<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/kose/uzun-filmin-kisasi-firat-sayici/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Jul 2020 09:08:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Pandemi döneminde kısa film!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/07/26/pandemi-doneminde-kisa-film/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/07/26/pandemi-doneminde-kisa-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2020 09:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15074</guid>

					<description><![CDATA[Artık pandemi döneminde en çok hasar alan sektörlerden birinin sinema olduğunu biliyoruz. Sinema salonlarının bir bölümü açıldı ancak insanların kapalı ortama girip film izleme isteği de yok, cesareti de… Hal böyle olunca insanlar başta Netflix, BluTv..vs. online platformlarda film/dizi izleme aktivitelerine (aktivite diyorum, zira özellikle de karantina döneminde ağırlıklı olarak vakit geçirme güdüleriyle hareket edildi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Artık pandemi döneminde en çok hasar alan sektörlerden birinin sinema olduğunu biliyoruz. Sinema salonlarının bir bölümü açıldı ancak insanların kapalı ortama girip film izleme isteği de yok, cesareti de… Hal böyle olunca insanlar başta Netflix, BluTv..vs. online platformlarda film/dizi izleme aktivitelerine (aktivite diyorum, zira özellikle de karantina döneminde ağırlıklı olarak vakit geçirme güdüleriyle hareket edildi ) yöneldiler. Şimdilerde ise bazı film festivallerinin online gösterimleriyle oyalanıyoruz. (Sinemada film izlemeyi çok özledik.) Bu süreçte dünya çapında film üretimi durduğu için önümüzdeki bir-iki sezon da sönük geçecek haliyle… Kimileri de bunu bir fırsat bilip dünya sinema tarihinden klasiklere, kültlere, B filmlerine yöneldiler.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bu genel tablonun yanında kısa film özelinde de küçük değişimler olmadı değil; evde küçük ekiplerle üretilen kısalar online ortamlara servis edildi, kısacıların festival serüveni devam eden işleri bir süreliğine de olsa sosyal medyada gün yüzüne çıktı, zoom, skype gibi uygulamalarda kısa/belgesel üzerine söyleşiler gerçekleştirildi. Bu sadece Türkiye özelinde değil tüm dünyada karşılaştığımız bir durum oldu. Böylece sanatın, bulunduğu çağa ve durumlara göre şekil değiştirdiği/uyum sağladığı gerçeğine bir kez daha şahit olmuş olduk. Ki artık teknoloji çağının da ötesinde bir döneme ayak atmak üzere olduğumuza göre bu değişimlerin katmanlarını daha da hızlı göreceğiz diye düşünüyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Teknolojinin gelişiminin kısa filme katkısını konuşurken genelde ve nedense üretim odaklı düşünürüz. Oysaki teknolojideki yenlikler üretime sunduğu katkı kadar, kısa filmin daha fazla kitleye ulaşmasında da önemli bir rol oynamıştır. Çok değil bundan 10 sene önce çekilen bir kısa filmin bir tuşla dünyanın her yerinde izletilmesi bugünkü kadar kolay ve hızlı değildi. Kısa film üzerine bu kadar yaygın gösterim olanağı sağlayan online platform yoktu. Kısacılar, eserlerini yarışmalarda, festivallerde ya da bazı özel gösterimlerde taş çatlasın 1-2 bin kişiye ulaştırabiliyorlardı. Ancak günümüzde Youtube’a yüklenen bir kısanın bile yüz binlere ulaştığını görmek mutluluk veriyor. Yeri gelmişken her zaman söylediğim ve arkasında durduğum bir tavsiyemi burada yenilemek isterim; ‘festival süreci biten kısaların’ en kısa sürede sosyal medyada dolaşıma sokulması gerekiyor. Etkileşim ve geri dönüşler için adil mecralarda yayınlanması hem kısa filmciyi hem de kısa severleri diri tutar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kısa film yapısı ve felsefesi gereği muhaliftir. Soru sorar, cevap arar. Buna izleyicisinin de eşlik etmesini sağlayan kısa doğru üretilmiş anlamına gelir. Buradaki muhalifliği sadece politik anlamda söylemiyorum. İnsan hakları, kadın hakları, doğa, dünyanın gidişatı, hayvan hakları, çevre bilinci…vs. dertler, içten içe kısanın ve kısacıların ruhundadır. Bunun yanı sıra kısa film seyircisini uzun metrajdan daha fazla aktif hale getirir. Günümüzde uzun metrajın ağırlıklı olarak zaman geçirme ve eğlence olarak algılandığını da göz önünde bulunduracak olursak kısa filmin etken tavrının önemini kavramak daha kolay olacaktır. Kısa film pasif seyirciyi sevmez. İzle ve unut filmlere yer vermez, vermemelidir. Online platformlarda ya da sosyal medya mecralarında daha çok filizlenmesini arzu ettiğim kısa film pandemi döneminde bir nebze de olsa bu manada istediğim kıvama yaklaştı. Burada isim vermeyeyim ancak kısalarını internet ortamında gösterime sokma konusunda oldukça katı olan yönetmen arkadaşlar bile bu dönemde kurallarını gevşettiler. Böylece eminim ki, kısa filmler çok daha fazla insana ulaştı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gelelim kısa film yarışmaları ve festivallere… Bu dönemde dünyada da ülkemizde de festivaller online olarak yapıldı. (Bir süre daha bu şekilde gideceğe benzer.) Kısa filmlerin yarışmalara ya da festivallere online olarak katılması değerlerinden bir şey kaybettirmediği gibi daha da geniş kitlelere ulaşmasına sebep oldu. Kısa film üretenler bu konuda neler hissediyor bilemem ancak farkında olmadan güzel bir genişlemeye, bilinirliğe katkı sağlıyorlar diye düşünüyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Son olarak, pandemi üretim anlamında kötü geçti, kabul. Ancak kısa filmin izlenebilirliğini arttırdı. Yönetmenler sakin kafayla durdular, düşündüler. Birbirilerinin eserlerini izlediler, yorumladılar. Seyirciler daha fazla kısa filme ulaşmanın tadını çıkardılar, hazmettiler. Umarım bu online platformların, sosyal medya mecralarının kısa filmle şenlenmesi uzun vadede daha da artar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/07/26/pandemi-doneminde-kisa-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Teknoloji film çekebilme ihtimallerimizi ve umudumuzu arttırdı!”</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/09/30/teknoloji-film-cekebilme-ihtimallerimizi-ve-umudumuzu-arttirdi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/09/30/teknoloji-film-cekebilme-ihtimallerimizi-ve-umudumuzu-arttirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 06:18:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=13209</guid>

					<description><![CDATA[Üçüncü kısa filmi “Tor” ile festivallerde güzel başarılar elde edeceğini düşündüğüm Ragıp Türk ile filmi ve kısa film dünyası üzerine konuştuk. İyi okumalar… Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?  Tabii ki. İstanbul Üniversitesi Sinema Tv. bölümü mezunuyum. Yaklaşık 12-13 yıldır sinema sektöründe yapım ve reji alanlarında çalışıyorum. Bütçe ve zamanı denkleştirince kısa filmler yapıyorum. Filmlerin arasında kaybolmayı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üçüncü kısa filmi “Tor” ile festivallerde güzel başarılar elde edeceğini düşündüğüm Ragıp Türk ile filmi ve kısa film dünyası üzerine konuştuk. İyi okumalar…</p>
<p><strong>Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Tabii ki.<strong> </strong>İstanbul Üniversitesi Sinema Tv. bölümü mezunuyum. Yaklaşık 12-13 yıldır sinema sektöründe yapım ve reji alanlarında çalışıyorum. Bütçe ve zamanı denkleştirince kısa filmler yapıyorum. Filmlerin arasında kaybolmayı, senaryolara dalmayı, müzikle uğraşmayı, yalnız kalmayı ve kitapları çok seviyorum. Futbol ve basketbol oynamaktan büyük keyif alıyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Senin için kısa filmin tanımı nedir?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Kısa film benim için; bir fikri, kısıtlı imkanlarla, kısıtlı zamanda, kısıtlı zamana sığdırıp film haline getirmek demek. Bu arada yanlış anlaşılmasın, kısıtlılık yaratıcılığın en temel motivasyonlarından biridir bence. Kısa filmin batma kaygısı küçük, fikri doğru iletme kaygısı büyüktür.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-13210 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-1024x576.jpg" alt="" width="613" height="345" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1.jpg 1920w" sizes="(max-width: 613px) 100vw, 613px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Biraz Tor’dan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Tor, benim Adana’da yaşadığım çocukluk dönemimdeki köpeğimizin adıydı. Toros’tu aslında ama biz kısaca Tor diyorduk. Bir gün yoldan geçen biri Tor’un boynuna bir şiş saplamış. Bir köşede bulduğumuzda kanlar içindeydi. Anneannem eski yöntemlerle tedavi etmeye çalıştı. Tor aylarca hasta yattı, ölmedi ama bir daha tam olarak kendine gelemedi, hayata küstü. Benim için çok trajik bir olaydı. Yaşamımda ve hayata bakışımda önemli değişikliklere yol açtı. Daha sonra 4-5 yıl önce sinemacı ve astrolog arkadaşım Cihan Barış Yazkan’ın dağ evindeki köpeği hastalandı. Kendisi şehirdeydi ve köpeklerini emanet ettikleri köylü komşuları, köpek iyileşsin diye tavuklarından birini kesip yedirmişti. Arkadaşım köpeğe baktığı için komşusuna arada maddi yardımda yapıyordu. Komşunun niyetini sorgulayarak başladığımız sohbet, doğal seleksiyon dışında bir canlıyı yaşatmak için başka bir canlıya kıymanın mantığı üzerine kadar geldi. Epey konuştuk. BunuN üzerine bir film olabileceğini tartıştık ve konu üzerine düşünmeye başladım. Yaklaşık iki yıllık bir süreçte senaryoyu yaşadığım bu olaylar çerçevesinde kurdum. Senaryoda kurduğum ana karakter Ayşe’nin anaç ve onurlu mücadelesi ile hayvan dostlarımın dili olma isteğim filmi çekmemin temel sebebi idi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-13212 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-1024x768.jpg" alt="" width="659" height="494" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-1024x768.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-1068x801.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-560x420.jpg 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4.jpg 1600w" sizes="(max-width: 659px) 100vw, 659px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong><strong>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir, neler götürür?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Bence, henüz tam alışamasak da çok olumlu katkıları var ve olmaya devam edecek. Birincisi masraflarımız azaldı, film çekebilme ihtimallerimiz ve umudumuz arttı. Artık kameraya kolay ulaşıp, evde kurgu yapabiliyoruz. İkincisi ise izleyiciye ve yönetmenler olarak birbirimize ulaşmak için festivallere alternatif bir yol oluştu. İzleyiciyle dijital platformlar üzerinden direk temas edebiliyoruz. Bu çok güzel. Ben bu yoğun teknolojik gelişimin olumlu şeyleri götüreceğini pek düşünmüyorum. Götürse götürse gelenekçilerin kökleşmiş yapılarını götürür. Bu da bence çok güzel.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Direkt olarak her şeyiyle kendime örnek aldığım bir isim yok. Her ustanın ayrı bir özelliğini beğeniyor ve örnek alıyorum. Yolun başlarında biraz işçi arı gibi olmak, çok çiçek dolaşmak gerektiği kanaatindeyim. Sinemasını sevdiğim yönetmenleri düşününce yerlilerden filmleriyle Metin Erksan, Yılmaz Güney, Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan öne çıkıyor ama benim sinema algımın gelişmesinde en büyük etken Mehmet Eryılmaz’dır. Yabancılardan sinemasını sevdiğim çok isim var ama aklıma ilk gelenleri söyleyeyim; Alexander Sokurov, Akira Kurosawa, Andrey Tarkovsky, Alejandro Jodorowski, Andrei Konchalovsky, John Cassavates, Luis Bunuel, Lars von Trier, Sergio Leone, Robert Bresson ve hepsinin biraz önünde Tarr Bela.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-13211 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-724x1024.jpg" alt="" width="646" height="913" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-724x1024.jpg 724w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-212x300.jpg 212w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-768x1086.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-696x984.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-1068x1511.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-297x420.jpg 297w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg.jpg 1588w" sizes="(max-width: 646px) 100vw, 646px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong><strong>Türkiye’deki kısa film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Filmleriyle çok festival gezmiş, çok ödül alıp gösterimden gösterime koşmuş biri değilim açıkçası. Bu sebeple organizasyon sıkıntıları veya yaklaşımlarla ilgili bir şeyler söylemem olumsuz duyumları aktarmaktan öteye gitmez. Ama film festivalleri konusunda kişisel olarak neler yaşadığımı ve hissettiğimi paylaşayım sizinle. Belki ilk kez filmini festivallere gönderecek yönetmen arkadaşlara da bazı fikirler verir. İlk filmim ’Bir Kelebeğin İntihar Denemeleri’nde, bir kaç bağımsız festival ödülü dışında çok olumsuz dönüşler aldım. Film festivalleri dünyasında neler olup bittiğini pek bilmiyordum. Böyle olunca kendimi çok sorguladım. Yetersiz olduğumu hissedip, umutsuzluğa kapıldım. Ben bu işi beceremiyorum, bir daha film yapmam diyordum. Bir süre sonra filmi internette paylaştım. Film bir yıl içinde yüz elli bin civarında izlenmeye ulaştı. Deneysel ve sürreal bir kısa film için büyük bir rakamdı. Daha sonra Youtube sansür uyguladığı için kızıp filmi kaldırdım ama bu süreçte yerli, yabancı sinema alanında etkin insanlardan da, halktan izleyicilerden de çok güzel dönüşler aldım. Önemli ustalar filmimi izledikten sonra benimle görüşüp, devam etmem konusunda telkinlerde bulundu, destek oldu. Hepsine minnettarım. Bu da bende tekrar bir umut ışığı yaktı. Böylece, festivallerin bir filmin iyi ya da kötü olduğu konusunda belirleyici bir unsur olmadığını kanıksadım. Kafam da daha bir rahatladı ve özgürleşti açıkçası. Biliyorum ki festivallerde pek ilgi görmemiş taş gibi filmler olduğu gibi, gösterim ve ödül listesi kabarık çok kötü filmler de var. İkinci filmim ’Harun Diye Bir Adam’ın festival süreci de ilkinden çok faklı olmadı. İlk filmde inancım sarsıldığı için çok da peşine düşüp sağa sola göndermedim açıkçası. Zaten çekmeye başlamadan önce çok oyuncu ile çalışmak, dar mekanda çatışması yüksek bir film denemek istiyordum. Festivallerden ve izleyicilerden daha çok kendim kendimi görmek istiyordum. Kısa filmde böyle lüksleriniz olabiliyor. Amacı doğrultusunda verimli geçti. Yakın zamanda internette paylaşacağım, bu beni daha çok heyecanlandırıyor inanın. ‘Tor’da neler olacak bilmiyorum. Yine elimden geldiğince seçici davranıp festivallere başvurular yapıyorum. Filmim izlensin, üzerine konuşulsun, düşünülsün, eleştirilsin istiyorum ama açıkçası ülkemizdeki çoğu festivalin bana adalet duygusunu hissettirmediğini söyleyebilirim. Ama içim rahat. İnanıyorum ki adalet terazisi şaşmış her şey yıkılmaya mahkumdur ve zaman her şeyi er ya da geç hak ettiği yere koyar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim&#8230;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Şu ana kadar elimden geldiğince iyi olmalarına gayret ederek 3 kısa film yaptım. Ama artık bir uzun metraj film çekme isteği de içimde epey büyüdü diyebilirim. Kendimi uzun metraj bir filmle sınamak istiyorum. Üzerine çalıştığım bir projem var. Onu gerçekleştirmek için harekete geçtik. Umarım yolumuz açık olur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/09/30/teknoloji-film-cekebilme-ihtimallerimizi-ve-umudumuzu-arttirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Festivallerin temel sorunu yarışma kategorilerinin net bir şekilde ayrılmamasıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/06/30/festivallerin-temel-sorunu-yarisma-kategorilerinin-net-bir-sekilde-ayrilmamasidir/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/06/30/festivallerin-temel-sorunu-yarisma-kategorilerinin-net-bir-sekilde-ayrilmamasidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Jun 2019 08:31:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=12504</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi&#8217;nde düzenlediğimiz bir kısa film workshopunda tanıştığımız Naz Melis Özdil&#8217;in festivallerde başarı elde ettiği &#8220;Orada Bir Yer&#8221; iyi bir belgesel. Deneysel bir anlatımla Dziga Vertov&#8217;a da selam çakan çalışma, kırsal ile kentselin çatışmasını tersten okuyor. Bu kez sorularımı filmin yönetmeni Naz Melis Özdil&#8217;e yönelttim. İyi okumalar&#8230; Öncelikle biraz kendinden bahseder misin? Tabii ki. İsmim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Üniversitesi&#8217;nde düzenlediğimiz bir kısa film workshopunda tanıştığımız Naz Melis Özdil&#8217;in festivallerde başarı elde ettiği &#8220;Orada Bir Yer&#8221; iyi bir belgesel. Deneysel bir anlatımla Dziga Vertov&#8217;a da selam çakan çalışma, kırsal ile kentselin çatışmasını tersten okuyor. Bu kez sorularımı filmin yönetmeni Naz Melis Özdil&#8217;e yönelttim. İyi okumalar&#8230;</p>
<p><strong>Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?</p>
<p></strong>Tabii ki. İsmim Naz Melis Özdil. İlk olarak İstanbul Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünden mezun oldum ve İstanbul’un en iyi otellerinden birinde staj yaptım. Stajım bittiğinde turizm ve otelciliği gerçekten sevdiğimi ama ruhumu, kendimi ortaya koyamadığımı ve yaratıcılığımı geliştiremediğimi fark ettim. Sanata çok bağlı bir birey olarak sanatsal üretimde bulunmam gerektiğine inandım ve bu doğrultuda tekrar İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünü kazandım. Artık 7. Sanat olan sinema ile istediğim, hayal ettiğim üretimlerde bulunabilecektim. Okulum ve hocalarım sayesinde Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünün hem kuramsal, hem de pratik yönünü öğrendim. Fakültemiz radyosu Radyo İletişim’de 3 yıl çalıştım ve aynı zamanda radyo programı yaptım. Televizyon ile ilgili program formatları ürettim. Çeşitli kısa film projelerinde görev aldım. İlk sinema üretimim belgesel film ‘’Orada Bir Yerde’’yi mezuniyet projem kapsamında çektim. 2018 yılında Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü ikincisi olarak mezun oldum. Hemen arkasından İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo, Televizyon ve Sinema Anabilim dalında yüksek lisansa başladım. Şu an yüksek lisans eğitimime devam ediyorum ve doktora eğitimim için hazırlıklarımı yapıyorum. Teori ile pratiğin birbirine eklemlenerek ilerlediği bir sinema üretimini kendime ilke edindim. Üretimlerimi bu ilke doğrultusunda gerçekleştiriyorum ve gerçekleştireceğim.</p>
<p><strong> </strong><strong>Senin için kısa filmin tanımı nedir?</strong></p>
<p>Bu soruya ilk olarak kısa filmin değil, filmin benim için ne demek olduğu sorusu ile başlamak istiyorum. Sinema, hem görselin hem de işitselin bir araya geldiği, hareketi kaydeden, onu mühürleyen bir sanat. Sinemanın gücü tam bu noktada devreye giriyor. Görsel ve işitsel unsurlar başarılı bir şekilde bir araya getirildiğinde söylenmeyen sözler, fikirler, hisler, eylemler ortaya çıkarılmış oluyor. Böylece sinemanın ima etme ve gösterme gücü ortaya çıkıyor. Bu noktadan hareketle kısa film benim için kısıtlı bir süre zarfında anlatılmak istenilenin görsel ve işitsel unsurları yerinde, doğru ve ölçülü olarak kullanıldığı, net ve yalın ama bir o kadar da şiirsel bir sinema dilinin yaratıldığı yapımlardır. Bütün bu unsurlar bir araya geldiğinde kısa süre içinde izleyici üzerinde uzun bir etki yaratılmış olunuyor: Kısa film, uzun etki&#8230;</p>
<p><strong> </strong><strong>Biraz &#8220;Orada Bir Yerde&#8221;den ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p>Belgesel filmim ‘’Orada Bir Yerde’’ önemli sinema kuramcısı ve belgesel film yönetmeni Dziga Vertov’a ait şu sözle başlıyor: ‘’Kulak gizlice gözetlemez, göz kulak misafiri olmaz.’’ Bu söz aslında izleyiciyi film süresince neyin beklediğini açılışta özetliyor. Kentleşmenin hızla devam ettiği, nüfusun ve betonlaşmanın arttığı, trafiğin, çeşitli ekolojik sorunların çoğaldığı günümüz toplumunda bize hem yakın, hem de uzak olan ‘’Orada bir yerde’’ hayatını sürdüren bir çiftçinin varolma öyküsünü anlatıyor. Belgeseli çekme nedenim tam olarak olarak bu. Yapılan işi ve emeği kamera aracılığıyla gözlemlerken, aynı zamanda belgeleyerek zamanda bir iz bırakmak istedim. Ayrıca sinema kesinlike kolektif bir süreç. Belgesel yapım süresi boyunca daima yanımda olan, destekleyen, emek veren proje danışmanım ve hocam Dr. Öğr. Üyesi İlkay Nişancı’ya ve ekip arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12503 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-724x1024.jpg" alt="" width="650" height="919" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-724x1024.jpg 724w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-212x300.jpg 212w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-768x1086.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-696x984.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-1068x1511.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-297x420.jpg 297w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-1920x2716.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p><strong>Sence hızla gelişen teknolojinin kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</strong></p>
<p>Bu soruyu sinema sektörü ve izleyiciler açısından iki şekilde ele alabiliriz. Sinema sektörü açısından sinema üretim süreci kolaylaştı. Gelişen teknoloji ile artık sadece cep telefonu ile çekim yapmak olanaklı hale geldi. Maliyetler belirli bir oranda düştü. Kısa film üretiminde bulunmak daha az maliyetli ve pratik bir hale geldi. İzleyici açısından ise gelişen teknoloji sonucunda üretilen yapımlar cep telefonu, tablet ve laptop gibi taşınabilir cihazlar üzerinden izlenmeye başlandı. Böyle olunca sinemacılar film çekim aşamasında izleyicinin net olarak algılayabileceği daha çok yakın plan ağırlıklı yapımları tercih etmektedir. Bir götürü olarak ele alabilirsek sinemanın veya görsel- işitsel yapımların taşınabilir cihazlarla izlenmesi neticesinde teknolojinin izleyicileri bireyselleştirdiğini düşünüyorum. Büyük resme bakarsak dijitalleşme süreci ile pozitif anlamda bir dönüşümün söz konusu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</strong></p>
<p>Sinema tarihi içinde yer edinmiş her yönetmen, her yapım çok değerli. Sinema dilini, sinematografisini, kurgusunu, sinema ritmini, estetiğini ve sanat yönetimini beğendiğim, referans aldığım yabancı yönetmenler Ingmar Bergman, Andrei Tarkovsky, Jean-Luc Godard, Sergei Eisenstein, Dziga Vertov, Luis Bunuel ve Abbas Kiyarüstemi. Yerli yönetmenler ise Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, Ömer Lütfi Akad ve  Metin Erksan.<br />
Sinemanın yanı sıra resim sanatının da sinemaya bakışım ve sinematografi anlayışım üzerinde etkisi oldukça fazla. Kendim resim yaptığım gibi resim sanatı içerisinde Vincent Van Gogh, Edvard Munch, Salvador Dali, Leonardo Da Vinci, Michelangelo, Rembrandt, Wassily Kandinsky, Kazimir Malevich, Jackson Pollock, Edward Hopper ve daha sayamayacağım bir çok ressamın ve resim akımın üzerimde, görüşlerimde çok fazla etkisi var. Ayrıca işitsel yönümü ve ritim duygumu geliştirmek için piyano eğitimi alıyorum. Sanatın çeşitli dalları ile sinema dünyamı geliştirip destekliyorum.</p>
<p><strong>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</strong></p>
<p>Türkiye’de film festivallerinin sponsor bulma vb. maddi konularda zorluk yaşadığını düşünüyorum. Var olan festivallerde ise temel sorun, yarışma kategorilerinin net bir şekilde ayrılmamasıdır. Örneğin festivallerde belgesel film kategorisi tek bir kategori olarak ayrılmakta ve bu kategorinin içine kısa, orta ve uzun metrajlı filmler dahil edilmektedir. Kısa, orta ve uzun metrajlı filmlerin ‘’En İyi Kısa Belgesel Film’’ vb. şekilde ayrılarak ayrı kategorilerde ele alınması ve değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Aynı zamanda bu kategoriler içinde öğrenci ve profesyonel yapımlar birlikte yer almaktadır. Profesyonel yapımlar belirli bir maddi destek ve fon ile yola çıkarken, öğrenci yapımları çok kısıtlı bütçeler ile film yapım sürecini gerçekleştirmektedir. Profesyonel yapımlar ile öğrenci yapımları da kesinlikle ayrı kategorilerde değerlendirilmelidir ve şartlar eşitlenmelidir. Bir başka açıdan festival film başvurusunda minimum süre konulması kısa film başvurularını engellemektedir. Sinema Eserlerine İlişkin Kayıt Tescil Belgesi de öğrenciler için bir başka engel olmaktadır. Filmin tescil edilmesi için alınan bu belgenin ücreti öğrenciler için yüksek bir meblağdadır. Yeni kanunla Sinema Eserlerine İlişkin Kayıt Tescil Belgeniz yoksa, filminiz festivallerde +18 kategorisinde (+18 olmamasına rağmen) gösterilmektedir. Son olarak değerlendirme aşamasında uzun metrajlı filmlere daha çok emek harcandığı, kısa metrajlı filmlere ise daha az emek harcandığı yönünde bir görüş mevcut. Değerlendirme aşamasında kısa filmin yarattığı uzun etki unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim&#8230;</strong></p>
<p>Yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra doktoraya başlamak hedefindeyim. Akademik kariyerimi sürdürürken bir yandan da edindiğim teorik bilgilerin ışığında pratikte belgesel filmler üretmek istiyorum. Şu an yeni belgesel film projem üzerinde çalışmalara devam etmekteyim. İleride izleyicinin film izleme sürecinde aktif olduğu interaktif anlatıya sahip bir belgesel üretmeyi planlıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/06/30/festivallerin-temel-sorunu-yarisma-kategorilerinin-net-bir-sekilde-ayrilmamasidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerika&#8217;da bir Türk kadın korku yönetmeni: Özlem Altıngöz</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/01/24/amerikada-bir-turk-kadin-korku-yonetmeni-ozlem-altingoz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/01/24/amerikada-bir-turk-kadin-korku-yonetmeni-ozlem-altingoz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jan 2019 10:34:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem Altıngöz]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11680</guid>

					<description><![CDATA[&#160;  Mersin’de doğup büyüyen Özlem Altıngöz, 2016 yılında yönetmenlik eğitimi almak için New York Film Akademisi’ne başlamış. Eğitim süreci boyunca yapımcı, yapım koordinatörü, senarist, yardımcı yönetmen olarak çeşitli projelerde çalışan Altıngöz,  “Daughter of the Lake” ve &#8220;Birth&#8221; adında çektiği 2 kısa film ile pek çok dalda birçok ödül kazanmış. Özellikle &#8220;Birth&#8221; adlı kısa film gerek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong>Mersin’de doğup büyüyen Özlem Altıngöz, 2016 yılında yönetmenlik eğitimi almak için New York Film Akademisi’ne başlamış. Eğitim süreci boyunca yapımcı, yapım koordinatörü, senarist, yardımcı yönetmen olarak çeşitli projelerde çalışan Altıngöz,  “Daughter of the Lake” ve &#8220;Birth&#8221; adında çektiği 2 kısa film ile pek çok dalda birçok ödül kazanmış. Özellikle &#8220;Birth&#8221; adlı kısa film gerek başarılı yönetimi gerekse muadillerinden eksik kalmayan görsel efektleri ile sevdiğim bir korku kısası oldu. Özlem Altıngöz gibi cesur ve yetenekli bir Türk kadınının Amerika&#8217;da bu başarıya ulaşması bana oldukça gurur verdi, duygulandırdı. Eminim ki, ilk uzun metrajıyla başarısının çapını daha da genişletecek. Sorularımı bu kez <a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11681" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012.jpg" alt="" width="819" height="1024" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012.jpg 819w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012-240x300.jpg 240w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012-768x960.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012-696x870.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012-336x420.jpg 336w" sizes="auto, (max-width: 819px) 100vw, 819px" /></a>Özlem Altıngöz cevapladı. İyi okumalar&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sinemaya olan ilgin ne zaman ve nasıl başladı?</strong></p>
<p>İlkokuldayken, genellikle babamın İstanbul&#8217;daki ofisini ziyaret ediyordum ve bir gün ünlü bir Türk yönetmeninin o bölgede bir televizyon dizisi çektiğini duydum. Onları izlemek istedim ve prodüksiyon ekibinden  izin aldım. O gün, bir rüya gibiydi. Oyuncularla konuştum, sahne çekimlerinin gidişatını izledim ve bu olay yönetmen olmayı düşünmemi sağladı. Bu hayalimle lisede bir radyo ve televizyon programında okumaya karar verdim ve ünlü aktörlerden tiyatro dersleri almaya başladım. Böylece, ünlü film yıldızlarıyla tanıştım ve kendi filmlerimi yönetmemi istediler ve yolculuğum başladı.</p>
<p><strong>Amerika’ya gitme sürecinden biraz bahsedebilir misin?</strong></p>
<p>2015&#8217;de Los Angeles&#8217;a geldim çünkü Hollywood&#8217;un ve filmlerin kalbi burası. New York Film  Akademisi Los Angeles’dan Mayıs 2018&#8217;de mezun oldum. Ön lisansım ve Film  Güzel Sanatlar diplomam var. Şu an film kariyerim burada devam etmekte. Güzel projelerle insanların karsısına başarılı bir Türk yönetmen olarak çıkmayı istiyorum.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/poster-200x300.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11683" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/poster-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a></p>
<p><strong>Amerika ve Türkiye arasında çalışma şartları bakımından ne gibi bir karşılaştırma yapabilirsin?</strong></p>
<p>Amerika&#8217;da dünyanın bir çok yerinden gelmiş, orada hayalini gerçekleştirmek isteyen  binlerce insan var. Tabii ki Amerika’da çalışma şartları ve düzen oldukça farklı. Başka ülke,yabancı dil, bambaşka insanlar,  deneyimler, profesyonellik, düzen, planlama vs.. Uyum sağlamak için  emek vermek lazım ve ben bunu başardığıma inanıyorum. Hala da elimden geldiğinin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Türkiye&#8217;de gece gündüz durmaksızın çekim yapılırken Amerika&#8217;da saat kuralı vardır. Her şey planlı ve organize edilmiş olarak çekilir. Oyuncuların en büyük özelliği her zaman kendilerini geliştirmesidir. Ama bu durum Turkiye&#8217;de çok dikkate alınmıyor. Örneğin Türkiye&#8217;de ünlü oyuncuların çoğu mankenlikten gelmekte. Bu durum Amerika&#8217;da eğitime ve oyuncunun kabiliyetine dayanır. Bir de Amerika&#8217;da teknoloji gelişmiş düzeyde. Post prodüksiyon ve görsel efekt konusunda çok başarılılar.</p>
<p><strong>Korku sinemasına olan merakın nasıl başladı? En sevdiğin korku yapımları ve yönetmenleri hangileri?</strong></p>
<p>Çocukluğumda ilk izlediğim korku filmi &#8220;13.Cuma&#8221; idi. Çok büyük zevk adlim izlerken. Hikaye, görsel efektler, o heyecan verici gerilim sahneleri benim ilgimi çok çekmişti. Küçüklüğümden beri kameraya karşı hep ilgim vardı. Sürekli yaratıcı bir film yapmak isterdim. Gerçek hayatta kandan korkan birisiyim, fakat filmlerimde hep kanlı sahneleri ve o efektleri yapmayı hep denemek isterdim. En sevdiğim korku filmi yönetmeni James Wan, &#8220;The Conjuring&#8221;, &#8220;Saw&#8221; ve &#8220;Insidous&#8221; da dahil olmak üzere bazı önemli korku filmleri yaptı. Ben her zaman onun güçlü fikirlerini takip edip, onun gibi bir yönetmen olmak istiyorum. Ve tabii ki benim bazı favorilerim var; &#8220;Halloween&#8221;, &#8220;The Exorcist&#8221; gibi&#8230; Ayrıca Alfred Hitchcock&#8217;un tüm filmlerini severim. Filmlerinde mükemmel yüksek gerilim sahneleri yarattığı için&#8230;</p>
<p><strong>Korku türünde genelde kadın yönetmen görmek çok zor? Bu işlere başlarken ne gibi çekincelerin oldu?</strong></p>
<p>Los Angeles&#8217;ta yaşıyorum ve açıkça en zor kısmın, izin, sigorta, ekipman kiralama, güvenilir bir ekibi işe alma gibi Hollywood film yapım kuralları olduğunu söyleyebilirim. Bütçeniz en önemli şeydir çünkü para sayesinde filmlerinizi yaparsınız. Hayalinizi gerçeğe dönüştürmek için bir tutkunuz o olması gerekir.</p>
<p><strong>“Daughter of the Lake” ve “Birth” filmlerini izledim. Özellikle de “Birth” hem yönetim hem de görsel efekt konusunda oldukça beğendiğim bir çalışma oldu. Biraz “Birth”ten ve onu çekme sebebinden bahseder misin?</strong></p>
<p>Yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Çocukken, ünlü yönetmen Roman Polanski&#8217;nin çektiği &#8220;Rosemary&#8217;s Baby&#8221; adlı harika bir korku filmi gördüm. Filmden gerçekten etkilendim ve yıllar sonra bu filmi modern bir şekilde nasıl yapabileceğimi düşündüm ve &#8220;Birth&#8221;ü çektim. Süreç yoğun, yorucu ve eğlenceli geçti. Gerek on hazırlık, gerek çekim aşamaları derken cok güzel bir serüven ve tecrübe oldu benim için.</p>
<p><strong>Filmlerinle ilgili festivallerden ve seyircilerden nasıl tepkiler geliyor? Ne gibi sonuçlar çıkarıyorsun bunlardan?</strong></p>
<p>Film festivallerinde oldukça olumlu tepkiler aldım. İnsanların gerçekten benim filmi beğenerek ve zevkle izlediklerini gözümle gördüm. Film gösterimi sonrasında festivallerde Q&amp;A dediğimiz soru-cevap kısmında da filmim hakkında merak ettikleri soruları cevapladım. Bu film festivali serüvenim hala devam etmektedir.</p>
<p><strong>Biraz da gelecek planlarından bahseder misin? Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun mesela?</strong></p>
<p>Bir uzun metraj korku/slasher filmi planlamak istiyorum. Şu an ünlü Hollywood korku filmi “Happy Death Day” filminin yazarı Scott Lobdell ile çalışma sürecindeyiz. Yakın zamanda  senaryo çalışmasına başlanacaktır. Kendi eserimi yaratıcılığımı üst düzeyde kullanarak yapacağım! Filmde çok fazla kan olacağını kesinlikle söyleyebilirim. Yılda iki kez Türkiye’ye seyahat ederim. Çünkü ailem ve yakın arkadaş çevrem orada. Ben bir bağımsız filmciyim. Türkiye, Amerika ve Avrupa içinde film  çalışmaları yapıp ülkemi gururla genç bir yönetmen olarak temsil etmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/01/24/amerikada-bir-turk-kadin-korku-yonetmeni-ozlem-altingoz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batuhan Kurt: Belgesel insanoğluna özünü hatırlatıyor!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/01/08/batuhan-kurt-belgesel-insanogluna-ozunu-hatirlatiyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/01/08/batuhan-kurt-belgesel-insanogluna-ozunu-hatirlatiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jan 2019 13:02:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Batuhan Kurt]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kurbağa avcıları]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11574</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kurbağa Avcıları&#8221; ve &#8220;Hudut&#8221; adlı belgeselleriyle dikkatleri üstüne çeken yönetmen Batuhan Kurt bu kez konuğum&#8230;   Öncelikle biraz kendinden bahseder misin? 1991, Edirne doğumluyum. Küçük yaşlardan itibaren sinemaya karşı her zaman çok ilgiliydim. Lise eğitimim devam ederken FilmTurkey isimli bir projede sinema üzerine eğitim aldım. Bu proje kapsamında ‘Bahar’ isimli bir belgesel çektim ve birçok [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kurbağa Avcıları&#8221; ve &#8220;Hudut&#8221; adlı belgeselleriyle dikkatleri üstüne çeken yönetmen Batuhan Kurt bu kez konuğum&#8230;</p>
<p><strong> <a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11576" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ.jpg" alt="" width="567" height="810" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ.jpg 567w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ-294x420.jpg 294w" sizes="auto, (max-width: 567px) 100vw, 567px" /></a></strong></p>
<p><strong>Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?</strong></p>
<p>1991, Edirne doğumluyum. Küçük yaşlardan itibaren sinemaya karşı her zaman çok ilgiliydim. Lise eğitimim devam ederken FilmTurkey isimli bir projede sinema üzerine eğitim aldım. Bu proje kapsamında ‘Bahar’ isimli bir belgesel çektim ve birçok başarı elde ettim. Ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı Bölümünü kazandım ve buradan mezun oldum. Eğitim hayatım devam ederken birçok kısa film ve belgesel çalışması gerçekleştirdim. Ayrıca kurumsal firmalara reklam çalışmaları yaptım. Bulgaristan’da ve Türkiye’nin çeşitli illerinde atölyelerde sinema üzerine eğitimler verdim. 2016 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle ‘Hudut’ isimli bir belgesel çektim. 2018 yılında da ‘Kurbağa Avcıları’ isimli bir belgesel çektim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Senin için belgeselin tanımı nedir?</strong></p>
<p>Belgesel, içinde yaşadığımız toplumun kültürel değerlerinin, yaşam biçimlerinin ve insan ilişkilerinin estetize edilmiş bir anlatım şekliyle ve sinemanın araçlarıyla ele alınmasıdır. Temel unsurumuz şeffaf ve tarafsız olarak gerçekleri anlatmak&#8230; Bugün çektiğimiz her şey geleceğe önemli bir belge olarak kalacak. Hayatlar değişiyor ve dönüşüyor. Hayat o kadar hızlı akıyor ve her şey o kadar hızlı değişiyor ki, 20 yıl önce nerede olduğumuzu hatırlayamıyoruz. İşte bu noktada belgesel insanoğluna özünü hatırlatıyor. Araştırmalara kaynaklık ediyor. Günümüz koşullarında da içinde yaşadığımız dünyayı analiz etmemizi ve farklı yaşamlar hakkında bilgiler edinmemizi sağlıyor. O nedenle belgeselci olarak büyük bir sorumluluk taşıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Biraz Kurbağa Avcıları&#8217;ndan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p>Doğup büyüdüğüm kentin hikayelerine ayrı bir önem veriyorum. Sanatçı önce içinden çıktığı topluma karşı kendini duyarlı hissetmeli. Ben kurbağacılıkla yaklaşık 10 yıl önce ‘Bahar’ isimli bir belgesel çekerken tanışmıştım. Ana karakterimiz olan Bahar isimli genç kızın aile bireyleri bu mesleği yapıyordu. Daha sonra çekim yaptığımız bölgenin bir kurbağacı mahallesi olduğunu öğrendim. 250’den fazla insan bu mesleği yapıyordu ve Türkiye’de neredeyse kimse böyle bir meslek olduğundan haberdar değildi. Beni belgeseli yapmaya iten en büyük etken bu oldu. Daha önce duyulmamış ve ele alınmamış bu konuyu belge haline getirme düşüncesiyle harekete geçtim. Bu mesleği yapan insanlarla tanıştığımda dile getirilmesi gereken onlarca problem olduğunu fark ettim. Emek sömürüsü, tarım ilaçlarının kurbağa popülasyonunu azaltması, roman mahallesinde çocuk olmanın zorlukları, eğitim sorunları vb. onlarcası&#8230; Ama hayatın her şeye rağmen neşeyle akıp gittiğini fark ettim. O zaman neşe de bu filmin bir parçası olacak dedim. Üç kuşak üzerinden yola çıkarak mesleki tecrübelerin aktarılması üzerine bir hikaye anlattım. Ve tam da hayal ettiğim gibi bir belgesel oldu. Sanırım bu nedenle ‘Kurbağa Avcıları’ festivallerden ve izleyicisinden çok olumlu tepkiler aldı. Adana Altın Koza, TRT Belgesel Ödülleri, İzmir Kısa Film Festivali başta olmak üzere toplamda 16 ödülle döndü. Yakın zamanda Berlin’de bir festivaldeydim. Seyirci tepkileri inanılmaz derecede güzeldi. Filmimiz şu sıralar TRT Belgesel kanalında sıklıkla yayınlanıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</strong></p>
<p>Teknolojik olanakların gelişmesi yeni sinemacıların yetişmesine büyük bir imkan tanıyor. Dijital dünyada deneyip yanılmanın neredeyse hiç maliyeti yok. Artık denemekten korkmuyoruz. Bu da gelecekte daha özgün yapıtların ortaya çıkmasını sağlayacak. Üretimlerimiz daha fazla platformda izleyicisiyle buluşacak. Ancak teknoloji sayesinde her şeyin kolay ulaşılabilir olması çok hızlı tüketime neden oluyor. Kolay ulaştığımız her şey değersizleşiyor. Değer algılarımız değişirken içinde yaşadığımız hayat anlamsızlaşıyor. Hayat hızla akarken umarım filmlerimiz kalıcılığını koruyabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler? </strong></p>
<p>Aslında sevdiğim filmlerden daha çok söz edebilirim. Çünkü sevdiğim yönetmenler dönem dönem değişiklik gösteriyor. Yine de birkaç isim sıralamam gerekirse başta, Asghar Farhadi ve Nuri Bilge Ceylan derim. Dardenne Kardeşlerin belgesel ruhu taşıyan ve gerçeklikten hiç kopmayan sinemasına hayranım. Ayrıca filmlerinin çoğunu doğdukları yer olan Liege’de çekmeleri, baba oğul hikayelerine ayrı bir önem vermeleri onlarla büyük bir bağ kurmama neden oluyor. Danny Boyle sinemasına ve dehasına hayran olmamak elde değil. Samimi dünyasından ve hikaye anlatma ustalığından dolayı Yüksel Aksu’yu da severim. Robert Zemeckis, Ron Howard, Denis Villenue, Alfonso Cuarón ve Spike Jonze gibi isimleri de sevdiğim yönetmenler arasında sayabilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</strong></p>
<p>Türkiye’de sanata ve sanatçıya değer veren ve bu işi hakkıyla yapan prestijli festivaller var. Filmlerimizi seyirciye ulaştırmak için ciddi çabalar sarf ediyorlar. Davetleri vesilesiyle sektör profesyonelleri ve diğer yönetmen arkadaşlarla tanışma olanağı buluyoruz. Bu tanışıklıklar yeni işbirliklerine vesile oluyor. Verilen ödüller bizleri ve eserlerimizi görünür kılıyor. Diğer tarafta size ve emeğinize hiç saygısı olmayan festivaller de var. Deneyimleyerek öğreniyoruz. Diğer yönetmen arkadaşlarımla filmlerimizi göndermediğimiz festivaller oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…</strong></p>
<p>Son yıllarda belgesel çalışmalarına ağırlık verdim. Yakın zamanda yurtiçi ve yurtdışı ayağı olan bir belgesel serisinin çekimlerine başlayacağım. Şuan hazırlıklarını sürdürüyorum ve tamamen bu konuya odaklanmış durumdayım. Uzun zamandır senaryosu üzerine çalıştığım ve beni çok etkileyen uzun metrajlı bir film projem var. Önümüzdeki yıllarda hayata geçirmeyi planlıyorum. Sinema izleyiciyle buluşmak ve büyük kitleler tarafından izlenmek en büyük hedefim diyebilirim. Bunun dışında seyahat etmek ve dağ tırmanışı yapmak gibi planlarım da var.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/01/08/batuhan-kurt-belgesel-insanogluna-ozunu-hatirlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Esra Yıldırım: Teknoloji sebebiyle her şeyi çok çabuk tüketiyoruz!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/12/03/esra-yildirim-teknoloji-sebebiyle-her-seyi-cok-cabuk-tuketiyoruz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/12/03/esra-yildirim-teknoloji-sebebiyle-her-seyi-cok-cabuk-tuketiyoruz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Dec 2018 07:06:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Çalıkuşu]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11360</guid>

					<description><![CDATA[Yıllardır jüri üyesi olarak yer aldığım ve benim için diğer tüm festivallerden ayrı bir yeri olan Selçuk Üniversitesi Kısa-ca Film Festivali&#8217;nin açılış töreninde izlediğim bir belgesel beni kalbimden vurdu. Hayatı boyunca üç kez Atatürk&#8217;ü görme şansına erişmiş Cumhuriyet’in ilk kadın öğretmenlerinden Hasibe Sabiha Özar&#8217;ı anlatan belgesel neredeyse tüm salonu gözyaşlarına boğdu. Üstelik sadece içeriği değil [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır jüri üyesi olarak yer aldığım ve benim için diğer tüm festivallerden ayrı bir yeri olan Selçuk Üniversitesi Kısa-ca Film Festivali&#8217;nin açılış töreninde izlediğim bir belgesel beni kalbimden vurdu. Hayatı boyunca üç kez Atatürk&#8217;ü görme şansına erişmiş Cumhuriyet’in ilk kadın öğretmenlerinden Hasibe Sabiha Özar&#8217;ı anlatan belgesel neredeyse tüm salonu gözyaşlarına boğdu. Üstelik sadece içeriği değil kısa belgesel nasıl olmalıdır sorusuna verdiği muazzam cevapla da takdirleri kazandı. Filmin yönetmeni Esra Yıldırım bu kez köşemin konuğu&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11363" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1.jpg" alt="" width="709" height="992" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1.jpg 709w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1-214x300.jpg 214w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1-696x974.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1-300x420.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 709px) 100vw, 709px" /></a></p>
<p>Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?</p>
<p>1 Eylül 1995 tarihinde İzmir’in Kahramanlar semtinde dünyaya geldim. Babam esnaf, annem ise ev hanımı. Ben evin en küçüğüyüm iki tane abim var. 12 yıl aradan sonra doğduğum için biraz nazlı büyüdüm. İlkokul ve ortaokul bittikten sonra liseyi Alsancak’ta Cumhuriyet Nevvar Salih İşgören Anadolu Meslek Lisesi’nde okudum. Burada sanat ve tasarım dalı iç mekan tasarım bölümünü bitirdim. Yatay geçişle mimari restorasyon bölümüne geçiş yaptım. Kayıt için Milas’a gitmeme bir hafta kala gitmekten vazgeçtim. Araştırmayı çok seviyordum. Siyasi ve tarihi konular, günümüzde yaşadığımız olaylar hep ilgi alanımdı. Her konu hakkında bir fikrim vardı. Yoksa da mutlaka araştırır bir fikrim olurdu. Arkadaşlarım bana hep gazeteci olmamı söylüyorlardı. Bu yüzden iletişim fakültesine gitmeye karar verdim. Bir sene ara verdim sonra Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü için hazırlandım. Sektörün zorluğunu ve iş imkanlarının kısıtlı olduğunu biliyordum. Ama yine de bu bölümü okumak istedim. Çünkü bu bölümün bana iş imkanı dışında çok şey katacağını düşündüm. Tercih zamanı geldiğinde İstanbul’daki üniversiteleri kazanamadım. Ben de sadece Selçuk Üniversitesi’ni yazdım. Bunun sebebi ise araştırmalarım sonucu burada öğrenci uygulama alanlarının daha fazla olmasıydı. Ailemin Beyşehir’li olmasından dolayı belki de toprak çekmiştir bilemiyorum. Üniversite’ye geldikten sonra fakülte bünyesinde bulunan Kısa-ca Film Atölyesi’ne katıldım. 2. sınıfın ikinci dönemi ise ilk belgesel projem olan “Çalıkuşu” nun çalışmalarına başladım.</p>
<p>Senin için belgeselin tanımı nedir?</p>
<p>İlk göz ağrım… Çocukluğumda konusu hayvanlardan ibaretti. Şimdi ise yeryüzündeki her şeyin belgeselinin çekilebileceğine inanıyorum. Çünkü canlı, cansız her varlığın bir var oluş sebebi var. Bir çöpün bile belgeseli çekilebilir bence. Etkileyici olur olmaz bu tartışılır. O da yönetmenin konuyu işleme yeteneğiyle alakalı bir durum. Ben kendimi belgesel türüne daha yakın görüyorum. Sebebi ise gerçekle iç içe olması. Elbette ki içinde ufak tefek kurmacalarda barındırdığı oluyor. Ama yine de gerçeğe yakın olması benim bu türde daha verimli olmamı sağlıyor.</p>
<p>Biraz Çalıkuşu&#8217;ndan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</p>
<p>Üniversite ikinci sınıftaydım, artık bir proje yapmam gerektiğini düşünüyordum. Biz belgeselcilerin en büyük ilham kaynağı gazete haberleridir. Oradaki hikayeler bizim yol göstericilerimizdir. Bir gün atölyede yerel haberlere göz gezdirirken Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerinden Sabiha Hanım’ın haberini gördüm. İzmir Buca Belediye Başkanı Levent Piriştina kendisini ziyarete gitmiş. Sabiha Hanım Atatürk’ü üç defa görmüş, ilk görüşü 6 yaşında Konya Tren Garı’nda. Orada Atatürk ile beraber fotoğrafı var. Atatürk kendisine büyüyünce öğretmen olmasını söylüyor ve onun isteği üzerine Sabiha Hanım’da öğretmen oluyor. Atatürk’ü küçük yaşta kaybettiği babasının yerine koymuş. 101 yıllık bir yaşam öyküsü. O kadar etkilendim ki o an. Danışmanım Öğr. Gör. Dr. Mehmet Sefa Doğru’ya haberi gösterdim. Onun onayını aldıktan sonra Sabiha Hanım’a ulaşmak için kolları sıvadım. Oğlu Ersun Özar ile iletişim kurdum. Birkaç gün sonra otobüse atlayıp İzmir’e tanışmaya gittim. Beni çok güzel karşıladılar. Sabiha Hanım o zaman 101 yaşındaydı. Bütün hayatını hiçbir hafıza problemi olmadan tek tek anlattı. Gerçekten çok şaşırmıştım. O kadar zor bir hayat yaşamış ki buna rağmen yaşama ve okuma sevincini hiç kaybetmemiş. Değerlerinden ödün vermeyen tam bir Cumhuriyet kadını vardı karşımda. Bu tanışmadan sonra projeyi tam anlamıyla yapmaya karar verdim. Projeyi çekip bitirmem 2 yılı buldu. Bunun sebebi de yeterli ödeneğin olmamasıydı. Bu süreçte bağlantıyı hiç koparmadım. Bu proje bana o kadar şey kattı ki… Sabiha Hanım ile tanışmış olmak benim hayata bambaşka bir pencereden bakmamı sağladı. Bunun dışında projeyi çekmek için verdiğim çaba da bana çok şey öğretti. Bu proje sayesinde çok tecrübe kazandım. İlk projem olduğu halde büyük bir sorumluluğun altına girdim. Daha iyi olabilirdi belki ama yine de elimden gelenin en iyisini yaptığıma inanıyorum. Bu süreçte yanımda olan hocalarımın, arkadaşlarımın ve tabi ailemin de emeği büyük.</p>
<p>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</p>
<p>Gelişen teknoloji sayesinde cebimizdeki telefonlarla bile film çekebilir hale geldik. Bu tabi ki de güzel bir şey. Pratiklik, kalite, film çekim sürelerinin kısalması vs. bunlar teknolojinin büyük katkıları. En başta iş gücünü azalttı, üretimi arttırdı. Ama bir yandan da düşünüyorum eski zamanları. Teknoloji bu kadar gelişmiş değildi ve yine filmler çekiliyordu, daha çok emek harcanıyordu. Ben eski filmlerden nedense daha çok zevk alıyorum. Teknolojinin gelişmesi birçok şey kattı elbette ancak yapılan işleri basitleştirdi. Ayrıca siz yaptığınız işin döneminde en yeni teknolojiyi kullanarak projeler üretiyorsunuz, çok değil 1-2 yıl sonra bile o teknolojik aygıtlar tarihe karışmış oluyor ve yenileri geliyor. Teknoloji sebebiyle her şeyi çok çabuk tükettiğimizi düşünüyorum.</p>
<p>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</p>
<p>Geçmişten günümüze çok değerli yönetmenlerimiz var. Hepsinin kıyısından köşesinden mutlaka örnek alacağımız bir şeyi olduğunu düşünüyorum. Sinemasını sevdiğim yönetmen olarak ise Yılmaz Güney’in yeri ve sineması bende hep ayrıdır. O kendi döneminin en etkili sesi oldu bence. Ve bu sesi filmleriyle çıkardı. Hala da etkisinin sürdüğünü düşünüyorum. Onun dışında günümüz yönetmenlerinden Onur Ünlü, Yeşim Ustaoğlu‘nu beğeniyorum ve takip ediyorum. Yabancı yönetmen olarak ise ben korku, gerilim tarzı filmleri izlemeyi pek sevmem ama Tarantino’nun sinemasına hayranım.</p>
<p>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</p>
<p>Gün geçtikçe Türkiye’deki festivallerin sayısı artıyor. Artık şehir festivalleri dışında ilçeler bile kendi festivallerini yapmaya başladı. Onlarda kendilerini kısa film festivalleri aracılığıyla duyuruyor. Bu festivallerin büyük bir çoğunluğu da kısa film üzerine yapılıyor. Bu tabii ki mutluluk verici ve motive edici bir şey. Festivallerin var olması sizi sürekli bir şeyler üretmek için teşvik ediyor. Bu zamana kadar katıldığım festivallerde öğrenci olmama rağmen çok güzel karşılandım ve ağırlandım. İlla ki pürüzler oluyor ama pire içinde yorgan yakmamak lazım. Buradan da sizin aracılığınızla bir kez daha teşekkür etmiş olayım.</p>
<p>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…</p>
<p>Post production alanında ilerlemek istiyorum. Maalesef kamera ile aram bilgisayar kadar iyi değil. Bu yüzdende yeteneğim doğrultusunda ilerlemek benim için daha doğru olacak. Sektörde kendimi göremiyorum ama asla olmazda demiyorum. Sadece şuan kendimi sektöre girecek kadar donanımlı bulmuyorum. Okulumu bitirdikten sonra öncelik olarak yüksek lisans yapmayı düşünüyorum. Bu süreçte de proje üretmeye devam tabi. Şimdilik planlarım bu yönde. Daha ilerisini ise zaman gösterecek…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/12/03/esra-yildirim-teknoloji-sebebiyle-her-seyi-cok-cabuk-tuketiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aycan Karadağ ve İbrahim Kucuş: Toplumun yaralarını anlatan eserler vermek istiyoruz!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/10/25/aycan-karadag-ve-ibrahim-kucus-toplumun-yaralarini-anlatan-eserler-vermek-istiyoruz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/10/25/aycan-karadag-ve-ibrahim-kucus-toplumun-yaralarini-anlatan-eserler-vermek-istiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Oct 2018 07:31:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Aycan Karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazlar Sönsün]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Kucuş]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10983</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl 4.sü düzenlenen Marmaris Kısa Film Festivali&#8217;nde Halk Jürisi Özel Ödülü&#8217;nü kazanan &#8220;Beyazlar Sönsün&#8221; adlı belgeselleriyle takdir toplayan bu ay sorularımı yanıtladı. İyi okumalar&#8230; Öncelikle biraz kendinizden bahseder misin? Aycan KARADAĞ: Ben Aycan Karadağ, 24 yaşındayım. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde Radyo ve Televizyon bölümünden mezun oldum. 2-3 uzun metraj set deneyimin ardından işler iyi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl 4.sü düzenlenen Marmaris Kısa Film Festivali&#8217;nde Halk Jürisi Özel Ödülü&#8217;nü kazanan &#8220;Beyazlar Sönsün&#8221; adlı belgeselleriyle takdir toplayan bu ay sorularımı yanıtladı. İyi okumalar&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10985" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-710x1024.jpeg" alt="" width="696" height="1004" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-710x1024.jpeg 710w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-208x300.jpeg 208w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-768x1107.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-696x1003.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-1068x1539.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-291x420.jpeg 291w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ.jpeg 1110w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Öncelikle biraz kendinizden bahseder misin?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Ben Aycan Karadağ, 24 yaşındayım. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde Radyo ve Televizyon bölümünden mezun oldum. 2-3 uzun metraj set deneyimin ardından işler iyi gitmedi. Ailemin yanına Zonguldak’a gittim. Burada ‘Kaset’ dergi adında bir edebiyat dergisi çıkardım. Derken yerelde, ‘Halkın Sesi’ gazetesi ile tanıştım. Gazetede çalışmak hiç istemediğim bir işti ama biraz para kazanmam lazımdı. Önce kültür-sanat muhabiri olarak başladım. Ardından politika muhabiri oldum. Patronum Mustafa Özdemir sayesinden gazeteciliği de çok sevdim. Bu iş öncelikle vicdan işi&#8230; Birilerin sesi olmak, haksızlığı ortaya çıkarmak ve bunun karşılığını görmek inanılmaz bir duygu. Zonguldak’ta geçirdiğim bir yılın sonunda artık başka bir kente gitmem gerektiğini düşündüm. Tabii bunda akıl hocalarım Hasan Bostancı ve Nazmi Özden’in de payları çok fazla. Bir buçuk senedir de İzmir’de yaşıyorum. Burada Gerçek Haberci’de Haber Müdürlüğü yapıyorum. Ayrıca BirGün Gazetesi için çalışıyorum.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Ben İbrahim Kucuş, 31 yaşındayım. Öğretmenlik yapıyorum, edebiyat öğretmeniyim. Aslında yaptığım işi sinemadan çok bağımsız düşünmüyorum. Tüm zamanım sanatla geçiyor diyebilirim. İki alan birbirini inanılmaz destekliyor. Bu uğraşların dışında çok mutlu bir yapım yok diyebilirim çünkü mutsuz olacak birçok örnekle karşı karşıyayım. Sabah 5&#8217;te kalkıp hayvanlara bakıp okula gelen öğrencilerim var, abisinin ayakkabısı, babasının kemeri&#8230; Yok çünkü&#8230; Bu durumda mutlu olabilmek abes geliyor zaten, olamıyorum da&#8230; Sanatla ilgilenirken de ekrana yansıtmak istediklerimi bu gerçeklerden bağımsız düşünemiyorum.</p>
<p><strong>Senin için kısa filmin tanımı nedir?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Ben sinemayı kısa film ya da uzun film diye kategorize etmeyi doğru bulmuyorum. Filmin kısası uzunu olmaz. Bir fikrin vardır. Onu nasıl yansıtmak istiyorsan öyle yansıtırsın. Bizim gibi fakirler ise, kısa yolu seçerler. Çünkü sinema çok maliyetli bir iş. Kısa yolu seçmenin de farklı güzellikleri ve zorlukları vardır. Örneğin, farklı bir anlatım dili bulmak zorundasın. Öyle konuyu uzatayım, ayrıntılardan genele geleyim diyemezsin. Filmin hızlı bir ritmi olmak zorunda. Kurgu da rahatlık sağlar sana. Farklı alengirli olayları daha rahat yapabilirsin.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Kısa film mevcut piyasaya göre biraz daha özgür bir alan. Niceliği çok dert etmemesi, bütçe anlamında daha mütevazi olması sinemayla ilgilenen gönüllüler için bir alan açıyor. Aynı zamanda bir eğitimci olduğum için farklı alışkanlıklar yerine öğrencilerime kısa film çekmelerini rahatlıkla önerebiliyorum. Çünkü imkanları doğrultusunda ulaşabilecekleri bir alan, bu anlamda da değerli.</p>
<p><strong>Biraz &#8220;Beyazlar Sönsün&#8221;den ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Beyazlar Sönsün, bizim uzun zamandır çekmek istediğimiz bir filmdi. Ben üniversitedeyken İbrahim ağabeyim bana böyle bir fikirle geldi. Ben daha önce hiç pavyona gitmemiştim. Gidenlerden duyduğum, internette gördüğüm ya da film, dizi ve kitaplarda uyarlamaları gördüm ve okudum. Doğal olarak İlgimi çekti. Oranın arka penceresini görmek&#8230; İnsanların hikâyeleri dinlemek&#8230; Ben de kabul ettim. Derken biz 3 yıl bunu çekemedik. Fırsatımız olmadı. Bu arada sürekli üstünde çalıştık. Özellikle de İbrahim Ağabey&#8230; Derken bir gece İbrahim ağabeyi aradım. Artık şu işi çekelim. Konuşmanın ertesi haftası, kendimizi Ankara Ulus’ta bulduk. İnanılmaz keyifli ve de çok zor bir çekim süreci geçirdik. Paramız yok, ortam çok sıkıntılı, çekim imkânlarımız kısıtlı. Dış çekimde, kafamıza silah dayayan bile oldu. Pavyonun fedaileri kurtardı bizi. Kurgu aşaması ise bizi baya bir zorladı. Konu çok zengin ve bu konunun çizgilerini koymak durumundaydık. Yoksa film 10 saate çıkıyordu. Çekim sırasında teknik sıkıntı yaşamamız, bizi montajda epey zorladı. Derken bu süreç bir yılı buldu. Belgeselimizde ise; pavyonun günlük işleyişi, müşterilerin neden oraya geldiği, pavyonun sosyolojik tespitini yapmaya çalıştık. Ayrıca pavyonda çalışanların hayat hikâyeleri ile de yapımı destekledik. Özellikle mizah ve dramı harmanladık. Bu bizim kişiliğimizde de olan bir şey. İkisinin dengesini iyi kurmaya çalıştık.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Beyazlar Sönsün şimdiye kadar herkesin önünden geçerken merak ettiği, gidenlerin üçüncü kişili anlatımlarla hep bir arkadaş üzerinden bahsettiği pavyon ve pavyon çalışanlarını anlatır. Şimdiye kadar Türk Filmlerinde çokça bahsedildi bu konudan ama hep bir pavyona düşürülme hikayesiyle anlatıldı. Bu gerçekten böyle mi diye çıktık yola. Ön hazırlık 2 yıl, çekim ve kurgu aşaması 1 yıl sürdü. Ankara Ulus’ta bir pavyonun gün içerisinde nasıl işlediği ve bu işleyişin içindeki çalışanından müşterisine kişilerin sosyolojik ve psikolojik durumlarını ele almaya çalıştık. Çalışmayla Palmiye eğlence merkezinde günlük işleyişin nasıl olduğunu anlatıp, burada çalışanların görev tanımını yapmaya çalıştık. Burada çalışanların bu sektöre başlama hikâyeleri ile bu sektörde neden çalıştıklarını, yapılan işin tam olarak ne olduğunu, bu işin toplumun ne tür eksiklerinden doğduğunu, müşterilerin burayı tercih etme nedenlerini inceledik. Bu tercihlerin birey hayatındaki yansımalarını anlattık.</p>
<p><strong>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Teknoloji ilerledikçe sinema da teknik de değişiyor. Elimizdeki telefonlarla uzun metraj film çekilmeye başlandı. Teknoloji, işlerimizi daha kolaylaştırmak için yapılan şeylerdir. Bu da iyi mi kötü mü bilemiyorum? Evet, teknik anlamda birçok kolaylık sağlarken içerik anlamında o kadar da iyi bir gelişme sergilemiyor. Teknolojinin gelişmesi, insanı tembelleştiriyor ve yaratıcılığını öldürdüğünü gözlemleniyorum. Zor ulaşılan her şey daha keyifli.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Teknoloji kolaylaştırır ama bir taraftan da yaratıcılığı yok edebilir…</p>
<p><strong>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Onur Ünlü ve Tolga Karaçelik en sevdiğim ve örnek aldığım yönetmenler. Umarım bir gün onlarla çalışma fırsatı yakalarım. Buradan da sosyal mesajımı da vereyim. Yılmaz Güney ise bizim baş tacımızdır. Yabancı yönetmenlerden beğendim ise; Andrey Tarkovski, David Fincher, Martin Scorsese ve Sergio Leone.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Yılmaz Güney, başköşede durur benim için her zaman. Ardından Metin Erksan’ın da çok başarılı bir yönetmen olduğunu düşünüyorum. Son dönem bir Zeki Demirkubuz hayranlığım var. Yabancı sinemada da Sergio Leone ve Ken Loach u çok beğeniyorum.</p>
<p><strong>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Kendi imkânlarıyla sinemayla uğraşanlar için önemli bir alan. Daha fazla festival olmalı. Ben değerlendirme ve şartlarla ilgili bazı sorunlar olduğunu düşünüyorum. Değerlendirmelerin kıstasları daha eşit ve dengeli olmalı.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Film festivallerinin varlığı çok anlamlı. Bu işe gönül verenleri teşvik ediyor yalnız bir standarttı olmalı diye düşünüyorum. Mesela teknik olarak bir festivale gönderdiğimiz filmi diğerine gönderemiyoruz. Bunu Beyazlar Sönsün&#8217;de yaşadık, kimi festivaller belgeselde 30 dakika üst sınır koyarken kimisi 20 dakika koyuyor&#8230;</p>
<p><strong>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Yerel seçim var. Bir muhabir olarak benim için zorlu bir süreç gelecek. İşin şakası tabii. Sinema hayatımda hep var olacak. Profesyonel bir şekilde olmasını isterim ama ne olur bilemem. İbrahim ağabeyimle beraber kafamızda birçok proje var. Onları hayata geçirmek istiyoruz.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Gelecekle ilgili, toplumun yaralarını anlatan eserler vermek istiyoruz. Bunu yapmadıktan sonra sanatın çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum, bu benim bakış açım tabi&#8230; Haliyle bu doğrultuda önümüzdeki günlerde başlayacağımız projelerimiz var, bakalım neler olacak hep birlikte göreceğiz.</p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/10/25/aycan-karadag-ve-ibrahim-kucus-toplumun-yaralarini-anlatan-eserler-vermek-istiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eren Bektaş: Kısa film yönetmenler için bir çıkış yolu!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/09/21/eren-bektas-kisa-film-yonetmenler-icin-bir-cikis-yolu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/09/21/eren-bektas-kisa-film-yonetmenler-icin-bir-cikis-yolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Sep 2018 08:34:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Eren Bektaş]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Müsahip]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10376</guid>

					<description><![CDATA[Bu ay konuğum, Müsahip filminin yönetmeni Eren Bektaş… İşte eğitimi dışında hem teorik olarak hem de teknik olarak kendimi sinema alanında geliştiren yönetmenin cevapları. Öncelikle biraz kendinden bahseder misin? 94 yılında Ankara’da doğdum. 2014 yılında Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde sinema eğitimime başladım, şu an aynı bölümde yüksek lisans yapıyorum. Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ay konuğum, Müsahip filminin yönetmeni Eren Bektaş… İşte eğitimi dışında hem teorik olarak hem de teknik olarak kendimi sinema alanında geliştiren yönetmenin cevapları.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Müsahip-Afiş.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10379" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Müsahip-Afiş-731x1024.jpg" alt="" width="696" height="975" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Müsahip-Afiş-731x1024.jpg 731w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Müsahip-Afiş-214x300.jpg 214w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Müsahip-Afiş-768x1075.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Müsahip-Afiş-696x974.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Müsahip-Afiş-1068x1495.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Müsahip-Afiş-300x420.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Müsahip-Afiş.jpg 1800w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?</p>
<p>94 yılında Ankara’da doğdum. 2014 yılında Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde sinema eğitimime başladım, şu an aynı bölümde yüksek lisans yapıyorum. Bu eğitimlerim dışında da hem teorik olarak hem de teknik olarak kendimi sinema alanında daha çok geliştirmek için çalışıyorum.</p>
<p>Senin için kısa filmin tanımı nedir?</p>
<p>Kısa filmi ucuz olmayan bir sektörde derdini, sözünü ve cümlelerini söylemek isteyen yönetmenler için bir çıkış yolu olarak görüyorum. Kısa Film hakkında çok farklı yorumlar da yapılabilir ama bence bunların en yalın ve sade hali bu.</p>
<p>Biraz Müsahip&#8217;den ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</p>
<p>Müsâhiplik Alevi Bektaşi geleneğinde daha önce birbirine ikrar vermiş olan iki kişinin eşleri ve çocukları ile beraber öncüleri olan kişinin gösterdiği yolda, dedenin ve cem topluluğunun önünde, Hakk’a yürüyünceye kadar kardeş kalacaklarına, birbirlerini koruyup kollayacaklarına, birlik ve beraberlik içinde yaşayacaklarına dair söz vermeleri biçiminde gerçekleştirilen manevi kardeşliktir. Müsâhip kardeşi olacak kişilerin her şeyleri birbirine eşittir, cem sırasında giyilen kıyafetlerin boyları, yaşları ve yaşam koşulları dâhil bütün her şey aynı ölçüde ve bütünlükte olmalıdır, kesilen müsâhip kurbanı da bu sebepten bütün olarak pişirilip kalan kemikleri ve postu ayak basılmayacak bir yere gömülmektedir. Müsâhip adlı belgesel de bu geleneğin oluş ritüelini anlatmaktadır.</p>
<p>Müsahip’i çekme sebebine gelirsek hem toplumsal ön yargıları biraz kırmak hem de kaybolan önemli bir geleneği hatırlatmak istedik. Görüyorum ve duyuyorum ki bunu biraz başarabilmişiz.</p>
<p>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</p>
<p>Teknolojinin hiç şüphesiz ki en çok etkili olduğu sanat dalı sinema, bu etki maalesef ki olumlu ve olumsuz durumlar doğurmakta. Gelişen kamera, ses ve post-production teknolojisi üretilen filmlerin kalitesi artırmakta iken aynı zamanda yeterli gelişimi sağlamayan filmlerinde üretilmesine sebep olmakta. Bu durum ise üretilen filmler arasında uçurumlar oluşmasına sebep oluyor. Farklı bir durum ise üretmek istediği iyi filmlere destek bulamayan yönetmenlerin çektikleri kısa filmlerin büyük bütçeler ile üretilen kısa filmler karşısında duramamasına ve göz ardı edilmesine sebep oluyor.</p>
<p>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</p>
<p>Örnek aldığım değil ancak izlerken keyif aldığım birçok yönetmen mevcut bunların başında Nuri Bilge Ceylan , Reha Erdem, Ümit Ünal geliyor. Bu durum yabancı yönetmenler için de geçerli ancak orada çok sıkı olarak takip ettiğim yönetmenlerden ziyade iyi bulduğum filmleri takip etmeyi tercih ediyorum.</p>
<p>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</p>
<p>Türkiye’de birçok festivalin kendilerini var eden kısa film yönetmenlerine gerekli önemi vermediğini düşünüyorum. Festivaller, kısa film yönetmenlerinin filmlerini izleyiciyle buluşturmak için ellerinde olan tek platform neredeyse ancak maalesef ki bu anlamda tam olarak desteklenemiyorlar.</p>
<p>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…</p>
<p>Master eğitime devam ederken film üretmeye de devam etmek istiyorum. Eğitim yoğunluğum müsaade ettiği sürece farklı arkadaşlarımın projelerin de bulunmayı amaçlıyorum ancak şu an bir an önce yapmak istediğim en önemli şey master dönemimde iken bir film üretmek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/09/21/eren-bektas-kisa-film-yonetmenler-icin-bir-cikis-yolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nuri Cihan Özdoğan: Kısa film, bir cümledir!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/08/04/nuri-cihan-ozdogan-kisa-film-bir-cumledir/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/08/04/nuri-cihan-ozdogan-kisa-film-bir-cumledir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Aug 2018 09:18:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Cihan Özdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sirayet]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=9565</guid>

					<description><![CDATA[Yine son dönemlerin ödül rekortmeni kısa filmlerinden biri olan Sirayet&#8217;in yönetmeni Nuri Cihan Özdoğan bu ay konuğum. İyi okumalar&#8230; Öncelikle biraz kendinden bahseder misin? 1990 Kadirli doğumluyum, 1996 yılından beri Adana’da yaşıyorum. Makine Mühendisiyim. Mühendis olarak çalışma hayatım devam ediyor. Mühendislik alanında sürdürmekte olduğum yüksek lisans eğitimime bu yaz itibari ile son verip kendimi akademik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yine son dönemlerin ödül rekortmeni kısa filmlerinden biri olan Sirayet&#8217;in yönetmeni Nuri Cihan Özdoğan bu ay konuğum. İyi okumalar&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/SIRAYET-2017-KAMERA-ARKASI-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9567" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/SIRAYET-2017-KAMERA-ARKASI-1.jpg" alt="" width="1020" height="674" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/SIRAYET-2017-KAMERA-ARKASI-1.jpg 1020w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/SIRAYET-2017-KAMERA-ARKASI-1-300x198.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/SIRAYET-2017-KAMERA-ARKASI-1-768x507.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/SIRAYET-2017-KAMERA-ARKASI-1-696x460.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/08/SIRAYET-2017-KAMERA-ARKASI-1-636x420.jpg 636w" sizes="auto, (max-width: 1020px) 100vw, 1020px" /></a></p>
<p>Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?</p>
<p>1990 Kadirli doğumluyum, 1996 yılından beri Adana’da yaşıyorum. Makine Mühendisiyim. Mühendis olarak çalışma hayatım devam ediyor. Mühendislik alanında sürdürmekte olduğum yüksek lisans eğitimime bu yaz itibari ile son verip kendimi akademik anlamda da sinema üzerine beslemeye karar verdim. Ortaokul yıllarımdan beri hiçbir yerde yayınlamadığım hikâyeler yazarım. Bu hikâyeleri, sinema sanatı (şimdilik kısa filmlerim) aracılığı ile insanlarla paylaşmanın mutluluğunu ve heyecanını yaşıyorum.</p>
<p>Senin için kısa filmin tanımı nedir?</p>
<p>Kısa film, bir cümledir bence. Bu cümle bir önerme de olabilir bir soru cümlesi de olabilir. Filmlerimiz aracılığı ile insanlara ya da kendi kendimize yönelttiğimiz o cümle, filmi üretmemiz konusunda vazgeçmememizi sağlayan en önemli motivasyon kaynağımızdır. Kısa filmin en güzel yanı da bu cümleyi sunarken tek sansür olgusunun yönetmenin kendisinin olmasıdır.</p>
<p>Biraz Sirayet&#8217;ten ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</p>
<p>Sinema sanatının izleyiciye bilgi vermektense bir soru işareti armağan etmesi gerektiği düşüncesindeyim. Filmlerimi üretirken kendime sorduğum sorulardan yola çıkmaya çalışıyorum. Uzun zamandır kendime sorduğum ve izleyicinin aklında oluşturmayı amaçladığım “Gerçek kör kim, kendilerine söylenenlere masum bir şekilde inanlar mı yoksa kendi çıkarları doğrultusunda kör taklidi yapanlar mı?” sorusu, Sirayet filmimizin oluşumunda bana motivasyon kaynağı olan soru cümlesidir. İzleyicinin filmin açılışında konumlandırıldığı yer (görme engelli işçilerle tek sıraya girmiş bir şekilde fabrikanın içine gireriz) ve filmin sonunda bazı gerçekleri öğrendiği ayna, izleyicinin toplumsal körleşmenin bir parçası olduğu gerçeği ile yüzleşmesini sağlamak için kullandığım yöntemlerdir. Toplumsal körleşmeyi ve bu körleşmeden çıkar sağlayanları incelediğimiz filmimizde görme engelli bir grup işçinin çalıştırıldığı bir kaçakçılık olayı anlatılmaktadır. Filmi daha ilgi çekici ve gerçekçi hale getirme düşüncesinden yola çıkarak kaçakçılık olayını içinde bulunduğumuz coğrafyanın yakın geçmişinden beslenerek Irak Savaşı ve Saddam’ın altınları ile ilişkilendirdim. Görme engelli işçilerin arasında görme engelli taklidi yaparak tüm olan bitene tanık olan birinin bulunması ile izleyiciyi filmde tutacak gerilimi sağlamayı hedefledim.</p>
<p>Çekimlerini Adana’da gerçekleştirdiğimiz filmimizin setinde hem kamera önünde hem kamera arkasında profesyonellerle amatörlerin çok güzel bir şekilde harmanlandığı bir ortam vardı. Şanslı bir yönetmen olarak çok güzel bir ekiple çalıştığımızın altını çizmeliyim. Kamera önünde Kemal Burak Alper ve Engin Yüksel gibi oyuncularla çalışmanın lüksünü yaşadım resmen. Tamamen kişisel bir meseleden yola çıkarak ürettiğimiz filmimiz şu ana kadar yirmi beş farklı ülkede, elliden fazla film festivalinde seyirci ile buluştu ve çeşitli ödüller kazandı. Filmimizin festival yolculuğu devam etmektedir.</p>
<p>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</p>
<p>Hızla gelişen dijital teknoloji sonucu film üretiminin ucuzlaması, hız kazanması ve üretilen filmlerin izleyici ile buluşmasının kolaylaşması açısından ben çok olumlu buluyorum. Film üretme aşamasında, film selüloidi harcama endişemiz olmadığı için fazlaca tekrar alma veya varyasyon çekimlerinde daha cesur davranma olanağı buluyoruz ve en büyük rakibimiz zamana karşı dijital teknoloji sayesinde çok önemli bir avantaja sahip oluyoruz. Dijital teknoloji sayesinde evimizde orta halli bir bilgisayarda kurgu yapmak mümkün hale geldi. Film üretiminin en önemli noktalarından biri de filmimizi izleyiciye ulaştırabilmektir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki festivallere ulaşabilmenin veya filmimizi insanlara ulaştırabilmenin de gelişen teknoloji ile mümkün olduğunu unutmamamız gerekir. Bunların yanı sıra film üretimine dair bilgi edinme açısından da teknolojiyi kullanmak mümkün. Şüphesiz ki dijital teknolojinin yaygınlaşması ile film üretiminin ucuzlaması, sinema üzerine okuma yapmamış, sinema kuramı nedir, psikoloji nedir bilmeyen kişilerin film denemelerine imkân vermektedir. Ben bu denemeleri de olumlu buluyorum çünkü ürettikleri şeyin bir film değil bir video olduğunu görenlerden bir kısmı, eleştirilere veya kendilerine tahammülü olmadığı için vazgeçecekler, bir kısmı ise film üretmek için bazı manevi donanımlara sahip olmak gerektiğini keşfedecek ve film üretmenin bir yolunu bulacaklardır. Muhtemelen bu durumdan en çok muzdarip olanlar film festivallerindeki ön jürilerdir çünkü iyi kısa filmleri seçebilmek için birçok kısa video veya kısa film denemesi izlemek zorunda kaldıklarını tahmin etmek zor değil. Tabi işin teknik boyutlarının yanı sıra sinema sanatının da diğer sanatlarda olduğu gibi asıl hedefinin insanların duygularına dokunmak olduğunu asla unutmamamız gerekiyor. Film üretebilmenin asıl tılsımının; insanı ve hayatın mizah anlayışını anlama çabasında saklı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</p>
<p>Yerli yönetmenlerden Alper Çağlar’ın vizyonunun ülke sinemamız açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yavuz Turgul nadir film üretiyor olsa da her filmini heyecanla beklediğim yönetmenlerden. Tabii Metin Erksan’ın yeri ise bambaşka. Dünya sinemasında ise Martin Scorsese ve Jacques Audiard, sinemalarını sevdiğim yönetmenler. Fakat sinemasının bana ilham olduğu tek yönetmen var; Asghar Farhadi. Sinema sanatının tüm güzelliğini ve büyüsünü incelikleriyle ustaca kullanarak filmleri aracılığı ile izleyicisiyle resmen diyalog kuruyor olması, filmlerinin hayatımıza armağan ettiği soru işaretleri bence onu eşsiz bir yönetmen kılıyor.</p>
<p>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</p>
<p>Son yıllarda kısa film festivallerinde hem sayı bakımından hem kalite bakımından ciddi bir yükseliş göze çarpmakta. Şu an herkesin kısa film sisteminin oturması için bir arayışta ve iyi niyetli bir çaba içerisinde olduğunu görüyoruz. En çok mutlu olduğum nokta ise festivali düzenleyen kişi veya kuruluşların biz kısa filmcilerle iletişime açık olmaları ve beklentilerimizi sormalarıdır. Festivallerde kısa film yapım destek plâtformlarının çoğalıyor olması da bu iyi niyetli çabanın somut bir göstergesidir. Festivallerin yanı sıra ülkemizde çok kaliteli kısa filmlerin üretildiğine ve kısa filme yatırımın arttığına tanık olmak da ülke sinemamız açısından oldukça umut verici.</p>
<p>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…</p>
<p>Öncelikle üzerine titizlikle çalıştığım ilk uzun metraj sinema filmi projemi hayata geçirmek için ön çalışmalarımı sürdürüyorum. Şartlar yeterince olgunlaştığında filmimizin çekimlerine başlamayı hedefliyorum. Filmimizin ön hazırlıkları devam ederken çevremde kısa film üretmek isteyen kişilerin inandığım senaryolarına yapımcılık yapmaktayım. Yeteneklerine göre sinemanın çeşitli alanlarında kendilerini geliştirmeleri konusunda yol gösterdiğim kişilerle birlikte kaliteli filmler üreten bir topluluk haline gelmeyi hedefliyorum. Benim de aktif olarak içinde bulunduğum, Adana’da sinema alt yapısını kuvvetlendirmek amacıyla somut adımların atıldığı projeleri bir an önce hayata geçirmeye çalışıyoruz. Sadece kişisel film üretimim için değil ülkemizde daha kaliteli filmler üretilmesine zemin sağlayacak projelerin içerisinde yer almaktan mutluluk duyuyorum. Tüm bunların yanı sıra sadece sinema üzerine düşünebileceğim bir hayatın hayalini kurmaktayım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/08/04/nuri-cihan-ozdogan-kisa-film-bir-cumledir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Simay Yaykır : Festivallerde kısa filmlere gösterilen ilginin konuklara gösterilen ilgiden bile az!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/06/30/simay-yaykir-festivallerde-kisa-filmlere-gosterilen-ilginin-konuklara-gosterilen-ilgiden-bile-az/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/06/30/simay-yaykir-festivallerde-kisa-filmlere-gosterilen-ilginin-konuklara-gosterilen-ilgiden-bile-az/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 08:14:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Kazak]]></category>
		<category><![CDATA[Simay Yaykır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8859</guid>

					<description><![CDATA[Simay Yaykır, çektiği başarılı kısa filmlerle adından söz ettirdi. Son çalışması Kazak ise Cannes Film Festivali Short Corner&#8217;da gösterildi. Ardından Avrupa&#8217;nın birçok şehrine özel davetler aldı. Bakalım Simay kısa film üzerine neler söylüyor?  Öncelikle biraz kendinden bahseder misin? 1994 yılında Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde doğdum. Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Önlisans programından mezun olduktan sonra Selçuk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Simay Yaykır, çektiği başarılı kısa filmlerle adından söz ettirdi. Son çalışması Kazak ise Cannes Film Festivali Short Corner&#8217;da gösterildi. Ardından Avrupa&#8217;nın birçok şehrine özel davetler aldı. Bakalım Simay kısa film üzerine neler söylüyor?<strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Yönetmen-Foto-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8861" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Yönetmen-Foto-1.jpg" alt="" width="933" height="491" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Yönetmen-Foto-1.jpg 933w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Yönetmen-Foto-1-300x158.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Yönetmen-Foto-1-768x404.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Yönetmen-Foto-1-696x366.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/Yönetmen-Foto-1-798x420.jpg 798w" sizes="auto, (max-width: 933px) 100vw, 933px" /></a></p>
<p><strong>Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?</strong></p>
<p>1994 yılında Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde doğdum. Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Önlisans programından mezun olduktan sonra Selçuk Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde lisans eğitimime başladım ve bu sene mezun oldum. Sinema öğrenimime ve çalışmalarıma devam ederken aynı zamanda Uluslararası İlişkiler bölümünde yan dal eğitimimi tamamladım. Sinemaya ilgim çocukluğumda başladı. 9 yaşındayken bir sinema setini görmüş olmanın verdiği heyecanı yıllarca içimde saklı tuttum ve lise yıllarımdan itibaren kısa film ile ilgili çalışmalar yapmaya başladım. 2010 yılında, çektiğim ilk kısa film olan Mavi Bilye ile o yıl ilk kez gerçekleşen Kısa Kes film yarışmasında aldığımız ödülden sonra sinema hayali bende bir amaç olarak belirmeye başladı. O yıllardan beri hiç durmadan sinema ve kısa film alanında çalışmalar yapıyorum haliyle 8 yıldır bu işin içindeyim demek doğru olacaktır. O günlerden bu günlere genç yaşımda Ankara’da arkadaş grubumuzla çeşitli filmler çektik, reklam setlerinde çalıştım hatta Ankara’da sinema üzerine bir topluluk kurdum ve çeşitli etkinliklerde bulundum. Üniversite döneminde ise çalışmalarımı akademik boyuta taşıyarak daha profesyonel işler çıkarma gayretini sürdürdüm. Halen aynı kararlılıkla çalışmalarımı sürdürmekteyim.</p>
<p><strong>Senin için kısa filmin tanımı nedir?</strong></p>
<p>Kısa film benim için diyalektik bir süreci ifade eder. Bir başka açıdan bakıldığında sözün özüdür de diyebiliriz. Bana göre kısa film esas itibariyle içinde bir mesaj barındıran, bu mesajı en doğru ve en kısa yoldan veren, kavramsal kopuklukları bulunmayan, soyut görsel anlatım ve kısa sözelle desteklenen evrensel bir anlatım dilidir.</p>
<p><strong>Biraz Kazak&#8217;tan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p>Kazak, yapım aşaması yaklaşık 9 ay sürmüş bir tarihi dönem filmidir. Kazak, 1.Dünya Savaşı Kafkas cephesinde çatışan iki hasım askerin zorunlu etkileşimi sonrasında ortaya çıkan duygu durumları ve iç çatışmaları üzerinden duygu kırılmalarını ön plana çıkararak, en acımasız ve zor şartlarda dahi vicdani değerlerin ön plana çıkartılabileceğine yönelik evrensel bir mesaj vermeyi hedeflediğim bir yapımdır. Filmin çekim aşaması 1 hafta sürmüş, geri kalan sürede araştırma ve sanat bölümünü ifade eden kostüm, dekor ve filmin geçtiği mekân ile ilgili çalışmalarla sürdürülmüştür.</p>
<p>Filmi çekme nedenim aslında çocukluğumdan gelen bir süreçten kaynaklanmakta. Ben bir asker çocuğuyum ve bu çevrede büyüdüm. Bu doğrulta aslında savaşın gerçek tanıkları olan askerlerin, sivillerin sandığının aksine daha insancıl düşünce yapısına ve duygu durumlarına sahip olduğunu da gözledim. Bu mesleğin sert ve acımasız görev doğasına rağmen, insani değerlerin de unutulmadan yaşandığını ve aslında bu sürecin biz farkında olmasak da sürekli yaşanmakta olduğunu da bu çevreyi yakından tanımayan izleyiciye aktarmak yapım amacımın önceliklerini oluşturmuştur.</p>
<p>Kazak kısa filmi halen önemli uluslararası yurtdışı film festivallerinde yarışmaktadır. Öncelikle 2018 Cannes Film Festivali Short Film Corner’da yer aldı ve gösterime girdi. IMDB Resmi festivali olan Avrupa Sinematografi ödüllerinde “En İyi Avrupa Filmi” ödülüne layık görüldü. Halen İsviçre, Polonya, Romanya, Fas, İtalya ve Lübnan’da devam eden film festivallerinde finalist olarak yarışmaktadır. 2018 Cannes Film Festivaline katılımımdan sonra, başta İsviçre ve Fransa olmak üzere birçok ülkede yapılan diğer film festivallerinden de resmi katılım ve özel gösterim daveti alan Kazak kısa filmim bu festivallerde de yer almaktadır.<strong> </strong></p>
<p><strong>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</strong></p>
<p>Gelişen teknolojiyle birlikte prodüksiyon ekipmanlarının hafif, kullanışlı ve daha kolay ulaşılabilir olması ile dijital teknolojinin gelişmesi, çekim sürecini ve maliyetini nispeten azaltmış, bununla birlikte yapımcı çevresini genişletmiş ve kısa film üretiminde artış meydana getirmiştir. Bu durum hiç şüphesiz doğal bir gelişim sürecidir. Ancak, bu teknolojik imkân ve gelişmelerle birlikte, özellikle yapımcı çevrenin profesyonelliğin dışında genişlemesi, kısa film yapımlarında sanatsal ve kavramsal derinliğin azalmasına da yol açmaya başladığını gözlemliyorum.</p>
<p><strong>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler? </strong></p>
<p>Örnek aldığımdan ziyade, sinematografisi ve anlatım tarzını beğendiğim yabancı yönetmenler olarak Roman Polanski, Krzysztof Kieślowski ve Wes Anderson’ı sayabilirim. Türk yönetmenlerden Yavuz Turgul sinemasını sevdiğim ve bana göre Türk Sinemasına önemli katkı sunan değerli bir yönetmendir. Bunun dışında yapımlarını topyekûn bir bakışla değerlendirip karar verdiğim bir isim olmamakla birlikte, Zeki Demirkubuz’un ve Derviş Zaim’in ilk dönem filmlerini sevdiğimi söyleyebilirim.</p>
<p><strong>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</strong></p>
<p>Önemli birkaç uluslararası film festivali dışında, ülkemizde yapılan film festivallerini değerlendirmek gerekirse, esas konu bu festivallerde işlenen filmlerin dünya ölçeğinde hangi seviyede değer bulduğudur. Ya da ters açıdan bakarsak, Dünya ölçeğinde değer bulmuş filmlerin bu festivallerde neden işlenmediğini ya da işlenemediğini sorgulamak gerekir. Bu sorgudan çıkacak sonuç belki de ülkemizdeki film festivallerinin değerini ortaya koyacak önemli bir kriter olacaktır. Ülkemizde yapılan film festivallerinde milli motiflerin işlenmesini beklemek doğal olmakla birlikte, evrensel sanatsal değerleri de esas kriter alan daha objektif tutum ve fikir arkadaşlığı ile siyasi yaklaşımlardan uzak ön yargısız bir sanatsal değerlendirme süreci, hiç şüphesiz ki ülkemizdeki film festivallerini daha saygın ve evrensel bir konuma yükseltecektir. Kısa filmcilere yaklaşım konusuna gelirsek; bu tarz filmlerin genellikle ticari maksatların dışında üretilmiş olması uzun metrajlı filmlere ve yönetmenlerine nazaran yeterli ilgiyi sağlayamama sorununu da beraberinde getirmektedir. Hatta içeriği sadece kısa film olan festivallerde dahi, kısa filmlere gösterilen ilginin, izlemek için gelen konuklara gösterilen ilgiden bile az olduğunu söylemek çoğu zaman mümkündür.</p>
<p><strong>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…</strong></p>
<p>Gelecekle ilgili planım doğal olarak sinema üzerine olacaktır. Kısa filmlerimin yanı sıra uzun metraj film projeleri üzerine çalışmak, çalışmalarımı uluslararası boyuta taşımak önceliklerim arasında olacaktır. Bu çalışmalarımın yanı sıra akademik çalışmalarımı sürdürmek niyetindeyim.</p>
<p><strong>     </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/06/30/simay-yaykir-festivallerde-kisa-filmlere-gosterilen-ilginin-konuklara-gosterilen-ilgiden-bile-az/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
