<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beyaz Tanrı &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/beyaz-tanri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 22 May 2018 15:24:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Beyazperdede Hayvanların İntikamı&#8230; Beyaz Tanrı &#8211; White God</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/01/22/beyazperdede-hayvanlarin-intikami-beyaz-tanri-white-god/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/01/22/beyazperdede-hayvanlarin-intikami-beyaz-tanri-white-god/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2015 16:01:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ögetürk]]></category>
		<category><![CDATA[White God]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7280</guid>

					<description><![CDATA[Cannes’da Un Certain Regard En İyi Film ödülünü kazanan, ülkemizde ilk kez Filmekimi’nde gösterilen Macar yönetmen Kornel Mundruczo’nun son filmi Beyaz Tanrı &#8211; White God bu ay ülkemizde vizyona giriyor. Hiç kuşku yok ki, köpeklerin insanlardan aldığı intikamı; masalsı bir anlatıyla beyazperde aktarması seyirci üzerindeki etkiyi arttırıyor. Özellikle Macaristan sineması adına takdiri hak eden yapım, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cannes’da Un Certain Regard En İyi Film ödülünü kazanan, ülkemizde ilk kez Filmekimi’nde gösterilen Macar yönetmen Kornel Mundruczo’nun son filmi Beyaz Tanrı &#8211; White God bu ay ülkemizde vizyona giriyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/frogs_1972_1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7282" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/frogs_1972_1-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/frogs_1972_1-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/frogs_1972_1-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/frogs_1972_1-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/frogs_1972_1-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/frogs_1972_1-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/frogs_1972_1-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/frogs_1972_1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Hiç kuşku yok ki, köpeklerin insanlardan aldığı intikamı; masalsı bir anlatıyla beyazperde aktarması seyirci üzerindeki etkiyi arttırıyor. Özellikle Macaristan sineması adına takdiri hak eden yapım, özgün bir senaryoya sahip olsa da kullandığı formülle birçok filmin izinden gidiyor. En yalın haliyle 1943 yapımı Yuvaya Dönüş’ü bizlere hatırlatan film, formül olarak ise Maymunlar Cehennemi’nde yapılan denemeyi, köpekler üzerinden tekrarlıyor.</p>
<p>Sinema tarihi boyunca hayvanların, insanlardan intikam aldığı birçok filme rastlamak mümkün. Düşük bütçeli korku filmlerinde birçok kez denen formül, Hitchcock gibi sinemaya yön veren yönetmenler tarafından da kullanılmıştır.</p>
<p>Özetle, sıra dışı bir deneyim ve birden çok okuma yapma imkanı tanıyan Beyaz Tanrı vizyona girmeden benzer konuları işleyen filmleri hatırlayalım, hatırlatalım istedim.</p>
<p><strong>Rise of The Planet of The Apes &#8211; Maymunlar Cehennemi: Ba</strong><strong>ş</strong><strong>lang</strong><strong>ıç</strong> <strong>&#8211; 2011</strong></p>
<p>Fransız yazar Pierre Boulle’nin 1963’te kaleme aldığı “La planète des singes” isimli eserinden esinlenerek beyazperdeye aktarılan ilk Maymunlar Cehennemi filmi Planet of The Apes, maymunların, insan ırkından daha güçlü ve daha zeki olduğu bir “gezegen”de yaşananları konu alıyordu. Post apokaliptik bir Dünya tablosu çizen eser; kölelikten, ırkçılığa birçok konuda okuma imkanı verirken, devam filmleriyle de evrim teorisine farklı bir bakış açısı sunmaya devam etmişti. Bu filmlerden, dosyamıza konu olanı ise 2011 yılında hikayenin öncesini anlatma amacıyla yola çıkan: Maymunlar Cehennemi: Başlangıç.</p>
<p>White God’ın yönetmeni Kornel Mundruczo’nun evrimin, devrime dönüştüğü Maymunlar Cehennemi: Başlangıç’tan etkilenmediğini düşünmek oldukça iyimser bir düşünce biçimi olur. Maymunların devrimine liderlik eden Caeser karakteriyle, Köpeklerin devrimine liderlik eden Hagen’in yaşadıkları neredeyse birebir benzerlik taşıyor. İki hayvanın da öncülük ettiği devriminse tutsak oldukları barınaklarda başlaması tabii ki rastlantı değil.</p>
<p>Caesar’ın; liderlik ettiği devrimin, oldukça gerçekçi bir zemin üzerine yerleştirip, yeni serinin temellerini sağlam bir şekilde inşa eden Rupert Wyatt, aynı zamanda insan-maymun benzerliğine yön verecek olan iyi-kötü ayrımının da ilk sinyallerini vererek, serinin devam filmleri için çizeceği yol haritasının da sinyallerini verdi. Bu şekilde düşünecek olursak Maymunlar Cehennemi: Başlangıç ne kadar gerçekçi bir anlatıya sahipse Beyaz Tanrı aynı oranda masalsı bir anlatıya sahip diyebiliriz.</p>
<p><strong>Animal Farm &#8211; Hayvan </strong><strong>Ç</strong><strong>iftli</strong><strong>ğ</strong><strong>i &#8211; 1999</strong></p>
<p>George Orwell’ın totaliter rejimlere karşı muazzam bir sistem eleştirisi getirdiği romanı Hayvan Çiftliği beyazperdeye iki kez uyarlandı. Her ne kadar 1954 yapımı olan animasyon, 1999 yapımı olan ise bir Televizyon filmi olsa da dosyamıza konu olan filmimiz televizyon uyarlaması olan 1999 ABD yapımı olan: Hayvan Çiftliği. Öncelikle, 1945’te yazılan bu eserin, yarattığı eşsiz atmosferin beyazperdeye bu zamana kadar layıkıyla aktarıldığını söylemek ne yazık ki mümkün değil. Lakin, hayvanların, insanlardan aldığı intikamı konu aldığımız bir dosyada Hayvan Çiftliğini atlamak haksızlık olur. İnsanların yönetiminde olan bir çiftliği ele geçiren domuzların, kurmak istedikleri sistem zaman içerisinde bozulur. Karşı geldikleri sistemin içine düşerek, her geçen gün kapitalizme yenik düşen domuzların, ironik biçimde insanları temsil ettiğini söyleyebiliriz. Bir anlamda önce insanlık tarihinin kısa bir özetini sunan film, devamında ise kitaptan ilham almaya devam ederek kurulan sistemin köklerine iniyor. Kısacası bir yerde güç varsa kötülük de vardır diyen film, “domuzun domuza kötü davranmaması” felsefisinden yola çıkan hayvanların düştüğü acınası durumu gözler önüne seriyor. Şunu da söylemeden geçmeyelim; özellikle filmin bir bölümünde anlatılan küçük bir detay günümüz Türkiye’si için oldukça ironik. Zira; iktidarı elinde bulunduran domuzlar, yoksulluğa rağmen diğer hayvanlara devasa bir değirmen inşa ettirmenin derdindeler. Onların faydasına olduklarını savundukları bu bina aslında domuzların kendileri için yaptırdığı bir “Saray”.</p>
<p><strong>Jurassic Park &#8211; 1993</strong></p>
<p>Michael Crichton’un romanından dahi yönetmen Steven Spielberg tarafından beyazperdeye aktarılan film, her ne kadar “hayvanların intikamı” konseptinin dışında gibi gözükse de insalık öncesi yaşayan dinazorların, insanlar tarafından yeniden yaratılarak Dünya’ya geri döndürülmesi ve işlerin planlandığı gibi gitmememesiyle gerçekleşen olaylarla dosyamıza konu oluyor. İnsanoğlu’nun hayvanlardan faydalanma serüveni ilk insana kadar dayansa da özellikle dinlerin bu konuda tanıdığı özgürlük nesilden nesile hayvanlara karşı uygulanan politikaların artmasına sebep oluyor. Türlü türlü deneyler için kullanılan hayvanların doğasıyla birçok şekilde oynanırken Jurassic Park bu anlayışa oldukça farklı bir bakış açısı getirerek; Dinazorları eğlence amacıyla yeniden Dünya’ya getiriyor. Steven Spielberg’in seyirciyi mutlu etme çabası sebebiyle kitaptaki birçok detayı atladığı film, bu ve benzer nedenlerle herhangi bir sistem eleştirisi getirmekten çok uzak olsa da insanlar eğlensin diye kurulan sirkler ve hayvanat bahçelerinin politikalarını yalın bir dille eleştirmeyi başarıyor. Konu, daha güçsüz hayvanlar değil, dinazorlar olunca ise intikam süreci çok daha hızlı oluyor.</p>
<p><strong>The Birds &#8211; Ku</strong><strong>ş</strong><strong>lar -1963</strong></p>
<p>Gerilimin efendisi Alfred Hitchcock’un gazetelerden topladığı “kuş saldırıları” haberlerini Daphne Du Maurier’in aynı adlı kısa öyküsüyle harmanlayarak beyazperdeye aktardığı Kuşlar, hayvanların yer aldığı en iyi gerilim filmlerinden biridir. Hithcock filmlerinin olmazsa olmazı “macguffin” tekniğinin en sık kullanıldığı bu yapım için yapılacak en başarılı okumayı da yine yönetmenin kendisi yapmıştır.* “Kuşlar da, herkesin doğayı nasılsa var olan bir şey olarak saydığı bir tür genel tema bulunur. Kuşlar günün birinde onlara saldırana dek kimse kuşların kıymetini bilmemiştir; vurulmuş, yenmiş, kafeslere kapatılmış, insanların elinden gelen her türlü eziyeti çekmişlerdir. Artık saldırma zamanı onlardadır ve doğa asla şakaya gelmez.. Kim bilir, belki bundan bin yıl sonra Dünya’nın idaresi hayvanlara geçer.”</p>
<p>*Kaynak: IMDB, Ekşisözlük</p>
<p><strong>Frogs &#8211; Kurba</strong><strong>ğ</strong><strong>alar &#8211; 1972</strong></p>
<p>Korku filmlerine konu olan ve insanlara korku salan birçok hayvanın aksine, herhangi bir ürkütücü yanı bulunmayan kurbağaların intikamını konu alan filmi, dosyada yer alan diğer filmlerden ayıran en önemli özelliği ise daha düşük bütçeli ve herhangi bir okuma yapmaya imkan vermeden korkutma odaklı çekilmiş olması. Yine de yakın zamanda beyazperdede veya televizyonlarda görmeye alışık olduğumuz pirana filmlerinden daha değerli bulduğum için dosyada bonus olarak yer vermeyi tercih ediyorum. Kurbağaların, insanları nasıl öldürdüğü konusunda filmi seyredemeyenlerin zihninde elle tutulur bir şey oluşması oldukça zor zira; filmi izleyenlerin de zihninde kurbağaların yarattığı tahribat ile ilgili elle tutulur bir fikir elde etmesi mümkün değil. Tüm bu detaylara rağmen, doğalarından kovulan kurbağaların insanlardan intikam alması fikri ve son sahnesinde tüm hayvanların insanlığa sırtını döndüğü mesajı içermesi filmi bir nebze de olsa değerli kılıyor.</p>
<p>Utku Ögetürk</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/01/22/beyazperdede-hayvanlarin-intikami-beyaz-tanri-white-god/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köpek Devrimi White God</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/kopek-devrimi-white-god/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/kopek-devrimi-white-god/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2014 19:53:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[tuğçe madayanti dizici]]></category>
		<category><![CDATA[White God]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7088</guid>

					<description><![CDATA[Macar yönetmen Kornel Mundruczo&#8217;nun altıncı ve en iyi filmi olan “White God-Beyaz Tanrı” bu senenin en etkileyici, kan dondurucu filmlerinden biri. 2014 Cannes En İyi Film–Belirli Bir Bakış ve Palm Dog ödüllü bu garip film iki ayaklılar ile onların dünyasında var olmaya çalışan dört ayaklıların çatışması üzerine kurulu. Film, hikayesini sınıf farklılıkları ve saf-ırk ideasına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Macar yönetmen Kornel Mundruczo&#8217;nun altıncı ve en iyi filmi olan “White God-Beyaz Tanrı” bu senenin en etkileyici, kan dondurucu filmlerinden biri. 2014 Cannes En İyi Film–Belirli Bir Bakış ve Palm Dog ödüllü bu garip film</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/15-10-2014-20-23-59GOD.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7090" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/15-10-2014-20-23-59GOD.jpg" alt="" width="320" height="480" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/15-10-2014-20-23-59GOD.jpg 320w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/15-10-2014-20-23-59GOD-200x300.jpg 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/15-10-2014-20-23-59GOD-280x420.jpg 280w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></a></p>
<p>iki ayaklılar ile onların dünyasında var olmaya çalışan dört ayaklıların çatışması üzerine kurulu. Film, hikayesini sınıf farklılıkları ve saf-ırk ideasına karşı ayaklanan köpekler üzerinden anlatan alegorik bir fantezi. Günümüzde şiddetle devam eden ırkçılık ve baskı rejimleri ile alakalı ise ağır bir ders veriyor.</p>
<p>“Beyaz Tanrı” filmi kimilerinin aklına, kullandığı gerilim öğeleri ve atmosferi sebebi ile Hitchcock&#8217;un “The Birds-Kuşlar”ını getirebilir. İnsanlara karşı savaşan hayvanlar deyince “Planet of the Apes-Maymunlar Cehennemi”ni de çağrıştırabilir. Fakat tüm bu filmlerin “Beyaz Tanrı”nın ancak çok uzaktan akrabaları olabileceğini düşünüyorum. “Beyaz Tanrı” insanın bünyesinde barındırdığı tüm duygulara temas eden, unutulması zor bir sahne ile açılıyor. Bomboş bir sokakta bisikleti ile tek başına ilerleyen genç bir kız ve arkasından çılgınca koşan yüzlerce köpek. 13 yaşındaki konservatuar öğrencisi Lili’nin annesi üç aylığına Avusturalya’ya gidince, safkan olmayan köpeği Hagen ile babasında kalması gerekir. Ülkede yeni çıkan politik bir yasaya göre safkan olmayan köpeklerin apartmanlarda yaşaması imkansız hale gelmiştir. Halihazırda köpek sevmeyen otoriter baba (<strong>Sandor Zsoter</strong>) Lili’nin can dostu Hagen’ı yolun ortasında bırakır. Hagen’in Lili’ye ulaşma çabası ve Lili’nin köpeğini araması filmin görünen hikayesi diyebiliriz.</p>
<p>Acımasızca bir anayol kenarına terk edildikten sonra Hagen’ın Budapeşte’nin karanlık yeraltı dünyasında macerası başlar. Başlarda Lili’yi arayan Hagen kısa bir süre sonra hayatta kalma savaşı vermek zorunda kalır. Hagen’ın başına gelen olayları onun bakış açısından izlemeye başlarız. Burada kullanılan alt-açı kamera görüntüleri bu serüveni içselleştirmemizde oldukça önemli bir rol oynamakta. Hagen’in başına kötü şeyler geldiğinde kullanılan sarsıntılı kamera hareketleri ile de gerginlik ve stres rahatlıkla bizlere geçmekte. Köpek dövüşçülerine satılan Hagen’ın eğitilerek bir ölüm makinasına çevrilmesiyle Hagen tamamen değişir. Sevecen bakışları kaybolur. Ve insan ırkına karşı düşmanlaşır. Hagen’daki bu değişim kendisi gibi zulüm gören diğer safkan olmayan köpeklerle bir araya gelmesini ve böylece bir köpek ayaklanmasına öncülük etmesini sağlar. Köpeklerin birleşip intikam almaları, barikatları aşmaları, polislerden kaçışları, kendilerine zamanında vuran elleri ısırmaları gibi tüm bu intikam serisi filmi izlerken seyircide bir rahatlama yaratır.</p>
<p>Lili rolünde izlediğimiz yeni ve genç oyuncusu <strong>Zsofia Psotta asık suratlı, hayli huysuz resmedilen rolünü sağlam bir şekilde ortaya koymakta. Soğuk ve mesafeli bakışları her daim sorgulayıcı gözükmekte. Kendisi bir şey söylerken ve bir eylemde bulunurken aklından başka bir şeyler geçtiğini, bir şeyler kurguladığını hissettirebilmekte. </strong>Lili babasını atlatarak köpeğini bulmak için gayret etse de Lili’nin hem Hagen gibi hayatta kalma mücadelesi yoktur hem de onu bulmak konusunda azmini yer yer kaybetmektedir. Filmde Lili’nin bu azmini kaybettiği anlarda konunun bir boşluğa düştüğünü ve Lili’nin Hagen’ı unutup sarışın ve Macar ırkını temsil edercesine yakışıklı olan sınıf arkadaşı bir gencin peşinden sürüklenmeye başladığını görüyoruz. Lili’nin arayışından vazgeçişinin altında he ne kadar bir metin gizli olabileceğini hesaba katsam da, bunun filmin kendi iç dinamiğinde matematiksel bir hata gibi göze battığını düşünüyorum.</p>
<p>Macaristan&#8217;da yapılan 2010 genel seçimlerinde yüzde 16.67 oy oranı ile ülkenin en büyük üçüncü partisi konumuna gelen ve mecliste 47 (386) koltuğa sahip olan “Jobbik &#8211; Daha İyi Bir Macaristan Hareketi”nin bu filmin oluşturma motivasyonunda yer aldığı göze çarpıyor. Aşırı sağ milliyetçi olan bu Macar siyasi partisinin ülkede ırkçı rüzgarlar estirdiği biliniyor. Etnik temizliğe meraklı Nazi görünümlü olan bu partinin söylem ve icraatlarının filmdeki etkisi gayet net hissediliyor. Şu an ülkenin başında ise 1988’den itibaren hızla güçlenen, Ulusal muhafazakar parti “Fidesz” bulunuyor. Macar halkı özeli olan bu mesele haricinde film bir yandan elbette evrensel büyük bir sorunu anlatıyor. Bir toplumda insancıl, sevgi dolu bir varlığın bile ayarlarıyla oynanıp, itilip kakılınca, dışlanınca, zulüm görünce bir canavara dönüşebileceğini gösteriyor. Sistemin bir grubu asimile etmek için uyguladığı tüm hukuksuzlukların ve baskıların tarihte nasıl karşılık gördüğünü biliyoruz. Dışlananların, ötekileştirilenlerin beraberce güçlendiklerini ve haksız sisteme karşı ayaklandıklarını biliyoruz. İşte bu filmde de ayaklanan ve “Köpek Devrimi”ni başlatan Hagen’ın ve yoldaşlarının haksız olduklarını söylemek oldukça güç.</p>
<p>Yönetmen Kornél Mundruczó’nun ülkesinde safkan köpeklerle karma ırk köpeklere uygulanan farklı vergilendirmeden esinlenerek çekmiş filmi. Macar, Alman, İsveç ortak yapımı olan film güçlü bir prodüksiyona sahip. Kullanılan etkileyici prodüksiyon teknikleri ve özellikle çok iyi eğitilmiş köpek oyuncu ekibini bunların arasında sayabiliriz. Filmlerde hayvanlar kullanılınca “hiçbir hayvana zarar verilmemiştir” yazılarının artık seyirciyi tam anlamıyla tatmin etmediğini düşünüyorum, en azından beni etmiyor. Bu kadar çok köpek kullanılınca, film ekibi izleyicinin aklında soru işaretleri kalmasını engellemek adına, arşiv görüntüleriyle, basın açıklamalarıyla tüm prodüksiyon detaylarını anlatarak başarılı bir halkla ilişkiler yürütmüş. Filmde toplamda yaklaşık 200 küsur safkan olmayan köpek barınaklardan alınarak küçük gruplar halinde eğitilmiş. Film izleyince anlayacaksınız ki köpek eğitimcisi ve köpek sahnelerinin koreografisini hazırlayan Teresa Miller takdiri hakkedenlerin başında yer alıyor. Ve hatta filmin köpek oyuncularının Cannes’dan Palm Dog Ödülü de bulunmakta. Ayrıca filmin çekimleri bitince bu köpeklere yeni aileler bulunmuş. Ekibin kendi çabalarının yanı sıra bunu internette bir site kurarak başarmışlar. Sadece bu bile bu filmi izlemek için yeterli bir sebep.</p>
<p>Asher Goldschmidt’in müzikleri ve özellikle disko sahnesindeki Volkova Sisters’ın “At The Home of The Giant Wolfe” isimli parçası filmin oldukça yükselmesini sağlıyor. Hissettiğim sıkıntılardan biri; filmin finalinde Lili’nin “Hungarian Rhapsody No. 2” yi trompetiyle çalıyor olması. Her ne kadar müzik hipnotize edici bir baş döndürücü olsa da ırkçı karşıtı bir filmde “Macar halkını yücelten” anlamına gelen bir beste ile sonlanması bir tezat oluşturuyor. Her şeye rağmen nihayetinde “Beyaz Tanrı” mantıktan ziyade duygulara dayanan bir ölçü içinde kendi evrenini oluşturabilmiş bir film. Edebiyatın şövalyesi José Saramago hayatta olsaydı da bu filmi izleseydi dedirtecek kadar güçlü bir film.</p>
<p><strong>Tuğçe Madayanti Dizici</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/kopek-devrimi-white-god/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
