<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mesela Dedik: Fırat Sayıcı &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/kose/mesela-dedik-firat-sayici/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 Nov 2019 11:00:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>&#8216;Yapımcılar kadın yönetmenlere güvenmiyor!&#8217;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/11/20/yapimcilar-kadin-yonetmenlere-guvenmiyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/11/20/yapimcilar-kadin-yonetmenlere-guvenmiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Nov 2019 10:59:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın yönetmenler]]></category>
		<category><![CDATA[sinemazon]]></category>
		<category><![CDATA[volkan atılgan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=13589</guid>

					<description><![CDATA[Gülten Taranç’la ilk karşılaşmam yıllar önce Cannes Film Festivali’nde oldu. Sahilde bir tanıtım partisinde tanışmış, ayak üstü güzel bir sohbet gerçekleştirmiştik. Sinemaya dair inancından ve hedeflerinden bahsetmişti. Daha sonra bir gün, “Yağmurlarda Yıkansam” filminin linkini yolladı. İzledim ve cesaretinden dolayı tebrik ettim. Sinemamız adına bu tarz cesur işler yapan daha fazla kadın yönetmenin ortaya çıkmasını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Gülten Taranç’la ilk karşılaşmam yıllar önce Cannes Film Festivali’nde oldu. Sahilde bir tanıtım partisinde tanışmış, ayak üstü güzel bir sohbet gerçekleştirmiştik. Sinemaya dair inancından ve hedeflerinden bahsetmişti. Daha sonra bir gün, “Yağmurlarda Yıkansam” filminin linkini yolladı. İzledim ve cesaretinden dolayı tebrik ettim. Sinemamız adına bu tarz cesur işler yapan daha fazla kadın yönetmenin ortaya çıkmasını dilemiştim. Gülten Taranç İzmir’de kendi adına önemli işlere imza attı. Kadın Yönetmenler Festivali’ni düzenleyerek bakışları İzmir’e yönlendirdi. Şimdi ise Ankara’da düzenlenecek olan “Sinemazon Kadın Sinema Yönetmenleri&#8221; projesinin direktörlüğünü yapacak. Bu söyleşi Gülten’i size daha iyi tanıtacak. İyi okumalar…</em></strong></p>
<p><strong>Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım röportajımıza&#8230;</strong></p>
<p>29 yaşındayım. İzmir&#8217;liyim. Hikaye anlatıcısıyım. Sinemada da müzikte de hikaye anlatıyorum. 2013 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema- Tv Bölümü yönetmenlik ana sanat dalından mezun oldum. 2017 yılında Marmara Üniversitesi Sinema-Tv Bölümü&#8217;nde yüksek lisansımı tamamladım. Lisede belgesel ve fotoğrafla başlayan kariyerime üniversitede kurmaca kısa filmler çekerek devam ettim. Çok sevgili hocam Ertan Yılmaz&#8217;ın &#8220;derdiniz için buradasınız&#8221; cümlesinden çok etkilendim ve birinci sınıftan itibaren kadın sorunlarına farkındalık yaratmak adına kısa filmler çekmeye başladım. Kadınların dönüşüm hikayelerini merkezine alan, kısa filmlerimden “Obezonlar”, “Dönüşüm” ve “Consensus” üçlemem ile yurt içinde ve yurtdışında pek çok festivale katıldım, ödüllerden ziyade özellikle kadın seyircilerden aldığım tepkilerle ve güzel geri dönüşlerle kariyerime kadın sorunları ile ilgili hikayeler anlatarak devam ettim. İlk uzun metrajım kadın cinayetlerini konu alan &#8220;Yağmurlarda Yıkansam&#8221;ı 2015 yılında çektik. Filmi kendi imkanlarımla, hiçbir destek almadan, tam bağımsız olarak gerçekleştirdim. Yine aynı yıl İzmir&#8217;de kurmuş olduğum &#8220;Taranç &amp; Taranç Film&#8221; bünyesinde film ve müzik prodüksiyonu, post prodüksiyonu ve dağıtımının yanı sıra festival organizasyonları yaparak kariyerime devam ediyorum.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-13590 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1024x585.jpg" alt="" width="656" height="375" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1024x585.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-300x171.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-768x439.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1536x878.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-2048x1170.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-696x398.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1068x610.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1920x1097.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-735x420.jpg 735w" sizes="(max-width: 656px) 100vw, 656px" /></p>
<p><strong>Daha önce İzmir&#8217;de düzenlediğiniz &#8220;Kadın Yönetmenler Haftası&#8221; oldukça ses getirdi. Buna müteakip &#8220;Sinemazon Kadın Sinema Yönetmenleri&#8221; projesi size nasıl geldi? Hangi sebeplerle projeyi yönetmeyi kabul ettiniz?</strong></p>
<p>Kadın Yönetmenler Haftası gerçekten İzmir&#8217;de de, sektörde de oldukça ilgiyle karşılandı. Volkan Atılgan, Sinemazon Kadın Sinema Yönetmenleri Festivali için araştırma yaparken sıkça adımla karşılaşmış. İçeriği yönetmemi istedi ve program direktörlüğü teklif etti. Çünkü bu bir kadın festivali&#8230; Festival de de sette de en önemli şeydir ekip&#8230;10 senelik kariyerim boyunca Ankara&#8217;da bir filmim bile gösterilmedi, o yüzden projeyi kabul ederken çok heyecanlandım. Kadın Yönetmenler Haftası neyse Sinemazon da benim için aynı, orada adım geçiyorsa işime sahip çıkarım. Tabi ki tüm bu süreçlerin gerisinde bir de baktım ki İzmir&#8217;de Kadın Yönetmenler Haftası olarak başlayan etkinlik farklı şehirlere sıçramaya başlıyor. Bu sene İstanbul&#8217;da  Directed By Women Kadın Yönetmenler Kısa Film Festivali&#8217;nin ilki gerçekleştirildi. İsmin telif haklarını İzmir için alsam da ses çıkarmak istemedim, birçok kadın yönetmen arkadaşımız bu etkinliğin başka illere de yayılabileceğine inanıyor, bende inanıyorum ve keşke böyle de olsa&#8230; Çünkü dünyada birçok Kadın Yönetmen Festivali yapılıyor ama Türkiye&#8217;de şu an üç ilde yapılabiliyor, bunun başkentimizde de başlaması önemli bir adım oldu. Keşke diğer kadın yönetmen arkadaşlarım da kendi memleketlerinde başlatsalar ve ben de destek olsam. Çünkü bu bir akım ve kadın filmleri festivallerinden farklı bir yapı ve oluşum. Ben burada biraz Kadın Yönetmenler Haftası’nın nasıl doğduğuna vurgu yapmak isterim. Çünkü İzmir&#8217;de başladı, İstanbul&#8217;da ve şimdi Ankara&#8217;da… Demek ki bu bir ihtiyaç, bu bir karşı duruş. Amerika bağlantılı bir organizasyon olan Film Fatal İstanbul ile her ayın ilk Pazartesi günü toplanarak, sorunlarımızı paylaşıyor ve birbirimize destek oluyorduk. Bu toplantılarımız yaklaşık üç yıl kadar devam etti. Nerdeyse her ayın ilk Pazartesi günü İstanbul&#8217;a gidiyor ve toplantılara katılıyordum. Uzun metrajımı yeni bitirmiştim ve sudan çıkmış balık gibiydim. Kadın yönetmen arkadaşlarım sayesinde yalnız olmadığımı gördüm, bir yere ait hissettim. Hepsinin bende emeği büyüktür. İlk filmimi dağıtırken bizim filmlerimizi de dağıtabilirsin diye teklifler gelmeye başladı ve mart ayının ilk Pazartesi gününe gelecek şekilde Kadın Yönetmenler Haftası&#8217;nı organize ettim. Sonrasında Amerika, bizi tehlikeli ülke ilan ederek, isimlerini kullanmamızı istemedi. Ancak tüm bu süreçten Fiyaka(Film Yapan Kadınlar), WMC (WOMEN with MOVIE CAMERAS) ve birçok ilde yapılmaya başlanacak &#8220;Kadın Yönetmenler Festivali&#8221; çıktı. Tüm bu sürecin içinde ve yönetmenler arasında en gençlerinden biri olarak tüm meslektaşlarıma filmlerini emanet ettikleri için teşekkür ederim çünkü bu sayede ilk defa bir filmim Ankara&#8217;da başkentimizde izleyici ile buluşacak.</p>
<p><strong>&#8220;Sinemazon Kadın Sinema Yönetmenleri Festivali&#8221; nasıl bir içeriğe sahip olacak?</strong></p>
<p>Kadın yönetmenlerin Ankara&#8217;da seyirciyle buluşturamadığı ya da buluşturabildiyse de çok kısa sürede vizyonda kalan ulusal ve uluslararası pek çok festivalden ödüllerle dönmüş bağımsız filmlerini Ankara&#8217;da izleyici ile buluşturacağız. Bence içerikteki en dikkat çekici etkinlik &#8220;Şarkı Söyleyen Yönetmenler Konseri&#8221; olacak. Kadın Yönetmenlerin sesini duyurmak için programa dahil ettiğimiz etkinlik için çok heyecanlıyım çünkü biz hep arka taraftayız, sahne gerçek anlamda bizde bu sefer! Bu zaten &#8220;Kadın Yönetmen Festival&#8221;inin ana amacı olmalıdır, oyuncuyu değil, yönetmeni izleyici ile buluşturmak, yönetmenlerin tanınırlığını arttırmak çünkü biz toplum için önemli rol modelleriz. Sinema öğrencileri için atölyelerimiz olacak ve festival sonucunda kolektif bir üretim çıkacak, kapanış gecesinde izleyebileceğimiz. Ve bir de Sinemazon Kısa Film Senaryo Yazım Özendirme Ödülü ile genç kadın sinema öğrencilerinin üretimine katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Konusu insan hakları ihlalleri olan Ankara&#8217;da geçen kısa film senaryolarından birine ödül verilecek. Amacımız Sinemazon&#8217;un ikinci senesinde bu üretimi de festival programına dahil etmek.</p>
<p><strong>Son yıllarda feminizm algısı özellikle de kültür-sanat alanında kendine daha fazla yer açtı. Festivallerin kadına yönelik pozitif ayrımcılık hamleleri seyirciyi de memnun etmekte. Siz bu konuda neler söyleyebilirsiniz?</strong></p>
<p>Yer açtığını düşünmüyorum. Sadece daha fazla ses çıkardığımızı düşünüyorum. Sayılar değişmiyor, başarı yüzdesi artıyor ancak kadın yönetmenlerin ikinci film yapma oranı halen çok düşük. Sinemacı, hikayesini anlatmak için yaşar ancak biz hikayelerimizi anlatacak fonlara yurtdışından ulaşabiliyoruz. Yurtdışından bir fondan desteklenmek demek de artık o hikayene Avrupa&#8217;nın bakış açısından bakacaksın demek! Türkiye&#8217;deki fonların artması gerekiyor, fonlarda seçilen jürilerin eşit sayıda kadın ve erkekten oluşması gerekiyor. Bir başka kaynak oluşturulabilir ancak büyük şirketler bağımsız sinemaya destek vermekten çekinebiliyor. Bence bu kadın-erkek hepimizin sorunu. Türkiye&#8217;de bağımsız film üretmek çok zor&#8230; Keşke festival filmi, gişe filmi gibi bir ayrım yapılmasaydı ve yaptığımız filmler daha izlenmeden sıkıcı bulunmasaydı. Bir de dikkatimi çeken Türkiye&#8217;de kadın yönetmenler ya dizilerde yönetmenlik yapıyor ya da bağımsız sinema yönetmeni olarak devam ediyor, gişe filmi yapan nadir kadın meslektaşımla karşılaştım. İnsanın aklına da şu soru geliyor: yapımcı kadın yönetmene güvenmiyor mu? Kadın hikayeleri, masallardan beri süregelen klasik anlatı yapısına aykırı, yapımcı da izleyici de hikayelerimizi radikal bulabiliyor&#8230;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-13591 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1024x683.jpg" alt="" width="677" height="451" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1920x1280.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 677px) 100vw, 677px" /></p>
<p><strong>Bu festival sizce sinemamıza ve ülkemize neler katacak? Festival duyurulduktan sonra ne gibi tepkilerle karşılaştınız?</strong></p>
<p>Bence birçok şehirde yaygınlaşacak&#8230; İzmir, İstanbul, Ankara sırada belki Bursa olabilir. Keşke il il başka kişilerin, kurumların yaptığı bir organizasyona dönüşse çok mutluluk duyarım. Özellikle Festival Direktörü Volkan Atılgan&#8217;ın erkek olması çok olay yarattı ancak festival yapmak düğün yapmak gibidir, herkesin o yaşanan süre zarfından memnun kalması adına bir iş bölümü yapılır, kendisi işin prodüksiyonu ile ilgilenirken, ben ve ekibim içerikle ilgili çalışıyoruz. Açıkçası kimsenin yaptığı başka bir organizasyonu gölgede bırakacağına inanmıyorum çünkü yukarıda da belirttiğim gibi bu organizasyonun amacı, yönetmenleri seyirci ile buluşturmak ve bu bir kadın filmleri festivali değil&#8230; Bir de afiş mevzusu var&#8230; Kadınsı bir yönetmen imajı, cinsiyetçi bulunmuş ancak kendi kişisel hayatımda da ben artık kadın gibi görülmemekten yıldım. Yani biz illa ki yönetici pozisyonlarındaysak, siyasetteysek, yönetmensek erkek gibi mi olmak zorundayız? Kendime kişisel olarak &#8220;kadın yönetmen&#8221; demeyi tercih etmem ama &#8220;kadın yönetmenler&#8221; derken zaten biz bir arada durmayı temsil etmek için kullanıyoruz yoksa şu an Türkiye&#8217;de sanat üretimi her alanda gitgide zorlaştı. Neden &#8220;Kadın Yönetmen&#8221; sorusu çok geliyor&#8230; Ama yukarıda da belirttiğim gibi bizi bu ayrıma götüren azınlıkta kalmamız oldu&#8230;</p>
<p><strong>Yeni projeleriniz neler?<br />
</strong>Kadın Yönetmenler Haftasının bu yıl üçüncüsünü İzmir&#8217;de festival olarak gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Tabi ki Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ve Tunç Başkanımızın desteği bu nokta da önemli&#8230; İkinci uzun metraj filmimi gerçekleştirmek istiyorum. Otuz yaşına giren obez genç bir kadının hikayesini anlatacağım &#8220;Hiç Uyuyamadığım Gecenin Sabahı&#8221;nda ve alt alta bu filmlerin isimlerini yazdığınızda bir şiir oluşacak, Yağmurlarda Yıkansam, Hiç Uyuyamadığım Gecenin Sabahı&#8230; Filmlerimden bir şiir yazmak istiyorum, ömrüm, sağlığım yettiğince hikayelerimi anlatmaya devam etmek istiyorum&#8230; Hep yeni projelerim olacak&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/11/20/yapimcilar-kadin-yonetmenlere-guvenmiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesela Dedik Şubat 2010</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2010/02/22/mesela-dedik-subat-2010/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2010/02/22/mesela-dedik-subat-2010/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 10:17:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=2435</guid>

					<description><![CDATA[Frankestein yaratıcısı Dr.Frankestein&#8217;ı kendisine bir canavar eş yaratması için gaza getirmektedir. Bu sırada malikaneye ziyarete gelen çapkınlığıyla nam salmış Hugh Grant, doktorun ve canavarının planlarını alt üst edecektir. Dr. Frankestein: (Elindeki kesik kadın bacağını canavara göstererek) Bu olur mu? Frankestein: (Kısa bir süre bacağı inceler) Yok bu olmaz sanırım. Biraz daha uzun bacaklı bir ceset bulamadın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Frankestein yaratıcısı Dr.Frankestein&#8217;ı kendisine bir canavar eş yaratması için gaza getirmektedir. Bu sırada malikaneye ziyarete gelen çapkınlığıyla nam salmış Hugh Grant, doktorun ve canavarının planlarını alt üst edecektir.</p>
<p>Dr. Frankestein: (Elindeki kesik kadın bacağını canavara göstererek) Bu olur mu?</p>
<p>Frankestein: (Kısa bir süre bacağı inceler) Yok bu olmaz sanırım. Biraz daha uzun bacaklı bir ceset bulamadın mı yaaa? Ne biçin doktorsun sen be? Hem şu bulduğun göğüslere bak. Minnacık&#8230; Serçe parmağım kadar.</p>
<p>Dr. Frankestein: Ulan dellendirme beni şimdi. Karı karı diye tutturdun. Yok bu hayatta yalnız kalmışsın da, yok bir sevgilin bile yokmuş da. İşi gücü bıraktık, beyfendiye sıfırdan hatun imal ediyoruz. Üstüne üstlük bir de beğendiremiyoruz.</p>
<p>Frankestein: Kısa kes usta, indirmeyeyim pençeyi. Madem beni sen yarattın, yalnızlığıma da bir çare bulacaksın.</p>
<p>Dr. Frankestein: Oğlum diyorum sana sabahlara kadar erotik kanalları seyretme diye. Laf anlatamıyorum ki. Bir de gitmişsin üstüne, Züğürt Ağa&#8217;yı seyretmişsin. Ağa&#8217;nın 80 yaşındaki babası gibi, &#8220;Ben karı isterem, ben karı isterem&#8221; diye dolaşıyosun etrafta. Hayır suç bende. Her bir organını, kolunu bacağını İngilizlerden taktım sana. Gittim cinsel organını Afrikalı bir köleden taktım salak gibi. Sonra vay başıma gelen. Hayır, o değil, bu hatunu yapamazsam sen bana da göz dikersin.</p>
<p>Frankestein: Yok daha neler? O kadar da değil artık.</p>
<p>Bu sırada kapı çalar içeri uşak girer.</p>
<p>Uşak: Mister Frankestein. Ziyaretçiniz var efendim.</p>
<p>Dr. Frankestein:Hangi münasebetsizmiş o gece vakti?</p>
<p>Uşak: Çocukluk arkadaşınız Hugh Grant efendim.</p>
<p>Dr. Frankestein: Ondan başka kim olur ki zaten? Tamam tamam çağır gelsin.</p>
<p>Kısa süre sonra Hugh Grant, yanında fıstık gibi iki hatunla çıkagelir.</p>
<p>Hugh: Eski dostum Frankie, naber yahu? Çoktandır görüşemedik.</p>
<p>Dr. Frankestein: Ne demezsin? Üç gün oldu değil mi?</p>
<p>Bu sırada canavar lafa atlayarak&#8230;</p>
<p>Frankestein: Sen bu münasebetsizin kusuruna bakma Hugh&#8230; Bayan arkadaşlarınla tanıştırmayacak mısın beni?</p>
<p>Hugh: Kusura bakma adamım. Kabalık ettim. Bu sarışın fıstık Clara, esmer olansa Victoria. (Kızlar biraz korkmuştur.) Çekinmeyin kızlar. Bu adamdan size zarar gelmez. Görünüşüne bakmayın siz onun. Altın bir kalbi vardır.</p>
<p>Frankestein: (Pis pis sırıtarak) Merhaba kızlar. Tanışalım mı?</p>
<p>3 saat sonra&#8230; Hugh Grant set anılarını anlatmakta herkesi eğlendirmektedir. Canavar ara sıra kızlara asılmakta, kızlar ise ona yüz vermemektedir. Ortamda en çok sıkılan ise, uyku vaktini çoktan geçiren doktordur. Bir süre sonra pijamalarını giyip gelir.</p>
<p>Dr. Frankestein: Muhabbetinize doyum olmaz çocuklar ama artık saat geç oldu. Yatma vakti.</p>
<p>Hep bir ağızdan herkes mızmızlanmaya başlar.</p>
<p>Hugh: Hadi ama dostum ne güzel oturuyorduk. Yeni ısınmaya başlamıştı ortam. Hem bak şimdi asıl hikayeyimi anlatacağım. Hani şu zenci bir hayat kadınıyla arabamda polise yakalandığım hikaye.</p>
<p>Dr. Frankestein: En az 50 kez dinlemişimdir. Hadi koçum hadi. Yavaş yavaş uzayın artık.</p>
<p>Bu sırada canavar, doktoru bir kenara çekerek durumdan hoşnutsuzluğunu belli eder.</p>
<p>Frankestein: Bana bak doktor. Git zıbar yat. Gecemizi zehir etme. Senden çakma hatun istedik beceremedin. Bak ayağıma iki tane fıstık geldi. Hugh&#8217;la anlaştık. Kısmetse sarışın olan benim olacak bu gece. Kıllık yapma da uzayıver.</p>
<p>Dr. Frankestein: Ulan alacağınız olsun be. Kafa derler buna be kafa. Dırdır, vırvır, kahkah&#8230; Başımın etini yediniz be. Günlerdir uykusuzum lan zaten. Eeeeh yeter uleeeynnn!</p>
<p>Doktor cinnet geçirir. Satırı eline aldığı gibi önüne gelene sallamaya başlar. Bir süre sonra kendine geldiğinde, dehşet verici manzarayı görür. Kadınlar ondan kaçamadığı için parçalara ayrılmış, her bir parçası ayrı bir yerdedir. Hugh Grant&#8217;la Frankestein da gözlerini faltaşı gibi açmış doktora bakmaktadırlar.</p>
<p>Hugh: Ne yaptın oğlum sen? Doğradın lan karıları&#8230;</p>
<p>Frankestein: (Yavaş yavaş sinirlenir) Senin yapacağın iş bu kadar olur. (Sinirden kıpkırmızı olur, adeta devleşir, doktoru boğazından tuttuğu gibi yerden kaldırır.) Azgınlığıma çare olacak karıları öldürdün. Birleştireceksin ulan bunları. Bu gece bu iş bitecek. Yoksa ünvanın Mister değil Miss olacak bundan böyle&#8230; Anladın mı lan beni?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ertesi gün İngiltere&#8217;nin tüm gazetelerinde &#8220;Böyle rezalet görülmedi!&#8221; başlığıyla ana sayfada çıkan bir haber:</p>
<p>&#8220;Dün gece, Londra yakınlarındaki bir ormanlık alanda polisin rutin kontrolleri sırasında akıllara durgunluk veren bir olay gerçekleşti. Doktor Frankestein&#8217;in yarattığı canavar yine kendisi gibi kadın bir canavarla basıldı. İşin ilginç yanı çapkınlığıyla tanınan ünlü oyuncu Hugh Grant da arabanın içinden yarı çıplak bir halde çıktı. Grant polise verdiği ilk açıklamada, arkadaşlarıyla arabanın içinde poker oynadıklarını ama sıcak basınca birkaç parça giysilerini çıkarttıklarını söyledi. Daha sonra zanlılar, ahlak masası ekiplerince ifadeleri alınmak üzere mahkemeye sevk edildiler.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2010/02/22/mesela-dedik-subat-2010/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesela dedik?&#8230; OCAK 2010</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2010/01/22/mesela-dedik-ocak-2010/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2010/01/22/mesela-dedik-ocak-2010/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 09:17:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=2352</guid>

					<description><![CDATA[Fırat Sayıcı  Edward Cullen, Bella’dan ayrı kaldığı süre zarfında İtalya dolaylarında kalmış, tabi eli armut toplamamıştır. Küçük flörtler, tatlı kaçamaklar ve minik çapkınlıklarla 110 yıllık hayatını renklendirmeye devam etmektedir. Yaşadığı köye çekim için gelen güzel oyuncu Keira Knightley’i gözüne kestiren Edward Cullen ilk fırsatta onu şık bir İtalyan restoranında yemeğe çıkarmıştır. Garsonları ise maalesef ki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fırat Sayıcı</strong></p>
<p><em> </em><em>Edward Cullen, Bella’dan ayrı kaldığı süre zarfında İtalya dolaylarında kalmış, tabi eli armut toplamamıştır. Küçük flörtler, tatlı kaçamaklar ve minik çapkınlıklarla 110 yıllık hayatını renklendirmeye devam etmektedir. Yaşadığı köye çekim için gelen güzel oyuncu Keira Knightley’i gözüne kestiren Edward Cullen ilk fırsatta onu şık bir İtalyan restoranında yemeğe çıkarmıştır. Garsonları ise maalesef ki patavatsızlıkta sınır tanımayan Eddie Murphy’dir. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Keira Knightley: </strong>Bir keresinde Richard Gere ile İtalya’da buraya benzer bir yere gelmiştik. Ama burası daha güzel.</p>
<p><strong>Edward Cullen: </strong>Ben burayı çok severim. Yemekleri, hele ki şarapları süperdir.</p>
<p><strong>Keira: </strong>Gerçekten mi? Bayılırım şaraba… Ne zaman keşfettin burayı.</p>
<p><strong>Edward: </strong>(Boş bulunup) Herhalde bir 30-40 yıl oluyor.</p>
<p><strong>Keira: </strong>Nası yani?</p>
<p><strong>Edward: </strong>(Lafı toparlar) Yani 30-40 yıldır var burası. Ben de daha geçen yıl keşfettim. He he…Neyse, heh bizim garson geliyor. Hey Eddie, Eddie! Buraya baksana…</p>
<p><em>Eddie, sallana sallana bezgin bir şekilde masaya gelir. Elindeki menüleri her ikisinin de önüne fırlatır.</em></p>
<p><strong>Eddie: </strong>Ne istiyorsunuz?</p>
<p><strong>Edward: </strong>(Masanın altından Keira’ya çaktırmadan Eddie’nin ayağına vurur) Biraz kibar olur musunuz garson bey? Hanımefendi ilk kez geliyor buraya.</p>
<p><strong>Eddie: </strong>Fark ettim Edward… Bey… (Keira’ya döner) Hoş geldiniz hanfendi. Edward yeni erkek arkadaşınız olmalı. Zira daha birkaç gün önce başka bir manita vardı yanında.</p>
<p><em>Keira utanmıştır. Sadece gülümser. Edward sinirlenmiştir. Espri yapmaya çalışır. </em></p>
<p><strong>Edward: </strong>Henüz değil Ed. Henüz değil. Eheheh… Hadi uzatma da sen bize 78 mahsülü bir pinot noir getir bakalım.</p>
<p><strong>Eddie: </strong>Parasını ödeyecek misiniz bu sefer Edward bey! Borcunuz 540 Euro’ya ulaştı da. Her hafta başka hatunla…</p>
<p><em>Edward, müsaade isteyip masadan kalkar. Eddie’nin kolundan tutup masadan uzaklaştırır. </em></p>
<p><strong>Edward: </strong>Ne yapmaya çalışıyon lan sen? Seninle anlaşmadık mı? Ben kızları getiririm, yemeğimi yerim, akşam eve atar, mercimeği fırına veririm. Ardından da sen gelir kızın kanını içersin. Böyle anlaşmadık mı? Ne şimdi löy löy yapıyon?</p>
<p><strong>Eddie: </strong>Geçen sefer attığın kazığı unutmadım. O esmer güzeli İtalyan fıstığına bol sarımsaklı pizza yedirmişsin. Kızın kanını emerken az daha geberip gidiyodum lan. Zor kurtuldum. Ondan haberin yok tabi. Soluk benizli jöle artığı seni!</p>
<p><strong>Edward: </strong>Misilleme yapmak zorundasın dimi? İdare et bu seferlik. (Masada oturan Keira’yı göstererek) Şuna bak şuna ilik gibi. Gecenin sonunda emeceğin kanın kalitesini düşün.</p>
<p><em>30 dakika sonra…</em></p>
<p><strong>Edward: </strong>Ee, canım nasıl buldun şarabı?</p>
<p><strong>Keira: </strong>Gayet güzel. Ama bir keresinde Karayip Korsanları’nın çekiminde Johnny Depp bana bir şarap içirmişti, offf, tadı hala damağımda…</p>
<p><strong>Eddie: </strong>Yemek olarak ne alırdınız gençlik?</p>
<p><strong>Edward: </strong>Şöyle az pişmiş, hafif kanlı orta kalınlıkta bir biftek istiyorum.</p>
<p><strong>Keira: </strong>Ben de çok pişmiş yarım bir piliç istiyorum. Ama yanına bol patates kızartması koyun. Haa! Aklıma gelmişken önden de bol sarımsaklı bir işkembe çorbası!</p>
<p><strong>Eddie: </strong>(Birden başı döner, elinden boş kadehleri düşürür.) Yuhh! Çüşşş!</p>
<p><strong>Edward: </strong>Sana demedi hayatım. Sen üstüne alınma! Bu mevsimde işkembe çorbası pek iyi olmaz. Sen gel iyisi mi güzel bir ezogelin çorbası iç. Ezogelin var dimi Eddie?</p>
<p><em>1 saat sonra… Yemekler yenmiş, tatlılar bitmiştir. Üstüne sıcacık bir espresso, nane likörüyle beraber midelere indirilmiştir. </em></p>
<p><strong>Eddie: </strong>İşte buyrun, bu da hesabınız.</p>
<p><strong>Edward: </strong>(Hesabı görünce ne yapacağını şaşırır) Bu ne lan gündüz feneri? Ocağıma incir ağacı mı dikeceksin? 230 Euro’luk ne yedik lan?</p>
<p><strong>Keira: </strong>İstersen ben ödiyim. Bir keresinde George Clooney’le böyle bir şey başıma gelmişti.</p>
<p><strong>Edward: </strong>(Daha fazla dayanamayarak) Hadi artık kalkalım. Hesabı, hesabıma yaz Eddie. Keira’cım sen de toplan, bana gidiyoruz… (Çıkarken Eddie’ye el kol hareketi yapar, göreceksin sen gibilerinden)</p>
<p><em>4 saat sonra… Edward ve Keira, yarı çıplak bir halde yatakta. Edward sigarasını içiyor.</em></p>
<p><strong>Keira: </strong>Bir keresinde Jack Nicholson’la böyle sevişmiştik. Ondan sonra…</p>
<p><strong>Edward: </strong>Lütfen yine başlama Keira ben banyoya giriyorum. Ben çıkana kadar televizyon falan seyret. (Televizyonu açar) Hah bak “Hayatımın Çalımı” başlamış. Çömez hallerini seyret…</p>
<p><em>10 dakika sonra Edward, banyoda duş alırken içeriden Keira’nın çığlıkları gelir. Edward sinsice gülümser… Kısa bir süre sonra banyonun kapısı kırılarak açılır. Gelen ağzı burnu kan içinde Eddie’dir. </em></p>
<p><strong>Eddie: </strong>Oğlum sen ne şerefsiz bir adamsın lan? Hangi arada derede yedirdin kıza bu kadar sarımsağı? Hesaba kızdın diye niye benim hayatımla maytap geçiyon lan?</p>
<p><strong>Edward: </strong>Sen de beni kızın yanında o kadar rezil etmeseydin. Dönüşte çorbacıya uğradık. Yedirdim kıza bol sarımsaklı kelle paçayı… He he he…</p>
<p><em>Bu sırada sürüne sürüne Keira Knightley banyoya gelir. Boynu kan içindedir. Ağzından zar zor şunlar çıkar… Cümleyi tamamlamadan son nefesini verir… İçerisi leş gibi sarımsak kokar.</em></p>
<p><strong>Keira: </strong>Bir keresinde Kont Drakula’yla…</p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2010/01/22/mesela-dedik-ocak-2010/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesela dedik?&#8230; Aralık 2009</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2009/12/22/mesela-dedik-aralik-2009/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2009/12/22/mesela-dedik-aralik-2009/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 08:13:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=2265</guid>

					<description><![CDATA[Fırat Sayıcı  Hayvan dedektifi Ace Ventura, Gülhane Parkı Hayvanat Bahçesindeki işinde ilk haftasını doldurmaktadır. O gün her zamanki gibi hayvanların kafeslerini temizleyip, yemlerini vermektedir. Kısa bir süre sonra gelen davetsiz misafirlerden çekeceğini hiç kimseden çekmemiştir Ace Ventura…  Ace Ventura: (Lamaların bulunduğu kafeste, bön bön lamalara bakarken, lamanın biri yüzüne tükürür.) Hımmm, demek siz uslanmaycaksınız… (Diliyle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fırat Sayıcı</strong></p>
<p><em> </em><em>Hayvan dedektifi Ace Ventura, Gülhane Parkı Hayvanat Bahçesindeki işinde ilk haftasını doldurmaktadır. O gün her zamanki gibi hayvanların kafeslerini temizleyip, yemlerini vermektedir. Kısa bir süre sonra gelen davetsiz misafirlerden çekeceğini hiç kimseden çekmemiştir Ace Ventura…</em></p>
<p><em> </em><strong>Ace Ventura: </strong>(Lamaların bulunduğu kafeste, bön bön lamalara bakarken, lamanın biri yüzüne tükürür.) Hımmm, demek siz uslanmaycaksınız… (Diliyle dudağının ucuna gelen tükürükten biraz tadar.) Aşk olsun Darcy! Ben sana demedim mi, hayvanat bahçesi ziyaretçilerinin attığı şeylerden yemeyeceksin diye? Yine tuzlu fıstık yemişsin. Bundan sonra benim sözümden çıkma tamam mı kızım.</p>
<p><em>Bu sırada Ace Ventura’nın ense köküne gelen minik bir taş feci şekilde canını yakar.</em></p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>Oyy, anacığım. Ne oldu lan? Kim attı bakiyim o taşı? Yoksa haylaz maymunlar mı? (Sağa sola bakınırken bu sefer alnına çarpar minik bir taş) Off, ne oluyor yahu?</p>
<p><em>İlerideki küçük çalılığın arasından gelmiştir taş. Ace Ventura o tarafa doğru yürür merak içinde. Maymunların bir muzırlık yaptığını düşünür. Yavaşça yaklaşıp çalıları aralar. Karşısına çıkanları tanımıyordur.. </em></p>
<p><strong>Ayşecik-Sezercik-Yumurcak: </strong>Merhabaaaa!</p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>Oh my god! Siz de kimsiniz be?</p>
<p><strong>Yumurcak: </strong>Biz aşağıki mahallenin çocuklayıyız aabi! Tanışalım mı?</p>
<p><strong>Sezercik: </strong>Merhaba ben Sezer. Ama herkes bana Sezercik der. (Ayşecik’e bakarak) Ayşe abla bence bu adam kocaman bir fili bile bulamaz.</p>
<p><strong>Ayşecik: </strong>Siz onların kusuruna bakmayın bayım. Onlar daha çocuk ne dediklerini bilmiyorlar.</p>
<p><strong>Sezercik: </strong>Sen çok mu büyüksün sanki cicim.</p>
<p><strong>Yumurcak: </strong> Evet Ayşecik abla… Niye bizi küçümsüyoysun. Biz sana ne yaptık ki?</p>
<p><strong>Ayşecik: </strong>Neyse çocuklar lafı uzatmayalım da bir an evvel konuya dönelim. (Ace Ventura’ya dönerek) Bayım, şimdi biz buraya şu yüzden geldik. Geçen gün bizim mahallenin kedisi Şirin ortadan kayboldu. Arıyoruz ama bir türlü bulamıyoruz.</p>
<p><strong>Yumurcak: </strong>Evet abicim. Çok tatlı biy kediydi o. Ağzının tadını da biliydi. Sadece özel kedi maması yeydi.</p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>(Cebinden bir avuç kedi maması çıkarır, birkaç tane ağzına atar) Tıpkı benim gibi desenize… Alır mısınız çocuklar?</p>
<p><strong>Ayşecik:</strong> Kalsın, bayım! Lütfen konuyu dağıtmayalım. Buraya geliş sebebimiz sizsiniz. Sizin çok iyi bir hayvan dedektifi olduğunuzu söylediler.</p>
<p><em>Ace Ventura hemen havaya girer. Cüzdanından üç tane kartvizit çıkarıp çocuklara dağıtır. </em></p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>Ayıptır söylemesi üstüme yoktur. Buyrun kartlarım. (Cebinden not defteri ve kalem çıkarır) Evet çocuklar söyleyin bakalım şu Şirine neye benziyor?</p>
<p><strong>Yumurcak: </strong> Şiyine değil abi, Şiyin. Çok özledim onu!</p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>Her neyse velet işime karışma.</p>
<p><strong>Sezercik: </strong>Beyaz üstüne kocaman kocaman sarı-kahverengi benekleri var. İnsanların bacaklarına sürtünmeyi çok sever.</p>
<p><strong>Yumurcak: </strong> Boynunda da yeşil biy tasması vay.</p>
<p><strong>Ayşecik:</strong> Çok akıllı bir kedi. İnsanlardan pek korkmaz. Hemen kendini sevdirir.</p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>Hmmm. Tarifiniz yeterince aydınlatıcı. Bu bilgiler doğrultusunda araştırmamıza hemen başlayalım. Ama bana birkaç gün müddet verin. Tamam mı çocuklar?</p>
<p><strong>Yumurcak: </strong>Peki abi.</p>
<p><strong>Ayşecik: </strong>Hadi çocuklar gidelim artık geç oldu. Anne babalarımız bizi bekler.</p>
<p><em>Aradan birkaç gün geçer ve çocuklar yine Ace Ventura’yı bulurlar. </em></p>
<p><strong>Ayşecik: </strong>Bayım! Yine biz geldik.</p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>(Onları gören Ace Ventura nedensizce paniğe kapılır.) Hohoşhoş geldiniz veletler! Ama boşuna geldiniz çünkü bulamadım ben kedinizi… Hadi şimdi gidin bakalım buradan. Daha yapacak çok işim var. Devekuşlarının tüylerini temizliycem. (Üçünün de sırtından itekleyerek yollamaya çalışır)</p>
<p><strong>Yumurcak: </strong>Ace abi, niye bize böyle kötü davyanıyoysun. Biz sana naaptık ki?</p>
<p><strong>Ayşecik:</strong> Peki ya Şirin nooldu bayım? Bulamadınız mı onu?</p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>Şirin mirin yok bulamadım ben onu.</p>
<p><strong>Yumurcak: </strong>(Ağlamaklı) Biz de umutlanmıştık. Şiyini bir tek siz bulabiliydiniz.</p>
<p><em>Bu sırada, Şirin, Ace Ventura’nın kulübesinden çıkarak çocukların yanına gelir ve onların ayaklarına sürünerek kendisini sevdirmek ister. Çocuklar sevinçten deliye döner. </em></p>
<p><strong>Ayşecik-Sezercik-Yumurcak: </strong>Şiriiiin!</p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>Hayıııııır! Şirin sana kulübeden çıkma demedim mi? Gir bakalım içeri.</p>
<p><strong>Ayşecik:</strong> Bayım ne yapmaya çalışıyorsunuz siz? Şirini bulmuşsunuz işte.</p>
<p><strong>Sezercik: </strong>Yalancı!</p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>Evet buldum ama artık o benim kedim.</p>
<p><strong>Yumurcak: </strong>Nası yani?</p>
<p><strong>Ace Ventura: </strong>(Daha fazla dayanamayarak çocukların ayaklarına kapanıp ağlamaya başlar) Nooolur onu benden almayın. Ben Şirin’i çok sevdim. Biz onunla aynı mamayı yedik, güldük eğlendik, sabahları yürüyüşe çıktık. Çok sevdim ben onuuuu! Beni onsuz bırakmayın yalvarırım çocuklar! Lütfen o benim kedim olsun çocuklaaaar…</p>
<p><em>Ayşecik, Sezercik ve Yumurcak da onunla birlikte ağlamaya başlarlar… Bu sırada oradan geçmekte olan bir adam bizimkilerin yanına yaklaşır. </em></p>
<p><strong>Adam: </strong>Merhaba gençler. Bu drama yürek dayanmaz. Alın bu kartım. Sinema sektörüne atılmaya var mısınız? Emin olun ki çok iş yaparsınız!</p>
<p><strong>Ayşecik: </strong>Peki ama siz kimsiniz bayım?</p>
<p><strong>Adam: </strong>Ben, Aram Gülyüz!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2009/12/22/mesela-dedik-aralik-2009/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesela dedik?&#8230; Kasım 2009</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2009/11/21/mesela-dedik-kasim-2009/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2009/11/21/mesela-dedik-kasim-2009/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 20:24:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=2182</guid>

					<description><![CDATA[Fırat Sayıcı  Hulk, Yeşil Goblin ve Shrek aynı evde yaşamakta, kirayı paylaşmaktadırlar. Ay sonunu zar zor getiren üç kafadarın en büyük amacı yeşil renklerinden kurtulup insan rengine kavuşmak ve topluma karışmaktır. Bu amaç uğrunda her türlü bilimsel ya da metafiziksel mevzuya giren üçlü, hedeflerine bir türlü ulaşamıyorlardır.  Shrek: (Elinde yırtılmış beyaz bir gömlekle kızgın bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fırat Sayıcı</strong></p>
<p><em> </em><em>Hulk, Yeşil Goblin ve Shrek aynı evde yaşamakta, kirayı paylaşmaktadırlar. Ay sonunu zar zor getiren üç kafadarın en büyük amacı yeşil renklerinden kurtulup insan rengine kavuşmak ve topluma karışmaktır. Bu amaç uğrunda her türlü bilimsel ya da metafiziksel mevzuya giren üçlü, hedeflerine bir türlü ulaşamıyorlardır. </em></p>
<p><em> </em><strong>Shrek:</strong> (Elinde yırtılmış beyaz bir gömlekle kızgın bir şekilde salona girer) Kim yırttı lan bu gömleğimi yine…</p>
<p><strong>Goblin: </strong>Bana ne bakıyon oğlum? Kim yırtacak senin öküz bedenli gömleğini? (Hulk’u göstererek) Ahanda bu ayı yırtmıştır.</p>
<p><strong>Hulk: </strong>Ya, hacım kusura bakma. Geçen bir manitayla buluşup akşam yemeği yiyecektik. O zaman giydiydim ben onu.</p>
<p><strong>Shrek: </strong>Eee? Ne oldu da yırttın güzelim Eminönü malını.</p>
<p><strong>Hulk: </strong>Yaa, şerefsiz garson yanlışlıkla hatunun üstüne şarap döktü.</p>
<p><strong>Goblin: </strong>Sen de sinirlenip şiştin di mi?</p>
<p><strong>Hulk: </strong>Öyle olunca da haliyle gömlek yırtıldı. Olsun be hacım alırım ben sana yenisini.</p>
<p><strong>Goblin: </strong>Hangi parayla alıcan lan dümbük. Paran olsa elektrik faturasını ödersin.</p>
<p><em>Shrek trip atarak, gelir salondaki koltuğa oturur. Televizyonu açar, Şirinler oynamaktadır. </em></p>
<p><strong>Goblin:</strong> Oğlum bakın lan üzülmeyin. Biz yine halimize şükredelim. Ya şu cüceler gibin mavi olsaydık naapardınız?</p>
<p><strong>Shrek: </strong> Ulan sen de ne adamsın be… Ha mavi ha yeşil. Ne fark eder? Bizim biran önce bir çözüm bulup doğru düzgün insan tenine kavuşmamız lazım.</p>
<p><strong>Hulk: </strong>Dur lan benim aklıma şey geldi. Geçenlerde Mystique ile konuşuyodum.</p>
<p><strong>Shrek: </strong>O kim la?</p>
<p><strong>Hulk: </strong>Yaa, şu X Men’in mavili hatunu yok mu oğlum. Hani herkesin kılığına girebiliyo… O dedi ki ben sizin renginize çözüm bulacak birini buldum. Kısa zamanda getiricem siz evde olduğunuz bir gün dedi.</p>
<p><strong>Shrek: </strong> Öyle deme oğlum en azından denemiş oluruz. Hayat bu belli mi olur. Bakarsın düzeltir bizi getireceği kişi. Lan yeşilli… Kalk da bir çay koy lan ağabeylerine şereffsiz.</p>
<p><strong>Goblin:</strong> Yürü lan ben niye koyuyorum hep. Bu sefer de sen koyuver. (Hulk ters ters bakınca Goblin mutfağa çay koymaya gider)</p>
<p><strong>Hulk: </strong>Neyse o değil de ne oldu senin şu kostümle broşür dağıtma olayı?</p>
<p><strong>Shrek: </strong>Yok yaa… Patladı o iş.</p>
<p><strong>Hulk: </strong>Niye lan? Ne güzel para kazancaktın.</p>
<p><strong>Shrek: </strong>Yok be oğlum. Birincisi ben bu cüsseyle Mickey Mouse kostümüne sığamıyorum. İkincisi sigortası yok işin. Bir de git gel taa karşı yakaya. Zor yani.</p>
<p><strong>Goblin: </strong>(Elinde çaylarla içeri girer) Sende bu tembellik varken senden adam olmaz.</p>
<p><strong>Shrek: </strong>Kes lan sen kendine bak. Bi belediyede afiş asma işini beceremedin. Neymiş beyfendinin yükseklik korkusu varmış. Kötülük yaparken, oradan oraya uçup bombalar atarken korkmuyodun ama yüksekten. Ne oldu şimdi?</p>
<p><strong>Goblin: </strong>Orasını karıştırma. Emekli olunca geldi işte bir yükseklik korkusu naapıyım? Yaşlılık işte… (Muzır muzır Hulk’a laf sokar) Senin şu gönüllü Greenpeace işi nasıl gidiyor bakıyım?</p>
<p><strong>Shrek: </strong>Açma lan konuyu kızdırcaksın yine!</p>
<p><strong>Hulk: </strong>Başlatma lan Greenpeace’den. Biz olmuşuz Greenpeace. Üniversite yıllarında olsa yapardık da, belli bir yaştan sonra kaldırmıyo vücut. Bi de çoluğun cocuğun maskarası oluyoz sokaklarda.</p>
<p><em>Bu sırada kapı çalar. Hulk kapıyı açmaya gider. </em></p>
<p><strong>Hulk: </strong>Kim ki acaba şimdi bu saatte?</p>
<p><em>Kapıyı açar, karşısında tüm zerafetiyle Mystique vardır.</em></p>
<p><strong>Mystique: </strong>Selam beyler! Nasılsınız?</p>
<p><em>Üç kafadar apışıp kalmışlardır… </em></p>
<p><strong>Hulk: </strong>Bububuyurun Mystique Hanım hoş geldiniz…</p>
<p><strong>Shrek: </strong>Ayakta kalmayın buyrun.</p>
<p><strong>Goblin:</strong> Çay içen mi?</p>
<p><strong>Mystique: </strong>Yok yok zahmet etmeyin. Acelem var. Kurbağa Toad’la randevum var da…</p>
<p><strong>Hulk: </strong>Hayrola Mystique, renklerimizi normale döndürmek için bir çözüm getireceğini söylemiştin.</p>
<p><strong>Mystique: </strong>Evet canım. Size dünyanın en hızlı ve kesin sonuç üreten büyücülerinden birini getirdim.</p>
<p><strong>Shrek: </strong>Hani nerde peki?</p>
<p><strong>Mystique: </strong>Yanımda, çantamda.</p>
<p><strong>Goblin:</strong> Çantanda mı?</p>
<p><strong>Mystique: </strong>Evet işte burada…</p>
<p><em>Mystique çantasından bir şey çıkarıp ortadaki sehpanın üstüne koyar… </em></p>
<p><strong>Mystique: </strong>Alın size çözüm…</p>
<p><strong>Hulk-Shrek-Goblin: </strong>Şirin Baba mı???</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2009/11/21/mesela-dedik-kasim-2009/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesela dedik?&#8230; Ekim 2009</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2009/10/21/mesela-dedik-ekim-2009/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2009/10/21/mesela-dedik-ekim-2009/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 07:24:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=2055</guid>

					<description><![CDATA[Fırat Sayıcı  Büyük gladyatörlerin dövüşü arenada sürmektedir. Başta dövüşü izleyen Sezar ve Brütüs olmak üzere, dövüşen Achilles ve Maximus da son anda arenaya katılan Zeyna’yı karşılarında görünce ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu arena izleyicisi ise, gelmiş geçmiş en büyük tezahüratı Zeyna için yapar…  Arena Seyircisi: Zeeeeeeyna! Zeeeeeeeeyna! Achilles: ( Elindeki kılıcı yere atarak, Maximus’a) [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fırat Sayıcı</strong></p>
<p><em> </em><em>Büyük gladyatörlerin dövüşü arenada sürmektedir. Başta dövüşü izleyen Sezar ve Brütüs olmak üzere, dövüşen Achilles ve Maximus da son anda arenaya katılan Zeyna’yı karşılarında görünce ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu arena izleyicisi ise, gelmiş geçmiş en büyük tezahüratı Zeyna için yapar… </em></p>
<p><em> </em><strong>Arena Seyircisi: </strong>Zeeeeeeyna! Zeeeeeeeeyna!</p>
<p><strong>Achilles: </strong>( Elindeki kılıcı yere atarak, Maximus’a) Olmadı hocam şimdi. Ben hiçbir kadına el kaldırmam.</p>
<p><em>Bu sırada Zeyna elindeki mızrağı Achilles’a fırlatır. Mızrak sıyırıp geçer, arenada oturan bir adama saplanır. </em></p>
<p><strong>Maximus: </strong>Arkadaşım bir daha düşün istersen.</p>
<p><strong>Achilles: </strong>(Yere attığı kılıcı tekrar alıp, kalkanının arkasına sığınır.) Vay anam vay! Hatun dişli çıktı desene.</p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Zeeeeeeyna! Zeeeeeeeeyna!</p>
<p><strong>Maximus: </strong>Ne sandın toprağım? Zeyna bu! Adamın aklını da alır, canını da…</p>
<p><strong>Achilles: </strong>Ne yapacağız şimdi peki?</p>
<p><strong>Maximus: </strong>Birlikte saldırıp işini bitireceğiz.</p>
<p><em>Achilles ve Maximus kafa kafaya verip bir plan yaparlar. Arena sessizliğe gömülmüş, herkes şaşkınlık içindedir. Sezar sinirlenerek ayağa kalkar. </em></p>
<p><strong>Sezar:</strong> Hoooop! Arkadaşım! Ne yapıyorsunuz lan siz? Dövüşsenize be! Ne kendi aranızda konuşuyorsunuz?</p>
<p><em>Zeyna, </em><em>Achilles ve Maximus’un konuşmasını fırsat bilip, ikisine doğru, o meşhur çelikten halka silahını fırlatır. Halka hem Achilles’in hem de Maximus’un koluna çarparak derin bir yara bırakır.</em></p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Zeeeeeeyna! Zeeeeeeeeyna!</p>
<p><strong>Achilles: </strong>Yandım anaaaam!</p>
<p><strong>Maximus: </strong> (Kolundaki yaraya bakar, sinirlenip Zeyna’ya doğru kılıcıyla koşar) Ulan Zeyna şimdi senin…</p>
<p><em>Zeyna, iyi bir hamleyle Maximus’u savurur, Maximus yere kapaklanır. Arena ayağa kalkar.</em></p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Zeeeeeeyna! Zeeeeeeeeyna!</p>
<p><strong>Achilles: (</strong>Ortama kendini kaptırmıştır<strong>) </strong>Zeeeeyna! Zeeeeyna!</p>
<p><strong>Maximus: </strong> (Dik dik Achilles’e bakar) Oğlum manyak mısın lan! Ona tezahürat edeceğine planı uygulasana dangalak herif!</p>
<p><strong>Achilles: </strong>(Birden kendine gelir) Haa, pardon yaa dalmışım.</p>
<p><em>Achilles, Sezar’ın yanına doğru gider. Arena’dan Sezar’ın oturduğu şeref tribününe doğru seslenir. </em></p>
<p><strong>Achilles: </strong>Yüce Sezar! Bir dakikalığına aşağıya yanıma gelebilir misiniz? Memleketten getirdiğim küçük bir hediye var da onu takdim edeyim size.</p>
<p><strong>Brütüs: </strong>Hayır efendim sakın aşağıya inmeyin! Çok tehlikeli!</p>
<p><strong>Sezar: </strong>Ulan ödlek herif ne olacak ki? Ben iki dakka bi inip alayım hediyemi. Hem şimdi aşağı inmezsem halkım beni korkak zanneder di mi ama?</p>
<p><strong>Brütüs: </strong>Peki efendim siz bilirsiniz. (Kendi kendine) Ulan ne beleşçi herifsin sen de be. Beleşi bulunca dünyanın öbür ucuna bile gidersin sen.</p>
<p><strong>Sezar: </strong>Bir şey mi dedin sen Brüt?</p>
<p><strong>Brütüs: </strong>Yok efendim, ne münasebet? Kendi kendime konuşuyorum işte.</p>
<p><em>Sezar, aşağı iner. Achilles ona yanında getirdiği hediyeyi takdim eder. </em></p>
<p><strong>Achilles: </strong>Buyrun efendim. Çam sakızı çoban armağanı, memleketimi temsilen minik bir Truva atı heykeli.</p>
<p><strong>Sezar</strong><strong>: </strong>Ayyyy canım çok mersi. Çok sevindim. Odamın en güzel yerine koyacam bunu söz.</p>
<p><strong>Maximus: </strong> (Uzaktan bağırır) Aloooo? Achilles! Hadisene oğlum uygulasana planı!</p>
<p><em>Zeyna, bir şeylerden işkillenmiş Achilles’e doğru temkinli adımlarla yürümeye başlar.</em></p>
<p><strong>Achilles: </strong>Haa, pardon ya. Unutmuşum. Koskoca Sezar’ı görünce karşımda heyecanlandım birden. (Sezar’a) Yüce Sezar. Bu kadın çok tehlikeli. Size de zarar gelebilir. En iyisi siz benim arkama saklanın. Bakın yaklaşıyor.</p>
<p><em>Zeyna Achilles’e doğru koşar. Kılıçlarını konuşturmaya başlarlar. Kıran kırana ölüm kalım mücadelesi sürerken, Sezar korkudan tir tir titremekte, Achilles’i kalkan olarak kullanmaktadır. </em></p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Zeeeeeeyna! Zeeeeeeeeyna!</p>
<p><strong>Brütüs:</strong> (Aşağıya bağırır) Efendim dikkat edin bir tarafınıza bir şey olmasın!</p>
<p><em>Bu sırada Achilles hızlı ve akıllıca bir atak yaparak, kılıcıyla Zeyna’nın saçlarının yarısını keser. Zeyna bu sinirle Achilles’e son bir hamle yapar. Achilles aniden kenara çekilince de kılıç Sezarın karnına girer. Zeyna dahil herkes donup kalır. Arena susar.</em></p>
<p><strong>Brütüs:</strong> Hayııııır! Olamaaaaz!</p>
<p><strong>Sezar:</strong> Ahhh anaaaam! Ölüyorum galiba? (Zeyna’ya bakarak) Sen de mi Zeyna?</p>
<p><strong>Brütüs:</strong> (Bir hamleyle arenaya atlayan Brütüs, Zeyna’yı kovalamaya başlar) Ne yaaaptın lan sen kaltak karı! Onu ben öldürecektim. Tarihe ben geçecektim. Gel lan buraya, gebertecem seni.</p>
<p><em>Olanları fırsat bilen Maximus ve Achilles planlarını uygulamış, yandan yandan arenadan sıvışırlar. Arenadan iyice uzaklaştıktan sonra duydukları büyük tezahürat olaya son noktayı koyar.</em></p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Brüüüütüs! Brüüüüütüs!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2009/10/21/mesela-dedik-ekim-2009/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesela dedik?&#8230; Eylül 2009</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2009/09/20/mesela-dedik-eylul-2009/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2009/09/20/mesela-dedik-eylul-2009/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 19:59:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=1925</guid>

					<description><![CDATA[Fırat Sayıcı  Roma İmparatorluğu en şaşaalı günlerini yaşamaktadır. Arenalarda dövüşen gladyatörler halkın en büyük eğlence aktivitesidir. O günkü son dövüş, sadece topuğundan öldürülebilen Achilleus ile gelmiş geçmiş en iyi gladyatör olan Maximus arasındadır. Julius Sezar da, onur konuğu olarak şeref locasındadır. Davullar çalmaya başlar…  Julius Sezar: (Ellerini kaldırarak bağırır) Dövüş başlasın! Arena Seyircisi: Aaaaşil! Aaaaşil! [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fırat Sayıcı</strong></p>
<p><em> </em><em>Roma İmparatorluğu en şaşaalı günlerini yaşamaktadır. Arenalarda dövüşen gladyatörler halkın en büyük eğlence aktivitesidir. O günkü son dövüş, sadece topuğundan öldürülebilen Achilleus ile gelmiş geçmiş en iyi gladyatör olan Maximus arasındadır. Julius Sezar da, onur konuğu olarak şeref locasındadır. Davullar çalmaya başlar… </em></p>
<p><em> </em><strong>Julius Sezar: </strong>(Ellerini kaldırarak bağırır) Dövüş başlasın!</p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Aaaaşil! Aaaaşil!</p>
<p><strong>Achilles: </strong>Ulan, 4 aslan, 5 kaplan, 6 gladyatör öldürdük. Bi bırakın da final maçı öncesi soluklanalım. Ne adrenalin meraklısı adamlarmış lan şu Romalılar? (Sezar’a doğru el kol hareketi yaparak) Lan şerefsiz, bi tarafın yiyosa gel sen dövüş burada!</p>
<p><em>Sezar, Achilles’un kendisine selam verdiğini sanıp gülümser ve ona el sallar. El pençe divan yanında duran Brütüs’ün verdiği şarabı kafasına diker. Derken, arenanın büyük kapısı açılır. Bir elinde kalkan, bir elinde kılıçla Maximus arenaya girer. </em></p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Maxiiimus! Maxiiimus!</p>
<p><strong>Achilles: </strong>Ulan ne taraftarmış be arkadaş iki dakkada sattılar beni! Neyse, biz önümüzdeki maçlara bakalım. Daha Truva’yı ele geçirip Helen’in de bi de ben tadına bakıcam. Deyyus Paris’i de aradan çıkartırsam…</p>
<p><em>Bu sırada Maximus yerden bir taş alıp Achilles’a atmıştır.</em></p>
<p><strong>Maximus: </strong>Hoop arkadaşım. Bekleme yapma. Ne kendi kendine konuşuyon. Akşam oldu. Hadi dövüşçeksen dövüş de bitirek şu işi.</p>
<p><strong>Achilles: </strong>(Kızarak koşmaya başlar) Ulan ben senin!</p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Aaaaşil! Aaaaşil!</p>
<p><em>Achilles koşa koşa Maximus’un yanına kadar gelir, havaya sıçrar, seyirciler nefeslerini tutar. Achilles tam kılıcını Maximus’un boynunun yanından kalbine sokacakken, Sezar geğirir…</em></p>
<p><strong>Sezar:</strong> Pardon!</p>
<p><strong>Brütüs:</strong> Yarasın efendimize!</p>
<p><em>Achilles Sezar’a bakar. </em></p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Seeezar! Seeezar!</p>
<p><strong>Achilles: </strong>Ohaaa! Konsantrasyonumun içine ettin be Sezar!</p>
<p><em>Maximus fırsattan istifade ters takla atarak kaçar. </em></p>
<p><strong>Maximus: </strong> Deymesin yağlı boya! Ehehehe! Ne oldu lan, sarı!</p>
<p><strong>Achilles: </strong>(Sinirlenmiştir) Bana sarı deme lan!</p>
<p><strong>Maximus: </strong> Niye len! Sinirine mi dokunuyor! (Bir sıçrayışta Achilles’un tepesine biner)</p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Maxiiimus! Maxiiimus!</p>
<p><em>Achilles kalkanıyla savunur ve Maximus’u altına alır. </em></p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Aaaaşil! Aaaaşil!</p>
<p><em>Yerde yatan Maximus sıkı bir tekmeyle Achielus’u uzağa fırlatır.</em></p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Maxiiimus! Maxiiimus!</p>
<p><strong>Maximus: </strong> Ulan ne dönek seyirciymişsiniz be! İki dakika delikanlı olun…</p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Aaaaşil! Aaaaşil!</p>
<p><strong>Maximus: </strong> Allah da belanızı versin! Başka bir şey demiyorum!</p>
<p><em>Bir saate yakın dövüşen ve bir türlü yenişemeyen Maximus ve Achilles yorulmuştur. Seyirci bile artık tezahüratı kesmiştir. Bu durumdan sıkılan Sezar ayağa kalkar.</em></p>
<p><strong>Sezar</strong><strong>: </strong>Anlaşılan bu böyle olmayacak. Ortamı biraz şenlendirelim.</p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Seeezar! Seeezar!</p>
<p><strong>Sezar</strong><strong>: </strong>Muhafızlar büyük kapıyı açın!</p>
<p><strong>Brütüs:</strong> (Sezar’ın kulağına fısıldayarak) Efendim yalnız küçük bir sorun var.</p>
<p><strong>Sezar:</strong> Neymiş o?</p>
<p><strong>Brütüs:</strong> Conan’ı bulamadık efendim.</p>
<p><strong>Sezar:</strong> Niyeymiş o?</p>
<p><strong>Brütüs:</strong> Efendim o artık Akilonya’ya kral olmuş.</p>
<p><strong>Sezar:</strong> Ulan bu devirde de önüne gelen kendini kral ilan ediyor anasını satayım. Ne yapacağız peki şimdi?</p>
<p><strong>Brütüs:</strong> Onun yerine reytingi daha yüksek birini getirttik.</p>
<p><strong>Sezar:</strong> Asterix deme sakın!</p>
<p><strong>Brütüs:</strong> Hayır hayır korkmayın hemen!</p>
<p><strong>Sezar:</strong> (Kızarır) Kimi getirdiniz oğlum, çıldırtma beni de söyle şunu!</p>
<p><strong>Brütüs:</strong> (Büyük kapıyı gösterir) İşte geliyor!</p>
<p><strong>Sezar:</strong> (Gözlerini kısarak büyük kapıya bakar, gözleri parlar, ağzı sulanır) Aferin len Brütüs, kedi olalı bir fare tuttun…</p>
<p><em>Bu sırada Maximus ve Achilles ağızları açık bir şekilde kapıdan gelene bakmaktadırlar. Arenada zaman durmuş gibidir. Kimseden çıt çıkmamaktadır. Sonra birdenbire gaza gelip, tribün duvarlarına abanan arena seyircisi hiç bağırmadığı kadar güçlü bir şekilde tezahürata başlar…</em></p>
<p><strong>Arena Seyircisi: </strong>Zeeeeyna! Zeeeeyna! Zeeeeyna!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>DEVAMI GELECEK AYDA!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2009/09/20/mesela-dedik-eylul-2009/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesela dedik?&#8230; Ağustos 2009</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2009/08/20/mesela-dedik-agustos-2009/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2009/08/20/mesela-dedik-agustos-2009/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2009 16:58:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=1829</guid>

					<description><![CDATA[Fırat Sayıcı  Robin Hood ve çetesi Sherwood ormanında kamp kurmuşlardır. O sırada ormanın içinden geçen patika yola atlı arabaların yaklaştığına dair bir haber gelir. Küçük bir soygun yapıp gasp ettikleri paraları her zamanki gibi fakirlere dağıtmaya karar verirler. Ancak Robin Hood bu kez sert kayaya çarpacaktır. Çünkü konvoyda Malkoçoğlu’nun olduğundan habersizdir.  Malkoçoğlu: Merak etmeyin prensesim… [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fırat Sayıcı</strong></p>
<p><em> </em><em>Robin Hood ve çetesi Sherwood ormanında kamp kurmuşlardır. O sırada ormanın içinden geçen patika yola atlı arabaların yaklaştığına dair bir haber gelir. Küçük bir soygun yapıp gasp ettikleri paraları her zamanki gibi fakirlere dağıtmaya karar verirler. Ancak Robin Hood bu kez sert kayaya çarpacaktır. Çünkü konvoyda Malkoçoğlu’nun olduğundan habersizdir.</em></p>
<p><em> </em><strong>Malkoçoğlu: </strong>Merak etmeyin prensesim… Bu orman hakkında duyduğunuz her şey yalan. Sadece şehir efsaneleri. Yok burada geceleri cinler, periler, vampirler çıkıyormuş da, yok efendim kendini bilmez yeşiller içinde bir adam zenginlerden çalıp fakirlere veriyormuş da. Hepsi palavra inanmayın onlara.</p>
<p><strong>Prenses:</strong> Yok canııım. Hem onlar gerçek olsa bile, yanımda senin gibi bir cengaver varken kim bize saldırmaya cesaret edebilir ki?</p>
<p><em>Prenses, Malkoçoğlu’nu öpmek için eğildiği sırada dışarıdan bağırış çağırışlar duyulur. </em></p>
<p><strong>Muhafız: </strong>Konvoya saldırıyorlaaaar!</p>
<p><strong>Malkoçoğlu: </strong>La noliy?</p>
<p><strong>Muhafız: </strong>Robin Hood ve çetesi bize saldırıyor.</p>
<p><strong>Prenses:</strong> Eyvah! (Panik içinde Malkoçoğlu’na sarılır) Kurtar beni erkeğim. Hadi Malkoçoğlu’m. Göreyim seni.</p>
<p><strong>Malkoçoğlu: </strong>(Kadını iterek) Eehh be! Sen de ne yılışık çıktın. Bekle burada hemen geliyorum.</p>
<p><em>Malkoçoğlu dışarı çıktığı sırada kafasının yanından hızla bir ok geçip arkasındaki muhafızlardan birine saplanır. Malkoçoğlu, bir hamlede kılıcını çekerek düşmanın arkasına geçer. Kılıcı adamın boğazına dayar… </em></p>
<p><strong>Malkoçoğlu: </strong>Ulan oğlum. İki dakka akıllı olamıyorsunuz di mi? Nerde lan sizin sahibiniz.</p>
<p><strong>Robin Hood: </strong>(Malkoçoğlu’nun arkasından gelir ve kılıcını sırtına dayar) Ahanda burdayım! Benim namımı duymadın daha demek. Ben Robin Hood’um!</p>
<p><strong>Malkoçoğlu: </strong>Memnun oldum Bizansın dölü. Ben de Malkoçoğlu!</p>
<p><strong>Robin Hood: </strong>Ne Bizans’ı kardeşim. Has be has İngiliz soyundan geliyorum ben.</p>
<p><strong>Malkoçoğlu: </strong>Haspam. Biz de Osmanlı soyundan geliyoruz herhalde. (Prensesin çığlıklarını duyar.) Yettim prensesim!</p>
<p><em>Prensesin yanına gider. Little John, iri cüssesiyle kızı kıstırmıştır. Üzerine doğru yürümektedir. </em></p>
<p><strong>Malkoçoğlu: </strong>Bırak o kızı! Bırak dedim sana!</p>
<p><strong>Little John: </strong>Sen de kimsin be?</p>
<p><strong>Prenses</strong><strong>: </strong>Malkoçoğlu! Kahramanım! Beni bu azgın heriften kurtardın. Az daha bana tecavüz edecekti.</p>
<p><strong>Robin Hood: </strong>Çüşşş! Little John asla bir hanımefendiye böyle bir şey yapmaz. Üstelik sizin gibi güzel bir bayana… (Gidip prensesin eline zarif bir öpücük kondurur)</p>
<p><strong>Little John: </strong>Sadece sepetinizdeki elmalardan isteyecektim. Karnım acıktı da.</p>
<p><em>Prenses Robin Hood’un kendine gösterdiği ilgiden hoşnut, adama kur yapmaya başlar. Malkoçoğlu durumdan hiç hoşnut değildir. </em></p>
<p><strong>Malkoçoğlu: </strong>Ağır ol bakalım delikanlı. Bayan benimle birlikte.</p>
<p><strong>Prenses</strong><strong>: </strong>Asıl sen ağır ol Malkoçoğlu. Ben kimsenin malı değilim. Eğer beni paylaşamıyorsanız düello yapın da göreyim.</p>
<p><strong>Robin Hood:</strong> Hay hay. Bana uyar. Bu ihtiyardan korkacak değilim ya.</p>
<p><strong>Malkoçoğlu: </strong>Sana ihtiyarın kim olduğunu gösterecem. Gel lan buraya.</p>
<p><em>Göğüs göğüse kılıçla birbirlerine saldırırlar. İki tarafın adamları, etraflarında geniş bir daire oluşturmuş, tezahürat etmektedir. Prenses ise kendisi için dövüşen bu iki kızgın adamı keyifle seyretmektedir. Aradan yarım saat geçmesine rağmen yenişemezler. Prenses sıkılmıştır. </em></p>
<p><strong>Prenses</strong><strong>: </strong>Öffff. Yeter artık sıkıldım. Bu böyle olmayacak. En iyisi şöyle yapalım. (Ayağa kalkar, sepetinden bir elma çıkarır. Bir ağaca yaslanarak elmayı kafasına koyar) Bu elmayı 100 metre uzaktan kim vurursa, onu tercih edeceğim. Ama dikkatli olun da beni vurmayın sakın.</p>
<p><strong>Robin Hood:</strong> Benim için çocuk oyuncağı.</p>
<p><em>Robin Hood, 100 değil 150 metre geri çekilir. Mendiliyle gözlerini bağlar. Okunun ucunu yakar, yayına takar. Yayı gerer ve hızla oku fırlatır. Ok tam 12’den, elmadan vurur. </em></p>
<p><strong>Prenses</strong><strong>: </strong>(Robin Hood’un yanına koşar. Yanağından öper.) Oldukça etkileyici. Sanırım Malkoçoğlu bunun üstüne bişey yapamaz.</p>
<p><strong>Malkoçoğlu:</strong> Sen öyle san. (Sepetten yeni bir elma alır. Kadına verir.) Al şunu da geç ağacın dibine.</p>
<p><em>Prenses yine ağacın dibine geçer. Elmayı kafasına koyar. Malkoçoğlu, ıslık çalarak atını yanına çağırır. Bir zıplayışta ata biner. Beş tane ok çıkarır. Ustalıkla beşini de aynı anda yaya gerer. Atını dehler. Prensesten yaklaşık 500 metre uzaklaşır. Geri dönüp, prensese doğru dörtnala atını koşturur. Hedefine nişan alır ve yayı çeker. Beş adet ok, havada ıslık sesi çıkararak hedefe yönelir.  </em></p>
<p><strong>Prenses:</strong> Ahhh!</p>
<p><strong>Robin Hood:</strong> Oha! Karıyı vurdu herif. Ulan üç yıldır elimize kadın eli değmemişti. Onu da öldürdün. Gel lan buraya kaçma!</p>
<p><em>Okların hepsi prensese saplanmıştır. Malkoçoğlu atın hızını kesmeden kaçmaya devam eder. </em></p>
<p><strong>Malkoçoğlu: </strong>Pardon küçük bir hesaplama hatası oldu sanırım. Neyse tanıştığımıza memnun oldum Robin Hood. Hayatta başarılar. Kraliçenize benden selam yollayın.</p>
<p><em>Malkoçoğlu, dörtnala kaçarak sık ağaçların arkasında gözden kaybolur. Little John, ölü prensesin yanına düşen elmayı alarak hapur hupur yemeye başlar. Herkes ona dik dik bakar. </em></p>
<p><strong>Little John: </strong>Ne bakıyosunuz? Karnım aç, ne yapayım?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2009/08/20/mesela-dedik-agustos-2009/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesela dedik?&#8230; Temmuz 2009</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2009/07/20/mesela-dedik-temmuz-2009/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2009/07/20/mesela-dedik-temmuz-2009/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 11:53:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=1736</guid>

					<description><![CDATA[Fırat Sayıcı  Los Angeles’in önde gelen kuru temizlemecilerinden biri olan “Sky-Dry”da sabahın erken saatlerinde üç müşteri ve bir dükkan çalışanı hararetli hararetli tartışmaktadır. Müşteriler Clark Kent, Peter Parker ve Bruce Wayne, dükkanda çalışan ve bazı yanlışlardan sorumlu kişi ise Mr.Bean’dir.  Peter Parker: (Poşet içinden çıkarttığı, küçülmüş, çekmiş Örümcek Adam kostümlerini Mr.Bean’ın burnuna sokarak) Ustacım bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fırat Sayıcı</strong></p>
<p><em> </em><em>Los Angeles’in önde gelen kuru temizlemecilerinden biri olan “Sky-Dry”da sabahın erken saatlerinde üç müşteri ve bir dükkan çalışanı hararetli hararetli tartışmaktadır. Müşteriler Clark Kent, Peter Parker ve Bruce Wayne, dükkanda çalışan ve bazı yanlışlardan sorumlu kişi ise Mr.Bean’dir. </em></p>
<p><em> </em><strong>Peter Parker: </strong>(Poşet içinden çıkarttığı, küçülmüş, çekmiş Örümcek Adam kostümlerini Mr.Bean’ın burnuna sokarak) Ustacım bu kaçıncı yaa! Yine garson boya küçültmüşsün pantolonu. Maceraya atılcam diye, kıyafetleri saçıyorum sağa sola. Sonra zar zor elalemin damından balkonundan topluyorum. Geçen gece pantolon hırsızı sandılar. Az daha dayak yiyordum. Hayır sorun o değil de, öğrenci adamız. Bruce abi gibi tuzumuz kuru değil.</p>
<p><strong>Bruce Wayne: </strong>Peter’cım mevzu para da değil. Güya burası kuru temizlemeci! Kostümün her yeri çamaşır suyundan benek benek olmuş. Dün gece suçlularla karşılaştım. Köpeklerden korktuğumu da cümle alem öğrendi. Sen Batman değil, olsa olsa Dalmaçyalı bir şizofren olursun dediler. İyice canım sıkıldı.</p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> Beyler beyler. İftira atmayalım lütfen. Müessesimizde kesinlikle çamaşır suyu ya da su kullanmıyoruz.</p>
<p><strong>Clark Kent: </strong>(Takım elbisesinin içinden pelerinini göstermeye çalışır) Hadi Bruce ve Peter’da yaptığın hatayı anlarım da kardeşim, benim pelerinimin yarısı niye yanık?</p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> Haa o mu? O şey. Dur göstereyim.</p>
<p><em>Arkadaki raftan bir şey almaya çalışırken, kolu tezgahın üstündeki kolonyaya çarpar. Kolonya kültablasının içindeki yanan sigaraya dökülür. Birden alev alır, Bruce’un ceketi yanmaya başlar. </em></p>
<p><strong>Bruce Wayne: </strong>(Çığlık çığlığa) Yanıyorum anam!</p>
<p><strong>Clark Kent: </strong>(Süper nefesiyle üfleyerek ateşi södürür) İki dakika delikanlı ol sende. Bişey yok. Sus! Şşşt!</p>
<p><strong>Peter Parker:</strong> Şimdi anlaşıldı bizim kostümlerin başına neden bunların geldiği. Bu kadar sakar bir adamı burada çalıştırırlarsa olacağı budur.</p>
<p><em>Bu sırada Mr.Bean önüne döner. Olan bitenden habersiz, kafasına Iron Man’in kaskını takmıştır. </em></p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> Nasıl? Yakışmış mı?</p>
<p><strong>Bruce Wayne: </strong>Ya sen ne denyo bi adammışsın ya? Deli ettin lan sabah sabah bizi. Çıkar lan şunu başından.</p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> (Kaskı çıkartır. Anlamsız anlamsız sırıtmaktadır.) Beğenmediniz mi?</p>
<p><strong>Bruce Wayne: </strong>Ya sabır.</p>
<p><strong>Peter Parker:</strong> Bu böyle olmayacak. En iyisi sen bize patronunu çağır.</p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> (Panikler) Eee… Patron mu? E, patron falan yok. Sadece ben varım.</p>
<p><strong>Clark Kent: </strong>Maval okuma bize kardeşim. Buranın sahibi senin kadar salak biri olamaz herhalde.</p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> Yok, o benden daha akıllı. Üstelik de zengin.</p>
<p><strong>Peter Parker: </strong>….</p>
<p><strong>Clark Kent: </strong>Bize ne bundan? Hadi çağır artık şu herifi. Sabrımız taşıyor.</p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> Gerçekten yok diyorum size niye inanmıyorsunuz.</p>
<p><strong>Bruce Wayne: </strong>(Mr.Bean’in yakasına yapışarak) Çağır ulan patronunu yoksa karışmam.</p>
<p><em>Bu sırada arka ofisten tıkırtılar, teneke sesleri gelir.</em></p>
<p><strong>Peter Parker: </strong>Koskaca adamsın. Utanmıyor musun kardeşim yalan atmaya! Örümcek hislerim bile birbirine girdi. Ne yapçağımı şaşırdım.</p>
<p><em>Bu sırada, arkadan Tony Stark gelir.</em></p>
<p><strong>Mr.Bean: </strong>Patron???</p>
<p><strong>Peter Parker: </strong>Mr.Stark!?</p>
<p><strong>Clark Kent: </strong>Demir Adam!?</p>
<p><strong>Bruce Wayne: </strong>Tony!?</p>
<p><strong>Tony Stark: </strong>Beyler hoş geldiniz.</p>
<p><strong>Üçü birden:</strong> Hohoş bubulduk!</p>
<p><strong>Bruce Wayne: </strong>Hayrola hacım senin ne işin var burda?</p>
<p><strong>Tony Stark: </strong>Ne işim olcak koçum. İşin kendisi benim. Kuru temizleme işine girdim.</p>
<p><strong>Peter Parker:</strong> E, onca silah şirketi falan.</p>
<p><strong>Tony Stark: </strong>Bıraktım ben o işleri.</p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> Devlet su işleri!</p>
<p><strong>Clark Kent: </strong>Pardon?</p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> (Tony Stark’ın kendine ters ters baktığını görünce) Pardon patron!</p>
<p><strong>Peter Parker:</strong> Mr.Stark, çok aradınız mı bu herifi?</p>
<p><strong>Clark Kent: </strong>Neyse konumuza dönelim Demir Adam! Madem konuyla ilgili muhattapımız sensin, söyle bakalım ne olacak bu kostümlerin hali?</p>
<p><strong>Tony Stark: </strong>Şöyle olacak. Siz bana kostümlerinizi verin. Ben yenilerini sipariş edeyim. Birkaç hafta sonra gelir alırsınız.</p>
<p><strong>Clark Kent: </strong>Yok daha neler. Birkaç haftaya kadar, tüm suçlular bu şehrin altını üstüne getirir.</p>
<p><strong>Tony Stark: </strong>Siz orasını merak etmeyin. Siz yokken ben bakarım ortalığa.</p>
<p><strong>Bruce Wayne: </strong>Ulan çakaaaal! Şimdi anlaşıldı senin derdin. Keriz mi var lan karşında?</p>
<p><strong>Peter Parker:</strong> Hayrola Bruce abi?</p>
<p><strong>Bruce Wayne: </strong>Bu çakalla ben birkaç ay önce, benim malikanede içiyorduk. Bu çok sarhoş olduğunda biraz sızlanmaya başladıydı. Yok efendim, o aslında benim gibi teknoloji sayesinde süper kahramanlık yapıyormuş da, yok aslında o Süpermen yada Örümcek Adam gibi gerçek bir kahraman olmak istiyormuş da. Nerdeyse ağlıycaktı. Sonra sızıp uyuya kalmıştı. Demek şimdi böyle bir plan yapıp bir süreliğine de olsa meydanı kendine bırakmamızı istiyor. Şerefsiiiz!</p>
<p><strong>Clark Kent: </strong>Doğru mu tüm bunlar?</p>
<p><strong>Tony Stark: </strong>Yok abicim ne alakası var? İftira, külliyen yalan!</p>
<p><em>Bu sırada Mr.Bean tezgahın altından bazı boş şişeler çıkarır. </em></p>
<p><strong>Mr.Bean:</strong> Patron bu arada bunlar bitti. Çamaşır suyu, kezzap, asit, formaldehit..vs. Yeni şişeler için sipariş vereyim mi?</p>
<p><em>Durumu iyice anlayan Clark Kent, Bruce Wayne ve Peter Parker, Tony Stark’ın üstüne yürümeye başlar. </em></p>
<p><strong>Tony Stark: </strong>(Mr.Bean’a) Ulan gerizekalı herif. Çık dışarı! Kovuldun! (Diğerlerine) Bi saniye beyler açıklayabilirim… Sandığınız gibi değil… Gelmeyin! Ahhh!&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2009/07/20/mesela-dedik-temmuz-2009/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesela dedik?&#8230; Haziran 2009</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2009/06/19/mesela-dedik-haziran-2009/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2009/06/19/mesela-dedik-haziran-2009/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2009 20:42:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=1620</guid>

					<description><![CDATA[Fırat Sayıcı Angelina Jolie bir film çekimi için Çin’e gidince, Brad Pitt, kankası George Clooney’i çağırmıştır. Salonda televizyon karşısında Amerikan futbolu seyretmekte bir yandan da bira içmektedirler. Üst kattan gelen çocukların sesi kafa şişirmekte, maçın heyecanına konsantre olamamaktadırlar.  Brad Pitt: Hadi Steve, kaldır kıçını, hızlan biraz. George Clooney: O tamponla biraz zor yakalar bizimkini. İşte [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fırat Sayıcı</strong></p>
<p><em>Angelina Jolie bir film çekimi için Çin’e gidince, Brad Pitt, kankası George Clooney’i çağırmıştır. Salonda televizyon karşısında Amerikan futbolu seyretmekte bir yandan da bira içmektedirler. Üst kattan gelen çocukların sesi kafa şişirmekte, maçın heyecanına konsantre olamamaktadırlar. </em></p>
<p><em> </em><strong>Brad Pitt: </strong>Hadi Steve, kaldır kıçını, hızlan biraz.</p>
<p><strong>George Clooney: </strong>O tamponla biraz zor yakalar bizimkini. İşte bak gördün mü?</p>
<p><strong>Brad:</strong> Ballısınız oğlum başka bişi diil.</p>
<p><strong>George: </strong>Hadi lan ordan, balmış. Geçen sezon da gömmedik mi sizi bu sahaya. Hadi boş konuşma da kalk bana bi bira daha getir.</p>
<p><strong>Brad:</strong> (Mutfağa yollanır) Ok. Ben de içerim bi tane.</p>
<p><strong>George: </strong>Ağır ol len. Bu kaçıncı? Çocuklarına kötü örnek oluyorsun.</p>
<p><strong>Brad: </strong>Bişi olmaz. Daha saat erken. Kırk yılda bir Angi yok. Çocuklara bakıcı tuttuk. Kafam rahat. (O sırada yukarıdan çeşitli dil ve lehçelerde çocuk bağırışları duyulur, Brad yukarı seslenir) Heeey, kime diyorum ben! Shut the fuck off! Bu evde İngilizceden başka bir dil konuşulmayacak demedim mi ben size! (Sesler kesilir) Inglourious Basterds!!!</p>
<p><strong>George: </strong>Şşşt, şşşt! Sakin ol adamım. Geç otur şöyle, onlar sadece çocuk.</p>
<p><strong>Brad:</strong> Hacım, bunlar çocuk değil, şeytan. Biri diğerinin saçını çeker, biri diğerinin eşyasını izinsiz kullanır. Sonra hır gür tabi… Olan arada bana oluyor. Hanfendi, kafasına göre gittiği her yerden çocuk topluyor. Sanki hediyelik eşya. Demiyor ki, benim herifin başı şişer mi? Benim herif bu çocukları kabullenir mi? Onların arasında kendi öz evladımız Shiloh da gümbürtüye gidiyor. Çocuk esirgeme kurumuna döndü anasını sattığımın evi!</p>
<p><strong>George: </strong>Eee, abi sözü dinlemezsin ki! Ben demedim mi sana. Bu kadar şanın şöhretin var. Karizma, yakışıklılık desen var. Para desen gırla. Elini sallasan evin her odasına 20 hatun doldurursun. Sen ne yaptın kalktın, piyasanın en cadı karısıyla beraber yaşamaya başladın. Hatun hem kıskanç, hem asi, hem dediğim dedik! Valla o evdeyken çekine çekine geliyorum sana.</p>
<p><strong>Brad:</strong> Yok, abi. Sen rahatına bak. Senle bi alıp veremediği yok.</p>
<p><strong>George: </strong>Yok, yok. Ben bazen hissediyorum tavırlarından. Angi, beni pek sevmiyor. Tabi, senin gibi düzenli bi ilişkimiz yok ya, ondandır.</p>
<p><strong>Brad: </strong>Alakası yok, saçmalama. Aha sayı oldu. Hahaha!</p>
<p><strong>George: </strong>Hayret, bi sayı almayı başardınız.</p>
<p><em>Bu sırada dolaptan bir bardak su almak için çocukların bakıcısı iner. Güzel bir sarışındır. Kızı gören çapkın George’un ağzı açık kalır. Kız yukarı çıkar.</em></p>
<p><strong>George: </strong>Oğlum, bu ne lan?</p>
<p><strong>Brad: </strong>Ne ne?</p>
<p><strong>George: </strong>Şu sarışın fıstık. Bakıcı kız.</p>
<p><strong>Brad: </strong>Ha, o mu? Linda’yı diyorsun. Ne olmuş?</p>
<p><strong>George: </strong>Var ya sen salaksın lan. Daha bu yaşta hayatını bitirdin. Çıksana olum arasıra yukarı. Çocuklarınla ilgileniyormuş ayağına yavşasana şu çıtıra.</p>
<p><strong>Brad: </strong>Ya, bi git allahaşkına ya. Saçma saçma konuşma. Angi’ye söylerse ne olur biliyor musun sen?</p>
<p><strong>George: </strong>En kötü tokat manyağı yapar seni…</p>
<p><strong>Brad: </strong>Ha şunu bileydin.</p>
<p><strong>George: </strong>İyi kardeşim sen bilirsin. (Ayağa kalkar) Sen burada otur maçı seyret. Ben biraz sizin çocuklara masal anlatayım.</p>
<p><strong>Brad:</strong> (O da panikle ayağa kalkar) Otur lan şuraya. Rezil mi etçen beni? Kızın sevgilisi var oğlum.</p>
<p><strong>George: </strong>Eee? Kim George Clooney’e hayır der ki bu dünyada? Ben gidiyorum yukarı.</p>
<p><strong>Brad:</strong> (Durdurmaya çalışarak) Ya bi saniye. Nereye gidiyosun ya? O kadar kolay mı oğlum bu işler. Kız gider basına masına anlatır. Sonra uğraş dur. Yoksa ben de bilirdim yavşamayı.</p>
<p><strong>George: </strong>Erkeksen sen çık o zaman. Kaç yıldır, Angi’den başkası var mı lan hayatında? Tek eşli mi oldun lan bunca yıl sonra?</p>
<p><strong>Brad: </strong>Oğlum bak beni gaza getirme. Kafam güzel. Angi’ye de kızgınım zaten. Giderim şimdi yukarı…</p>
<p><strong>George: </strong>Hadi koçum hadi… (Brad’in sırtına vurur) Göreyim seni. Çık yukarı, bitir işi. Benden sana güzel bir Las Vegas tatili hediye. Biraz erkek ol be! Eski günlerimizdeki gibi.</p>
<p><strong>Brad:</strong> (Biraz düşünür) Tamam lan. Sen kazandın. Ne kaybederim ki? Sen otur bekle beni.</p>
<p><em>Brad, ayna karşısında saçlarını düzeltir. Üstüne başına çeki düzen verir. Yukarı çıkar. George, sırıtarak televizyonun başına geçer ve maçı izlemeye başlar.</em></p>
<p><strong>George: </strong>Böyle yola getirirler adamı işte. Hadi oğlum, bi sayı daha!</p>
<p><em>Bu sırada evin dış kapısı açılır.</em></p>
<p><strong>George: </strong>Nooluyo lan? Bu kim şimdi?</p>
<p><em>İçeri giren Angelina Jolie’dir. Sessiz sessiz salonun ortasına gelir. George Clooney’le karşılaşınca biraz bozulmuştur.</em></p>
<p><strong>Angelina Jolie:</strong> Sen yine mi buradasın. Ohh, beyefendi, yine yayılmış, her taraf bira şişesi. Brad nerde?</p>
<p><strong>George: </strong>(Angi’ye belli etmeden yaşadığı panikle) Eee, mmm, sanırım çocukların yanında! Dur sesleneyim.</p>
<p><strong>Angelina:</strong> Yok sakın haa! Sürpriz yapacağım. Çin’den de bir çocuk evlat edindim. Arabada bekliyor. Brad çok sevinecek. Ben yukarı çıkıyorum. Sen de şu ortalığı topla biraz.</p>
<p><strong>George: </strong>(Koltuğa yaslanır, şişeden bir yudum alır) Şimdi hapı yuttuk!</p>
<p><em>Biraz sonra yukarıdan bağırış çağırış sesleri, Angelina’nın çığlıkları, tokat sesleri, çocuk ağlamaları…vs. gelir. Brad önde Angelina ve bakıcı kız arkada aşağı inerler. Angelina bir yandan kızın sarı saçlarına yapışmış yolmakta, bir yandan da Brad’i tokatlamaktadır. </em></p>
<p><strong>Brad: </strong>Hayatım dur yanlış anladın. Açıklayabilirim. Linda sadece bana masaj yapıyordu.</p>
<p><strong>Angelina:</strong> Allah belanı versin senin herif gibi! Saçımı süpürge ettim be senin için. Bu şıllıkla mı aldatacaktın beni. (Birden George’u görür) Allah senin de belanı versin. Yuvamızı yıktın, şerefsiz herif. Bi uçkurunuza sahip çıkamıyosunuz di mi? Müstakbel kocamın da aklına giriyorsun, hayvan herif, şu sürtüğü de al ve defol evimden.</p>
<p><em>George, pılısını pırtısını toplayıp, hiç cevap vermeden dışarı çıkar. Angelina Linda’yı da dışarı atıp kapıyı kapatır. Brad içeride kalmıştır. </em></p>
<p><strong>George: </strong>(Sanki hiç bir şey olmamış gibi sırıtır, Linda’ya yanaşır) Merhaba, daha önce tanışmamıştık sanırım. İstersen seni evine kadar bırakabilirim. Yada bu gece ilk uçakla Como Gölü’ndeki evime de kaçabiliriz. Ne dersin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2009/06/19/mesela-dedik-haziran-2009/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
