<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aslı Özge &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/tag/asli-ozge/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Apr 2024 06:02:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Filmlerin vicdanıyla hesaplaşmak!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2024/04/29/filmlerin-vicdaniyla-hesaplasmak/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2024/04/29/filmlerin-vicdaniyla-hesaplasmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Apr 2024 15:19:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[43. İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Özge]]></category>
		<category><![CDATA[Bildiğin Gibi Değil]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk]]></category>
		<category><![CDATA[Hazal Türesan]]></category>
		<category><![CDATA[Ozan Yoleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selman Nacar]]></category>
		<category><![CDATA[Tereddüt Çizgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Vuslat Saraçoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=25072</guid>

					<description><![CDATA[Evet geldik bir festivalin daha sonuna… 43. kez düzenlenen İstanbul Film Festivali yine az da olsa bir aksiyon dalgası yaratmaya başardı, ama en azından biz basın mensupları için gelenekselleşen bazı aktivitelerden yoksun kalmanın hüznünü de yaşatmadı değil. Mesela tekne gezisi, Köprüde Buluşmalar’ın Cezayir Lokantası’nda her akşamüstü düzenlenen buluşma kokteylleri, Litera’da yapılan brunchlar ve Aksanat’ın cafesinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evet geldik bir festivalin daha sonuna… 43. kez düzenlenen İstanbul Film Festivali yine az da olsa bir aksiyon dalgası yaratmaya başardı, ama en azından biz basın mensupları için gelenekselleşen bazı aktivitelerden yoksun kalmanın hüznünü de yaşatmadı değil. Mesela tekne gezisi, Köprüde Buluşmalar’ın Cezayir Lokantası’nda her akşamüstü düzenlenen buluşma kokteylleri, Litera’da yapılan brunchlar ve Aksanat’ın cafesinde kamp kurduğumuz eğlenceli zamanlar… Bu sene basın mensupları, sinema yazarları ve festivalde filmleri olan yönetmenler Pera Müzesi salonunda yapılan gösterimleri takip etti daha çok, arada listenin dışına çıkıp farklı salonların yolunu tutmaya çalıştık.</p>
<p>Gelelim filmlere ve sonuçlara… On filmlik ulusal yarışmada bir tek Ozan Yoleri imzalı Başlangıçlar’ı izleyemedim…  Jüri diğer ödüller içerisinde sadece En İyi Görüntü Yönetimi’yle ödüllendirdiği Nehir Tuna imzalı Yurt filmini en iyi film seçti. Nehir Tuna’yı kısa filmlerinden tanıyorum, hatta kendisiyle röportaj yapmıştık… Yurt doksanlı yılların laik kesimiyle dini kesimin çatışması üzerinden bir cemaat yurdunda yaşananları anlatıyor. O zamanlar ülke liberal bakış açısıyla (Süleyman Demirel kabinesi) yönetiliyordu ve türban davası büyük bir sorun teşkil ediyordu. Şimdi ise siyasal İslamcı bir bakış açısıyla yönetiliyoruz ve cemaat yurtlarında daha beter şeyler yaşanıyor. Bir tek cemaat yurt ve okulları daha bağlantılı hale geldi. Tuna 90’lı yıllarda babasının zoruyla kaldığı cemaat yurdunda zorlanan, kimliğini gizlemek zorunda kalan ve en iyi arkadaşı olarak kabul ettiği Hakan’ın gizemleri arasında bir denge kurmaya çalışan, ergenliğin verdiği cesaretini yurtta bir hayli bastıran Ahmet’i anlatıyor. Siyah beyaz çekimler, klostrofobik ortamlarda o bastırılmışlığı hissettirmeye çalışan yönetmen, özgürlük algısını da çayır çimen, deniz, göl ve bir hesaplaşmanın gölgesinde cinsel tacize kadar uzandırıyor. Bu anlamda cesur, biraz kafası karışık ama gerçeğe dönük bir bakış açısı sunduğunu söyleyebiliriz. Zaten o dönemde bile isteye yanlış yönlendirmelerle yapılan laiklik algısının baskısı sonucunda, bugün bu baskıları ve siyasal islamın dayatmalarını mı yaşamıyor muyuz?</p>
<p>Tereddüt Çizgisi filmiyle En İyi yönetmen ödülünü kazanan ise Selman Nacar oluyor. Filmin vicdan, hırs duygularını ve erkek egemen algının kadına bakışı gibi olgularını başarıyla kullanan Nacar, o çizgiyi dolaylı yollardan olsa da seyirciye aktarmayı başarıyor.  Avukat Canan’ın kendi vicdanıyla yüzleşme şekliyle seyircinin de vicdanına sızan, bir cinayet zanlısını savunma şekliyle kendi yaşamının dengesini korumaya çalışan bir kadının açmazlarına el veren bir hikaye olmuş. Canan’ı makineye bağlı yaşayan annesinin yaşam hakkını savunurken gördüğümüz için davasını aldığı Musa’nın davasını da ısrarla savunduğuna ikna oluyoruz. Bir yandan Musa hapse geri döndüğü takdirde intihar edeceğini söyleyerek Canan’ı başka bir kayıp duygusunun vicdanıyla baş başa bırakıyor. Bu davayı kazanmak için varını yoğunu ortaya koyan Canan’ın kendini aşan ısrarını anlamak da tereddüt etsek de olayların birbirine bağlanış şekli tatmin edici bir zeminde birleşiyor.</p>
<p>Gelelim Vuslat Saraçoğlu imzalı Bildiğin Gibi Değil filmine… Üç kardeşin yıllar sonra baba ocağında buluşma hikayesini anlatan film, taşranın sıkıntılı, depresif yüzünün aksine gayet matrak, aydınlık bir yüzüyle bizi karşılıyor. Karakterlerin kimyası o kadar iyi tutmuş ki hikaye başarılı bir şekilde akıyor. Tahsin taşrada kalıp orada yaşamayı tercih etmiş, Yasin daha bohem bir hayatın kollarına atılmış, bir kitap çıkarmış. Remziye ise şehirde yaşayan ama taşra kalıplarından pek de çıkamamış bir karakteri canlandırıyor. Filmde kardeşler arasında yaşanan çatışma, kavga ve sevgi anları o kadar sahicilik barındıyor ki, filme ilk andan itibaren ısınıyorsunuz, o yüzden sonundaki yapıştırmaya gerek var mıydı diye düşünmeden edemedim. Remziye’nin hırçınlıklarına, dengesiz yanına böyle bir açılım yapılamasa da sakil durmazdı gibime geliyor. Onu da öyle kabul ederdik. J Filmde Tahsin ve Yasin’e hayat veren Serdar Orçin ve Alican Yücesoy en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandılar, sonuna kadar hak ettiler de zaten. Bence Remziye’yi oynayan Hazal Türesan’da çok iyiydi, belki en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanan Tülin Özen’le ödülü paylaşabilirdi.</p>
<p>Festivalde yarışan on filmin altı tanesi ilk film imzası taşıyordu, bu altı film aynı zamanda Seyfi Teoman ilk film ödülü için de yarıştı. Burada Sinan Kesova Büyük Kuşatma filmiyle En İyi İlk Film ödülünün sahibi oldu. Büyük Kuşatma yaşlı bir adamın karısının kaybından sonra yaşadığı boşluğu anlatıyor. Her şeye kuşkuyla yaklaşan adam oğlu ve onun sevgilisine karşı gayet ahlakçı yaklaşıyor, bir yandan da evinde çalışan yabancı kadına o denli vicdanlı davranıyor. Film boyunca bu kafa karışıklığı devam ediyor. Film bu anlamda karakter öznelinde kafa karıştırsa da, farklı ve başarılı bir senaryo dengesi kurduğunu söylemek mümkün.</p>
<p>Bu arada ulusal yarışmanın jüri başkanı olan Aslı Özge’nin Uluslararası Yarışma’da Altın Lale için yarışan Faruk filmi de dikkate değer bir filmdi. Belgeselle kurmacayı iyi harman eden Özge bu kez babasının kentsel dönüşüm sonucu yaşadığı ev değiştirme sürecini bize anlatıyor. Kurmaca ve gerçekliğin birbirine karıştığı hikayede akıllarda filmin sonunda yapılıp yapılmadığını bilmediğimiz bir detay soru işareti kalıyor.</p>
<p>Uluslararası Yarışma’da izlediğim filmler ödül kazanmadı, o yüzden onlarla ilgili yazamıyorum fakat birkaç filmden gözlemlediğim, ergenlik ve cinsellik dengesinin filmlerde bir yer teşkil ettiği. Özellikle de Afrika, İran, Hindistan gibi ülkeler bu meseleyle fantastik ya da gerçekçi kalıplarla yüzleşiyor ve ortaya farklı örnekler çıkmış… Kısa filmleri ve belgeselleri zaten boş geçmiyorum, mutlaka bir röportaj ya da yazılarla dikkat çekmeye çalışıyorum. Onlara da kısa zamanda sıra gelecek…</p>
<p>Festivaller şehrin havasını değiştiren, insanları buluşturan, duruma göre izlediğimiz filmlerden tatmin olduğumuz ya da umduğumuzu bulamadığımız geniş bir yol sunuyor. Özellikle yerli sinema heyecanının her daim ön planda olduğu festivallerimizde daha fazla nitelikli, heyecan verici, ülkeye dair meselelerin ön planda olduğu filmler bekliyoruz…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2024/04/29/filmlerin-vicdaniyla-hesaplasmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmeliyetçi ve Karakteristik Bir Yönetmen: Aslı Özge</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/mukemmeliyetci-ve-karakteristik-bir-yonetmen-asli-ozge/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/mukemmeliyetci-ve-karakteristik-bir-yonetmen-asli-ozge/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil İbrahim Sağlam]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 09:20:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Özge]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İbrahim Sağlam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9207</guid>

					<description><![CDATA[Aslı Özge, mükemmeliyetçi tutumuyla ve sinematografik kaliteye önem vermesiyle Türk sineması içerisinde farkını hissettiren bir yönetmen. Türkiye’nin popüler sorunlarına sırtına dayayarak meselesi üzerinden ödül avcılığı kovalayan birçok yönetmene kıyasla içerik kadar sinemanın görsel yapısı üzerine de kafa yorulmuş, yoğun bir ön çalışma yapılmış, detaycı, gözlemci ve kontrolün yönetmende olduğunu her anında hissettiren filmler yapan Özge, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aslı Özge, mükemmeliyetçi tutumuyla ve sinematografik kaliteye önem vermesiyle Türk sineması içerisinde farkını hissettiren bir yönetmen. Türkiye’nin popüler sorunlarına sırtına dayayarak meselesi üzerinden ödül avcılığı kovalayan birçok yönetmene kıyasla içerik kadar sinemanın görsel yapısı üzerine de kafa yorulmuş, yoğun bir ön çalışma yapılmış, detaycı, gözlemci ve kontrolün yönetmende olduğunu her anında hissettiren filmler yapan Özge, üç filminin de görüntü yönetmeni olan Emre Erkmen’le birlikte en az Nuri Bilge Ceylan – Gökhan Tiryaki ikilisi kadar karakteristik bir sinema diline sahip.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Asli-Özge-Regisseurin.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9208" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Asli-Özge-Regisseurin-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Asli-Özge-Regisseurin-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Asli-Özge-Regisseurin-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Asli-Özge-Regisseurin-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Asli-Özge-Regisseurin-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Asli-Özge-Regisseurin-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Asli-Özge-Regisseurin-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Asli-Özge-Regisseurin.jpg 1408w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>2009’da İstanbul, Adana ve Ankara film festivallerinden en iyi film ödülüyle dönen Köprüdekiler ile çıkış yapan, 2013’te İstanbul Film Festivali’nde en iyi yönetmen ve en iyi görüntü yönetmeni(Emre Erkmen) ödülü alarak başarısını devam ettiren yönetmenin yeni filmi Auf Einmal, 14 Ekim 2016’da Türkiye’de vizyona girecek. Festival izleyicisinin Nisan ayında İstanbul Film Festivali kapsamında izlediği Auf Einmal, festivalin “Uluslararası Yarışma” bölümünden FIPRESCI, Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünden ise yüksek artistik kalitesi gerekçesiyle “Label Europa Cinemas” ödülüne layık görülmüştü.</p>
<p>Uzun yıllardır hem İstanbul’da hem de Berlin’de yaşayan Özge’nin son filmi Auf Einmal, bu sefer Almanya’da geçiyor. Köprüdekiler’de alt sınıfı, Hayatboyu’nda ise üst sınıfı mercek altına alan Özge, Auf Einmal’da orta-üst sınıfı anlatıyor. Sinemamızda Deniz Gamze Ergüven’in Mustang’iyle başlayıp Hiner Saleem’in Dar Elbise’siyle devam eden ve ne yazık ki daha çok göreceğimize inandığım “film çektiği ülkeyi tanıyamama” sorunsalı ise elbette Özge’nin filmi için geçerli değil. Aksine Özge’nin bir röportajında söylediği şu cümlelerin “başka bir ülke hakkında film çekmek” isteyen her yönetmene defalarca altı çizilerek okutturulması şart: “Berlin ve İstanbul arasında uzun yıllardır sık gidip geliyorum. Ancak bir ülkede film çekebilmek için o ülkenin iç dinamiklerini, sistemini, kurumlarını, insanlarını iyi tanımak gerekiyor. Özellikle sistemi eleştiriyorsanız ve o toplum adına bir şeyler söylemek istiyorsanız oraya hakim olmak gerekiyor.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Köprüdekiler (2009)</strong></p>
<p>Köprüdekiler, İstanbul’un varoşlarında oturan ve her gün Boğaziçi Köprüsü’ndeki trafik sıkışıklığı arasında farkında olmadan hayatları kesişen çiçek satıcısı Fikret, dolmuş şoförü Umut ve trafik polisi Murat’ın hayallerine, umutlarına, isteklerine, maddi ve manevi çıkışsızlıklarına dair bir hikaye. Aslı Özge’nin filmin yapımına belgesel olarak başladığı ama daha sonra projeyi kurmacaya çevirdiği film, polis karakteri haricinde (Emniyet Müdürlüğü’nden izin çıkmaması sonucu) diğerlerinin kendi hayatlarını oynaması , Emre Erkmen’in hayatın sıradanlığı içerisinde tüm detaylara hakim el kamerası, Özge’nin hayatında ilk defa oyunculuk yapan kişilerden çıkardığı doğal ve gerçekçi oyuncu yönetimi gibi detaylarla benzerlerinden farklılaşan ve derinleşen bir yapıya sahip. Belgesel tavrıyla çekilen kurmaca bir film olan Köprüdekiler’de üç hikayenin Alejandro Gonzalez Inarritu filmleri gibi birbirine bağlanacak hissiyatı yaratıp bunu yapmaması karakterlerin şehirdeki yalnızlıklarının altını daha net çiziyor. Neticede başka bir yönetmen muhtemelen hikayenin finalini dolmuş şoförünün çiçekçiye çarpması ve trafik polisinin olay yerine gelmesi şeklinde bitiririrdi ama hikaye aynı zaman – mekanı paylaşan karakterlerin hayatın akışı içerisinde sistemin sınırlarına çarpmaları ve kendi sınırlarını tanımaları üzerine. Bu yüzden film bittiğinde çiçekçinin hayatının sonuna kadar çiçekçilik yapacağını ve gezmek istediği her mekanda hırsız damgası yiyeceğini, dolmuş şoförünün karısıyla hiçbir zaman arzu ettiği eve çıkamayacağını, polisin tatilde anca köyüne, özlediği annesinin yanına döneceğini biliyoruz. Çünkü karakterlerin olanakları ve sınırları ötesine imkan tanımayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hayatboyu (2013)</strong></p>
<p>Aslı Özge, ilk filminde ele aldığı maddi sıkıntılar ve eğitimsizlik yüzünden hayatlarında bir çıkışsızlık yaşayan alt sınıftaki insanların hikayesini, Hayatboyu’nda steril ve mükemmeliyetçi hayatları içerisinde çoktan boğulmuş olmalarına rağmen birbirlerini terk etmemek için bahaneler üreten üst sınıftan modern bir çiftin çıkışsızlığına transfer ediyor. Hikaye farklı, sosyal sınıflar arasında uçurumlar var ama insanların içinde bulunduğu tıkanıklık ve ayakta kalma mücadelesi “hayatboyu” devam ediyor. Gri ve mavi tonların yoğunlukta olduğu bir renk skalası eşliğinde metalin ve camların her köşesini kapladığı, minimalist bir tasarımla döşenmiş dar odaları ve merdivenleriyle dolu bir evde yaşayan, 50’li yaşlardaki evli iki karakterin hikayesini anlatan Hayatboyu’nda tasarımı üzerine bu kadar düşünülmüş ve özenilmiş olan ev, bir nevi film içindeki üçüncü ana karakter konumuna yerleşiyor. Çiftin arasındaki klostrofobik ilişkiyi sonuna dek hissettiren evin mimari yapısı, ikilinin birbirinden daha kolay saklanmasına ve sorunlarını görmezden gelmesine olanak sağlıyor. Evin içerisinde yoğun şekilde bulunan camlar ise izleyinin içeriyi röntgenlemesi için tasarlanmış gibi gözüküyor. Zaten Erkmen’in oldukça detaylı ve hesaplı, sanatla doğrudan ilişki kuran sinematografik tercihleri, mimar ve ressam olan çiftimizin sanatsal algılarına, zevklerine, renklerine ve bakış açılarına göre şekilleniyor. Mükemmeliyetçi bir şekilde tasarlanmış evde mükemmel bir hayat süremeyen çiftin yaşadığı sıkışmışlık hissini yaratan dar açılı objektif kullanımı, ana karakterin deprem bölgesi Van’a gitmesiyle birlikte yerini çoğunlukla geniş açılı objektiflere bırakıyor. Kameranın pan ve tilt haricinde herhangi bir hareket yapmaması, her biri özenle seçilmiş sabit ve uzun planlardan oluşması, olayları sadece gözlemci olarak izlememize olanak sağlıyor. Karakterlerin kırılma anını simgeleyen deprem sahnesinde olduğu gibi onların yaşamadığı, görmediği, duymadığı, hissetmediği hiçbir şeyi izleyicinin deneyimlemesine izin vermiyor yönetmen. Köprüdekiler’in tam zıttı. Böylelikle Özge’nin Köprüdekiler’deki “Ömür boyu çiçekçilik mi yapacaksın?”dan Hayatboyu’nda “Avokado aldın mı?”ya varan yaşamların zıtlığından birbirini tamamlayan bir İstanbul portresi ortaya çıkıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Auf Einmal (2016)</strong></p>
<p>Üçüncü filmi Ansızın / Auf Einmal’ı Almanya’da, Almanca ve Alman oyuncularla çeken Özge, bir parti sonrasında son misafiri beklenmedik bir şekilde ölen ve polisin gözünde şüpheli şahıs durumuna düşen Karsten’ın giderek yalnız bırakılmasını ve buna bağlı olarak dönüşümünü orta-üst sınıfa dair eleştiriler getirerek anlatıyor. İlk yarısındaki pasifliği ve ikinci yarısındaki aktifliği aynı derecede sinir bozucu olan anti-karakter Karsten’in içsel yolcuğunu bir nevi Hamlet öyküsü olarak okumak mümkün. Tıpkı Hamlet gibi güçlü bir babanın oğlu olarak konformist bir hayat yaşayan Karsten’in başına gelen olaylarla birlikte çevresindeki insanların iki yüzlülüğüne şahit olmasına aktifle pasifin, güçlüyle güçsüzün yer değiştirdiği bir kurgu çerçevesinde tanık oluyoruz. Alman orta-üst sınıf bir aileyle işçi sınıfından gelen Rus bir ailenin karşı karşıya geldiği hikayede statükonun, egonun, sistemin insanları nasıl değiştirdiğini gözlemlerken Erkmen’in kırmızı, sarı ve kahverengi tonları arasında seyreden sinematografik çalışmasının zirvesine şahit oluyoruz. Öyle ki, filmin Berlin’de “yüksek artistik kalitesi” sebebiyle kazandığı “Label Europa Cinemas” ödülünün ne olduğunu bilmesek bile filmi izledikten sonra ödülün veriliş sebebini çok net anlıyoruz. Hayatboyu’nda ana karakterin kırılma anını simgeleyen deprem sahnesi ise burada yerini Karsten’in etrafı dağlarla çevrili alanda Alman bayrağının bulunduğu zirveye çıkması ve ardından kendini ormanlık alana kapatması olarak vuku buluyor. Hikayeyi başta Türkiye’de çekmeyi düşünen ama sonra Almanya’da çekmeye karar kılan Özge, böylelikle gücün, statükonun, baskıların, ötekileştirmenin evrenselliğine de dikkat çekmiş oluyor. Üstelik bunu öyle sinema dili yüksek bir anlatımla gerçekleştiriyor ki, teklif geldiği takdirde birinci sınıf Hollywood prodüksiyonu yönetebilecek kalibrede bir yönetmen olduğunu gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Halil İbrahim Sağlam</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/10/12/mukemmeliyetci-ve-karakteristik-bir-yonetmen-asli-ozge/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aslı Özge’nin İstanbul-Berlin Ekspresi</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2016/01/06/asli-ozgenin-istanbul-berlin-ekspresi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2016/01/06/asli-ozgenin-istanbul-berlin-ekspresi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Didem Peker Başaran]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2016 18:15:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Özge]]></category>
		<category><![CDATA[DİDEM PEKER BAŞARAN]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8442</guid>

					<description><![CDATA[‘Eski bölümleri dizildiğinde ‘’eşit olarak dağıtılan kesintili tabiat hizmetiyle her kısmına ayrı karışan başarı enzimi’’ müsrif bir tarif mi olur, çok mu siyah-beyaz? Aynı ikilinin kendiğilinden doğan davetsiz grisi de sığışırsa içine… Kalabalık olurlarsa tam tamına üç renk… iki ülke oluştururlar mı voltran gücünde ? Daha da grisi, veda ve karşılama komitesinin tek ihtiyacı olan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘Eski bölümleri dizildiğinde <em>‘’eşit olarak dağıtılan kesintili tabiat hizmetiyle her kısmına ayrı karışan başarı enzimi’’</em> müsrif bir tarif mi olur, çok mu siyah-beyaz? Aynı ikilinin kendiğilinden doğan davetsiz grisi de sığışırsa içine… Kalabalık olurlarsa tam tamına üç renk… iki ülke oluştururlar mı voltran gücünde ? Daha da grisi, veda ve karşılama komitesinin tek ihtiyacı olan bitiş çizgisi, ‘’taşınma’’ eylemi ile karşılık bulur mu bu külliyatta…bulur. Ne de olsa “taşınıyor olduğumuz’’ geçmişimizin kulağına da fısıldanır, daha fazla bekletilmeyeceği müjdelenir, ağzı doluyken konuşamayacağının ulu tecrübesiyle bir nakillik işi kaldığını bilir.. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü’ndeki eğitime iç hacmi kadar eklenen festival biletleri 1999 yılı mezuniyetinin örtülü lideridir. Bağımsız sinemacıların ısmarladığı ufuksuz ama yapıştırıcı- asitsiz ama uçucu atıştırmalıklar, sınıfiçi artçı kuramlara olan iştahı sade bir törenle yenecek, misal Beyoğlu Fitaş Sineması’nda, yirmi yaşın izlediği bir Derek Jarman filminin (79 dakika boyunca verdiği mavi bir perdeyle) seyri nasıl dümdüz ettiği arta kalanlarca izah edilecektir. 14. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterime giren Blue(1993), cesaretlendirdiği sinema dili ve bıraktıkları ile Özge’de kalmayacak, onu uzunca bir çalıştıracaktır. <a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/kisafilmler/2000/zamanadairparcalar.html"><em>Zamana Dair Parçalar</em></a><em>, </em><a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/kisafilmler/1999/quirck.html"><em>Quirck</em></a><em>, </em><a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/kisafilmler/1998/3etc.html"><em>3 ETC</em></a><em> ve </em><a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/kisafilmler/1997/aslinda.html"><em>Aslında</em></a> olmak üzere öğrencilik yıllarında çektiği dört kısa filmin, 2000 yılında birincisi düzenlenen İzmir Kısa Film Günleri Aslı Özge Özel Bölümü’ndeki gösterimiyle söz uçar, kayıt kalır dönemini başlatır.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/3453694642_241a9eefa2_o.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-8443" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/3453694642_241a9eefa2_o-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/3453694642_241a9eefa2_o-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/3453694642_241a9eefa2_o-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/3453694642_241a9eefa2_o-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/3453694642_241a9eefa2_o-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/3453694642_241a9eefa2_o-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/3453694642_241a9eefa2_o-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/3453694642_241a9eefa2_o-1920x1280.jpg 1920w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Üretken bu yılın devamında son kısa filmi <a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/kisafilmler/2000/capitalc.html">Capital C</a>, 22. İFSAK Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması’ndan En İyi Film Ödülü’yle çıkar. Bu sistemli basıncın, aynı daire içinde kalmayacak ölçüdeki öğrenme isteği Berlin’e felsefe eğitimi için hızla uzaklaşır. Dahili ve daimi bir çizgi içinde kucaklayacağına söz vermeyen düzenek, bir yolcusunu daha esen bırakacak, ona ikinci bir ev daha bulacaktır. Dünyanın en büyük sivil toplum örgütlerinden biri olan JCI- Junior Chamber International- Türkiye Şubesi tarafından 2002 yılında 8.’si düzenlenen Ten Outstanding Young Persons Of the World (TOYP) yarışmasında kültürel başarı kategorisinde gelen birincilik de, aldığı teşvik de kendindendir. 2003’de görüntü yönetmeni Emre Erkmen’le aynı yöne-aynı dilde verdikleri suflenin ilk ürünü Biraz Nisan (Ein Bisschen April)’ı çeker. Alman televizyonu ZDF/3sat ortaklığı da, Alman Sinema-TV Akademisi&#8217;nin desteği de bu ilk uzun metrajında yanındadır yönetmenin. 2005 yılında çektiği, 42. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışan Hesperos&#8217;un Çömezleri belgeselinde görüntü yönetimiyle sınırlı bir çalışmanın dışına çıkarak, senaryoyu da birlikte yazarlar Emre Erkmen’le. Yaşlanmak, evlilik, alışkanlıklar, yalnızlık, sıkışmışlık ve tıkanmışlık hissi, bekleme-arada kalma hali, her şeyin bir saniye içinde yerle bir olabileceği gibi konularla meşguldür sineması. Yeni bir başlangıç ile bir dönemin sonu arasında geçirilen süre ve o noktadaki duygusal değişime en çok ‘taşınma’ eylemini yakıştırır. Taşınırken yanımıza almadığımız eşyaları gözümüzün önüne dizer ki yedek klubesinde iyice hazırlanalım. Bizi hazırlamadan önce kendisini de bu zahmetli aşamadan esirgemez. Sineması için, çektiği filmin türü, konusu, kaç plandan oluştuğu, hangi ülkeyi fonuna aldığı, amatör/ profesyonel nasıl oyuncularla çalıştığı gibi unsurlar için mevcut bir stilizasyon çizilemezken ağırlık merkezinde sabitlediği tek bir unsurdan rahatlıkla söz edilebilir…hazırlık süreci. İki yıl üzerinde çalıştığı senaryoyu herhangi bir engel veya gereklilik karşısında ani değişikliklerden sakınmayan yönetmene, her film öncesi uzun bir yol görülür. En ince detayların kurgulandığı masabaşı sürecinden, oyuncularla yapılan workshoplara/ provalara ve karakterlerin sosyal statülerinin gerektirdiği yaşam formuna değin, filmin detayları ne gerektiriyorsa oraya doğru eğilirler, tüm ekip, hep birden. Bu hesaplanan gerçekleşen aralığında kaskatı kesilmeyen senaryoyu profesyonel oyuncu ağına teslim etmek birden fazla açıdan tercih sebebi olup bu sonuç, gözetleme hissini uzun plan çekimlere ağırlık vererek sağlarken amatör oyuncunun sıkıntı yaşayabileceği, profesyonel oyuncularla kendini daha serbest bırakabileceği realitesinden doğar. Mekan seçimi, Özge’nin filmlerinde kritik bir faktör, belgesel ve kurmaca sinema arasında hiç taviz vermeden beslediği mühim bir unsurdur. 2009 yılında ilk gösterimi Emek Sineması’nda yapılan Köprüdekiler, işyeri platosu Boğaziçi Köprüsü olan üç erkeğin, gerçek mekanlarında, gerçek isimleriyle ve hayatlarına özdeş yazılmış diyalog ağında çekilmiş tıkanık hikayesidir. Köprüde çiçek satan Fikret, Taksim-Bostancı hattında dolmuş şoförlüğü yapan Umut ve Kayseri’den atanan trafik polisi Murat gündüzleyip gecelerken börtü böcek dışında pek kimseyi inandıramazlar yaşadıklarına; tek onlar gelir, birkaç ısırık, tamamdır. Fikret, Eminönü’nde kendine yeni bir iş, Murat akşamları internet platformunda tanışacağı müstakbel bir eş ve Umut hayat arkadaşı Cemile’yi taşıyacağı güzel bir ev arayışındayken senaryoya herkes kendi aksanı kadar sadık kalır. En başta belgesel yapmak üzere projeyi tasarlamış ancak salt akışına bırakacağı, kontrolünden feragat edeceği bir yönetimi kendisine yakın bulmadığından omuz kamerasıyla çalışarak filmi, doküdrama türüne yaklaştırmıştır. Köprüdekiler, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/28._Uluslararas%C4%B1_%C4%B0stanbul_Film_Festivali">28. Uluslararası İstanbul Film Festivali</a>&#8216; nde En İyi Film ,21. Ankara Uluslararası Film Festivali En İyi Film, En İyi Kurgu Ödülü (Aylin Zoi Tonel, Vessela Martschewski ve Christof Schertenleib), tüm oyuncularına Seçiciler Kurulu Oyunculuk Özel Ödülü getirirken16. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü paylaşan iki yapımdan biri olur. Sonraki uzun metraj filmi Hayatboyu( 2013)’nda köprüden başarıyla geçmiş evli bir çiftle birlikte tematik sadakatinden taviz vermeksizin ayrı bir uzayın tıkanıklığını hizalar, dürbünü başka bir çatıya çevirir. Orta yaşlarında mimarlık yapan Can (Hakan Çimenser), sanatçı eşi Ela (Defne Halman) ve Ankara’da, ebeveynlerinin buyurduğu bölümde eğitim gören kızları Nil( Gizem Akman) olmak üzere orta-üst sınıf fanusundaki çekirdek aile camdan bir seyirdedir. Ela için evliliğin ağırlığı, yaptığı sanat işleriyle; yerinden oynatılması güç taş görselinden, sis entalasyonuna değin ölçülebilir metaforlarla verilirken Can’ın nefes çalışmaları doğal afetlere bağlıdır. Ölene dek verilen bir sözü, ölene dek yerine getirirlerken sosyal konumları gereği az diyaloglu, az sevişmeli, gürültüsüz bir sondur izlediğimiz. Karamsar yapıdaki yönetmenin varlıklı ruhu, üzerinden likörlü çikolata akan bir evi de anlatsa yoksunluk bakiidir. Özge’nin Türk Sineması’ nda fazla örneği olmayan alana kurduğu bu oyun, gerçeklik olgusundan saniyeliğine ayrılmayan atmosferi ve oyuncuların filme bağlılığı için sıkı bir ön hazırlıktan geçmiştir. Defne Halman’ın, sekiz aydan uzun süreli bir çalışmayı kapsayan sergi ve galeri ziyaretlerinden, kapalı mekan çekimlerin büyük kısmının geçtiği fütüristik evin baştan sona tasarım ürünlerle dekore edilmesine, filmin içine yerleştirmek adına iki farklı sergi oluşturulması ve hatta Can’ın kartvizitlerine varana değin incelikle yaratılmış bir atmosfer hazırlar Özge. Perspektifi geniş plan çekimleri kadar açık tutar. Yalnız ve aksak bırakan yemini şöyle değiştirircesine kuvvetli kalır…Tanrı hepimizi bağımlı kişiliğimizden korusun(!) İtalyan Sinema Yazarları Derneği (SNGCI) tarafından En İyi Oyuncu ödülü verilen Defne Halman performansının ulusal festivallerde dikkatlerden kaçmış olması akılda kalıcıyken film Berlin Film Festivali(2013), 57. Londra Film Festivali gibi uluslararası gösterimlerde seyircilerle buluşan film 15. Lecce Avrupa Filmleri Festivali’nde Jüri Özel Ödülü, 32.İstanbul Film Festivali En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni( Emre Erkmen) ödülleriyle seyircisini teskin eder. Biz de, 46. Uluslararası Selanik Film Festivali&#8217;nde Balkan Fonu Senaryo Geliştirme Ödülü alarak Almanya-Fransa ve Türkiye ortaklığında vizyona girmesi beklenen son projesi Soluksuz’da devam süsü olacak mı merakla bekler, tüm sıkışmışlık ve tıkanmışlıkları bağırtmadan anlattığı için bir kez daha severiz o vakit.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Didem PEKER BAŞARAN</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2016/01/06/asli-ozgenin-istanbul-berlin-ekspresi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
