<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atalay Taşdiken &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/atalay-tasdiken/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Jul 2018 11:36:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Osmanlı &#8216;da sinemanın serüveni</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/07/11/osmanli-da-sinemanin-seruveni/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/07/11/osmanli-da-sinemanin-seruveni/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jul 2018 11:36:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay Taşdiken]]></category>
		<category><![CDATA[Bırakın Çocuk Oynasın]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Memet Duranoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9095</guid>

					<description><![CDATA[Bırakın Çocuk Oynasın, yazılı kaynaklarda adı geçen ama pek çok araştırmacının bile aslını görme şansına sahip olamadığı, sinema tarihimize dair arşiv filmleri, efemera, fotoğraf, gibi görsel malzemeyi izleyiciyle buluşturan bir belgesel. Kıymetli bir arşiv ve bilgi kazısı. 1895’te Fransa’da ortaya çıkan ve hemen ardından Osmanlı coğrafyasına gelen sinemanın, Osmanlı topraklarındaki serüvenini anlatan yapımın süresi 122 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bırakın Çocuk Oynasın, yazılı kaynaklarda adı geçen ama pek çok araştırmacının bile aslını görme şansına sahip olamadığı, sinema tarihimize dair arşiv filmleri, efemera, fotoğraf, gibi görsel malzemeyi izleyiciyle buluşturan bir belgesel. Kıymetli bir arşiv ve bilgi kazısı.</p>
<p>1895’te Fransa’da ortaya çıkan ve hemen ardından Osmanlı coğrafyasına gelen sinemanın, Osmanlı topraklarındaki serüvenini anlatan yapımın süresi 122 dakika. Sinemayı bu topraklarla tanıştıranlara, ilk adımlarını atanlara da bir saygı duruşu niteliğinde.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/AFIS.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-9098 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/AFIS-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/AFIS-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/AFIS-294x420.jpg 294w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/AFIS.jpg 695w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" /></a></p>
<p>Yapımcı Atalay Taşdiken. Yönetmenler Hacı Memet Duranoğlu ve Atalay Taşdiken. Kendileriyle filmleri hakkında bir söyleşi gerçekleştirmeyi ve sizlerle paylaşmayı nicedir istiyordum. Diyeceksiniz ki bu belgesel nisanda vizyondaydı ve üstünden zaman geçmedi mi? Evet doğru. Bazı yerlerde özel gösterimleri de yapıldı. Ve fakat, ve ama ; işte belgeseli belgesel yapan en önemli unsurlardan biri de bu zamansızlığı değil mi? Beni takip edenler bilirler ki sıkı sıkı gündem ve günceli takip ederek yazmıyorum. Heşle bu belgesel hepten zamansız. Her neyse… Atalay Taşdiken yeni kurmaca filminin mekan araştırması için İstanbul dışında olduğundan üçümüz bir araya gelemedik. Hacı Memet Duranoğlu ile sinemamızın başlangıç yıllarına ilişkin soruları çoğalttıkları Bırakın Çocuk Oynasın’a ve belgesel sinemya dair birazcık tatlı sert bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Bırakın çocuk oynasın belgesel film fikri nasıl doğdu? Proje nasıl gelişti?</strong></p>
<p>Ben Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Mezunuyum. Mezuniyetimden yıllar sonra alanımla ilgili yüksek lisans yaparken sevgili hocam Prof. Dr. Meral Serarslan, sinemanın Osmanlı dönemine ilişkin macerasının biraz flu kaldığı, bir takım bilgilerin çelişkili olduğu, bu dönem üzerine kapsamlı bir proje yapılabileceğini gündeme getirmişti. Bunun üzerine bir proje yazdık ve projeyi hem Türk sinemasının değerli bir yönetmeni hem de yapımcı sıfatıyla Atalay Taşdiken’e götürdük. Atalay Hoca da sağ olsun projeyi sahiplendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü de kendi olanakları çerçevesinde projeye destek kararı aldı. Bunun üzerine sinema üzerine özel bir ilgisi olan sevgili arkadaşım Saadet Özen’le konuştuk, o da bütün bilgi ve birikimiyle projeye destek vereceğini söyledi. Ve 2017 başlarında proje için uzun bir yola çıkmış olduk.</p>
<p><strong>Zengin bir arşiv kullanılmış. Arşivlere nasıl ulaştınız ve hangi koşullarla kullanım hakkı aldınız?</strong></p>
<p>Belgeselde elbette zengin bir arşiv kullanıldı.</p>
<p><strong>Elbette diyorsunuz ama ne iddialı belgeseller var arşiv konusunda ama bir bakıyorsunuz ki; 3-5 yeni görüntü bulmuş evire çevire kullanıyor bütün film boyunca….</strong></p>
<p>Ben kendi adıma yıllar yılı belgesel film yapıyorum dolayısıyla arşiv görüntüsü, belge vs. konusunda gayet antrenmanlıyız. Bu tür çalışmalarda neyi nerede bulacağımızı az çok biliriz. Ama bu proje özelinde daha da büyük bir şansımız vardı, o da Saadet Özen’in projenin içinde olması. Şöyle ki, Saadet Özen hem kamera karşısına geçip projenin sunumlarını yaptı, hem de metinlerini yazdı. Bütün bunların ötesinde Saadet’in arşiv görüntü ve belgelerine karşı özel bir ilgisi de var. Dolayısıyla özellikle uluslararası film arşivlerindeki taramalar, buralarda bulunan görüntülerle ilgili Saadet Özen’in çok büyük emek ve katkısı oldu. Ayrıca Türkiye’de de önemli arşivlerden yararlandık. Başta TSK Foto Film Merkezi Komutanlığı arşivinden yararlandık. Osmanlı son dönemi ve Milli Mücadele yıllarına ilişkin proje için önemli görüntüler verdiler bize. Ayrıca Sinema Genel Müdürlüğü’nün önemli bir arşivi var. Bu arşivden de proje için çok kıymetli görüntüler alıp kullandık. Tabi kullanım izinleri her arşive göre değişiyor. Uluslararası bir arşivden görüntü satın almak istediğinizde görüntüyü nasıl bir filmde kullanmak istediğinizden, hangi mecrada yayınlanacağına kadar değişen şartları oluyor. Biz de belgeseli göstereceğimiz alanları düşünerek ilgili arşivlerle sözleşmeler yaptık.</p>
<p><strong> </strong><strong>Filmin sinematografik diline nasıl karar verdiniz? Bu grameri oluştururken nelerden ilham aldınız?</strong></p>
<p>Belgeselin biçimine biz karar vermedik aslında, bizzat belgeselin kendisi karar verdi. Çünkü konu sessiz sinema döneminde geçen bir konuydu. Dolayısıyla o dönem sinemanın hem içerik özellikle de biçimsel olarak belli başlı şekilleri vardır. Sadece buna riayet etmek bizi sessiz sinema döneminin biçimsel özelliklerine yaklaştırdı ve ortaya böyle ara yazı formatlı bir belgesel çıktı. Belgeseli seyredenlerden özellikle filmin biçimine dair çok olumlu ve bizi sonraki işlerde cesaretlendirecek geri dönüşler aldık. O yüzden biçime karar verenler biz değil, sessiz sinema döneminin ustaları oldu desek yeridir. Bir de tabi şunu unutmamak gerekiyor, bir filmde sizin biçiminizi ele aldığınız konu belirliyor. Dolayısıyla siz bu konuda biraz duyarlı olursanız zaten öz, biçimi peşinden sürüklüyor. Burada tam da yeri gelmişken belgeselimizin hem afişini, hem izleyenlerin beğendiği o meşhur ön jeneriği yapan Harun Türkmenoğlu’nu anmamız gerekiyor. Harun Hoca, belgeselin görsel diliyle ilgili ara yazı formatlarına da imza atan kişidir. Sağ olsun, belgesel için dönemin sessiz filmlerini taradı, günümüze ve belgesele uyarlanabilecek bir çerçeve çizdi bize. Ortaya konan tasarımlar da sanıyorum izleyenlerin hoşuna gitmiştir.</p>
<p><strong>Film 6 Nisan’da vizyona girdi, 3 hafta kaldı, 149 seyirci bilet alıp filmi izledi. Bu düşük seyirci sayısını neye bağlıyorsunuz? İstanbul&#8217;daki sinema-tv bölümlerini, bu alandaki araştırmacıları, akademisyenleri ve meraklılarını toplasak 149&#8217;dan hayli hayli fazla eder oysa ki&#8230;</strong></p>
<p>Türkiye’de bir filmin vizyona girmesi piyasa koşullarından dolayı oldukça zordur. Türkiye’de bir belgeselin vizyona girmesi ise imkansız denecek düzeydedir. Piyasanın böyle olumsuz şartlar sunduğu bir zamanda ve mekanda biz belgeselimizi tek kopya ile olsa bile vizyona soktuk. Öncelikle bu önemli bir başarıdır.</p>
<p><strong>Orası kesinlikle öyle. Bunu hepimiz biliyoruz zaten. Her belgesel film vizyona girme şansına sahip olmuyor. Belgeselcilerin hepsi bu dertten muzdarip. Ta baştan olumsuz koşulları düşünerek filmini sinemada gösterme çabasına girmiyor, giremiyor bile çoğu belgeselci</strong>.</p>
<p>149 seyirciye gelince: Bu belgeseli tek bir kişi izle bile bizim için çok kıymetliydi, kaldı ki 149 biletli seyircimiz var. Bu önemli bir rakam. Hele ki onlarca kurmaca film arasında vizyona girmeyi başarmış bir belgesel için. Belgeselin ilk gösterimi ve galası Ocak ayında Salt Gala’ta da yapılmıştı. Normalde gösterim bir salonda yapılacaktı ama talep yoğunluğundan dolayı ikinci bir salon açtılar. Oturacak tek bir boş koltuk bile yoktu. Şimdi bu bilgilerden hareketle şöyle diyebiliriz: Türkiye’de elbette bir çok sinema &#8211; tv bölümü var. Elbette onlarca öğretim üyesi, yüzlerce öğrenci var… Biz bir iş yaptık ve yaptığımız işin içeriği izleyenlere konuyla ilgili gerçekten hem yeni şeyler söylüyor, hem de işin eğitici-öğretici yanı ön planda. Biz ilgili insanların yararlanabileceği bir proje yapıyoruz, bunun için bir yıldan fazla bir süre uğraşıyoruz, yerli ve yurtdışı arşivlerini tarıyoruz, Makedonya’dan Fransa’ya kadar çekimler yapıyoruz ve sonuçta ortaya bir eser koyuyoruz. Eğer ilgili kişiler gelip de bu eserin kendilerine vaat ettiklerinden yararlanmıyorsa bu bizim problemimiz değil, onların problemi. Bu araştırmacılar için de geçerli, sinema eleştirmenleri için de geçerli.</p>
<p><strong>Kısmen haklısın ama sanırım galaya gelmek daha kolay. Bir belgesel için bilet satın alıp, zaman ve çaba harcayarak gitmek zor geliyor seyirciye belkide. Nasılsa denk gelir, bir yerlerde izlerim diye mi düşünüyor? Ayrıca işin tanıtım kısmı da önemli. Bir de bu filmin izleyicisi kim? Sizi eleştirmek için söylemiyorum ama insan bir filmi en çok da seyircisi ile paylaşmak için yapar ya… Seyircisini bulmak, buluşmak ister ya… Tabii ki her seyirci tek tek kıymetlidir ya… </strong></p>
<p>Kusura bakmayın ama burada şöyle bir örnek vermek istiyorum: Bir gün bir sinema eleştirmeninden bir mail geldi. Belgeselin izleme linkini istiyor. Belgeselin İstanbul’da galası olmuş, gelip izlememiş. Belgesel birkaç hafta vizyonda kalmış gidip izlememiş, ondan sonra evinden bana mail atıyor, link istiyor. Bizim onca ekiple aylarca gece gündüz emek vererek yaptığımız bir belgeseli, beyefendi hiçbir çaba sarf etmeden bana gönderin izleyim diyor. Böyle durumlar için rahmetli İsmet Paşa’nın meşhur sözünü hatırlarım: Hadi canım sen de..!</p>
<p><strong>Filmin bundan sonraki yolculuğu ne olacak, meraklısı nasıl izleyebilir?</strong><strong> </strong></p>
<p>“Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlar olacaktır” diye bir söz vardır. Arayan her şeyi bulur efendim. Arar, bulur, mutlaka izler. Aramazsan da evde oturup link beklersin sağdan soldan.</p>
<p><strong>Anlaşılan bu mesele sizi hayli kızdırmış. Arayanlarla bir gün, bir yerde mutlaka buluşuruz diyorsunuz yani.</strong></p>
<p>Belgesel sonbaharda Malatya Film Festivali’nde görkemli bir programla seyirciyle buluşacak. Ondan sonra festivallerden ve üniversitelerden gelen taleplere göre gösterim programları belirlenecek. Bu arada şunu söylemeden geçemeyeceğim: Ben tarihin tartışılmasını severim. Tartışmak bir konuyu gündeme getirmektir, öyle ya da böyle o konuyla ilgili insanların dönüp birkaç kitaba, esere bakması demektir. Son yıllarda bu tartışmalardan hareketle önemli dönemsel diziler yapılıyor. İzlersiniz, izlemezsiniz ama sonuçta ortaya yeni konular, yeni tartışmalar, yeni ilgi alanları çıkıyor. Bu anlamda Osmanlı İmparatorluğu tarihine ilişkin ilgi revaçta. Bizim belgeselimizin konusu da Osmanlı son döneminde bu topraklara sinemanın gelmesi… İzleyen herkes belgeseldeki bilgilere şaşırdığını söylüyor, herkes belgesel hakkında övücü şeyler söylüyor, ben de diyorum ki: Osmanlı’yı seven beri gelsin… Çünkü herkesin övdüğü, izlediğinde bir çok yeni görüntüyle karşılaştığı bu belgeseli yayınlayacak bir televizyon kanalı arıyoruz. Bir televizyon kanalının bir gün içinde ne kadar gerekli gereksiz program tükettiğini hepimiz biliriz. Lafa gelince herkes belgesel izliyor… Buyurun bir belgesel var elimizde… Hem de epeyce sıkı bir belgesel… Yayınlayacak cesur kanallar arıyoruz!</p>
<p><strong>Osmanlı’yı seven beri gelsin diyorsunuz… Bu filmin Osmanlı’yı sevip sevmemekle ilgisi yok bence. Bu film bu topraklarda yaşayana herkesin Osmanlı’yı sevsin sevmesin sinema tarihimizin bir belgesi. Bence herkesi ilgilendiriyor. Bu coğrafyada yaşayan tüm milletlerin, halkların ortak tarihini, mirasını anlatan bir arşiv belgeseli. </strong><strong>Peki belgesel sizin için ne ifade ediyor. Sizin belgesel film tanımınız ne? </strong></p>
<p>Belgesel benim için bir yaşama biçimi… Eğitmenim, öğretmenim. Ondan ne zaman uzaklaşırsam cahilliğim artar, ona ne kadar yaklaşırsam cahilliğimi azaltırım. Ayrıca geçmişimdir belgesel. Hani sevdiklerim, kaybettiklerim. Sadece benim değil bütün bir ülke için. Gün gelir Sümerli bir çivi yazısı ustasına üzülürsün, gün gelir Kırşehirli usta bir zurnacıya… Kalbimiz, kaybedilmiş insanlar mezarlığıdır. Her şeyi önemli sanır toplar, saklarsınız. Okursunuz, araştırırsınız, onlarca yeni insanla tanışırsınız ama çoğu çoktan ölmüştür. İşte belgesel böyle bir şey olsa gerek. Düşünün ki, bugünlerde insanlar olabildiğince deniz kenarına, tatil köylerine gitmeye çalışıyor. Haklılar da. Ama biz önümüzdeki günlerde Bitlis’in Ahlat ilçesine gideceğiz. Niye mi? Bin yıllık bir mezarlığı çekmek için… Selçuklu Meydan Mezarlığı için… Belgesel ve belgeselci işte böyle bir şeydir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye&#8217;deki belgesel sinemayı ve belgeselcileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Eksiğimiz, fazlamız, yaptıklarımız, yapamadıklarımız… ? </strong></p>
<p>Yaşar Kemal’in İnce Memed romanının girişinde şöyle bir alıntı vardır: “Duvarın dibinde resmim aldılar / Ak kağıt üzerinde tanıyın beni”</p>
<p>Şimdi, Türkiye’de gerçek belgeselcilerin durumu biraz böyle… Maalesef lafa gelince, mikrofon uzatılınca herkes belgesel izliyor… Sanırsın ki, 80 milyonluk koca bir ülke belgesel izliyor. Normalde bu rakama Türkiye’nin televizyon kanallarının belgesel yetiştirememesi gerekiyor. Ama siz bir belgesel yapıyorsunuz bunu yayınlamak için bir Allah’ın kulu “yav arkadaş hele bir adım beri gel” demiyor. Hal böyle iken ne ben eksiğimizi söyleyeyim ne de siz fazlamızı sorun. Rahmetli Neşet Ertaş’ın deyimiyle “azımızı çoğa sayın efendim”.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/07/11/osmanli-da-sinemanin-seruveni/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atalay Taşdiken: 45 herif 525 dul avrattan gelin bulamıyor</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/06/30/atalay-tasdiken-45-herif-525-dul-avrattan-gelin-bulamiyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/06/30/atalay-tasdiken-45-herif-525-dul-avrattan-gelin-bulamiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2016 10:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay Taşdiken]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8897</guid>

					<description><![CDATA[Atalay Taşdiken&#8217;in Arama Motoru filmi vizyona girdi. Köyde geçen ve köylülerin oynadığı film oradaki yaşamın gerçeğini sinemaya uyarlıyor. Öykü gelişen toplum yapımızda hiç beklenmeyen sosyal problemleri de ortaya çıkarıyor. Atalay Taşdiken Türk sinemasında önemli bir eksikliği tamamlıyor. Sinemamızın &#8220;Köy filmleri&#8221; kavramının içini günümüzde çok daha doğru bir şekilde dolduruyor. Şimdiye kadar modern toplumun idealize ettiği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atalay Taşdiken&#8217;in Arama Motoru filmi vizyona girdi. Köyde geçen ve köylülerin oynadığı film oradaki yaşamın gerçeğini sinemaya uyarlıyor. Öykü gelişen toplum yapımızda hiç beklenmeyen sosyal problemleri de ortaya çıkarıyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Meryem-QA.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8898" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Meryem-QA-1024x579.jpg" alt="" width="696" height="394" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Meryem-QA-1024x579.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Meryem-QA-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Meryem-QA-768x434.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Meryem-QA-696x393.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Meryem-QA-1068x603.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Meryem-QA-743x420.jpg 743w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Meryem-QA-1920x1085.jpg 1920w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Atalay Taşdiken Türk sinemasında önemli bir eksikliği tamamlıyor. Sinemamızın &#8220;Köy filmleri&#8221; kavramının içini günümüzde çok daha doğru bir şekilde dolduruyor. Şimdiye kadar modern toplumun idealize ettiği kavramlar üzerinden anlatılan köy hikayeleri Taşdiken sayesinde bir gerçekliğe kavuşuyor. Evet belki Cannes&#8217;da ödül almıyor ama onun görece küçük filmleri koskoca Türk sinemasının içini dolduran damlaların belki de en büyüklerinden. Sinemacı Taşdiken&#8217;in yaptığımız sohbetle hem kendini daha iyi anlamasını hem de izleyicinin farkındalığını artırmayı amaç edindik. Bakın bakalım hedefimize ulaşmışmıyız.</p>
<p>Neden bu filmi tercih ettiniz ? Sinema yolculuğunuzda bu film aslında ne anlama geliyor ?</p>
<p>Bence anlamı şu; İnsanların kalıplara sıkışmaması. Belli kalıpların yönetmeni, belli kalıpların senaristi olmaması adına böyle birşey yaptım. Mommo, Meryem gibi yapılmış örnekler varken, övgü almış iki tane iş varken. Yine aynı yoldan, benzer anlatım dilinde işler ile devam edebilirdim. Bu daha kolaydı. Ben sinema kariyerim açısından riskli birşey yaptım. Farklı bir deneme yapmak istedim çünkü kendi sınırlarımı da denemek, kontrol etmek istedim. Bir yanıyla başka birşeyi daha var bence bu filmin. Bir filmin temel şartlarıyla ilgili farklı bir önermesi var bu yapımın. Her anlamda çekimi de, öyküsü de, biçimi de benim daha önceki yaptığım işlerden farklı bir iş oldu. Ben sadece bir sinemacı olarak değil sanatçının da mutlaka sürekli bir arayış, sürekli bir deneme, yeni şeyler peşinden koşması gerektiğini düşünüyorum ve inanıyorum. Arama Motoru da aynı bu duyguyla yapılmış bir iştir. Senaryo aşaması da şöyle oldu. Öncelikle ben aramak temasıyla bir film yapmak istedim. Bu aramak meselesi benim sürekli kafamda olan birşeydir. Aslına bakarsan aramak meselesi sadece bana ait birşey de değil. Doğuyoruz ve ölene kadar geçen yaşam sürecimizin aslında özü aramak. İnsan hayatı boyunca birşeyi arıyor. Yaşı neyi el veriyorsa, hayal gücü neyi el veriyorsa. İşte ilk okulda birşey hayal ediyoruz onun peşine takılıyoruz. Yaş ilerledikçe başka şeyler evriliyor. Bir yere geliyoruz kendimizi aramaya başlıyoruz. Göremediğimiz bir sürü şeyi arıyoruz. Sonuçta arıyoruz, arıyoruz, arıyoruz&#8230; Ömrümüz aramak ile geçiyor. Bence ömür dediğimiz şeyin özeti bir kelime ile özetlemek gerekirse, aramak. Buluyormuyuz ? Bazen buluyoruz, bazen bulduğumuzu sanıyoruz ama genel anlamda da çoğunlukla bulamıyoruz. Bazende buluyoruz ama farketmiyoruz. Dolayısıyla çok büyüleyici, beni çok etkiliyen bir meseleydi bu arama meselesi. Onunla ilgili bir film yapmak fikri doğduğunda, köyde filizlendi bu. Kadın arayan dedeler meselesi var. Çok ciddi sosyolojik bir mesele bu. Devletin çok önemli kurumlarının bununla ilgili çalışmalar yapması lazım . Sosyolojik bir sorun bu. Yaşlılar evlenemiyorlar. Evlenmekle ilgili beklentileri, yalnız kalma korkusu çünkü herkesin çocuğu gitmiş gurbette. İşte herkesin kendi hayatı var. Onların yanına gitmek istemiyorlar ve kendi başlarına da kalmak istemiyorlar ama evlenemiyorlar. Bu yakın bir dönemde problem haline gelmiş çünkü artık devlet, kocası ölen kadınlara maaş bağlamış. Dolayısıyla da artık kadınlar benim maaşım var neden koca kahrı çekeyim diyerek evlenmiyorlar. Mesela bu filmi çekmeye giderken benim Meryem filmini çektiğim Akşehir de mola verdik. Oranın tarihi bir helvacısı vardır. Orada oturduk birşeyler atıştıralım diye. Tanışıklar; Napıyorsun, nereye gidiyorsan gibi sorular sordular. Dedim köye gidiyoruz ekip ile film çekmeye. Orada da bir tane yaşlı amca oturuyor, kulak verdi dinliyor. Hikayesi nedir filmin diye sordu helvacı amca. Dedim ya işte böyle bir arama hikayesi birileri birşeyler arıyor. Bir dede kadın arıyor evlenmek için filan dedim. Oradan dinleyen adam; Oğlum sen ne güzel birşey yapıyorsun, bizim derdimiz çok büyük, nereden akıl ettin sen bunu dedi, sonra geldi yanımıza oturdu, &#8220;Valla geçen akşam oturdum elime bi kağıt kalem aldım. Kaç tane dul avrat var diye benim çevremde. Yazdım, 525 tane dul avrat listesi çıkardım. 45 tane de dul herif listesi çıkardım. Fakat 45 herif 525 avrattan kulp alamıyoruz&#8221; dedi. Hükümeti de epey bi kalayladı bunun yüzünden. Bu aramak meselesiyle ilgili nereden çıktı derseniz. İlki bu kadın arayan dedelerin meselesi. Tabiki aramanın da bugünkü karşılığını koymadan olmaz dedik. Bir arama motoru, bir internet. O geçmişteki aramak kavramı ile bugünkü kolaycılığı kıyaslayan ironik bir gönderme yapan bir senaryo şekline dönüştü. Bitmiş bir senaryoyla da çekmedik filmi. Ben gelişmiş bir tretmanla çektim. Çünkü sahneleri oyunculara bire bir diyaloglarla yaptırmanın mümkün olmadığını biliyordum. Oyuncu değil bunlar, köylüler. Musa amca bak şimdi bu şunu diyecek sonra sen bunu diyeceksin o onu diyecek filan gibi bir meseleye girseydim. Biliyordum ki bu film çekilemezdi. Çok geliştirilmiş bir tretmanla çektim filmi. Her sahneyi oyunculara sahnede ne olması gerektiğini ve anahtar diyalogları verdim. Sonrasında onlar kendi sözleriyle doğaçlama yaptılar. Senaryo öykümüz de böyle oluştu.</p>
<p>Hiç profesyonel oyuncu olmaması ve özellikle oradaki gönüllüleri kullandınız. Bunun sinemasal anlamda da riskleri var. Neden böyle birşey tercih ettiniz ?</p>
<p>Biraz bu benim kişisel seçimim oldu. Yakınımdaki arkadaşlarımın birçoğu da şöyle söylediler. 7-8 tane ana karakter var. Onları İstanbul daki iyi oyunculardan seç, götür. Diğerlerini köyden oynat gibisinden. O zamanda doku uyuşmazlığı oluyor. O kadar belirgin, o kadar sırıtan bir durum oluyor ki. Onu da istemedim. Aslında bir risk aldım. Olmayabilirdi ama filmde olan kahramanlar aslında neredeyse kendi öykülerini oynuyorlar. O çok büyük bir avantajdı. Bir şey oynamaları gerekmiyordu, tek mesele vardı. Sahicilik, samimiyet duygusunu yakalayabilmek. Zaman zaman çekimlerde oyunculuk reflekslerine büründükleri oluyor. Kamera önüne geçince. Onu kırabildiğimiz ölçüde çok iyi bir netice çıktı ortaya. Dediğim gibi tamamen kişisel bir tercih. Köylülerle yapmak meselesi. Oyuncularla da yapılabilirdi. Ben hala aynı kanaatteyim. O film bu film olmazdı.</p>
<p>Sinemamızda çekilmiş birçok köy filmi var fakat bunlar aslında kentleşmiş insanın idealize ettiği duygular ve fikirler üzerinden anlatılır. Toprak paylaşımı, ezilen amele, törenin ne kadar kötü olduğu. Sizin konularınız ise gerçekten köy hayatını anlaıyor. Köy edebiyatını, köy halkını. Yani köy filmi diyorsak sizin yaptığınız filmlerden bahsedebiliriz. Bunu bir sinema dili olarak algılayabilirmiyiz ?</p>
<p>Kesin olarak bir sinema dilidir bu. Tespitte çok doğru. Ben daha önce bir kaç yerde de bahsettim. Aslında Arama Motoru&#8217;nun Mommo Kız Kardeşim&#8217;den çok büyük bir farkı yok. Bir tanesi bize içimizi sızlatan bir hikayeye tanıklık ettiriyor. Burada da aynı coğrafyanın insanlarının eğlence anlayışını, mizahını anlatıyor. Aslında bir sinema dilidir bu ve çok yakın akrabalığı vardır. Meryem&#8217;in de, Mommo&#8217;nun da, Arama Motoru&#8217;nun da. İlk bakışta &#8220;Siz dram filmleri çekiyordunuz artık komedi mi çekiyorsunuz gibi bir algı var.&#8221; Bence öyle değil.</p>
<p>Filmi nasıl kategorize ederiz. Gişe filmi mi diyebiliriz? Daha bağımsız bir film mi diyebiliriz ? Ne diyebiliriz film için ?</p>
<p>Çok zor. Ne denilebilir. Kategorize etmek çok zor ama şunu söyleyebilirim. Seyircinin çok seveceği bir film bu. Gişe filmi değil. Artık alıştığımız tırnak içinde komedi filmi sululuğu, insan zekasına hakaret derecesinde ki anlatım biçimlerinin dışında bambaşka bir yerde. Bir anlamda gişe filmi de diyebiliriz aslında. Bakıldığı zaman alıştığımız kalıplarda ki, gişe kalıpları ya da cazibesi yok gibi duruyor ama izleyen herkesin mutlaka birbirine tavsiye edeceği, mutlaka gidin seyredin diyeceği türden bir film olacak. Belkide başka türlü bir film yapma biçimini, insanları umutlandıracak bir kapıyı da açabilir.</p>
<p>Anadolu Edebiyatı&#8217;nın kökü aslında Allah&#8217;ı aramaktır. Filminizin kökünde de aramak kavramı var. Bu anlamda kendinizi biraz Anadolu ozanlarıyla benzeştirebiliyor musunuz ?</p>
<p>Olabilir. Çok yakın bir sürede de. Neşet Ertaş belgeseli yaptım. Çok sevdiğim çocukluğumdan beri çok etkilendiğim birisiyidi zaten Neşet Ertaş. Belgeselini yapmaya giriştiğimde çok daha iyi tanıma şansım oldu ve çok etkilendim. Ozanlıkta beni çok etkileyen bir şey. Karacaoğlan dan tut Veysel&#8217;e kadar. Hepsi çok etkilemiştir beni. Belki benim Anadolu ile ilgili bir şeyler yapma hevesim. Onlardan aşılanmış bir şey de olabilir. Sevdam hep oraya dair bir şeyler söylemek üzerine.</p>
<p>Neşet Ertaş belgeseli çok az seyredildi. Bunu anlamakta biraz zorlanıyorum. Neşet Ertaş özellikle belirli yaş dönemi için herkesin çok sevdiği bir isim. Efsaneleştirdiği bir isim. Onun adına bir belgesel yapılıyor fakat seyircinin buna bir eğilimi yok. Bunu nasıl açıklıyorsunuz ?</p>
<p>Açıklıyamıyorum. Şöyle söyleyim. Kırşehir&#8217;de bir hafta sinema da gösterildi 57 kişi izlemiş. Ben açıklıyamıyorum. Bunu açıklayacak bir fikrim yok.</p>
<p>Filmlerinizde de bir belgesel tadı var. Momo&#8217;da zaten bir gerçek hikayeydi oradan gidiyordu. Bu belgeselle kurmaca film arasında gidip gelmeniz nasıl bir yolculuk bu ?</p>
<p>Belgesel benim çok sevdiğim zaman zaman da yapmaktan çok keyif aldığım bir şey. Sadece belgeselle ve sinemayla ilgili değil biraz da insanın hayata bakışıyla da ilgili bu. Sahicilik, samimiyet ve gerçeklik duygusu benim birebir insani ilişkilerimde de birincil kriterim. Dolayısıyla yaptığım işlerde de en temel kriterim bu. İnandırıcılık, sahicilik, samimiyet bunları çok önemsiyorum. Bu da tabi bir belgesel anlayışı. Sinemayla ikisi arasında git gel duygusu yaşatan şey işte bu 3 temel kriter. Hem belgeselci, hem de sinemacı yanımız oradan besleniyor demek ki.</p>
<p>Meryem filmi röportajı için gelmiştim yine. Bu filmi anlatıyordunuz bana, komedi yapıcam çok garip olacak diye. Filmlerinizi yapıyorsunuz ve o proje oluyor. Bu bir sinemacı için zor bir şey değil mi ? Bu kadar projelendirdiği filmi, filme çekebilmek ?</p>
<p>Evet bu ülkede zor ama bana nasip oldu şu ana kadar. Şimdi bu filmin vizyon hikayesi tamamlandıktan sonra Eylül sonu Ekim gibi yeni bir film yapma fikrim var. İnşallah bir sonraki röportajda da aynı şeyi söylersin. Arama Motoru&#8217;na geldiğimzde de onu bahsetmiştin diye. Bu güne kadar hayal edip, öyküsünü yazdığım, çekmeye niyetlendiğim filmleri çekmek hep nasip oldu. İnşallah buda nasip olur. Zor bir şey tabi herkesin olucak diye bir durumu yok bu ülkede. Bildiğimiz arkadaşlar var 10 yıl bir projeyi yapmak için uğraşıp artık alay konusu olduklarını biliyoruz. Bir sonraki proje. Bir anne hikayesi yazıyorum. Günümüz insanının bir panoramasını, iyi kötü kavramının dışında hayatın bize dayattığı şeyler. Bir annenin evlatlarının yanına sığınamaması hikayesini yazıyorum. Artık yaşadığımız çağ öyle bir şeyki kimse kötü değil ama malesef hayat çizgisi başka bir yere gittiği zaman hiçbirşey eskisi gibi olmuyor.</p>
<p>Söz konusu bu kadar Anadolu&#8217;ya yakınsınız. Bu kadar Anadolu hayatının içindesiniz ve bunları anlatıyorsunuz. Türk toplumunun da önünde aslında iki tane tercih var. Biri modern şehir hayatı, diğeri de köydeki töre hayatı. Bunların ikisininde dezavantajları var. Özellikle anneler, babalar söz konusu olduğunda burada bir yaşlılar yurdunda kalmak modern hayatın getirisiyse, orada anne, babanın çocuğunun yanında kalması o köy toplumunun getirisi. Sizin burada tavrınız nasıl? Filmlerinizde bu konuda özellikle bir yeri işaret ediyormusunuz ? Yoksa bazı yerleri belirleyip seyirciye mi bırakıyorsunuz ?</p>
<p>Ben seyirciyi bir yere yönlendirmiyorum, öyle bir çaba içerisinde değilim. Sadece yapmaya çalıştığım şey şu. Ben Anadolu&#8217;nun sinemada gerektiği doğrulukta anlatılmadığını düşünüyorum. Köy filmi denilen şeyin aslında genel anlamda köyü dekor olarak kullanan köyde geçen filmler olarak algılıyorum. Birincisi bu Anadolu&#8217;yu sinemada gerektiği doğrulukta anlatmak. Çünkü ben oralarda büyüdüm, oraların kültürüyle var oldum. Buradan da seyirciye bir şey söylemek istemiyorum. Köy kültürünün güzellemesini de yapmıyorum. Mesela Meryem&#8217;de de, Mommo&#8217;da da aslında köyün sahici bir yanı varken yaralayıcı, insanın hayatını zorlaştırıcı bölümleride var. Bir yanıyla da zannedildiği gibi köy insanının çok sıkıcı bir hayat yaşadığıını, aslında hep şehire kaçmak derdinde olduğunu, bir fırsat bulsa herkesin bir yere kaçacağı gibi bir algınında son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Bunu da anlatmaya çalışıyorum. O insanlar orada da mutlular. Elbet şehire gidende var, dönende var. Seyirciye bir köy güzellemesi yapmak gibi bir meselem yok sadece oraları olabildiğince doğru anlatmak, o kültürü de bir şekilde geleceğe aktarıcak eserler yapmak derdim.</p>
<p>Bu filmle ilgili benim size sormadığım ama sizin izleyiciye söylemek istediğiniz neler var ?</p>
<p>Arama Motoru filmi ile beraber çektiğimiz bir filmimiz daha var. O filmin adı da; Bir Filmi Aramak. Bu filmin İstanbul&#8217;dan yola çıktığımız andan itibaren çekim sürecini anlatan bir film. Arama Motorunun vizyon sürecinden sonra o filmi de seyirciyle buluşuturacağız. Bilmiyorum belki sinemada olurmu, sinemada olmazsa bile DVD&#8217;de insanlara onu ulaştıracağız. 80 dakikalık bir film. Onun ben sinema yapmak isteyen insanlar için, sinema okuyan öğrenciler için çok değerli bir kaynak olacağını düşünüyorum. Film çekmenin hem zor yanını, hem eğlenceli yanını anlatacak, farklı bir yapım metodu için de örnek olabilecek. &#8220;Evet ya bizde film yapabiliriz&#8221; motivasyonu verecek bir yapım oldu. Onu da ek olarak söyleyelim. Belki film vizyona girdiğinde bir iki salonda iki film birden kuşağı yapmayı düşünüyorum. Arama Motoru&#8217;nun arkasından Bir Filmi Aramak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/06/30/atalay-tasdiken-45-herif-525-dul-avrattan-gelin-bulamiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
