<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Okuyucu Köşesi &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/kose/okuyucu-kosesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2018 19:11:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bu yazı sinema sektöründe, &#8220;hangi alanda olduğu farketmeksizin&#8221; çalışan insanlara&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/bu-yazi-sinema-sektorunde-hangi-alanda-oldugu-farketmeksizin-calisan-insanlara/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/bu-yazi-sinema-sektorunde-hangi-alanda-oldugu-farketmeksizin-calisan-insanlara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2014 20:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Okuyucu Köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Babayiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7102</guid>

					<description><![CDATA[Evet, doğru okudunuz. Bu yazı sizlere&#8230;  13 Yaşından beri sinema ile ilgili ufak-tefek birşeyler yapmaya çabalıyorum. Bunun son 3 yılı istanbul&#8217;da, yani sektörümüzün kalbinde geçti&#8230; Bu şehire ilk geldiğimde, çok korktum. Deli gibi titreyen bir beden, -tabiri caizse- emeğiyle elleri nasır tutmuş bir genç adam&#8217;ın hayallerine sahiptim. Ankara&#8217;nın iliklerinizi titreten soğuğuna bağışıklık kazanmış bir beden, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evet, doğru okudunuz. Bu yazı sizlere&#8230;  13 Yaşından beri sinema ile ilgili ufak-tefek birşeyler yapmaya çabalıyorum. Bunun son 3 yılı istanbul&#8217;da, yani sektörümüzün kalbinde geçti&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/burak.babayigit.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7103" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/burak.babayigit.jpg" alt="" width="960" height="640" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/burak.babayigit.jpg 960w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/burak.babayigit-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/burak.babayigit-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/burak.babayigit-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/burak.babayigit-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></a></p>
<p>Bu şehire ilk geldiğimde, çok korktum. Deli gibi titreyen bir beden, -tabiri caizse- emeğiyle elleri nasır tutmuş bir genç adam&#8217;ın hayallerine sahiptim. Ankara&#8217;nın iliklerinizi titreten soğuğuna bağışıklık kazanmış bir beden, Sinema aşkıyla yanıp tutuşurken, &#8216;İstanbul&#8217;un hiç bir şeyi bana işlemez&#8217; zannediyor. İstanbul&#8217;un bir çok şeyi işledi bu bedene. Hayallerin gerçek kılınabildiği şehrin; günü geldiğinde umudumu da elimden alıp beni çırılçıplak bırakabileceğini bilmiyordum. Bir şekilde İstanbulda çalışmaya başladım, bir yandanda okumaya çalışarak tabi. Reklam, Sinema derken geçti zaman.. İstanbulda ilk çalıştığım reklam şirketi Böcek Yapımdı mesela. (torpille ya da tanıdıkla değil, mail yoluyla.) Orada ilk çalıştığım reklamda Azercell.. Hiç unutmuyorum o günü. Bir o kadar heyecanlı, bir okadar da şans verilmiş gibi hissederek çalıştım o gün. Ve ogün bir şey öğrendim; üstümde ki insanlar.. yani yönetmen yardımcısı, reji 1-2 hatta 3.. bana bir soru sordular &#8220;niye bu sektördesin?&#8221; cevabım basitti &#8220;kendi filmimi yapmak için&#8221; güldüler ve &#8220;evet, hepimiz öyle geldik, ama yıllardır bu sektörde aynı yerdeyiz.&#8221;<br />
O gün bir şey öğrendim; &#8220;bir hayalin varsa asla aynı yerde durma!&#8221;<br />
Sonrasında bir çok firmada çalıştım, aynı yerde çok barınamadım. Çok kalmakta istemedim zaten. Para kazandım, kazanmadım değil. Tatlı geldi para, gelmedi de değil. Rahatlığa alıştım bir süre, ve hatta hayallerime vakit ayırmak için başımı kaşıyacak vaktimin olmadığı zamanları da anımsıyorum. Ne içindi? Para.. Yaşamak.. Kira.. Fatura..<br />
Peki ya hayallerim?<br />
Bunun neresindeydi?<br />
Kendi kendime sorduğum sorular yüzünden sektör dediğimiz yapıdan uzaklaşmaya başlamıştım. Aşığı olduğum sinema, bana aşık değil gibiydi. Kendimi beğenmişliğim, eleştiri kabul etmeyişlerim, insan sevmeyişlerim beni benden ve insanlardan uzaklaştırmıştı. &#8220;Hayallerim, umutlarım, düşlerim beni kiramı ya da faturalarımı bile ödeyemeyecek duruma getirdi!&#8221; diye kendime çok defa kızdığımı, aynanın karşısına geçip küfürler ettiğimi dün gibi hatırlıyorum. Halbu ki sorun, hayaller filan değildi. Bendim.<br />
Sonra ki zamanlarda sürekli çalıştım. hepiniz gibi.. Dış/Gece&#8217;lerin ilikleri titreten soğunda, ve Dış/Gün&#8217;lerin bayıltan sıcaklarında. Ve geçtiğimiz aylarda ilk filmimi yaptım. Kendime bir söz verdim. Ve bunu o gün bana gülenlere, &#8220;senden sinemacı filan olmaz&#8221; , &#8220;bu devirde de herkes yönetmen olmak istiyor&#8221; , &#8220;köfte satarak ülkeye daha yararlı olacağını düşündüğüm insan&#8221; diyenlere inat olsun diye değil. Onlara teşekkür ederek, Onlara şükran duyarak, onlara onlar gibi olmadığımı ispatlayarak yaptım.<br />
Sinemaya gerçekten aşığım. Bu yüzden bir çok hata yaptığım oldu, daha nice hatalarda yapacağım elbette ama her çocuk gibi bende saf duygularla yaptım bunu. Bundan dolayı pişman değilim, sadece henüz yolun başında olan genç bir yönetmenim.<br />
Sizler, sektör çalışanları.. Hangi alanda olduğunuz umrumda değil. Sinema için açıkta kaldınız mı?<br />
İnandığınız değerler, inanç duyduğunuz insanlar için kiranızı ödeyememeyi göze aldınız mı?<br />
Bana, etrafınızda ki diğer insanlara yalan söyleyebilirsiniz. Ama kendinizle başbaşa kaldığınızda, lütfen dürüst olun.<br />
Lütfen, sinemayı aşık olan insanlara bırakın.<br />
Lütfen, sıcak ofisinizde sanat sohbetleri yapmak yerine setlerde sabahlayın.<br />
Lütfen; Altına bulanmış portakallarınızı, Altın&#8217;dan kokuşan kozalarınızı biz sinema aşıklarından uzak tutun.<br />
Ya da,<br />
Lütfen, Türkiye Sineması ya da Türk Sineması ayrıştırmalarına sizler bir son verin. Bu ülkenin sinemasına bir isim koymayı çok istiyorsanız, onun adı &#8220;Yeşilçam&#8221; kalsın. Ertem Eğilmezden, Metin Erksan&#8217;dan, Yılmaz Güneyden ve adını sayamadığım onlarca insandan yadigar kalan hani&#8230;<br />
Sinemaya az biraz aşıksanız, sinemayı daha fazla yıpratmadan, gidin buradan.<br />
Ve genç sinemaçı arkadaşlarım, meslektaşlarım, dostlarım. Bizler; bu ayrımları, ayrıştırmaları düzeltebiliriz. Bizler hayali olan ve bunun için herşeyi göze alan yeni bir nesiliz. Lütfen buna kulak verin.<br />
Son birşey&#8230;<br />
Ben dahil, benim gibi düşünen hiç kimse yeni Tarkovski ya da Bergman hikayelerinizi merak etmiyor.</p>
<p>Saygılarımla,<br />
Burak Babayiğit<br />
27.10.2014</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2014/11/19/bu-yazi-sinema-sektorunde-hangi-alanda-oldugu-farketmeksizin-calisan-insanlara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AYNI COĞRAFYA, FARKLI KÜLTÜR, BİR AŞK: DELİ DELİ OLMA</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2013/06/09/ayni-cografya-farkli-kultur-bir-ask-deli-deli-olma/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2013/06/09/ayni-cografya-farkli-kultur-bir-ask-deli-deli-olma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Jun 2013 17:55:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Okuyucu Köşesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5754</guid>

					<description><![CDATA[Deli Deli Olma&#8230; Molokanlar veya (süt içenler) büyük ayrılıktan sonra Büyük perhiz (lent) süresince sütü kullanmakta ısrar eden Rus Ortodoks sınıfıdır. Rusça ‘moloko’ sözcüğünden türeyen bu sınıf, ülkemizde halk arasında ‘Malakan’ olarak bilinir (Karagöz, 2004). Molokanizm, Hıristiyan ve Yahudi inanç sistemlerinin sentezi gibidir (Türkdoğan, 1998: 277). Malakanlar askerliği insanların zalimliği olarak tanımlayıp askerlik yapmayı reddettiler. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deli Deli Olma&#8230; </strong>Molokanlar veya (süt içenler) büyük ayrılıktan sonra Büyük perhiz (lent) süresince sütü kullanmakta ısrar eden Rus Ortodoks sınıfıdır. Rusça ‘moloko’ sözcüğünden türeyen bu sınıf, ülkemizde halk arasında ‘Malakan’ olarak bilinir (Karagöz, 2004).</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3261223918_7a89ceddf6_o.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-5755" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3261223918_7a89ceddf6_o-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3261223918_7a89ceddf6_o.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3261223918_7a89ceddf6_o-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3261223918_7a89ceddf6_o-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3261223918_7a89ceddf6_o-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3261223918_7a89ceddf6_o-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Molokanizm, Hıristiyan ve Yahudi inanç sistemlerinin sentezi gibidir (Türkdoğan, 1998: 277). Malakanlar askerliği insanların zalimliği olarak tanımlayıp askerlik yapmayı reddettiler. Bu yeniden Malakan halkının acı ve sıkıntı çekmesi demekti. Yeniden kaçış başlamıştı. O dönemde Amerikan toprakları onlar için özgürce yaşanabilecek topraklardı. Bu Malakanların Kafkas-ardından Amerika, Kanada hatta Avustralya&#8217;ya göçüne yol açtı. Bir kısım Ailenin de yüz yıl başlarında Kars ve Doğu Rostov eyaletinin Salskii steplerine göçü bu dönemde gerçekleşmiştir. Bunun nedeniyse toprak azlığıydı. Çünkü Molakan aileleri 12-15 kişilik nüfuslara ulaşmaya başlamıştır (Semyonov; akt. Karaköz, 2004).</p>
<p>Çoğu filmde tarih yalnızca öykünün fonunu güçlendirmek için kullanılırken, bazen tarihi olayların geçişi ile filmin karakterlerinin şahsi öyküleri arasında organik bir bağ kurulabilir (Roche&amp;Taranger, 1999; akt. Başol, 2010: 331). İnceleyeceğimiz Deli Deli Olma filmi, yukarıda değindiğimiz Malakan göçünü fon tema olarak kullanırken, bambaşka bir hikaye sunmaktadır izleyicilerine.</p>
<p>Hikaye ile başlayalım. İnsanlar hikaye anlatan hayvanlardır. Dünyamızı öykü ve efsanelerle evcilleştiriyoruz. Biz ise bazı anlamları dramatize edebilecek bir öykünün açlığını çekiyoruz. ‘’Bir zamanlar…’’ diye başlayan ve “Kahramanımız çeşitli maceralarda kazandığı başarılardan sonra evine döndü.” diye biten bir efsaneye olan ihtiyacımız benliğimizde her zaman varolmuştur (Keen, 1977; akt. Miller,2009; 23). Deli Deli olma filmi işte bu noktada, izleyiciyi öyküye doyuran bir filmdir. İzlerken ‘yaşıyormuş gibi’ hissi uyandıran, karakterlerin gerçekliğine inandıran bir yapımdır.</p>
<p>Filmin görünür hikayesi; Kars’a göç eden Malakan Kavimlerinden olan Mişka ile ondan köyün yerlisi olmadığı için nefret eden köyün korkulan kadını Popuç’un arasındaki çatışmadır. Köy halkı ise, Popuç ve Mişka arasında kalmıştır. Popuç’un torunu Alma ise ninesinin bu tavrına rağmen Mişka ile yakınlık kurar. Doğuştan müzik yeteneğine sahip olan</p>
<p>Alma’yı Müzik Hocası Metin keşfeder ve onun konservatuar sınavlarına girmesi için yardımcı olur. Mişka ise, Popuç’un damatı Şemistad’ın bakkalına borcunu, sahip olduğu tek değerli varlığı piyano ile ödeyecektir. Böylelikle piyano, Alma’ya konservatuar yolunu açacaktır.</p>
<p>Filmin ana öyküsü ise; göç zamanı birbirlerine aşık olan Mişka ve Popuç’un kavuşamamalarıdır. Mişka annesini bırakıp, Popuç’la sözleştiği üzere kaçmak için, yanına gidemememiştir. Annesini bırakamayan Mişka karakteri ile aşkın sonsuzluğunu; fakat toplumsal koşullara bağlılığını izliyoruz.</p>
<p><strong>Aramızdan Birileri: Karakterler</strong></p>
<p>Film, Malakanlar hakkında önbilgi verdikten sonra, göç sahnesiyle açılır. Bu insanlara doğru yaklaşan kamera, at arabasında ilerlemekte olanlardan birine odaklanır. Adamın, arabada bulunan, ne olduğunu göremediğimiz bir nesneyi özenle kontrol ettiğini görürüz. Filmin ilerleyen sahnelerinde ne olduğunu anlayacağımız bu nesne, film boyunca izleyende merak uyandırıcı bir etki yaratmaktadır. Bu açılış sekansından sonra film bize tek tek karakterler ve hayatları hakkında bilgiler verecektir. İlk olarak bizi Mişka ile tanıştıran film, yakın plan çekimleri ile -bir değirmen, tarak su, mendil, ölmüş bir adam, eski fotoğraflar- izleyiciye Mişka’nın hikayesinden   söz ederken, sahnenin donuk renkleri, Mişka’nın yalnızlığına vurgu yapacak niteliktedir. Film boyunca Mişka’nın bulunduğu sahneler donuk, mat renklerde, sakin ve duygusal bir müzik eşliğinde ilerlemektedir. Kıyafetleri ise, karakterin yapısını çözümlememizde yardımcı nitelikler taşımaktadır. Örneğin; Mişka’nın babasının cenazesini düzenlediği sahnede üzerine giydiği gömleğin kesim tarzı, yakasının tamamen ilikli olup, gömlek eteklerinin dışarıda bulunması ve beline bağladığı kuşak, başına taktığı şapkası Mişka’nın kültürünü, yaşam tarzını izleyiciye ifade etmektedir.</p>
<p>Mişka’dan sonra, filmin diğer ana karakteri olan Popuç’u tanıyoruz. Mişka’nın yani köy halkının deyimiyle Yeke Kişi’nin babasının öldüğü haberini köylülerden öğrenen Popuç’un, Mişka’ya karşı olan nefretini ‘’Daha beter güne kılsın onu!’’ sözleri ile anlıyoruz. Film boyunca elindeki sopası ile özdeşleşen Popuç, köylülerin ve çocukların kendisinden korktuğu bir karakterdir. Mişka’nın dingin ve donuk sahnelerine kıyasla Popuç’un bulunduğu sahneler, hız ve mizah unsurları içermektedir.</p>
<p>Sinema sanatında film ile müziğin karşılıklı durumu bakımından başlıca iki yolun varlığı göze çarpar: Bunlardan ilki ‘müzik için film’, diğeri de ‘film için müziktir.’ (Sözen, 2003: 217) Deli Deli Olma filminde ise müzik; film için müzik olarak kullanılmış ve böylelikle müzik olgusu anlamanı kazanmıştır. Popuç’un film boyunca süregelen aksi tavırları ve sopasıyla birilerini kovaladığı bu hızlı görüntülere eşlik eden müzik, görüntü ve ses imgelerinin birbirini destekleyecek biçimde tasarlandığını göstermektedir.</p>
<p>Daha sonra filmin yan karakterlerinden, Popuç’un torunu Alma ile karşılaşırız. Alma’nın piyano ile aynı karede yer alması, piyano sesinin kızı büyülemesi ile, ilerideki sahnelerde müzik ve Alma hakkında gelişecek olaylar zincirine giriş niteliğindedir.</p>
<p>Mişka’ya başsağlığı için gitmemelerini tembihleyen Popuç’a rağmen köy halkı, ziyarete gider. Evde çayı olmayan Mişka, Popuç’un oğlu Şemistad’ın bakkalından veresiye olarak alışveriş yapar. Şimdiye kadar Mişka’nın hayatı hakkında görsel olarak edindiğimiz bilgileri, bu olay sonrasında Şemistad’ın ağzından destekler ve geliştiririz; Mişka’nın bir zamanlar köyün en zenginlerinden olduğunu ancak artık çay alacak bile parasının olmadığını…</p>
<p>Filmin yan karakterlerinden Alma’nın en yakın arkadaşı olan Tavşan lakablı çocuğun doğal oyunculuğu ve bir çocuk gözünden önemli olayların en baside indirgenerek aktarılması ve mizahi ögelerle birlikte filmde sunulması, dikkat çekici özelliklerdendir. Alma ile birlikte okuldan dönen Tavşan’ın hayat hikayesini, yetim kalışını Alma’nın sorusu üzerine kendi ağzından şu cümlelerle öğreniriz: “Yaylaya düğüne gitmişler, arabaları devrilmiş. Zırt düşmüşler, dırt canları çıkmış.”</p>
<p><strong>Küçücük Bir Dünyada Kocaman Yüreklerin Hikayesi</strong></p>
<p>Film boyunca görselliğin ön planda bulunduğu, sabit görüntülerin bir resim olarak anlam yarattığı sahneler bulunmaktadır. Özellikle sahne arası geçişler esnasında köy fotoğrafları filmde önemli bir yer teşkil etmektedir: Mişka’nın Alma ile karşılaşacağı sahnenin başında, bir resim dikkatimizi çeker. Donuk renklerin hakim olduğu resimde Mişka’nın yaşadığı yer uzaktan çevreyle birlikte gösterilmektedir: Dağların eteklerinde, derenin kenarında, ağaçların altında bir yerleşim. Ekrana baktığımızda bu görüntü psikolojik olarak yalnızlık ve soğukluk hissi uyandırır. Görüntü yakınlaştıkça Mişka’nın bahçede odun kırmakta olduğunu fark ederiz. Renklerin uyumu ve yarattığı hissiyat, Mişka’nın filmdeki yerini destekler niteliktedir. Alma’nın Mişka’nın bahçesindeki elmaları alma teklifine karşı arkadaşı Tavşan’ın sözleri filmin iletmek istediği bir mesajı içinde barındırmaktadır: “Ya ben anlamirem, onlar Russa ne farkları var bizden, hiçbir farkları yoktur (…) Aynı bizim gibi osururlar.” İşte bu diyalog, bir çocuğun gözünden farklı kültürden olan insanlara yaklaşımın analizini doğal bir biçimde vermektedir. Yine de Popuç nineden korktuğu için elma almayacağını söyleyen Tavşan’a Alma’nın cevabı: “Deli deli olma”dır. Filme adını veren ‘deli deli olma’ sözü, köyde ‘aklını başına topla’ anlamına gelmektedir. Film boyunca sıklıkla duyacağımız bu söz filmin başlığının hikayesi ile arasındaki ilişkiyi ifade eder.</p>
<p>Mişka’nın bahçesine giren Alma elma alırken, evden gelen piyano sesini duyar ve izlemek için camdan içeriye bakmaya çalışır, düşer. Dışarıda bir şeyler olduğunu fark eden Mişka dışarıya çıkar. Mişka’nın gelişini Alma’nın gözünden, öznel kamera ile izleriz: Kız düştüğü yerden Mişka’yı incelemektedir, ayaklarından yukarıya doğru hareket eden bir kamera hareketi ve Mişka’nın tebessümüne yakın çekim. İşte Alma ile Mişka’nın arasında oluşabilecek yakınlığı gösteren bir teknik unsur. Çevreden, özellikle ninesi Popuç’tan gelen baskılar, Alma’yı Mişka’ya yakınlaştıracaktır. Küçük kızın çevresinin koyduğu kuralları yıkışı, Mişka’ya olan merakı ve ilgisi, ninesi ile arasındaki husumetin sebebini anlamaya çalışması; yani senaryonun kırılma noktası burada başlamaktadır.</p>
<p><strong>Köy Yaşamının Hengamesinde Sessiz Bir Kahraman: Piyano</strong></p>
<p>Mişka’nın dükkana borcu olduğunu öğrenen Popuç, Mişka’nın kapısına dayanır ve borcunu ödemesi için ona bağırır. Bu esnada köy halkı huysuz ihtiyara engel olmaya çalışmaktadır. Eline yerden aldığı bir şeyi atan kadın; daha sonra uzaklaşır. Kamera yakın çekim ile Mişka’nın ayaklarına odaklanır, yerde parçalanmış bir elma vardır. Fonda ise sert bir müzik. Görsellik ve sessin birlikte oluşturduğu duygu yoğunluğunun sebebi, bir sonraki sahnede, Mişka’nın gençliğine döndüğünde anlaşılmaktadır: Mişka’nın uzattığı elmayı yiyen genç bir kız. Merak unsurlarının adım adım arttığı filmde, önemli bir kahraman olan piyano artık ekranda yerini alacaktır: Popuç’a olan borcuna karşılık Mişka, elindeki en değerli varlığını, piyanosunu at arabasına yükler, Popuç’un evine götürür. Böylece, Alma’nın hayatında yeni bir pencere açılacaktır. Köy yaşamının günlük sıradanlığına karşın varlığını sürdürmeye çalışan piyano, filmin hikayesinin gelişmesinde temel taşlardan birini oluşturmaktadır.</p>
<p>Piyanonun varlığından rahatsız olan Popuç, ondan kurtulma yolu aramaktadır. Şemistad’ın borcu olduğunu öğrenen Popuç, eline geçen bu fırsatı değerlendirmek için harekete geçer.</p>
<p>Böylece, sıradan köy yaşamına hareketlilik gelir. Çünkü piyano borcu olanlar arasında gidip gelecektir. Alma ise hem ilgi duyduğu için, hem de Yeke kişiden olması sebebiyle, onu korumak için çaba sarf edecektir. Piyanonun sürekli bir başkalarına borç karşılığı verilmesi sahnelerinde, fonda eğlenceli müzik vardır.</p>
<p>Filmde olay örgüsü, geriye dönüşlerle desteklenmektedir. Mişka’nın geriye dönüşlerinde gördüğümüz genç kızın, Popuç’un geriye dönüşünde, gençliği olduğunu anlarız. Göç zamanı aşk yaşayan Mişka ile Popuç, birlikte kaçma planı yapmış, ama sözleştikleri gün Mişka Popuç’un yanına gelmemiştir. Popuç’un şimdiki zamanda bir gece yatarken Alma’nın piyano çalması ve sonrasında Popuç’un yüzüne yakın çekim yapılması ile Popuç’un iç dünyasına adım atmış oluruz. Mişka’ya olan nefretinin, kızgınlığının sebebini bu geriye dönüş ile anlamaktayız.</p>
<p>Köy halkının dudak değmez gecesine katılan Mişka, bir türlü iğneyi batırmadan türküyü seslendiremeyen Şemistad’a, yürekten okuması gerektiği tavsiyesinde bulunur. Türkü ayağının Mişka tarafından verilmesini isteyen köy halkı, Mişka’nın verdiği ayak ile türkülerini seslendirmeye başlar. Bu sahnede ‘güzel’ ayağını veren Mişka’ya yakın çekim yapılır, kesme yapılmadan önce Mişka’nın bakışlarının olduğu grafiğe yapılan kesmede Popuç’u görürüz. Bu kurgu, ikisinin arasında geçmişten günümüze uzanan sırlarını aralamaktadır.</p>
<p>Filmin önemli elemanlarından biri olan piyano, döner dolaşır Şemistad’a bir başkası tarafından borç karşılığında verilir. Alma ve piyano aynı kadrajda, at arabası üzerinde evlerine giderlerken mutluluk ifadesine yakın çekim yapılmıştır.</p>
<p><strong>Her Perde Bir Servis, Her Sahne Farklı Bir Yemek</strong></p>
<p>Atıf Yılmaz’ın söylediği gibi: “Müziğin de diğer unsurlar gibi, senaryoya başlandığı anda düşünülmeye başlanması gerektiğini düşünüyorum. Oysa biz, senaryonun bitiminden sonra müziği ilave ediyoruz. O zaman da müzik daha çok, filmin boşluklarını dolduran ve hiçbir psikolojisi olmayan, sadece süsleme görevi yapan figür olarak kalmaktadır.” (Ok, 1995: 167).</p>
<p>Türk sinemasına kıyasla Deli Deli Olma’da müzik, hikayenin içeriği ile bütünleşmektedir.</p>
<p>Popuç’un köyden uzakta bir akrabasının yanına gittiği esnada hastalığı artan Mişka’yı, Şemistad evlerinde ağırlar. Mişka, Alma’ya babasından öğrendiği bir parçayı çalmasını öğretmektedir. Kadrajda piyano çalan Mişka ve yanında, ayakta onu dinleyen Alma vardır. Şarkının sözleriyle birlikte değişen netlik ve bulanıklık, filmin temasını besler: “Bir sarmaşık olsaydım…” sözlerinde Mişka’yı net görmekteyiz. Parçanın devamındaki “sıkıca tutunsaydım bir yere” sözlerinde ise Alma nettir. Mişka şarkıyı söylemeye devam ederken ekrana köyden doğal resimler yansıtılır. Köy görüntüsüyle birlikte akan şarkının “Bense ayrık otuyam, her çıktığı yerden sökülen, sarmaşık olmak isteyip de basit bir ot bilinen, bir ayrık otuyam, kökü olmayan sevilmeyen” sözlerinde Mişka net, Alma bulanıktır. Ancak, Mişka’nın “kökü olmayan, sevilmeyen” sözlerinden sonra kamera Alma’nın yüz ifadesine odaklanır. Parçanın devam sözlerinde duygulanan Mişka gözyaşını silerek parçayı tamamlar: “Sarmaşık olmaya özenen, öylesi bir ot işte.”</p>
<p>Bir sonraki sahnede, Alma’nın öğretmeni elinde bir müzik kutusu, sınıfta tek başına oturmaktadır. Müzik kutusunun kolunu çevirdiğinde bir önceki sahneye hakim olan “Bir Sarmaşık Olsaydım” parçasının melodisi duyulmaktadır. Kameranın tahtayla birlikte öğretmeni kadraja alması ve tahtada yazan ‘dersin konusu’ dikkatleri çekmektedir ve bu ayrıntıyla filmin verdiği mesajlardan bir tanesini görüyoruz: “Kardeş Olun Ey İnsanlar”</p>
<p><strong>Bir Hayatın Değişimi</strong></p>
<p>Köye erken dönen Popuç, evinde misafir olan hasta Mişka’yı görür ve yaka paça evden kovar. Peşinden piyanoyu evden çıkarttıran Popuç, Mişka’ya doğru piyanoyu iter, müzik eşliğinde yavaş çekimde piyano devrilir. Yakın plan çekimle tuşlarından itibaren piyanoyu izleyen kamera görüntüsü, yere saçılan altınlarda durur. Kesme ile bir sonraki sahneye geçilir. Mişka, altınlara bakar ve geriye dönüş yapılır. Filmin ilk sahnesindeki adamın, yani Mişka’nın göç esnasındaki babasının at arabasında özenle kontrol ettiği nesnenin piyano, piyanonun bu kadar önemli olmasının sebebinin de içine gizlediği altınlar olduğu anlaşılır.</p>
<p>Öğretmeninin vasıtasıyla konservatuar sınavlarına girecek olan Alma, Mişka’yı ziyarete gitmiştir. Mişka’nın gönlünü hoş tutmak için paskalyasını kutlayan Alma, çalan telefonu açar ve sanki Mişka’nın kardeşi Dimitri’ymiş gibi konuşur. Konservatuar sınavına Mişka’nın öğrettiği parçayla giren Alma sınavı kazanır ve Ağrı’ya yerleşme kararı alırlar. Hastalığı iyice ilerleyen Mişka , tüm altınları Alma için ailesine bırakır.</p>
<p>Hastalığı ilerleyen Mişka’ya yemek götüren Popuç, Mişka’ya yıllar önce verdiği mendili hala sakladığını görür. Geçmişleri hakkında filmin başından beri bilmediğimiz ayrıntıları konuşmalarından öğreniriz: Mişka’nın annesini bırakıp Popuç’la kaçamadığını. Popuç Mişka’ya kızgın bir şekilde evden ayrılırken, Mişka yattığı yataktan elini uzatmaktadır, hayalindeki o genç kız da kapıdan girer, elini uzatarak. Elini tutan Mişka’nın gençliği ile bulutların üzerinde yürümeye başlarlar. Mişka’nın gerçekte uzattığı elinden tuttuğu mendil yere düşer. Mişka’nın öldüğünü anlarız.</p>
<p>Böylesi içten ve doğal bir öykünün işlendiği, karakterlerin aramızdan birileriymişçesine yaşatıldığı bir filmde, bulutların üstünde Mişka ve Popuç’un el ele yürüme sahnesi, olmalı mıydı, olmamalı mıydı tartışılır. Ancak; Federico Fellini’nin de dediği gibi: “İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi.”</p>
<p>Deli Deli Olma’nın öyküsünün temelleri, hem yapısal hem karakterler açısından incelenmeye çalışıldı. Türk Sineması’nın birbirinden ayrı ürünler ortaya koyduğu; sinematografik ögeleri ile, sinema sanatıyla dolup taşan filmlerinin izlenmediği, sadece güldürü ögeleri kullanılarak çekilen sanatsal anlamdan ve gerçekçi hikayelerden uzak filmlerin beğeni topladığı bir zamanda, popüler sanatın gölgesinde tutunacak bir seyirci aramıştır ‘Deli Deli Olma’.</p>
<p>Popüler sanatın bile yeri ve zamanı vardır. Şampanya ve Napolyon konyağın en iyi içecekler olduğu kuşkusuzdur, ancak bir Pazar öğleden sonra parkta otururken canımız kola ya da bir şişe bira çekebilir. “Tüm erdemlere sahip olsak bile” diyor Zarathustra, “tek bir şey yine de çok elzemdir: Erdemleri zamanında uykuya yollamak.” Popüler sanat bize mutlu düşler yaşatıyorsa, uyandığımızda sadece minnettar olabiliriz (Spring 1966; akt. Miller, 2009: sayfa).</p>
<p><strong>Şebnem PINAR</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>BAŞOL, Öktem; 2010, “<em>Senaryo Kitabı”</em>, Pana Film Yayınları, İstanbul</p>
<p>KARAGÖZ, Erkan; 2004, <a href="http://malakan.blogcu.com/">http://malakan.blogcu.com</a></p>
<p>MİLLER, William; 2009, “<em>Senaryo Yazımı Sinema ve Televizyon İçin”</em>, Hayalbaz Kitap, İstanbul</p>
<p>OK, Akın; 1995, “<em>Türk Sinemasında Film Müzikleri”</em>, Arion Yayınevi, İstanbul</p>
<p>SÖZEN, Mustafa; 2003, <em>“Sinemada Ses Kullanımı”</em>, Detay Yayıncılık, Ankara</p>
<p>TÜRKDOĞAN, Orhan; 1998, “<em>Etnik Sosyoloji”</em>, Timaş Yayınları, İstanbul</p>
<p><strong>Yazarın Biyografisi</strong></p>
<p>Şebnem Pınar, 9 Kasım 1990 yılında İstanbul’da doğdu. Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümünü bitirdi. Kendine ait senaryoları da bulunan yazar, Pulları Yavaş Vur (Yardımcı Yönetmen), İnsanın İki Yüzü (Görüntü Yönetmeni), Hayalimdeki Sevgili, Ben Ben Biz (Yönetmen), Maske (Görüntü Yönetmeni), Palikarya, Sokağın Fısıltısı (Yönetmen) gibi kısa filmlerde görev aldı. Antichrist, Casablanca, Papillion, Machuca, Mar Adentro gibi bir çok film analizi bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2013/06/09/ayni-cografya-farkli-kultur-bir-ask-deli-deli-olma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KICK-ASS 2 ÖN İNCELEME</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2013/04/06/kick-ass-2-on-inceleme/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2013/04/06/kick-ass-2-on-inceleme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egemen Tokatlıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Apr 2013 20:46:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Okuyucu Köşesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5573</guid>

					<description><![CDATA[2010 yılında gösterime giren çizgi roman uyarlaması film Kick-Ass büyük ilgi görmüştü. Başrollerinde şimdilerin yükselen yıldızları Aaron Taylor-Johnson, Chloe Grace Moretz, Christopher Mintz-Plasse gibi isimler bulunurken aksiyon yıldızı Nicolas Cage de filmde kendine yer bulmuştu. Film, bir Marvel çizgi roman uyarlaması olmakla beraber çizgi romandaki havayı çok iyi yansıtıyordu. Öyle ki oyuncu seçimleri çizgi romandaki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2010 yılında gösterime giren çizgi roman uyarlaması film <em>Kick-Ass</em> büyük ilgi görmüştü. Başrollerinde şimdilerin yükselen yıldızları Aaron Taylor-Johnson, Chloe Grace Moretz, Christopher Mintz-Plasse gibi isimler bulunurken aksiyon yıldızı Nicolas Cage de filmde kendine yer bulmuştu.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/kick-ass-2-chloe-moretz1.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-5574" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/kick-ass-2-chloe-moretz1-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/kick-ass-2-chloe-moretz1-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/kick-ass-2-chloe-moretz1-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/kick-ass-2-chloe-moretz1-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/kick-ass-2-chloe-moretz1-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/kick-ass-2-chloe-moretz1-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/kick-ass-2-chloe-moretz1-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/kick-ass-2-chloe-moretz1-1920x1080.jpg 1920w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Film, bir Marvel çizgi roman uyarlaması olmakla beraber çizgi romandaki havayı çok iyi yansıtıyordu. Öyle ki oyuncu seçimleri çizgi romandaki karakterler düşünüldüğünde oldukça yerindeydi. Filmde çizgi roman hastası sıradan bir gencin süper kahraman olmak için verdiği çaba konu ediliyordu. Bir o kadar komik ve eğlenceli bir o kadar da renkli olan film amacına ulaşmış ve büyük küçük herkese keyifli saatler yaşatmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlk film iyi bir gişe yapınca yapımcılar, ikinci film için kolları sıvadılar. Filmde, ilk filmdeki ekibi yine görüyoruz fakat bazı değişiklikler de var. Örneğin ilk filmin yönetmeni, <em>Stardust,</em> <em>X-Men : First Class</em> gibi başarılı işlere de imzasını atmış Matthew Vaughn, yeni filmde yerini devretmiş. Yönetmenlik koltuğunda bu sefer son dönem büyük ilgi uyandıran <em>Bates Motel</em> adlı televizyon dizisinin de yazar kadrosunda bulunan, nispeten daha az deneyimli Jeff Wadlow var. Wadlow, <em>Cry Wolf (2005)</em>, <em>Never Back Down (2008)</em> gibi fazla başarılı olmayan filmlere imzasını atmış bir yönetmen. Bu filmin belki de akıllarda en çok soru işareti uyandıran kısmı. Matthew Vaughn’un ilk filmdeki başarısı göz önüne alındığında Jeff Wadlow gibi bir yönetmenin omzuna iki kat yük biniyor. Kendini ispatlamak adına iyi bir iş çıkartmış olabilir veya Vaughn’un altında ezilmiş olabilir. Bunu göreceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oyuncu kadrosuna baktığımızda, son dönem oynadığı <em>Anna Karenina (2012),</em> <em>Albert Nobbs (2011)</em> gibi oscarlık filmlerde de boy gösteren, ilk filmden de tanıdğımız Aaron Taylor-Johnson karşımıza yine Dave Lizewski nam-ı diğer Kick-Ass olarak çıkıyor. Son dönemin adından en çok söz ettiren ve en çok aranan yıldızlarından 1997 doğumlu Chloe Grace Moretz ise yine Hit-Girl olarak yerini alıyor. Moretz’in ilerleyen kariyerinde <em>Kick-Ass</em>’in önemli bir basamak olduğu aşikar. İlk filmde ‘Red Mist’ olarak izlediğimiz Christopher Mintz-Plasse bu sefer farklı bir isim alarak karakterine geri dönüyor. İkinci filmin merak uyandıran diğer bir konusu da Nicolas Cage’in yeniden filme dönüp dönmeyeceğiydi. Keza uzun süre filme dahil olup olmayacağı belli olmayan aktör ikinci filmin kadrosunda yok. Cage’in yokluğu filmden ne götürür, filme ne katar bilinmez. Filme bir de taze kan gelmiş. Ünlü komedyen Jim Carrey de filmde kendine yer buluyor ve Colonel Stars and Stripes olarak ekibe katılıyor. Cage’in eksikliğini fazlasıyla doldurabilecek olan Carrey, filmin türüne orantılı olarak yerinde bir seçim olarak düşünülebilir. Bu kadarla kalmıyor. Yine seriye, çizgi roman takipçilerinin bildiği yeni isimler de katılmış. Clark Duke’ün canlandırdığı Battle Guy, Lindy Booth’un canlandırdığı Night Bitch gibi.. Eklenen bu yeni kahramanlar ile eğlencenin de dozu artacak gibi duruyor.</p>
<p>Son dönem oldukça fazla çizgi roman uyarlaması yapıldığı düşünülürse Kick-Ass şüphesiz hakkını verenler grubunda olacaktır. Çizgi roman ruhunu perdeye yansıtamayıp sinemanın büyüsüyle doğru bir biçimde harmanlayamayan pek çok uyarlamaya tanık olduk. Bu nedenle her ne kadar hayranlarını tatmin eden yapıtlar ortaya konduysa da bir o kadar hayal kırıklığı yaratanlar da ortaya çıktı. Kick-Ass ilk filmde o dengeyi çok iyi korumuş, hayranlarını memnun etmişti. İkinci filmde de o denge bozulmadıysa iyi bir film çıkacaktır.</p>
<p>Set fotoğrafları aylar önce internet sitelerine düşen filmin ilk fragmanı da yayınlandı. Görüldüğü kadarıyla serinin ikinci filmi yine komik ve bir o kadar eğlenceli sahneler barındırıyor. Chloe Grace Moretz’in artan popüleritesinden olsa gerek, bu filmde daha bir öne çıkmış gibi görünüyor. <em>Kick-Ass</em> hayranlarının merakla beklediği film Amerika’da 16 Ağustos’ta vizyona girecek.</p>
<p>Filmin fragmanını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Egemen TOKATLIOĞLU</p>
<p>twitter.com/egementk</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=7eYLmV8vURA">https://www.youtube.com/watch?v=7eYLmV8vURA</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2013/04/06/kick-ass-2-on-inceleme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vincent Gallo’yu tanıma rehberi…. KEREM TAŞÖZ</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2013/03/06/vincent-galloyu-tanima-rehberi-kerem-tasoz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2013/03/06/vincent-galloyu-tanima-rehberi-kerem-tasoz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Mar 2013 19:16:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Okuyucu Köşesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5485</guid>

					<description><![CDATA[Aslında Vincent Gallo tanımam Emir Kusturica’nın unutulmaz filmlerinden biri olan Arizona Rüyası filmiyle oldu. Orada yaptığı Cary Grant taklidiyle “kim bu rahatsız adam” demiştim. (http://www.youtube.com/watch?v=6_EwXv6zV9A) Daha sonrasında bu adamın peşini bırakmadım. Belki hatırlarsınız, Arizona Rüyası’nda Johnny Deep, Faye Dunaway ve hatta Jerry Lewis gibi unutulmazlar vardı. Fakat ben o unutulmazların arasına bu adamı da koydum. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında Vincent Gallo tanımam Emir Kusturica’nın unutulmaz filmlerinden biri olan Arizona Rüyası filmiyle oldu. Orada yaptığı Cary Grant taklidiyle “kim bu rahatsız adam” demiştim. (http://www.youtube.com/watch?v=6_EwXv6zV9A)</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/essential-killing.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-5486" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/essential-killing-1024x594.jpg" alt="" width="696" height="404" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/essential-killing-1024x594.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/essential-killing-300x174.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/essential-killing-768x445.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/essential-killing-696x404.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/essential-killing-1068x619.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/essential-killing-724x420.jpg 724w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/essential-killing.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><br />
Daha sonrasında bu adamın peşini bırakmadım. Belki hatırlarsınız, Arizona Rüyası’nda Johnny Deep, Faye Dunaway ve hatta Jerry Lewis gibi unutulmazlar vardı. Fakat ben o unutulmazların arasına bu adamı da koydum. Adamı takip edince, Buffola 66 adında kendi yazıp yönettiği bir filmine rastladım. (http://www.youtube.com/watch?v=G0E6TUklW7g) Buffola 66’daki garip kırmızı kovboy çizmeleri özelikle ABD’de o zaman büyük yankı getirmiş. Buffola 66 kayıtlara bir aşk filmi olarak geçer aslında. Fakat; sinema eleştirmenleri, oradaki şiddet sahnelerinin Quentin Tarantino’nun bile düşünemeyeceğini de söyleyerek filme başka bir bakış açısı getirmişlerdir.</p>
<p>Bu filmleri izleyince bu adama karşı merakım daha da arttı. Adam yönetmen, senarist, oyuncu, sanat yönetmeni, müzisyen, montaj operatörü ve gerçek bir faşist. Aslında adamın her şey olmasının yanında gerçek bir faşist olması ve bunu saklamaması daha da ilginç bir kişilik çıkarıyor ortaya.</p>
<p>Bunu nereden anlıyoruz? İsterseniz adamın hem özel hem de tüzel hayatına ufak girişler yapalım. Adam ne kadar İtalyan asıllı, hatta ailesinin dibine kadar baktığımızda ne kadar karışık bir Avrupalı olsa da, adam düşünce tarzı ve yaşam biçimiyle tam bir Amerikalı.</p>
<p>Bunu daha iyi anlamak için adamın yaptığı birkaç eyleme bakmak gerek. Öncelikle bundan önceki yıllarda bizzat George W.Bush için çalışması, Bush’un açtığı, girdiği savaşlara, barışlara bizzat destek vermesi, ABD’de gençleri orduya yazılması için ikna etmeye çalışması gibi etkinliklerde bulunması onun ne kadar koyu bir cumhuriyetçi olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca, Vincent Gallo, ABD’de deri montunun arkasına Bush için, yazdırdığı yazıyla dikkatleri de çekmiş zamanında. Deri montunun arkasına Bush resmi koyup, altına kocaman HERO (kahraman) yazdırmıştır. Şimdi “bunda ne var, Bush’u her destekleyen faşist mi” diyebilirsiniz. Hayır, tabii ki diyemeyiz. Buradan iyi bir Cumhuriyetçi olduğu sonucu çıkar sadece. Faşist tavrına yazının devamında gireceğim.</p>
<p>Aslında tipine bakıp, bu adam kesin uyuşturucu müptelası ya da alkolik demek içten bile değil. Bunu merak ediyorsanız bunu öğrenmenin cevabı çok basit. Adamın internet sitesinden. Evet yanlış duymadınız. www.vincentgallo.com tıkladığınızda, karşınıza adamla ilgili tüm bilgileri alabiliyorsunuz.</p>
<p>İsterseniz, adamın nasıl bir faşist olduğuna da ufaktan girelim. Vincent Gallo kişisel internet sitesine girdiğinizde sağ altta “merchandise” diye bir bölüm var. Orayı tıkladıktan sonra, “personal service” adlı bölüme girin. Orada karşınıza aşağıdaki bu sayfa açılacak. (http://www.vgmerchandise.com/store/pages.php?pageid=4)</p>
<p>Adamın kendi internet sitesine girdiğinizde, kendini pazarladığını ve ayrıca 1 milyon dolara spermlerini sattığını göreceksiniz. Belki bunda ne var diyorsunuz, belki de çok şaşırdınız. O zaman sizi biraz daha şaşırtalım. Spermleri sadece beyaz tenli kadınlara veriyor. Şaşırmaya devam etmek istiyorsanız, Vincent Gallo’ya eğer saf bir sarışın ve mavi gözlü olduğunuzu, hatta Nazi bir kökenden geldiğinizi ispat ederseniz, size 50 bin dolarlık güzel bir indirim bile sağlıyor. Yahudiler için de birkaç kelam etmeden de geçmemiş Sayın Vincent Gallo. Onu da artık ben anlatmayayım, gerisini de siteden öğrenin.</p>
<p>Siteye girdiğinizde kendinizde göreceksiniz adam her şeyi paraya çeviriyor. Aynı zamanda kendisinin birçok albümü olan ciddi bir müzisyende olduğunu hatırlatmakta fayda var. Hatta size ufak bir bilgi de verelim, Vincent Gallo, hepimizin canı, saygıdeğer kişi P.J. Harvey’inde eski sevgilisi,hatta birlikte konser bile vermişler. O zaman Mr. Gallo hepimiz için söylüyor&#8230; (http://www.youtube.com/watch?v=XnzviSo7lmI&amp;feature=related)</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2013/03/06/vincent-galloyu-tanima-rehberi-kerem-tasoz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hobbit: Beklenmedik Yolculuk&#8230; ESRA ÇOLAK</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2013/02/06/hobbit-beklenmedik-yolculuk-esra-colak/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2013/02/06/hobbit-beklenmedik-yolculuk-esra-colak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2013 13:29:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Okuyucu Köşesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5420</guid>

					<description><![CDATA[Guillermo Del Toro’nun mu yoksa Yüzüklerin Efendisi’nin yönetmeni Peter Jackson’ın mı çekeceği belirsizliği yaşanan, davalarla ertelenerek yılan hikayesine dönen Hobbit nihayet vizyonda! Türkçe çevirisiyle 1997 yılında daha fazla Türk okurla buluşan “Yüzüklerin Efendisi” serisinin Peter Jackson’ın yönetmen koltuğuna oturduğu film uyarlaması büyük başarı yakalamıştı. Bu kez Peter Jackson ve ekibi Yüzüklerin Efendisi’nden 60 yıl öncesine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Guillermo Del Toro’nun mu yoksa Yüzüklerin Efendisi’nin yönetmeni Peter Jackson’ın mı çekeceği belirsizliği yaşanan, davalarla ertelenerek yılan hikayesine dönen Hobbit nihayet vizyonda!</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Hobbit-Movies-iPad-app.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-5421" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Hobbit-Movies-iPad-app-1024x768.jpg" alt="" width="696" height="522" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Hobbit-Movies-iPad-app.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Hobbit-Movies-iPad-app-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Hobbit-Movies-iPad-app-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Hobbit-Movies-iPad-app-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Hobbit-Movies-iPad-app-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Hobbit-Movies-iPad-app-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Hobbit-Movies-iPad-app-560x420.jpg 560w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Türkçe çevirisiyle 1997 yılında daha fazla Türk okurla buluşan “Yüzüklerin Efendisi” serisinin Peter Jackson’ın yönetmen koltuğuna oturduğu film uyarlaması büyük başarı yakalamıştı. Bu kez Peter Jackson ve ekibi Yüzüklerin Efendisi’nden 60 yıl öncesine dayanan ve aslında seriye giriş niteliği taşıyan “Hobbit” i izleyiciyle buluşturdu. Aslında Hobbit, John Ronald Reuel Tolkien tarafından çocuklarına anlatılmak üzere oluşturulmaya başlanmıştı ki yüce filoloğumuzun daha sonra kendisinin de beklemediği bir başarıya ulaşacaktı.</p>
<p>14 Aralık’ta vizyona giren film, RED Epic kameralarla 3 boyutlu ve HD’den 4 kat fazla çözünürlükle çekildi. Türkiye salonlarında 48 fps High Frame Rate olarak izleyemediğimiz film, dünyada ilk defa bu teknolojiyle çekilen film olma niteliğine sahip. Standart 24 fps’den 2 kat hızlı olması nedeniyle daha gerçekçi etki yaratan bu teknolojiyi Avatar’ın devam filmini de yüksek hızda çekmeyi düşünen James Cameron da Yeni Zelanda’daki dünya prömiyerine katılıp filmi ilk izleyenlerden olmuştu. Yeni tanıştığımız bu teknolojiyi gerçekçiliğinden ötürü beğenenler de oldu; fazla gerçekçi, baş ağrısı/dönmesi, mide bulantısı gibi yan etkiler oluşturduğundan şikayet edenler de. Hatırlarsanız 3 boyut teknolojisiyle yeni tanıştığımızda da bu tür tartışmalar, fikir ayrılıkları olmuştu. Peter Jackson’ın görüşü de “Bu yeni bir teknoloji ve insanlar alışacaklardır” yönünde oldu. Elbette bu konuda kendi görüşümüzü bildirebilmek için filmi HFR izleyebiliyor olmamızı dilerdim, belki ikinci filme… Ben filmin 24 fps 3D ve IMAX 3D versiyonlarını izledim. Özelikle IMAX devinin önünde filmin baş döndürücü olduğu bir gerçek! Ama bazı hızlı yakın çekim anları haricinde iyi yönde bir baş döndürücü etki bu. Kendinizi tünellerde kaçarken buluvermek işten bile değil!</p>
<p>İçerik olarak baktığımızda, kitaba birebir sadık kalınması gerektiğini düşünen Tolkien hayranları tarafından eleştirilmeyecek bir film değil. Ama bu zaten Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde de gördüğümüz bir durumdu. Aslında Peter Jackson (ve senaristler) bu sayede kendi imzasını atmış oluyor. Belki başarısının sırrı da buradadır. Sadece hayal gücüyle değil, kendi çeşitlemeleriyle de ilgi ve merak uyandırıyor ve heyecanı ayakta tutuyor. Kitabı okuyanlara ve hatta Tolkien’in bütün “legendarium” unu bilenlere bile yapıyor bunu, bu durumdan hoşnut olsalar da olmasalar da. Kitapta sadece bir ya da birkaç kez adı geçen ve hatta hiç geçmeyen karakterlere bile filmde rastlamak mümkün. Aslında böylece sadece Hobbit kitabında geçenler değil; Yüzüklerin Efendisi, bütün efsanenin temelini oluşturan Silmarillion ve genel anlamda Orta Dünya tarihi ve karakterlerinden de ögeler barındırıyor. Keza Peter Jackson kendisi de Tolkien’in notlarından da filmin beslendiğini belirtmiştir. Ayrıca unutulmaması gereken başka bir nokta da zaten Tolkien’in Hobbit’ in en az 3 versiyonunu yazmış ve hatta sil baştan yazmayı bile düşünmüş olduğudur. Bu şekilde bakınca filmin, kitabın son halinden birebir uyarlanmış olmaması, bazı farklı unsurlar içeriyor olması bir olumsuzluk yerine zenginlik olarak görülebilir. Bir başka eleştiri de cüce karakterlere derinlik katılmadığı, ayırt etmenin zor olduğu yönündeydi. Evet, belki kitapta da çok merkezde olmayan cüceler için bu söylenebilir. Ama üçlemeye daha yeni başladık ve ileride hangi cüceyi ne kadar iyi tanıyacağımızı henüz bilmiyoruz. Fakat kitaptan bildiğimiz ve filmde de gördüğümüz üzere cücelerin lideri Thorin, baskınlığını son ana kadar koruyacak gibi. Ayrıca karakteri canlandıran Richard Armitage’in oyunculuğu da takdire değer ve seriyle birlikte kariyerinde bir sıçrama yaşaması an meselesi. Gollum, Yüzüklerin Efendisi’nde olduğundan daha genç, daha oyuncu ve daha duygusal. Duygularını dışavurum şekli birçok kez seyirciyi güldürmeyi başarıyor. Tabi ki bunda ona hayat veren ve aynı zamanda filmin ikinci birim yönetmenliğini yapan Andy Serkis’in payı tartışılmaz. Aynı zamanda, Hobbit’ in önceki üçleme kadar sert ve ciddi bir tonu olmaması da buna bir sebep oluşturmakta.</p>
<p>Film, yaşlı Bilbo’nun Yüzüklerin Efendisi’nde izlediğimiz Çıkın Çıkmazı’ na veda etmeden önceki parti gününden başlıyor. Frodo, Yüzüklerin Efendisi’nden bildiğimiz, başına geleceklerden habersiz Gandalf’ı karşılamak üzere ormana doğru giderken, Bilbo hikayeyi anlatmaya başlıyor:</p>
<p>“Topraktaki bir oyukta bir hobbit yaşardı.”</p>
<p>İşte her şey böyle başladı. Gandalf bu hobbiti, Genç Bilbo’yu, bir maceraya davet etti. Thorin ve yoldaşları doğuya, Yalnız Dağ’a gidip ejderha Smaug tarafından çalınan hazinelerini ve yurtlarını geri alacaktı ve Bilbo da bu macerada “hırsız” olarak onlara yardım edecekti. Ama en kötüsü Smaug değildi. Bu sırada Bilbo tesadüfen Tek Yüzüğe sahip oldu. Çoook eskiden bir hobbit olan -ve adı o zamanlar Sméagol olan- Gollum, yüzüğünü kaybettiğine çok üzülecekti. Ve daha da kötüsü yüksek Elflerin bile 60 yıl sonrasına kadar bilemeyeceği karanlık, kötücül şeyler hortlamıştı. Sonunda bir şey beklendiğinden önce ortaya çıktı ve Smaug uyandı! Bundan sonra neler olacak? Önümüzdeki yıl göreceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2013/02/06/hobbit-beklenmedik-yolculuk-esra-colak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EDİZ GÜLTEN &#8211; KIYAMET GÜNÜ</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2013/01/06/ediz-gulten/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2013/01/06/ediz-gulten/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Jan 2013 11:51:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Okuyucu Köşesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5350</guid>

					<description><![CDATA[Kıyamet Günü&#8230; Gayet güzel giden bir hayat nasıl bir anda felakete ve sonra birden tekrar mucizeye dönüşebilir?.. Filmin duygusuna çok girmeden izlemeye çalıştım açıkçası… Anne-baba olduktan sonra daha da etkileneceğiniz bir film bu, üstelik gerçek hayat hikâyesi. Kurgu olsa “bu da olur mu, çocuğun birini bir ağacın, diğerini başka bir ağacın tepesinde bulmuş adam” diyeceğiniz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kıyamet Günü&#8230; Gayet güzel giden bir hayat nasıl bir anda felakete ve sonra birden tekrar mucizeye dönüşebilir?..</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8303920079_11f2cdc9b3_b.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-5351" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8303920079_11f2cdc9b3_b-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8303920079_11f2cdc9b3_b.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8303920079_11f2cdc9b3_b-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8303920079_11f2cdc9b3_b-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8303920079_11f2cdc9b3_b-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8303920079_11f2cdc9b3_b-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Filmin duygusuna çok girmeden izlemeye çalıştım açıkçası… Anne-baba olduktan sonra daha da etkileneceğiniz bir film bu, üstelik gerçek hayat hikâyesi. Kurgu olsa “bu da olur mu, çocuğun birini bir ağacın, diğerini başka bir ağacın tepesinde bulmuş adam” diyeceğiniz şey, gerçeklik söz konusu olduğunda “mucize” olarak adlandırılıyor.</p>
<p>Oyuncu seçimleri muhteşem, çocuk oyuncular bile “o anı” gerçekten yaşıyormuş duygusu veriyorlar.</p>
<p>İnsanı kendi hayatını düşünüp seçim yapmak durumunda bırakıyor. “Ben olsam iki küçük çocuğumu başkasına emanet edip karımla büyük oğlumu arar mıydım, yoksa onlar kendi başlarının çaresine bakarlar mı derdim?”</p>
<p>Televizyonda çok daha felaket bir şekilde izlediğimiz için tsunaminin yeryüzü üzerindeki etkisini çok inandırıcı bulmasam da, ses efektleri çok etkili kullanılmış özellikle, o atmosferi yaratmakta ve yaşatmakta önemli bir rol oynuyor ve sizi oldukça geriyor.</p>
<p>Tüm ailenin aynı hastanede olup birbirlerini görmemeleri, size “hadi artık” duygusunu yaşatıyor ve heyecanlandırıyor; kavuşmaysa filmin katarsis noktası. Ailenizle, sevdiklerinizle bir arada olduğunuzu düşünüp şükretmeniz için bir neden belki de. Kimsenin böyle felaketleri yaşamaması, bunların sadece filmlerde kalması ümidiyle…</p>
<p>EDİZ GÜLTEN</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2013/01/06/ediz-gulten/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
