<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/kose/zamanin-ruhu-serdar-akbiyik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Oct 2018 12:27:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Korku sineması vicdanları rahatlatır mı?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/07/11/korku-sinemasi-vicdanlari-rahatlatir-mi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/07/11/korku-sinemasi-vicdanlari-rahatlatir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jul 2018 12:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Alper Mestçi]]></category>
		<category><![CDATA[dabbe]]></category>
		<category><![CDATA[deccal]]></category>
		<category><![CDATA[korkuluk]]></category>
		<category><![CDATA[özgür bakar]]></category>
		<category><![CDATA[semum]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9103</guid>

					<description><![CDATA[Bu hafta 4 tane korku filmi vizyona giriyor. Peki korku sinemasını niçin seviyoruz? Dünya genelinde korku sinemasına duyulan ilginin bu kadar yükselmesinin sebebi nedir? Yazılarımı takip edenler bilir korku filmlerinden çok korkarım. Bu yüzden de seyretmek istemem. Ama mesleki mecburiyet sürekli de seyretmek zorunda kalırım. Bu hafta vizyona baktığımda dört tane korku filminin gösterime girmesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta 4 tane korku filmi vizyona giriyor. Peki korku sinemasını niçin seviyoruz? Dünya genelinde korku sinemasına duyulan ilginin bu kadar yükselmesinin sebebi nedir?</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Korkuluk-filmi.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9104" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Korkuluk-filmi-1024x682.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Korkuluk-filmi-1024x682.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Korkuluk-filmi-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Korkuluk-filmi-768x511.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Korkuluk-filmi-696x463.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Korkuluk-filmi-1068x711.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Korkuluk-filmi-631x420.jpg 631w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/Korkuluk-filmi.jpg 1490w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Yazılarımı takip edenler bilir korku filmlerinden çok korkarım. Bu yüzden de seyretmek istemem. Ama mesleki mecburiyet sürekli de seyretmek zorunda kalırım. Bu hafta vizyona baktığımda dört tane korku filminin gösterime girmesi yine aynı sıkıntıları yarattı. Benim korkmaktan haz almadığım bu filmleri millet niye ayıla bayıla seyreder acaba? Yani acılı yemek sevmek gibi açıklanabilen bir durum mu bu? Hiç sanmıyorum. Geçen ay dokuz tane korku filmi vizyona girmişken Temmuz&#8217;un ilk iki haftasında altı tane korku filmi sinemalarda. Türk sinemasında 2005 sonrasında zaten bir Türk korku sinemasından iyice bahseder olduk.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/alper-mestçi-serdar-akbıyık.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9105" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/alper-mestçi-serdar-akbıyık-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/alper-mestçi-serdar-akbıyık-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/alper-mestçi-serdar-akbıyık-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/alper-mestçi-serdar-akbıyık-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/alper-mestçi-serdar-akbıyık-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/alper-mestçi-serdar-akbıyık-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/alper-mestçi-serdar-akbıyık-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/alper-mestçi-serdar-akbıyık.jpg 1488w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>2005 yılında Hasan Karacadağ&#8217;ın Dabbe&#8217;siyle başlayan bu fırtına 2007&#8217;de Alper Mestçi&#8217;nin Musallat&#8217;ı ve Özgür Bakar&#8217;ın Ammar ve Deccal&#8217;i ile yükselerek devam etti. Korku türünün bu yükselişini ülkemizle sınırlı bir hareket olarak görmemek lazım. Dünya genelinde de aynı hareketlenme yaşandı. Özellikle Uzak Doğu korku sinemasının yükselişi Hollywood&#8217;u da etkisine aldı. Peki nedir bunun sırrı? Ben korkmaktan hoşlanmaz ve bir sinema yazarı olarak korku filmlerinden kaçarken milyonlarca insan karanlık sinema salonlarını niye dolduruyor. Bu sorunun cevabı önemli. Çünkü birçok yazıda yazdığım gibi sinema hayatın aynasıdır. Bu ayna aslında insanın kendini tanıma ve kendi izinden gitme çabası olarak da adlandırılabilir. Eğer insanlar son 20 yıldır dünya genelinde korku türüne daha fazla ilgi gösteriyorlarsa bunun bir anlamı ve sebebi olmalı. Diyeceksiniz ki niye son 20 yıl diyorsun? Evet, 1922&#8217;de Nosferatu&#8217;dan beri sinemada korku önemli bir türdür. 1930&#8217;larda Dracula ile Bela Lugosi, Frankenştayn ile Boris Karloff nasıl es geçilir? Ama bizim amacımız korku sinemasının varoluşunu değil niye son dönemde yükselişe geçtiğini konuşmak. Bunun tabii ki maddi sebepleri var. En önemlisi sinemanın dijital teknolojiye geçmesi. Artık korku filmlerinin bilgisayarla çok kolay bir şekilde ve daha ucuza kotarılabiliyor olması veya korku sinemasında ünlü oyuncu oynatmanın çok da gerekmemesi. Bu maddi şartlar özellikle Türk sinemasındaki korku türünün varlığının önemli sebebi. Ama bir de psikolojik ve sosyolojik bir yanı olması lazım bu olgunun. Yurt dışında insanlar bunu merak etmişler ve birtakım araştırmalar yayınlamışlar. Yeni çıkan bir haberde korku sinemasını izleyicinin sevmesinin sebepleri olarak şöyle 4 madde öne çıkmış.</p>
<p>&#8211; California State Üniversitesi psikoloji birimine göre, insan, doğası gereği korku ve heyecana ihtiyaç duyuyor. Sinemalar, korku ihtiyacını güvenli bir biçimde karşıladığı için tercih ediliyor.</p>
<p>&#8211; Temple Üniversitesi’nin medya uzmanlarına göre, korku filmleri heyecan arayanlara hitap ediyor; bu yüzden orta yaş ve üstü gruplardan çok gençler tarafından tercih ediliyor.</p>
<p>&#8211; İnsanlar korku filmleri sayesinde gerçek sorunlarından uzaklaşıyor.</p>
<p>&#8211; Alman psikolog Sigmund Freud’un yaklaşımından yola çıkarak yapılan açıklamaya göre, insanların ilkel çağlardan gelen bastırılmış korkuları korku filmlerinde ortaya çıkıyor.</p>
<p>&#8211; Korku filmlerinin genellikle mutlu sonla bitmesi de insanları kendine çekmesini sağlıyor. Kötü karakterin belli olması, tahmin edilebilirliğin yüksek olması başlıca etkenlerden.</p>
<p>Bu maddelerin hepsine katılıyorum. Ama yaşanan olguyu açıklamak için bu maddelerin de eksik olduğunu düşünüyorum. Nasıl 1. ve 2. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra müzikaller, komediler ve eğlenceli filmler tavan yaptıysa, nasıl Soğuk Savaş döneminde gerilim filmleri, ütopik bilimkurgular sinemaları doldurmuşsa dönemimizde de korku sinemasının yükselmesinin böyle bir tetikleyicisi var. Kendimizi, ABD&#8217;de veya Avrupa&#8217;nın herhangi bir ülkesinde yaşarken düşünelim. Doğduğumuz andan itibaren bize Batı Medeniyeti&#8217;nin üstün özellikleri pompalanmış olsun. İnsan hakları, demokrasi, kadın hakları ve bilumum insanlıkla ilgili kavramları bizim toplumumuz bulmuş ve geliştirmiş olduğu yalanıyla büyümüş olalım. Sonra her sabah kahvaltı masasına oturduğumuzda Gazze&#8217;de ölen bebekleri, ölümden kaçan insanları sokmamak için ülkemizin sınırlarına çekilen tel örgüleri görelim. Bunlara kafayı takmamaya çalışsak bile insan psikolojisi gariptir. Siz bunları kafaya takmıyorsunuz sanırsınız ama içinizdeki vicdan işlemeye başlar. Kendinize olan güveniniz yıkılır, geleceğe dair umutlarınız törpülenir. Güya medeniyetin sahibi ve koruyucusu olan bir toplumun o değerleri kendi elleriyle yıkıyor olması ve sizin de bunun bir parçası olmanız sizi içten içe sömürür. Bu toplumsal bir karamsarlıktır. Toplumun bireylerinin tümünde bilinçsiz olarak hissedilen bu karamsarlığın toplu olarak kendini ifade edeceği en iyi yer 20. yüzyılın alameti farikası sinemadır tabii ki. İçimizdeki kirlenmişliği beyazperdenin üstüne atmanın ve rahatlamanın en iyi yolu da bizi demin dediğimiz sebeplerden dolayı tatmin edecek korku sinemasını seyretmek olabilir. Ben de biliyorum hiç bir şey bu kadar basit değil. Söz konusu insan olunca sebep asla bir tane olmuyor. Ama bu söylediklerimizin korkmamıza rağmen korku sinemasını seyretmemizde etken olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Sonuçta korku, tehlike karşısında oluşan, canlıyı korumaya yönelik yaşamsal bir tepkidir. Korku filmini seyredenler de bu filmleri çekenler de bu tepkiyi vermektedirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/07/11/korku-sinemasi-vicdanlari-rahatlatir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Türk sinemasında kadın olmak? </title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/yeni-turk-sinemasinda-kadin-olmak-3/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/yeni-turk-sinemasinda-kadin-olmak-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 12:23:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Ara]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Meleğin Düşüşü]]></category>
		<category><![CDATA[Saklı Yüzler]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk sinemasında kadın olmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11218</guid>

					<description><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar günü geçti ama mücadele etmemiz gereken sorunlar aynen duruyor. Biz de Türk sinemasının 2000 sonrası yenilenmesinde sinemayla kadının yerine nasıl baktığını bir araştıralım dedik&#8230; Türkiye&#8217;de toplum açısından veya toplumun her parçasında gelinen noktada ilerleme ve gerileme saptaması yaparken problem yaşıyoruz. Sinemamız da bundan nasibini alıyor. Zaten tersini düşünmek imkansız. Çünkü sinema içinden çıktığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>8 Mart Dünya Kadınlar günü geçti ama mücadele etmemiz gereken sorunlar aynen duruyor. Biz de Türk sinemasının 2000 sonrası yenilenmesinde sinemayla kadının yerine nasıl baktığını bir araştıralım dedik&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;de toplum açısından veya toplumun her parçasında gelinen noktada ilerleme ve gerileme saptaması yaparken problem yaşıyoruz. Sinemamız da bundan nasibini alıyor. Zaten tersini düşünmek imkansız. Çünkü sinema içinden çıktığı toplumun bir yansıması. Bu bağlamda Türk sineması son üretimleriyle yaşadığımız toplum hakkında görmezlikten gelemeyeceğimiz ipuçlarını barındırıyor. Eğer sinema üretiminin artmasına dayanarak sinema endüstrisinin ileriye gittiğini düşünüyorsak bu biraz sakat bir çıkarım olur. Ama bu yazının konusunun odağı sinemamızın nereye geldiği değil. Sinemamızda 2000 sonrasında üretilen kadın odaklı veya kadının toplumdaki yerini sorgulayan, işaret eden, bu olgudan yararlanan filmler&#8230;</p>
<p>Böyle bir konu seçmemizin en büyük sebebi göreceli de olsa kadınlardan yola çıkan veya onların konumunu sorgulayan filmlerin son 10 yılda artmış olmasıdır. Biz burada 12 filmi gözlem altına alacağız. Bu 12 film toplumumuzun çeşitli sınıflarından kadınların sorunlarına Türk sinemasının nasıl baktığını ve feminist bir söylemin söz konusu olup olmadığını bize göstermesi açısından çok önemli.</p>
<p>Kültürel anlamda parçalanmış bir toplumun üretimlerini sanki tek bir kaynaktan çıkmış gibi gösteremez veya inceleyemeyiz. Yaşadığımız toplumda kadın olmak bulunduğunuz sınıfa, ait olduğunuz coğrafyaya göre birçok farklılık barındırıyor. Bunları elimizden geldiği kadar sınırlayarak 3 kategoride topladık.</p>
<p>Birinci kategoriye töre baskısı  altında yaşayan, ölen, intihar ettirilen kadınları anlatan veya ucundan dokunan filmleri aldık. 2007 yapımı Handan İpekçi&#8217;nin yönettiği Saklı Yüzler, Cemal Şan&#8217;ın yönettiği Dilber&#8217;in Sekiz Günü, Mehmet Güleryüz&#8217;ün Havar&#8217;ı, Abdullah Oğuz&#8217;un Mutluluk&#8217;u ve Mehmet Çoban&#8217;ın Almanya&#8217;da yaşayan Türk toplumundan çıkardığı hikaye ile çektiği Sarı Saten&#8230;</p>
<p>İkinci kategoride ise varoşlarda yaşayan, köyden kente göç etmiş, ne töre baskısından kurtulabilmiş ne de çağdaş bir yaşamı özümseyebilmiş kadınların veya fakirliğin vurduğu varoşun ne köyde ne şehirde yaşanmayan hayatlarının hikayeleri, çıkışsızlıklarının anlatıldığı filmler var. Semih Kaplanoğlu&#8217;nun Meleğin Düşüşü, Zeki Demirkubuz&#8217;un Kader&#8217;i ve Erden Kıral&#8217;ın Vicdan’ı bu filmleri temsil ediyor.</p>
<p>Üçüncü kategoride ise şehir yaşamının gereği iletişimsizliğin, modern ilişkiler içinde en yalnız rolü üstlenen kadınların hikayeleri var. Aslında modern toplum içindeki kadını konu edinen bu filmler feminist önermeler açısından daha fazla umut beslenmesi gereken yapımlar ama öyle mi bunu da küçük incelememizde tartışacağız. Bu kategoride ise Kutluğ Ataman&#8217;ın İki Genç Kız&#8217;ı, Cemal Şan&#8217;ın Zeynep&#8217;in Sekiz Günü, Yeşim Ustaoğlu&#8217;nun Pandora&#8217;nın Kutusu ve Ümit Ünal&#8217;ın Ara filmi var.</p>
<p>Bu 12 film üzerinden derdimizi sinemamızdan tırnaklarımızla kazırken bir şeye de dikkat çekmek gerektiğine inanıyorum. Türk sinemasında kadının izinden giderken bu filmleri üreten yönetmenlerin sadece ikisinin kadın olması  başka bir sorun elbette. Saklı Yüzler&#8217;de Handan İpekçi, Pandora&#8217;nın Kutusu&#8217;nda Yeşim Ustaoğlu çok az kadın sinemacımızdan ikisi. Üreticisi erkek olan bir filmde kadın rolünün erkek gözüyle yorumlanmış olması kaçamayacağımız bir gerçek. Bu anlamda büyük bir eksik olduğunu söylemeliyiz. Yani baştan sinemamızdaki kadın olgusunun erkek gözüyle beyazperdeye aktarıldığını kabul etmeliyiz. Tabi bu satırları yazan benim de erkek olmam aslında benzer bir durum. Ne kadar doğru bir bakış açısına sahip olabilirim bilmiyorum. Sanıyorum bu noktada kadın yönetmenlere, oyunculara, yazarlara ne kadar iş düşüyorsa kadın sinema yazarlarının da bir sorumluluğu olduğunu hatırlatmalıyız.</p>
<p>1) Töre</p>
<p>Saklı Yüzler</p>
<p>Handan İpekçi&#8217;nin yönettiği ve yazdığı filmin başrolünde Şenay Aydın oynuyor. Berk Hakman, İştar Gökseven filmin diğer başarılı performans gösteren oyuncuları. Şenay Aydın&#8217;ın canlandırdığı karakter köyde sevdiği delikanlı ile evlenmek ister. Fakat gencin ailesi fakirdir ve başlık parasını toplayamaz. Bu noktaya kadar her şey bilindik filmde. Ama genç kız bu sisteme isyan eder. Ve sevdiği gençle cinsel ilişkiye girer, sonunda hamile kalır. Bu aslında isyan etmek değil tabi bu coğrafyada. Olsa olsa canla ödenecek bir faturanın altına atılan kanlı bir imza. Doğan çocuk erkek kardeş tarafından ailenin zorlamasıyla boğularak öldürülür. Kız ise babası tarafından öldürülecektir. Ama baba kız arası sihrin sonucu baba bunu yapamaz ve kendi canına kıyar. Kız kurtulur ve kasabanın savcısının desteğiyle başka bir isimde yeni bir hayata başlar. Filmde Şenay Aydın&#8217;ın canlandırdığı kız sinemamızın en güçlü karakterlerinden biridir. Hem kaderini kendi elinde tutmak açısından hem kadınlığını yaşama cesareti bu karakteri sinemamızın ayrıcalıklı bir yerine koyar. Filmde kız karakter dışında törenin erkeklere ödettiği bedeller de verilmiştir. Bebeği boğan kardeş kendini asla affedemez, babaysa töreye karşı gelememenin cezasını canıyla ödemiştir zaten.</p>
<p>Dilber&#8217;in 8 Günü</p>
<p>Dilber&#8217;in 8 Günü ile Saklı Yüzler&#8217;in birbirine zıt iki hikaye döngüsü var. Aslında büyük benzerlikler barındıran öykülerin birinin sertliği diğerinin naifliği bu zıtlığı oluşturuyor. Cemal Şan&#8217;ın üçlemesinin en başarılı ayağı olan Dilber&#8217;in 8 Günü&#8217;nde başrolde Nesrin Cavadzade oynuyor. Cavadzade&#8217;nin karşısında ise Fırat Tanış hikayeye renk katıyor. Aynı Saklı Yüzler&#8217;deki gibi Dilber&#8217;de de köyde bir delikanlıya aşık olan kız var. Fakat töre önlerinde büyük engel. Çünkü çocuk beşik kertmesiyle başka kıza nişanlanmış. Bu duruma Dilber isyan eder. Ama bu isyan bizim alıştığımız isyanlara benzemez. Bir kadının kendi kaderini eline alması anlamında en etkili sahnedir bu. Dilber elinde bir orakla sevdiği adamın evini basar. Dilber&#8217;in arkasında ona engel olmak isteyen ailesi, önünde ise tekmelediği kapıyı açan sevgilisi, babası ve annesi vardır. Dilber&#8217;in öfkesi töreyedir ama daha da fazla bu töreye uşak olan babaya anneye ve oğlanadır. Aşk adına açtığı savaşta onu yalnız bırakan erkeğine, sevgilisinedir. Onun öfkesi oğlanın töreyle onu aldatmasınadır. Zaten filmin sonunda töre oğlanı iğfal ederek, Dilber&#8217;in kapısının önüne atar. Bu Dilber&#8217;in sevgilisiyle ve ailesiyle yüzleşme sahnesi sinemamız için çok önemli bir çekim. Orada Nesrin Cavadzade&#8217;nin yorumu da çok önemli. O kadar başarılı bir yorum getirmiştir ki o sahneye Cavadzade, yönetmen Cemal Şan bu sahneden etkilenerek Acı filmini çekmiştir. Ve Nesrin Cavadzade&#8217;yi başrolde oynatır.</p>
<p>Havar</p>
<p>Mehmet Güleryüz&#8217;ün yönettiği Havar törenin açtığı yaraları tanımlamak için çok önemli bir yapım. 10 yıllar evvel sadece petrol ile özdeşleşen Batman&#8217;ın kızlarının kara kaderini anlamak için çok önemli bir çalışma Havar. Film bu yörenin halkıyla beraber çekildi. Gerçek hayatta namus cinayetlerinin, intiharların başrol oyuncuları bu sefer Havar filminde oynadılar. Bu filmin yapılması bile o kızların kaderlerine karşı kazanılmış bir çatışmadır. Savaş bitmemiştir ama Mehmet Güleryüz sayesinde bir çatışma kazanılmıştır. Filmin oyuncularının yöre halkından olması, geçtiği coğrafya ve öykünün gerçeklikle bağlantısı sinemanın hayatımızda ne kadar önemli rol oynayabileceğini bir kere daha göstermiştir. Filmde başrolü oynayan Çiçek Tekdemir o coğrafyanın bütün özelliklerini taşıyan çehresiyle filmin afişinde de yer almış ve bizleri kendine hayran bırakmıştır.</p>
<p>Mutluluk</p>
<p>Zülfü Livaneli&#8217;nin Avrupa ve ABD&#8217;de çok satan kitabından uyarlanan, Abdullah Oğuz&#8217;un yönettiği Mutluluk filmi de töre kurbanı iki genç ile, yaşadığı kimlik bunalımı sonucu şehri terk eden bir profesörün karşılaşmaları sonucu yaşadıkları tecrübeye odaklanmış. Açıkçası Abdullah Oğuz&#8217;un popüler sinemasal anlatımı ve Özgü Namal&#8217;ın bu role pek de uymayan fiziği yüzünden önceki örneklerden biraz daha geride duran bir yapım. Yine de Zülfü Livaneli gibi bir ustanın yaratıcılığının izlerini bulmak mümkün. Filmin en ilginç tarafı Özgü Namal&#8217;ın canlandırdığı Meryem karakterinin kendisini öldürmekle görevlendirilmiş akrabası Cemal ve profesör Kemal arasında kalışı… Erkek karakterler üzerinden anlatılan doğunun töresiyle batı medeniyetinin kadın üstünde kurmaya çalıştığı iktidar çatışması filmin bizim listemize girmesinin sebebi.</p>
<p>Sarı Saten: Günahkarların Aşkı</p>
<p>Mehmet Çoban&#8217;ın yönettiği film Almanya&#8217;da Türk toplumunda kadın rolü için önemli bir çaba. Töre kurbanı olan Meryem karakterinin Türk toplumuna karşı beslediği nefret belki anlaşılabilirdi ama bu nefretin bir faturası olsaydı. Zaten filmin en büyük derdi alt metinlerine konulmak istenen mesajların önemiyle eldeki malzemenin oluşturduğu tezat. Biz bu büyük eksiğin dışına çıkarak filmin ana karakterine odaklanırsak, tek başına ayakta durmaya çalışan, kızını büyüten ve kimliğini gizleyen bir kadınla karşılaşırız. Kadın üzerinden yürütülen kimlik çatışmasının kurbanı kadını tartışmaya çıkaran filmin belki de en büyük başarısı bu. Taksi şoförü olarak Batı medeniyetinde kadın, ailesini terk etmeden önce amcasının oğluyla zorla evlendirilen tutucu aile kavramı içinde kadın rolleri filmin senaryosunun alt metinlerini oluşturuyor. Ama filmin bu kavramlara bir önermesi yok. Final veya olay örgüsünden de bir çıkarımda bulunamıyoruz. Yani önemli ama boşa atılan bir taş olarak karşımıza çıkıyor Sarı Saten: Günahkarların Aşkı .<br />
2) Varoşlar</p>
<p>Meleğin Düşüşü</p>
<p>Semih Kaplanoğlu&#8217;nun bol ödüllü  filmi. Film bol ödüllü ama büyük eleştiriler de aldığı  bir gerçek. Özellikle filmin ağır çekimleri ve Kaplanoğlu&#8217;nun sinema dilindeki tercihleri tartışıldı. Filmin en büyük etkisi bence başrol oyuncusu Tülin Özen&#8217;i gündemimize getirmesiydi. Bütün eleştirilere rağmen Özen&#8217;in sayesinde filmin özüne daha kolay girebildiğimizi düşünüyorum. Fakirliğin, çaresizliğin ve yalnızlığın çevrelediği kızın topluma, yaşama teslimiyeti filmin odağında yer alıyor. Babası tarafından tacize uğrayan fakat yalnız hayatında insan sıcaklığını hissettiği bu sapkın ilişkiyi bile kabullenen bir kız-kadın durumu var. Zaten insan sıcaklığını hissetmek için bulunulan özverinin büyüklüğü filmin karanlık dehlizlerini yaratıyor. Filmdeki karakterin toplumla yüzleşmek adına feda ettiklerinin aslında toplumda bulunmayan değerler olabileceği belki de filmin getirdiği en sert eleştiri.</p>
<p>Vicdan</p>
<p>Erden Kıral&#8217;ın yönettiği film belki de tam anlamıyla bu sınıfın içinde yer almamalıydı. Ama filmin devamında kahramanların yaşadığı coğrafya varoşlarda veya şehrin batakhanelerinde geçtiği için en çok bu kategoriye yakıştığını düşündük. Tülin Özen, Nurgül Yeşilçay ve Murat Han&#8217;ın oynadığı filmde kasabada yaşayan iki kadın ve bir erkeğin üçlü ilişkisi söz konusu. Araya sokulmuş kasabanın sıkıştırdığı kadın hikayeleri de çabası.  Öncelikle filmi ilk seyrettiğimden itibaren çok başarısız buldum. Ama Türk sinemasında fazlaca rastlanılmayan bir intikam şekli. Veya hayatın cinsellik üzerinden farklılaştırılması ilgimi çekti. Yıllarca beraber yaşadığı kocası Mahmut&#8217;un (Murat Han) çocukluk arkadaşı Aydanur (Nurgül Yeşilçay) ile beraber olmasını kendine yediremeyen ve yıllarca bunun olmasından korkarak yaşayan Songül (Tülin Özen) dostluğun sıcak kollarına kendini atmak ister. Aydanur ile kocasını paylaşacağına hayatını paylaşmak onun için çok daha onurlu bir harekettir. Böylece içten içe kocasından da intikam alacaktır. Özellikle bunu kapalı kapılar ardında değil bütün kasabanın gözünün önünde yaparak kendine en büyük darbeyi vuran kocasının erkeklik gururunu parçalayacaktır. Onu hem aldatacak, hem de sevgilisini elinden alacaktır. Erkeksi bir iktidara sahip olup onu güçsüz hale sokacaktır. Bu bağlamda aldatılmış kadın rolünün en vurucu intikam hikayelerinden sayılabilir Vicdan. Çünkü bir kadının erkeği aldatmasından daha önemli olan erkeğinin elindeki kadını almasıdır burada önemli olan. Tülin Özen&#8217;in canlandırdığı Songül aslında bu noktada iktidar anlamında hem erkektir, hem kadındır. Fakat yerleşmiş değerleri değiştirmenin de bir faturası vardır. Ve Songül bunu ödeyecektir.</p>
<p>Kader</p>
<p>Varoşlarda kadın olmanın altını kalın çizgilerle çizen en önemli film. Zeki Demirkubuz&#8217;un soğuk veya haince gerçekçiliğinin bakışları altında kadın olmanın sırlarını saklıyor Kader içinde. Bu noktada cehennemvari bir toplum yaratan yönetmen, kadın karakterini bu cehennemin ortasına yerleştiriyor. Bu sert gerçekçiliğin ortasında bütün fazlalıklardan kurtulan karakter erkek dünyasına karşı kadınsal güçlerini kullanıyor. Bu bazen bir halı almak için satıcının gönlünü almak, bazen serserilerden kurtulmak için en serserinin koruması altına girmek gibi davranışlarla vücut buluyor. Vildan Atasever&#8217;in oynadığı Uğur karakteri kadının erkek üzerindeki kesin hükmünün göstergesi olmasının yanı sıra varoşların bütün iktidarının sahiplendiği vücut olmaktan da kaçamıyor. Cinsellik özellikle bu coğrafyada kadının hem silahı hem de zenginliği. Filmde de göründüğü gibi dünya kadın üstüne ama bazen de üstünde dönüyor. Demirkubuz filmlerinin en sevdiğim yanı insanın aslında mantıkla çözümlenemez oluşunu bana hatırlatması. Vildan Atasever&#8217;in canlandırdığı Uğur karakteri peşinden ölüme gidilecek bir arzu nesnesi olması ve aynı zamanda kendi arzuları için hayatını yok sayan dönüşümün, yani kadın olmanın çözülemeyen denkleminin filmdeki anlatımıdır.</p>
<p>3) Şehir</p>
<p>İki Genç Kız</p>
<p>İki Genç Kız yaşadığımız toplumda kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan kadının üç rolünü odağına alıyor. Filmin başrollerinde oynayan Vildan Atasever, Feride Çetin ve Hülya Avşar günümüzün kadın kimliği üzerine Kutluğ Ataman&#8217;ın oluşturduğu üç karakteri canlandırıyor. Hülya Avşar&#8217;ın canlandırdığı Leman güzel bir kadın. Bunun farkında ve sonuna kadar güzelliğinden yararlanarak hayatını yaşamaya çalışıyor. Evli bir erkeğin metresi olarak evini geçindiriyor kızını büyütüyor. Ama sorumlulukları yüzünden bu yolu tercih ettiğini söylemek biraz zor. Türk sinemasında gördüğümüz diğer kadın karakterlerden farklı biraz. Büyük travmalar yüzünden bu yolu seçmiş değil. Sadece hayatı böyle daha kolay yaşayabileceği sanısı ve kolaycılığı yüzünden seçmiş hissi var filmde. Üstelik kadınlığı böyle taşıyor üstünde Leman karakteri. Kendi kızını da bu yolla eğitiyor. Kızı Handan ise Leman&#8217;dan da daha pırıltılı. İnsanların gözünün içine bakarken gülümseyebilen bir kişiliği var. Sıcak olmanın vücut bulmuş hali. Kadın olmanın bütün zayıflıklarını pozitife çevirebilen bir yapısı var ve en önemlisi içinden çok acımasız bir insan. Onun en büyük gücü hayatta kalabilme güdüsü. Arkadaşı Behiye ise (Feride Çetin) görünürde en isyankar ve sert karakter. Fakir bir ailenin isyankar kızıdır. Bir noktada Handan&#8217;ın tam tersidir. Handan ne kadar neşeli ise o tam tersi soğuktur. Handan ne kadar girişkense Behiye o kadar insanlardan kaçar. Handan güneşi başında taşırken Behiye yağmuruyla beraber yürür. Handan insanlarla kavga etmezken Behiye isyanını insanların suratına vurur. Artı ve eksi birbirini çeker. Filmde iki arkadaş arasında lezbiyen göndermeler olsa da bunlar çok silik göndermelerdir. Film baştan sona kadın tiplerinin hayatla hesaplaşması halinde geçer. Tabi biz bunları hep Kutluğ Ataman&#8217;ın gözünden izleriz. Bence Türk sinemasının en önemli kadın filmlerindendir İki Genç Kız.</p>
<p>Zeynep&#8217;in Sekiz Günü</p>
<p>Cemal Şan&#8217;ın yönettiği Zeynep&#8217;in Sekiz Günü&#8217;nün başrolünü Fadik Sevin Atasoy üstleniyor. Modern yaşamın iletişimsizliğinin üzerine bir de kendini hayattan izole eden bir kadını düşünün onun kesif yalnızlığı filmin ana konusu. Atasoy&#8217;un canlandırdığı Zeynep karakterinin psikolojik problemlerinin de olması bu karakteri genellememizi engelliyor. Yani toplum içinde kadın olmanın zorluklarına bir de psikolojik problemler ekleniyor. Kendini hapsettiği hücreden hastalıklı bir aşk sayesinde çıkan Zeynep bütün korkularına Ali için savaş açar. Ama beraber oldukları ilk geceden itibaren Ali ortadan yok olur. Kısacası kadın en değerli şeyini vermiş ama karşılığında erkeğin güvenirliğini elde edememiştir. Kadının topluma duyduğu güvensizliği haklı çıkaran bir öykü.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Ara2.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11219" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Ara2-1024x681.jpg" alt="" width="696" height="463" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Ara2.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Ara2-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Ara2-768x511.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Ara2-696x463.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Ara2-632x420.jpg 632w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Ara</p>
<p>Ümit Ünal&#8217;ın yazıp yönettiği Ara filmi modern toplumda evli çiftler üzerine söyleyecek en fazla sözü olan filmlerdendir. Toplumun çeşitli katmanlarından karakterlerin evliliğin tıkadığı hayatlarına kirli bir bakış atmalarının hikayesi özellikle kadın karakterler üzerinden yürümektedir. Aslında filmde toplumun geneli tarafından kabul edilen &#8220;Kadın istemezse bir şey olmaz, isterse her şey olur&#8221; düsturu filmin hikayesine yön vermekte. Filmin başrolünde Selen Uçer, Erdem Akakçe, Betül Çobanoğlu, Serhat Tutumluer rol almakta. Bu incelemenin en başında demiştik bu ülkenin bir bütünlük problemi var diye. İşte belki kendini en yalnız hisseden grubun filmi Ara. Entelektüel açılımın mecburi kapanımını yaşayan şehirli insanlar ve kadınlar var burada. Selen Uçer filmin sonunda halka açılıyor. Yüreği acıyla kapanıyor ama halka açılmayı başarıyor. Kamera da bu açılımın şerefine bütün filmin geçtiği dairenin penceresinden ilk kez sokağa çıkıyor. Kadınlar ve hayat üzerine çok üzücü, etkileyici bir film.</p>
<p>Pandora&#8217;nın Kutusu</p>
<p>Yeşim Ustaoğlu sayesinde yönetmeni kadın olan iki filmimizden biri olan Pandora&#8217;nın Kutusu ayrıcalıklı bir yere oturuyor dosyamızda. Öyle üç kadın karakter var ki yapımda her biri oyunculuk denen mesleğin zirvesinde geziniyorlar. Karadeniz&#8217;den İstanbul&#8217;a göç etmiş orta direk bir ailenin üç kardeşi ve Alzheimer olan annelerinin bize anlatacakları şehirli toplumun insan ilişkileri açısından hem aile içi ilişkiler açısından hem de kadın olmanın bu ilişkilerde nerede durduğunu görmek açısından çok önemli. Karadeniz&#8217;in yemyeşil dağlarında yaşayan çocukları büyüyüp kendini terk ettikten sonra yalnız yaşamına devam eden Nusret Hanım bir anda her şeyi kaybeder. Kendini belirsizliğin içine yürürken bulur ama bunun farkında bile değildir. Çünkü Alzheimer belası onu yakalamıştır. Derya Alabora, Övül Avkıran ve Osman Sonat&#8217;ın canlandırdığı üç kardeş annelerini alır ve İstanbul&#8217;a dönerler. Büyük kardeş Nesrin yalnızlığını oğlunun üstünde kurduğu baskıyla geçiştirir. Ortanca kız kardeş Güzin ise bütün kimliğini sevdiği kendini teslim ettiği erkeğin varlığında kaybeder. Aslında iki karakter de Türkiye&#8217;de modern toplumun içinde yaşayıp kendileri modernleşememiş kadın figürleridir. Bir bireyden daha çok kadın olmanın yanılsamalarını yaşarlar. Bu halleriyle belki de toplum içinde kadının alması gereken rolün ne olduğunu bütün açıklığıyla bize gösterirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/yeni-turk-sinemasinda-kadin-olmak-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailenin gücü kankayı bozdu</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/ailenin-gucu-kankayi-bozdu-2/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/ailenin-gucu-kankayi-bozdu-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 10:02:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Arasında]]></category>
		<category><![CDATA[Ailenin gücü kankayı bozdu]]></category>
		<category><![CDATA[Arif v 216]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11131</guid>

					<description><![CDATA[Geçen yıl gibi 2018&#8217;de de komedi filmleri gişenin kıralı oldu. Ama bu sefer gişe yapan filmlerin aile komedisi olması dikkat çekiciydi. Recep İvedik, Çakallarla Dans gibi &#8220;kanka&#8221; komedilerinin pabucu dama atıldı&#8230; Bu sayfalarda 2017&#8217;nin en çok izlenen filmlerini verdiğimizde 10 filmden sekizinin komedi olduğunu hatırlarsınız. 2018&#8217;in ilk aylarında da en çok gişe yapan filmlere baktığımızda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl gibi 2018&#8217;de de komedi filmleri gişenin kıralı oldu. Ama bu sefer gişe yapan filmlerin aile komedisi olması dikkat çekiciydi. Recep İvedik, Çakallarla Dans gibi &#8220;kanka&#8221; komedilerinin pabucu dama atıldı&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARIFV2161.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11133" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARIFV2161.jpg" alt="" width="801" height="443" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARIFV2161.jpg 801w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARIFV2161-300x166.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARIFV2161-768x425.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARIFV2161-696x385.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARIFV2161-759x420.jpg 759w" sizes="auto, (max-width: 801px) 100vw, 801px" /></a></p>
<p>Bu sayfalarda 2017&#8217;nin en çok izlenen filmlerini verdiğimizde 10 filmden sekizinin komedi olduğunu hatırlarsınız. 2018&#8217;in ilk aylarında da en çok gişe yapan filmlere baktığımızda bir değişiklik yok. Verilere göre, Cem Yılmaz&#8217;ın Arif v 216 filmi 4,8 milyon seyirci ile 2018 yılının en çok izlenen filmi oldu. Arif v 216 bu dönem itibarıyla 61 milyon liranın üzerinde gişe geliri elde etti. Deliha 2, 1 milyon 961 bin kişiyle ikinci, Aile Arasında ise 1 milyon 703 bin kişiyle üçüncü sırayı aldı. 2017&#8217;nin sonlarında vizyona giren Aile Arasında filmi, bu dönemle birlikte toplam 5 milyon 88 bin seyirci sayısına ulaştı. Bütün bu sayılar çoğalan sinema izleyicisi açısından memnunluk verici. Ama bir unsur var ki sinemamız için daha önemli. Bu saydığımız komedilerin hepsinin neredeyse Yeşilçam dönemini hatırlatır bir şekilde baskın öğesi aile. Aile komedileri sinemamızın olmazsa olmazıydı Yeşilçam&#8217;da. Münir Özkul, Adile Naşit, Ayşen Gruda, Tarık Akan, Kemal Sunal, Zeki Alasya, Metin Akpınar ve bir çok oyuncu bu filmlerle izleyicinin gönlünde taht kurdu. Ertem Eğilmez&#8217;den Orhan Aksoy&#8217;a kadar dönemin başarılı yönetmenleri aile komedilerini çekti. 1990&#8217;larda tüm sinemamız gibi aile komedileri de sessizliğe büründü. 2000&#8217;lerden itibaren yeni bir sinema anlayışı ve yükselen bir sinema ortaya çıktı. Bu yeni sinema hem yurt içinde izleyicisini artırdı hem de yurt dışında büyük ödülleri ülkeye getirdi. Komedi yine endüstrinin ağırlığını çekiyordu. Fakat bu komedi başka bir tür komediydi. Daha argo, daha derinliksiz konular ve neredeyse one man show türünde bir yapıydı. Komedisi de daha çok absürd komedi denilen bir türdü. Yeşilçam&#8217;ın o trajikomik ve sinemasal değeri yüksek yapısı silinmiş izleyiciye çok şey vermeyen, gülerken düşündürmeyen bir komedi ortaya çıkmıştı. Bizim de birkaç örneği dışında eleştirdiğimiz hep bu oldu. Yanlış anlaşılmasın absürd komediyi çok severim ama Türkiye&#8217;deki absürd komedi örnekleri hep yetersizdi. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Ahmet Kural ve Murat Cemcir gibi usta isimlerin dışında çekilen komedilerin yerlerde süründüğünü söylemek doğru olur. Kaliteli dediğimiz bu isimlerin filmleri de dönemin rengi olan kanka komedileriydi. Cem Yılmaz&#8217;ın Hokkabaz&#8217;ında ilizyonist İskender ile partneri Maradona&#8217;nın arkadaşlığı, Çakallarla Dans&#8217;ta İlker Ayrık ile Şevket Çoruh&#8217;un canlandırdığı Kayınço Gökhan ve Muhasebeci Servet&#8217;in işbirliği, Çalgı Çengi ve Düğün Dernek serisinde Murat Cemşir ile Ahmet Kural&#8217;ın kankalığı hep böyle komedilerdi. Halbuki 2018&#8217;in ilk aylarından itibaren iş yapan komediler aynı Yeşilçam&#8217;daki gibi odak noktasına aileyi alan yapımlar. İşin ilginci daha önce kanka komedileri çeken isimler de aile komedilerine döndü. Mesela Çakallarla Dans&#8217;ın yönetmeni Murat Şeker Görevimiz Tatil&#8217;de yıllar sonra tatile çıkan bir ailenin macerasını anlattı. Cem Yılmaz&#8217;ın Arif v 216 filminde Arif, Pembe Şeker ve ailesinin içine girdi. Önümüzdeki hafta vizyona girecek olan Ailecek Şaşkınız filminde Murat Cemşir ile Ahmet Kural&#8217;ı aile ortamında seyredeceğiz. Zaten filmlerin isimlerine baksanıza Aile Arasında, Ailecek Şaşkınız, Peker Açıkalın&#8217;ın Nisan&#8217;da vizyona girecek olan Karımı Gördünüz mü? ve bunun gibi birçok film. Daha BKM&#8217;nin vizyone girecek aile komedilerinden bahsetmedik. Kısacası komedide yine aileler işbaşında&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/ailenin-gucu-kankayi-bozdu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahmut Hoca gitti, sınıflar artık daha sessiz</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/mahmut-hoca-gitti-siniflar-artik-daha-sessiz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/mahmut-hoca-gitti-siniflar-artik-daha-sessiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 10:54:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[münir özkul]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın ruhu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10947</guid>

					<description><![CDATA[Türk sinemasının idol isimlerinden Münir Özkul vefat etti. Adile Naşit, Kemal Sunal gibi birçok isimden sonra onun da veda etmesi sinemamızı iyice sessizleştirdi&#8230; Hayat bu, başlangıcı da var sonu da. Yaşayanlar için her ölüm üzüntü sebebidir. Ama bazıları anılarımızda, kimliğimizde öyle yer etmiştir ki onların kaybı bizi daha da derinden yaralar. Yeşilçam&#8217;ı Yeşilçam yapan en [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinemasının idol isimlerinden Münir Özkul vefat etti. Adile Naşit, Kemal Sunal gibi birçok isimden sonra onun da veda etmesi sinemamızı iyice sessizleştirdi&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/20837214_799662783545076_4340415862537191424_n.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10948" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/20837214_799662783545076_4340415862537191424_n.jpg" alt="" width="950" height="950" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/20837214_799662783545076_4340415862537191424_n.jpg 950w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/20837214_799662783545076_4340415862537191424_n-150x150.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/20837214_799662783545076_4340415862537191424_n-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/20837214_799662783545076_4340415862537191424_n-768x768.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/20837214_799662783545076_4340415862537191424_n-696x696.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/20837214_799662783545076_4340415862537191424_n-420x420.jpg 420w" sizes="auto, (max-width: 950px) 100vw, 950px" /></a></p>
<p>Hayat bu, başlangıcı da var sonu da. Yaşayanlar için her ölüm üzüntü sebebidir. Ama bazıları anılarımızda, kimliğimizde öyle yer etmiştir ki onların kaybı bizi daha da derinden yaralar. Yeşilçam&#8217;ı Yeşilçam yapan en önemli isimlerden Münir Özkul&#8217;un vefatını duyduğumda yüreğim ayrı bir acıdı. Hemen gazeteci refleksi ile onun oynadığı filmleri, kaybedilen rol arkadaşlarını aklıma getirip bir yazı planladım içgüdüsel olarak. Ama yazmaya başladıkça o yüreğimdeki acıyı bastıramadığımı, yazdığım yazının hislerimi tam ifade etmediğini anladım. Münir Özkul sadece bir sinemacı, tiyatro oyuncusu değil o bizim kimliğimizi belirleyen rol modellerin başında geliyor. Hele bizim gibi ataerkil toplumlarda bu rol modeller çok önemlidir. Bizim nesil bitirimliği Sadri Alışık ile Ayhan Işık&#8217;tan, şefkati Adile Naşit&#8217;ten, babalığı Hulusi Kentmen ve Münir Özkul&#8217;dan öğrenmiştir. Neşeli Günler filminde sırf bir turşu yapma kavgası yüzünden birbirine giren karı koca ve inatları yıllarca güldürdü bizi. Aile Şerefi&#8217;nde zar zor geçinen ailesine kanat geren baba Rıza belki yıllarca baba temalı filmlerde gözlerimin yaşarmasına sebep oldu. Ona dışardan baktığımızda bir komedyen de diyebiliriz. Ama en çok ağladığım filmler hep onun filmleri oldu. Zaten Yeşilçam&#8217;ın özelliği de bu değil mi? Bizi tam güldürürken ağlatmayı başaran sinema. Sadece baba sembolü de değildi Münir Özkul. Hababam Sınıfı&#8217;nın unutulmaz Mahmut Hoca&#8217;sı, namı diğer Kel Mahmut. Yıllarca Hababam serisi sonrasında öğretmenler gününde öğrenciler ellerinde çiçek onun evinin kapısını aşındırmadılar mı?. Biz gazeteci olarak her öğretmenler gününde onun evine gider bu haberi yapardık. Daha küçücük çocuklar belki de Hababam Sınıfı&#8217;nı seyretmemiş yeni yetmeler bizim neslin duyguları yüzünden onu gerçek hoca sanırlar ve bir büyük hocaya çiçek götürürlerdi. Ne yazık ki hocamız gitti. Artık hem sınıflar hem sinemamız çok daha sessiz olacak&#8230;</p>
<p>MÜNİR ÖZKUL VE ERTEM EĞİLMEZ</p>
<p>1940&#8217;ların sonunda göç, siyasi durum ve ekonomik problemler Türkiye&#8217;yi bir hallaç pamuğu gibi atmaktadır. Tam da bu yıllarda varlığını hissettirmeye başlayan Arzu Film ekolü, kaptan koltuğundaki Ertem Eğilmez’in yönetiminde bir dizi film projesi ve bu filmlerde öne çıkan karakterlerle toplumu ciddi biçimde etkilemeye başlar. Her ne kadar Nazım Hikmet ve İhsan Koza’nın senaryosunu yazdığı Üçüncü Selim’in Gözdesi filmiyle sinemaya adım atsa da Münir Özkul’un yıldızı da Ertem Eğilmez’in yönetiminde çekilen bu filmlerle parlar. Adile Naşit, Ayşen Gruda, Halit Akçatepe, Tarık Akan, Zeki Alasya, Metin Akpınar bu dönem aynı grubun içindedirler. Münir Özkul&#8217;un Ertem eğilmez ile ilk filmi Tatlı Dillim gelecekte de ne büyük başarılara imza atacaklarını ispatlar. Özkul’un Yaşar Usta karakteriyle efsaneleştiği Bizim Aile filminde, iki babanın karşılaştığı sahne toplumda fenomene dönüşür. Yaşar Usta’nın Fabrikatör Saim Bey’e “Bak beyim, sana iki çift lafım var” diye başlayan meşhur tiradı, sevginin, fedakarlığın, aile sıcaklığının hiç bir parayla ölçülmeyeceğini kanıtlar niteliktedir ve Yeşilçam&#8217;ın unutulmaz diyaloglarındandır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>HABABAM&#8217;A ELVEDA</p>
<p>Münir Özkul&#8217;un birçok unutulmaz karakteri ve filmi vardır ama Hababam sınıfı hem bizim için hem de Özkul&#8217;için ayrı biryerdedir. Ertem Eğilmez, Rıfat Ilgaz&#8217;ın hikayelerinden yola çıkarak çektiği Hababam Sınıfı&#8217;nda Münir Özkul&#8217;u oynatmak ister. Ama orjinal hikayede Kel Mahmut müdüre yağcilik yapan biraz gıcık bir karakterdir. Eğilmez Münir Özkul&#8217;un bu rolü kabul etmesi için bütün karakteri değiştirir. Ve ortaya bizim Mahmut Hocamız çıkar.</p>
<p>Ertem Eğilmez&#8217;in alışkanlığı hep aynı isimlerle filmlerini kotarmasıdır. Fakat birçok karakterin olduğu Hbabam Sınıfı&#8217;da oyunculara fazla para ödeyemeyecektir. Münir Özkul ve Adile Naşit projeyi kabul edince Zeki Alasya ve Metin Akpınar&#8217;a teklif götürür. O sırada ikili Hababam sınıfı&#8217;nı tiyatroda canlandırmaktadırlar. Fakat Alasya ve Akpınar fazla para isteyince Ertem Eğilmez gazetelere ilan verir. Öğrencilerden Tarık Akan, Kemal Sunal ve Halit Akçatepe dışındakiler bu ilan üzerine başvuranlar arasından seçilir.</p>
<p>Münir Özkul o kadar sevilmektedir ve saygı duyulmaktadır ki o dönemin alışkanlığı olan afişe gerçek oğlanla kızın isimlerinin üstte basılması alışkanlığı Hababam Sınıfı&#8217;nda bozulur. Tarık Akan Münir Özkul&#8217;a saygısından dolayı onun ismini afişte en üstte çıkmasında ısrarcı olur. Ve afiş öyle basılır.</p>
<p>MÜNİR ÖZKUL KİMDİR?</p>
<p>Münir Özkul, 15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul&#8217;da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi&#8217;nden mezun olan Özkul, lise öğrencisiyken 1940 yılında Bakırköy Halkevi&#8217;nde tiyatro ile sanat hayatına ilk adımını attı. İstanbul Üniverstesi İktisat Fakültesi&#8217;ne ve Edebiyat Fakültesi&#8217;nin sanat tarihi bölümüne devam eden Özkul, 1948&#8217;de Ses Tiyatrosu&#8217;nda sahnelenen Aşk Köprüsü oyunuyla profesyonel oldu. Daha sonrasında birçok tiyatro oyununda sahne alan Özkul, İstanbul Şehir Tiyatroları&#8217;nda, Ankara Devlet Tiyatrosu&#8217;nda ve Aksaray&#8217;daki Bulvar Tiyatrosu&#8217;nda arkadaşlarıyla kurduğu kendi topluluğunda çalıştı. 1963-1967 yılları arasında çeşitli topluluklarla turneye çıkan Münir Özkul, zaman zaman da sahnelerden uzak oldu. Sahne aldığı özel tiyatrolarda Sadri Alışık, Cahit Irgat, Nevin Akkaya ve Şükran Güngör gibi oyuncularla çalıştı. 1950&#8217;li yıllardan itibaren sinemada rol almaya başlayan Özkul, 1965 yılından sonra sinemadaki rolleriyle büyük övgüler topladı. Özellikle 1970&#8217;li yıllarda Türk sinemasının efsane filmleri arasında yer edinen Hababam Sınıfı film serisindeki &#8220;Kel Mahmut&#8221; rolüyle gönüllerde taht kurdu. Mavi Boncuk, Bizim Aile, Aile Şerefi, Gülen Gözler, Neşeli Günler, Gırgıriye ve Görgüsüzler filmlerindeki rolleriyle hafızalara kazınan Münir Özkul, kariyeri boyunca 200&#8217;den fazla filmde rol aldı. Sev Kardeşim filmindeki performansıyla 1972 Altın Portakal Film Festivali&#8217;nde &#8220;En İyi Erkek Oyuncu&#8221; ödülünü kazandı. &#8220;Bizim Aile&#8221; filminde canlandırdığı &#8220;Yaşar Usta&#8221; rolüyle de 1977 Azerbaycan Film Festivali&#8217;nde özel ödül kazandı. &#8220;Süt Kardeşler&#8221; filminde yönetmen yardımcılığı da yapmıştır. Münir Özkul, dört kez evlendi ve ve bu evliliklerden üç çocuğu oldu. Demans hastalığı ile yaşayan Münir Özkul, uzunca bir süre hastalıkla mücadele etti. Münir Özkul, 5 Ocak 2018 tarihinde 93 yaşındayken hayatını kaybetti.</p>
<p>Münir Özkul&#8217;un Unutulmaz Filmleri</p>
<p>Kanlı Nigar</p>
<p>Hababam Sınıfı</p>
<p>Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı</p>
<p>Hababam Sınıfı Uyanıyor</p>
<p>Hababam Sınıfı Tatilde</p>
<p>Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor</p>
<p>Aile Şerefi</p>
<p>İbiş&#8217;in Rüyası</p>
<p>Gırgıriye</p>
<p>Gülen Gözler</p>
<p>Neşeli Günler</p>
<p>Sev Kardeşim</p>
<p>Mavi Boncuk</p>
<p>Bizim Aile</p>
<p>Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/mahmut-hoca-gitti-siniflar-artik-daha-sessiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Film seyretmeye değil gülmeye gidiyoruz</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/film-seyretmeye-degil-gulmeye-gidiyoruz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/film-seyretmeye-degil-gulmeye-gidiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 08:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Ayla]]></category>
		<category><![CDATA[Recep İvedik]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın ruhu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10876</guid>

					<description><![CDATA[2017&#8217;nin bu son haftasına girerken ülkemizde en çok seyredilen filmlere bir bakalım dedik. En çok seyredilen 10 filmin sekizi komedi. Farklı türler olarak Ayla ve Hızlı ve Öfkeli 8 listeye girebilmiş&#8230; 2017&#8217;nin en çok izlenen filmlerine baktığımızda 10 filmin sekizinin komedi olması üzücü bir durum. Halbuki Yavuz Turgul&#8217;un Yol Ayrımı veya ilklerin filmi Semih Kaplanoğlu&#8217;nun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2017&#8217;nin bu son haftasına girerken ülkemizde en çok seyredilen filmlere bir bakalım dedik. En çok seyredilen 10 filmin sekizi komedi. Farklı türler olarak Ayla ve Hızlı ve Öfkeli 8 listeye girebilmiş&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10878" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2-1920x1280.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/OLANLAROLDU2.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>2017&#8217;nin en çok izlenen filmlerine baktığımızda 10 filmin sekizinin komedi olması üzücü bir durum. Halbuki Yavuz Turgul&#8217;un Yol Ayrımı veya ilklerin filmi Semih Kaplanoğlu&#8217;nun Buğday gibi yapımları da vizyon aldı bu yıl. Bir başka dikkat çeken şey ise Oscar almış veya aday olmuş hiç bir filmin listede olmaması. Hatta bırakın ilk 10&#8217;u ilk yirmilerde bile bu filmler yok. Acaba böyle bir liste oluşmasının en büyük sebebi izleyicinin yetersiz sinema beğenisi mi? Bu soruyu kendime sorduğumda aklıma hemen Kervan 1915 geliyor. İsmail Güneş&#8217;in filmini ben de eleştirdim ama o film bir başyapıt olsaydı da izleyicisi yine az olacaktı. Çünkü sinema salonları filme yer vermediler. Kısacası çektiğiniz film komedi değilse zaten baştan kaybediyorsunuz. Daha birçok sinema salonu bulmadığı için vizyona giremeyen filmi ben biliyorum. Bu listede dikkat edilmesi gereken bir şey de korku filmlerinin esamesinin okunmaması. Kendini tekrarlayan korku sineması sanıyorum izleyicisini kaybetmek üzere. Kimileri buna sevinebilir ama bence büyük kayıp. Zaten kendi içinde sıkışmış olan sinemamız bir tür sinemasını daha dışlayarak ne kazanabilir ki? İstatistik yalan bilimi de derler. Ben de bu listeden istatistiki bir sonuç çıkarıyım bari. 10 filmin yedisi Türk yapımı. Vay efendim Türk sineması zirve yapmış diyebiliriz. Espiri yapıyorum tabii ciddiye almayın. Hani bu listede seni memnun eden bir şey yok mu diye sorarsanız. İşte Cumali Ceber gibi bir film en azından listeye girmemiş diyebilirim. Düştüğümüz duruma bakın. Neyse işte bu yılın en çok seyredilen 10 filmi&#8230;</p>
<p>Recep İvedik 5 (7 milyon 437 bin 50 seyirci)</p>
<p>Recep İvedik serisinin beşinci filmi olan yapımda Recep bu sefer yanındaki ekiple birlikte yarım kalan önemli bir işi tamamlamak için yollara dökülüyor. Çeşitli spor dallarında profesyonel olarak ter döken genç sporcuları müsabakalara taşımayı görev edinen İvedik, kaş yaparken yine göz çıkartıyor ve Türkiye&#8217;yi atletizm, boks, güreş vb. sporlarda temsil etmek İvedik ve ekibine düşüyor!</p>
<p>Ayla (4 milyon 615 bin 608 izleyici)</p>
<p>1950 yılında savaşta yer alan Süleyman Astsubay savaş meydanında küçük bir kız bulur. 5 yaşındaki bu Koreli kız yetimdir ve nereye gideceğini bilmemektedir. Astsubay kızı yanına alır ve Ayla ismini verir. Birliğin neşesi haline gelen Ayla ile astsubay kısa sürede baba-kız gibi olurlar. Ancak 15 ay sonunda birliğin Türkiye&#8217;ye geri dönme kararı çıkar.</p>
<p>Çalgı Çengi İkimiz (2 milyon 798 bin 16 seyirci)</p>
<p>6 yıl önce bulaştıkları mafya tarafından düğün şarkıcılığı yaptırılan Salih ve Gürkan’ın tehlike ve eğlence dolu macerası bu filmde de devam ediyor. Amatör müzisyen kuzenler, talihsizlikleri yüzünden ünlü olmak için çıktıkları yolda mafya dünyasına girmeyi başarmışlardır. Orada mafyanın moral ekibi olarak karanlık insanların düğünlerinde şarkıcılık yapmaya mecbur bırakılırlar.</p>
<p>Hızlı ve Öfkeli 8 (2 milyon 656 bin 286 seyirci)</p>
<p>Suça bulaşmış olan ekip artık sakinleşmiş ve suçtan uzak bir hayat yaşamak istediklerine karar vermişlerdir. Dom ve Letty evlenip balayına giderlerken Brian ile Mia da emekli olmaya karar vermiştir. Dünya turu yapan ekip her ekip üyesinin temize çıkmasıyla birlikte normal hayatlarına geri döner. Ancak, gizemli bir kadın olan Chiper, Dom’u hedef almış durumdadır.</p>
<p>Aile Arasında (2 milyon 466 bin 579 seyirci)</p>
<p>21 yıllık ilişkileri aynı gün noktalanan nevrotik Fikret ile müzikhol vokalisti Solmaz komik bir tesadüfle tanışır. Solmaz’ın kızı Zeynep, Adanalı sevgilisiyle evlenmeye karar verince her şeyden korkan Fikret, kendini bir anda hayatının rolünü oynarken bulur. Aile arasında olması planlanan nikah, damadın ailesinin ısrarıyla büyüdükçe büyür.</p>
<p>Yol Arkadaşım (1 milyon 810 bin 581seyirci)</p>
<p>Onur başarısız bir ilaç mümessilidir. Kurban Bayramı&#8217;na üç gün kala üç hedefi vardır; Ayvalık’taki kız arkadaşının ailesiyle tanışmak, kovulduğu işini geri kazanmak ve ilk iki hedefi yol arkadaşı Şeref’e rağmen başarmak. Onur, hedeflerini gerçekleştirmek için bir telefon uygulamasıyla tanıştığı ve tek ortak noktaları gidecekleri istikamet olan Şeref ile birlikte eğlence ve macera dolu bir yolculuğa çıkar.</p>
<p>Olanlar Oldu (1 milyon 810 bin 568 seyirci)</p>
<p>Zafer ve annesi Döndü Hanım Ege’nin bir kıyı kasabasında birlikte yaşamaktadır. Yaşı geçmekte olan oğlunun kasabanın güzeli Mehtap’tan ayrılmış olmasına ve hala evlenmemiş olmasına üzülen Döndü, bu gidişata son vermek için harekete geçer.</p>
<p>Karayip Korsanları Salazar’ın İntikamı (1 milyon 529 bin 857 izleyici)</p>
<p>Çılgın maceraları ile bilinen, kaptanları şahı ama bir o kadar talihsiz Jack Sparrow, yelken açtığı sularda yaklaşan kötü rüzgarları hisseder. Korkunç Kaptan Salazar&#8217;ın yönetimindeki ölümcül hayalet korsanlar, denizdeki tüm korsanları öldürerek Şeytan Üçgeni’nden kaçmayı başarmıştır; hayatta kalan tek korsan kaptan ise Jack&#8217;tir. Jack, Salazar&#8217;ın gazabından ve intikamından kurtulmak için Poseidon Asası’nın peşine düşer.</p>
<p>Moana (1 milyon 337 bin 112 izleyici)</p>
<p>Moana Antik Polenezya&#8217;da yaşayan bir kabilenin şefinin cesur kızıdır. Güçlü ve korkusuz Moana doğanın içinde büyümüştür ve neşeli bir kızdır. Ancak yarı tanrı Maui tarafından yapılan korkunç bir lanet onun adasına dek ulaşır. Maui tanrıça Te Whiti&#8217;nin kalbini çalarak onu kızdırmıştır ve şimdi balıkçılar balık tutamaz olmuş, ekinler yetişmeden solar olmuştur.</p>
<p>Kolonya Cumhuriyeti (1 milyon 114 bin 318 izleyici)</p>
<p>Dünyaya gelen uzaylılara karşılama yapılır. Kolonya&#8217;ya iniş yapan uzaylı yerel halkın büyün sevgisiyle karşılanır ancak bir kaza olur ve kutlamalar sırasında uzay mekiği yerle yeksan olur. Kolonya&#8217;da bir müddet konaklamak zorunda kalan uzaylı ile yerel halkın arasında da kahkaha dolu bir macera başlar. Uzaylının inişiyle birlikte Amerika da tepkisiz kalmaz ve beş bin nüfuslu beldeye savaş açar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/film-seyretmeye-degil-gulmeye-gidiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yahudi Süper kahramanlar artık sistemi koruyor</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/08/27/yahudi-super-kahramanlar-artik-sistemi-koruyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/08/27/yahudi-super-kahramanlar-artik-sistemi-koruyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Aug 2017 11:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Hulk]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Supermen]]></category>
		<category><![CDATA[X-Men]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi Süper kahramanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10470</guid>

					<description><![CDATA[Bu hafta vizyona giren Örümcek Adam: Eve Dönüş filminden yola çıkarak bütün bu süper kahramanların yaratıcılarının Yahudi olduğunu görüyoruz. Onların filmlerindeki satır aralarında verdiği mesajları anlamamız gerek&#8230; Serdar Akbıyık Sinema insanların hayal dünyasını tetikleyen ve alternatif hayatlar yaşamasına izin veren bir sihirli dünya. Üstünde çok tartışılır, sanat mıdır eğlence midir diye? Tabii ki her ikisidir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta vizyona giren Örümcek Adam: Eve Dönüş filminden yola çıkarak bütün bu süper kahramanların yaratıcılarının Yahudi olduğunu görüyoruz. Onların filmlerindeki satır aralarında verdiği mesajları anlamamız gerek&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Supermen1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10472" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Supermen1-771x1024.jpg" alt="" width="696" height="924" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Supermen1-771x1024.jpg 771w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Supermen1-226x300.jpg 226w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Supermen1-768x1020.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Supermen1-696x924.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Supermen1-316x420.jpg 316w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Supermen1.jpg 1054w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Serdar Akbıyık</p>
<p>Sinema insanların hayal dünyasını tetikleyen ve alternatif hayatlar yaşamasına izin veren bir sihirli dünya. Üstünde çok tartışılır, sanat mıdır eğlence midir diye? Tabii ki her ikisidir de sinema. Ama günümüzde en önemli yanı muhteşem bir propaganda aracı olması bence. Aslında buna günümüzde demek yanlış çünkü sinema ortaya çıktığı ilk andan itibaren bu yönüyle ülkelerin, ideolojilerin dikkatini çekmiştir. Ve bu anlamda en güçlü endüstri Hollywood’tur tartışmasız. Hollywood’taki Yahudi etkinliği de eskiden beri tartışma konusu olur. Üretilen filmlerde Yahudi karakterlerin konumu, Yahudilik üzerine güzellemeler fazlasıyla görülür ve bir propaganda olarak algılanır. Süper kahramanlara gelince; süper kahramanları yaratan çizgiroman çizerlerinin çoğunun Yahudi olduğunu görürüz. Dahası bu insanların çoğunun çocukluk ve ergenlik çağı 1930’larda geçmiştir. Joe Shuster ve Jerry Siegel, 1938 yılında Superman’i yarattı. Ardından, Bob Kane ve Bill Finger Batman’i, Will Eisner The Spirit’i, Jack Kirby ve Joe Simon Kaptan Amerika’yı, Stan Lee Örümcek Adam, Hulk, Fantastik Dörtlü, X-Men, Demir Adam, Thor gibi birçok süper kahramanı yarattı. Bu süper kahramanlar, Marvel ve DC Comics gibi ABD’nin en büyük iki çizgi roman şirketinin kurucuları Martin Goodman (Marvel), Harry Donenfeld ve Jack Liebowitz (DC) gibi Yahudi yayıncılar sayesinde de tüm dünyada bilinir hale geldi. Bu insanlar o dönemde ekonomik buhranın kurbanlarının arasında yaşadılar. Yahudi olmayan toplum ekonomik buhranın sebebi olarak da Yahudiler’in hayat şeklini görüyordu. Onun için bu gençler bulundukları toplum tarafından itildiler. Kendi hayal güçleri bu baskı sonucunda süper kahramanları yaratmış olabilir. Peki biz bu ilişkiyi sinemada nasıl görüyoruz.</p>
<p>X Men soykırımın çocuğu</p>
<p>Örnek olarak X Men&#8217;deki kötü adam Magneto&#8217;nun doğuş hikayesi çok ilginçtir. Magneto İkinci Dünya Savaşı sırasında ailesiyle birlikte bir toplama kampına atılır. Kampın ilk gününde ailesinden kopartılır ve Nazi bir doktor tarafından deneylerde kullanılmaya başlanır. Sonunda Magneto büyür ve intikamını almak için Nazi doktorunun peşine düşer. İkinci Dünya Savaşı sonrası Yahudi Nazi avcıları gibi eski nazileri Güney Amerika’da bulup öldürür. O fikirlerini şöyle dile getirir. “Homosapienler ortaya çıktığında Neandertaller yok olmuştu. Biz mutantlar Supersapienleriz. Evrimin son noktasıyız ve Homosapienler karşımızda yok olacak. Bu aslında bir üst ırkın tanımıdır. Ve Siyonist düşüncenin bir yansımasıdır. Film genel anlamda tabii ki Dr. Xavier’in sağduyulu görüşünün yanında durur. Bu anlamda mutant dünyası Yahudi dünyasının iç çatışmalarını içinde barındırır. Benzerlikler çok fazladır X-Men’de. Mesela Mutantların gücü çoğunlukla ergenliklerinde ortaya çıkar. Yahudi Bar Mitzvah’ı bilindiği gibi kız çocuklarda 12 erkeklerde ise 13 yaşında kutlanır ve dini sorumluluklarının sahibi olurlar. Bu da bir benzerliktir.</p>
<p>Supermen&#8217;e gelince</p>
<p>X-Men’in dışında Süpermen için de büyük benzerlikler söz konusu. Mesela Süpermen’in asıl adı Kal El’dir. İbranice Tanrının Sesi anlamına gelir. Babasının adı Jor-El ise yine İbranice, ‘’Tanrının yücelttiği’’ anlamındadır. 1980 yapımı Superman 2 filminde ise, Superman bir genç kızı kurtardıktan sonra buna şahit olan bir kadın yanındaki diğer kadına, ‘’Ne centilmen bir adam. Tabii ki Yahudi…’’ diye konuşur. Superman ile Hz Musa’nın hikayesi de birbirine çok benzer. İkisi de kendi halklarının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları bir dönemde doğar. Aileleri tarafından, öldürülmekten kurtulabilmeleri için tek başlarına daha güvenli olan yabancı bir yere gönderilirler. Gönderildikleri yerde evlat edinilirler. Musa peygamber Tanrı tarafından bahşedilen doğaüstü yetenekleri kullanarak, Superman ise güneş ışınlarının ona sağladığı doğaüstü yetenekleri sayesinde, kötü güçlere karşı zayıfları korur. Ve her ikisi de kendi esas kimliklerini yaşadıkları toplumdan saklar.</p>
<p>Hulk bir Yahudi efsanesi</p>
<p>1960’lı yıllar içerisinde Stan Lee ve Marvel Comics, Spiderman (Örümcek Adam), Thor, Iron Man (Demir Adam) ve Nick Fury gibi birçok karakter yarattı. Ancak Stan Lee’nin açık olarak Yahudi kültüründen esinlendiğini ifade ettiği tek karakter Hulk’tur. Stan Lee, Hulk’ı Yahudi mitolojisindeki ‘Golem’ karakterinden esinlenerek yarattığını ifade eder.</p>
<p>Örümcek adam sistemin koruyucusu</p>
<p>Bu hafta vizyona giren Örümcek adam ise Yahudi vurgusundan daha çok sistemin savunucusu olmuş bu filmde. Örümcek Adam Eve Dönüş filminde kötü adam Vulture Iron Man ve üyesi olduğu Yenilmezler takımının bütün sistemle olan bağlantısından nefret eder. Bu sistemi yıkmak için her türlü kötülüğü yapar. Gerçekten de baktığımızda özellikle Iron Man hem ordunun hem silah üreticilerinin hem de ABD hükümetinin ortağıdır. Bizim bacaksız Örümcek Adamımız Yenilmezler&#8217;in arasına girmek için Vulture ile bir mücadeleye girer. Bütün o patlamalar çatlamaların ve Hollywood&#8217;un pırıltısının dışına çıkıp bakarsak aslında Yenilmezler tamamıyla ABD sisteminin kendisidir ve koruyucusudur. Bu filmdeki kötü adam Vulture ise kendi adına eşitlik peşinde koşar. Örümcek Adam ise sistem sanki çok iyiymiş gibi bu sistemi korumak için Vulture ile kapışır. Dünyada herşey çok iyi de değişiklik istemek hataymış gibi. Kahramanları da bozdular ne diyeyim?</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/08/27/yahudi-super-kahramanlar-artik-sistemi-koruyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hababam Sınıfı bir eksildi</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/hababam-sinifi-bir-eksildi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/hababam-sinifi-bir-eksildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 08:55:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Güdük Necmi]]></category>
		<category><![CDATA[Hababam Sınıfı]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Akçatepe]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın ruhu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10083</guid>

					<description><![CDATA[Hababam Sınıfı&#8217;nın Güdük Necmi&#8217;si, Süt Kardeşler&#8217;in Ramazan&#8217;ı, Üç Ahbap Çavuşlar&#8217;ın Hazım&#8217;ı, Köyden İndim Şehire&#8217;nin Gayret&#8217;i Halit Akçatepe hayata gözlerini yumdu. Türk sinemasının bir dönemi de kapandı&#8230; Eğer dönemimizde hala Türk filmleri yabancı filmlerden daha çok seyrediliyor diye övünüyorsak bunu Halit Akçatepe gibi ustalara borçluyuz. Akçatepe öyle bir isim ki onun meslek hayatı neredeyse Türk sinemasının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hababam Sınıfı&#8217;nın Güdük Necmi&#8217;si, Süt Kardeşler&#8217;in Ramazan&#8217;ı, Üç Ahbap Çavuşlar&#8217;ın Hazım&#8217;ı, Köyden İndim Şehire&#8217;nin Gayret&#8217;i Halit Akçatepe hayata gözlerini yumdu. Türk sinemasının bir dönemi de kapandı&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/halit-akcatepe_1wli589y3eq2l1ppdcekkht6sv.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10085" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/halit-akcatepe_1wli589y3eq2l1ppdcekkht6sv-1024x568.jpg" alt="" width="696" height="386" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/halit-akcatepe_1wli589y3eq2l1ppdcekkht6sv-1024x568.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/halit-akcatepe_1wli589y3eq2l1ppdcekkht6sv-300x166.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/halit-akcatepe_1wli589y3eq2l1ppdcekkht6sv-768x426.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/halit-akcatepe_1wli589y3eq2l1ppdcekkht6sv-696x385.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/halit-akcatepe_1wli589y3eq2l1ppdcekkht6sv-1068x592.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/halit-akcatepe_1wli589y3eq2l1ppdcekkht6sv-757x420.jpg 757w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/halit-akcatepe_1wli589y3eq2l1ppdcekkht6sv.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Eğer dönemimizde hala Türk filmleri yabancı filmlerden daha çok seyrediliyor diye övünüyorsak bunu Halit Akçatepe gibi ustalara borçluyuz. Akçatepe öyle bir isim ki onun meslek hayatı neredeyse Türk sinemasının bütün dönemlerini kapsıyor. 1938 doğumlu olan Akçatepe daha 5 yaşındayken kamera karşısına geçmiş. Ondan sonra da bir daha mesleği bırakmamış. Düşünün şu an ismini saydığımız bütün ünlü Türk aktörlerinin Halit Akçatepe ile filmleri var. Zaten bizim sinemamızı yükselten, jönler ve aktristlerden çok yan karakterler veya karakter oyuncuları diyebiliriz. Halit Akçatepe özellikle 1960&#8217;ların sonuyla 1970&#8217;lerde izleyicinin gönlünü çalan, yüreğini ısıtan ve yüzüne bir gülümseme konduran rollerle karşımıza çıktı. Zeki Alasya, Metin Akpınar, Kemal Sunal, Şener Şen, Adile Naşit, Münik Özkul, Tarık Akan ve daha sayamayacağımız birçok isimle beraber evlerimize konuk oldu , hayal dünyamıza renk kattı. O sadece güldüren bir isim değildi, filmlerinde yüreğimizi burkan bir çok da sahne vardı. Zaten Yeşilçam&#8217;ın komedisi bugünkü gibi bir komedi değildir. Daha dramatik, sosyal mesajı olan, insanı düşündüren ve duygulandıran bir komediydi. Halit Akçatepe de o kendine has naif ve duygulu performanslarıyla o dönemin bu önemli türünün yaratıcılarındandı. Birçok yönetmen gibi Ertem Eğilmez de onun bu yönünü görmüş ki, Hababam Sınıfı&#8217;nın önemli karakterlerinden Güdük Necmi&#8217;yi onun ellerine emanet etmişti. Çok farklı karakterlere büründü, Tarkan Güçlü Kahraman Kolsuz Kahramana Karşı filminde Kulke gibi çizgi dışı karakterleri de canlandırdı. Özel hayatında iki kere evlenmiş ve üç kız çocuğu babası olan Akçatepe bayin damarlarındaki bir tıkanma yüzünden felç geçirmiş ve hastaneye kaldırılmıştı. Ne yazık ki iyi haber alamadık. Çok eski bir dostu, hayallerimizi renklendiren bir ağabeyi daha kaybettik. 2007 yılında Fenerbahçe&#8217;nin yüzüncü yıl şampiyonluğunda tribünde hep beraber kutlama yaptığımız Hababam Sınıfı kadrosunun içinde Halit Akçatepe de yer alıyordu. Çok sıkı Fenerli olduğunu bildiğimiz Halit Akçatepe&#8217;yi o günkü gibi bütün tribünler şu tezahüratı yaparak uğurluyoruz, &#8220;Hababam Güm Güm Güm&#8217;.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/hababam-sinifi-bir-eksildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaptan Kirk bir gün İstanbul Film Festivali&#8217;ne giderse</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/kaptan-kirk-bir-gun-istanbul-film-festivaline-giderse/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/kaptan-kirk-bir-gun-istanbul-film-festivaline-giderse/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 08:09:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın ruhu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10040</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Film Festivali 5 Nisan&#8217;da kapılarını izleyiciye açıyor. 203 filmin gösterileceği festivalin Ulusal Yarışma filmleri bu yıl Türk sinemasının nabzını tutuyor. Biz de buradan yola çıkarak ne beklemeliyiz onu yazalım dedik&#8230; İstanbul Film Festivali Türk entelektüeli için çok önemlidir. Hele bizim yaştakiler dünya sinemasını bu festivalle tanımıştır. Festivalin sinema kültürümüze yaptığı katkıyı kimse yadsıyamaz. Son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Film Festivali 5 Nisan&#8217;da kapılarını izleyiciye açıyor. 203 filmin gösterileceği festivalin Ulusal Yarışma filmleri bu yıl Türk sinemasının nabzını tutuyor. Biz de buradan yola çıkarak ne beklemeliyiz onu yazalım dedik&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10041" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-1024x436.jpg" alt="" width="696" height="296" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-1024x436.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-300x128.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-768x327.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-696x297.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-1068x455.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-985x420.jpg 985w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4-1920x818.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/ZER4.jpg 1999w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>İstanbul Film Festivali Türk entelektüeli için çok önemlidir. Hele bizim yaştakiler dünya sinemasını bu festivalle tanımıştır. Festivalin sinema kültürümüze yaptığı katkıyı kimse yadsıyamaz. Son 10 yılda ise Festival bir dönüşüm geçirerek daha çok ulusal sinema üzerinde etkisini gösterir oldu. Diğer festivallerin yaşadığı değişim ve yapısal problemler Türk sinemasının kendini gösterdiği en ciddi ortam olarak İstanbul Film Festivali&#8217;ni öne çıkardı. Bize dünya sinemasını tanıtarak kimliğini oluşturmuş festivalin ulusal sinemaya dönmesi bir kazanç mıdır o da ayrı bir tartışma konusu. Biz elimizdekinden yola çıkarak festivalin Ulusal Yarışma filmlerinin üzerinden 2017&#8217;de Türk sinemasından ne beklemeliyiz onu çıkarmaya çalışalım. Birbirinden yetenekli ve önemli yönetmenlerimizin filmleri dışında daha ilk filmini çekmiş isimler de festivalde kendini gösteriyor. 12 filmin yarıştığı bölümde Yeşim Ustaoğlu&#8217;nun Tereddüt filmi daha önce hem vizyona girdiği hem de başka festivallerde gösterildiği için bize tanıdık gelen yapım. Türk sinemasında çok da rastlamadığımız erotik yapısıyla tartışma yaratan film yüzünü eskitmemiş olsaydı festivalin kendine has duyarlılıkları üzerinden ödüle yakın derdik ama bu biraz zor. Diğer ilginç film ise Onur Ünlü&#8217;nün Kırık Kalpler Bankası filmi. Ünlü son dönem filmleriyle sinemamıza yaratıcılık anlamında hayat suyu vermekte. Sert ve sıkıcı anlatım tarzı yerine absürt, gerçeküstü ve kesinlikle farklı yapısıyla onun filmleri son dönemin en umut vadeden yapımları. Yönetmenler Pelin Esmer, Orhan Eskiköy, Buğra Gülsoy&#8217;un ise merakla beklediğimiz filmleri izleyiciyle buluşacak. Sinema yazarı arkadaşımız Ceylan Özçelik&#8217;in filmi Kaygı&#8217;yı kişisel olarak merakla bekliyorum. Bütün bu filmlerin çok azını seyrettim. Fakat konularına baktığımda yazının başlığını &#8220;Kaptan Kirk bir gün İstanbul Film Festivali&#8217;ne giderse&#8221; diye atmak geldi içimden. Çünkü bu anlatılan konular ve tarz hem benim için çok bilindik hem de benden olmayan bir dünyaya ait. Zaten Türk sinemasının gerçek derdi de bu bence. Kentli Türk insanını anlatmayan ama yıllardır köy, varoş arasına sıkışmış zorlama bir sinema. Başlıktakı Kaptan Kirk kim acaba? Neyse biz filmlerin konularını kısaca anlatalım size.</p>
<p>BÜTÜN SAADETLER MÜMKÜNDÜR</p>
<p>Yönetmen: Selman Kılıçaslan</p>
<p>Oyuncular: Kemal Uçar, Arif Erkin, Ruhi Sarı, Nilay Erdönmez</p>
<p>Mühendislik öğrencisi Ali, okuduğu küçük şehirden ayrılarak Erasmus projesiyle yurtdışına çıkma hayalleri kurar. Bununla beraber kendisini tanımaya çalıştığı, hayata dair sorular sorduğu bir arayış sürecindedir. Sakin hayatı, türkü kafede solistlik yapan Gülce’den hoşlanmasıyla beraber hareketlenir. Bir hemşire adayı olan Gülce, yaşadığı maddi sıkıntılarını aşmak için Adapazarı’nın eski mahallelerinden birinde yaşlı ve yalnız bir adam olan Mevlüt’ün bakıcılığını yapmaktadır. Gülce’ye yakınlaşarak onu tanımaya başlayan Ali, Mevlüt’ün de hikâyesine ortak olur. Ali arayışını bu karşılaşmanın eşiğinde sürdürür, cevabını kitaplarda bulamayacağı bir soruyla beraber: Bütün saadetler mümkün müdür?</p>
<p>İŞE YARAR BİR ŞEY</p>
<p>Yönetmen: Pelin Esmer</p>
<p>Oyuncular: Başak Köklükaya, Öykü Karayel, Yiğit Özşener</p>
<p>Leyla, gece treniyle çıktığı uzun bir yolculukta manzarayı ve insanları iştahla izlerken hemşirelik öğrencisi Canan’ı fark eder. Bu genç kızı son istasyonda, Yavuz’un evinde, çok ağır bir sorumluluk bekliyordur. Leyla, Canan’ın anlattıklarından ve anlatmadıklarından bir hikâye kurar, kendini kaptırır ve ona eşlik etmeye karar verir. Hikâyenin sonunda bir iyilik meleği mi yoksa bir katil mi olacaklarını henüz bilmiyordur.</p>
<p>KAYGI</p>
<p>Yönetmen: Ceylan Özgün Özçelik</p>
<p>Oyuncular: Algı Eke, Özgür Çevik</p>
<p>Haber kanalında kurgucu olarak çalışan 30’lu yaşlarındaki Hasret uzun süredir aynı kâbusu görmektedir. Gördüğünün aslında hatırladıkları olduğunun farkında değildir. Tekrarlayan kâbusla aklına bir soru düşer: Annesiyle babası trafik kazasında ölmemiş olabilir mi? Toplumsal bellek ve etki alanları temeline oturan psikolojik gerilim Kaygı, müzisyen anne-babası 20 yıl önce trafik kazasında ölen bir kadının kâbusuyla ilerliyor. Hasret, gerçekle sanrının paslaştığı tekinsiz bir ülkede yaşıyor. Geçmişini hafızasında arıyor.</p>
<p>KIRIK KALPLER BANKASI</p>
<p>Yönetmen: Onur Ünlü</p>
<p>Oyuncular: Haluk Bilginer, Serkan Keskin, Hazal Kaya, Taner Ölmez, Tansu Biçer, Osman Sonant, Ahmet Mümtaz Taylan, Şenay Gürler, Nazan Kesal</p>
<p>Osman ve Enis, İstanbul’un en merkezi semtlerinden Galata’da bir amatör futbol takımında top oynayan 20’li yaşlarının sonunda iki genç adamdır. Enis ve Osman’ın amacı, hem takım arkadaşlarıyla birlikte semtteki bankalardan birini soymak hem de son maçı kazanarak ligden düşmemektir. Maç oynanır ve çıkan büyük bir kavga sonucunda yarım kalır. Fakat bu kavga sırasında Osman, karşı takımın organ kaçakçılığıyla ünlü başkanı Rüstem Tor’un zorla yanında tuttuğu Aslım’a âşık olmuştur. Kırık Kalpler Bankası, William Shakespeare’in Romeo ve Jülyet piyesi üzerine kurulmuş, olmayacak bir hayalin peşine takılan üç kahramanın, hüzünlü sonlarına doğru Şekspirvari bir eda ile koşmalarının trajik hikâyesidir.</p>
<p>MAHALLE</p>
<p>Yönetmen: Buğra Gülsoy, Serhat Teoman</p>
<p>Oyuncular: Buğra Gülsoy, Serhat Teoman, Emre Erkan, Selahattin Töz, Hazar Ergüçlü, Selen Öztürk, Gökşen Ateş, Gökhan Soylu</p>
<p>İstanbul’da kenarda köşede kalmış, orta sınıfın hapsolduğu, kendi yasalarını kendi yazan bir mahalle&#8230; Ömer, Sabri ve Kenan bu mahallede doğmuş büyümüş üç esnaf, üç arkadaş. Üçü de evli, çocukları var. Bir de mahallenin sözü dinlenen abisi, yasa koyucu ve uygulayıcısı Tahsin&#8230; Huzurları, bir gerçeğin ortaya çıkışıyla bozulur.</p>
<p>MARTI</p>
<p>Yönetmen: Erkan Tunç</p>
<p>Oyuncular: Onur Buldu, Sahra Şaş, Öner Erkan, İrem Sak</p>
<p>Hikâyemiz İzmir Torbalı’da, dağlar arasında kalmış, küçük bir tavuk çiftliğinde geçer. Çiftlikte bakıcı olarak çalışan Yakup ve ondan yaşça genç karısı Mediha’nın sıkıcı hayatları ile çiftliğe yardımcı olarak gelen Rıza ve karısı Nurgül’ün görünürde eğlenceli olan hayatları, bu dar ve boğucu bir mekânda kesişecek ve karakterlerin iç dünyalarının ortaya çıkmasına, kendileriyle yüzleşmelerine vesile olacaktır.</p>
<p>MAVİ SESSİZLİK</p>
<p>Yönetmen: Bülent Öztürk</p>
<p>Oyuncular: Teoman Kumbaracıbaşı, Roda Canıoğlu, Korkmaz Arslan</p>
<p>Hakan eski bir güvenlik kuvveti mensubudur. Tedavi gördüğü askeri hastanede, hemşire Ayla’nın özenli bakımı sayesinde kâbuslarıyla savaşımında iyileşme belirtileri gösterir. Uzunca bir süre sonra, kendisine takdim edilen şeref madalyası ve bir miktar para ile taburcu olur. Evine döndüğünde, eşi ve kızının kendisini terk ettiğini görür. Kızı Melis ile buluşması, Hakan’ı kendi geçmişiyle yüzleştirir. Tek başına, İstanbul sokaklarında dolaşır. Karşılaştığı insan manzaraları, ardından Ayla’nın beklenmedik ziyareti, Hakan’ı geçmişte yaptıklarını tekrar tekrar sorgulamaya iter.</p>
<p>MURTAZA</p>
<p>Yönetmen: Özgür Sevimli</p>
<p>Oyuncular: Cezmi Baskın, Meral Çetinkaya, Mine Teber, İncinur Daşdemir, Bülent Düzgünoğlu, Kadir</p>
<p>Sabure ve Murtaza, Malatya’nın dağ köylerinden birinde yaşar. Sabure yıllar önce iki gözünü de kaybetmiştir. Bakımıyla Murtaza ilgilenir. Çocukları İstanbul’da yaşar. Murtaza kasabaya indiği bir gün bakkaldan İstanbul’daki kızını telefonla arar, hasta olduğunu öğrenir. Sabure’ye kızının durumunu söylemeden İstanbul’a gider. Ama kızı o akşam ölür. Murtaza, Sabure’nin de hastalanmaması için ona yalan söyler ve kızının öldüğünü gizler. Ama Sabure gitgide sessizleşir, zamanla yalnızlığı ve umutsuzluğu gün yüzüne çıkar. &#8220;Yalan söyleyen mi yoksa yalana maruz kalan mı daha zor duruma düşer? Yalan söylemek her zaman işimizi kolaylaştırır mı? Gerçeğe ait algımız her zaman manipüle edilebilir. Asıl biz, gerçeğe ulaşmak konusunda ne kadar istekli ve ısrarcıyız? Aslında hepimiz birer Pinokyo’yuz.&#8221;</p>
<p>SARI SICAK</p>
<p>Yönetmen: Fikret Reyhan</p>
<p>Oyuncular: Aytaç Uşun, Mehmet Özgür, Gökhan Şimşek, Cem Zeynel Kılıç, Tarık Köksal, Akan Atakan, Seher Çuhadar</p>
<p>Artan endüstrileşmeyle birlikte fabrikaların arasında sıkışıp kalmış bir tarla&#8230; Ve bu tarlada, büyük maddi sorunlarına rağmen geleneksel yöntemlerde direnip hayata tutunmaya çalışan göçmen bir aile&#8230; Bu duruma rağmen en küçük oğul İbrahim, farklı bir geleceğin hayalini kurmaktadır ve kendi kaderini belirleme konusunda kararlıdır. Bölgenin bu acımasız sistemine ek olarak feodal aile yapısının getirdiği baskının da boyunduruğu altındadır. Oysa bir hayali gerçeğe dönüştürmek o kadar da kolay değildir. Eylemleri hem kendisi hem de ailesi için beklenmeyen sonuçlar doğuracaktır. Sarı Sıcak, üretim ilişkilerinin değişmesine paralel olarak sermayenin de el değiştirmesi ve bu değişimden etkilenen insanların hikâyelerini de anlatmayı amaçlıyor.</p>
<p>TAŞ</p>
<p>Yönetmen: Orhan Eskiköy</p>
<p>Oyuncular: Muhammet Uzuner, Jale Arıkan, Ahmet Varlı, Beste Kökdemir</p>
<p>Çocukken geçirdiği bir kaza sonucu bazı zihinsel yetilerini kaybetmiş olan Selim, onu kaldığı devlet yurduna götürmek isteyen Memur adında birinden kaçarken bir evin kapısının önünde yorgunluktan bayılır. Emete, kapıda yatan kişinin, yıllar önce kaybolan oğlu Hasan olduğunu düşünür. Bundan öyle emindir ki, kocasıyla kızını da buna inandırır. Selim’in ansızın kapılarında belirmesi, evin içindeki buzları çözmüş, aileyi yeniden hayatın içine çekmiştir. Selim, uyandığında kendisini Selim olarak tanıtır, ama Emete, oğlunun sırtındaki yarayı ve konuşma bozukluğunu sebep göstererek, bu kişinin Hasan olduğunda ısrar eder. Selim köyden ayrılmak ister fakat Memur hâlâ onun peşindedir, üstelik köylüleri ona karşı kışkırtmaya çalışmaktadır.</p>
<p>TEREDDÜT</p>
<p>Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu</p>
<p>Oyuncular: Ecem Uzun, Funda Eryiğit, Mehmet Kurtuluş, Okan Yalabık</p>
<p>Tereddüt, farklı deneyimden, kültürden ve sosyal sınıftan gelmiş iki kadının yollarının kesişmesi ve bir anlamda bu farklılıklara rağmen çok ortak bir açmazın içinde olduklarını fark edişlerini anlatan bir hikâye. Cem ile kusursuz olduğunu düşündüğü bir evlilik sürdüren Şehnaz, 30’larının başında, bir sahil kasabasında mecburi hizmete başlamış bir psikiyatrdır. Henüz 16 yaşındayken zorla evlendirilerek aynı sahil kasabasına getirilmiş Elmas’ın hayatı ise üzerine çok erken yaşta yüklenen bunaltıcı sorumluluklarla geçer. Fırtınalı bir gecenin sabahında yolları kesişen Şehnaz ile Elmas, çok farklı ama aynı görünen sorunlarıyla yüzleşince önlerinde yeni bir kapı aralanacaktır.</p>
<p>ZER</p>
<p>Yönetmen: Kazım Öz</p>
<p>Oyuncular: Nik Xelilaj, Güler Ökten, Levent Özdilek, Füsun Demirel, Tomris İncer, Haleigh Ciel, Teresa Anne Volgenau, Ahmet Aslan</p>
<p>Zer, 1938’de Dersim acılarını yaşayanlardan olan babaannesi Zarife’nin kendisine söylediği şarkının peşinden giden Jan’ın hikâyesidir. Zarife bugüne kadar bu şarkıda kimliğini, geçmişi ve kendisini saklamamıştır. Kanser tedavisi için New York’a getirildiğinde birbirlerini tanıyan Jan ve babaannesi, daha da yakınlaşırlar ve Jan’ın hayatı değişmeye başlar. Jan babaannesinin kendisine söylediği şarkının izini sürmeye karar verir. New York’tan Dersim’e bir arayış hikâyesine çıkan Jan yolunda sonunda kendisine ulaşacak mıdır?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/04/22/kaptan-kirk-bir-gun-istanbul-film-festivaline-giderse/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Entelektüelliğin olmazsa olmazı Recep İvedik düşmanlığı</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/entelektuelligin-olmazsa-olmazi-recep-ivedik-dusmanligi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/entelektuelligin-olmazsa-olmazi-recep-ivedik-dusmanligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Mar 2017 13:23:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Recep İvedik düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın ruhu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9949</guid>

					<description><![CDATA[Recep İvedik 5 bütün zamanların en iyi gişe açılışını yaptığı için herkes verdi veriştirdi. Neredeyse filmi sevmek ve gülmek cahilliğin belirtisi olarak gösteriliyor. Tabii ki baştan aşağı yanlış bir kanı&#8230; Bu ülkenin en büyük derdi entelektüel sınıfı. Bu entelektüel sınıftan olduğunu kanıtlamak için kendi kimliğini yok saymak ve güya uzman oldukları konularda bile insanları yanlış [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Recep İvedik 5 bütün zamanların en iyi gişe açılışını yaptığı için herkes verdi veriştirdi. Neredeyse filmi sevmek ve gülmek cahilliğin belirtisi olarak gösteriliyor. Tabii ki baştan aşağı yanlış bir kanı&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/RECEPIVEDIK2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9951" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/RECEPIVEDIK2-1024x554.jpg" alt="" width="696" height="377" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/RECEPIVEDIK2-1024x554.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/RECEPIVEDIK2-300x162.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/RECEPIVEDIK2-768x415.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/RECEPIVEDIK2-696x376.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/RECEPIVEDIK2-1068x577.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/RECEPIVEDIK2-777x420.jpg 777w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/RECEPIVEDIK2-1920x1038.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Bu ülkenin en büyük derdi entelektüel sınıfı. Bu entelektüel sınıftan olduğunu kanıtlamak için kendi kimliğini yok saymak ve güya uzman oldukları konularda bile insanları yanlış yönlendirmek en çok rastlanan tavır. Bu yazının asıl konusu Recep İvedik 5, peki nereden geldik entelektüelliğe, bu ülkenin genelinin cahil olduğu yakıştırmasına. Yıllardır Recep İvedikler&#8217;i seyrederim. İlk kez 2007 yılında vizyona girdiğinde kimse böyle büyük bir beğeni toplayacağını tahmin etmemişti. Fakat Recep İvedik&#8217;i yaratan Şahan Gökbakar ile yönetmen kardeşi Togan Gökbakar çok zor bir şeyi başardı. Her filmle üstüne koydular. Halbuki devam filmlerinin orijinal hikayeden iyi olduğu az görülmüştür. İkili değil Türk sinemasında dünya sinemasında bile zor görülen bir başarı sergiledi. Recep İvedik&#8217;in başarısı sadece gişe sayısında değil aslında. Bence onun bu kadar köklü tartışmalara sebep olmasının asıl nedeni Türk entelektüelinin kompleksinde yatıyor. Kısaca insanlar entelektüel olduğunu kanıtlamak için Recep İvedik&#8217;i aşağılıyorlar. Sanki İvedik&#8217;e laf söyleyince onu seven ve ona gülen yığınlarla aralarında bir mesafe koyuyorlar. Hayali bir sınıf yaratıyorlar.</p>
<p>ÖN YARGILI KRİTİKLER</p>
<p>Film vizyona girdikten sonra eleştirilere şöyle bir baktım. İnanın aslında filmin özüyle ilgili dişe dokunur bir eleştiri bulamadım. Sürekli bir önyargı tekrarı. Efendim Recep İvedik banalmış, kadın düşmanıymış, küfürbazmış. Bu eleştirilerin hiç biri dürüst değil. Çünkü bu eleştirileri sayfalarına taşıyanlar Sacha Baron&#8217;un Borat&#8217;ını, Adam Sandler&#8217;ın Zohan&#8217;a Bulaşma&#8217;sını , Seth Rogen&#8217;in This is The End&#8217;ini veya Jim Carrey&#8217;nin I Love You Phillip Morris&#8217;ini bayıla bayıla seyrediyorlar. Bu filmlerin hepsinde görmek istiyorsanız cinsiyetçi bir yaklaşım, küfür ve her türlü kaba espri var. Peki bunları kabul eden, methiyeler düzen kalemler Recep İvedik&#8217;e niye bu kadar düşman? Halbuki komedi türünü bilen birisi Recep İvedik&#8217;in çok da farklı veya alışılmadık bir şey yapmadığını anlar. Komedinin en güçlü damarı &#8220;köyden indim şehire&#8221; durumudur. Veya taşralının burjuvaya dersini vermesidir bilindik komedinin bir yolu. Recep İvedik&#8217;te ise bu varoştan çıkan adamın pilates yapmasıyla çözülmüş.</p>
<p>TURİST ÖMER&#8217;DEN RECEP İVEDİK&#8217;E</p>
<p>Eğer önyargılarınızı bir kenara bırakırsanız Sadri Alışık&#8217;ın Turist Ömer&#8217;i veya Feridun Karakaya&#8217;nın Cilalı İbo&#8217;sundan çok da farklı değildir Recep İvedik. Hepsi mert, taşralı veya fakir sınıfa ait burjuvaya kafa tutan karakterlerdir. Diyeceksiniz ki Turist Ömer küfretmezdi. Evet o zamanlar tribünler kravat takan adamlarla doluydu. Köyden kente göçün ilk zamanlarıydı, kentli kültürüne baskın gelen varoşlar yerine ezilmişliğini arabeskle dillendirme çabasındaki gecekondu bölgeleri vardı ve İstanbul&#8217;un nüfusu sadece 1 milyondu. Gelelim Recep İvedik&#8217;in gişe hasilıta meselesine&#8230; Recep İvedik 5&#8217;i dört günde 1 milyon 890 bin 410 kişi izledi. Bu gişede gelmiş geçmiş en iyi açılış. Kimileri bunu filmin bir gün erken yani Perşembe günü vizyona girmesine bağlıyor. O zaman filmin pazar günü 652.711 gişe rakamı ile tüm zamanlar tek gün seyirci rekorunu kırmasına ne diyeceğiz? Bazıları yüksek gişe hasılatının sebebi olarak 1326 salonda vizyona girmesini gösteriyor. Bu yüzden de filmi eleştirenler var. İyi de bu filmin içeriğiyle ne kadar alakalı? Yani sinema salonlarındaki tekelleşmenin sebebi mi Recep İvedik? Burada rekabet kuruluna laf söyleyemeyenler Recep İvedik&#8217;e sallayarak rahatlıyorlar. Bu insanlar hiç mi düşünmüyorlar o her yıl açıklanan ve birbirlerine girdikleri Sinema Destekleme Fonu, Recep İvedik ve bir kaç gişe rekortmeni film olmasaydı yok olurdu. Her yıl almak için kavga ettiğiniz o paralar Recep İvedikler&#8217;den geliyor. Bütün bunlara rağmen Recep İvedik&#8217;i sevmemek tabii ki suç değil. Gülmüyorsanız gülmüyorsunuzdur. Ama gülenleri niye aşağılıyorsunuz? Yani bu ülkede daha komik kaliteli filmler üretiliyor da Recep İvedik mi onların önünü kesiyor? Komik olmayın bırakın komikliği Recep İvedik yapsın.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/03/12/entelektuelligin-olmazsa-olmazi-recep-ivedik-dusmanligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oscar filmlerini sizin için seyrettik, işte favoriler</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/oscar-filmlerini-sizin-icin-seyrettik-iste-favoriler/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/oscar-filmlerini-sizin-icin-seyrettik-iste-favoriler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2017 10:22:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Ruhu: Serdar Akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[oscar favorileri]]></category>
		<category><![CDATA[serdar akbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın ruhu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9803</guid>

					<description><![CDATA[26 Şubat&#8217;ta yapılacak ödül töreniyle sahiplerini bulacak Oscar ödülleri büyük bir sabırsızlıkla bekleniyor. Oscar&#8217;a aday olan dokuz filmi sizin için seyrettik işte favoriler&#8230; Sinemanın en önemli ödülleri olan Oscarlar her yıl tartışmalarıyla gündemimizi meşgul eder. Geçen yıl siyahi oyuncuların ve siyahi sinemacıların Oscar&#8217;a hak ettikleri kadar katılamadıkları veya akademi üyeleri tarafından ırkçı bir bakış açısıyla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>26 Şubat&#8217;ta yapılacak ödül töreniyle sahiplerini bulacak Oscar ödülleri büyük bir sabırsızlıkla bekleniyor. Oscar&#8217;a aday olan dokuz filmi sizin için seyrettik işte favoriler&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/Emma-Stone4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-9806" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/Emma-Stone4-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/Emma-Stone4-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/Emma-Stone4-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/Emma-Stone4-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/Emma-Stone4-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/Emma-Stone4-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/Emma-Stone4-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/Emma-Stone4.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Sinemanın en önemli ödülleri olan Oscarlar her yıl tartışmalarıyla gündemimizi meşgul eder. Geçen yıl siyahi oyuncuların ve siyahi sinemacıların Oscar&#8217;a hak ettikleri kadar katılamadıkları veya akademi üyeleri tarafından ırkçı bir bakış açısıyla değerlendirildikleri yönünde tartışmalar vardı. Aslında Akademi üyelerinin sadece yüzde 11&#8217;inin siyahi olması da bu iddiaları güçlendiriyor. Bu sene bünyesine 683 yeni üye katan akademinin yüzde 27&#8217;si kadınlardan, yüzde 11&#8217;i ise siyahi oyunculardan oluşuyor. Belki bu tartışmalan yüzünden yarışma filmlerine baktığımızda geçen yıllara nazaran siyahi oyuncuların yer aldığı daha fazla filmi adaylar arasında görüyoruz. Oscar habercisi denilen Altın Küre ödüllerinde drama dalında Moonlight filminin en iyi film seçilmesinin sebeplerinden biri de bu olabilir. İşte Oscar&#8217;ın arkasında dönen bu politik çekişmeler ödülleri hep etkiledi. Biz sizlere sadece sinemasal bir değerlendirme sunalım dedik. Onun için bütün aday filmleri bir şekilde önceden bulup seyrettik. İşte aday filmler ve bizim favorilerimiz&#8230;</p>
<p>EN İYİ FİLM</p>
<p>FAVORİ: Moonlight</p>
<p>Ay Işığı, genç siyahi bir adamın çocukluğundan yetişkinliğe kadar Miami&#8217;nin zor bir mahallesinde, hayatta kendine yer edinme savaşını ve büyüme hikayesini anlatıyor. Eşcinsel dürtüleri ve uyuşturucu bağımlısı bir annenin arasında bocalayan Chiron okulda arkadaşlarının kaba şiddetine maruz kalıyor. Filmin dili entelektüel açıdan çok başarılı. Daha önce görmediğimiz bir bakış açısıyla çekilen film seçkinin en iyisi.</p>
<p>La La Land</p>
<p>Altın Küre&#8217;de müzikal dalında en iyi film seçilen La La Land büyük ilgi görüyor. Titanik filminden daha fazla adaylık alan film neredeyse herkesin favorisi. Ödülü alsa itirazımız olmaz ama Moonlight gibi sinema sanatı açısından çok başarılı olan bir film ile rakip olması onun şanssızlığı&#8230; Sebastian bir caz kulübü açma hayalinde, Mia ise Hollywood&#8217;ta oyuncu olma telaşındadır. Bu iki insanın kalpleri birbiri için atmaya başladığında hayat şartları onları yavaş yavaş hayallerinden uzaklaştırmaya başlayacaktır.</p>
<p>Manchester by the Sea</p>
<p>La La Land ve Moonlight&#8217;tan sonra şansı en yüksek görülen film Manchester By The Sea. Büyük bir trajedi sonunda iki çocuğunu kaybeden Lee&#8217;nin suçlulukla mücadelesi ve yeğenine bakma mecburiyeti arasında kaldığı bir süreyi seyrediyoruz. Filmin çok seveni olsa da bizim gözümüzde En İyi Film ödülünü hak etmiyor.</p>
<p>Fences</p>
<p>Denzel Washington&#8217;ın yönettiği ve başrolünü oynadığı film ırkçılıkla mücadele eden bir adamın aile ilişkileri ve sosyal hayatı üzerine odaklanmış. Film Oscarlarda sürpriz yapabilir. En İyi Film&#8217;de şansının yüksek olduğunu düşünmesem de özellikle oyunculuklarda ödüle daha yakın.</p>
<p>Lion</p>
<p>5 yaşındaki Hintli bir çocuk ağabeyinin geri dönmesini beklerken bir tren vagonunda uyuyakalır. O uyurken trenin yola çıkması sonucu küçük çocuk uyandığında kendini evinden kilometrelerce uzakta bulur. Artık kayıptır ve eve nasıl döneceğine dair bir fikri yoktur. Avustralyalı bir çift tarafından evlat edinilir ve sevgiyle büyür. Ancak ailesini bulma isteği giderek bir saplantıya dönüşür. Slumdog Millionaire ile 2008 yılında Oscarlar&#8217;ın dumanını atmış olan Dev Patel filmin başrolünde. Ama bu sefer aynı başarıyı kazanacağı şüpheli.</p>
<p>Hidden Figures</p>
<p>Üç siyahi kökenli kadın NASA&#8217;da büyük işlere imza atmaktalardır. Uzay ve bilimlerinin derinliklerindeki sorunları müthiş zekalarıyla çözmeye çalışan bu kadınlar gelmiş geçmiş en önemli NASA operasyonlarından birinde de büyük rol oynayacaklardır. Bu başarılı kadınların ırkçılıkla mücadelesi ve NASA gibi bir kurumdaki ayrılıkçı tavırlar daha önce filmlere hiç konu edilmemişti. Bu yönüyle ödül almasını çok istediğimiz ama akademi üyelerinin fazlaca önem vermeyeceğini düşündüğümüz bir yapım.</p>
<p>Arrival</p>
<p>Birden çok uzay gemisi dünyaya iniş yapınca dünya adeta sarsılır. Amaçlarının ne olduğu bilinmeyen uzaylılarla iletişim kurmanın yolları aranmaya başlar. Uzaylılarla iletişim kurması için ordu dilbilimcisi Dr. Louise Banks çağrılır. Doktora yardımcı olması için de fizikçi Ian Donnelly seçilir. İkilinin artık en önemli görevi uzaylıların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduğunu belirleyebilmektir. 2016&#8217;nın en iyi bilimkurgusu olan film bir Avatar değil. Böyle olunca Avatar&#8217;ı bile en iyi film seçmeyen akademi üyelerinin Arrival&#8217;a ödül vermesini beklemek hayalcilik olur.</p>
<p>Hacksaw Ridge</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan Ordusu’ndan Desmond T. Doss, Okinawa Savaşı’nda görev yaparken insanları öldürmeyi reddeder ve Amerikan tarihinin ilk Onur Madalyası’na layık görülen vicdani retçisi olur. Film, tek bir kurşun sıkmadan 75&#8217;e yakın kişiyi kurtaran kahramanın hikayesini ele alıyor. Yönetmen Mel Gibson ve Yahudi lobisinin Mel Gibson&#8217;a negatif bakışı belli. Filmin ödül alması çok uzak bir ihtimal.</p>
<p>Hell or High Water</p>
<p>Bankaya borçlanan ve tek varlıkları olan aile çiftliğini ipotekten kurtarmaya çalışan iki erkek kardeşin western hikâyesini anlatıyor. Parayı denkleştirmek için banka soyan Tanner ve Toby, şehirden şehre dolaşarak izlerini kaybettirmeye çalışır fakat peşlerine düşen emektar polis müfettişi o kadar kolay pes etmeyecektir&#8230; Belki de seçkinin en zayıf halkası Hell or High Water. Hiç şansı yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>EN İYİ KADIN OYUNCU</p>
<p>FAVORİ: Emma Stone, La La Land</p>
<p>Altın Küre&#8217;de en iyi kadın oyuncu ödülünü alan Emma Stone bizce de Oscar&#8217;ın en önemli favorisi. Enerjisiyle zaten dokunaklı bir film olan La La Land&#8217;a çok şey katmış. Özellikle seslendirdiği şarkılar oyuncunun Oscar yarışında öne geçmesinin sebebi.</p>
<p>Isabelle Huppert, Elle</p>
<p>Olgun yaşına rağmen Elle filmindeki cüretkar sahneleriyle izleyiciyi kendinden geçiren Isabelle Huppert, Altın Küre&#8217;de drama dalında en iyi oyuncu ödülünü alsa da Emma Stone&#8217;un karşısında çok da şansı olduğunu düşünmüyorum. Ama performansını ödüle layık bulanlara da karşı çıkmam.</p>
<p>Meryl Streep, Florence Foster Jenkins</p>
<p>Oscar tarihinin en fazla adaylık almış oyuncusu Meryl Streep her zaman favori gösterilebilir. Bu sefer de favoriler arasında ismi öne çıkıyor. Ama filmin komedi olması, rakiplerinin başarılı performansları bu sefer fazla şansı olmadığını düşündürüyor.</p>
<p>Natalie Portman, Jackie</p>
<p>ABD&#8217;de suni bir beğeni fırtınası estirilen Jackie filminin oyuncusu Natalie Portman sinema açasından en başarısız performanslarından birini gösteriyor. Bu filmle eğer ödül alırsa Oscar&#8217;ın ABD seviciliği kanıtlanmış olur. Hiç şans vermiyorum.</p>
<p>Ruth Negga, Loving</p>
<p>Filmin hikâyesi ırklararası evlilik yapmış bir çifti, Richard ve Mildred Loving’i, konu ediniyor. Loving çifti 1958 yılında evlendikleri için Virginia hapishanesinde mahkûm edilir. Ruth Negga filmde iyi bir performans gösterse de rakiplerine göre daha az bir şansa sahip olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>EN İYİ ERKEK OYUNCU</p>
<p>FAVORİ: Denzel Washington, Fences</p>
<p>En iyi erkek oyuncuda benim favorim aslında bir sürpriz. Otoriteler arasında fazla şans tanınmayan Denzel Washington&#8217;un olgun yaşlarının en etkileyici performansı olduğunu düşünüyorum. Ödül almasını yürekten isterim.</p>
<p>Casey Affleck, Manchester by the Sea</p>
<p>Otoritelerin Oscar&#8217;ı alacağına kesin gözle baktıkları Casey Affleck bu ödülü hak etmediğini düşündüğüm bir isim. Bir başrol için bile yeterli karizmaya sahip olmadığına inandığım Affleck Hollywood&#8217;ta ilişkileriyle öne çıkıyor. Nereden geldiği belli olmayan bu beğeni dalgası ile ödülü alırsa da sürpriz olmaz.</p>
<p>Ryan Gosling, La La Land</p>
<p>Altın Küre&#8217;de müzikalde ödülü alan Ryan Gosling otoritelerin favori isimlerinden biri. La La Land&#8217;ı her ne kadar beğensem de Gossling&#8217;in Oscar alacak kadar büyük bir performans gösterdiğini düşünmüyorum. Ama Denzel Washington&#8217;a ödül gitmezse Gossling&#8217;e gitmesini isterim.</p>
<p>Andrew Garfield, Hacksaw Ridge</p>
<p>1950&#8217;lerin Hollywood tarzı savaş filmlerine benzeyen Hacksaw Ridge&#8217;in başrolünde oynayan Andrew Garfield ortalama bir performans göstermiş. Film oyuncunun performansından çok canlandırılan karakterin mucizevi öyküsüyle dikkat çekiyor. Garfield&#8217;ın ödüle layık olduğuna inanmıyorum.</p>
<p>Viggo Mortensen, Captain Fantastic</p>
<p>Viggo Mortensen&#8217;in oyunculuğuna bir şey diyemem. Ama biraz karikatürize bir tipleme olan karakterin ve filmin kapitalist öyküsünün tatsızlığı ödülü almasına sıcak bakmamama sebep oluyor. Otoriteler de fazla şans vermiyorlar Mortensen&#8217;e</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU</p>
<p>FAVORİ: Viola Davis, Fences</p>
<p>1950&#8217;lerde ailesini geçindirmeye çalışırken bir yandan da ırk ilişkileri ile mücadece etmeye çalışan Afro-Amerikan bir babanın hayatını anlatıyor. Viola Davis performansıyla öyle bir etki yapmış ki filme Denzel Washington&#8217;u en iyi erkekte favori görmeme sebep oldu diyebilirim. Keşke kazansa.</p>
<p>Michelle Williams, Manchester by the Sea</p>
<p>Yardımcı kadın veya erkek oyuncu her ne kadar yardımcı diye nitelendirilse de filme büyük derinlik katan öğelerdir. Michelle Williams&#8217;ın ise Manchester By The Sea&#8217;de neredeyse hiç bir etkisi yok. Hem çok az vakit almış hem de senaryoda çok dışarıda bırakılmış. Zaten filmin en iyi filme uzak olmasının sebeplerinden biri de bu. Kısacası eğer ödül alırsa hiç hak etmediği bir ödül olur.</p>
<p>Naomie Harris, Moonlight</p>
<p>Oyunculuğuna bir şey diyemeyeceğim Naomie Harris&#8217;in en büyük şanssızlığı senaryonun önem vermediği bir karakteri canlandırması. Uyuşturucu bağımlısı anne karakteri zaten yeterince karikatürizeyken bir de filmin hikayesinde bu kadar dışarıda kalan bir karakterle ödül alabileceğine inanmıyorum.</p>
<p>Nicole Kidman, Lion</p>
<p>Nicole Kidman adayların en güzeli ama performansının öyle yükseklerde uçtuğunu söylemek yanlış olur. Genel itibariyle diğer adaylardan daha zayıf ödülü kazanma şansı. Sürpriz kategorisine bile gireceğini sanmıyorum.</p>
<p>Octavia Spencer, Hidden Figures</p>
<p>Octavia Spencer&#8217;in hem oyunculuğunu hem de filmin hikayesini beğendiğimi söylemeliyim. Eğer bu listede sürpriz yapacak bir isim varsa Spencer, Hidden Figures&#8217;teki performansıyla o isimdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU</p>
<p>FAVORİ: Michael Shannon, Nocturnal Animals</p>
<p>Noctural Animals bu yılın en iyi filmi olduğu halde Oscar&#8217;a sadece en iyi yardımcı erkek dalında aday olabildi. Hiç tartışmasız Michael Shannon adaylar arasında ödüle en layık isim. Muhteşem bir dedektif karakteri yaratan Shannon öyküde diğer karakterler arasında sivriliyor.</p>
<p>Dev Patel, Lion</p>
<p>Slumdog Millionaire filmiyle daha önce Oscar&#8217;ı alan Dev Patel, Lion filmindeki performansıyla aday gösterildi. Aslında filmde başrol olan karakterin niye yardımcı oyuncu olarak kategorize edildiği bir muamma. Shannon karşısında şansı yok.</p>
<p>Jeff Bridges, Hell or High Water</p>
<p>Çok sevdiğim bir oyuncu olan Jeff Bridges bu sefer hedefi tutturamamış. Özellikle filmde yaşlı şerifi canlandırırken işi biraz abarttığı için ne söylediğini anlamakta zorlandım. Bridges&#8217;in çok iyi filmlerini seyrettik bu rolle ödül alması ona yakışmaz.</p>
<p>Lucas Hedges, Manchester by the Sea</p>
<p>Adaylar listesinde Michael Shannon&#8217;dan sonra en beğendiğim performans Lucas Hedges&#8217;e ait. Hatta Manchester By The Sea&#8217;ye bir ödül verileceksi bunu en hak edem Hedges. Onun ödül almasına itiraz edemem.</p>
<p>Mahershala Ali, Moonlight</p>
<p>Moonlight çok iyi bir film ama öykünün baş karakterini canlandıran üç oyuncu var. Ve film bu karaktere odaklanmış. Diğer yardımcı oyunculuklar çok da önemli bir yer kaplamıyorlar. Mashershala Ali iyi bir performans göstermiş ama süresi çok az. Bu noktada filmin hikayesini fazla etkilemiyor. Onun için ödüle fazla yakın bulmuyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>EN İYİ YÖNETMEN</p>
<p>FAVORİ: Barry Jenkins, Moonlight</p>
<p>Moonlight çok iyi bir film. Ve özellikle bir yönetmen filmi. Hem oyuncu yönetimi hem de senaryonun da Barry Jenkins&#8217;e ait olması büyük bir artı. Moonlight&#8217;ın Jenkins&#8217;in kariyerinde özel bir film olacağı şüphe götürmez. Niçin bir Oscar ile taçlandırılmasın? Ayrıca en iyi film ile en iyi yönetmenin farklı filmlere gitmesini doğru bulmuyorum. Jenkins bu performansıyla ödülü hak ediyor.</p>
<p>Denis Villeneuve, Arrival</p>
<p>Arrival bu yılın en iyi bilimkurgusu demiştik. Zaten Villeneuve kariyerindeki önemli filmlerle kendini kanıtlamış bir isim. Sürpriz olarak onu ödüle yakın buluyorum ama dediğimiz gibi akademi üyelerinin bilimkurgu türüne yaklaşımına güvenmiyorum. Onun için şansının az olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Mel Gibson, Hacksaw Ridge</p>
<p>Mel Gibson eli yüzü düzgün bir film çekmiş. Her ne kadar başrol oyuncusunda bir kast hatası yapıldığını düşünsem de aday filmler içinde önemli bir yere sahip Hacksaw Ridge. Bir de Yahudi lobisinin Gibson&#8217;a negatif bakışı olmasa&#8230;</p>
<p>Damien Chazelle, La La Land</p>
<p>Damien Chazelle, La La Land ile otoritelerin en büyük favorisi. Kişisel olarak ben de müzikal severim özellikle söz konusu caz ise gönlümde ayrı bir yeri vardır. Ama filmin ağır konulara hafif bakış açısı Chazelle&#8217;nin ödülü tam olarak hak ettiğini bana düşündürmüyor.</p>
<p>Kenneth Lonergan, Manchester by the Sea</p>
<p>Kenneth Lonergan bence en iyi yönetmen adaylarının en zayıf halkası. Çünkü filmde hatalı bulduğu herşey yönetmene bağlanıyor. İyi oyuncular ve iyi hikayeyle iyi bir film ortaya koyamamış Lonergan. Özünde daha çok bir senarist olan ismin yönetmenlik becerisi sınırlı.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/02/12/oscar-filmlerini-sizin-icin-seyrettik-iste-favoriler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
