1.3 milyar$, ülkemizde ise 10.6 milyon₺ gelir elde ederek başarılı bir hasılat elde etmiş.</p>
<p>Filme notum: 8/10</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/11/kara-panter-afro-amerikalilara-adeta-bir-hediye-sunuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oscar’a oynayan Ku Klux Klan protestosu&#8230; KARANLIKLA KARŞI KARŞIYA</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/07/oscara-oynayan-ku-klux-klan-protestosu-karanlikla-karsi-karsiya/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/07/oscara-oynayan-ku-klux-klan-protestosu-karanlikla-karsi-karsiya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Feb 2019 09:22:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[BlacKkKlansman]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Erdinç Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[KARANLIKLA KARŞI KARŞIYA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11751</guid>

					<description><![CDATA[Spike Lee’nin Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ile döndüğü Karanlıkla Karşı Karşıya filmi, kara mizah ile yoğunlaştırılmış, politik bir hikayeye dayanıyor. Filmin ana karakteri Ron Stallworth’un otobiyografik kitabından uyarlanarak ortaya çıkan film, Ron Stallworth’un biyografik öyküsünden politik bir kesiti bizlere sunuyor. Filmin dikişleri inandırıcılığı zorlar bir halde ilerlemesine rağmen film gerçekçi planlarıyla bu durumun altından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Spike Lee’nin Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ile döndüğü Karanlıkla Karşı Karşıya filmi, kara mizah ile yoğunlaştırılmış, politik bir hikayeye dayanıyor. Filmin ana karakteri Ron Stallworth’un otobiyografik kitabından uyarlanarak ortaya çıkan film, Ron Stallworth’un biyografik öyküsünden politik bir kesiti bizlere sunuyor. Filmin dikişleri inandırıcılığı zorlar bir halde ilerlemesine rağmen film gerçekçi planlarıyla bu durumun altından kalkıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-11753" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2.jpg 1275w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Ron Stallworth, Colorado Polis Departmanı’nın ilk siyahi polisidir. Polis departmanına girişini özet bir şekilde ele alınmış olması biraz garip kalmış. 70’li yılların Amerika’sında geçen film dönemin toplumsal yapısına ışık tutuyor ve oldukça açıklayıcı referanslara sahip. Dönemin Amerika’sının Vietnam ile savaş halinde olması ve bir yandan siyahi insanlar ile beyaz insanlar arasındaki gerginlikler toplumda büyük kırılmalara yol açmış, kaotik bir ortam yaratmış. Bu ortamda Ku Klux Klan, Afro-Amerikalılar başta olmak üzere birçok azınlık topluluklara karşı egemenlik kurma düşüncesinde. Ron Stallworth ise bu klana sızarak halkı için mücadele etme gayesindedir.</p>
<p>Ku Klux Klan’ın kuruluşu 19. Yüzyıla kadar uzanıyor ve bu örgüt Amerikan İç Savaşı sonrası siyahi insanlarla beyaz insanların eşit haklara sahip olmasına tepki maksadıyla eylem sergiliyor. Sinemada bu tarz ırkçı yaklaşımları çok fazla gördük elbette. Adolf Hitler, Lenin, Mussolini gibi liderlerin faşist tutumları güncel sinemada bile defalarca karşımıza çıkmakta. Fakat Ku Klux Klan’ın tasviri neredeyse sinemanın tarihi kadar eskiye dayanıyor. David Llewelyn Griffith’in 1915 imzalı Bir Ulusun Doğuşu filmi, örgütün sinyallerini veren bir filmdi. Zira filmde bu film sonrasında Jesse Washington adlı siyahinin linç ve sonrasında katliamına referans verilmiş. Hatta bu referensa yüzleşme ya da intikam desek yanlış olmaz.</p>
<p>Politik göndergeleri oldukça bol olan film belli noktalarda seyirciye oynuyormuş izlenimi yaratmıyor değil tabi. Özellikle Donald Trump’ın objektif görünen konuşması, siyahlar ve beyazlar arasında yaşanan 2017 olayları Oscar’a oynanmış gibi. Fakat bunlar bir kenara dursun Spike Lee’nin oldukça cesur söylemlere yer verdiğini de belirtmek zorundayız. Ron Stallworth’un karakter dönüşümü de oldukça tutarlı. Karakteri canlandıran J.D. Washington yeterli düzeydeydi fakat üst düzey olduğunu söyleyemeyiz. Ona nazaran beyaz-yahudi (!) Adam Driver yardımcı rol sahibi olsa bile daha ön plana çıkmayı başarıyor. Filmin kapak fotoğrafında bu ikiliyi görmemiz ise Kerem Akça’nın tabiri ile filmi “body movie” havasına sokuyor. Daha öncesinde Cehennem Silahı, Siyah Giyen Adamlar gibi polisiye filmlerde karşımıza çıkan siyah-beyaz ilişkisi bu sefer biyografi ile karşımızda fakat karakterlerin uyumları bu klişeyi yıkamıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Spike Lee filmini düşünceye açık bir zemine oturtarak seyirciye yorumlama payını yüksek oranda bırakmış. Filmde Kara Panterler, Ku Klux Klan ve ara bulucu rolündeki polis departmanı kendilerini eşit pencerelerden gösteriyor. Bu noktada Kara Panterler’in de altını çizmekte fayda var. Zira bu birliğin adını bu sene Oscar’ın adaylarından, Marvel Comics’in süper kahramanlarından birinde görmekteyiz. Kara Panter süper kahramanının 1966’da yaratılmış olması ile Kara Panter Partisi’nin 1966’da kurulması ilginç bir tesadüf !</p>
<p>Spike Lee’nin her ayrıntıyı ince eleyip sık dokuduğu aşikar. Sanat yönetimi ile dönemin atmosferinin yaratılışı inandırıcılığı arttırıyor. Görüntü yönetmenliği ise bu konuda tutarlı ve uyumlu bir şekilde.</p>
<p>Lee, ele aldığı bu konuda politik tavır ile korkusuz bir iş çıkarmış. Amerika’da her ne kadar siyahi bir başkan dönemi yaşanmış dahi olsa toplumda ötekileştirmelerin hala devam ettiği aşikar ! Milliyetçilik duygusunun aşırısı ile doğan faşizm, insanlık tarihinden bu yana kan akıtan bir durum olmuştur. Küreselleşen ve insan haklarının gün yüzüne çıkmasıyla azalacağı ümit edilen bu durum milenyum adı verilen bilgi çağında bile ilkel kavgalara yol açabiliyor. Yönetmenin ise bu konuda tavrı bir başka alkış konusu&#8230;</p>
<p>Film ülkemizde yalnızca 18 bin kişi tarafından izlenerek 230 bin TL civarı hasılat elde etmiş. Şayet bu tarz filmler farkındalık yaratabilir. Dolayısıyla izlenip izlettirilmeli&#8230;</p>
<p>Filme notum 8/10</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/07/oscara-oynayan-ku-klux-klan-protestosu-karanlikla-karsi-karsiya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeterince beyaz değilsem, yeterince siyah değilsem. Peki, ben kimim? Green Book…</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/06/yeterince-beyaz-degilsem-yeterince-siyah-degilsem-peki-ben-kimim-green-book/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/06/yeterince-beyaz-degilsem-yeterince-siyah-degilsem-peki-ben-kimim-green-book/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Ozen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2019 09:57:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[fatma özen]]></category>
		<category><![CDATA[Green Book]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11743</guid>

					<description><![CDATA[Oscar’ın habercisi olarak da bilinen Altın Küre Ödül Töreni’nde Sinema Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllerine layık görülen film, komedi tadında 2018’in en iyi filmleri arasında gösterilerek hafızlarda yer edinmeyi başardı. Yönetmenliğini Peter Farrelly’nin yaptığı ve gerçek bir hikâyeden beyaz perdeye taşınan film, dönemsel özellikler gösterirken yönetmenin şimdiye kadar çektiği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oscar’ın habercisi olarak da bilinen Altın Küre Ödül Töreni’nde Sinema Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllerine layık görülen film, komedi tadında 2018’in en iyi filmleri arasında gösterilerek hafızlarda yer edinmeyi başardı.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11744" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-696x391.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-1068x600.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-1920x1080.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Yönetmenliğini Peter Farrelly’nin yaptığı ve gerçek bir hikâyeden beyaz perdeye taşınan film, dönemsel özellikler gösterirken yönetmenin şimdiye kadar çektiği filmlerden farklı bir dokuya sahip. Komedi tadında olsa da biraz hüzünlü biraz dönemin etkilerini düşündürücü bir yanı var demek de yanlış olmaz.</p>
<p>Film, 1962 yılında New York’ta geçiyor. Evli iki çocuk babası Tony Lip (Viggo Mortensen) İtalyan-Amerikalı, restoranda çalışarak hayatını geçindirmeye çalışan basit bir adam. Don Shirley (Mahershala Ali) ise aksine zeki, iyi eğitimli Afro-Amerikalı bir piyanist. Fakat ona göre tek kusuru ten rengi.</p>
<p>Film, ilk sahnelerinden itibaren rengini göstermeye başlıyor. Özellikle Tony evine gelen iki siyahi isçinin kullandığı bardakları çöpe atarak bu insanlara karşı ne düşündüğünü belli etmekte gecikmiyor.</p>
<p>Çalıştığı restoranın kavga sırasında hasar göstermesinden sonra geçici bir iş arayan Tony, Don Shirley’in iş teklifi etmesiyle konuşmak için ofisine gider. Carnegie Hall konser salonunun yukarısındaki apartman dairesinde yalnız yaşayan Don Shirley, piyano konserleri için turnede arabayı kullanmak üzere bir şoför aramaktadır. Tony’in siyahi biriyle karşılaştığında verdiği izlenim bu işi kabul etmeyeceğini işaret etse de sonrasında sırf ailesini düşündüğü için kabul etmeye karar verir. Güney’e doğru yolan alan ikili, gittikleri her eyalette farklı ırkçılık sorunlarıyla karşılaşır. Don Shiley yola çıkmadan önce Tony’e kalacakları yerlerin listesinin bulunduğu bir rehber verir. Aslında filmin adı da “<strong>The Negro Motorist Green Book”</strong> isimli bu seyahat rehberinden geliyor. Bu rehber, Güney’de siyah insanların gidebilecekleri yerleri gösteriyor. O dönemlerde beyaz ırkın yoğunlukta olduğu Güney eyaletlerinde siyahlara gösterdikleri ayrımcılık filmin büyük bir kısmını oluşturmuş olsa da bu iki birbirinden farklı insanın oluşturduğu dostluk filmin atmosferini büyük ölçüde değiştiriyor.</p>
<p>Filmde Don Shirley’in, sırf siyah olduğu için turne sırasında girdiği bir barda dövülmesi, terziye takım elbise almak için girdiklerinde satıcı tarafından denemesinin ona yasak olduğu söylenmesi, gittiği bir konser sırasında tuvaleti kullanmak istediğinde görevli tarafından dışarıdaki siyahların kullandığı tuvaletin işaret edilmesi gibi izleyenleri oldukça etkileyecek birçok sahneyi görmek mümkün. Özellikle Birmingham’daki konsere giderken polis tarafında durdurularak sebepsiz yere tutuklandıkları sahnede, Don Shirley’in sözleri hafızalarda yer edinecek kadar anlam dolu. Tony ile konuşması sırasında, “Şiddetle asla bir yerlere gelemezsin. Sadece asaletini koruduğun zaman kazanırsın. Asalet her zaman üstün gelir” diyerek soğukkanlılığını sonuna kadar koruyor.  Ve filmde bunun gibi çok sayıda sahne var. Hatta Tony’in cahilliğinden dolayı Don Shirley’e karşı içinde bulunduğu önyargı da onun ne kadar profesyonel bir şekilde piyano çaldığını görmesiyle saygıya ve zamanla dostluğa dönüşüyor. Siyahi olmasına rağmen Don Shirley kendi insanlarından sıyrılmayı başarmış gözüküyor aslında. Aldığı eğitim, klasik müziğe olan sevgisi ve konuşma tarzıyla tam bir beyefendi. Eşcinsel olması ve siyahi olması toplum tarafından ona biçilmiş en büyük ceza olduğunu bilecek kadar da içindeki hissettiği aşağılık duygusundan sıyrılamamış. Ona göre bu dünyada ne kadar başarılı olursa olsun kuralları her zaman beyazlar koyuyor. Ki bu düşünce yüzlerce yıl siyahların içinde bulundukları durumu nasıl kabul ettiklerinin de göstergesi maalesef. Amerika gibi ırkçılığın yoğun ve şiddetli yaşandığı ülkelerde ten rengi ne olursa olsun bir sanatçıya verilen değerin sadece bu şekilde biçilmesi ise filmin düşündürmesi açısından oldukça yeterli.</p>
<p>Filmin son sahnesinde, Noel için New York’a dönmeye çalışan bu ikilinin gittikleri son yerde yaşadıkları ise bardağı taşıran son damla olur. Yemek yemek için salona inen Don Shirley’in siyah olduğu için o salonda yemek yemesine izin verilmez. Tony ise bu durum karşında Shirley’e konseri iptal etmesini ve kendini daha fazla bu insanlara karşı ezik hissetmemesini söyler. Yolculuk boyunca dost olan bu ikili soluğu siyahların takıldığı bir barda alır. Shirley, kendi insanları içinde önce biraz garip hissetse de onların bir parçası olduğu gerçeğini kabullenmiştir ister istemez. O günün sonunda New York’a varan Tony ve Shirley Noel’i birlikte kutlayarak dostluklarını tüm önyargıların dışında bırakırlar.</p>
<p>Bugünlerde dünya sinemasında bu konunun çok fazla işlendiğini görmek, aslında ırkçılığın hala hissedilir derecede büyüklüğünü de gözler önüne seriyor. Ancak film bu konuda içinde bulunduğumuz önyargıya öyle güzel cevaplar veriyor ki filmin başarısının sırrı burada gizli olmalı.</p>
<p>“Dahi olmak yeterli değil. İnsanların kalbini değiştirmek zaman alır.”</p>
<p>Beş dalda Oscar’a aday gösterilen <em>Green Book</em> filmi, konusu ve muhteşem oyunculuklarıyla izleyenler üzerinde büyük etki bırakacağı kesin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Filmin Künyesi</p>
<p>Filmin Adı: Yeşil Rehber (Green Book)</p>
<p>Yönetmen: Peter Farrelly</p>
<p>Oyuncular:  <a href="https://www.filmmodu.com/mahershala-ali-filmleri">Mahershala Ali </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/viggo-mortensen-filmleri">Viggo Mortensen</a>, <a href="https://www.filmmodu.com/paul-sloan-filmleri">Paul Sloan </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/david-kallaway-filmleri">David Kallaway </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/joe-cortese-filmleri">Joe Cortese </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/brian-stepanek-filmleri">Brian Stepanek </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/tom-virtue-filmleri">Tom Virtue </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/sebastian-maniscalco-filmleri">Sebastian Maniscalco </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/don-stark-filmleri">Don Stark </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/linda-cardellini-filmleri">Linda Cardellini </a></p>
<p>Yapım: 2018, Amerika, 130 dakika</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/06/yeterince-beyaz-degilsem-yeterince-siyah-degilsem-peki-ben-kimim-green-book/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
