<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Vizyon Sonrası Mülahaza &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/vizyon-sonrasi-mulahaza/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Aug 2021 09:10:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bu Zamana Kadar Yapılmış En İyi Çanakkale Filmi: &#8220;Çanakkale Yolun Sonu&#8221;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/08/16/bu-zamana-kadar-yapilmis-en-iyi-canakkale-filmi-canakkale-yolun-sonu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/08/16/bu-zamana-kadar-yapilmis-en-iyi-canakkale-filmi-canakkale-yolun-sonu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2021 09:10:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=17701</guid>

					<description><![CDATA[Senaryosunu Alphan Dikmen ve Başak Angigün&#8217;ün yazdığı filmin yönetmenlik koltuğunda Kemal Uzun oturuyor. Filmin başrollerinde ise Gürkan Uygun, Umut Kurt, Berrak Tüzünataç ve Stephen Chance bulunuyor. Çanakkale cephesi, kuşkusuz dünya savaş tarihinin en epik cephelerinden birisidir. On binlerce asker ve sivilin hayatını kaybettiği cephe, birçok edebi esere mekan olmuş, birçok tiyatro oyununa konu olmuştur. Elbette [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Senaryosunu Alphan Dikmen ve Başak Angigün&#8217;ün yazdığı filmin yönetmenlik koltuğunda Kemal Uzun oturuyor. Filmin başrollerinde ise Gürkan Uygun, Umut Kurt, Berrak Tüzünataç ve Stephen Chance bulunuyor.</p>
<p>Çanakkale cephesi, kuşkusuz dünya savaş tarihinin en epik cephelerinden birisidir. On binlerce asker ve sivilin hayatını kaybettiği cephe, birçok edebi esere mekan olmuş, birçok tiyatro oyununa konu olmuştur. Elbette sinemanın da bu duruma ışık tutması kaçınılmazdır. Başta ABD olmak üzere birçok millet sinemanın seyirci üzerindeki sosyolojik etkisinden faydalanmıştır. Zira sinema belirli bir ideolojinin propagandasını yapmakta etkili bir araçtır. Gelgelim Türk sineması da Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarından günümüze kadar bu durum ile hemfikir bir tutum sergilemiştir. Fakat sinemanın Hollywood etkisi ile birlikte büyük yatırımlar gerektiren bir endüstriye dönüşmesi, başta Türk sineması olmak üzere birçok ülke sinemasını kategori olarak kısırlaştırmaya başlamıştır. Aksiyon sineması bu konuda nasibini alan ilk kategoriler arasındadır. Levent Semerci yapımı Nefes (2009) ve F.Aksoy imzalı <em>Fetih 1453</em> (2012) filmlerinin bu kalıpları çatlatmaya başlamış olması tartışmasız bir gerçektir.</p>
<p>Türk sinemasında Çanakkale Savaşı&#8217;na ait izlere baktığımızda Kadri Ögelman imzalı, 1948 yapımı <em>Kahraman Mehmet</em> filmini görebiliriz. Bir başka örnek olarak Turgut Demirağ-Nusret Erarslan yönetimindeki 1965 yapımı <em>Çanakkale Arslanları</em> filmini söyleyebiliriz. Zira Demirağ-Erarslan yönetimindeki filmi oldukça epik bir yapımdı. Bu filmin sonrasında emsallerinin çekilmemiş olması ile birlikte Türk sineması tarih konusundaki konu arayışını daha eski tarihlere yöneltti. Sezgin Burak&#8217;ın yaratıcılığını yaptığı Tarkan gibi serüven filmleri boy göstermeye başladı. Akabinde Cüneyt Arkın tarafından canlandırılan Kara Murat, Battal Gazi, Malkoçoğlu gibi seriler üretilmeye başladı. Elbette tiyatro dekorlarından yararlanılması bu gibi filmlerin çekimlerini kolaylaştırabiliyordu ve halkta karşılığını bulabiliyor olmak seri filmlerin devamlılığını sağlıyordu.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-17702 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/08/1012591_620x360.jpg" alt="" width="620" height="360" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/08/1012591_620x360.jpg 620w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/08/1012591_620x360-300x174.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/08/1012591_620x360-150x87.jpg 150w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p>2000&#8217;lerin başına geldiğimizde Türk sinemasında I. Dünya Savaşı ve Cumhuriyet gibi temalar yeniden baş göstermeye başladı. Savaşın etkileri ve inkılaplar daha belirgin hale gelmeye başlamıştı. Fakat sinemanın cephedeki duruma doğrudan ışık tutması yine <em>Nefes </em>ve<em> Fetih 1453</em> filmlerinden sonrasına tekabül ediyordu. Sinan Çetin&#8217;in <em>Çanakkale Çocukları</em> filmi ile Turgut Özakman&#8217;ın romanından uyarlama olan <em>Çanakkale 1915 </em>filmi yakın dönemlerde vizyona girmişti. <em>Çanakkale Çocukları</em> henüz vizyona girmeden Güney Kore yapımı <em>Kardeşlerin Savaşı (2004)</em> filmi ile benzerliğinden dolayı eleştirilerin odağında olmuştu ve vizyon sonrası da zorlama senaryonun hezimetine uğrayarak geniş oyuncu kadrosuna rağmen tökezlemişti. <em>Çanakkale 1915</em> filmi ise tecrübesiz yönetmen Yeşim Sezgin&#8217;in ellerinde can bulamamıştı. Zira her şeyi anlatmaya çalışırken hiçbir şey anlatamamıştı. Tiyatro sahnelerinden ibaret sekanslar ile boyutsuz bir iş ortaya çıkarmıştı. <em>Çanakkale:Yolun Sonu</em> filmi ise bu gibi hataları önceden okumuş olacak ki önceki işler gibi büyük toplara girmiyor. Savaşın yalnızca küçük bir cephesini ele alarak elindeki imkanları bu küçük alana yayıyor. Bu natüralist tutum ile emsallerinin destan yazma gafletine düşmeyerek bu zamana kadar çekilmiş en iyisi olmayı başarıyor.</p>
<p>Rahmetli Kemal Uzun, <em>Va</em>y Arkadaş (2010) filmi ile birlikte milenyum sinemasında da var olabileceğini göstermişti. Uzun&#8217;un çeşitli televizyon dizilerinde yönetmenlik yaptıktan sonra sinemaya geçiş yapması bir hayli zaman aldı. Zira kendisinin <em>Lüküs Hayat </em>(1976), <em>Afife Jale</em> (1987) gibi filmlerin altında imzası bulunuyordu.</p>
<p>Filmin senaryosuna baktığımızda Alphan Dikmen ve Başak Angigün isimlerini görüyoruz. İkilinin ilk sinema filmlerinin olması elbette dezavantaj yaratabiliyor. Çanakkale Savaşı sırasında &#8220;Korkunç Abdül&#8221; lakaplı Türk keskin nişancıdan esinlenilerek yazılan senaryo bir süre sonra 2001 yapımı <em>Kapıdaki Düşman</em> filmi ile benzer bir kurguya dönüşüyor. Mustafa Presheva tempoyu iyi tutturuyor. Filmin zeminine baktığımızda savaşın genel durumuna bir ışık tutmaya çalışıyor. Açılıştaki görkemli çatışma sahnesi ve karanlık atmosfer ile birlikte hedeflenen gerilim sağlanıyor. Bunun yanı sıra makyaj ve dekor ekiplerinin profesyonel bir işçilik çıkardığını söylemek mümkün. Kemal Uzun&#8217;un bu gibi teknik detaylara ağırlık vermesi ise filmi Hollywood tipi aksiyondan farksız kılıyor. Filmin henüz çekim aşamasında çıkan haberlere göre filmde dönemin tüfekleri kullanılmıştı. Ses kurgusu ve görsel efektlerin eklenmesi de A tipi aksiyonun yaratılmasını kaçınılmaz kılıyor. Mert Oktan tarafından hazırlanan epik müziğin de hakkını vermek gerekir&#8230;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-17703 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/08/l-canakkale-yolun-sonu-18uq1.jpg" alt="" width="622" height="349" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/08/l-canakkale-yolun-sonu-18uq1.jpg 650w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/08/l-canakkale-yolun-sonu-18uq1-300x168.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/08/l-canakkale-yolun-sonu-18uq1-150x84.jpg 150w" sizes="(max-width: 622px) 100vw, 622px" /></p>
<p>Filmin söylem olarak hamaset dilini tercih edilmesi kuşkusuz kaçınılmaz bir detay. Bu konuda karakterler oldukça karton tipleme ile sunuluyor. Özellikle Stephen Chance ve Ben Warwick tarafından canlandırılan karakterler oldukça basit replikler ile geçiştirilmiş ve salt kötüyü temsil ederek boyutsuz tipler haline getirilmiş. Türk sinemasındaki yabancı tiplemeler maalesef bu üsluptan öteye geçemiyor. Son dönemlerde çekilen <em>Türk İşi Dondurma</em> (2019) ya da <em>Çiçero</em> (2019) gibi filmler de benzer problemleri aşamamıştı. Bu boyutsuzluk yalnızca yabancı karakterler ile sınırlı kalmıyor. Muhsin (Gürkan Uygun) ve Hasan (Umut Kurt) kardeşler arasındaki ilişki maalesef yeterince işlenemiyor ve filmin drama alanında zayıf düşmesine yol açıyor. Zira diyaloglar savaşın atmosferini dramatize etmekten çok didaktik bir türe dönüşüyor. Anzak cephesinden gösterilen teatral perspektif de bu tutumu destekliyor.</p>
<p>Başarılı aksiyon sahneleri ile Türk aksiyon sinemasının çıtasını yükselten Kemal Uzun maalesef gişede hak ettiğini bulamıyor. Box Office Türkiye verilerine göre yaklaşık 670 bin kişi tarafından izlenerek 5.3 milyon lira civarı hasılat elde ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/08/16/bu-zamana-kadar-yapilmis-en-iyi-canakkale-filmi-canakkale-yolun-sonu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağan Irmak Sineması Allah&#8217;a, &#8220;Çocuklar Sana Emanet&#8221;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/02/23/cagan-irmak-sinemasi-allaha-cocuklar-sana-emanet/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/02/23/cagan-irmak-sinemasi-allaha-cocuklar-sana-emanet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2021 08:48:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=16745</guid>

					<description><![CDATA[Başrollerini Engin Akyürek, Şerif Sezer, Hilal Altınbilek&#8217;in oynadığı filmin yönetmenlik koltuğunda Çağan Irmak oturuyor. Irmak aynı zamanda filmin senaryosunu da yazan kişi. Çağan Irmak, Türk sinemasındaki en popüler yönetmenlerden birisi. Çektiği filmler ve diziler daima popüler olmayı başarıyor. Cast seçimi ise yine gündemin popüler oyuncuları ile yapıldığından Irmak sineması daima bir albeni yakalamayı başarıyor. Asmalı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başrollerini Engin Akyürek, Şerif Sezer, Hilal Altınbilek&#8217;in oynadığı filmin yönetmenlik koltuğunda Çağan Irmak oturuyor. Irmak aynı zamanda filmin senaryosunu da yazan kişi.</p>
<p>Çağan Irmak, Türk sinemasındaki en popüler yönetmenlerden birisi. Çektiği filmler ve diziler daima popüler olmayı başarıyor. Cast seçimi ise yine gündemin popüler oyuncuları ile yapıldığından Irmak sineması daima bir albeni yakalamayı başarıyor. <em>Asmalı Konak</em> dizisi ile başlayan &#8220;Kapadokya&#8217;da töre&#8221; konusu yıllar boyunca Türk dizi sektöründe kendini üretmeyi başaran bir tema haline geldi. Akabinde <em>Çemberimde Gül Oya</em> politik zeminde geçen bir aşk öyküsüydü ve döneminde büyük ilgi uyandırmıştı. Aynı dönemde gelen <em>Babam ve Oğlum</em> (2005) filmi, <em>Mustafa Hakkında Herşey </em>(2004) filminden sonra Çağan Irmak&#8217;ın auteur yönetmen olup olmayışına ilişkin tartışmaları beraberinde getirmişti. <em>Issız Adam</em> (2008), <em>Dedemin İnsanları</em> (2011) gibi filmler ile bu tartışma yeniden gündeme geldi. Zira <em>Issız Adam</em> filmi ile sosyal psikoloji alanında bir farkındalık yaratmak isteyen Irmak, <em>Dedemin İnsanları</em> filminde kendi hayatına dair hikayelerden yola çıkarak, sosyolojik olgulara yoğunlaştı. Göç ve aidiyet kavramlarına yönelik çıkarımlar ile toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlayan Irmak, Türk-Yunan mübadelesine çift taraflı bir perspektiften bakmayı başarmıştı. Fakat Irmak sineması bu noktadan sonra farklı bir noktaya doğru ilerlemeye başladı. <em>Tamam Mıyız?</em> (2013) filmi ile çıtayı düşürmeye başlayan Irmak, ardından çektiği filmler ile adeta Televizyon Filmi ayarında işler üretmeye başladı. Keza dizileri de reyting kurbanı olmaya başlayarak final vermeye başladı.</p>
<p>Irmak için bir başka parantez açmak gerekebilir. Zira kendisi Türk Fantastik Sineması alanında işler veren nadir yönetmenlerdendir. <em>Babam ve Oğlum</em>&#8216;da kullandığı fantastik-rüya temalı motifler filmin ana hikayesinden bağımsızdı. Ardından televizyon için çekmiş olduğu <em>Kabuslar Evi</em> serisi ise &#8220;perili ev&#8221; teması üzerinden ilerleyen özgün işlerdi. Akabinde <em>Ulak </em>(2008) filmi ile dogmatik değerler üzerinden bir fantastik evren kuran Irmak, <em>Tamam Mıyız? </em>(2013), <em>Prensesin Uykusu</em> (2009), <em>Nadide Hayat</em> (2015) ile de bu tarz motifleri filmlerine yerleştirmişti. Elbette Irmak&#8217;ın kullandığı tek malzeme fantastik bir üslup değildi. Aynı zamanda Yeşilçam&#8217;a da göndermeleri bulunan bir yönetmen<em> Unutursam Fısılda</em> (2014) filmi ile bu geleneğini sürdürmüştü. Her filminde önceki filmlerinden esintiler barındıran Irmak, <em>Çocuklar Sana Emanet</em> filmi ile <em>Kabuslar Evi</em> serisinin esintilerini barındırıyor. Oyuncu seçimi konusunda Avşar Film&#8217;in popüler dizi oyuncusu Hilal Altınbilek başta olmak üzere Çağan Irmak&#8217;ın vazgeçilmezi Şerif Sezer bulunuyor. Başrolde ise Engin Akyürek bulunuyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-16746 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1483810.jpg" alt="" width="770" height="308" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1483810.jpg 770w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1483810-300x120.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1483810-768x307.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1483810-150x60.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1483810-696x278.jpg 696w" sizes="(max-width: 770px) 100vw, 770px" /></p>
<p>Kerem (Engin Akyürek) ve Yeşim (Hilal Altınbilek) mutlu bir çifttir ve bu çiftin çocuğu olmamaktadır. Ardından gelişen bir trafik kazası sonucu Yeşim hayatını kaybeder. Yaşadığı travmalardan dolayı psikolojik sorunlar yaşayan Kerem, Çanakkale&#8217;nin bir köyüne giderek bir süre sükunetli bir hayat sürmek ister. Bu da işe yaramayınca şifacı kadın olarak da bilinen Zişan Nene&#8217;den (Şerif Sezer) yardım ister. Ona musallat olan şeyin çözümünü bulmak yorucu bir süreçtir. Film bu noktada tipik Türk korku filmlerini anımsatıyor. Fakat filmin alt metinleri ve öyküsü din istismarına yönelen korku filmlerine kaymasına engel oluyor. Çizilen taşra profili ise oldukça karton duruyor. Mekanın ana hikayeye hiçbir şekilde katkısı bulunmuyor ve sembolik mekanlara dönülüyor. Çağan Irmak&#8217;ın Ege furyası artık yeni bir şey koyamıyor. Gökhan Tiryaki ise maalesef kendisine ait bir şeyler koyamamış. Buna ek olarak hikaye ve karakterlerin derinliğinin zayıf olması ise filmin inandırıcılık özelliğini kaybettiriyor. Engin Akyürek ve Şerif Sezer gibi isimler son derece yapay çizgilerle performanslarını sergilemişler. Yan karakterlerin de silik yapısı ana karakterleri fazla zorlamış. Kerem&#8217;in hikayesi ise adeta geçiştirilmiş.</p>
<p>Klasik korku filmlerinin aksine &#8220;ruh&#8221; temasına yönlenen Irmak, akıllara Asya usulü korku filmlerini getiriyor. Ringu (1998) ya da The Grudge (2004) bile son dönemlerde görülen bariz örnekler. Cin, iblis ya da şeytandan ziyade musallat olan varlığın hayalet ya da ruh olması yönetmene daha özgür bir ortam yaratabiliyor. Fakat görsel efektlerin vasatlığı bu duruma gölge düşürmüş. Zira şamanist ritüellere başvurmak ya da mistik ögeler eklemek özgün bir deneme olsa da pek etkili olmamış. Fakat çocuk istismarı, pedofili gibi konulara farkındalık yaratmaya çalışan Irmak, bu konuda ayakta alkışlanmalı ! Kaybolup giden çocukların yaşantısını ve onlarda kalabilecek travmatik unsurlara gösterme çabası muazzam. Elbette Irmak&#8217;ın toplumsal duyarlılığı tartışılmaz bir konumda fakat böylesine farkındalık yaratabilecek bir filmi yönetirken fazla mı duygusal davrandı diye düşünmüyor değilim.</p>
<p>Filmin müzikleri ise kendisini ön plana çıkaramıyor. Cengiz Onural ve arkadaşları -nam-ı diğer Aria- maalesef güçlü müzikler ortaya koyamamış. Fakat Zeynep Casalini&#8217;ye ait &#8220;Yas Uykusu&#8221; şarkısını bu genellemeden tenzih etmek gerekir&#8230;</p>
<p>Çağan Irmak <em>Kabuslar Evi</em> serisinin tekrar eden bir yapım ortaya çıkararak tekrara düşmüş. Özgün olma hedefiyle yola çıktığı film maalesef kariyerinde kalıcı olamamış. Daha iyi olabilecek bir hikayeyi maalesef elinin tersi ile itmiş. Son zamanlarda bir hayli düşüşe geçen Irmak sineması kendisini ne zaman toparlayacak belirsiz&#8230; Film Box Office Türkiye verilerine göre 67 bin kişi tarafından izlenerek 836.000₺ civarı hasılat elde etmiş.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/02/23/cagan-irmak-sinemasi-allaha-cocuklar-sana-emanet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebiyat ve Sinemanın Buluşması: Kelebeğin Rüyası&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/02/21/edebiyat-ve-sinemanin-bulusmasi-kelebegin-ruyasi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/02/21/edebiyat-ve-sinemanin-bulusmasi-kelebegin-ruyasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2021 07:22:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=16731</guid>

					<description><![CDATA[Senaryosunu ve yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan&#8217;ın yaptığı filmin oyuncu kadrosunda Kıvanç Tatlıtuğ, Farah Zeynep Abdullah, Mert Fırat, Belçim Bilgin ve Yılmaz Erdoğan bulunuyor. Yılmaz Erdoğan, sinemanın yanı sıra edebiyat ile de alakadar olan bir isim. Kuşkusuz edebiyata olan ilgisi sonucunda ortaya çıkmış olan bu film, 2013 yılında 86. Akademi Ödülleri için Türkiye&#8217;nin Oscar Aday Adayı olmaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Senaryosunu ve yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan&#8217;ın yaptığı filmin oyuncu kadrosunda Kıvanç Tatlıtuğ, Farah Zeynep Abdullah, Mert Fırat, Belçim Bilgin ve Yılmaz Erdoğan bulunuyor.</p>
<p>Yılmaz Erdoğan, sinemanın yanı sıra edebiyat ile de alakadar olan bir isim. Kuşkusuz edebiyata olan ilgisi sonucunda ortaya çıkmış olan bu film, 2013 yılında 86. Akademi Ödülleri için Türkiye&#8217;nin Oscar Aday Adayı olmaya hak kazanmış, maalesef listeye kalamamıştı. Fakat Milano başta olmak üzere birçok film festivalinden ödül ile dönen Kelebeğin Rüyası, Türk sinemasında özgün bir konumda bulunmaktadır.</p>
<p>1940&#8217;lı yılların başlarında Zonguldak&#8217;ta geçen film, dönemin zorlu koşulları altında hem hayata hem de edebiyata tutunmaya çalışan iki genç şaire odaklanıyor. Muzaffer Tayyip Uslu (Kıvanç Tatlıtuğ) ve Rüştü Onur&#8217;un (Mert Fırat) hayat hikayeleri hakkında pek fazla bilgi sahibi değiliz, dolayısıyla filmde Yılmaz Erdoğan&#8217;ın kurgusal payı oldukça büyük. Zira Erdoğan bu kurgusal dünyayı oluştururken çok büyük bir beceri göstermiş. Zonguldak&#8217;ta kurulan plato ile kostümler, dönemin tasvirini bir hayli güçlü kılmış. Kuşkusuz filmin açılış sekansındaki tek plan çekim Hollywood filmlerini aratmayan türden. Burada sanat ve görüntü yönetmenliğinin de başarısının altını çizmek gerekir.</p>
<p>Filmin öyküsüne baktığımızda iki idealist şairin zorlu yaşam koşulları içerisinde edebiyata tutunmaya çalışmalarını görüyoruz. Behçet Necatigil (Yılmaz Erdoğan) öğretmenliğinde edebiyata sarılan bu iki genç şair aynı zamanda dönemin zorlu şartları altında hayata tutunmaya çalışmaktadır. Bir yandan modernleşmeye çalışan Türkiye Cumhuriyeti bir yandan II.Dünya Savaşı&#8217;nın etkisiyle zor günler geçirmektedir. Tek parti döneminde çıkarılan Mükellefiyet Yasası ile belirli yaş kesimindeki herkes maden ocaklarında çalışmak zorundadır. Fakat dönemin koşulları ve maden işçiliğinin -hala daha- ağır şartları veremi de beraberinde getirerek koşulları daha da zorlaştırmaktadır. Arada kalmış bir toplum olan 1940lar Türkiye&#8217;sine ışık tutan Erdoğan, döneme ait eleştirisini seviyeli bir şekilde dile getirmiş.</p>
<p>Maden işçiliği maalesef Türk sinemasında çok işlenen bir konu değil. Yılmaz Erdoğan da maden işçiliği temasını motif olarak kullansa da öyküsünün ana unsuru edebiyata dayanmakta. Renkli dünyalar altında renksiz yaşamlar formunda tasvir edilen yeraltı madenciliği daima ayrı bir parantezi hak etmekte. Kelebeğin Rüyası filmi bu konuda kadrajı yerin metrelerce altına sokan nadir filmlerden. Üstad Yavuz Özkan&#8217;ın <em>Maden </em>(1978) filminden sonra seyirciye bu dünyanın sunulması farkındalık yaratan bir durum.</p>
<p>Filmin biyografik anlatısı ve edebiyat ile süslenen replikleri elbette aklımıza Ölü Ozanlar Derneği (1990) filmini getirebilir. Fakat Erdoğan bize ait bir hikayeyi hiç de Hollywood özentiliğine soyunmadan tüm çıplaklığı ile korumayı iyi başarmış. Zonguldak&#8217;tan İstanbul&#8217;a uzanan öyküde coğrafyayı ve kültürel motifleri bir bir işlemiş. Şiirsel anlatımı ile birlikte devreye giren Gökhan Tiryaki&#8217;ye ait görüntüler adeta fotoğraf karesi gibi. Bunlara ek olarak arkada duyduğumuz Rahman Altın müzkleri -ki kendisine World Soundtrack Ödülü kazandıracak- oldukça başarılı.</p>
<p>Filmin oyunculuklarına baktığımızda Kıvanç Tatlıtuğ elbette oldukça göz doyuruyor. Abartısız Hollywood&#8217;un başarılı erkek aktörleri aratmayacak şekilde özverili bir performans sunan Tatlıtuğ, film için verdiği kilolar ile rolüne bir hayli hazırlanmış. Mert Fırat ve Belçim Bilgin ikilisi oynadıkları karakter için biraz yaşlı kaçan bir isim olmalarına rağmen rolün hakkını teslim etmişler. Yardımcı oyuncular arasında her türlü şiveyi kotarabilen Devrim Yakut&#8217;u unutmamak gerekir&#8230;</p>
<p>Kelebeğin Rüyası Türk sinemasının özellikle edebiyat ayağı için çok önemli bir yapım. Böylesine edebi bir filmi anca edebiyatın içinden gelen bir kişi kotarabilirdi. Oldukça büyük bir bütçeye sahip film her kuruşun hakkını vermiş diyebiliriz. Box Office Türkiye verilerine göre 2.1 milyon kişi tarafından izlenen film 20.8 milyon lira hasılat elde etmiş.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/02/21/edebiyat-ve-sinemanin-bulusmasi-kelebegin-ruyasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhtemelen “Baba Parası” ile çekilmiş bir film!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/12/11/muhtemelen-baba-parasi-ile-cekilmis-bir-film/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/12/11/muhtemelen-baba-parasi-ile-cekilmis-bir-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 08:11:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=16289</guid>

					<description><![CDATA[Selçuk Aydemir’in hem yazıp hem yönettiği filmin başrollerinde Murat Cemcir-Ahmet Kural ikilisi bulunuyor. İkiliye ise Devrim Yakut, Rasim Öztekin, Özgür Emre Yıldırım gibi isimler eşlik ediyor. Selçuk Aydemir’in Cemcir-Kural ikilisi ile olan kariyerine baktığımızda 2011 yapımı Çalgı Çengi karşımıza çıkıyor. Aydemir, karikatürize tip geleneğini orada çok da riske girmeden üsturuplu bir şekilde karşımıza çıkarmıştı. Ardından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuk Aydemir’in hem yazıp hem yönettiği filmin başrollerinde Murat Cemcir-Ahmet Kural ikilisi bulunuyor. İkiliye ise Devrim Yakut, Rasim Öztekin, Özgür Emre Yıldırım gibi isimler eşlik ediyor.</p>
<p>Selçuk Aydemir’in Cemcir-Kural ikilisi ile olan kariyerine baktığımızda 2011 yapımı <em>Çalgı Çengi</em> karşımıza çıkıyor. Aydemir, karikatürize tip geleneğini orada çok da riske girmeden üsturuplu bir şekilde karşımıza çıkarmıştı. Ardından İşler Güçler adlı televizyon dizisi ile tekrar buluşan ekip, <em>Düğün Dernek</em> serisinin ilk filmi ile bir süre seyirci rekorunu elinde tuttu. Keş komedi eseri olarak da sınıflandırabileceğimiz <em>Düğün Dernek</em> filmi ikinci filmi ile daha geniş bir kadro ile yola çıkmış, ilk filme nazaran daha tertipli bir ekip komedisi halini almıştı. Ekibin ve karakterlerin seyircideki albenisi yükselirken devamında gelen <em>Çalgı Çengi İkimiz</em> ve <em>Ailecek Şaşkınız </em>gibi yapımlar beklenen gişede <em>Düğün Dernek</em> serisi gibi bir hasılat elde edemese de 2,5 milyon seyirciyi aşmışlardı. Fakat 2020 yılının ilk gününde vizyona giren <em>Baba Parası </em>birçok açıdan Cemcir-Kural-Aydemir üçlüsünün en kötü işi denilebilir. Kuşkusuz bunda Ahmet Kural’ın 2019 yılında şarkıcı Sıla ile birlikte yaşadığı tatsız olayların da etkisi vardır&#8230;</p>
<p>Filmin henüz açılış sekansı bir kara mizah izlenimi yaratıyor fakat bu durum çok sürmüyor. Bahsi geçen “baba” karakterinin ölümü üzerine çocuklarına bıraktığı miras, kardeşleri birbirine düşürüyor. Fakat bu kardeşler birbirlerini tanımıyorlar zira varisler arasında gayri meşru çocuklar da bulunmakta. Durum komedisi formülünü deneyen Aydemir, filmini senaryo açısından sağlam bir temele oturtamamakla olaylar yeteri kadar karmaşıklaşamadan film “iyi insan ol” gibi son derece basit bir ana fikre dayandırılıyor. Senaryodan çok karakterlerin ön planda olduğu filmde ise yaratılan karakterler kalıcılık yakalayamıyor. Selçuk Aydemir realite çerçevesinde bir karakter yaratma tenezülünde dahi bulunmamış. Karikatürize halde sunulan karakterler maalesef yeteri kadar güldüremiyor. Devrim Yakut ve ekibe yeni katılan Özgür Emre Yıldırım, yorumlayıcı performansları sayesinde filmin komedi düzeyini arttırıyor. Bunlara ek olarak mezarlık bekçisi karakteri olarak karşımıza çıkan Giray Altınok oldukça özgün bir karakter ortaya koymuş.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16290 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/5dcab0c755428219382b757c.jpg" alt="" width="740" height="410" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/5dcab0c755428219382b757c.jpg 740w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/5dcab0c755428219382b757c-300x166.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/5dcab0c755428219382b757c-150x83.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/5dcab0c755428219382b757c-696x385.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 740px) 100vw, 740px" /></p>
<p>Yeni dönemin Metin ve Zeki’si olarak adlandırılan Cemcir-Kural ikilisi, bu filmde rekabet halindeler ve yeterli düzeyde bir performans sergilemişler.Murat Cemcir aynı zamanda filmin yapımcıları arasında yer alıyor. Ek olarak Cemcir her iki karakteri de başarılı canlandırmış fakat Ahmet Kural’ın amatör makyajı ve yapay şivesi plastik bir estetik ortaya koyuyor. Şive sıkıntısı diğer karakterlerde de dikkat çekiyor fakat Ahmet Kural bu konuda daha çok göze batıyor. Karakterlerin güldürü malzemesinin daha çok küfür olması ise kaliteyi düşürüyor. Rasim Öztekin’in filme katkısı nedir tartışılır&#8230;</p>
<p>Film belli sahnelerde gerçeklikten uzaklaşarak absürt bir boyuta geçiyor. Aydemir bu formülü <em>Düğün Dernek</em>’te de kullanmıştı. Filmi gerçeklikten uzaklaştırarak neyi amaçlıyor bilinmez fakat kullanılan absürtlük filme olumsuz yansıyor. Film bütün bu olumsuzluklardan sonra “olmasaydı da olurdu” dedirtiyor.</p>
<p>Türk sinemasının “dertsiz filmleri” arasına eklenen Baba Parası, Aydemir ve ekibinin en sönük halkası olmaktan kurtulamıyor. Kuşkusuz Aydemir ekibinin kendine has bir mizah anlayışı var ve yine kendine has kurgusal yöntemleri ile akıcı bir anlatı diline sahip. Gerek televizyon dizilerinde gerek sinema filmlerinde bu tarzını büyük bir tutarlılıkla sürdürmekte. Fakat Baba Parası filmi ile bu özgünlük dahi yeterli olmuyor. Zira süre olarak da gereğinden uzun olması izlemeyi güçleştiriyor. Rüçhan Çamay’ın yıllar önce Türk müziğine kattığı şaheser parça “Para Parra Parrra”yı Manga grubunun güncel bir şekilde yorumlaması ise gayet başarılı&#8230;</p>
<p>Film Box Office Türkiye verilerine göre yaklaşık 1,8 milyon kişi tarafından izlenerek 31,7 milyon lira civarı bir hasılat elde etmiş.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/12/11/muhtemelen-baba-parasi-ile-cekilmis-bir-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>X-MEN serisinin yüz karası: Yeni mutantlar&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/12/05/x-men-serisinin-yuz-karasi-yeni-mutantlar/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/12/05/x-men-serisinin-yuz-karasi-yeni-mutantlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2020 10:02:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=16246</guid>

					<description><![CDATA[Başrollerinde Maisie Williams, Anya Taylor-Joy, Alice Braga, Charlie Heaton, Blu Hunt ve Henry Zaga’nın paylaştığı filmin yönetmenlik koltuğunda Josh Boone bulunuyor. Filmin senaryosu yine Josh Boone ve Knate Lee’ye ait. Marvel Sinematik Evreni yıllardan beri kahramanların yayın haklarının Sony, Universal, Fox gibi şirketler tarafından paylaşılmasından dolayı bir türlü birleşme sağlayamamıştı. Hatta Örümcek Adam’ın evrene dahil [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başrollerinde Maisie Williams, Anya Taylor-Joy, Alice Braga, Charlie Heaton, Blu Hunt ve Henry Zaga’nın paylaştığı filmin yönetmenlik koltuğunda Josh Boone bulunuyor. Filmin senaryosu yine Josh Boone ve Knate Lee’ye ait.</p>
<p>Marvel Sinematik Evreni yıllardan beri kahramanların yayın haklarının Sony, Universal, Fox gibi şirketler tarafından paylaşılmasından dolayı bir türlü birleşme sağlayamamıştı. Hatta Örümcek Adam’ın evrene dahil edilme konusundaki tartışmalar hala daha Sony-Disney arasında devam etmekte. Fakat 2019’da Disney’in Fox’u satın alması üzerine Fox bünyesinde bulunan Fantastik Dörtlü, X-Men, Deadpool gibi karakterler resmen Marvel bünyesine katıldı. Fantastik Dörtlü ekibi Tim Story yönetiminde 2 film ile beyazperdeye taşındı. Fakat 2 filmin vasatlığı ve gişedeki başarısızlıkları serinin 3.filminin gelmesine engel oldu. Ardından Kevin Feige önderliğinde Marvel Sinematik Evreni’nin temelleri <em>Iron Man</em> ile atılmış oldu. İlerleyen zamanlarda Josh Trank yönetiminde uyarlama bir Fantastik Dörtlü filmi vizyona girdi. Fakat bu film ilk seriye nazaran daha da amatörce olmuştu. Tüm bunlar olurken tutarsız da olsa ilerleyen X-Men serisi, Disney, Fox’u satın alana kadar 10 adet filmi vizyona sokmuştu. Akabinde gelişen satın alma ile birlikte artık Disney, Marvel Sinematik Evreni’ne yeni bir cast oluşturarak X-Men karakterlerini katabilecekti. Zira Deadpool karakterinin evrene dahil olması, karakterin 4.duvarı yıkabilme özelliğinden dolayı çocuk oyuncağıydı. Buna karşılık Disney, diğerleri kadar popüler olmayan çizgi roman karakterlerini devreye sokmak adına bir girişimde bulunacaktı. Fakat bu sırada Fox N<em>ew Mutants</em> filminin çekimlerini sürdürüyordu. 2017 yılında çekimleri tamamlanan filmin vizyon tarihi 5-6 defa ötelendi. Taa ki 2020 yılına kadar&#8230; Disney, bu filmi öylesine gözden çıkarmış olacak ki, Fox’a ait son filmin pandemi sürecinde vizyona girerek Tenet, Mulan gibi gişe yapabilecek filmler ile birlikte vizyona soktu. Henüz Disney’in mutantların akıbeti hakkında resmi bir açıklaması bulunmuyor fakat bu film üzerinden bir ilerleme yapabilmek oldukça zor gözüküyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16247 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/maxresdefault-1024x576.jpg" alt="" width="666" height="374" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/maxresdefault-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/maxresdefault-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/maxresdefault-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/maxresdefault-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/maxresdefault.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 666px) 100vw, 666px" /></p>
<p>Filme gelecek olursak, film birkaç diyalog dışında X-Men evreni ile hiçbir alakası bulunmuyor. Filmde bahsi geçen Charles Xavier karakteri ile James McAvoy-Patrick Stewart mı kast ediliyor meçhul. Tek bildiğimiz mutantların Logan filminde karşımıza çıkan ESSEX şirketi tarafından kullanılmak istenmesi&#8230;</p>
<p>X-Men ekibi, gerek çizgi-romanlarında, gerek çizgi dizilerinde gerek ise filmlerinde daima “öteki” kavramı üzerinden bir rota belirler. Toplumun “normal” algılarından hem biyolojik hem de psikolojik yönden farklı olan “mutantlar” daima dışlanırlar. Bu dışlanma mutantların iyiye ya da kötüye sapmalarındaki temel etmendir. Fox Stüdyoları tarafından çekilen 10 filme baktığımızda da bu çizgi üzerinden bir yönelim görmekteyiz. Ne zaman ki <em>X-Men: Dark Phoenix</em> ve <em>X-Men:Apocalypse</em> gibi filmlerde bu çizginin dışına çıkıldı, o zaman X-Men serisi elde ettiği niteliği kaybetmeye başladı. <em>New Mutants </em>filmi ise toplum tarafından ötekileştirilen 5 genç mutantın, bilimsel deneylere tabi tutulma amaçlı gotik mimarili bir klinikte tutulmasını konu ediniyor. Fakat bu ötekileştirme alt metinlerden besleniyor ve detaylandırılmıyor. Dolayısıyla karakterlerin hikayeleri havada kalıyor. Tutuldukları klinik ise Big Brother tarzı devamlı gözetlenmekte. Sözde Xavier olduğu söylenen patronun devamlı olarak Dr.Reyes’i (Alice Braga) yönlendirmesiyle mutantların sorgulama yetilerinin gelişmesi filmin omurgasını oluşturuyor. Fakat Fox burada denemediği bir yöntem deniyor ve filmin gerilim dozunu yükseltiyor. Daha önceden Deadpool karakterini genel izleyici kitlesinden çıkararak vizyona sokmuştu fakat burada <em>Deadpool </em>filmindeki gibi cinsellik ve şiddet temaları söz konusu değil. Tür açısından korku formatında çekilmesi bir nebze bu durumu açıklıyor fakat gerek görsel efektlerin yetersizliği gerek korku sekanslarının yüzeyselliği, korku formatına uyum sağlayamıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16248 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/0829892-711x1024.jpg" alt="" width="676" height="973" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/0829892-711x1024.jpg 711w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/0829892-208x300.jpg 208w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/0829892-768x1106.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/0829892-150x216.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/0829892-300x432.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/0829892-696x1003.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/0829892-292x420.jpg 292w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/12/0829892.jpg 833w" sizes="auto, (max-width: 676px) 100vw, 676px" /></p>
<p>Gençlik teması ise filme yeteri kadar destek veremiyor. Josh Boone X-Men:First Class filminin kötü bir yorumlamasından öteye gidemiyor. Filmin süresinin kısa olması da ayrı bir etken. Zira süper kahraman filmlerinin olmazsa olmazı serim-düğüm-çözüm mantığı burada işlemiyor. Alışık olduğumuz süper kahramanların klişe final savaşlarındaki görkem maalesef burada yok. Ortada televizyon dizisinin pilot bölümü havasında bir şey var. Son dönemlerde <em>It </em>filmi ile ortaya çıkan gençlik-korku türü ile kıyaslandığında sınıfta kalıyor hatta ergen temasından öteye gidemiyor.</p>
<p>Filmde dikkat çeken bir başka unsur ise Disney’in lezbiyen bir çifte yer vermesi. Marvel Comics, ortaya çıktığı ilk andan itibaren daima ilkleri çizgi romanlarına yansıtmaktaydı. Hatta yakın bir zamanda dizi şeklinde karşımıza çıkacak Ms.Marvel karakteri ilk Müslüman süper kahraman olma özelliği taşıyor. Bunlara ek olarak ilk siyahi kadın süper kahraman olan Storm da bir X-Men üyesi&#8230; Fakat burada hem Kızılderili bir aileden gelen hem de lezbiyen olan bir ötekinin bulunması manidar olsa da bu durum da yüzeysellikten öteye geçememiş.</p>
<p><em>New Mutants</em> filmi ile Marvel kahramanları <em>Ghost Rider, Elektra, Daredevil </em>gibi filmlerin hakim olduğu karanlık çağa geri mi dönüyor bilemiyoruz elbette. 2017 yılında çekilen filmi o yıla ait popüler bir kadrodan oluşması seyirciyi kapmaya yönelik bir hamle fakat Kevin Feige gibi planlı bir yapımcının olmayışı filmin pazarlanmasının da önünü tıkamış. Zira film 67 milyon dolar gibi bir bütçe ile çekildiği söyleniyor. Boxofficemojo verilerine göre 46 milyon$ civarı bir hasılat söz konusu. Box Office Türkiye verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 29 bin kişi tarafından izlenerek 543 bin ₺ civarı bir gelir söz konusu. Elbette burada pandeminin rolü çok yüksek fakat aksi durum olsa çok fark edeceğini sanmıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/12/05/x-men-serisinin-yuz-karasi-yeni-mutantlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şampiyondur Küçük Dev Süleyman Oğlu Naim!&#8221;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/11/01/sampiyondur-kucuk-dev-suleyman-oglu-naim/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/11/01/sampiyondur-kucuk-dev-suleyman-oglu-naim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2020 07:58:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15982</guid>

					<description><![CDATA[Popüler Türk sinemasının yükselişe geçmesinde büyük pay sahibi olan Mustafa Uslu ve Dijital Sanatlar, bu sefer Dünya Halter Şampiyonu olan gururumuz Naim Süleymanoğlu&#8217;nun biyografik yorumlaması ile karşımıza çıkıyor. Naim Süleymanoğlu&#8217;nun hayat hikayesi yakın tarihte kendisini kaybettikten sonra gündeme gelmişti. Süleymanoğlu Bulgaristan&#8217;ın Mestanlı köyünde doğup büyüyen Türk asıllı halter sporcusu. Yıllar içerisinde çeşitli rekorlar kırarak Türkiye&#8217;ye [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Popüler Türk sinemasının yükselişe geçmesinde büyük pay sahibi olan Mustafa Uslu ve Dijital Sanatlar, bu sefer Dünya Halter Şampiyonu olan gururumuz Naim Süleymanoğlu&#8217;nun biyografik yorumlaması ile karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Naim Süleymanoğlu&#8217;nun hayat hikayesi yakın tarihte kendisini kaybettikten sonra gündeme gelmişti. Süleymanoğlu Bulgaristan&#8217;ın Mestanlı köyünde doğup büyüyen Türk asıllı halter sporcusu. Yıllar içerisinde çeşitli rekorlar kırarak Türkiye&#8217;ye iltica eden Süleymanoğlu, Bulgaristan&#8217;ın komünist rejimi ile beraber gelen asimilasyon politikalarından dolayı turnuva için gittiği Avustralya&#8217;dan Türkiye&#8217;ye sığınmış, ardından Türkiye Milli sporcusu olarak olimpiyatlara katılmış ve dünya rekoru kırarak göğsümüzü kabartmıştı. 2017 yılında aramızdan ayrılan Süleymanoğlu&#8217;nun biyografik sinema filmi ise çok zaman geçmeden seyirciye sunuldu. Süleyman Dilbirliği, Müslüm Gürses, İlyas Bazna gibi isimlerden sonra Naim Süleymanoğlu&#8217;nun da eklendiği liste kabarmaya devam edecek gibi gözüküyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15983 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/thumbs_b_c_f7f75828db9acc6dfc73f603aa2be590.jpg" alt="" width="671" height="378" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/thumbs_b_c_f7f75828db9acc6dfc73f603aa2be590.jpg 864w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/thumbs_b_c_f7f75828db9acc6dfc73f603aa2be590-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/thumbs_b_c_f7f75828db9acc6dfc73f603aa2be590-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/thumbs_b_c_f7f75828db9acc6dfc73f603aa2be590-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/thumbs_b_c_f7f75828db9acc6dfc73f603aa2be590-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/thumbs_b_c_f7f75828db9acc6dfc73f603aa2be590-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 671px) 100vw, 671px" /></p>
<p>Filmin yönetmenlik koltuğunda çektiği reklam filmleri ile bilinen Özer Feyzioğlu bulunuyor. Feyzioğlu filmin senaryosunu Barış Pirhasan ile birlikte yazmış. Filmin müziklerini Fahir Atakoğlu üstlenirken görüntü yönetmenliği Martin Szecsanov&#8217;a ait. &#8220;Kurgucular kralı&#8221; Mustafa Presheva ise yine iş başında&#8230;</p>
<p>Filmin öyküsüne baktığımızda filmin ilk yarısı bir sporcunun biyografik hatlarını oldukça iyi çiziyor. Fakat film ilerledikçe hikaye politik bir meseleye dönüşüyor ve bu durum sportif öykünün önüne geçiyor. Bulgar Hükümeti&#8217;nin komünist politikalar doğrultusunda asimilasyon politikaları uyguladığını biliyoruz. Fakat filmde bu durum belli bir nedene bağlanmadan işleniyor ve açıklık meydana geliyor. Milliyetçilik ve politik meseleler yer yer Naim&#8217;i geri plana itecek kadar yüksek dozda. Bunlara ek olarak Naim&#8217;in haltere başlayışı da oldukça basite indirgenmiş. Feyzioğlu reklamcılıktan gelen alışkanlıkları sinemasına yansıtmaktan kaçamamış&#8230;</p>
<p>Mustafa Uslu&#8217;ya burada ayrı bir parantez açmak gerekir. Yapımcısı olduğu filmlerde yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere mekan tercihlerinde bir hayli başarılı olduğunu belirtmek gerekir. Uluslararası piyasada Türk filmlerinin işlevsel yönünü arttıran Dijital Sanatlar ekibi övgüyü hak ediyor. Kullanılan arşiv görüntüleri, ve TRT&#8217;nin payını da unutmayalım&#8230;</p>
<p>Filme dönecek olursak elbette melodram bir hayli yüksek. Fahir Atakoğlu&#8217;nun epik-dramatik karışımı müzikleri de oldukça güzel fakat her Dijital Sanatlar yapımının klasik sorunu olan &#8220;son ses müzik&#8221; sorunsalı burada da boy gösteriyor. Kitle sineması için elbette işe yarar malzemeler fakat bir süre sonra tektip eserler üretilecek gibi gözüküyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15984 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/5dcfe41255428015147faa5f.jpg" alt="" width="648" height="363" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/5dcfe41255428015147faa5f.jpg 731w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/5dcfe41255428015147faa5f-300x168.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/5dcfe41255428015147faa5f-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/11/5dcfe41255428015147faa5f-696x390.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 648px) 100vw, 648px" /></p>
<p>Oyunculuklara baktığımızda Hayat van Eck <em>Daha (2017)</em> filminden sonra bir başarılı performansa daha imza atarak sinemada parlayacak bir isim olduğunu belirtmiş. Selen Öztürk ve Yetkin Dikinciler de yeterliyken Gürkan Uygun de rolünün hakkını vermiş. Konuk oyuncu olarak İsmail Hacıoğlu&#8217;nu görmek de göz doldurucuydu&#8230;Eypio&#8217;nun filme özel çıkardığı şarkının da taçlandırılması gerekir.</p>
<p>Film Box Office Türkiye verilerine göre yaklaşık 1.87 milyon kişi tarafından izlenerek 31.69 milyon lira hasılat elde etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/11/01/sampiyondur-kucuk-dev-suleyman-oglu-naim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böyle Kötülere Can Kurban: Suicide Squad&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/15/boyle-kotulere-can-kurban-suicide-squad/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/15/boyle-kotulere-can-kurban-suicide-squad/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2020 12:31:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15850</guid>

					<description><![CDATA[Süper kahraman filmleri -istisnalar dışında- yıllardır aynı formül ile karşımıza çıkarak hayranlarını farklı konularda etkilemeyi başarmıştır. Süper bir kötü ile süper kahramanın mücadelesi sonucu şehir/gezegen kurtulur ve halk onu benimser. Bu formül yıllardır tuttuğu gibi önümüzdeki senelerde de tutacağı kesin bir olgu. Fakat bu film süper kahramanların hikayesinden çok süper kötüleri odağına alıyor. Marvel ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Süper kahraman filmleri -istisnalar dışında- yıllardır aynı formül ile karşımıza çıkarak hayranlarını farklı konularda etkilemeyi başarmıştır. Süper bir kötü ile süper kahramanın mücadelesi sonucu şehir/gezegen kurtulur ve halk onu benimser. Bu formül yıllardır tuttuğu gibi önümüzdeki senelerde de tutacağı kesin bir olgu. Fakat bu film süper kahramanların hikayesinden çok süper kötüleri odağına alıyor. Marvel ve DC arasındaki rekabette DC farklı bir türü deneyerek risk alıyor. Ancak bir sorun var. Kötüler gezegeni kurtarıyor&#8230;</p>
<p>Kötü kahramanlara film çekmek çok farklı bir bakış açısı. Serdar Akbıyık ise bu durumu şöyle yorumluyor: &#8220;Sinemanın asıl kahramanı hep kötüler oldu. ‘Star Wars’ta Darth Vader, ‘Batman’de Joker, ‘Night Elm Street’te Fredy kendi maceralarından daha ünlü oldular. Çünkü sinemada kötü olan daha gerçekçi resmediliyor her zaman. Karakter iyi kahraman ise tek boyutlu olmaya mahkum oluyor. Bilindik ahlaksal kurallar ve toplumsal değerlerin vücut bulduğu gerçek üstü bir tasvir çıkıyor karşımıza.&#8221; Bu bakış açısını ilk olarak Marvel denemek istemişti. Sony&#8217;den Örümcek Adam&#8217;ın yayın hakları satın alınmadan önce Sony&#8217;e ait olan Andrew Garfield başrolündeki <em>The Amazing Spiderman </em>serisi kendine ait bir evrene sahip olacaktı. Marc Webb orada farklı bir dünya yaratarak Örümcek Adam karakterini merkeze koyacaktı. Drew Goddard öncülüğünde ise Örümcek Adam&#8217;ın tarihi düşmanlarından Sinister Six adı verilen ekibin filmi çekilecekti. Fakat Marvel Sinematik Evren&#8217;de gördüğümüz Tom Holland imzalı Örümcek Adam&#8217;ın büyük beğeni toplaması ve Andrew Garfield&#8217;in 2 filmlik serisinin beklentiyi karşılamaması üzerine proje rafa kaldırıldı ve kötülere ait bir film DC&#8217;ye nasip oldu.</p>
<p>Suicide Squad tema olarak kötülerin penceresinden yaklaşsa da hikaye bakımından son derece iyimser. Yaptıkları işlerden dolayı hapiste yatan kötüler istihbarat lideri Amanda Waller (Viola Davis- hem siyahi hem kadın olması ilginç) tarafından rahatsız edilir. Waller onlara bir düşmanı yenmek için ikna ederek birtakım vaatlerde bulunur. Kötüler ise gerek yardıma ihtiyaçları olduğundan gerekse sırf eğlence amaçlı bu yardımı kabul ederler. Toplanan bu ekibe baktığımızda ; paralı karşılığında tetikçilik yapan silah ustası Deadshot (Will Smith), pembe ayıcık fetişisti ve hırsız Captain Boomerang (Jai Courtney), günahlarını affettirmek isteyen ve ateşe hükmeden Diablo (Jay Hernandez), yarı timsah yarı insan olan Killer Croc (Adewale Akinnuoye-Agbaje) ve onlara göz kulak olması adına (!) kılıç kullanma ustası Japon kızımız Katana (Karen Fukuhara) yer alıyor. Filmde neden yer aldığını bilemediğimiz Slipknot (Adam Beach) karakterine değinmeye gerek yok&#8230; Kötülerden medet umma fikri ise DC evreninde onca güçlü karakterler varken ve bu filmden önce varlıklarından haberdarken hiç yaratıcı bir fikir değil. Marvel Evreni 2014 yılında <em>Galaksinin Koruyucuları </em>filmi ile bu duruma bir başkaldırış yaparak haklı çıkmayı başarmıştı. Fakat orada karakterler hikayenin kendisini oluşturarak tutarlı bir çizgide ilerliyordu.</p>
<p>David Ayer&#8217;in 6. uzun metraj filmi ve aksiyona yabancı bir yönetmen değil. <em>Fury </em>filminde oldukça inandırıcı ve çarpıcı bir görsellik kullanarak iyi bir işe imza atmıştı. Fakat bu sefer senaryoda yine tek başına işin altına girişmiş ve tüm öyküyü biraz oldu bittiye getirmiş. Görsel anlamda özenilmemiş grafikler ve tasarımsız, ne işe yaradıklarını bilmediğimiz yaratıklar filmin en zayıf halkalarından birisi. Cara Delevingne ise hatırlanmayacak bir &#8220;dans&#8221; performansı ile kendisini küçültmüş&#8230;</p>
<p>Filmin aksiyon, mizah ve müzik bölümleri ile seyirciyi içine aldığı doğru. Ama filmin sinematografik açıdan ya da yönetmen katkısı açısından bir değeri olduğunu söylemek zor. Zira kötülerin saf kötü olmadığı ve aslında hepsinin içinde birer kuzu yattığını bilmek oldukça vasat bir yöntem. Birgün yazarlarından Tuğçe Madayanti Dizici bu durum için: &#8220;Senaristlerin yapımcı kaygısıyla, yapımcıların seyirci kaygısıyla oluşturduğu bu zoraki bir ying yang sendromu, kötüye ve adalete bu ikircikli temkinli yaklaşım bu filmleri sıradanlaştırıyor.&#8221; diyerek durumu özetlemiş.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15851 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/gercek-kotulerin-amacsiz-mucadelesi-suicide-squad-173660-5.jpg" alt="" width="620" height="344" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/gercek-kotulerin-amacsiz-mucadelesi-suicide-squad-173660-5.jpg 620w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/gercek-kotulerin-amacsiz-mucadelesi-suicide-squad-173660-5-300x166.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/10/gercek-kotulerin-amacsiz-mucadelesi-suicide-squad-173660-5-150x83.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p>Elde olan karakterlerden çoğunun hikayesi havada bırakılmış ve eksiklik hissettiriyor. Deadshot ve Harley Quinn diğerlerine göre birkaç adım ötede duruyor. Fakat asıl parantezi Joker rolü ile Jared Leto&#8217;ya açmak lazım. Leto oldukça başarılı bir oyuncu. Ancak büründüğü karakter ile büyük bir sorumluluk alarak beklentiyi çok arttırmış. 1989 yapımı Tim Burton imzalı <em>Batman </em>filmi, çizgi romanlardaki en popüler kötülerden Joker&#8217;e ev sahipliği yapmıştı. Orada tecrübeli oyuncu Jack Nicholson&#8217;un canlandırdığı karakter üst düzey bir performansa sahipti. 2008 yılında Nolan imzalı <em>The Dark Knight </em>filminde ise rahmetli Heath Ledger farklı bir yorum getirerek karakterin kültleşmesini sağlamıştı. Jared Leto ise geniş hayran kitlesi bulunan Joker&#8217;in Heath Ledger ile ölümsüzleşmesinden doğan yüksek beklentinin kurbanı olmuş. Joker yan rol olabilecek bir karakter olmadığı için 2 saatlik bir aksiyon filminde sadece 15 dakika civarı gözükerek karakterin üstünlüğünü kanıtlayamayan Leto, maalesef seyircide çok ciddi bir karşılık bulamıyor. Oysa kendisi role girebilmek için birçok psikopat davranış sergilediğini, kendisini evine kapattığını açıklamıştı. Filmde kullanılmayan Joker sahnelerini de korsan bir şekilde sattığı ortaya çıkmıştı. Tüm bunlara rağmen kendi tarzını koymayı başarmış.</p>
<p>Joker karakteri kadar onun adeta kadın versiyonu Harley Quinn, mizah telaşındaki filmi tek başına sırtlanıyor hatta Joker ile olan enteresan ilişkilerinden ayrı bir film çıkarmış gibi duruyor. Deadshot rolündeki Will Smith ise kendisine en çok zaman ayırılan diğer bir tip. Bu süreyi iyi değerlendirdiğini belirtmek gerekir. Keşke Ayer diğer karakterlere de aynı titizlikle yaklaşsaydı&#8230;</p>
<p>Filmin soundtrackları henüz fragmanlar yayınlanırken bile oldukça dikkat çekici yöndeydi. <em>Galaksinin Koruyucuları</em> ya da <em>Deadpool</em> tarzı müziksel bir şölen izleyeceğimizi düşünmemizi sağladı ki öyle de oldu. Müziksel anlamda oldukça keyif veren seçimler yapılmış. DC&#8217;nin karanlık evrenine canlı renk tonları müzik ile uyuşmuş fakat filmin genel hattında bu durum yapay durmuş.</p>
<p>DC Evreni gün geçtikçe rakibinden uzaklaşıyor. Film boxofficemojo verilerine göre 746 milyon$ hasılat elde etmiş. Box Office Türkiye verilerine göre ise 956.706 kişi tarafından izlenerek 12 milyon lira civarı gelir elde etmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/15/boyle-kotulere-can-kurban-suicide-squad/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Scorsese’den Hayat Dersi: The Irishman!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/09/29/scorseseden-hayat-dersi-the-irishman/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/09/29/scorseseden-hayat-dersi-the-irishman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2020 07:59:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15647</guid>

					<description><![CDATA[Martin Scorsese&#8217;yi anlatmak için kelimeler yetmez ki bu konu tartışmaya kapalıdır ! Scorsese sinemanın adeta mihenk taşıdır ve yıllardır yapmış olduğu işlerle dünya sinemasına yön vermiş, birçok kişiyi sinemaya kazandırmış, yıllarca silinip gitmeyecek birçok eseri ardında bırakmış adeta bir sembol haline gelmiştir. Kerem Akça &#8220;Yeni Hollywood&#8217;un Godard&#8217;ı&#8221; olarak adlandırıyordu. &#8220;Kara film&#8221; geleneğini merkezine yerleştirerek &#8220;stilize [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Martin Scorsese&#8217;yi anlatmak için kelimeler yetmez ki bu konu tartışmaya kapalıdır ! Scorsese sinemanın adeta mihenk taşıdır ve yıllardır yapmış olduğu işlerle dünya sinemasına yön vermiş, birçok kişiyi sinemaya kazandırmış, yıllarca silinip gitmeyecek birçok eseri ardında bırakmış adeta bir sembol haline gelmiştir. Kerem Akça &#8220;Yeni Hollywood&#8217;un Godard&#8217;ı&#8221; olarak adlandırıyordu. &#8220;Kara film&#8221; geleneğini merkezine yerleştirerek &#8220;stilize gangster filmi&#8221; modeli yarattığını ifade ediyordu.</p>
<p>Son zamanlarda &#8220;Rüya Fabrikası&#8221; olayını iyice abartan Hollywood sineması ise sanatsal yönden oldukça zayıflayarak blockbuster filmler oldukça revaçta olması Scorsese&#8217;nin canını oldukça sıkmış olacak ki verdiği röportajlarda daima &#8220;süper kahraman filmlerini&#8221; hedef alarak onların sinema salonlarını işgal ettiğini ve o filmler yüzünden insanların diğer yapımlara ulaşamadığını belirtmekte. Haklılık payı elbette var fakat sinema salonlarının para kazanma amacı ile işletilen kurumlar haline geldiği dünyada hedef diğer yapımlar mı olmalı yoksa sinema salonları mı olmalı tartışılmalı. Bunun sonucunda filmini sinema salonları yerine Netflix&#8217;te oynatmak isteyen Scorsese adeta bir gözdağı verme niyetindeydi. Oyuncu kadrosunda ise kült yapımlarının efsane karakterlerini canlandıran Harvey Keitel, Al Pacino, Robert De Niro, Joe Pesci gibi &#8220;babalar&#8221; bulunuyor. Netflix ise bu durum karşısında hem sektördeki gücünü arttıracak hem de film çeşitliliğini genişleterek platformunun niteliğini arttıracaktı. Filmin eleştirisine geçmeden eklemek istediğim birkaç şey daha var. Sinemanın tekelleştiği ve benzer işlerin devamlı olarak üretildiği bir dönemde olduğumuz doğru. Özellikle 3.Dünya ülkelerinde üretilen fakat dağıtılamayan birçok sinema filmi mevcut. Bugün Türkiye&#8217;de dahi bu sorun karşımıza çıkıyor. Yılmaz Erdoğan ve<em> Organize İşler </em>tartışması buna bir örnek. Buna ek olarak birçok yönetmen başarılı olabilecek projelerini salonlarda gösteremiyor. Onur Ünlü&#8217;nün <em>Kırık Kalpler Bankası</em>, Ümit Ünal&#8217;ın <em>Aşk Büyü vs.</em> gibi birçok yapım örnek sayılabilir. Park sinemalarının AVM sinemalarına teslim olmaktan başka çareleri kalmıyor. Sinemanın perde sanatı olduğu da tartışılmaz bir gerçektir fakat tüketim çılgınlığı işlerin bu noktaya gelmesindeki temel etkendir. Netflix ise tüketim çılgınlığını farklı bir boyuta taşıyarak insanların filmlere daha hızlı ulaşmasını sağlamakta. DVD piyasası yerine böyle bir şey olması belki de teknolojik açıdan önemli bir olay fakat sanatın metalaşmasını da kaçınılmaz kıldığı bir gerçek ! Bu yüzden Netflix Perde sanatını telefon-televizyon gibi ekranlara sığdırarak onları birer &#8220;ürün&#8221;e dönüştürüyor. Dolayısıyla süper kahraman filmlerinin sanat olmadığını söyleyen Martin Scorsese&#8217;nin filmini perde sanatından telefon ekranına indirgemesi çelişki değil de nedir ? Pandemi sürecinde sinema salonlarının hala daha hareketlenmediği bir dönemde filmini büyük risk göze alarak vizyona sokan Christopher Nolan mı daha sanata hizmet ediyor yoksa Scorsese mi ? Bu da ayrı bir tartışma konusu&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15648 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/irishman.jpg" alt="" width="646" height="435" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/irishman.jpg 750w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/irishman-300x202.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/irishman-150x101.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/irishman-696x469.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/irishman-624x420.jpg 624w" sizes="auto, (max-width: 646px) 100vw, 646px" /></p>
<p>Filme gelecek olursak Scorsese Guardian gazetesine verdiği röportajında &#8220;belki de son filmi olduğunu&#8221; belirtmişti. Kendisi 1942 doğumlu ve 1967&#8217;de ilk uzun metraj filmi olan<em> I Call First</em> ile sinemaya giriş yapmış ve bugüne dek 25ten fazla film yönetti. Fakat Irishman etkileyici bir final olamıyor. Scorsese o kadar film yönetmesine rağmen çok azının senaryosunu kendisi yazıyor. Bu filmin senaryosu ise Charles Brandt&#8217;ın <em>I Heard You Painted Houses</em> adlı kitabından uyarlanıyor. Senaryolaştırma işini ise Oscar sahibi senarist Steven Zaillian üstleniyor. Jimmy Hoffa&#8217;nın (Al Pacino) biyografik öyküsüne odaklanan film bunu doğrudan ele almıyor. Jimmy Hoffa Amerika&#8217;nın en popüler işçi liderlerinden birisi ve beyazperdede hikayesini daha önceden görmüştük. 1992 yapımı olan <em>Hoffa </em>adlı sinema filminde Hoffa&#8217;yı Jack Nicholson canlandırmıştı ve Oscar&#8217;a aday olmuştu. Danne DeVito yönetimindeki film Hoffa&#8217;nın hayatına doğrudan odaklanıyordu. Scorsese ise Hoffa&#8217;ya Frank Sheeran (Robert De Niro) üzerinden odaklanıyor Hoffa hikayenin hem ana unsuru hem de ikinci unsuru olarak sunuluyor. Sürenin 209 dakika oluşu da kurguyu çok geniş bir zemine yayarak iki tarafı da rahatlıkla işleyebiliyor. Frank Sheeran&#8217;in basit bir kamyon şöförlüğünden adeta suç makinesine dönüşmesi bu süre içerisinde ağır bir tempoda adeta tane tane anlatılıyor. Bu süreçte sendika, mafya ve siyaset kurumları birbirlerini tetikleyen bir ortamın içerisindeler. Böylesine karmaşık bir düzene sahip olan Amerika fotoğrafını ancak Scorsese gibi bir yönetmen çekebilirdi. İkinci Dünya Savaşı, JFK suikasti gibi referansların dönemin politikasına ve sosyal yaşantısına olan etkisini alt metin olarak sunması da ayrı bir incelik. Kostümler ve sanat yönetimi ise tadından yenmiyor ve adeta nostaljik hazda zirveyi yaşatıyor&#8230; Mekan konusunda ise oldukça zengin davranılmış. Karakterler sendika toplantılarından İtalyan restoranlarına, fabrikalardan Türk hamamına kadar devamlı hareket halindeler. Her mekanın dönemine uygun hale getirip dekore edilmesi başlı başına bir iş.</p>
<p>Oyunculuklar ise belki de eleştiriyi en yoğun şekilde alan bölümdür. Fakat burada eleştirilen kısım performanslardan ziyade gençleştirme tekniği&#8230; CGI kullanarak karakterlerin gençliklerini de aynı oyunculara oynatmak isteyen Scorsese, bu işi oldukça iyi kotarmış. Fakat bazı yerlerde karakterler android görünümünden kurtulamıyor. Mimikler tutsa dahi hal ve hareketler kurtarmıyor. Örneğin Frank Sheeran&#8217;ın esnafı tekmelediği sekans oldukça yapay bir haldeydi. Fakat 209 dakikalık bir filmde elbette ufak bir bölümün böylesine olması yadırganmıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15649 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/izlerken-uykum-geldi-diyenlere-the-irishman-filmi-mini-dizi-versiyonu-750x375-1.jpg" alt="" width="662" height="331" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/izlerken-uykum-geldi-diyenlere-the-irishman-filmi-mini-dizi-versiyonu-750x375-1.jpg 750w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/izlerken-uykum-geldi-diyenlere-the-irishman-filmi-mini-dizi-versiyonu-750x375-1-300x150.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/izlerken-uykum-geldi-diyenlere-the-irishman-filmi-mini-dizi-versiyonu-750x375-1-150x75.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/izlerken-uykum-geldi-diyenlere-the-irishman-filmi-mini-dizi-versiyonu-750x375-1-696x348.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 662px) 100vw, 662px" /></p>
<p>Filmin en önemli beslendiği şey ise insani duygular&#8230; Merhamet, pişmanlık, şiddet, nefret gibi şeyler seyirciye doğrudan geçiyor. Özellikle dini referanslar ile de bu durum pekiştiriliyor. Scorsese çok yoğun bir anlatım tercih etmiş. Kullandığı dil ise oldukça kontrollü. Şiddet teması filmin konusu gereği her an göz önünde olan bir şey. Fakat Tarantino tarzı bir şiddet meşrulaştırması söz konusu değil. Tam aksine şiddetin insan üzerindeki yarattığı buhran veya haz hissi söz konusu.</p>
<p>Özellikle Amerika&#8217;nın karanlık politikalarına da yer veren film elindeki süreyi çok dolu dolu kullanmış. Fakat belirli bir tempoyu yakalayamadığını da belirtmek gerekir. Bu noktada film yer yer &#8220;sıkıcı&#8221; olabiliyor. Zira Scorsese böylesine bir hikayeyi daha kısa sürede çekemeyeceğini röportajlarında belirtmişti zaten. Fakat aldığı en olumsuz yorumlar da bu konuda. Netflix verilerine göre ilk 5 günde 13.2 milyon tercih edilen The Irishman&#8217;i aynı gün içinde bitirenlerin oranı ise %18 lik bir dilim.</p>
<p>Oyunculuklarından dekoruna, sanat yönetiminden görüntü yönetmenliğine sayfalarca yazılabilecek kalitede profesyonel bir iş çıkaran Scorsese&#8217;yi hem tebrik etmek hem de teşekkür etmek gerekir. Zira sinemada böyle bir isimin sanat döneminde yaşıyor olmak büyük şans. Son filmi olabileceğine dair açıklamaları olsa da Leonardo DiCaprio ve Robert De Niro ile birlikte çekeceği filmin duyurusu geçtiğimiz haftalarda yapıldı. Murat Tırpan&#8217;ın tabiri ile sonlandırmak gerekirse The Irishman &#8220;Netflix gibi bir lunaparkın tam ortasına dikilmiş cesur bir sanat eseridir.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/09/29/scorseseden-hayat-dersi-the-irishman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şafakta Adalet Gözükmüyor: Batman v Superman&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/09/27/safakta-adalet-gozukmuyor-batman-v-superman/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/09/27/safakta-adalet-gozukmuyor-batman-v-superman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2020 08:24:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15617</guid>

					<description><![CDATA[Evren yaratma girişiminde bulunan DC, Man of Steel filminden sonra ikinci hamlesini yapıyor. Fakat bu sefer Superman&#8217;in (Henry Cavil) yanına Batman&#8217;i (Ben Affleck) hatta sonradan Wonder Woman&#8217;i (Gal Gadot) de katarak Marvel&#8217;e yetişmeye çalışıyor. Ne yazık ki çabaları çok sonuç vermiyor. Zira Marvel Evreni hem yıl olarak daha önce ortaya çıkmış hem de ekip bütünlüğünü daha [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evren yaratma girişiminde bulunan DC, <em>Man of Steel </em>filminden sonra ikinci hamlesini yapıyor. Fakat bu sefer Superman&#8217;in (Henry Cavil) yanına Batman&#8217;i (Ben Affleck) hatta sonradan Wonder Woman&#8217;i (Gal Gadot) de katarak Marvel&#8217;e yetişmeye çalışıyor. Ne yazık ki çabaları çok sonuç vermiyor. Zira Marvel Evreni hem yıl olarak daha önce ortaya çıkmış hem de ekip bütünlüğünü daha önce tamamlamıştı. Çünkü Marvel, DC gibi filmlerini tek bir isime emanet etmeyerek farklı yönetmenlere paylaştırdı ve aynı yıl içerisinde birkaç film çıkarmaya başladı. Bu açığı kapatmak isteyen Snyder bir film içerisine birçok şeyi sokmaya çalışarak ortaya neticesiz bir sonuç çıkarmış. Aynı sene içerisinde Marvel tarafından da benzer bir tema içeren <em>Kaptan Amerika:İç Savaş </em>oldukça manidar bir benzerlik. Taraftarları önce Marvel ve DC arasında ikiye bölen çizgi roman şirketleri şimdi de 2 ayrı seçenek sunarak 4&#8217;e bölüyor desek yeridir&#8230;</p>
<p>2013 yılında C.Nolan tarafından öyküleştirilen Superman hikayesi Zack Snyder tarafından oldukça başarılı bir şekilde beyaz perdeye sunulmuştu. Superman&#8217;in insani yönlerine odaklanırken halk kahramanı (ABD halkı) olmasının hikayesini izliyorduk. Burada ise olaylara birde Batman aracılığıyla sivil halkın cephesinden bakıyoruz. Superman ile beraber gelen tehlikelerin ABD halkı üzerindeki yıkım etkisini Batman aracılığıyla sorgulama şansı buluyoruz. Superman&#8217;in güçlerinin bir sınırı olması gerektiğini savunan Batman, zenginliği ve mühendislik zekasını kullanarak Superman&#8217;den hesap sormayı amaçlar. Superman ise Batman&#8217;in bu tavırlarını kibirli bularak karşılık verme gayesindedir. Sadece hesap sormak isteyen Batman değildir elbette. Kusursuz (!) ABD adalet sistemi de Superman&#8217;i insan olarak yargılamak ister ve güçlerinin kısıtlanması gerektiğini savunur.</p>
<p>Bir de bu olaylardan nemalanan karakterimiz Lex Luthor (Jesse Eisenberg) bulunuyor. Fakat burada altını çizmek gerekir. 1978 yapımı <em>Superman</em> filminde Gene Hackman tarafından canlandırılan ya da 2006 yapımı <em>Superman Returns </em>filminde Kevin Spacey tarafından canlandırılan Lex Luthor karakteri ile bu filmdeki karakter aynı değil. Buradaki baba Lex Luthor&#8217;un oğlunu anlatıyor. Mehmet Açar film ile ilgili yazdığı eleştiri yazısında &#8220;Dünyayı ele geçirmekten ziyade karıştırmak isteyen Lex&#8217;in amaçlarıyla terörizm arasında kuşkusuz sembolik bir bağ var.&#8221; ifadesini kullanmıştı. Bu şüphesiz doğru bir tespit. Lexcorp adı verilen şirket bilimsel çalışmalara ağırlık veriyor fakat bilimi asla insanlık yararına değil aksine &#8220;güç, kışkırtma ve çatışma&#8221; yaratması yönünde kullanıyor. Çeşitli entrikalardan yararlanarak 2 süper kahraman arasındaki çatışmayı körüklüyor ve olanları seyretmekten bile keyif alıyor. Eisenberg&#8217;in karakteri ise bazen Luthor bazen <em>Social Network </em>filmindeki rolünü anımsatıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15618 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/471815.jpg-r_640_360-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg" alt="" width="640" height="256" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/471815.jpg-r_640_360-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg 640w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/471815.jpg-r_640_360-f_jpg-q_x-xxyxx-300x120.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/09/471815.jpg-r_640_360-f_jpg-q_x-xxyxx-150x60.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Snyder, filmlerinde çok fazla görsel efekt kullanan bir yönetmen. Hatta filmlerde mekan kullanmayı bile çok tercih etmeyerek stüdyoya bağlı kalıyor. <em>300 Spartalı </em>ya da <em>Sucker Punch </em>bu tarzla çektiği filmlerdendi ve görsel efektlerin de azamete uğramasıyla 2 filmde de yapay görüntüler ortaya çıkıyordu. Büyük bütçeyle çektiği bu filmde bu sorunu nispeten çözmüş.</p>
<p>Snyder&#8217;in filmdeki en büyük sorunu ise maalesef senaryo. <em>Man Of Steel</em> filminde öykü C.Nolan gibi bir isime aitti ve senaryoyu David S.Goyer geliştirmişti. Goyer ve Nolan ikilisi daha önceki Batman üçlemesinde beraber çalışmışlardı ve uyumlu bir sonuç vermişti. Fakat Nolan yerine gelen Chris Terrio karmaşık bir iş çıkarmış. Daha önceden <em>Operasyon Argo </em>gibi politik bir biyografi öyküyü yazan Terrio ile süper kahraman öyküsü nasıl aynı ortamda yer almış insan merak ediyor. Bunun sonucunda ilk filmde gördüğümüz bilim kurgusal ögeler burada havaya karışmış. Bunun yanı sıra filmin ana öyküsünü belirlemesi güç ve zorlama bir halde ilerliyor. Batman ve Superman&#8217;in mücadelesi sırasında gelişen olaylar silsilesi belli bir sonuca bağlanmıyor. Karakterlerin annelerinin isimlerinin aynı olmasının üzerinde neden bu kadar durulduğunu hala anlamış değilim&#8230; Snyder konuyu oldukça uzatarak filmin süresini 150 dakikaya yaymış fakat bu aşırıya kaçmış. Aynı anda birkaç hikaye izlemek oldukça yorucu ve bahsi geçen &#8220;adalet&#8221;in ne olduğunu açıklasalarmış keşke&#8230;</p>
<p>Filmin müziklerini Hans Zimmer ve Junkie XL bestelemiş. Hans Zimmer&#8217;in epik dokunuşları ve Junkie XL tarafından yapılan elektronik dokunuşlar filmin hemen hemen her anında kulaklarımızda. Bilmem kaçıncı defa gördüğümüz Wayne ailesinin katliamı bile Zimmer&#8217;in dokunuşlarıyla melodram etkisi yaratıyor.</p>
<p>Oyunculuklarda ise Ben Affleck, donuk bakışlarıyla ve duygusuz konuşmalarıyla ön planda. Christian Bale&#8217;nin Batman&#8217;i ile arasında bir hayli uçurum var ve vasatı aşamayan bir performans sergilemiş. Henry Cavil ise ilk filmden çok bir şey kaybetmemiş. İsrailli aktris Gal Gadot nostaljik bir karakterin dirilişini iyi sırtlanmış ve karakteri benimsemiş. Onu bu rolde daha çok göreceğimiz belli oluyor.</p>
<p>Görsel seyir açısından ilk yarısında çok bir şey vermeyen fakat ikinci yarısında durmayan temposu ile müzikal aksiyon sunan filmde görsel efektlerin çok iyi olduğunu söylemek zor fakat bazı sahnelerde etkileyici çekimleri olduğunu belirtmek gerekir. Doomsday karakteri biraz aceleye getirilmiş ve tasarımı oldukça zayıf.</p>
<p>Uzun lafın kısası, <em>Man of Steel</em> ile etkileyici bir giriş yapan DC, ikinci filminde depara kalkarken tökezleyip düşüyor. Filmin <strong>Golden Schmoes Ödülleri</strong>&#8216;nde En Kötü Film adaylığı bulunurken Yılın Hayal Kırıklığı ödülünü kazanması, <strong>Oklohama Film Eleştirmenleri Ödülü</strong>&#8216;nde Hayal Kırıklığı Yaratan Film Ödülü&#8217;nü alması ve en önemlisi <strong>Razzie (Ahududu) Ödülleri</strong>&#8216;nde En Kötü Yardımcı Erkek Oyuncu (Jesse Eisenberg), En Kötü İkili (H.Cavil- Ben Affleck), En Kötü Senaryo (C.Terrio-David S. Goyer) ve En Kötü Uyarlama ödüllerini kazanmaları oldukça yerinde&#8230;</p>
<p>Film boxofficemojo verilerine göre dünya çapında 873 milyon$ civarı hasılat elde ederken Box Office Türkiye verilerine göre yaklaşık 1.4 milyon kişi tarafından izlenip 19,4 milyon lira gelir elde etmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/09/27/safakta-adalet-gozukmuyor-batman-v-superman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güney Kore&#8217;de &#8220;Parazit&#8221; Var!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/07/15/guney-korede-parazit-var/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/07/15/guney-korede-parazit-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2020 08:04:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyon Sonrası Mülahaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=14999</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz senenin adeta &#8220;ödül avcısı&#8221; haline gelen filmi Parazit, Güney Kore&#8217;nin başarılı yönetmeni Bong Joon Ho tarafından kaleme alınmış. Filmin bir diğer senaristi ise yönetmenin daha önceki filmlerinde asistanlık yapmış olan Jin Won Han bulunuyor. Güney Kore sineması son dönemlerde oldukça yükselişe geçmiş vaziyette. Oldboy (2013), Snowpiercer (2013), Hizmetçi (2016) gibi milenyum sonrası çekilen filmler bunlardan sadece [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz senenin adeta &#8220;ödül avcısı&#8221; haline gelen filmi <em>Parazit, </em>Güney Kore&#8217;nin başarılı yönetmeni Bong Joon Ho tarafından kaleme alınmış. Filmin bir diğer senaristi ise yönetmenin daha önceki filmlerinde asistanlık yapmış olan Jin Won Han bulunuyor.</p>
<p>Güney Kore sineması son dönemlerde oldukça yükselişe geçmiş vaziyette. <em>Oldboy (2013), Snowpiercer (2013), Hizmetçi (2016) </em>gibi milenyum sonrası çekilen filmler bunlardan sadece birkaçı. Hatta bu üretken ülke kalitesini öylesine arttırmaya başladı ki Hollywood tarafından uyarlanmaya bile başlandı. Hollywood, Güney Kore&#8217;nin yaratıcı senaryolarını filme dönüştürmeyi, yine ABD merkezli büyük TV kanalları aynı senaryolardan dizi çıkarmaya yöneldiler.</p>
<p>Bong Joon Ho ise sinema kariyeri boyunca bir şeyler göstermeye çalışan bir yönetmen. Güney Kore kuşkusuz gelişmiş bir ülke fakat kapitalist düzenin hakim olduğu bu ülkedeki gökdelenlerin gizlemiş olduğu kenar mahalleler de bulunmakta. Getto adı verilen bu mahalleler elbette geçim derdi olan insanlardan oluşmakta. Ülkeye hakim olan sınıfsal eşitsizlik ise Ho&#8217;nun senaryosunun omurgası niteliğinde.</p>
<p>Adeta metropol haline gelen Seul&#8217;da bodrum katında yaşayan Kim ailesinin hayatı, evin oğlu Ki Woo&#8217;nun, Park ailesinin yanında çalışmaya başlamasıyla değişmeye başlar. Zira çeşitli entrikalar sonucunda Park ailesi çalışanları tek tek işten ayrılacak, yerlerine Kim ailesinin diğer fertleri alınacaktır. Fakat Park ailesi, yeni elemanlarının aslında aile olduğunu bilmeyecektir. Bu hikaye aynı zamanda bir durum komedisi doğurabilecek ve maceralı bir eğlenceye dönüşebilecekken film sınıfsal ilişkilere yönelik eleştirisinden bir an bile sapmıyor ve alt-üst ilişkilerine odaklanıyor. Park ailesi, bariz şekilde burjuvazinin temsilidir, oldukça varlıklıdır, ahlak kavramları gelenekselden uzaktadır, dış dünyadan bihaber yaşamaktadırlar. Kerem Akça&#8217;ya göre ise filmin eleştirileri yalnızca zengin-fakir eleştirisine yönelik değil ki köşe yazısında bu durumu &#8220;Parazit”te evin içinde bahçedeki çadırda yatma, sarılma, seks, diyaloglar ve daha nicesi ‘istila edenler’i sinirlendirmiyor. Sadece cep telefonu ışığı veya koku onları hareketlendiriyor. Bu da manidar bir android kuşağı eleştirisine kadar açılıyor&#8221; şeklinde açıklıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15002 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/5e4-1024x593.jpg" alt="" width="606" height="351" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/5e4-1024x593.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/5e4-300x174.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/5e4-768x445.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/5e4-150x87.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/5e4-696x403.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/5e4-1068x619.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/5e4-725x420.jpg 725w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/5e4.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 606px) 100vw, 606px" /></p>
<p>Büyük balığın küçük balığı yuttuğu düzende Kim ailesi, malikanedeki varlıklarını garantiye aldıktan sonra evin gizli bir bodrum katı olduğunu keşfediyorlar. Bodrum katında kendilerinden önce de benzer durumda olan birini keşfettikten sonra tıpkı guguk kuşu misali o kişiyle de hummalı bir mücadeleye girişiyorlar.</p>
<p>Sınıfsal ayrımının, gelir adaletsizliğinin ya da sosyal eşitsizliğin sadece kavramsal olarak açıklanmadığı film bir yandan da iki sınıfın farklılıklarını ortaya koyabilmek için çeşitli olaylardan yararlanıyor. Evde düzenlenen parti, yenilen yemekler, burjuvazinin muhabbetleri ve zevkleri, mekanın kendisi gibi şeyler her iki tarafında gözünden anlatılarak bariz bir şekilde görülüyor. Dolayısıyla yaşanan benzer olayların iki sınıfta gösterdiği reaksiyonlar keskin bir çizgi ile ayırt edilebiliyor. Bu noktada film olabildiğince gerçekçi bir yorumlamanın peşinde. Alt sınıfın öfkesini ve her an patlayabilecek olduğu teorisini de finalde net bir şekilde görebiliyoruz. Bu da  Marx&#8217;ın &#8220;kapitalist düzenin kendisini yok edeceğine&#8221; yönelik teorisini olumluyor.</p>
<p>Mehmet Açar ise film hakkında ele aldığı yazısında filmi başka bir açıdan özetliyor: &#8220;Geçim ve hayat mücadelesi, bugünün dünyasında kişinin imajıyla ilgili bir mesele aynı zamanda…  <strong>Sınıfsal anlamda düşmüş olmak, belki de en kötü imaj…</strong> Bu nedenle hiçbiri gerçek kimliğiyle çıkamıyor Park ailesinin karşısına… Bodrum katında yaşayan yoksul aileden geldiklerini saklamak zorundalar. Aksi halde, Park ailesinin karşısına çıkıp o güzel ve büyük evde varlık göstermeleri mümkün değil. Hem küçümsenmemeleri gerekiyor, hem de egolarını bastırmaları&#8230; <strong>Dolayısıyla, “Parazit”te anlatılan sınıf mücadelesi, sadece ekonomik değil, psikolojik cephede de geçiyor…&#8221; </strong>Bahsi geçen bu mücadelede kullanılan &#8220;koku&#8221; metaforu ise belki de filmin en vurucu mesajı. Zira fakirler asla zenginler gibi kokamayacaklarını fark etmişlerdir ve statü bu noktada tekrardan devreye girer.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15003 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-1024x682.jpg" alt="" width="684" height="456" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-1920x1280.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/parasite-filmi-vizyon-tarihi-scaled-2-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 684px) 100vw, 684px" /></p>
<p>Filmin açılışından finaline kadar filmin türünün de birkaç defa değiştiğini söylemek mümkün. Yer yer kara mizah anlayışı ile dramatik bir havada ilerlese de filmin finaline doğru ciddi bir gerilim havası esmekte. Yaratılmış olan mekan da bu konuda çok başarılı şekilde kullanılmış ve bir ev üzerinden &#8220;emlak krizinin sonucunda ortaya çıkan ülkenin fotoğrafı&#8221; çekilmiş. Sonuç olarak 72. Cannes Film Festivali&#8217;nde jürinin &#8220;oybirliği&#8221; ile &#8220;Altın Palmiye Ödülü&#8217;nü&#8221; kazanmayı başardı. Akademi Ödülleri&#8217;nde ise hem &#8220;En İyi Film&#8221; hem de &#8220;Uluslararası Dalda En İyi Film&#8221; ödülünü kazanan film olmayı başardı. Kapitalizm eleştirisinin yanı sıra Güney Kore-ABD ilişkilerini de politik alt metin olarak kullanan film en başta Trump&#8217;ın sinirlerini bozmuş olacaktır ki Parazit&#8217;in başarısına ilk eleştiri kendisinden gelmişti. En İyi Senaryo ve En iyi Yönetmen Ödülleri&#8217;ni de aldığını unutmayalım. Film boxofficemojo.com verilerine göre 11.4 milyon$ gibi bir bütçeyle çekilmiş olup 257 milyon$ civarı bir hasılat elde etmiş. Box Office Türkiye verilerine göre ise 424 bin civarı kişi tarafından izlenerek 6.7 milyon₺ gelir elde etmiş. Fakat burada dikkat çeken bir nokta var. Film ilk hafta 100 salonda vizyona girerken hemen 2. haftasında 28 salona düşmüş ki bu süreçte filmi yalnızca 15 bin kişi salonda izlemiş. Fakat film 15 hafta sonra yani Oscar Ödülü&#8217;nü aldıktan hemen sonraki hafta 146 salonda tekrardan vizyona girerek 60 binden fazla seyirci tarafından izleniyor. Sinema salonlarımızın ve seyircilerimizin, ünvan sonrasında rağbet gösterdiğine mi işarettir? Tartışmaya açık&#8230;</p>
<p>Parazit Güney Kore sinemasının tarihine geçebilecek ve birçok topluma ışık tutabilecek bir film. Oyunculukları, senaryosu ve yönetmenlik başarısı ile nadide bir yapım ve her türlü taçlandırılmayı hak ediyor. Sinemada benzer temada onlarca film bulunabilir elbette ve listesini yapmaya kalksak bir hayli uzun sürer. Fakat Parazit yalnızca sinemanın değil sosyolojinin de malzemesi olmayı başarıyor ve üzerinde okuma yapılması gerekir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/07/15/guney-korede-parazit-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
