<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bakur &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/bakur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Jul 2018 15:19:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Tuhaf Bir Tren Kazası: Halkından Kaçarken Devrilen Sinemamız</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/07/12/bir-trenin-hikayesi-halkindan-kacarken-devrilen-turk-sinemasi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/07/12/bir-trenin-hikayesi-halkindan-kacarken-devrilen-turk-sinemasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jul 2018 08:32:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Bakur]]></category>
		<category><![CDATA[cüneyt arkın]]></category>
		<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<category><![CDATA[susmayan köşe]]></category>
		<category><![CDATA[tarık akan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9201</guid>

					<description><![CDATA[Birkaç gün önce bir tren devrildi. Düz ovada, kar-kış yokken üstelik, başka bir trenle dahi çarpışmadan&#8230; Tren raylarını kontrol eden insanları çok masraflı diye işten çıkarmışlar, rayların bakım onarım işini de taşerona vermişler. 24 kişi işte bu yüzden öldü gitti. Kimi 7, kimi 70 yaşında, hepsi kocaman bir hayat ve hayaller kitabı. Eleştirmenler hayata bakarken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Birkaç gün önce bir tren devrildi. Düz ovada, kar-kış yokken üstelik, başka bir trenle dahi çarpışmadan&#8230; Tren raylarını kontrol eden insanları çok masraflı diye işten çıkarmışlar, rayların bakım onarım işini de taşerona vermişler. 24 kişi işte bu yüzden öldü gitti. Kimi 7, kimi 70 yaşında, hepsi kocaman bir hayat ve hayaller kitabı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-9309" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5-294x420.jpg 294w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/53618a79a6f0a8a10a58e016a6c6fae5.jpg 560w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" />Eleştirmenler hayata bakarken akıllarına hep izledikleri filmleri getirirler. Var mı bizim sinemamızda tren raylarını kontrol eden birinin ne kadar gerekli olduğunun filmi? ¨Onun da filmi mi olur, ne saçma¨ diye düşünmeyin sakın. Mesela; Kazakistan sinemasından tam da böyle bir adamı anlatan bir film var. 2014 yılında Eskişehir’de bir festivalde izlemiştim. Orijinal adı: <strong>Zapiski Putevogo Obkhodchika</strong> (Demiryolcunun Günlüğü olarak çevirmek mümkün). 2006 yapımı bu film kör bir demiryolcunun hayatını ve çevresiyle etkileşimini anlatıyor. Kör olmasına rağmen raylardaki her sıkıntıyı sezebilen, tüm duyularını bu işe adamış, mesleğine bağlı yaşlı bir adam ama gün geliyor teknoloji onun işini elinden alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Demiryolu deyince bizde ne var peki? Soma’da 301 canı yitirmemize yol açan katliam gibi kazadan sonra sinemacılarımız madene iniyor mu diye sormuştum. Hepimizin aklında tek bir film; Tarık Akan’ın inadıyla çekilmiş 1978 yapımı <strong>Maden</strong>&#8230; Sonrası festivallerin evcilleştirdiği yeni bir sol sinemacılar kuşağının elinden çıkan kocaman bir sessizlik. Ha, unutmayalım; Soma faciasına yol açanların davası bugün görüldü. 5&#8217;i tutuklu, 51 sanığın yargılandığı Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;ndeki davada, aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan&#8217;ın da bulunduğu toplam 14 sanığa ceza verildi. Şirketin patronu Alp Gürkan&#8217;ın da aralarında yer aldığı 37 sanık ise beraat etti. Yani, ölenler sevdiklerinin yüreğinde bir kez daha enkaz altında kaldı.</p>
<p><iframe title="Tarık Akan ile Maden Filmi, Yılmaz Güney ve Sinema Üzerine Söyleşi, Kamera: Aziz Özer" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/iUpuNnqKORg?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p style="text-align: justify;">Ve bugün sevgili Fikret Hakan’ın ölüm yıldönümü. Geçtiğimiz yıl ayrıldı aramızdan ama sinemamıza güzel şeyler katarak gidenlerden o da. Mesela, sinemamızdaki nadir Demiryolcu hikayelerinden biri olan <strong>Demiryol</strong>’da (Fırtına İnsanları olarak da bilinir) onun unutulmaz bir oyunculuğu vardır. Tesadüfe bakın; o filmde de Tarık Akan var. Sinema sanat için mi, toplum için mi? Tarık Akan cenaze töreninde bunun cevabını vermiş olmalı.</p>
<p>https://youtu.be/41ekI8JNZII</p>
<p style="text-align: justify;">İlginçtir, bir zamanlar, her türlü engellemeye rağmen yapılabilen politik bir sinemamız varmış, oyuncular da şimdiki kadar apolitik değillermiş. Maden ve Demiryol’da oynayan Tarık Akan, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Sevda Aktolga (evet o, Arzu Film’in çektiği aile komedilerinin cici kızı), Halil Ergun, Mete Sezer, Meral Orhonsay gibi gişe isimlerini düşününce şaşırıyor insan.</p>
<p style="text-align: justify;">Sinema sanat mı, sanatın ödüle ihtiyacı var mı? Eğer sanat olabiliyorsa sinema diye yaptıklarınız aradan 30 yıl geçse bile ödülüne kavuşuyor.</p>
<blockquote class="td_pull_quote td_pull_center">
<p style="text-align: justify;">Sansür baskısı nedeniyle yapılamayan 16. Antalya Altın Portakal Film Festivali&#8217;nin jüri üyeleri (yaşamlarını yitiren Abdülkadir Gündüz, Kami Suveren ve Süreyya Duru dışında) Prof. Dr. Özdemir Nutku, Hale Soygazi, Selahattin Tonguç, Tonguç Yaşar, Vecdi Sayar, Emge Kongar ve Muammer Sun, 32 yıl sonra bir araya geldi. Geç Gelen Altın Portakal Ödülleri başlığı altında düzenlenen seçimde, 1979&#8217;da yarışmaya katılan on iki film değerlendirildi. Demir Yol (Yusuf ile Kenan filmiyle birlikte) En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerini kazandı (Agah Özgüç, Türk Filmleri Sözlüğü, 527).</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Ne oldu bizim sinemacılarımıza, akıllarını başlarından ne aldı? Ne oldu da tersanede, şantiyede ölen işçinin, kafası copla ezilen, gözü gaz kapsülüyle çıkarılan öğrencinin yaşadığı zulüm, Tekirdağ’dan yola çıkıp devrilen tren, ekmek çıkarmaya girilen ama mezar olan maden sinemaya bir daha konu olamadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada Gaia Dergi&#8217;nin yaptığı bir <strong><a href="https://gaiadergi.com/isci-emekci-konseptli-25-yerli-film/">¨işçi emekçi konseptli 25 yerli film¨</a></strong> listesi var. 2000&#8217;lerden bu listeye giren tek film, Erdem Tepegöz&#8217;ün Zerre&#8217;si, ben yapmış olsam Babamın Kanatları&#8217;nı da dahil ederdim ancak festivallerle palazlanan ve epey eser üretmiş son 20 yılın bağımsız sinemacılarının, işçi-emekçi-toplumcu sinemaya bu kadar uzak duruyor olmasının temel sebebi nedir araştırmak gerekir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9314" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350.jpg" alt="" width="620" height="462" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350.jpg 620w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-300x224.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-485x360.jpg 485w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/uncut_page__826637350-564x420.jpg 564w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Son 15 yılda, devletin verdiği parayla film çekip devletin yaptırdığı festivallerden ödül toplayan ve bununla da övünen bir sinemacı nesli yetişti. Bizim biletlerimizden kesilen ancak siyasilerin kontrolündeki fonlarla yönlendirilen iktidara bağımlı bir ‘bağımsız sinemacılar’ çağındayız. Bu sinemacıların çoğunun bağımsız olabildikleri tek kısmın ¨seyirciden bağımsız olmak¨ olduğunun altını çizeyim. Hükmedenlerin tasarladığı özgürlük alanlarında çekilmiş filmlerle doldu ortalık. Formül belli; bakanlığın dağıttığı fonu kap, filmi çek, festival festival gez, ödülü al, evine dön. Sonra zamanı gelince vizyonda salon bulamıyorum diye yalandan dövün. Sinema sanat, evet ama mutlaka bir kitle sanatı. Nihayetinde bilmem kaç yüz kişiyi birlikte bir salona sokup 2 saat boyunca perdeye düşeni izletiyorsun. Film yapma işinden seyirciyi çıkardığın an o bina çöker. Acı ama gerçek; festivallerde yarışsın diye çekilen filmler izlenmiyor. Nuri Bilge Ceylan&#8217;a da güvenmeyin, o kazanınca biz de kazanmış sayılmıyoruz. 80 milyonluk bir ülkenin sinemasını tek bir ismin temsil etmesi ne büyük bir acz içinde olduğumuzun işareti olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-9310" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Zubuk_film_afisi-214x300.jpg" alt="" width="214" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Zubuk_film_afisi-214x300.jpg 214w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Zubuk_film_afisi.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 214px) 100vw, 214px" />Film çekmek için fonlara talip olan sinemacılar istemsiz de olsa daha özgür bir Türkiye’de yaşadığımız illüzyonuna hizmet ettiler, ona göre yazılmış senaryolar fonlandı. Bu araçlarla sinemacılarımızın özgün hikaye ve biçimleri fon-festival-ödül üçgeninde gasp edildi. Koca bir festival seçkisinin ortalama bir Kemal Sunal filminden daha fazla eleştiri üretememesi içimi acıtıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bağımsız sinemacılarımızın bizi günden güne kötüleşen filmlerde, bitmiş karakterlerle dolu bir nihilist bataklıkta boğmalarının sebebi bu; meselesi olan  sinema artık herkesi ürkütüyor. Festival yönetimleri iş başındaki kültür bakanının tercihleriyle %100 uyumlu çalışıyor. Üstelik, teslimiyete ve kaybedişe güzelleme yapan onca işi, halka yaklaşmak için değil ondan uzaklaştığını göstermek için çekilmiş estetik taşra sıkıntılarını (hepsini) her seferinde bir başyapıt çekilmiş gibi övme derdinde olan pek çok film eleştirmeni var. Özellikle bu noktadaki ittifaklar fotoğrafı çekilebilecek kadar net. Bir sürü kötü sinemacı bu sayede cesaretlendirildi ve onlar da daha kötü filmler çektiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu filmleri yapanların ve takdir edenlerin sol ya da özgürlükçü (liberal) dünya görüşüne sahip olup eninde sonunda sağcı iktidarın kültür hedeflerine bu kadar uygun düşmesi sadece tesadüf mü? Sanat direnmektir derler ama bu filmler sanki bizi uyuşturmak ve elimizdeki gücü de almak için yapılıyor gibiler. Yeşilçam filmi deyip geçtiklerimizde daha çok direniş ruhu vardı.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Oh Olsun - Grev" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/gUw6uTpU6tQ?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p style="text-align: justify;">Sinemamızın genel manzarası belli; varsa yoksa küfürlü komediler, 400 binlik ödül peşinde koşan 10 plandan ibaret sanat filmleri… Kimlik meselesine dokunmuyorlar diye hep oradan muhalifleşme çabası&#8230; Ne zamana kadar? Bakur ile işi hepten propagandaya çevirene kadar! Bu film, iktidarın artık kimlik meselesine yatırım yapmaya ihtiyacı kalmadığı anda pimi çekilerek festivallerin kucağına fırlatılmış bir el bombası gibiydi. Bir film bütün Kürt sinemacılarının ipini çekiverdi. PKK ile savaşan devletin bakanlığının desteklediği festivale örgüt propagandası yapan film göndermek gerçekten harika bir fikirdi! Bu haltı yedikten sonra alabildikleri tek önlem entelektüel çetecilik yaparak bütün filmleri yarışmadan çektirtmek geldi. Gerçekten de, filmleri seyircinin gözünün önünden çekerek sansür protestosu yapmak kurbanlık koyunun eline bıçağı alıp “ben hallederim, sen yorulma” demesinden farklı değildi. Bakur, eser işletme belgesi mecburiyeti için harika bir katalizör olma görevini de başarıyla üstlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkem sinemacılarından bir ricam olacak, özellikle de ‘bağımsız’ olduğunu iddia edenlerden… ‘Ödül kazandıran film’ üretimini şişeye girecek kadar formülize etmeyin. Filmlerinizin içinde biraz da bugünü yaşayan insanlar olsun. Bırakın şu sinizmin peşini, vazgeçin şehirli insanın düştüğü kasaba sıkıntısının suyunu çıkarmayı… Soma’yı çekin, Gezi’yi çekin. Yüz bilmem kaç film çektiğiniz senede bir-iki film olsun, bunları da çekin!</p>
<p style="text-align: justify;">Memleketin derdini film yapıp çığıracaklara ihtiyacımız var. Çünkü derdimiz çok, derdimizi sinemada anlatan yok! Kadim sinema yazarlarının beğenisi, bakanlık fonları, festival kokteylleri… Bu mu sinemacı için önemli olan?</p>
<p style="text-align: justify;">Cevabınız buna da Evet ise unutmayın, iş o hale geldi ki bu ülkede artık kendi filmlerini yarıştırmayan Cannes çakması festivaller yapıyorlar. Fonlar, festivaller derken sizi emzikli bebeye çevirmek istiyorlar ama bari siz o emziği emmeye bu kadar meraklı olmayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="mailto:murattolga@otekisinema.com">murattolga@otekisinema.com</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/07/12/bir-trenin-hikayesi-halkindan-kacarken-devrilen-turk-sinemasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçersiz takiyye&#8230; Bakur&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/gecersiz-takiyye-bakur/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/gecersiz-takiyye-bakur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2015 18:47:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[bahoz]]></category>
		<category><![CDATA[Bakur]]></category>
		<category><![CDATA[iki dil bir bavul]]></category>
		<category><![CDATA[min dit]]></category>
		<category><![CDATA[Sansür]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7738</guid>

					<description><![CDATA[Bakur filminin yasaklanmasıyla Kürt filmlerine sansür uygulandığını iddia eden yapının ne kadar haklı veya haksız olduğunu diğer Kürt filmlerinin festival macerasını izleyerek anlayabiliriz. İşte Türk sinemasındaki Kürt filmlerinin festival macerası&#8230; Sinema dünyamızda özellikle festivaller söz konusu olduğunda tartışmalar ve olaylar bitmez. Son tartışma da İstanbul Film Festivali&#8217;nde gösterilmeyen Bakur filmi üzerinden çıktı. Birçok otoritenin sansür [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakur filminin yasaklanmasıyla Kürt filmlerine sansür uygulandığını iddia eden yapının ne kadar haklı veya haksız olduğunu diğer Kürt filmlerinin festival macerasını izleyerek anlayabiliriz. İşte Türk sinemasındaki Kürt filmlerinin festival macerası&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/2970310999_28931d6ebf_b.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7740" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/2970310999_28931d6ebf_b-1024x684.jpg" alt="" width="696" height="465" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/2970310999_28931d6ebf_b.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/2970310999_28931d6ebf_b-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/2970310999_28931d6ebf_b-768x513.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/2970310999_28931d6ebf_b-696x465.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/2970310999_28931d6ebf_b-629x420.jpg 629w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Sinema dünyamızda özellikle festivaller söz konusu olduğunda tartışmalar ve olaylar bitmez. Son tartışma da İstanbul Film Festivali&#8217;nde gösterilmeyen Bakur filmi üzerinden çıktı. Birçok otoritenin sansür olarak adlandırdığı bu olayın gerçekten sansür mü yoksa bir devletin varlığının yansıması mı olduğunu araştıracağız bu dosyada. Bakur filmi PKK kamplarındaki yaşamı anlatıyor. Eğer biraz sinemadan anlıyorsanız klasik bir propaganda filmi olduğunu görürsünüz. Türkiye&#8217;de askerleri sivilleri katleden bir örgütün propagandasının yapılması mümkün müdür? Sorumuz bu. Eğer Bakur filmi sadece Kürt sinemasına ait olduğu için sansürlendiği söyleniyorsa o zaman bizim de diğer Kürt filmlerinin maceralarına bakmamız lazım. Bakalım söylendiği gibi Kürt filmleri bu ülkede sansüre uğruyor mu? Festivallerde gösterimlerinde şimdiye kadar bir problem yaşandı mı? Ödül aldılar mı, hangi filmlerle yarışıp bu ödülleri aldılar? Aşağıdaki listede son 10 yıldır gösterilen ve ödül alan filmleri sıraladım. Bu filmlere ve anlattıklarını bir okuyun bakalım bu ülkede Kürt filmlerine sansür var diyebilecek misiniz?</p>
<p>Ben Gördüm &#8211; Min Dit</p>
<p>Yönetmen: Miraz Bezar<br />
Oyuncular: Şenay Orak, Muhammed Al, Hakan Karsak, Berivan Ayaz</p>
<p>Diyarbakır – Batman yolunda, karanlık bir mayıs gecesinde, on yaşındaki Gülistan’ın ve kardeşi Fırat’ın hayatı acı bir şekilde değişir. Gazeteci olarak çalışan babaları ve anneleri çocukların gözü önünde öldürülürler. Geriye sadece altı aylık kız kardeşleri Dilovan kalır. Kısa bir süre sonra teyzeleri de kaybolunca, Gülistan ve Fırat, kendi başlarına kalır, Diyarbakır sokaklarında yaşamaya başlarlar. Film 2009 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali&#8217;nde Behlül Dal Jüri Özel Ödülü&#8217;nü kazandı. 29. İstanbul Film Festivali&#8217;nde ise en iyi yönetmen, kadın oyuncu ve müzik ödülünü aldı.</p>
<p>İki Dil Bir Bavul</p>
<p>Yönetmen: Orhan Eskiköy, Özgür Doğan</p>
<p>Üniversiteden yeni mezun olmuş ve uzak bir Kürt köyüne atanmış Türk öğretmenin bir yıl boyunca okula yeni başlayan ve Türkçe bilmeyen çocuklarla yaşadıkları. Bir yıl boyunca öğretmenin farklı bir topluluk ve kültür içindeki yalnızlığına, çocuklar ve köylülerle yaşadığı iletişim problemine, çocuklardaki değişime tanık oluyoruz. Süreç boyunca öğretmen ve çocuklar birbirlerini tanımaya başlıyorlar. Film 16. Altın Koza Film Festivali&#8217;nde Büyük Jüri Yılmaz Güney ödülü ve SİYAD ödüllerini aldı. 46. Altın Portakal Film Festivali&#8217;nde En İyi İlk Film dalında ödül aldı. 21. Ankara Uluslararası Film Festivali&#8217;nin ulusal uzun, kısa ve belgesel film yarışmalarında, Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü&#8217;nü kazandı</p>
<p>Fırtına</p>
<p>Yönetmen: Kazım Öz<br />
Oyuncular: Cahit Gök, Havin Funda Saç, Selim Akgül, Asiye Dinçsoy</p>
<p>Cemal, üniversite sınavını kazanarak, kasabasından İstanbul’a gelir. Büyük şehrin kalabalığı içindeki yalnızlığı, sistem karşıtı Kürt bir grup ile tanışmasıyla sona erer. Grubun öncülerinden Helin ile yaşadığı çatışma ise Cemal için yeni bir başlangıç olur. Benzer bir süreci yaşayan Rojda ve Orhan da zamanla değişip grubun aktif birer üyesi olurlar. Finalde baş karakter memleketine geri dönerken nehrin üzerinde bir salda arkadaşıyla konuşur, arkadaşı &#8220;Köye geliyor musun&#8221; der, o sırada kamera dağlara doğru döner. Kahramanımızın tercihi belli olmuştur. 20. Ankara Film Festivali Umut Veren Yeni Erkek Oyuncu ödülünü almıştır. 27. İstanbul Film Festivali&#8217;nde gösterildi.</p>
<p>Babamın Sesi</p>
<p>Yönetmen: Orhan Eskiköy, Zeynel Doğan<br />
Oyuncular: Base Doğan, Zeynel Doğan, Gülizar Doğan, Ali Kul</p>
<p>Base, Elbistan’da yalnız başına yaşamaktadır. Tek beklentisi büyük oğlu Hasan’ın evine dönmesidir. Diyarbakır’da yaşayan küçük oğlu Mehmet baba olacağının haberini alır. Eşyaların arasında babasına gönderilmek üzere kaydedilmiş annesinin ve kendi çocukluk sesinin olduğu bir kaset bulur. Mehmet ailesiyle ilgili bilmediklerini öğrenmeye başlayacaktır. Film 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali En İyi Senaryo Ödülü, 19. Altın Koza Film Festivali En İyi Film ve senaryo ödüllerini aldı.</p>
<p>Annemin Şarkısı</p>
<p>Yönetmen: Erol Mintaş<br />
Oyuncular: Feyyaz Duman, Zübeyde Ronahi, Nesrin Cavadzade, Aziz Çapkurt</p>
<p>Ali, annesi Nigar’la beraber Tarlabaşı’nda yaşamaktadır. Doğu’da köylerinin boşaltılması üzerine göç ettikleri mahallede hayatları tekrar kesintiye uğramıştır. Şehirden uzak bir yere taşınmalarıyla beraber sorunlar başlar. Komşularının köye geri döndüğüne inanan Nigar, sabahları köyüne dönmek için hazırlanır. Bazı günler de, kendini İstanbul sokaklarına atar. Ali ise annesini mutlu etmeye çalışmaktadır. 51. Altın Portakal Film Festivali&#8217;nde en iyi ilk film dahil olmak üzere 4 ve Malatya Film Festivali&#8217;nden de 3 ödülle döndü.</p>
<p>Press</p>
<p>Yönetmen: Sedat Yılmaz<br />
Oyuncular: Aram Dildar, Engin Emre Değer, Kadim Yaşar, Sezgin Cengiz</p>
<p>Bir avuç gazeteci Diyarbakır’da yaşanan insan hakkı ihlallerini dünyaya duyurmaya çalışmaktadır. Gazetenin Diyarbakır bürosunda 7 kişi çalışmaktadır. Faysal, yaptığı bir haberde orduyla ilişkisi olan bir çetenin izine rastlar. Çete, bölgedeki birçok cinayetin zanlısıdır. Haberden sonra tehdit telefonları alsa da Faysal çetenin üzerine gitmeye devam eder, ancak bir çok engellemeyle karşılaşırlar. 22. Ankara Uluslararası Film Festivali&#8217;nde en iyi senaryo, umut vaat eden yönetmen ve erkek oyuncu ödüllerini, 30. Uluslararası İstanbul Film Festivali&#8217;nde jüri özel ödülü ve Fipresci özel ödülünü, 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali&#8217;nde jüri özel ödülünü aldı.</p>
<p>Gelecek Uzun Sürer</p>
<p>Yönetmen: Özcan Alper<br />
Oyuncular: Gaye Gürsel, Durukan Ordu, Sarkis Seropyan, Osman Karakoç</p>
<p>İstanbul’da bir üniversitede müzik araştırmaları yapan Sumru, ağıt derlemeleri ile ilgili yaptığı tez çalışması için ülkenin güneydoğusuna yolculuğa çıkar. Hayatının en uzun yolculuğuna dönüşen yolculukta Sumru’nun yolu Diyarbakır sokaklarında korsan DVD satan Ahmet, yıkık dökük kilisenin bekçisi Antranik amca ve bölgede sürmekte olan savaşa tanıklık eden diğer karakterle kesişir. Film 18. Altın Koza Film Festivali&#8217;nde en iyi erkek oyuncu, en iyi müzik, en iyi görüntü yönetmeni ve SİYAD ödülünü aldı.</p>
<p>5 No.lu Cezaevi 1980 – 1984</p>
<p>Yönetmen: Çayan Demirel</p>
<p>Belgesel, tutuklu ve hükümlülerin çoğunun Kürt olduğu Diyarbakır 5 No.lu Cezaevi’ndeki tüm tutuklulara, 12 Eylül askeri darbesinden sonra, devlet tarafından ne tür akıl almaz sistematik işkencelerin yapıldığını ve nasıl Türkleştirme politikalarının uygulandığını gösteriyor. Film, 42. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Ödülleri, 21. Ankara Uluslararası Film Festivali ve 46. Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Belgesel Film ödülüne lâyık görülmüştü. 28. İstanbul Film Festivali&#8217;nde de gösterimi yapıldı.</p>
<p>Uzak</p>
<p>Yönetmen: Kazım Öz</p>
<p>Filmde Kürmeş köyünde, genç kuşağın büyük şehirlere ve Avrupa&#8217;ya göç etmesiyle gittikçe yalnızlaşan yaşlı nüfusun ve göç ettikleri kentlerde köy özlemine gömülen gençlerin yaşadıkları konu ediliyor. Kazım Öz, doğup büyüdüğü Tunceli-Pertek&#8217;te &#8216;göç ve sonrası&#8217; teması üzerine çektiği filmi Uzak (Dûr) ile Nürnberg Türkiye-Almanya Film Festivali&#8217;nde En İyi Belgesel ödülünü kazandı. 17. Ankara Film Festivali&#8217;nde gösterildi.</p>
<p>Ben Uçtum Sen Kaldın</p>
<p>Yönetmen: Mizgin Müjde Arslan</p>
<p>İstanbul&#8217;dan Mahmur Mülteci Kampı&#8217;na uzanan bir yolculuk ile gerilla babasını arayan bir kadının hikayesinin anlatıldığı film, Mizgin Müjde Arslan&#8217;ın ilk uzun metraj belgesel filmi. Bir gün bir platform için Ermenistan&#8217;a giden, Irak&#8217;taki bir kampta büyüyen birileriyle tesadüf eseri tanışan bir kadının şans eseri babasını tanıyan insanlar ile birlikte yaptığı sohbetleri biraraya getiren yönetmen, filmde kadının babasının nasıl biri olduğunu, geçmişini, onu sevip sevmediğini sorgulamaya çalışır. Mizgin Müjde Arslan&#8217;ın filmi Ben Uçtum Sen Kaldın&#8217;ın dünya prömiyeri 31. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma&#8217;da yapılmıştı.</p>
<p>SON SÖZ: Bu listenin dışında daha birçok Kürt filmi festivallerde gösterilmiş ve ödüller almıştır. Zaten doğrusu da budur. Bu ülkenin tarihi içinde birçok acı yaşanmış, bu acıları yaşayan halklar da sinema gibi çok önemli bir unsurla kendilerini ifade etmişlerdir. Problem Türkiye&#8217;de sadece Kürt insanını anlattığı için filmlerin sansürlendiği yanılgısının arkasına sığınıp Bakur gibi terörist bir örgütün propagandasını yapan filmin gösterimini desteklemeye çalışmaktır. Bakur, Kürt halkının kültürünü veya toplumsal problemlerini anlatmaya çalışmamaktadır. Ve bu haliyle aslında diğer Kürt filmlerinin yolunu tıkamaktadır. Bakur filmine en büyük tepkiyi Kürt sinemacıların vermesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/gecersiz-takiyye-bakur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürt sinemacıların festivallerle arası bozulacak mı?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/kurt-sinemacilarin-festivallerle-arasi-bozulacak-mi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/kurt-sinemacilarin-festivallerle-arasi-bozulacak-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2015 18:33:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Susmayan Köşe: Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Bakur]]></category>
		<category><![CDATA[murat tolga şen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7722</guid>

					<description><![CDATA[“PKK belgeseli” olduğu gerekçesiyle kültür bakanlığının hışmına uğrayan ve eser işletme belgesine sahip olmaması bahane edilerek İstanbul Film Festivali akabinde de Ankara Film Festivali’nde gösterilemeyen Bakur’un (Kuzey) gösterimi nihayet gerçekleşti. Film, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde İstanbul ve Diyarbakır’da eş zamanlı olarak seyirci ile buluştu. Belgeselin İstanbul’daki gösterimi Boğaziçi Üniversitesi’nde yapıldı. Bakur’un iki yönetmeninden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“PKK belgeseli” olduğu gerekçesiyle kültür bakanlığının hışmına uğrayan ve eser işletme belgesine sahip olmaması bahane edilerek İstanbul Film Festivali akabinde de Ankara Film Festivali’nde gösterilemeyen Bakur’un (Kuzey) gösterimi nihayet gerçekleşti.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/n_81149_1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7724" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/n_81149_1.jpg" alt="" width="626" height="352" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/n_81149_1.jpg 626w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/n_81149_1-300x169.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 626px) 100vw, 626px" /></a></p>
<p>Film, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde İstanbul ve Diyarbakır’da eş zamanlı olarak seyirci ile buluştu. Belgeselin İstanbul’daki gösterimi Boğaziçi Üniversitesi’nde yapıldı.</p>
<p>Bakur’un iki yönetmeninden biri olan Ertuğrul Mavioğlu, “Bakur’u izlemeyen kalmayacak” demişti. Ben bu beyanı, filmi internet üzerinden seyirciye ulaştıracaklarının sözü olarak algılamıştım ama öyle değil böyle oldu. Sağlık olsun…</p>
<p>Eskişehir Film Festivali’nde dost meclislerinde en çok konuştuğumuz konulardan biri bu… Bakur nasıl izlenecek? Bakur’u gösterebilecek bir babayiğit (festival) var mı?</p>
<p>Bakur bir şekilde izlenir ancak ne festivallerin ne de filmin hak sahiplerinin bu krizi yönetemediğini düşünüyorum. Bakur’un gösterilememesiyle birlikte başlayan ve jürilerle birlikte yarışan filmlerin çekilmesine kadar giden protestodan sonra festivaller bu işi nasıl çözeceklerinin derdine düştü. Hiçbir organizasyon koşarken sakatlanmak istemiyor çünkü…</p>
<p>Adını vermek istemediğim bir festival bu meseleyi geçtiğimiz yıl daha ön jüriden halletmişti, bir Kürt sinemacının filmi kendisine söz verildiği halde ulusal yarışma seçkisine dahil edilmedi. Anı film daha sonra yurtdışında ödüller kazandı. Bu alışkanlığın diğerlerine de sirayet etmemesini dilerim ancak yıllardır festivallerde yarışan ve önemli ödülleri –bazen hak etmeseler bile-toplayan Kürt sineması örneklerine karşı festival organizasyonları sansür sivilcesini kimseye hissettirmeden sıkıp patlatmaya çalışacaklardır. Evet, bu da bir sansür!</p>
<p>Zaten sorun da şu; hep birlikte sansürü yeni keşfetmiş gibi yapıyoruz ancak sansür belası yıllardır sinemanın başında… Yeşilçam sinemacılarının eğlenceli anılara çevirdiği ne saçmalıklar yaşanmış bu ülkede… Yeşilçam filmlerin sonunda neden hep polis gelir? Çünkü ne olursa olsun meseleyi kolluk kuvvetinin çözmesi gerekir, filmine o sahneyi koymazsan sansürden geçirmezlerdi! En güçlü sansürleme aracı nedir diye de sorarsanız, kültür bakanlığının biletlerden kesip kendi keyfine göre dağıttığı desteklerdir derim!</p>
<p>Bakanlığın tavrı bu konuda hep ilginç olmuştur. İşte yıllar öncesinden gelen bir örnek; Metin Erksan’ın başı 1963 tarihli Susuz yaz yüzünden de epey ağrıdı. Türk sinemasının yurtdışında ödül kazanan film filmi olan Susuz Yaz, filmdeki kadın ölen kocasının erkek kardeşiyle evlenince Türkleri kötülüyor gerekçesiyle sansürlenmiş üstelik Uluslararası Berlin Film Festivali’ne gitmesi de engellenmeye çalışılmıştı. Her şeye rağmen Susuz yaz Berlin&#8217;e gitti ve üstüne üstlük festivalin en büyük ödülü Altın Ayı&#8217;yı da kazandı. Film ekibi yurda döndükten sonra Susuz Yaz’ı yasaklayan ülkenin Kültür Bakanı bir kutlama kokteyli düzenledi ve oyuncularını da ödüllendirdi.</p>
<p>Sinemacıların sesini kesip olmayan sorunlar üzerinden çekilmiş filmler üretmenin bunu da yine kültür bakanlığı destekli festivallerde gösterip, ödülle alkışla şakşaklamanın bizi nereye getirdiğini ve götürdüğünü sorguladınız mı? Sinema yazarlığı bu meseleyi daha çok deşmeli ancak “akreditasyon stresi” dediğimiz bir şey var, herkes her yerden kuşatılmış durumda…</p>
<p>Tekrara düşüyorum ancak şurası çok önemli; filmleri seyircinin gözünün önünden çekerek sansür protestosu yapmak kurbanlık koyunun eline bıçağı alıp “ben hallederim, sen yorulma abi” demesinden farklı değil. Has sinemacı Zeki Demirkubuz’un da dediği gibi “sansürü aşacak kadar zekası olmayanın film çekmesine gerek yok”</p>
<p>Yazıda yararlanılan kaynak: http://murataxu.tripod.com/Sinema/TSTSansur.htm</p>
<p><strong>MURAT TOLGA ŞEN – </strong><a href="mailto:murattolga@gmail.com"><strong>murattolga@gmail.com</strong></a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/kurt-sinemacilarin-festivallerle-arasi-bozulacak-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sansürüm sansür olsun mu, olsun! Çek kopsun!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/sansurum-sansur-olsun-mu-olsun-cek-kopsun/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/sansurum-sansur-olsun-mu-olsun-cek-kopsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2015 17:29:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Bakur]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7665</guid>

					<description><![CDATA[Son bir hafta yaşananları hızı, çapı ve geldiği nokta açısından değerlendirmek gerek. Ertuğrul Mavioğlu ve Çayan Demirel’in Bakur / Kuzey belgeselinin İstanbul Film Festivali’nin gösteriminde uygulanan yasak bir anda zincirleme bir tepkime doğurdu. Birkaç zamandır sesi kısılmış bir şekilde filmlerden istenen ama festivallerin bir anlamda kendi inisiyatiflerini kullanıp filmlerden istemediği o eser işletme belgesi Bakur [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son bir hafta yaşananları hızı, çapı ve geldiği nokta açısından değerlendirmek gerek. Ertuğrul Mavioğlu ve Çayan Demirel’in Bakur / Kuzey belgeselinin İstanbul Film Festivali’nin gösteriminde uygulanan yasak bir anda zincirleme bir tepkime doğurdu.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/page_yayincilar-birligi-sansur-ve-otosansur-devam-ediyor_757760295.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7667" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/page_yayincilar-birligi-sansur-ve-otosansur-devam-ediyor_757760295.jpg" alt="" width="620" height="310" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/page_yayincilar-birligi-sansur-ve-otosansur-devam-ediyor_757760295.jpg 620w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/page_yayincilar-birligi-sansur-ve-otosansur-devam-ediyor_757760295-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p>Birkaç zamandır sesi kısılmış bir şekilde filmlerden istenen ama festivallerin bir anlamda kendi inisiyatiflerini kullanıp filmlerden istemediği o eser işletme belgesi Bakur belgeselinin belgesinden çok içeriğine takılıp bir patlama yarattı diyebiliriz. Bu arada ticari gösterime girecek filmlerden bu belgenin istenmesini bir yere kadar anlarım ama belgesel ve kısa filmler kesinlikle bu işlemden muaf tutulmalı! İşte olay da belgeden çok içerik olunca sansür ve yasak arkasından geldi…</p>
<p>Bakur filminin yasaklamanmasına destek olmak isteyen film ve jüriler de teker istifa edip filmlerini çektiler. Şu an gelinen nokta da durum Ankara Film Festivali’nde tüm yarışmalar iptal edildi, hatta festivalin destekçisi Halk Bankası hem de festivalden habersiz bir şekilde sponsorluğu bıraktı. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin içinde yer alan ‘5 Dakika 18 Kısa Film yarışmasının jürisi çekildi. Bu eser işletme belgesi filmler, festivaller, sinemacılar ve bakanlık nezdinde bir sonuca bağlanmazsa ülkede festival kalmayacak, bu da bir süre sonra sansürden çok otosansüre dönüşmüş olacak! Ve şu andaki hükümetin bu durumu takacağını, düzenlenmemiş festivaller için üzüleceğini ve herhangi bir çözüm önerisine yaklaşacağını düşünmek yanlış! O yüzden filmleri tavır olarak çekmek bir yandan özgürleştirici duruyor bir yandan da uzun vadeli bir çözüm olduğunu söylemek zor.</p>
<p>Öte yandan da Bakur belgeselinin bu sansür ve yasaklamaya karşı filmi internette paylaşmasının ve herkesin seyretmesine olanak tanımasının en doğru yol olduğunu düşünüyorum. Ya da halka açık gösterimler yapmasının. İlk günden beri. Bir kere seyirciye ulaşması engellenmiş bir film var karşımızda! Ve buna karşı gösterilecek en güzel tavır da onu herkese ulaştırmak olmalı diye düşünüyorum. İçeriğinin gerilla kamplarına bir bakış olması da ayrıca filmi cazip hale getiriyor, filmlerin propaganda, ki burada gerilla kampına içeriden bir bakış var belli ki, yapma hakkı vardır, belgesellerin de gerçekleri sunma hakkı. Ama bunu belgeleme zorunluluğu olamaz, olmamalıdır da!</p>
<p>Gelelim İstanbul’da patlayan ama Antalya’da üzerine bir tas su dökülüp söndürülen meseleye. Festivalin Reyan Tuvi’nin belgeseline uyguladığı sansür nedense bizler açısından çok ses getirmesine rağmen, yarışan, eden, festivale danışmanlık yapan ve kısaca festivalden çıkarı olan kesimlerden nedense yeterli desteği görmemişti. Oysa bizim tavrımız yasaklamalara ve sansüre karşı, film, yönetmen, festival, kurum vs. ayrımı yapmadan hep aynı ve aynı kalacak. Ama nedense tavrımız AKP’nin festivaline karşı Gezi belgeseline sahip çıkmak ve yok yere kavga çıkarmak olarak algılandı, hatta bazıları tarafından ulusalcı olmakla suçlandık! Ne kadar saçma, asıl çıkarları için sansürü ve bugünü ve ilerisi görmeyenler yüzünden bu noktadayız. Altın Portakal’ın yüksek meblağlar içeren ödülleri için sansüre ses çıkarmayanları bugün aktif savunucular olarak görmek akıllandıklarını ya da bu festivalle çıkarlarının olmadığını düşündürtüyor bana! Bazı tavırlar net olmalı, her filmi, her festivali ve her sansürü kapsamalı! Bunu da buradan not düşmek istedim!</p>
<p>Şimdi gelinen noktaya bakalım, artık eser işletmesiz filmler (belgesel ve kısa) tek gösterim alanları olan festivallerde olamayacak, öyle görünüyor. Bir filmin eser işletme belgesi olması bir yapım şirketi kurması, filmine para ödeyerek belge alması ve daha birçok işlemi beraberinde getiriyor. Yani bir kısa filmci de, Cem Yılmaz da aynı koşullarda (aynı para) eser işletme belgesi alıyor ve bu hiç adil durmuyor. İki Bakanlık bu belgeyle bazı filmlere onay vermeyerek, onun önünü ta başından kesme yolunu seçiyor. Bakur anladığım kadarıyla artık ne bu belgeyi almak için bakanlığa başvurur, ne de bakanlık Bakur’a belge verir! Bu bir film için büyük haksızlık! Kürt sinemasını verdiği ödeneklerle bunca yıl destekleyen Kültür Bakanlığı’nın gerilla belgeselini yasaklaması, barış sürecini başlatan bir iktidarın böyle bir belgeselden kıllanması gerçekten de şaşkınlık verici. Seçim süreci gerçekten de</p>
<p>Eser işletme belgesini festivalden aylar öncesinden istediğini vurgulayan Bakanlık, filmin başlamasından birkaç saat önce polis göndererek filmin gösterimini yerinde engelledi. İlk tepkimiz her türlü yasağa karşı festival bu filmi göstermeliydi oldu, yani filmi durdurduklarını açıklamak yerine göstermek olmalıydı. Sonra eli kolu bağlı festivalin bunu yapamayacağını, ama bir şekilde de sansürün karşısında olacağını anladık. Emek sinemasının elimizden kayışı gibi filmlerin festivallerin elimizden kayışına da tanıklık ediyoruz şu an. Konuşmak, tepkimizi koymak, yürüyüş yapmak güzel ama sorunları çözmeye yetmiyor işte! Bütün festivallerden eser işletme belgesi alamadıkları, almadıkları vs. için çekilen belgesel ve film haberleri geliyor. Festivaller de İstanbul Film Festivali’nin yaşadığı duruma düşmemek için ya filmleri almıyor ya da yarışmaları, gösterimleri tümden fesh ediyor, yani bir anlamda kendisine otosansür uyguluyor, en kötüsü de bu!</p>
<p>Sinemamız, festivallerimiz ne yazık ki özgür değil, hep söylediğim gibi yine tekrar ediyorum. İmkan olsa da festivaller yerel yönetimlerden ve bakanlıklardan bağımsız olsa. Öyle bir imkan da yok, bakanlığın ve yerel yönetimlerin festivalleri destekleyip kendi hallerine bırakma durumları da… O yüzden acilen sinemacılar toplanıp bu konuyu konuşmalı ve bakanlıkla bir sonuca varmalı. Yoksa ortada festivaller diye bir şey kalmayacak!</p>
<p><strong>banubozdemir@gmail.com</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2015/05/24/sansurum-sansur-olsun-mu-olsun-cek-kopsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
