<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Jun 2026 07:36:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Pera Müzesi, DOCUMENTARIST 19. İstanbul Belgesel Günleri&#8217;ne Ev Sahipliği Yapıyor!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/06/11/pera-muzesi-documentarist-19-istanbul-belgesel-gunlerine-ev-sahipligi-yapiyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/06/11/pera-muzesi-documentarist-19-istanbul-belgesel-gunlerine-ev-sahipligi-yapiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:36:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26473</guid>

					<description><![CDATA[Pera Film, DOCUMENTARIST 19. İstanbul Belgesel Günleri kapsamında gerçekleşecek gösterimlere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 12–21 Haziran arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda gösterilecek program göç, hafıza, aidiyet, kadınların tanıklığı, ekolojik yıkım ve adalet arayışı etrafında şekillenen belgeselleri izleyiciyle buluşturuyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Film ve Video Programları (Pera Film), bu yıl 19’uncusu düzenlenen DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pera Film, DOCUMENTARIST 19. İstanbul Belgesel Günleri kapsamında gerçekleşecek gösterimlere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 12–21 Haziran arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda gösterilecek program göç, hafıza, aidiyet, kadınların tanıklığı, ekolojik yıkım ve adalet arayışı etrafında şekillenen belgeselleri izleyiciyle buluşturuyor.</strong></p>
<p><strong>Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Film ve Video Programları (Pera Film)</strong>, bu yıl 19’uncusu düzenlenen <a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film-program/documentarist-19-istanbul-belgesel-gunleri/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film-program/documentarist-19-istanbul-belgesel-gunleri/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw1D054T2mIGJrOaNSE21pku"><strong>DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri</strong></a>’ne ev sahipliği yapıyor. Festival kapsamında ağırlıklı olarak <strong>Türkiye Panorama</strong> filmlerinden oluşan bir seçki, <strong>12–21 Haziran</strong> arasında <strong>Pera Müzesi Oditoryumu’nda</strong> izleyiciyle buluşuyor.</p>
<p><strong>28 belgeseli</strong> bir araya getiren program, göç yollarında askıda kalan hayatlardan aile hafızasının sessiz izlerine, kadınların tanıklığından ekolojik yıkıma, kültürel mirastan adalet arayışına uzanan geniş bir anlatı alanı açıyor. Seçki, kişisel hikâyeler ile toplumsal belleği yan yana getirirken, bugünün dünyasında aidiyet, sınır, hafıza, dayanışma ve direniş kavramlarını yeniden düşünmeye çağırıyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-26475 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet-1024x576.jpg" alt="" width="682" height="384" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet-1536x864.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101649_AskAskHurriyet.jpg 1920w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></p>
<p><strong>Açılış seçkisinde hafıza, direniş ve hayal gücü</strong></p>
<p><strong>12 Haziran</strong> <strong>Cuma 19.30’da</strong> düzenlenecek açılış töreninde, dört kısa filmden oluşan bir seçki gösterilecek. <strong>Pegah Ahangarani</strong> ve <strong>Mohammadreza Farzad</strong> imzalı “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/ben-yerde-olurken/6036/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/ben-yerde-olurken/6036/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw2910nmdQ68s9QYj7pE7mKu"><strong>Ben Yerde Ölürken</strong></a>”, 2009 yazında İran’da seçim hilelerine tepki olarak başlayan Yeşil Hareket’in arşiv görüntüleri üzerinden kaosu, dayanışmayı ve kayıp duygusunu izleyiciye taşıyor. <strong>Nathan Fagan</strong>’ın yönettiği “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/iceride-vadi-sarki-soyluyor/6037/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/iceride-vadi-sarki-soyluyor/6037/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw0H4sJU5jwMWn68bfL8XwLN"><strong>İçeride, Vadi Şarkı Söylüyor</strong></a>”, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki farklı hapishanelerde uzun süreli hücre hapsinde tutulan üç kişinin yalnızlık ve psikolojik çaresizlik karşısında zihinlerinde kurdukları fantastik dünyalara odaklanıyor. <strong>Özgün Gündüz</strong>’ün “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/burcunun-melekleri/5995/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/burcunun-melekleri/5995/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3fvgMdbiyi2fZEfMrGCoXk"><strong>Burcu’nun Melekleri</strong></a>” adlı filmi, Vancouver’da otuz yılı aşkın süre boyunca bir sığınak ve buluşma alanına dönüşen Burcu’s Angels adlı vintage dükkânın hikâyesini anlatırken; <strong>İklim Doğan</strong>’ın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/harabelerin-fisiltisi/6005/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/harabelerin-fisiltisi/6005/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw0A5mOvcvJI4KQFr2X58rqN"><strong>Harabelerin Fısıltısı</strong></a>” adlı filmi ise tehcirde kullanılan demiryolu hatlarını takip ederek günümüz Türkiye manzaralarında eksilmiş bir hafızanın izlerini araştırıyor.</p>
<p><strong>Göç yollarında bekleyiş, sınırlar ve aidiyet</strong></p>
<p>Berke Baş’ın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/transit/5983/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/transit/5983/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3u7E2Ks5QiGuMAsXE6NKVU"><strong>Transit</strong></a><strong>” </strong>adlı belgeseli, İstanbul’u Batı’ya uzanan göç rotasının kritik duraklarından biri olarak ele alıyor; Iraklı Arap, Iraklı Kürt ve Nijeryalı üç ailenin yasal güvenceden, çalışma izninden ve temel haklardan yoksun, belirsizlik içinde süren yaşamlarına odaklanıyor. <strong>Besire Paralik</strong>’in yönettiği, festivalin Uluslararası Panorama bölümünde yer alan “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/one-homeland-two-homes/5986/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/one-homeland-two-homes/5986/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw0OFarQrU1yswPCz7i7wPFt"><strong>One Homeland Two Homes</strong></a><strong>”</strong>, Kıbrıs’tan Berlin’e göç eden altı kuir bireyin hikâyesi aracılığıyla “ev” kavramını sınırlar, kimlik ve aidiyet ekseninde sorguluyor. <strong>Ozan Takış</strong> imzalı “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/salman-gitmek-istiyor/6000/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/salman-gitmek-istiyor/6000/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw2JbdAu3W2XoZ0Fo8cneCrS"><strong>Salman Gitmek İstiyor</strong></a><strong>”</strong>, Türkiye’de yaşayan Senegalli bir mültecinin Avrupa’ya geçme hayali ve kayboluşunun ardından geride bıraktığı izler üzerinden ilerlerken; yönetmen koltuğunda <strong>Tahin Demiral</strong>’ın oturduğu “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/ask-ask-hurriyet/5996/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/ask-ask-hurriyet/5996/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw1e5zcI9T8ucxcW5fxgA9X6"><strong>Aşk Aşk Hürriyet</strong></a><strong>”</strong> ise Fransa’da göçmen ve kuir bireylerin, idari statülere indirgenen varlıklarının ötesinde özgürlük, duygu ve birlikte yaşam alanı kurma arayışlarını takip ediyor. Olga Haldız’ın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/cimler/6008/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/cimler/6008/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw1ZxFXQdPk7_FUCdem9T7S8"><strong>Çimler</strong></a>” adı filmi de savaş nedeniyle Kharkiv’den İstanbul’a gelen Elina ile Rusya’dan ayrılan Olesya’nın, kayıp evlerin, parçalanmış anıların ve yeni bir dil arayışının ortasında kurdukları dostluğu görünür kılıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26476 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin-1536x864.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101668_FotografimiziCekin.jpg 1920w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p><strong>Kökler, aile hafızası ve bastırılmış geçmişler</strong></p>
<p>Programda aile belleği, azınlık deneyimleri ve geçmişle yüzleşme etrafında şekillenen yapımlar da öne çıkıyor. <strong>Berke Baş</strong> imzalı “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/nahidenin-turkusu/5984/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/nahidenin-turkusu/5984/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw1AlwPUiA4P_RH2x_eXvV_q"><strong>Nahide’nin Türküsü</strong></a><strong>”</strong>, yönetmenin büyükannesinin Ermeni kökenlerinin ve Ordu’nun bir zamanlar kozmopolit olan geçmişinin izini sürüyor; aile içindeki fısıltılarla aktarılan hafızayı görünür kılmaya çalışıyor. Yönetmen koltuğunda <strong>Aylin Kızıl</strong>’ın oturduğu “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/fotografimizi-cekin/5997/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/fotografimizi-cekin/5997/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3pfdAXUx73ZDiqMiC_u3Y2"><strong>Fotoğrafımızı Çekin</strong></a><strong>”</strong>, Diyarbakır İçkale’de geçmiş ve bugünün üst üste binen katmanlarını fotoğraf aracılığıyla yeniden okuyor. <strong>Susana de Sousa Dias</strong>’ın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/48/6003/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/48/6003/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw15x3yeyDlbC0k1u9NTjTRH"><strong>48</strong></a><strong>”</strong> adlı belgeseli ise Salazar diktatörlüğünün polis kayıtlarındaki portrelerinden yola çıkarak baskı rejimlerinin hafızadaki izlerini ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Kadınların tanıklığı, kuşaklar ve mücadele</strong></p>
<p>Kadınların yaşam deneyimleri, kuşaklar arası aktarım ve feminist mücadele, seçkinin güçlü damarlarından birini oluşturuyor. <strong>Nalin Acar</strong> ve <strong>Adar Taş</strong>’ın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/hikayemin-neresindeyim/5994/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/hikayemin-neresindeyim/5994/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw376HH5d7UI4HFHOHC9TXqX"><strong>Hikayemin Neresindeyim?</strong></a><strong>”</strong> filmi, iki farklı şehirde yaşayan ailelerde kadınların hayat hikâyelerine, toplumsal cinsiyet rolleriyle şekillenen özel ve kamusal alan ayrımını aşarak bakıyor. Ziya Değer’in yönetmenliğini üstlendiği “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/annemin-hikayesi/6001/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/annemin-hikayesi/6001/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3qbOkJtUlovghtOQMiCApD"><strong>Annemin Hikâyesi</strong></a><strong>”</strong>, genç yaşta evlendirilen Zahide’nin yaşamı üzerinden kadınlara dayatılan baskıcı düzeni ve hayatta kalma mücadelesini izleyiciye taşıyor. <strong>Aylin Kuryel</strong>’in yönettiği “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/stella-ile-8-mart/6004/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/stella-ile-8-mart/6004/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw2DF3gxS9gSsg3zVshXhaZp"><strong>Stella ile 8 Mart</strong></a><strong>”</strong> belgeseli, İstanbul’daki 21. Feminist Gece Yürüyüşü sırasında, Türkiye’de 1980 sonrası feminist mücadelenin kurucu figürlerinden Stella Ovadia’yla yapılan sohbetleri sokağın sesiyle buluşturuyor. <strong>Özlem Belçim Galip </strong>imzalı<strong> “</strong><a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/bu-yolun-herhangi-bir-yerinde/5998/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/bu-yolun-herhangi-bir-yerinde/5998/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3Ca8nj20xJ2ADAC9gbHYor"><strong>Bu Yolun Herhangi Bir Yerinde</strong></a><strong>”</strong> ise Avrupa’da yaşayan Kürt kadın sanatçıların savaş, yerinden edilme, göç ve patriyarka karşısında üretimle kurdukları direnç alanına odaklanıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26477 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-1024x576.jpg" alt="" width="687" height="387" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-1536x864.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-2048x1152.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101663_Cimler-1920x1080.jpg 1920w" sizes="(max-width: 687px) 100vw, 687px" /></p>
<p><strong>Kültürel üretim, arşiv ve kolektif hafıza</strong></p>
<p>Kültürel üretim, arşiv ve kolektif hafıza etrafında şekillenen yapımlar, programın bir başka hattını oluşturuyor. <strong>Serdar Kökçeoğlu</strong>’nun “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/mavi-devrim-ve-vhs-kasetler/5985/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/mavi-devrim-ve-vhs-kasetler/5985/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3i_3db_iRjeYltwMoyXVjj"><strong>Mavi, Devrim ve VHS Kasetler</strong></a>”i savaş pilotu, devrimci ve sinefil Mekin Gönenç’in ardında bıraktığı VHS kasetler ve sinema defterleri aracılığıyla bir 20. yüzyıl romantiğinin portresini sunuyor. <strong>Büşra Bozdemir</strong>’in “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/bir-kolektifin-izinden/5999/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/bir-kolektifin-izinden/5999/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3TTHrn6ssKJtbYrfsq7M7w"><strong>Bir Kolektifin İzinden</strong></a><strong>”</strong> belgeseli, 1980’lerde İstanbul’da müzik, dayanışma ve özgürlük arzusuyla şekillenen Çekirdek Sanat Evi’nin mirasına bakıyor. <strong>Yalçın Çiftçi</strong>’nin yönettiği “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/pirlerin-dugunu/5990/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/pirlerin-dugunu/5990/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3G4lMT50vi9WoB8Q6dbP1G"><strong>Pirlerin Düğünü</strong></a><strong>”</strong> ise İran’ın Hewraman bölgesinde yaşayan Gorani Kürtlerinin bin yıllık ritüelini, Zagros Dağları’nın eteklerinde her yıl yeniden canlanan bir ruhsal yolculuk olarak perdeye taşıyor.</p>
<p><strong>Toprak, su ve yerinden edilen yaşamlar</strong></p>
<p>Ekolojik yıkım, zorunlu yer değiştirme ve mekânsal dönüşüm programın dikkat çeken başlıkları arasında yer alıyor. Yönetmen <strong>Yeşim Ustaoğlu</strong>’nun “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/kuru-tasin-basi/6002/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/kuru-tasin-basi/6002/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3B-b2Tl3WZ_zVW6Csi2oWE"><strong>Kuru Taşın Başı</strong></a><strong>” </strong>adlı filmi, Yusufeli baraj projesi nedeniyle evlerini, topraklarını, hayvanlarını ve Çoruh Nehri’yle kurdukları yaşamı geride bırakmak zorunda kalan yöre halkının aidiyetini koruma çabasını takip ediyor. <strong>Sheida Kiran</strong>’ın “<a href="http://peramuzesi.org.tr/film/gitmedik-buradayiz/6009/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://peramuzesi.org.tr/film/gitmedik-buradayiz/6009/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw1-TXXBDIIA68O7L7nC_NfK"><strong>Gitmedik Buradayız</strong></a>” filmi, Antakya’nın Dikmece köyünde zeytinliklerine el konulmasına direnen Meryem ve ailesinin mücadelesini, son hasat ihtimaliyle kayda alıyor. <strong>Nazlı Ökten</strong>’in “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/bir-ada-m-/6010/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/bir-ada-m-/6010/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw1ng_Fa3t01aOskga8sHda5"><strong>Bir Ada(m)</strong></a>” belgeseli, Avşa Adası’nın geçirdiği dönüşümü Ahmet Durmazbilek’in yaşamı, ekolojik duyarlılığı ve adanın değişen doğası üzerinden yeniden düşünüyor. <strong>Ece Era</strong>’nın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/-kopekler-ve-toz/5988/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/-kopekler-ve-toz/5988/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw2hWPn98mpWyh99NV1N7JKq"><strong>Köpekler ve Toz</strong></a>” filmi ise yeni bir cezaevi kompleksi için boşaltılan Edirne kıyısındaki şehir çöplüğünde yaşayan sokak köpeklerini ve yok olmak üzere olan bir mekânı kayda geçiriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26478 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler-1024x576.png" alt="" width="669" height="377" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler-1024x576.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler-300x169.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler-768x432.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler-1536x864.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler-747x420.png 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler-150x84.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler-696x392.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler-1068x601.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1781101679_MaviDevrimVeVHSKasetler.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 669px) 100vw, 669px" /></p>
<p><strong>Gündelik hayatın içinden toplumsal gerçekler</strong></p>
<p>Programda gündelik hayatın içinden toplumsal meselelere bakan yapımlar da yer alıyor. <strong>Volkan Üce</strong>’nin “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/2m%C2%B2/5987/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/2m%25C2%25B2/5987/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw1bW1h8q0j8d0h2aLoXGdeV"><strong>2M²</strong></a><strong>”</strong> belgeseli, Belçika’da yaşayan Türklerin cenaze süreçleri üzerinden iki memleket arasındaki hayat ve ölüm algısını, bürokratik absürtlükler ve aidiyet meselesiyle birlikte ele alıyor. <strong>Sinan Kaldan</strong>’ın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/gunler-uzun-yollar-kisa/5992/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/gunler-uzun-yollar-kisa/5992/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw2--3sgysPopZ4V_CuN82NQ"><strong>Günler Uzun, Yollar Kısa</strong></a>” filmi, Parkinson hastası Talip’in yalnız yaşamına, gündelik rutinlerine ve zamanla kurduğu ilişkiye yakından bakıyor. <strong>Nazif Can Akçalı</strong>’nın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/yenilebilir-sihir/5993/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/yenilebilir-sihir/5993/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996751000&amp;usg=AOvVaw3JfKMKZYS6OikvB3FFvzYk"><strong>Yenilebilir Sihir</strong></a>” belgeseli, Sardunya’daki uzun yaşam gelenekleriyle çağdaş biyohacker’ların arayışlarını yan yana getirerek yemek, teknoloji ve ölümsüzlük fikri üzerine düşünüyor. <strong>Şükran Demir</strong> ve <strong>Özgür Ünal</strong>’ın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/yibo/6006/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/yibo/6006/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996752000&amp;usg=AOvVaw2wMlD0kMf_7EfEEUt67jxf"><strong>YİBO</strong></a><strong>” </strong>adlı filmi, Yatılı İlköğretim Bölge Okulları’nda (YİBO) okuyan öğrencilerin tanıklıkları aracılığıyla eşitsizlik, asimilasyon ve militarist disiplin anlayışını görünür kılıyor. <strong>Berke Baş</strong>’ın “<a href="https://www.peramuzesi.org.tr/film/dargecit/6007/3576" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.peramuzesi.org.tr/film/dargecit/6007/3576&amp;source=gmail&amp;ust=1781248996752000&amp;usg=AOvVaw0LgNWw3ldjgCjcreRZbsvB"><strong>Dargeçit</strong></a><strong>”</strong> belgeseli ise 1995’te Mardin Dargeçit’te kaybedilen yakınları için yıllardır hakikat ve adalet arayan ailelerin mücadelesini takip ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/06/11/pera-muzesi-documentarist-19-istanbul-belgesel-gunlerine-ev-sahipligi-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinema ve yeme kültürünün buluşma noktası: Gastronomi Film Festivali!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/06/08/sinema-ve-yemegin-bulusma-noktasi-gastronomi-film-festivali/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/06/08/sinema-ve-yemegin-bulusma-noktasi-gastronomi-film-festivali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 18:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26460</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl Çeşme’de ikincisi yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali dolu dolu bir şekilde sona erdi. Gülper Şahin Ergün’ün direktörlüğünde özveriyle gerçekleştirilen festival, bu sene 1974 yılında açılmış Altın Yunus Oteli’nde yapıldı. Otelin konumuyla, yatay mimari oluşuyla ve mükemmel deniziyle gerçekten de bir festival için en iyi lokasyonlardan birisi olduğunu söylemek mümkün. Etkinlik salonlarının bir kapısının bahçeye açılması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl Çeşme’de ikincisi yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali dolu dolu bir şekilde sona erdi. Gülper Şahin Ergün’ün direktörlüğünde özveriyle gerçekleştirilen festival, bu sene 1974 yılında açılmış Altın Yunus Oteli’nde yapıldı. Otelin konumuyla, yatay mimari oluşuyla ve mükemmel deniziyle gerçekten de bir festival için en iyi lokasyonlardan birisi olduğunu söylemek mümkün. Etkinlik salonlarının bir kapısının bahçeye açılması ve bahçede yerel üreticilerin bin bir emekle ve güler yüzleriyle yaptıkları sunumlar ve tadım tabakları gerçekten de yenmeye değerdi. Hele de zeytinyağlı tutkunuysanız…</p>
<p>Gülper Ergün festivali sürdürebilir kılmak için inatçı olduğunu söylüyor. Aslında festivale sponsor ne de güzel yakışır, işin içinde yeme içme olunca bir sürü şirketin festivalin kapısında sıra olmasını bekliyorsunuz ama belki üçüncü de olur diye umut ediyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26462 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1024x683.jpg" alt="" width="647" height="431" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 647px) 100vw, 647px" /></p>
<p>Festival gerçekten de bizi yoğun bir programla karşıladı, salondan salona girdik, tadım yaptık sinema ve gastronominin önderliğinde gelişen keyifli söyleşilere bıraktık kendimizi. 2 gün boyunca Uluslararası Klazomenai Kısa Film Yarışması Ödül Töreni’ne, film gösterimlerine, söyleşilere, Tasty Cinema etkinliklerine, Sine Sınıf ve Gastro Sınıf etkinliklerine, gastronomi filmleri seçkisine, D&amp;R söyleşi ve imza günlerine ev sahipliği yaptı. Geçen senenin gözde etkinliği Tasty Cinema bu sene yine vardı. Bu seneki eşlikçi içkimiz Blanc 1664’le Moulin Rouge ve Marie Antoinette gibi filmlerin tadımını yapıp benzerliklerini konuştuk. Gerçekten de güzel geçen bir etkinlik…</p>
<p>Festivalde hava çok sıcaktı, seneye belki biraz daha bahar ayları içinde yapılabilir, çünkü siesta ruhu hafiften festivalin içine nüfuz etmişti. Aslında yemek kültürünün anlatıldığı filmler yerli filmlerimiz içerisinde var, ilk gün Çeşme Marina’da açık havada Issız Adam gösterildi. Ara gösterimlerde risk almamak için çok da uzun metrajlı filmler tercih edilmemişti ama bu festivalin algıısının Gülper hanımın da dediği gibi tarımdan başlayıp, üreticiden geçer, göçle, emekle, kadın hafızasıyla, mevsimle, ritüelle ve en sonunda sofrayla tamamlandığı bir gerçek ve bu konuda çekilecek her konuya açık bir yapısı var. Ve ülkemizdeki tarım politikalarının geldiği noktayı, dışa bağımlı hale gelen bir üretim algısını da düşünürsek sinemacılara bu konuda daha fazla iş düşüyor. Festivalde Klazomenai Belgesel Film ödülünün sahibi Şenol Çöm’ün yönettiği Salyangozun Yolculuğu salyangoz toplayıcılarını ve salyangozun uzandığı pazarı anlatıyor. İnsanların yemedikleri hayvanları topladıkları filmleri hatırlarsak Batuhan Kurt’un Kurbağa Avcıları belgeseli vardı tabii Hülya Koçyiğit’in oynadığı Kurbağalar filmini anmadan olmaz. Salyangozla ilgili de Kalandar Soğuğu ve Sarmaşık filmi geldi aklıma. Festivalin artarak devam etmesi dileğiyle üçüncü yılını merakla beklediğimi de söylemek isterim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26463 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1024x683.jpg" alt="" width="681" height="454" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 681px) 100vw, 681px" /></p>
<p><strong>Festivalde Birbirinden Değerli Söyleşilere Ev Sahipliği Yaptı</strong></p>
<p>Festival, Levon Bağış ve Ercan Kesal’ın katılımıyla “Fermente Filmler” etkinliğine ev sahipliği yaptı. Ercan Kesal, sinema ve senaryo yazım sürecinin tıpkı fermentasyon gibi zaman, sabır ve dönüşüm gerektirdiğini belirterek, yaşanmışlıkların ancak olgunlaştığında hikâyeye dönüştüğünü söyledi. Yazma sürecinde kendisini dış dünyadan soyutladığını ifade eden Kesal, “Fermentasyon, senaryo yazmak bir çeşit fermentasyondur. Bozulursunuz, beklersiniz, mayalanırsınız. O maya vakti geldiğinde bir senaryo olarak önümüze çıkar.” dedi. Kendisini derinden etkileyen olayların yıllar boyunca içinde mayalandığını anlatan Kesal, 1984 yılında yaşadığı bir olayın 25 yıl sonra yazıya dönüştüğünü, bazı deneyimlerin ise ancak uzun bir bekleyişin ardından filme dönüşebildiğini vurguladı. “Maya olmazsa yürümüyor. Fermentasyon olmazsa ürün ortaya çıkmıyor.” sözleriyle yaratım sürecinde zamanın ve dönüşümün belirleyici rolüne dikkat çekti.</p>
<p>Levon Bağış ise yemeklerin yalnızca birer lezzet deneyimi olmadığını, aynı zamanda insanın çocukluğuna, anılarına ve yaşadığı coğrafyaya uzanan güçlü bir hafıza taşıdığını söyledi. Yemekle kurulan bağın çoğu zaman nostaljik bir yolculuk olduğunu belirten Bağış, “Annenizin yemeğinin çok iyi olması sadece yemeğinin iyi olması değil, evde onun yanında yediğiniz anıları da yeniden yaşatmaktır.” ifadelerini kullandı. Yemeklerin ve kokuların insanı geçmişe götüren özel bir güce sahip olduğunu vurgulayan Bağış, bu hafızanın sinemada anlatılan hikâyelerle de güçlü bir bağ kurduğunu dile getirdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26464 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1024x683.jpg" alt="" width="681" height="454" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 681px) 100vw, 681px" /></p>
<p>Festivalde, UGFF Genel Koordinatörü Yeşim Kaya’nın moderatörlüğünde ve festival danışma kurulu üyelerinden Şef Claudio Chinali’nin katılımıyla “Mutfakta Kimlik Değişimi: İstanbul’daki İtalyan, Roma’daki Türk ve Sinematografik Gastronomi” söyleşisi gerçekleştirildi. Söyleşide gastronomide değişim, kültürel etkileşim ve inovasyonun önemi ele alındı. Geleneksel tariflerin sabit olmadığını vurgulayan Claudio Chinali, “Bana en sık sorulan ama en yanlış bulduğum soru ‘Orijinal tarif hangisi?’ oluyor. Aslında orijinal diye bir şey yok; mutfak sürekli dönüşen ve gelişen bir alan. Her tarif bir inovasyonun ürünü. Yöresel dediğimiz şey de zaman içinde kabul görmüş başarılı bir inovasyondur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Festivalin son gününde Brodie Vissers ile “A Sip Tour: Balkans” belgesel gösterimi ve söyleşi etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Brodie Vissers, farklı kültürlerdeki şehirlerin içeceklerini keşfettiğini, her içeceğin farklı şeyler anlattığını bir süredir de farklı ülkelerde bunun üzerine incelemelerde bulunduğunu açıkladı. Gösterim sonrası katılımcıların sorularını da yanıtlayan Vissers, içeceklerin anlattığı hikayelere odaklandığını kahvenin de bu noktada farklı kültürleri anlattığını bundan dolayı da kahvenin içecekler arasında en çok ilgisini çeken ürün olduğunu söyledi.</p>
<p>Festivalin son söyleşi etkinliği ise Gülşah Elikbank, Gökmen Küçüktaşdemir’in katılımı ve Tavuk Suyuna Çorba filmi gösterimi ile “Sofrada Bir Film Okuması: Sinemada Mitoloji ve Semboller” oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26465 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1024x683.jpg" alt="" width="680" height="453" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p><strong>Sine Sınıf ve Gastro Sınıf Etkinlikleri Devam Etti</strong></p>
<p>Geçen senede çok lezzetli geçen, Gastro Sınıf etkinlikleri kapsamında “Kamera Kadrajında Lezzet Keşfi” söyleşisi, Ebru Köktürk Korali’nin moderatörlüğünde Erkan Can ve Güven Kıraç’ın katılımıyla gerçekleşti. Etkinliğe Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli de katılım sağladı.</p>
<p>Etkinlikte konuşan Güven Kıraç, gastronomi ve sinemanın ilişkisine dair değerlendirmelerde bulundu. Kıraç, yemek sahnelerin sinemada çok kıymetli olduğunu vurguladı. Kıraç ayrıca yemek sahnelerinde oyuncuların herhangi bir görüntüde aksama değişiklik olmaması adına çok dikkatli davrandıklarını söyledi.</p>
<p>Erkan Can ise yemeğin bir filmin kilit noktası olduğu söyledi. Filmlerin çoğunda tüm kritik olayların yemek sahnelerinde çözüldüğüne dikkat çekti. Yemek sahnelerinin oldukça önemli olduğunu vurgulayan Can, sorunların çözüme kavuşmasının yanı sıra yeni olayların başlangıcının da yemek sahneleri olabileceğini aktardı.</p>
<p>Gastro Sınıf etkinlikleri kapsamında “Bilim, Gastronomi ve Ekoloji” söyleşi ise İsmail Ertürk, Zafer Yenal ve Zafer Gedik’in katılımıyla düzenlendi. Etkinlikte konuşan Zafer Yenal, yemeğin çok boyutlu süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. İsmail Ertürk ise ekoloji, bilim alanının uluslararası boyutunu değerlendirdi. Gastronominin çağımızın pek çok şeyi bir araya getiren bir unsuru olduğunu belirten Ertürk, gastronomin bir ucunda keyfin diğer ucunda da bu ürünlerin oluşumunun olduğunu belirtti. Ekolojinin günümüzde çok önemli konu olduğunu da aktaran Ertürk, sıcaklık ile birlikte iklimde yaşanan değişimlere vurgu yaptı.  Zafer Yenal da: &#8220;Bilim o kadar basit alanlarda bile mutfağa giriyor ki hatta belki şöyle bir laf söyleyebiliriz; mutfakta en hakiki mürşit ilimdir, fendir diye. Bilimsel olmayan, birçok da işe yaramayan şehir efsaneleri var mutfaklarda. Bunlardan arınmamız da lazım bir yanda. Mutfakta bazı teknikler geliştirmeye çalışmak ve bunu pratiğe döndürmek gibi bir hedefim var. Bunun çok klasik, çok iyi bilinen yöntemler için bile gündemde olması gerektiğini düşünüyorum.&#8221; dedi.</p>
<p>Festivalde; Sine Sınıf, Sine Filozofi ortaklığıyla, Prof. Dr. Serdar Öztürk’ün moderatörlüğünde Eylem Kaftan ve Nilgün Yanık Emiroğlu’nun katılımıyla “Filmlerle Bu Dünyayı Nasıl Yaşamalıyız?: Belgesel, Tanıklık ve Zihinsel Ekoloji” söyleşisi gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Eylem Kaftan, zihinsel ekoloji kavramının kolay anlaşılır bir kavram olmadığını belirterek, “Zihinsel olarak ekolojik açıdan zehirlenmiş insanlar artık gerçek karşılaşmalar yaşayamaz hale geliyor” dedi. Festivalde bulunmanın kendisi için de değerli bir karşılaşma anlamı taşıdığını ifade eden Kaftan, insanı besleyen ve güç veren karşılaşmaların peşinden gitmenin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Nilgün Yanık Emiroğlu da belgesel ile tanışıklığının etrafındaki zeytin ağaçlarının merakından kaynaklandığını söyledi. Emiroğlu, zeytinciliğin Ege insanın için hangi anlamda olduğunu araştırmaları sonucunda fark ettiğini söyledi ayrıca insanların zeytin ağacı olan ilişkisinin, buraların hikayesini anlatmaya götürdüğünü söyledi.  Emiroğlu, bu tür karşılaşmaların insanlar da değişimi sağladığını da belirtti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26468 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1024x683.jpeg" alt="" width="672" height="448" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1024x683.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-300x200.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-768x512.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1536x1025.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-630x420.jpeg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-150x100.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-696x464.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1068x712.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1920x1281.jpeg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 672px) 100vw, 672px" /></p>
<p><strong>UGFF Seçki Filmler Sinemaseverlerle Buluştu</strong></p>
<p>UGFF Seçki Kurmaca Film etkinlikleri kapsamında The Cake Dynasty filmi festival katılımcıları ile buluştu. Filmin gösteriminin ardından yönetmen Christian Lollike izleyicilerin sorularını yanıtladı. Lollike filmin dört yıl önce entegrasyonu anlatmak amacıyla yapıldığını belirterek, “Danimarka 5,5 milyon nüfuslu bir ülke ve özgürlük değerlerine çok odaklanıyor. Bu durum, kimlik değerlerine ilişkin farklı yaklaşımları da beraberinde getirebiliyor. Film, entegrasyon sürecini ve Müslümanlara yönelik önyargıları ele alıyor. Dört yıl sonra filmi yeniden izlediğimde ise belki de çok farklı fikirler ortaya koymuş olabileceğini düşünüyorum.” dedi.</p>
<p>UGFF Seçki Kısa Film etkinlikleri kapsamında BOLBOL filmi sinemaseverlerle buluştu. Filmin gösteriminin ardından yönetmen Khedija Lemkecher söyleşi etkinliği kapsamında izleyicilerle buluştu. Etkinlikte konuşan Lemkecher, “Bu filmi 9 yıl önce  yaptım, gerçek bir hikâyeyle bağlantılı. Kuzenim Tunus’ta yaşadığı bölgede düğün salonları yerleri var. Bu deneyimlerden yola çıkarak, film aracılığıyla Tunus toplumunun farklı kesimlerinin nasıl bir araya geldiğini göstermek istedim. Her yaşamın kendine özgü bir müziği, tatlısı ve tarzı var. Bu nedenle devrim sonrası yeni Tunus’u yansıtabilmek için dört farklı düğünü seçerek toplumun çeşitliliğini ve değişimini anlatmaya çalıştım.” dedi.</p>
<p>Festivalde, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi, Gastronomi Kulübü: Seçtiğin Bir Filmi Yemekle Anlat etkinliği de festival katılımcılarıyla buluştu.</p>
<p>Festivalin son günü de D&amp;R söyleşi ve imza günleri etkinliğine ev sahipliği yaptı. Etkinlik kapsamında Irmak Zileli festival katılımcılarıyla bir araya geldi. Zileli, &#8220;Şimdi Buradaydı&#8221; romanının çıkış noktasına ilişkin yaptığı açıklamada, “&#8217;Şimdi buradaydı&#8217; hikâyenin kurulum aşamalarında karakterlerin hikâyesini oluştururken aslında bir sahneye ait bir söz, bir cümle ve romanda çok merkezi bir öneme sahip. Çünkü o sahne tekrarlanarak altı çizilen ve aslında bir tricki açığa çıkaran bir sahne. &#8216;Şimdi buradaydı&#8217; kavramı üzerinden düşünecek olursak roman bir terapi seansında geçiyor. Aslında bir psikiyatristin danışanıyla ilgili olarak zihninde bilinç akışından okuyoruz her şeyi. Danışanının bir cinayetin eşiğinde olduğuna inanıyor ve zihninde geçenleri okuyoruz. İki yıl boyunca anlatılanları yazıyor. &#8216;Şimdi buradaydı&#8217; kavramı bir terapi seansı için çok önemli çünkü terapi şimdi ve burada olanı anlatır ama aynı zamanda şimdi ve burada olan şey her zaman içimizde olan geçmişi barındırır, hatta geleceği de barındırır.” ifadelerini kullandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/06/08/sinema-ve-yemegin-bulusma-noktasi-gastronomi-film-festivali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gastronomi aslında dünyanın gidişatını okuyabileceğiniz en canlı alanlardan biri.</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/05/25/gastronomi-aslinda-dunyanin-gidisatini-okuyabileceginiz-en-canli-alanlardan-biri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/05/25/gastronomi-aslinda-dunyanin-gidisatini-okuyabileceginiz-en-canli-alanlardan-biri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 16:22:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26451</guid>

					<description><![CDATA[Geçen ilki yapılan ve dolu dolu geçen Gastronomi Film Festivali&#8217;nin ikincisi için kolları sıvayan festivalin Kurucu Direktörü Gülper Ergün&#8217;e sorularımı ilettim. Güçlü bir gastronomi hafızasının hem güçlü hem de evrensel bir sinema hafızasıyla buluşmasının ciddi bir kültürel ihtiyaç olduğunu belirten Ergün, festivale ve değişen gastronomi algısına dair önemli detayları bizlerle paylaştı. Merhaba, geçen yıl ilki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen ilki yapılan ve dolu dolu geçen Gastronomi Film Festivali&#8217;nin ikincisi için kolları sıvayan festivalin Kurucu Direktörü Gülper Ergün&#8217;e sorularımı ilettim. Güçlü bir gastronomi hafızasının hem güçlü hem de evrensel bir sinema hafızasıyla buluşmasının ciddi bir kültürel ihtiyaç olduğunu belirten Ergün, festivale ve değişen gastronomi algısına dair önemli detayları bizlerle paylaştı.</p>
<p><strong>Merhaba, geçen yıl ilki yapılan festivalle ilgili görüşlerinizi almak isterim, bizim için güzel geçti ama sizin için nasıl geçtiği önemli? </strong></p>
<p>İlk yıl bizim için yalnızca bir festival düzenlemekten ibaret değildi; uzun zamandır zihnimizde taşıdığımız bir fikrin gerçek hayatta karşılığını görme süreciydi. Gastronomi ile sinemayı aynı zeminde buluşturmak, ilk bakışta tematik bir tercih gibi görünebilir ama bizim için bu çok daha derin bir yerden doğdu. Çünkü yemek de sinema da insanı anlatır; biri sofradan, diğeri perdeden. Geçen yıl şunu gördük: İnsanlar yalnızca film izlemeye ya da bir etkinlik programını takip etmeye gelmedi. Bir duygunun, bir hikâyenin, bir kültürel hafızanın içinde yer almak istediler. Benim açımdan ilk yılın en önemli çıktısı şuydu: Bu festivalin yalnızca yapılabilir değil, gerekli olduğunu gördük. Çünkü Türkiye gibi güçlü bir gastronomi hafızasına sahip bir ülkede, bu hafızayı sinema gibi evrensel bir anlatı diliyle buluşturmak ciddi bir kültürel ihtiyaç.</p>
<p><strong> </strong><strong>Bu seneki motivasyonunuz ne oldu? Festivali bir otele taşımanızdaki amaç neydi? Gelecek yıl başka bir yerlerde olma ihtimali açık mı bu durumda? </strong></p>
<p>Bu yılki motivasyonumuz, ilk yıl kurduğumuz fikri daha derinlikli ve daha katmanlı bir yapıya dönüştürmekti. İlk yıl biraz “bu alan nasıl karşılık bulacak?” sorusunu sorduk. Bu yıl ise artık bu alanı nasıl büyütürüz, nasıl daha fazla insana dokundururuz, nasıl kalıcı bir kültürel platforma dönüştürürüz sorularıyla ilerledik.</p>
<p>Festivalin Altın Yunus Hotel’de gerçekleşmesi de yalnızca mekânsal ya da lojistik bir tercih değil. Biz insanların yalnızca bir salona girip film izlediği, sonra dağıldığı bir yapı kurmak istemedik. Festivalin gün boyu yaşayan, insanların birbirleriyle karşılaştığı, konuştuğu, birlikte yemek yediği, bir söyleşiden çıkıp başka bir düşüncenin içine girdiği bir atmosferi olsun istedik. Otel yapısı bu anlamda bize bir “festival kampüsü” duygusu veriyor. Gelecek yıllarda farklı şehirler ya da farklı edisyonlar elbette gündemimizde olabilir. Ama bizim için mesele bir yeri değiştirmek değil; her coğrafyayla sahici bir ilişki kurmak. Bir festival bir şehre yalnızca gitmemeli; o şehrin hafızasını dinlemeli, üreticisine, gençlerine, ritmine, sofrasına temas etmeli. Bizim için büyüme ancak böyle anlamlı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26453 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2-819x1024.png" alt="" width="633" height="791" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2-819x1024.png 819w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2-240x300.png 240w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2-768x960.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2-336x420.png 336w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2-150x188.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2-300x375.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2-696x870.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2-1068x1335.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-2.png 1080w" sizes="auto, (max-width: 633px) 100vw, 633px" /></p>
<p><strong>Gastronomi yükselen bir değer, her yerde gastronomi festivalleri yapılıyor, filmle bağdaştıran tek sizsiniz sanırım, bu konuyu biraz daha derinleştirmek isterim. Festival bu yıl yarışmalı olacak, bu konuyu biraz daha açabilir miyiz? </strong></p>
<p>Gastronominin yükselen bir değer olması sevindirici ama bu yükselişin nasıl kurulduğu çok önemli. Eğer gastronomiyi yalnızca tüketim, gösteri, lezzet ya da marka değeri üzerinden ele alırsak çok büyük bir kültürel alanı daraltmış oluruz. Gastronomi tarımdan başlar, üreticiden geçer, göçle, emekle, kadın hafızasıyla, mevsimle, ritüelle ve en sonunda sofrayla tamamlanır.</p>
<p>Sinema burada çok önemli bir kapı açıyor. Çünkü sinema, yemeği yalnızca “görünen” haliyle değil, arkasındaki hayatla birlikte anlatabiliyor. Bizim yapmak istediğimiz şey gastronomiyi daha pahalı, daha şık, daha parlak göstermek değil. Tam tersine, onu daha derin, daha insani ve daha sahici bir yerden düşünmek. Çünkü yemek kültürü dediğimiz şey, bir toplumun kendini nasıl hatırladığıyla ilgilidir. Sinema da bu hatırlama biçimini görünür kılabilecek en güçlü araçlardan biri.</p>
<p>Bu yıl yarışmalı yapıya geçmek bizim için çok önemli bir adım. Klazomenai Kısa Film Yarışması’nı yalnızca ödül verilen bir bölüm olarak düşünmüyoruz. Bizim için bu yarışma, gastronomi sineması alanında yeni bir üretim çağrısı.</p>
<p>Klazomenai ismini seçmemiz de tesadüf değil. Bu coğrafyanın çok eski bir üretim hafızası var. Zeytinyağı, ticaret, deniz, yerel üretim, Akdeniz kültürü… Bunlar bugünün sinema diliyle yeniden okunabilecek çok güçlü başlıklar. Biz geçmişe nostaljik bir yerden bakmıyoruz; geçmişle bugün arasında yaşayan bir bağ kurmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Yarışmada bizim için önemli olan yalnızca teknik başarı değil. Elbette güçlü bir sinema dili, iyi bir kurgu, özgün bir görsel yaklaşım değerli. Ama asıl baktığımız şey şu: Film gastronomiyi nasıl düşünüyor? Yemeği dekor olarak mı kullanıyor, yoksa onun arkasındaki insanı, emeği, coğrafyayı, hafızayı görebiliyor mu? Çünkü iyi bir gastronomi filmi, tabağın kendisinden çok tabağın taşıdığı hayatı anlatır.</p>
<p><strong>Bu yıl hangi filmler, hangi konular öne çıkacak, şöyle bir arşiv çalışması yaptığınızda gastronomi konulu filmler çok var mı ve arkadan yeni filmler gelmiş mi mesela bu bir yıl içinde? Filmleri seçme motivasyonunuz nedir? </strong></p>
<p>Dünyada gastronomi temalı filmler ve belgeseller giderek artıyor ama asıl dikkat çekici olan sayıdan çok yaklaşımın değişmesi. Bir dönem gastronomi filmleri daha çok şef portreleri, restoran hikâyeleri ya da lezzet estetiği üzerinden ilerliyordu. Şimdi çok daha derin ve politik bir alan açılıyor. Artık göçle değişen mutfakları, iklim krizinin üretime etkisini, kaybolan yerel bilgileri, kadınların taşıdığı sözsüz mutfak hafızasını, gıda adaletini, küçük üreticinin mücadelesini anlatan işler görüyoruz. Bu dönüşüm çok kıymetli. Çünkü gastronomi aslında dünyanın gidişatını okuyabileceğiniz en canlı alanlardan biri. Toprak ne söylüyor, su ne kadar yetiyor, insanlar neyi terk ediyor, neyi korumaya çalışıyor… Bunların hepsi yemeğin içinde saklı.</p>
<p>Film seçerken bizim temel motivasyonumuz da bu derinliği aramak. Yalnızca güzel görünen yemek sahneleri değil; bir fikri, bir derdi, bir insanlık hâlini taşıyan filmler ilgimizi çekiyor. Bazen çok küçük bir hikâye, büyük bir prodüksiyondan daha fazla iz bırakabiliyor. Çünkü samimiyet, sinemada da gastronomide de en güçlü malzeme.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26454 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-819x1024.png" alt="" width="602" height="753" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-819x1024.png 819w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-240x300.png 240w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-768x960.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-1229x1536.png 1229w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-1639x2048.png 1639w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-336x420.png 336w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-150x187.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-300x375.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-696x870.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-1068x1335.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-1920x2399.png 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-AFIS-1-1-scaled.png 2048w" sizes="auto, (max-width: 602px) 100vw, 602px" /></p>
<p><strong> </strong><strong>Masterclass ve atölye programlarından bahseder misiniz? Yemek kültürü üzerine yoğunlaşmış ve filmlerini sofralarla donatan yönetmenleri bu festivalde görecek miyiz? </strong></p>
<p>Masterclass ve atölye programlarını festivalin en önemli damarlarından biri olarak görüyoruz. Çünkü bir festival yalnızca izleme alanı olmamalı; öğrenme, tartışma ve birlikte düşünme alanı da olmalı. Özellikle gençlerin sektör profesyonelleriyle yan yana gelmesini çok önemsiyorum. SineSınıf ve GastroSınıf bölümlerinde sinema ve gastronomi dünyasından önemli isimlerle bir araya geleceğiz. Bir tarafta hikâye anlatıcılığı, görsel dil, festival yolculuğu, bağımsız üretim gibi başlıklar var. Diğer tarafta yerel üretim, sürdürülebilir mutfak, gastronominin kültürel boyutu ve deneyim tasarımı gibi konular var.</p>
<p>Sofrayı sinemada güçlü bir anlatı alanı olarak kullanan isimlerin izini de festivalde göreceğiz. Çünkü sofra sinemada yalnızca dekor değildir. Karakterlerin birbirine mesafesini, aile içindeki çatışmayı, sınıfsal farkları, aidiyeti ya da yalnızlığı gösterebilir. Bazen bir insanın tabağına nasıl baktığı bile onun bütün hayatını anlatır.</p>
<p>Biz bu yüzden atölyeleri teknik bilgi aktarımıyla sınırlamıyoruz. Katılımcılar bir filmin nasıl kurulduğunu, bir yemeğin nasıl hikâyeye dönüştüğünü, bir sahnenin duyularla nasıl derinleştiğini birlikte düşünecekler.</p>
<p><strong> </strong><strong>Sanırım bu sene dışarıdan ziyaretçilere daha yoğun olarak açık olacak, onlar için sinegastro turizm festivali gibi olacak, ziyaretçiler nelerle karşılaşacak özel olarak? </strong></p>
<p><strong> </strong>Evet, bu yıl festival daha açık, daha geçirgen ve daha deneyim odaklı bir yapıya sahip. Ziyaretçiler yalnızca film gösterimlerine katılmayacak; gün boyunca farklı disiplinlerin birbirine karıştığı bir atmosferin içinde olacaklar. Film gösterimleri, söyleşiler, tadım deneyimleri, Temaset ekibiyle tasarlanan çoklu duyusal Tasty Cinema seansları, GastroSınıf ve SineSınıf oturumları, yaratıcı endüstri buluşmaları ve yerel üretimle temas eden alanlar programın parçaları arasında.</p>
<p>Ama ben bunu yalnızca “turistik” bir deneyim olarak tanımlamak istemem. Çünkü bizim amacımız ziyaretçiye sadece güzel vakit geçirtmek değil; bulunduğu coğrafyayı başka bir gözle görmesini sağlamak. Çeşme’ye gelen biri yalnızca denizi, güneşi, oteli değil; bu bölgenin üretim kültürünü, sofra hafızasını ve yaratıcı potansiyelini de hissetsin istiyoruz.</p>
<p>Sinegastro yaklaşımı tam da burada anlam kazanıyor. Turizm yalnızca gezmek değil, bir yerin ruhuna temas etmekse; festival de bu teması sinema ve gastronomi üzerinden kuruyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26457 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1-819x1024.png" alt="" width="627" height="784" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1-819x1024.png 819w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1-240x300.png 240w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1-768x960.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1-336x420.png 336w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1-150x188.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1-300x375.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1-696x870.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1-1068x1335.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/UGFF-DUYURU-VERS-1.png 1080w" sizes="auto, (max-width: 627px) 100vw, 627px" /></p>
<p><strong> </strong><strong>Bu festivalden bahsettiğimde şefler yarışacak mı diye soranlar oldu, öyle bir aktivite durumları olacak mı? </strong></p>
<p><strong> </strong>Bu çok anlaşılır bir soru çünkü gastronomi festivali denince akla çoğu zaman yarışmalar, tabaklar, şef performansları geliyor. Ama bizim festivalimizin odağı şefleri yarıştırmak değil. Biz daha çok gastronominin arkasındaki düşünceyi, hikâyeyi ve kültürel katmanı görünür kılmak istiyoruz. Elbette şefler festivalin çok önemli bir parçası. Ama onları yalnızca yarışan ya da tabak çıkaran kişiler olarak değil; kültür taşıyıcısı, yaratıcı üretici ve anlatıcı olarak konumlandırıyoruz. Çünkü bir şefin tabağı da bazen bir yönetmenin filmi gibi bir dünya görüşü taşır.</p>
<p>Bu nedenle festivalde rekabetten çok paylaşım, deneyim ve karşılaşma ön planda olacak. Şeflerin bilgi birikimlerini, üretim yaklaşımlarını, ilham kaynaklarını ve gastronomiye bakışlarını izleyiciyle buluşturmak bizim için daha değerli.</p>
<p><strong> </strong><strong>Son olarak neler söylersiniz? </strong></p>
<p>Ben bu festivali yalnızca bir etkinlik olarak değil, bir davet olarak görüyorum. Sinemaya, sofraya, düşünmeye, birlikte olmaya ve biraz da yavaşlamaya olan bir davet. Bugün hepimiz çok hızlı yaşıyoruz. Görüntüler hızla akıyor, yemekler hızla tüketiliyor, hikâyeler hızla unutuluyor. Oysa kültür dediğimiz şey biraz durmayı, bakmayı, emek vermeyi ve hatırlamayı gerektiriyor. Biz festivalde tam da böyle bir alan açmaya çalışıyoruz.</p>
<p>İnsanların buradan yalnızca “güzel filmler izledik, güzel tatlar denedik” diyerek ayrılmasını istemem. Elbette bunlar olacak. Ama daha önemlisi, bir soruyla, bir duyguyla buradan ayrılmaları.</p>
<p>Bizce bir festivalin en büyük başarısı kalabalığı değil, insanın içinde bıraktığı küçük ama kalıcı değişimler. Bizim niyetimiz de bu: Sofradan perdeye uzanan bu yolculukta, insanları birbirine ve kendi hafızalarına biraz daha yaklaştırmak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/05/25/gastronomi-aslinda-dunyanin-gidisatini-okuyabileceginiz-en-canli-alanlardan-biri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivas&#8217;ta üçüncü kez sinema!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/05/18/sivasta-ucuncu-kez-sinema/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/05/18/sivasta-ucuncu-kez-sinema/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 09:36:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26443</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl üçüncüsü yapılan Sivas Film Festivali’nde ben de konuk olarak yer aldım. Sivas ana baba memleketi, yılda en az bir kere kasabamıza gitmek için geçiş yaptığım bir şehir, burnumun direğini sızlatan, Sivas katliamının acısını hatırlatan, anamın yokluğunu hissettiren bir şehir. Öyle geniş, tarihi binalarla çevrili (çoğu Selçuklu dönemi) bir meydanı var ki o ferahlık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl üçüncüsü yapılan Sivas Film Festivali’nde ben de konuk olarak yer aldım. Sivas ana baba memleketi, yılda en az bir kere kasabamıza gitmek için geçiş yaptığım bir şehir, burnumun direğini sızlatan, Sivas katliamının acısını hatırlatan, anamın yokluğunu hissettiren bir şehir. Öyle geniş, tarihi binalarla çevrili (çoğu Selçuklu dönemi) bir meydanı var ki o ferahlık çok iyi geliyor. Valilik binası, kongre binası, medreseler, müzeler her şey titizlikler dizayn edilmiş. Mustafa Kemal Atatürk’ün vatanın bağımsızlık kararı için neden Sivas’ı seçtiğini daha iyi anlıyorsunuz. İç bölge olmasının yanı sıra biraz da bağımsızlık ve isyanın başkenti olmasının bunda etken olduğunu düşündüm dolaşırken…</p>
<p>Festival valilik tarafından Cumhuriyet Üniversitesi öğretim üyelerinin katkılarıyla yapılıyor. Ben konuklar vs. dışında daha çok filmler ve etkinliklere değineceğim. Kısa belgesel ve kısa metrajlı film dalında beşer tane film yarışıyordu. Bu sayı daha da arttırılabilir ve şehrin yönetmenlerle daha fazla dolu olması sağlanabilir gelecek yıllarda. Gösterimler biz gelmeden önce yapıldığı çoğunu izleyemedim ama linkleri istediğim iki tanesini izledim. Birisi belgesel kategorisi En İyi Film Ödülü kazanan Fatih Diren imzalı ‘Baletler Köyü’ oldu, diğeri de kurmaca kategorisi En İyi Film Ödülü kazanan Ege Yılmaz’ın Liminal.</p>
<p>Ege’yle uçağa giderken biraz konuşabildim Polonya’da yaşıyormuş. Aklıma Polonya sinemasının öncü isimleri geldi, zira filminde de minimal etkileri kullanmış. Liminal siyah beyaz çekilmiş, iki kız kardeşin geçmişe ve bugüne dair yaptıkları sorgulamalardan oluşuyor. Çocukların ve kadınların sakladıkları sırları bir fısıltıyla sorguluyor. Buna benzer yakın dönemde izlediğim Onur Güler imzalı Yara kısa filmi geldi aklıma. O da benzer bir temayı anlatıyordu… Kurmaca kısa Jüri özel ödülünü Susmuşlar Eşiği ile Emel Bulut aldı.</p>
<p>Baletler Köyü hikayesi daha açık, Çorum’un Başpınar köyünde yaşayan ve sonrasında Devlet Opera ve Balesi’ne geçen bir ailenin balet fertlerini anlatıyor. Köyle bağlarını koparmayan, tatillerde köye giden aile fertlerinin köydeki genç ve çocuklara ilham kaynağı olması anlatılıyor. Keyifli bir konu, klasik bir belgesel film kalıplarında anlatılıyor. Böyle bir konuya dikkat çekmesi açısından önemli bir yerde duruyor, bu tarz karakterlerin keşfedilmesi konusunda önemli… Belgesel Jüri Özel Ödülü&#8217;nü Nasim Soheill&#8217;in Mat belgeseli aldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26445 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-2.jpg" alt="" width="404" height="404" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-2.jpg 404w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-2-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-2-150x150.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 404px) 100vw, 404px" /></p>
<p>Festival dijital çağda oyunculuk ve belgesel sinema konularında da iki panel gerçekleştirdi. Belgesel sinema panelinin moderatörlüğünü ben yaptım. Neşe Sarısoy Karatay, Eylem Kaftan ve Esma Kasar kendi belgeselleri üzerinden belgesel sinemaya bakış açılarını ortaya koydular. Etkinliklerin tamamı Cumhuriyet Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde olduğu için öğrencilerin katılımı da yoğundu, zaten amaç biraz da öğrencileri hazırlamak, onların yeni hikayelere tanıklık etmesini sağlamak… CÜ radyo ve TRT Erzurum radyoları da festivalde çok etkindi, oralarda da festival üzerine konuştuk, annelik kavramını sorguladık… Eylem Kaftan yıllar önce bir çekim için geldiğinde, yine bu mevsimde Sivas’ın yeşilinin çok güzel olduğundan bahsetti, kesinlikle yağmura doğmuş her şehir gibi yeşilin en keskin anına denk geldik, dümdüz topraklarda yol aldık… Sivas’ta festival olması güzel, belki biraz daha kısa filmci ve belgeselcilerin gelip etkileşim kurması sağlanabilir. Yolu açık olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/05/18/sivasta-ucuncu-kez-sinema/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğurmadığına annelik etme gücü gösterenlere büyük bir hayranlık besliyorum!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/05/13/dogurmadigina-annelik-etme-gucu-gosterenlere-buyuk-bir-hayranlik-besliyorum/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/05/13/dogurmadigina-annelik-etme-gucu-gosterenlere-buyuk-bir-hayranlik-besliyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 07:08:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Eda]]></category>
		<category><![CDATA[Süt Çİftliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26434</guid>

					<description><![CDATA[Elif Eda’nın ilk uzun metrajlı filmi “Süt Çiftliği”, 45. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini yaptı, aynı zamanda TRT 2&#8217;de Sinema + programını sunan Elif Eda&#8217;ya filme ilgili sorularımı sordum&#8230;  Merhaba Elif, Süt Çiftliği filminin hikayesi nasıl doğdu, oluştu onunla başlayalım… Merhaba Banu… Filmin hikâyesi kızım Zeynep doğduğunda doğdu. Henüz birkaç günlüktü ve onu emzirirken bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong class="spot">Elif Eda’nın ilk uzun metrajlı filmi “Süt Çiftliği”, 45. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini yaptı, aynı zamanda TRT 2&#8217;de Sinema + programını sunan Elif Eda&#8217;ya filme ilgili sorularımı sordum&#8230; </strong></p>
<p><strong>Merhaba Elif, Süt Ç</strong><strong>iftli</strong><strong>ği filminin hikayesi nası</strong><strong>l do</strong><strong>ğdu, oluştu onunla başlayalım…</strong></p>
<p>Merhaba Banu… Filmin hikâyesi kızım Zeynep doğduğunda doğdu. Henüz birkaç günlüktü ve onu emzirirken bir mandırada çekilmiş, bir ineğin doğumdan hemen sonra kendisinden alınan yavrusunu taşıyan kamyonetin ardından kilometrelerce koşuşunun olduğu bir videoya denk gelmiştim. Benim için çok çarpıcı bir andı, boğazım düğümlenmişti. Emzirmekte olduğum kızımın yüzüne baktım, bu dünyayı ona nasıl açıklayacağımı düşünürken buldum kendimi. İnsan hem yaratım hem yıkım gücüne sahip tek varlık. Varoluşuna içkin bir acı olgusu var. Acı çekiyoruz ve acı veriyoruz. Tüm bunlar dünyaya henüz benim aracılığımla gelmiş bir varlığa aktarmakta güçlük çekeceğim şeylerdi. Yıllar içerisinde ülkemizde ve dünyada yaşanmakta olan tüm acı verici gelişmelerin bir biçimde o videoda izlediğim “şiddet”in tekrarı olduğuna kani oldum. Sadece kendisine ve kendi çıkarına odaklanan, yalnızca kendi acısını gören insan, dünyadaki kötülüğün kaynağı gibi gelmeye başladı bana. Kimse bunu bu şekilde görmüyor, kendi eliyle ürettiği acıyı bir biçimde akla bürümenin yolunu buluyordu. Henüz düşünme aşamasında bunlar dönüyordu zihnimde ‘Süt Çiftliği’ne dair. Buna elbette giderek artan savaşlarla yersiz yurtsuzlaştırılan, yetim bırakılan çocukların da acıları eklendi. Bir mandırada üretilen acı dünyada üretilen acıdan işleyiş olarak farklı gelmemeye başladı bana. Elbette bir yandan bunun, kızıma anlattığım bir çeşit masal olsun isteği de vardı. Yani evet acı var; ama ‘bu da var’ diyebileceğim bir şey aradım. Bir cevap… Bu cevap da filmin sonunu şekillendirecekti. İlk taslaklarda Halid çiftlikten kovuluyordu. Bu giderek yanlış gelmeye başladı bana. Sanki sadece acı var, kötülük var ve sen de buna karşı hiçbir şey yapamazsın demek gibi olacaktı. Kızıma ya da gelecek nesillere bunu aktarmak istemedim, istemiyorum. Belki biz insanların hırslarıyla yarattığı dünya değil ama hayat, kutlanması gereken büyülü bir şey bence. Bu yüzden birçok farklı taslak sonrasında “evet acı var ama bu acıyı hafifleten yoldaşlıklar da var” diyen bir son ile bu hâlini aldı film.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26436 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-683x1024.jpg" alt="" width="642" height="963" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-683x1024.jpg 683w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-200x300.jpg 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-768x1152.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-1024x1536.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-1365x2048.jpg 1365w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-280x420.jpg 280w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-150x225.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-300x450.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-696x1044.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-1068x1602.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-1920x2880.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Yonetmen_Elif-Eda-scaled.jpg 1707w" sizes="auto, (max-width: 642px) 100vw, 642px" /></p>
<p><strong>Filmde bir çocukluk evresine tanıklık ediyoruz ve İrem</strong><strong>’</strong><strong>in kendi yaşadığı kayı</strong><strong>p </strong><strong>üzerinden, anne ve çocuk arasındaki bağa bir inek ve yavrusu üzerinden sahip çıktığı</strong><strong>na tan</strong><strong>ıklık ediyoruz. Endüstriyel yozlaşmanın getirdiği noktayı da bu anlamda ele almış oluyorsun, bu hikayenin sosyo-psikolojik boyutunu bir de senden dinlemek isterim. </strong></p>
<p>Bunu benim yerime John Berger anlatsın isterim: “Gizli bir yetimler ittifakı öneririm. Birbirimize göz kırparız. Hiyerarşiyi reddederiz. Her türlü hiyerarşiyi. Dünyanın pisliğini olduğu gibi kabullenir, buna rağmen nasıl hayatta kaldığımıza dair hikâyeleri paylaşırız. Münasebetsiziz biz, kopuğuz. Evrendeki yıldızların yarısından fazlası hiçbir takımyıldıza ait olmayan yetim yıldızlardır. Takımyıldızların hepsinden daha fazla ışık verirler”. Bilmiyorum ki bunun üzerine söyleyecek başka bir sözüm yok sanırım.</p>
<p><strong>Tam da anneliğin sorgulandığı bir meselenin üzerine denk geldi bu s</strong><strong>ö</strong><strong>yleş</strong><strong>i. </strong><strong>İnsanın hayvana annelik etmesi, birçok insanın sahip olduğu hayvanı evladı gibi g</strong><strong>ö</strong><strong>rmesi… Burada İrem</strong><strong>’</strong><strong>in buzağı sahiplenmesi bir ebeveyn edasıyla değil, aksine onun annesiyle büyümesine yardım etmek… Bu dünyada o bile büyük emek gerektiriyor, annelik tanımı nedir senin için? (Herkes kendi doğurduğ</strong><strong>una m</strong><strong>ı anne) </strong></p>
<p>Benim için annelik sanırım her şeyden önce bir sorumluluk meselesi. İradesi dışında bir varlığı dünyaya getiriyorsam onun sorumluluğunu üstlenmem gerek, diye düşünüyorum. Bu sorumluluk da zihnimde aslında – bir güç ilişkisinden ziyade- bir çeşit eşlikçilik olarak yer buluyor. Kaynağı sevgi olan; özenli, zarif, incelikli, şefkatli ve ilişkinin diğer ucundakine, yani çocuğun kendisine yönelik ilgiyle de dolu bir sorumluluk biçimi. Dünya hakkında, dünyadaki fiziksel ve psikolojik deneyimler hakkında hiçbir şey bilmeyen, her türlü etkiye açık bir varlıkla birlikte yol almak gibi bir şey. Bir yetişkin olarak her yeni deneyim ile ben de yeni bir oluş deneyimliyor oluyorum elbette. Ama en azından, mesela kızımdan önce deneyimlediğim şeyler var bu deneyimlerimden bana kalanla onun dünya yolculuğunu kolaylaştırmayı içeriyor annelik benim için. Onun yaşamına anlam atfetmesine eşlik etmek&#8230; Ama aynı zamanda onun bu hayata katacaklarıyla da ilgilenmek, derin bir merakla onu tanımaya çalışmak. Kendi anlamını dayatmak değil de, onun kendi anlamını yaratmasına eşlik etmek. Bunun için de onu tanımam, onu tanımaya istekli, ilgili olmam gerek diye düşünüyorum. Bu beni heyecanlandırıyor da. Ha, herkes doğurduğuna mı anne? Değil elbette. Bunu hepimiz biliyoruz. Açıkçası ben doğurmadığına annelik etme gücü gösterenlere büyük bir hayranlık besliyorum. Yani biyolojik bir dayatma olmadan (hormonların rolleri vesaire) bir varlığa özenle, şefkatle, ilgiyle yönelmek ona eşlik etmek hiç kolay değil bence. Aslına bakarsanız doğurduğuna analık eden için de kolay değil annelik, doğurmadan analık eden için de&#8230; Ben bu konuda çok konuşurum, ancak bir yerde durmam şart sanırım. Yeni filmlerimde bol bol anlatırım diyelim. (Gülüyor.)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26437 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-1024x768.png" alt="" width="660" height="495" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-1024x768.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-300x225.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-768x576.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-560x420.png 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-80x60.png 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-150x113.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-696x522.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-1068x801.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01-265x198.png 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_01.png 1440w" sizes="auto, (max-width: 660px) 100vw, 660px" /></p>
<p><strong>Babanın kaybının daha geri planda kalmasının nedenini elbette anlıyoruz, film annelik üzerinden ilerliyor ama kısma da biraz açıklık getirmek istersin belki? </strong></p>
<p>Ben filmler bittikten sonra yaratıcılarının hiçbir şeye açıklık getirmemesi taraftarıyım. (Gülüyor.)Seyircinin alanına müdahale gibi geliyor bu bana. O yüzden sorunuzu önce şu notu ekleyerek cevaplayayım – ki bu not bu tarz her soru için geçerli: Film bir deneyim, her deneyim gibi geride deneyimleyene has biricik bir bilgi bırakıyor. Seyircilerde açığa çıkan o bilgiye çok saygı duyuyorum. Şimdi gelelim bendeki cevaba: İnanın, bu bende çok bilinçdışı bir yerden böyle gelişti. Sanırım bir anne olarak kızıma anlattığım bir masal olsun istedim diye açığa çıkan sonuç daha çok annelik üzerindenmiş gibi oldu.</p>
<p><strong>Bir de Halid</strong><strong>’</strong><strong>in durumu var. O daha büyük kayıplar yaşamış, yersiz yurtsuz kalmış birisi. Bastırılmış duyguları İrem</strong><strong>’</strong><strong>le beraber açığa çıkıyor. Onun filmdeki varlığını nasıl yorumlayabiliriz ve neden o kadar düzgün Türkçe konuşabildiğini de aramızda konuştuk. Onu da sormak isterim… </strong></p>
<p>İlk taslaklarda bu film Halid’in hikâyesiydi. Ana karakter oydu. Film, onun çiftliğe gelişiyle başlıyordu. O zamanlar zihnimde döndürdüğüm mesele biraz daha farklıydı. Merhamet duygusunun sınırlarını tartışıyordum. Henüz zarar görmemişken ötekine merhamet göstermek ile zarar bize yaklaştığında merhamet gösterebilmek arasındaki bir meseleyle meşguldü zihnim. Bu düşünsel yolculuk yeni taslaklar yazdıkça, kendi acımıza odaklanmak ve dünyadaki kötülük arasındaki ilişkiye doğru evrildi. O zaman da Halid’in anlatıdaki yeri değişti. Yani Halid her halükârda hep vardı ama anlatıya hizmet etme biçimi farklıydı. Gelelim bu düzgün Türkçe meselesine… Bunun riskli bir tercih olduğunun farkındaydım başından beri. Açıkçası imkânım olsa tüm oyunculara Elfçe öğretip öyle çekerdim filmi. Hatta başlarda Halid (ve önceki taslaklarda onunla birlikte çiftlikte olan annesi) için olmayan bir dil yaratmaya bile çalıştım. Tolkien zekasına sahip olmadığım için başaramadım elbette. (Gülüyor.) İşin içine savaştan kaçan bir çocuk girince de herkesin zihni hemen Suriyeli kimliğine kayıyordu; oysa ki bu karakterin herhangi bir ülkenin, herhangi bir kimliğin askısı olmaması benim için çok önemliydi. Yani yaklaşık on dört yıl önce, bu filmin düşünsel yolculuğu başladığında mesela, Ukraynalı mülteciler yoktu. Ama bu süreçte, kendi çıkarını her şeyden üstün tutan insan aklının yarattığı bu sistemin yersiz yurtsuz bıraktığı Ukraynalı mültecilerden de söz eder olduk, sadece Suriyeliler’den değil. Burada bu sistem için hiçbir kimliğin önemi yok. Hepimiz aynı gemideyiz. Bunun farkına varmayalım diye de dil, kültür, din, cinsiyet, tür üzerinden birbirinden koparılan sömürülenler / yönetilenler var. Eh, yeni bir dil de yaratamadığım için seyircinin zihni tek bir mülteci anlatısında takılı kalmasın diye hepsini aynı biçimde Türkçe konuşan karakterler olarak kurguladım. Kimi seyirci için çalıştı bu tercih, kimisi için çalışmadı… Ne yapalım, yeni bir şey denemenin yarattığı risklerden biri bu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26438 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-1024x767.png" alt="" width="643" height="481" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-1024x767.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-300x225.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-768x575.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-561x420.png 561w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-80x60.png 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-150x112.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-696x521.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-1068x800.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03-265x198.png 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_03.png 1439w" sizes="auto, (max-width: 643px) 100vw, 643px" /></p>
<p><strong>Bu arada Halid tam erkek kodlarıyla hareket ediyor çocuk olmasına rağmen. Bahar</strong><strong>’</strong><strong>a, İrem</strong><strong>’</strong><strong>e olan tavrı, sorgulamaması. Hayattan kalmanın </strong><strong>ö</strong><strong>tesinde erkekliğe dair yerleşik bir kod gibi algıladım halini tavrını. </strong></p>
<p>Halid, veteriner Âdem’in kanatları altında geçmişteki kendisini yavaş yavaş unutmaya başlamış olan bir çocuk. Hâmilik yapanlarda öyle bir tavır vardır ya hani… Belki fark etmeden güç ilişkisi kurdukları için, kimisi de tam da bu güç ilişkisini kurmayı sevdiği için kol kanat gerdiği kişinin varlığını olduğu gibi sürdürmesini istemez. İlla kendine benzetir. Bu, ebeveyn çocuk ilişkisinde de böyledir. Çocuk azıcık benlik göstermeye başlasın evde, hemen iktidar savaşı doğar. E daha makro ölçekteki “hâmilikler” için de geçerlidir bu. Madem buraya sığındılar, o zaman bizim gibi konuşsunlar, bizim gibi yaşasınlar, biz biz biz… Kimse dönüp demez ki, bu da bir insandır be kardeşim. Yani o sizin Halid’de sezinlediğiniz, ona yavaş yavaş Âdem Abisi’nden sirayet etmekte olan bir tavır. “Biz öyle istediğimiz için burada inekler hep dişi doğurur” diyen o sesin yavaş yavaş içselleştirilmeye başladığını hissettiren bir tavır. Fakat bu tavrı henüz tam olarak sahiplenmemişken İrem ile karşılaşıyor Halid. İrem ona evet, çektiği acıları hatırlatıyor, travmasını geri çağırtıyor ama aynı zamanda müşfikçe, ona hikâye anlatan babasını da hatırlatıyor.</p>
<p><strong>Büyükanne de ayrıca ele alınması gereken bir karakter bence. Sert mizaçlı yaşadığı hayatın kurallarına birebir uyan birisi. O yüzden İrem onu o da İrem</strong><strong>’</strong><strong>i uzun bir süre anlayamıyor. Sanırım o kendi kayıplarıyla kendisini dünyaya kapatmış birisi. Her anlamda bir kayıptan bahsediyorum… </strong></p>
<p>Babaanne sadece aklına tutunarak hayattaki varlığını devam ettirebilen biri. Hayatı olduğu gibi kabul edip onu buyur etmek bence onun için çok zor, o sürekli akla bürüyor. İrem’i anlaması mümkün mü, sanmıyorum. Birini ya da bir şeyi anlayabilmek için insanın kendisi olma katılığını bir kenara bırakması ve varlığını o birine ya da o şeye tamamen açabilmesi gerekir bence. Bunu yapmak babaanne için çok zor. Yas onu fena halde ele geçirmiş, fakat bunu bile kabullenemiyor. E, tabi ama onunki de bir var olma biçimi işte…</p>
<p><strong>Bu arada filmde orman ve mağara kısımları büyülü bir dünyaya adım atacakken durduruyor bizleri. Mağarada korku dolu bir yaşanmışlık, ormanda ise avcılar var. Buradan bakınca insanoğlunun doğanın da kodlarını bozduğunu, müdahale ettiğini g</strong><strong>ö</strong><strong>rüyoruz. Bir ç</strong><strong>ocu</strong><strong>ğ</strong><strong>un d</strong><strong>ünyasının hayal gücüne kapandığı anlar. Bu konuda neler s</strong><strong>ö</strong><strong>ylemek istersin? </strong></p>
<p>Demek sana öyle geçti. Hiç bu açıdan düşünmemiştim. Orman benim için herkese ve her şeye – iyi kötü ayrımı olmaksızın- yer olan bir mekân. Her anlatıya yer var orada. Mağara o yüzden birisi için öyleyken diğeri için böyle… Ama birliktelerken hem öyle hem de böyle bir yer. Tüm belirsizliklerin, tüm taşkınlıkların mümkün olduğu ve hoş karşılandığı bir yer orman. Kaosun alışageldiğimiz ve belki ürktüğümüzden daha farklı bir veçheye bürünmüş hâli. Çok seviyorum ormanı, Bahar’ı da…</p>
<p><strong>Bahar karakteri o işleyişi bozan karakterlerden biri, ona da değinelim isterim… </strong></p>
<p>Bahar danstır işte. Hayattır yani. Ne’liğini yüzyıllardır tam olarak kavrayamadığımız ve sanırım hiç de kavrayamayacağımız yaşam döngüsü. Akılla akıldışının, öfkeyle coşkunun, güçle kırılganlığın hepsinin, hepsinin bir arada var olduğu o dans… Dans edebilirsek harekete katılabilirsek hayatta kalırız. Bir acıya, bir hırsa, bir arzuya takılıp kalırsak, hayat da söner gider. Biraz babaannede olduğu gibi sanırım…</p>
<p><strong>Filmi nerede çektin, ilk film deneyimi nası</strong><strong>l ge</strong><strong>çti, biraz bizimle paylaşmanı isterim… </strong></p>
<p>Orman sahneleri Şile’de çekildi. Çiftlik sahneleri ise Lüleburgaz’da. İlk film deneyimi benim için zorlu geçti açıkçası. Yani ekibim ve oyuncularımın sürecin her anında cömertçe hissettirdikleri sevgileri ve adanmışlıkları olmasa o üç haftalık süreci kabus gibi anımsayacağıma eminim. Sayelerinde öyle olmadı. Teknik olarak bu çaptaki bir filmi üç haftada çekmeye kalkışmak zaten delilik. Ama filmin altını çizmek istediği dayanışma ve yoldaşlık deneyimlerini bu vesileyle yaşamış oldum. Çok mutluyum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26439 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-1024x769.png" alt="" width="645" height="485" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-1024x769.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-300x225.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-768x577.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-559x420.png 559w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-80x60.png 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-150x113.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-696x523.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-1068x802.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04-265x198.png 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Elif-Eda_Sut-Ciftligi_04.png 1436w" sizes="auto, (max-width: 645px) 100vw, 645px" /></p>
<p><strong>İstanbul Film Festivali</strong><strong>’</strong><strong>nde yer aldı filmin, izleyicide bıraktığı etki nasıl oldu? İlk filmini çeken bir y</strong><strong>ö</strong><strong>netmen olarak onların s</strong><strong>ö</strong><strong>yledikleri diğer filmlerin için bir rehber oluşturdu mu? </strong></p>
<p>Hiç beklemediğim kadar öforik bir deneyim oldu seyirciyle karşılaşma. İki gösterim sonrası da uzun uzun sohbet etme imkânı bulduk.  Yıllardır zihnimde gezdirdiğim bu dünyanın seyircide bir karşılığının olması, beni duygulandıran şeylerin onları da duygulandırdığını hissetmek, sormak istediğim soruların onlarda zihinsel bir hareketlilik başlattığını gözlemlemek içimi şükran duygusuyla doldurdu diyebilirim.</p>
<p><strong>Oyuncu seçimini sorabilirim, İrem karakteri nasıl bulundu vs… </strong></p>
<p>İrem’i canlandıran Mira (Saikali), filmin koreografı Ceyda Özcan’ın hediyesi oldu bize. Bu karakter için bir dans öğrencisine ihtiyaç vardı. Ceyda da bizi RU Cihangir Sahne Sanatları ve oradaki Damla Ürk Hocamızla buluşturdu. Sonra yardımcı yönetmenim Elif Daşkaya ile birkaç gün öğrencilerle vakit geçirdik, deneme çekimleri yaptık. Diyebilirim ki tüm bu süreç sonunda Mira’nın enerjisi beni ele geçirdi.</p>
<p>Halid karakterine gelince… Başından beri daha Avrupalı görünümü olan bir oyuncu bakıyordum, karakterin seyircinin zihninde tek bir kimliğin taşıyıcısı haline bürünmesini istemiyordum. Mira’ya karar verdikten sonra iki çocuk arasındaki uyum da önemli olmaya başladı tabii. Sete çıkma tarihimize az akla artık çok umutsuz olduğum bir anda sevgili cast direktörümüz Yaprak Atış, Ediz (Metin) ile çıkıverdi. Ediz hem çok kırılgan bir duruşu olan ama bakışlarıyla kendine güçlü bir hâl kazandırabilen bir çocuktu. Mira ile birkaç deneme çekiminden sonra tamam dedik, budur.  En başından itibaren, inanılmaz adanmış ve çalışkandı ikisi de.</p>
<p><strong>Bundan sonra sırada başka filmler var mı</strong><strong>? </strong></p>
<p>Çekmek istediğim birçok film var. Hâli hazırda yazılmış iki uzun metraj senaryom ve karakterleri zihnimde dolanıp duran hikâyelerim var, ama malumunuz, bağımsız film çekme imkânları oldukça daraldı. Biraz buraya kafa yormaya, imkânsızlıklar içinde başka türlü bir film çekme ekonomisi nasıl kurulabilir, bunlara yanıtlar bulmaya çalışıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/05/13/dogurmadigina-annelik-etme-gucu-gosterenlere-buyuk-bir-hayranlik-besliyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Sinema Ofisi açıldı!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/05/12/istanbul-sinema-ofisi-acildi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/05/12/istanbul-sinema-ofisi-acildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 08:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[İBB]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sinema Ofisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26427</guid>

					<description><![CDATA[ İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından, şehrin sinema üretimini desteklemek; sektörün temsilcileri, akademisyenler, genç sinemacılar ve uluslararası paydaşlarla birlikte çalışmalar yapmak amacıyla kurulan İstanbul Sinema Ofisi kapılarını açtı! Kasımpaşa’da bulunan İstanbul Sinema Ofisi’nin açılışı, aralarında Demet Akbağ, Nur Sürer, Mustafa Alabora, Halil Ergün, Menderes Samancılar, İrem Sak, Bige Önal, Berkay Ateş, Görkem Yeltan, Ezel Akay, Tolga [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong><strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından, şehrin sinema üretimini desteklemek; sektörün temsilcileri, akademisyenler, genç sinemacılar ve uluslararası paydaşlarla birlikte çalışmalar yapmak amacıyla kurulan İstanbul Sinema Ofisi kapılarını açtı! Kasımpaşa’da bulunan İstanbul Sinema Ofisi’nin açılışı, aralarında Demet Akbağ, Nur Sürer, Mustafa Alabora, Halil Ergün, Menderes Samancılar, İrem Sak, Bige Önal, Berkay Ateş, Görkem Yeltan, </strong><strong>Ezel Akay, </strong><strong>Tolga Karaçelik, Özcan Alper, Ketche, Esma-Murat Ertel, Seyyal Taner, Zeynep Tuğçe Bayat, Ali Kemal Güven, Yıldıray Şahinler, Senan Kara, Bulut Reyhanoğlu ve Alper Saldıran’ın olduğu, sinema sektörünün her alanından önemli isimlerin ve İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, İBB Genel Sekreteri Volkan Demir, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı T. Volkan Aslan ile İBB Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanı Merve Gedik’in katılımıyla 11 Mayıs Pazartesi akşamı gerçekleşti.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26432 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-1024x683.jpg" alt="" width="678" height="452" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-8-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 678px) 100vw, 678px" /></p>
<p><strong> İstanbul Sinema Ofisi’nin açılışı kapsamında, Yeşilçam’ın görsel belleğine ışık tutan <em>“Perdeden Önce: Erol Ağakay Mimeray Arşivi”</em> sergisi sanatseverlerle buluştu.</strong> <strong>Belgesel sinemanın büyük ustası Suha Arın’ın kıymetli arşivi de, İstanbul Sinema Ofisi çatısı altında yer alıyor. Arşivin belli kısımları, titizlikle yürütülen çalışmaların ardından, ilerleyen dönemde dijital olarak erişime açılacak.</strong> <strong>Hem bir kültür mekânı hem de operasyonel bir destek merkezi olarak da hizmet verecek ofis, İstanbul’un küresel sinema endüstrisindeki görünürlüğünü artırmak amacıyla sektör paydaşlarıyla birlikte geliştirildi.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26429 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-1.jpg" alt="" width="404" height="404" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-1.jpg 404w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-1-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-1-150x150.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 404px) 100vw, 404px" /></p>
<p><strong> </strong><strong>İBB</strong> tarafından kurulan <strong>İstanbul Sinema Ofisi</strong>, kültür mekânı olmasının yanı sıra bir koordinasyon ve üretim merkezi olarak da hizmet verecek. <strong>İBB</strong> yetki alanındaki mekânlarda gerçekleştirilecek çekimler için izin süreçlerinde kolaylaştırıcı bir rol üstlenen ofis, İstanbul’un bir film platosu olarak etkinliğini de artırmayı amaçlıyor. Toplam 1910 m²’lik kullanım alanına sahip olan <strong>İstanbul Sinema Ofisi</strong> açık çalışma alanları, cep sineması, amfi ve kütüphanesiyle sektör profesyonellerinden geleceğin sinemacılarına kadar geniş bir kitleye hitap ediyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26430 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-1024x683.jpg" alt="" width="654" height="436" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-11-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 654px) 100vw, 654px" /></p>
<p>Sinema sektörünün İstanbul’daki bileşenlerini uluslararası festivaller, eğitimler ve ağ kurma etkinlikleriyle bir araya getirmeyi hedefleyen <strong>İstanbul Sinema Ofisi</strong>, yıl boyunca düzenlenen mesleki eğitim programları, atölyeler ve ustalık sınıfları aracılığıyla profesyonelleri, akademisyenleri ve sinema öğrencilerini aynı platformda buluşturacak. Uzun süreli sinema dersleri, sinema tarihi seminerleri, uygulamalı atölye ve ustalık sınıfları, “Açık Akademi” başlıklı teori dersleri ile “Ustamı Dinliyorum” ve “Sinema Sohbetleri” gibi söyleşi serileriyle katılımcılara hem akademik altyapı hem de sektörel pratik kazandırmayı hedefleyen ofis, üniversitelerle işbirlikleri geliştirerek çok katmanlı öğrenme projeleri yürütecek. <strong>İstanbul Sinema Ofisi</strong>, aynı zamanda <strong>İBB Beyoğlu Sineması, Sultangazi</strong> ve <strong>Kartal sinemaları</strong> gibi noktalar üzerinden galalar, festival gösterimleri ve kentin farklı lokasyonlarındaki açık hava sinemalarıyla sinemanın erişilebilirliğini arttırma çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p>SinemADA Film Festivali ve Gezici Çocuk Filmleri Festivali’ni de düzenleyen <strong>İstanbul Sinema Ofisi</strong>; İstanbul Film Mekânları Haritası, Sinema Hafıza Merkezi, Beyoğlu Sinemaları Hafıza Projesi, İstanbul Görüntü Arşivi ve kapsamlı sektörel veri tabanları oluşturma projeleriyle de Türk sinemasının geçmişini ve bugünkü üretim olanaklarını kayıt altına alarak geleceğe taşımayı amaçlıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26431 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-1024x683.jpg" alt="" width="657" height="438" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Istanbul-Sinema-Ofisi-17-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 657px) 100vw, 657px" /></p>
<p><strong> </strong><strong>ÜÇ KUŞAKLIK AİLE EMEĞİ: YEŞİLÇAM’IN GÖRSEL HAFIZASI <em>“PERDEDEN ÖNCE”</em></strong></p>
<p><strong>İstanbul Sinema Ofisi</strong>’nin açılışı kapsamında sanatseverlerle buluşan <strong><em>“Perdeden Önce: Erol Ağakay Mimeray Arşivi”</em> </strong>başlıklı sergi, Yeşilçam’ın hafızasını ve Türk sinemasının görsel belleğini yansıtıyor. <strong>İBB Miras</strong> küratörlüğünde gerçekleştirilen sergi, Türk sinemasının tarihini perdeden değil, afişler, sinema fenerleri ve kamusal belleğe kazınan imgeler üzerinden anlatıyor. Hasan Mithat Ağakay’dan Erol Ağakay’a uzanan üç kuşaklık aile emeğinin bir dökümü olan sergi, sinema fenerlerinden el boyaması afişlere, lobi kartlarından billboard uygulamalarına kadar Türk sinemasının kamusal yüzünü şekillendiren nadide eserleri gün yüzüne çıkarıyor. <strong><em>“Perdeden Önce: Erol Ağakay Mimeray Arşivi”</em></strong>nde yer alan çalışmalar sadece bir filmi tanıtmakla kalmıyor; aynı zamanda bir dönemin zevkini, yıldızlarını, şehir hayatını, ticari dünyasını ve hayal gücünü de taşıyor. Sergi, <strong>12 Mayıs 2026 – 12 Mayıs</strong> <strong>2027</strong> tarihleri arasında ziyaret edilebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/05/12/istanbul-sinema-ofisi-acildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>29. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali 2 Haziran&#8217;da Ankara&#8217;da başlıyor!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/05/08/29-ucan-supurge-kadin-filmleri-2-haziranda-ankarada-basliyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/05/08/29-ucan-supurge-kadin-filmleri-2-haziranda-ankarada-basliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 07:19:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26422</guid>

					<description><![CDATA[29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu yıl “Çiçek Mi Dediniz?” sloganıyla 2-7 Haziran tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek. Festival kapsamında 23 ülkeden 47 film gösterilecek; programda kadın hakları, dayanışma ve genç kadınların hikâyeleri öne çıkacak. 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için düzenlenen basın toplantısı, 7 Mayıs’ta Kült Kavaklıdere Sineması’nda gerçekleştirildi. Toplantıda festival [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="text-2222 mb-0 my-2 py-2 font-weight-normal">29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu yıl “Çiçek Mi Dediniz?” sloganıyla 2-7 Haziran tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek. Festival kapsamında 23 ülkeden 47 film gösterilecek; programda kadın hakları, dayanışma ve genç kadınların hikâyeleri öne çıkacak.</p>
<div class="detay">
<p data-end="315" data-start="68">29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için düzenlenen basın toplantısı, 7 Mayıs’ta Kült Kavaklıdere Sineması’nda gerçekleştirildi. Toplantıda festival programı, bu yılın teması ve etkinlik kapsamındaki yenilikler kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p data-end="662" data-start="317">Uçan Süpürge Vakfı tarafından düzenlenen festival, bu yıl <em data-end="396" data-start="375">“Çiçek Mi Dediniz?”</em> sloganıyla 2-7 Haziran tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. Festival gösterimleri, Kült Kavaklıdere Sineması ile Etimesgut Belediyesi 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde yapılacak. Organizasyonda Türkiye dahil 23 ülkeden toplam 47 film izleyiciyle buluşacak.</p>
<p data-end="1178" data-start="664">Basın toplantısına Uçan Süpürge Yönetim Kurulu Başkanı Ayşe Ürün Güner, Çankaya Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Dr. Ethem Torunoğlu, Etimesgut Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Dr. Fatih Albayrak, Mamak Belediyesi Basın ve Yayın Müdürü Atlas Sibel Arslan, festival program direktörü Alin Taşçıyan ve festival program koordinatörü Dalım İlteriş Mayadağlı katıldı.</p>
<p data-end="1221" data-section-id="vcmli5" data-start="1180"><strong>Festivalin teması: “Çiçek Mi Dediniz?”</strong></p>
<p data-end="1475" data-start="1223">Toplantının açılış konuşmasını yapan Ayşe Ürün Güner, festivalin 29 yıldır sürdürdüğü varlık mücadelesine dikkat çekti. Festival temasına ilişkin değerlendirmesinde kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusu öne çıktı.</p>
<p data-end="1682" data-start="1477">Güner, kadınlara yönelik <em data-end="1511" data-start="1502">“çiçek”</em> benzetmelerinin çoğu zaman bir <em data-end="1565" data-start="1543">“iltifatla susturma”</em> biçimine dönüştüğünü ifade ederek, kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerinin görünür kılınmasının önemine değindi.</p>
<p data-end="2080" data-start="1733">Festival hazırlıklarının bu yıl gençler ve üniversite gösterimleriyle başladığını belirten Güner, Ankara’daki üniversitelerle ortak etkinlikler gerçekleştirildiğini söyledi. Nisan ayında düzenlenen söyleşi, panel ve gösterimlerde öğrencilerle yönetmenlerin bir araya geldiğini aktaran Güner, gönüllü çağrısına 384 öğrencinin başvurduğunu açıkladı.</p>
<p data-end="2212" data-start="2082">Festival yönetimi, bu başvuru sayısının organizasyonun gençler arasında daha geniş bir karşılık bulduğunu gösterdiğini ifade etti.</p>
<p data-end="2453" data-start="2257">Mamak Belediyesi adına konuşan Atlas Sibel Arslan, belediyenin kültür ve sanat alanındaki çalışmalarına değinerek sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket ettiklerini söyledi.</p>
<p data-end="2719" data-start="2455">Etimesgut Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Dr. Fatih Albayrak ise festivali yalnızca bir sinema etkinliği olarak görmediklerini belirterek kadınların görünürlüğünü artıran sosyal bir proje olarak değerlendirdiklerini ifade etti.</p>
<p data-end="2916" data-start="2721">Çankaya Belediyesi adına toplantıya katılan Dr. Ethem Torunoğlu da ekonomik ve sosyal zorluklara rağmen festivalin 29 yıldır devam etmesini önemli bir başarı olarak tanımladı.</p>
<p data-end="3166" data-start="2982">Festival Program Direktörü Alin Taşçıyan, bu yılki seçkide <em data-end="3101" data-start="3067">“genç kızların hak savunuculuğu”</em> ve <em data-end="3131" data-start="3105">“kuşaklar arası direniş”</em> temalarının öne çıktığını söyledi.</p>
<p data-end="3392" data-start="3168">Taşçıyan, Yeşim Ustaoğlu ve Selen Heinz imzalı Kuru Taşın Başı belgeselinin Ankara’daki ilk gösteriminin festival kapsamında yapılacağını açıkladı.</p>
<p data-end="3557" data-start="3394">Ayrıca Gözde Kural tarafından çekilen Cinema Jazireh adlı yapımın da yarışma seçkisinde yer aldığı belirtildi.</p>
<p data-end="3753" data-start="3559">Taşçıyan, festival seçkisindeki filmlerin karamsarlık yerine mücadele ve dayanışma duygusunu öne çıkardığını ifade ederek, kadın yönetmenlerin sinema dilindeki kolektif yaklaşımına dikkat çekti.</p>
<p data-end="3940" data-start="3792">Festival Program Koordinatörü Dalım İlteriş Mayadağlı, kısa film gösterimlerinin festivalde daha geniş bir yer kapladığını açıkladı.</p>
<p data-end="4197" data-start="3942">Mayadağlı, kısa filmleri yalnızca yan bölüm olarak değil, yeni anlatım biçimlerinin ortaya çıktığı önemli bir yaratım alanı olarak değerlendirdiklerini söyledi. Bu kapsamda kısa film gösterim sayısının son iki yılda kademeli olarak artırıldığı belirtildi.</p>
<p data-end="4441" data-start="4249">Festival bu yıl ayrıca Enki iş birliğiyle dijital içeriklere de ağırlık verecek. Organizasyon kapsamında yönetmenlerle çevrim içi buluşmalar, özel içerikler ve festival günceleri hazırlanacak.</p>
<p data-end="4759" data-is-last-node="" data-is-only-node="" data-start="4443">Festival yönetimi ayrıca gönüllüler ve katılımcılar üzerindeki sosyal etkileri inceleyen bir araştırma yürütüleceğini duyurdu. Yapılan açıklamada, festivalin yalnızca film gösterimlerinin yapıldığı bir alan olmanın ötesinde, tartışma ve kolektif hafıza üretimi için bir platform oluşturmayı hedeflediği ifade edildi.</p>
</div>
<div class=" text-center">
<div id="reklam" class="mb15" align="center"></div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/05/08/29-ucan-supurge-kadin-filmleri-2-haziranda-ankarada-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Thank You God for My Spoiler!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/05/06/thank-you-god-for-my-spoiler/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/05/06/thank-you-god-for-my-spoiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 18:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26413</guid>

					<description><![CDATA[Bugün farklı bir deneyim yaşadım, yıllardır (halen) oturduğum semt olan Kurtuluş eski adıyla Tatavla’da Latin Katolik Mezarlığı’nda Thank You God for My Spoiler belgeselini izledik. Semtimizde yüksek duvarlarla çevrili, daha önce hiç gitmediğim, hatta çok sevdiğim araştırmacı yazar Giovanni Scognamillo’nun da orada gömülü olduğunu (Sadi abi söyledi) öğrendiğim bu mezarlık üç tarafı yoğun trafiğin yaşandığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün farklı bir deneyim yaşadım, yıllardır (halen) oturduğum semt olan Kurtuluş eski adıyla Tatavla’da Latin Katolik Mezarlığı’nda Thank You God for My Spoiler belgeselini izledik. Semtimizde yüksek duvarlarla çevrili, daha önce hiç gitmediğim, hatta çok sevdiğim araştırmacı yazar Giovanni Scognamillo’nun da orada gömülü olduğunu (Sadi abi söyledi) öğrendiğim bu mezarlık üç tarafı yoğun trafiğin yaşandığı caddelerle çevrili olmasına rağmen iç huzurunu koruyan, her mezarın bir sanat eseri kıvamında inşa edildiği bir yer.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26415 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page.jpg" alt="" width="420" height="420" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page.jpg 404w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-150x150.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 420px) 100vw, 420px" /></p>
<p>Filmin yönetmenlerinden Mustafa Seven eski bir arkadaşım, şimdilerde ünlü bir fotoğrafçı ve aynı zamanda bu belgeseli Cihan Güngören ile çekmiş. Zaten belgesele konu olan Orlando Carlo Calumeno da oradaydı ve kendisi için tasarlattığı anıt mezarı görme şansımız oldu. Renkli tabutunun, ziyaretine gelenlerin yakması için mumların olduğu, hatta belki de öldükten sonra ruhuna kadeh kaldıranlar olur diye bir içki şişesi ve bardakların olduğu bir anıt mezar. Mezarlığı gezerken çokça anıt mezar olduğunu fark ettik ama 160 yıldır hiç yenisi yapılmamış, Calumeno’nun dışında. Gördüklerimiz bir hayli eskiydi. Calumeno ilginç bir karakter, 400 yıldır İstanbul’da yaşayan Latin Katolik Levanten bir ailenin son temsilcisi. Varlıklı, sanat koleksiyoncusu ve hayatı yaşamayı seven birisi gördüğümüz kadarıyla. Zaten kendisi de söylüyor hayatın zevklerini tatmış, almış hatta bir noktada doymuş birisi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26419 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954.jpg" alt="" width="669" height="353" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-300x158.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-768x405.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-796x420.jpg 796w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-150x79.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-696x367.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 669px) 100vw, 669px" /></p>
<p>İş öbür tarafa yolculuk kısmına gelmiş Calumeno muhtemelen bunun belgeselinin olmasını istemiş. Burada Cihan ve Mustafa devreye girmiş. İzlerken bazen karaktere çok kızıyoruz, ailesine ve kızına yaşattığı travma çok sevimli değil. Kendisiyle barışık olması, ölümle kurduğu bağı bu kadar rahat ifade edebilmesi, bu topraklarda ‘azınlık’ olmanın yarattığı hissi tarif etmesi, ölümü kurgularken bir yandan hayata bu kadar bağlı olması Calumeno’yu daha da iyi anladığımız detaylar. Deniz kenarında büründüğü iki rolün zıtlığı üzerinden kendisini anlatması da belgesele fark katan yan olmuş. Zengin biri ve bunu saklamıyor, kendisine anıt mezar inşa ettirecek kadar da ego sahibi! Dışardan bakınca böyle görünen detaylar, belgeselin içine girince biraz dağılıyor, daha anlaşılır oluyor…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26416 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e.webp" alt="" width="660" height="362" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e.webp 869w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-300x165.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-768x422.webp 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-765x420.webp 765w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-150x82.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-696x382.webp 696w" sizes="auto, (max-width: 660px) 100vw, 660px" /></p>
<p>Calumeno Tanrının bizi yaratırken bir ipucu verdiğini, herkesin öleceğini bildiği bir dünyada yaşadığımızı söylüyor ve bunun için Tanrıya şükrediyor. Belgeselin adı da bu teşekkür zaten… Belgesel gösterildiği festivallerden toplam on ödül kazanmış. Calumeno dediğim gibi hayatını olduğu gibi ortaya koymuş, ailesi onun bu yaptığı şeyi kabul etmek istemiyor, bu anıt mezarı daha görmediler sanırım, daha doğrusu görmek istemiyorlar. Mezarlığın içindeki bir salonda izledik 70 dakikalık belgeseli, ilginç bir deneyimdi…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/05/06/thank-you-god-for-my-spoiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günyüzü eve değil, olay mahalline dönüş filmi!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/05/03/gunyuzu-eve-degil-olay-mahalline-donus-filmi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/05/03/gunyuzu-eve-degil-olay-mahalline-donus-filmi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 May 2026 15:06:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26406</guid>

					<description><![CDATA[Banu Sıvacı Günyüzü filmiyle Berlin Film Festivali&#8217;nde Forum bölümünde yer aldı. Bizde de 45. İstanbul Film Festivali&#8217;nde Altın Lale için yarıştı. Film temeldeki bir konuyu ve onu çevreleyen birçok unsuru bir yok oluşun suskunluğu ve arayışı içinde anlamlandırmayı seçiyor. Kafamdakileri Sıvacı&#8217;ya sordum&#8230; Merhaba Banu, Günyüzü filminin çıkış noktasını senden dinlemek isterim…İlk filminin üzerinden sekiz yıl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Banu Sıvacı Günyüzü filmiyle Berlin Film Festivali&#8217;nde Forum bölümünde yer aldı. Bizde de 45. İstanbul Film Festivali&#8217;nde Altın Lale için yarıştı. Film temeldeki bir konuyu ve onu çevreleyen birçok unsuru bir yok oluşun suskunluğu ve arayışı içinde anlamlandırmayı seçiyor. Kafamdakileri Sıvacı&#8217;ya sordum&#8230;</p>
<p><strong>Merhaba Banu, Günyüzü filminin çıkış noktasını senden dinlemek isterim…İlk filminin üzerinden sekiz yıl geçmiş; ülkemizde bir filmin çekim koşullarının oluşabilmesi için geçen süre nedir sence? Senaryo aşamasından sonra çekim maliyeti en etkili sorunsal galiba, o konuya da biraz değinmek ister misin?</strong></p>
<p>​Aslında sekiz yıl, bir yönetmenin ikinci filmi için uzun bir süre gibi görünebilir ama Türkiye’de bağımsız sinema yapmaya çalışıyorsanız bu süre maalesef &#8216;olağan&#8217; bir takvime dönüşüyor. Bir hikayeyi kağıda dökmek işin en sancılı ama en özgür kısmı; asıl mücadele o dünyayı kuracak finansal zemini oluştururken başlıyor.</p>
<p>​Evet, senaryo bittikten sonra en büyük sorun kesinlikle çekim maliyetleri ve ekonomik sürdürülebilirlik. Türkiye’deki yüksek enflasyon ve set maliyetlerinin öngörülemez artışı, biz bağımsız sinemacıları sadece yaratıcı değil, aynı zamanda sıkı birer &#8216;kriz yöneticisi&#8217; olmaya zorluyor. Pandemi öncesi geliştiren bir projeydi Günyüzü. 2018&#8217;de demosu ile pitching platformlarında görünürlük kazandı. Yazım süreci daha da eski elbette. Ancak pandeminin de filmin ilerlemesinde zorlayıcı etkileri oldu. <em>Günyüzü</em>, Kültür Bakanlığı destekleri ve Avrupa fonlarıyla  hayata geçti. Bu fonları bir araya getirmek, değerli katkıları olan Orkun Huylu, Yusuf Aslanyürek gibi ortak yapımcılar bulmak ve o bütçeyi filmin sanatsal niteliğinden ödün vermeden yönetmek, bazen filmin kendisini çekmekten daha fazla mesai istiyor.  Yine de filmi çok kısa sürede çekmek zorunda kaldık. Gerçekten zorlayıcı bir set deneyimi oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26408 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1-1024x682.jpeg" alt="" width="680" height="453" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1-1024x682.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1-300x200.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1-768x512.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1-1536x1023.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1-630x420.jpeg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1-150x100.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1-696x464.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1-1068x712.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-BANU-SIVACI-1.jpeg 1600w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p><strong>Günyüzü isim olarak ilgi çekiyor ama gün yüzüne çıkamayan birçok şeye de vurgu yapıyor. Biraz isim üzerinden filmi yorumlasak?<br />
</strong> &#8216;Günyüzü&#8217;, toprağın altındakinin, yani örtbas edilenin, gizlenen suçların ve susturulan gerçeklerin yüzeye çıkma arzusunu temsil ediyor. Filmde hem coğrafi bir yarılma (faylanmalar) hem de ahlaki bir yarılma var. Yerin altındaki sarsıntı, aile içindeki o büyük &#8216;sırrı&#8217; da sarsıp günyüzüne çıkarmaya zorluyor.</p>
<p>​Aslında film boyunca, karakterlerin bastırdığı ne varsa kız kardeşin ölümü, patriyarkanın gölgesi, toprak çatlayıp köy tahliye edilirken, bir şekilde o gün ışığına maruz kalıyor. Günyüzü bir eve dönüş filmi değil benim için. Olay mahalline dönüş filmi. Bir ata yüzleşmesi yok, yuva hissi yok bir kadının yaşadığı korkunç deneyimle tekrar yüzleşmesi, otuz yıl sonra bile bunun etkilerinin tazeliğini nasıl koruduğu, bir aileyi nasıl dönüştürdüğü idi ilgilendiğim.</p>
<p><strong>Bir yandan da sanırım anneannenizin köyü orası. Bildiğiniz bir yer, bildiğiniz dekorlarda film çekmenin artısı nedir? Çocukluğunuzdaki Deringöl size ne hissettiriyordu, şimdi orayı kadın cinayetlerinin işlendiği ve gizlendiği bir göl olarak kullanmışsınız. Sizdeki bu değişim (varsa) öğrenmek isterim.</strong></p>
<p>Tanıdığınız bir coğrafyada film çekmek, aslında oranın ruhuyla suç ortağı olmak gibi. Çocukluğumun geçtiği, her taşını bildiğim o dekorlar bana büyük bir konfor alanı sağlasa da, aslında bu filmle o anılara &#8216;yetişkin ve sorgulayan&#8217; bir gözle geri döndüm. O derin göl çocukken benim için gizemli, devasa ve belki biraz masalsı idi. Doğanın bu muhteşem yapısı çocuklukta bir oyun alanıyken, büyüdükçe o sessizliğin neleri örtebileceğini fark ettim. Doğayı sessiz bir dekor olmaktan çıkarıp, suçun işlendiği ama aynı zamanda suçu kusmaya hazırlanan aktif bir özneye dönüştürmeye çalıştım. Benim için 180 metre derinliğinde dev bir su kütlesinin altında uyuyan bir masum kadının hikayesi bu. Gerçek bu kadar sert iken ona bir temsil bulmaya çalışmak belki de çok anlamlı değildir.</p>
<p><strong>Aslında çok güncel ve içimizi yakan bir konuya el atıyorsunuz. Tam da Gülistan Doku cinayetinin ortaya çıkması ve bu nedenle bir barajın boşaltılması sonucu iki kadın cesedine ulaşılması gibi korkunç bir gerçek de ortaya çıktı ve daha niceleri var mutlaka. Senin bu konudaki öngörünü biraz dinlemek isterim, bir kadının yok edilmesinin yollarından biri de onu tamamen kaybetmekten geçiyor… Bu konuda barajlar, göller ne gibi misyon üstleniyor…</strong></p>
<p>Filmde de gördüğümüz gibi, doğanın artık bu yükü taşıyamadığı bir döneme giriyoruz. İklim krizi veya çevresel faktörlerle su çekildiğinde ya da toprak yarıldığında, o saklanan &#8216;kirli&#8217; sırlar kusulmaya başlanıyor. Benim için göl; suçun derinlere gömüldüğü, sessizleştirildiği bir depo değil, artık saklamayı reddeden ve o gerçeği karakterlerin yüzüne çarpan aktif bir yüzey. Kadınların kaybedilmesi, aslında toplumun vicdanının o suyun dibine hapsedilmesi demektir; ama su çekildiğinde geriye kalan o çıplak gerçekle yüzleşmek, her zamankinden daha ağır oluyor. Tüm dünyada kadınlarla ilgili korkunç gerçekler ortaya çıkıyor. Bir değişim umudumuz var. Benim filmimde bu olay otuz yıl önce yaşanmış. Otuz yıl bile yaraları kapatmamış, aileyi dağıtmış. Bir kadının bu şekilde öldürülmesinin sonuçları sadece yas değil. Çok ciddi sonuçları var, film biraz da bunun üzerine düşündürmek istiyor. İki kardeşin arasına bu şuç dev bir yarık atmış.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26409 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU.jpg" alt="" width="550" height="287" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU.jpg 550w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-300x157.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/GUNYUZU-150x78.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 550px) 100vw, 550px" /></p>
<p><strong> </strong><strong>Suna belki de içinde yıllarca taşıdığı acıyla köye dönünce tekrar çarpışıyor. Ve durumun faili olduğu düşündüğü adam hala yaşıyor. Adam Alzheimer, ben bunu biraz da toplumsal unutkanlık olarak yorumladım… Her şeyi unutan, konuşmak istemeyen bir toplumun adamda vücut bulmuş hali gibi. Ama bir yandan da Suna onu sıkıştırınca kalp krizi geçirip öldü. Bu da adam aslında yaptığı şeyin derinliklerine indi gibi bir izlenim yarattı. Yani o da göl gibi onu derinlere bir yere gömmüştü ve ortaya çıkması onun sonu oldu gibi düşündüm… Sen nasıl yorumladın diye merak ettim.</strong></p>
<p>Kesinlikle, Alzheimer burada sadece tıbbi bir durum değil, kolektif bir zırh. Suçlu, hatırlamadığı sürece masum olduğuna inanmamızı bekliyor; toplum da aynı şekilde, geçmişle yüzleşmediği sürece &#8216;huzurlu&#8217; kalacağını sanıyor. Suna’nın karşısındaki bu &#8216;zihni meçhul&#8217; tablo, aslında adaletin en büyük çıkmazı. Eğer fail ne yaptığını idrak edemiyorsa, ona sorulan hesabın bir anlamı kalır mı?</p>
<p>​Adamın, Suna’nın ısrarlı sorgusu ve o bastırılmış gerçekle yüzleşmesi anında kalp krizi geçirip ölmesini, ben de bir &#8216;manevi otopsi&#8217; gibi görüyorum. Suna o zihni kazıdıkça, adamın yıllardır derinlere gömdüğü, belki kendi kendine bile itiraf edemediği o karanlık sarsıntı yüzeye çıktı. Adamın ölümü, bir bakıma gerçeğin ağırlığının artık taşınamaz hale gelmesidir. Tıpkı o köyün tahliye edilmesi gibi; toprak da, zihin de artık o yükü taşıyamayıp iflas ediyor. Suna için bu bir &#8216;zafer&#8217; değil, aslında yarım kalmış bir hesaplaşmanın getirdiği o tuhaf, buruk boşluk. Fail öldüğünde suç yok olmuyor, sadece muhatapsız kalıyor ve bu da mağdurun yasını daha da ağırlaştıran bir durum. Ama bu filmde kimse sır saklamıyor yalnızca unutmuşlar ve hayatlarına devam ediyorlar.</p>
<p><strong>Suna orada kalmak istiyor, tekrar özüne köklerine dönmek istiyor ama hem köyün durumu hem de kardeşinin tavrı bu yönde çok aksi seyrediyor. Kalmasını istemiyor, genelde istemezler. Burada kardeşin kurduğu düzenin bozulmaması gibi tavırda olduğunu anlıyorum. O da dibe çöküşten memnun ve gölü karıştırmak demek, ortalığı bulandırmakla eşdeğer bir durum mu yaratıyor?</strong></p>
<p>Ayhan, o bölgedeki pek çok erkek figürü gibi &#8216;idare etme&#8217; kültürünün bir parçası. Onun için huzur, adaletin sağlanmasıyla değil, suçun ve geçmişin görünmez kılınmasıyla mümkün. Ancak bunun bir sebebi var, Bekir ile olan bir toprak ortaklığı ve kendi ailesinin bütünlüğünü koruyabilmesi o ortaklığa bağlı. Aslında Ayhan hayvancılık yapmak isteyen, şehirdeki hayata meraksız, doğayı ve ailesini seven bir adam. Kendince  gölün dibini karıştırmak, sadece suyu bulandırmak değil, Ayhan’ın üzerine inşa ettiği o sahte konfor alanını yok edecek korkusu yaşıyor. Bu da onu suç ortağı yapıyor adeta. Kanıtsızlığa tutunuyor. Onun için kanıtı bile olmayan bir suç için düzen bozmaya değmez. Süleyman Kadim Kabaali bu karakteri hakkını vererek oynadı. Benimle birlikte filmin mekanlarına çok sık geldi ve disiplinle çalıştı.</p>
<p>​Suna’nın gelişi, Ayhan için sadece bir kardeş ziyareti değil; bir vicdan azabının eve geri dönmesi. Suna’nın hakikat arayışı dinamik ve yıkıcı. Burada toplumsal bir ikiyüzlülüğü de görüyoruz: Cinayeti örtbas eden ama güler yüzlü olan Ayhan’ın &#8216;iyi adam&#8217; sayılması; gerçeği arayan ama mesafeli duran Suna’nın ise &#8216;düzeni bozan yabancı&#8217; ilan edilmesi. Gölün bulanması, aslında Ayhan’ın aynadaki aksinin bozulması anlamına geliyor. Ancak haklı haksız dengesinde Suna&#8217;yı sarsan gerçekleri de Ayhan ve karısı Seher( Dilşah Demir) ortaya çıkarıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26410 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/image-w1280.webp" alt="" width="689" height="388" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/image-w1280.webp 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/image-w1280-300x169.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/image-w1280-768x432.webp 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/image-w1280-747x420.webp 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/image-w1280-150x84.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/image-w1280-696x392.webp 696w" sizes="auto, (max-width: 689px) 100vw, 689px" /></p>
<p><strong>Selva Erdener bir opera sanatçısı ve burada Suna karakterine yön veriyor. Sanırım daha öne oyunculuk deneyimi de olmamış. Kendisiyle nasıl bir oyunculuk deneyimi yaşadınız, beklentinize denk düştü mü?</strong></p>
<p>Selva Erdener ile çalışmak benim için muazzam bir keşif süreciydi. Bir opera sanatçısı olmasından gelen o disiplin, sesini kullanma biçimi ve sahne hakimiyeti Suna karakterinin o vakur, mesafeli ve &#8216;soğuk&#8217; duruşuna çok şey kattı. İlk uzun metraj oyunculuk deneyimi olması aslında bir avantajdı; çünkü Suna karakterinin sinemadaki o geleneksel kadın temsillerine benzemeyen, alışılmadık ve taze bir duruşa ihtiyacı vardı. Ama opera sanatçıları aynı zamanda oyuncudur. Onlar oyunculuğa uzak değiller bizzat içindeler. Mesleğinde oldukça saygın ve ünlü bir isim Selva Erdener.</p>
<p>​Selva’nın disiplini ile benim kurmak istediğim o minimal ve rasyonel karakter yapısı çok iyi örtüştü. Karakterin o &#8216;sevilmek zorunda olmayan&#8217;, sınırları olan ve rasyonel tarafını canlandırırken gösterdiği cesaret, filmin ruhunu belirledi diyebilirim. Selva sadece Suna’ya can vermedi, ona bir ritm ve derin bir sessizlik de kazandırdı. Bu karakter korkunç bir travma yaşamış. Aynı kişi kız kardeşini de öldürmüş ona göre. Artık ağlayamıyor,  temas edilmekle ilgili sorunlar yaşıyor. Merak ettiğim şu oldu; seyirci ona bu yaşadıkları yüzünden  mesafeli olma hakkını tanıyacak mıydı? Yoksa bir kadından beklenen toparlayıcılık, kendi sınırlarını düzen bozulmasın diye görmezden gelme özelliklerini taşımadığı için onu yargılayacaklar mıydı?</p>
<p><strong>Köyün oturulamaz hale gelmesi, barajlar, madenler ve ekolojik dengenin bozulması&#8230; Filmde doğa, insan tahribatından nasibini alıyor gibi. Doğa bizzat hikayeyi iten bir özne mi?</strong></p>
<p>Kesinlikle öyle. Benim için doğa bu filmde karakterlerin arkasında duran sessiz bir dekor değil; bizzat hikayeyi iten, hatta karakterleri yerinden eden aktif bir özne. İnsanın üzerinde durduğu toprağa olan güvenini kaybetmesi, bence modern dünyanın en büyük trajedilerinden biri. O yüzey faylanmaları ve tahliye kararı, sadece bir mekan dinamiği değil; toprağın artık bizimle olan anlaşmasını bozmasıdır. İnsan tahrip ettikçe, doğa da bu yükü kusuyor. Yani o fay hatları sadece yerin altında değil, karakterlerimin arasındaki o görünmez mesafelerde de geçiyor. Bu anlamda ekolojik kriz, filmin hem fonu hem de asıl tetikleyicisi. Ama aynı kurak bölgede kuruma tehdidi yaşayan göller de var ve onlar bazen tekrar geri geliyorlar. Doğa bizden bağımsız kendi kararlarını alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26411 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/images.jpg" alt="" width="303" height="166" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/images.jpg 303w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/images-300x164.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/images-150x82.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 303px) 100vw, 303px" /></p>
<p><strong>Fidan karakteri ve babası&#8230; Bir kız için &#8216;baba&#8217;, başka bir kız için &#8216;katil&#8217;. Bu tezatlığı ve Fidan&#8217;ın köyün farklı bir yüzünü temsil etmesini biraz açar mısın?</strong></p>
<p>Bu gerçekten çok doğru bir soru. Bu tezatlık, filmin ahlaki merkezini oluşturuyor aslında. Hayatın içinde suçlular sadece &#8216;kötü adam&#8217; maskesiyle dolaşmıyorlar; birinin canını alan kişi, aynı zamanda birinin sevgi dolu babası olabiliyor. Bu korkunç ikilik, suçun sıradanlığını ve toplumun içindeki o sinsi yerini gösteriyor. Fidan ise bu karanlığın içinde bambaşka bir rengi, farklı bir gelecek tahayyülü olan yüzünü temsil ediyor. Benim kendi deneyimlerimde annemin doğduğu köyde, Fidan gibi kızlar vardı. Motorsiklete biner, şarkılar söylerlerdi. Bu yüzden belki de taşra kelimesinden hoşlanmıyorum. Bu kelimeyi üstenci buluyorum. Merkeze uzak anlamı taşıyor. Sizi merkez yapan ne? Diye sormak geliyor içimden bu kelimeyi duyduğumda. Sosyolojik olarak kabul gören bir kelime olması onu benim gözümde doğru yapmıyor. Sinemamızda anlam olarak çok yukarıdan bir bakışla kullanılıyor. Kötülük her yerde kendini gösterebilir. Yaşadığı coğrafya ile insanlar hakkında genel kanıda bulunmayı doğru bulmuyorum.</p>
<p>​Fidan’ın varlığı, Suna için de bir ikilem: Suna adaleti ararken, bir başka kadının (Fidan) &#8216;baba&#8217; figürünü yıkmak zorunda kalıyor. Bu &#8216;haklı/haksız&#8217; dengesi insanı darmadağın eden bir durum. Biz Suna’nın adalet arayışına hak verirken, Fidan’ın dünyasının yıkılmasına da üzülüyoruz. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi; adalet bazen bir tarafı tamir ederken diğer tarafta yeni enkazlar bırakabiliyor. Bu trajik döngü, suçun bireysel olmaktan çıkıp nesilleri nasıl etkilediğinin bir göstergesi.</p>
<p><strong>Son olarak neler söylemek istersin? Benim sormadığım ama senin söylemek istediğin?</strong></p>
<p>Filmin ismiyle bağlayacak olursam; umarım <em>Günyüzü</em>, sadece festivallerde değil, izleyicinin kendi iç dünyasında da bir yankı bulur. Sinemada alışageldiğimiz &#8216;mağdur kadın&#8217; veya &#8216;kahraman erkek&#8217; şablonlarının dışına çıkıp; soğuk, rasyonel ve sınırları olan kadınların da haklılık payının, duygusal erkeklerin de suç ortaklığının olabileceğini tartışmaya açmak istedim.</p>
<p>Hayvanların (manda sahneleri ve kedi Leyla) bu hikayedeki varlığı da benim için çok kıymetli. Onlar, insanın yarattığı bu kaotik dünyada, dilleri olmasa da her şeyi gören ve hisseden en dürüst tanıklar. Bu keyifli ve derinlikli sorular için çok teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/05/03/gunyuzu-eve-degil-olay-mahalline-donus-filmi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir sanatçı olarak görünür olmak ile sanatsal idealizmin aslında uzlaşmaz olduğunu düşünmüyorum!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/04/30/bir-sanatci-olarak-gorunur-olmak-ile-sanatsal-idealizmin-aslinda-uzlasmaz-oldugunu-dusunmuyorum/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/04/30/bir-sanatci-olarak-gorunur-olmak-ile-sanatsal-idealizmin-aslinda-uzlasmaz-oldugunu-dusunmuyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 17:50:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[isimsiz eserler mezarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Manolya maya]]></category>
		<category><![CDATA[melik kuru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26396</guid>

					<description><![CDATA[Melik Kuru ile İsimsiz Eserler Mezarlığı filmiyle ilgili konuştuk. Siyah beyaz çekilen filmde Manolya Maya ve Ekremcan Arslandağ başrolde. Aslı ve Murat&#8217;ın sanat camiasının kuralları içindeki alışılmadık yolculuğunu anlatan film görünür olmak ve idealist kalmak arasındaki çizgiye odaklanıyor. “İsimsiz Eserler Mezarlığı” fikri ilk olarak nasıl ortaya çıktı? Bu projenin çıkış noktasını biraz anlatır mısınız? Hikâyenin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Melik Kuru ile İsimsiz Eserler Mezarlığı filmiyle ilgili konuştuk. Siyah beyaz çekilen filmde Manolya Maya ve Ekremcan Arslandağ başrolde. Aslı ve Murat&#8217;ın sanat camiasının kuralları içindeki alışılmadık yolculuğunu anlatan film görünür olmak ve idealist kalmak arasındaki çizgiye odaklanıyor.</p>
<p><strong>“İsimsiz Eserler Mezarlığı” fikri ilk olarak nasıl ortaya çıktı? Bu projenin çıkış noktasını biraz anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Hikâyenin ilk ortaya çıkış noktası için, Columbia Üniversitesi’nde Yönetmenlik ve Senaryo Yazarlığı Yüksek Lisans programı için New York’a taşındığım 2016 sonbaharına kadar gidebiliriz. Hiçbir tanıdığımın olmadığı New York’ta henüz yeniydim ve orada hem yabancı bir ülkenin kültürüne hem de film okulu kültürüne alışmaya çalışıyordum. Aslı ve Murat karakterleri ilk o zaman ortaya çıktı. Belki de çok yalnızlık çekiyor olduğumdan olsa gerek, kâğıt üzerinde onlarla vakit geçirmek ve onları -Galatasaray Lisesi’nde okuduğum için- çok iyi bildiğim ve o sıralarda özlediğim Beyoğlu sokaklarında gezdirmek bence içimdeki bir hasreti gideriyordu.</p>
<p>Ancak bu hikâyenin bir kısa film olamayacağına kısa zamanda ikna oldum ve hikâyeyi gelecekte geri dönmek üzere rafa kaldırdım. Yıllar içerisinde önce akademide ardından Türkiye’ye döndüğüm 2021 senesiyle birlikte film sektöründe hayata geçen/geçemeyen birçok kısa ve uzun metrajlı film üzerinde çalıştım ve deyim yerindeyse hem ulusal hem de uluslararası endüstrinin oyun kurallarına aşina oldum. Bu deneyimlerin ve eş zamanlı olarak gelen hayal kırıklıkları ve öfkenin beni alttan alta İsimsiz Eserler Mezarlığı olarak izlediğiniz hikâyeye hazırladığını fark ettiğim noktada, 2022 senesinde hikâyenin başına tekrar oturdum ve bu kez uzun metraj senaryosu olarak yazmaya başladım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26398 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-1024x427.png" alt="" width="684" height="285" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-1024x427.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-300x125.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-768x320.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-1536x640.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-2048x853.png 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-1008x420.png 1008w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-150x63.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-696x290.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-1068x445.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-18-1-1920x800.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 684px) 100vw, 684px" /></p>
<p><strong>Filmin ismi çarpıcı ve anlamlı. Günümüzde görünür olmak önemli ve bunun nasıl olduğunun önemi yok açıkçası. Zaten filmi de böyle bir yere bağlıyorsunuz, idealizm bitti mi gerçekten? </strong></p>
<p>Bir sanatçı olarak görünür olmak ile sanatsal idealizmin aslında uzlaşmaz olduğunu düşünmüyorum. Mesele hangi şartlarda, hangi amaçla, neye hizmet edecek şekilde görünür olduğunuz bence. Bu yalnızca sanat dünyası için geçerli de değil. Aslı, filmde anlam bulduğu şeyin peşinde koşan, koşarken de sanatsal üretimi adına bundan zamanını, emeğini ve parasını esirgemeyen genç bir idealist. Her sanatçı gibi işinde ürettiği anlamın bir başkası için de anlam ifade edeceğini ummakta. Bunun için de işlerinizin görünür olması bir zorunluluk elbette.</p>
<p>Problem, güncel sanat ve daha geniş anlamıyla kültür piyasasının görünür olmaya ihtiyacı olan (özellikle de genç) sanatçıları çağımızın gösteri kültürünün bir parçası olmaya zorunlu tutmasında diye düşünüyorum. Böyle bir kültürel atmosferde gösterinin kendisi sanatsal üretimi, onu her anlamda sağacak şekilde çevreler ve kaçınılmaz olarak anlamın içini boşaltır. Mesele gösterinin bir parçası olmaktır, neyi gösterdiğinizin bir önemi kalmamıştır.</p>
<p><strong>Aslı’nın babasıyla kurduğu ilişki de sorunlu. Bir tek ev arkadaşı Murat’la iyi anlaşıyor. Onunla da tükenme noktasına geldiğinde de tartışıyor. Burada iki farklı duruş görüyoruz, birisi durağan, birisi hareket halinde. Aslı ile Murat’ı bir arada tutan ana duygu nedir? </strong></p>
<p>Farklı mizaçlarına rağmen, Aslı ve Murat, çağımızın tehditkâr, güvencesiz ve sömürüye teşne sosyoekonomik düzeni karşısında içe kapanmış karakterler. Hayatına ve çevresine etki edemeyen her bireyin, güdüsel olarak içe kapanma eğilimi gösterdiğini ve hareket alanını bilinçli olarak daralttığını düşünüyorum. Aslı ve Murat bu yalnızlık ve izole edilmişlik duygusu içinde, en temel ihtiyacımız olan güven duygusunu kaçınılmaz olarak birbirlerinde bulmuşlar bence.</p>
<p>Belirttiğiniz gibi, aralarında basmakalıp toplumsal cinsiyet rollerine uymayan bir dinamik var. Aslı dışarıda avlayan, bir şeylerin peşinde koşan, eylemde bulunan ve fotoğraftan para kazanmasa da varlıklı ailesinin desteğiyle evi ekonomik anlamda döndüren karakter. Murat ise deyim yerindeyse bir ev erkeği, çalışmıyor ancak evi o çekip çeviriyor ve Aslı’nın hayatını kolaylaştırıyor. İkisinin de birbirlerine sağladıkları kolaylıklar var özetle. Çağımızın sert ekonomik koşulları içinde, özellikle de prekarya gençlik arasında, basmakalıp ataerkil cinsiyet rollerinin askıya alınarak ekonomik, kültürel ve toplumsal açıdan daha girift ilişkilenmelerin çok daha sıklaştığını düşünüyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26399 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-683x1024.jpg" alt="" width="361" height="541" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-683x1024.jpg 683w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-200x300.jpg 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-768x1152.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-1024x1536.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-1365x2048.jpg 1365w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-280x420.jpg 280w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-150x225.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-300x450.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-696x1044.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-1068x1602.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-1920x2880.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Melik-Kuru-scaled.jpg 1707w" sizes="auto, (max-width: 361px) 100vw, 361px" /></p>
<p><strong>Film derdini gayet akıcı, sade ve direkt anlatıyor. Mesela Aslı’nın yalnızlığı dikkat çekici, hiç kız arkadaşı yok. Genelde filmlerde kalabalık grup olur ya da el altında bir arkadaş… bu kadar sade anlatım tercihinin bir sebebi var mı? </strong></p>
<p>Yazılarını tekrar tekrar okuduğum drama yazarı Lajos Egri’nin çok sevdiğim bir sözü var: “Hikayeler hayatın aynası değildir, özüdür.” Bana öyle geliyor ki hem üretenler hem de bunun seyircileri/“tüketicileri” olarak bize estetikte ve hikâye dilinde dayatılmış olagelen kuru bir gerçekçiliğe konforlu bir şekilde alışmış durumdayız. Başka bir deyişle, hikayeler gerçek hayatın zenginliğini, rastlantısallığını ve karmaşıklığını tek başına sırtlarına yüklenmemeliler diye düşünüyorum. Elbette fotografik gerçekçiliğin bizleri iki yüzyıldır koşulladığı bir gerçeklik beklentisi var. Ancak bunu hem sanatçı olarak hem de seyirci olarak yarattığımız hikayelere her koşulda dayatmamızın, hepimizi sanatsal estetiğin aşkınlık potansiyelinden mahrum bırakacağını düşünüyorum. Zaten belki de bu yüzden film kamerası icat edildikten sonra sinemada en hızlı serpilen sanatsal damar bu gerçekçiliği yok etmek istedi.</p>
<p>Aslı yalnız bir karakter. Bilmiyorum, belki de hayatım boyunca çok fazla yer ve çevre değiştirmek zorunda kaldığım için olacak, ben onun arkadaşsızlığını ve kimsesizliğini yadırgamıyorum. Günümüzün hız ve birey odaklı sosyoekonomik koşullarının bizi ne kadar yalnız bıraktığını bazen hepimiz fazla göz ardı ediyoruz belki de.</p>
<p><strong>Aslı’nın ellerle yaşadığı kuşatma halinin işaret ettiği durum nedir tam olarak? Filmin direkt bir anlatımı var, bu hamleler onu bozuyor ama çok iyi olmuş bir yandan da… Bu psikolojik bir dışavurumu mu işaret ediyor?</strong></p>
<p>Kesinlikle. Bazen en sevdiğiniz şey, sizi nefessiz bırakabilir de. Özellikle sanatsal üretimle haşır neşir olmuş ve çok uzun süreler tek bir işe kendini vakfetmiş insanların bu hissi iyi bildiğini düşünüyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26400 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-1024x427.png" alt="" width="672" height="280" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-1024x427.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-300x125.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-768x320.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-1536x640.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-2048x853.png 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-1008x420.png 1008w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-150x63.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-696x290.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-1068x445.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Artboard-3-1-1920x800.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 672px) 100vw, 672px" /></p>
<p><strong>Filmin çekim koşulları ve şartlarından bahsedersek, nasıl oldu, her şey yolunda gitti mi? </strong></p>
<p>İsimsiz Eserler Mezarlığı, post-prodüksiyon aşamasına kadar herhangi bir kurumsal destek almadan yapıldı. Ancak filmimizin bu anlamda biricik olmadığının da farkındayım. Bağımsız sinemamızın çetin yıllardan geçtiği bir dönemdeyiz. 2000ler Türkiye bağımsız sinemasının temel yapım modeli olan ortak yapım modeli hem ülkemize has ekonomik sorunlardan hem de mevcut global kültürel iklimden ötürü çalışmaz hale geldi. Ve açıkçası yerine de yeni bir yapım modeli konmadı. Yerli sinemacılar olarak ortak bir gaye etrafında birleşerek bireysel fedakarlıklarımızla, son derece rekabetçi ve bizden avantajlı bir global endüstride var olma mücadelesi veriyoruz. İlk film için bunların hepsi göze alınabilir ancak bu şartlar altında sürdürülebilir bir sanat kariyeri inşa etmenin olasılığına dair kuşkularla doluyum.</p>
<p>Yapım ve yapım sonrası aşamasında yaşadığımız sorunların istisnasız tamamının maddi yetersizlik kaynaklı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Her biri, yapım ekibimizin ve yaratıcı ekibimizin emeği, zamanı ve fedakarlıkları sayesinde çözüldü ve filmimiz Türkiye şartlarında fena sayılmayacak bir sürede, iki buçuk yıl içerisinde tamamlandı.</p>
<p><strong>Oyuncu seçiminden bahsedebilir miyiz biraz? </strong></p>
<p>Casting direktörümüz Ezgi Baltaş ile oyuncu seçeneklerimize bakmadan önce uzun uzun tartıştık ve isimler üzerinde acele etmedik. Bugünden bütüncül bir şekilde bakmaya çalıştığımda olası her fırsatta teamüller dışında düşünmeye çalıştığımızı söyleyebilirim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26401 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-1024x428.jpg" alt="" width="689" height="288" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-1024x428.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-300x125.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-768x321.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-1536x642.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-2048x857.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-1004x420.jpg 1004w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-150x63.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-696x291.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-1068x447.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Still-2025-09-15-170941_1.353.1-1920x803.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 689px) 100vw, 689px" /></p>
<p><strong>İzleyiciyi bu filme nasıl ortak etmek istediniz? Duygusal mı, düşünsel mi, yoksa ikisinin ortaklığında mı? </strong></p>
<p>Seyirci olarak bizlerde iz bırakan her filmin ortak yönünün bizde duyusal-düşünsel bir bütünlük hissi yaratmaları olduğunu söyleyebilirim. Bunu yaratabilmenin sadece bir filmci için değil, herhangi bir sanat dalında üreten her sanatçı için son derece metanetli ve ömür boyu disiplin gerektiren bir çalışma gerektirdiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Son olarak neler söylersiniz? </strong></p>
<p>Senaryodan kurguya, filmin her yaratıcı aşamasında keyif aldığımız ve izleyenin de keyif alacağı bir film yapmak için ekipçe emek verdik. Seyirciyle iletişim kurmak konusunda istekli bir film yaptığımızı bu süreçte hem kendime hem de etrafıma sık sık hatırlattım. Filmimizin sanat dünyasında geçen siyah-beyaz bir film olduğunun farkındayım ancak ben bunu genç bir insanın günümüz koşullarında haysiyetini kaybetmeden var olma mücadelesi olarak görüyorum. Yurtdışı gösterimlerimizde de her yaştan ve toplumsal kesimden insanların filmden keyif aldığını görmek beni çok mutlu etti. İstanbul gösterimlerimizin kahkahalarla geçtiğini gördükten sonra ise eğlenceli bir film yaptığımıza tamamen ikna oldum. Eğlenceli bir film izlemek isteyen herkesi vizyona girdiğinde filmimize bekliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/04/30/bir-sanatci-olarak-gorunur-olmak-ile-sanatsal-idealizmin-aslinda-uzlasmaz-oldugunu-dusunmuyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
