<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KÖŞE &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/kose/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 15:38:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bir Platform Festivali Olarak 45. İstanbul Film Festivali</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/04/21/bir-platform-festivali-olarak-45-istanbul-film-festivali/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/04/21/bir-platform-festivali-olarak-45-istanbul-film-festivali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 14:38:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26381</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Film Festivali Türkiye’nin en köklü sinema etkinliklerinden biri olarak gösterim, üretim, tartışma ve dolaşım alanları üzerinden sinema kültürünün şekillendiği önemli bir platform olmayı sürdürüyor. Festivalin nasıl geçtiğini değerlendirmek yalnızca filmlere değil; salon atmosferine, seyirci ilgisine, seçki yapısına, jürilerin konumlandırılmasına, filmlerin sunum biçimlerine ve sektör ayağına birlikte bakmayı zorunlu kılıyor. Sinema salonu seyircisinin belirgin biçimde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Film Festivali Türkiye’nin en köklü sinema etkinliklerinden biri olarak gösterim, üretim, tartışma ve dolaşım alanları üzerinden sinema kültürünün şekillendiği önemli bir platform olmayı sürdürüyor. Festivalin nasıl geçtiğini değerlendirmek yalnızca filmlere değil; salon atmosferine, seyirci ilgisine, seçki yapısına, jürilerin konumlandırılmasına, filmlerin sunum biçimlerine ve sektör ayağına birlikte bakmayı zorunlu kılıyor.</p>
<p>Sinema salonu seyircisinin belirgin biçimde azaldığı bir dönemde festivalin hala bir izleyici hareketi yaratabilmesi önemli. Özellikle hafta sonu seanslarında ve yönetmen katılımlı gösterimlerdeki doluluklar, festivalin kent ölçeğinde bir sinema ritüeli üretmeye devam ettiğini gösteriyor. Şehrin iki yakasına yayılan gösterimler erişimi artırırken aynı zamanda İstanbul’da geçici bir sinema haritası oluşturuyor. Bu da festivalin “şehir festivali” niteliğini güçlendiriyor.</p>
<p>Festival 127 uzun metraj ve 13 kısa film gibi geniş bir programı, Altın Lale, Yeni Bakışlar, Kısa Film Yarışması, belgesel seçkisi, retrospektifler, galalar ve özel bölümlerle birlikte, farklı türleri, üretim ölçeklerini ve gösterim amaçlarını aynı çatı altında buluşturan çok katmanlı bir yapı üzerinden bu yıl da ilerliyor. Yarışma bölümleri, keşif alanları, arşiv odaklı seçkiler ve endüstri odaklı gösterimler aynı program akışı içinde yan yana. Bu nedenle festival, tek bir sinema yönelimine ya da belirgin bir küratoryal hatta yaslanan bir yapıdan ziyade, farklı izleme biçimlerini aynı zeminde bir araya getiren çok katmanlı bir platform niteliğini devam ettiriyor.</p>
<p>Basın gösterimleri kapsamında izlediğim filmler ile moderasyonunu yaptığım gösterimlerde, farklı estetik yönelimlere sahip yapımların ortak bir duygusal ve tematik hatta kesiştiği fark ediliyor. Bireysel kırılganlık, yalnızlık ve toplumsal çözülme duygusu, tekrar eden bir arka plan olarak öne çıkıyor. Filmler biçimsel olarak birbirinden ayrışsa da, belirli bir ruh hali hissediliyor. Bu durum, bir yandan zamanın ruhunun sinema üretimini bu temalar etrafında şekillendirdiğini düşündürürken, diğer yandan çevre, yalnızlık, dijitalleşme, kadın, kimlik arayışları, göç ve kişisel portreler gibi temaların etkinliğini koruduğunu gösteriyor.</p>
<p>Her festivalde olduğu gibi bazı filmler ödüllerle görünürlük kazanırken doğal olarak bazıları bu çerçevenin dışında kaldı. Filmlerin seyirciyle buluşabilmesi festivallerin en temel kazanımlarındandır. Hangi filmlerin ödüllendirildiği bilgisine festival ve çeşitli platformlar üzerinden ulaşılabilir.</p>
<p>Ödüller demişken, bu ödülleri veren jüriler ve bu jürilerin festivalin resmi sunumunda nasıl konumlandırıldığı dikkat çekici. Son dönemde jüri meselesi üzerine düşünürken, yalnızca sonuçlara değil, jürinin kimlerden oluştuğuna, neyi temsil ettiğine ve izleyiciye nasıl sunulduğuna bakmanın en az sonuçlar kadar belirleyici olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Bu çerçevede festivalin web sitesinde yer alan jüri yapılanmasına bakıldığında, özellikle “bağımsız jüriler” başlığı dikkat çekiyor. Bu kullanım uluslararası festival terminolojisine yakın görünse de Türkiye bağlamında kavramsal bir belirsizlik yaratabiliyor. Burada söz konusu olan jüriler bizzat festival tarafından seçilmeyen, belirli meslek örgütlerini temsil eden ve bu kurumlar tarafından belirlenen jüriler. Dolayısıyla “bağımsızlık” vurgusu teknik olarak doğru olsa da izleyici açısından farklı bir algı üretebiliyor. Bu yapının “özel ödül jürileri” ya da “meslek birliği jürileri” gibi daha açıklayıcı kavramlarla ifade edilmesi daha yerinde olacaktır. Bu tür bir kullanım hiyerarşiyi doğru kurar, ana jüri ile ilişkisini netleştirir, yanıltıcı bağımsızlık iddiasını ortadan kaldırır.</p>
<p>Bununla bağlantılı olarak, bu jürilerin festivalin dijital yüzünde temsil biçimi de dikkat çekici. Ana yarışma jürisi fotoğraflar ve kısa biyografilerle sunulurken, aynı görünürlük “bağımsız” jüriler için sağlanmıyor. Oysa bu jüriler de ödül veren ve film dolaşımına doğrudan etki eden aktörler. Kim olduklarının ve hangi kurumsal çerçeveyi temsil ettiklerinin açık biçimde sunulması yalnızca estetik değil, aynı zamanda etik bir gereklilik. Bu tür bir şeffaflık, festivalin yalnızca sonuçlarını değil, o sonuçları üreten süreci de görünür kılar.</p>
<p>Programının çeşitliliği, şehirle kurduğu ilişki ve Köprüde Buluşmalar gibi endüstri ayağıyla birlikte düşünüldüğünde, çok katmanlı yapısıyla öne çıkan İstanbul Film Festivali, bu yıl da sinemanın farklı damarlarını bir araya getiren bir karşılaşma platformu olmayı sürdürüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/04/21/bir-platform-festivali-olarak-45-istanbul-film-festivali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Festivaldeki filmler çıkış ve anlam arıyor, taşınıyor, geriye dönüp bakıyor!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/04/20/festivaldeki-filmler-cikis-ve-anlam-ariyor-tasiniyor-geriye-donup-bakiyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/04/20/festivaldeki-filmler-cikis-ve-anlam-ariyor-tasiniyor-geriye-donup-bakiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 10:23:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26378</guid>

					<description><![CDATA[45. İstanbul Film Festivali’ni de geride bıraktık, kendi adıma yine filmlerin dünyasına sığındım. Ülke gündemi malum her yerden sıkıştırmaya devam ediyor… Festival bu sene Altın Lale Yarışması ve Yeni Bakışlar bölümünde yarışmalara yer verdi. Yeni bakışlar ilk ve ikinci filmlerini çeken Türk yönetmenlerin filmlerinden oluşurken Altın Lale yerli ve yabancı yönetmenlerin filmlerine yer vermişti. Yerli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>45. İstanbul Film Festivali’ni de geride bıraktık, kendi adıma yine filmlerin dünyasına sığındım. Ülke gündemi malum her yerden sıkıştırmaya devam ediyor…</p>
<p>Festival bu sene Altın Lale Yarışması ve Yeni Bakışlar bölümünde yarışmalara yer verdi. Yeni bakışlar ilk ve ikinci filmlerini çeken Türk yönetmenlerin filmlerinden oluşurken Altın Lale yerli ve yabancı yönetmenlerin filmlerine yer vermişti. Yerli filmler konusunda bu sene ortalama bir seneydi, zaten yerden yere vuran bir dil kullanmayı sevmiyorum, yapıcı bir eleştiriyle kısaca filmlerden bahsedeceğim…</p>
<p>Kemal Burak Alper’in Altın Lale’de En İyi Erkek oyuncu ödülü kazandığı Ölü Köpekler Isırmaz, başarılı kısa filmlerinden tanıdığımız Nuri Cihan Özdoğan’ın ilk uzun metrajı. Özdoğan Ölü Köpekler Isırmaz&#8217;da ülkeyi çöplüğe dönüştüren zihniyete karşı, küçük hayatları, idealleri, korkularıyla baş başa iki gencin yitip giden hayatlarına gerçekçi bir bakış atıyor. Atmosfer duygusunu çok güçlü, karanlık kuran yönetmen, çöpü bile ideolojik zeminde paylaşamayan çakalları anlatıyor. Film bilindik zeminde ilerlese de özellikle de atmosfer kurgusuyla özgün bir havaya sahip.</p>
<p>Ali Vatansever’in festivalden ödülsüz dönen filmi Bir Arada Yalnız, hasta oğulları için hayatı kolaylaştırmaya çalışan, aslında kendilerinin büyük bir değişime ihtiyacı olan üç kişilik bir aileyi anlatıyor. İzzet’in sanal dünyada hastalıktan uzak hayatı filmin çoğu yerine nüfuz ediyor. Gerçek ve sanal çatışması yaşanıyor, filmin akışında, anlatımında problem yok ama hikaye sanal dünyayı bir kaçış dünyasına dönüştürerek hem kolaycı bir yol deniyor hem de günümüz dünyasında bir çıkış yolu yaratmaya çalışıyor ama çok da etkili olduğu söylenemez.</p>
<p>Pınar Yorgancıoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Karanlıkta Islak Çalanlar, İnci Sefa Cingöz’e En iyi Kadın Oyuncu ödülü getirdi. Bu filmde de çıkış bulmaya çalışan sorunlu bir genç kız, kendi derdine düşen bir anne ve aslında kızının dertlerini gören ve hayatın akışı konusunda daha geride durmayı seven bir baba görüyoruz. Film zaman zaman gerçeküstü, absürt atmosferiyle çıkış yaratmaya çalışıyor, zaman zaman da ailenin içindeki sevimli çatışmalarla. Müfit Kayacan’ın oyunculuğunu seviyorum, burada da yönetmen o enerjiden yararlanmayı başarmış. Bu filmde de oyun dünyası ve onun çatışmalı noktası gerçek hayat var, film tüm bu kişisel kıvrımlarda yolunu bulmayı deniyor, ilk film için hiç fena değil!</p>
<p>Banu Sıvacı ikinci filmi Günyüzü’nde köyde kalan ve köyde dönen iki kardeş üzerinden bir hikaye kurmaya çalışıyor. Bu filmde de obruklar var, sinemasal gücü tartışılmaz bu obrukların, saklama yok etme hali de. Kardeşini öldürdüğüne inandığı Bekir’in peşine düşen Suna, kedisinin ortadan kaybolmasını çok da sorgulamıyor gibi duruyor, yani bu kayıp söze dökülmüyor çok. Kardeşinin ölümünden sonra terk ettiği kasabaya gelen Suna yıllar sonra kardeşinin kayboluşunu haklı bir şekilde sorgulamaya çalışıyor… Bir kaçışın izini, sorgusunu yıllar sonra aramaya, hatta bulmaya gelmiş bir kadının hikayesi biraz tekrarlı bir anlatımla son buluyor. Farklı hikayeler anlatma zamanıdır artık demek istiyorum, bu kalan ve gelen çatışması pek de bir yere varmıyor artık!</p>
<p>Yeşim Ustaoğlu’nun Kuru Taşın Başı belgeselini sevdim. Yusufeli barajının yapımı nedeniyle Kuru Taşın Başına yerleştirilen insanları anlatıyor. Bu tarz yerinden yurdundan edilme, toprağından koparılma hikayelerinin etkisi büyük. Yıllarca Hasankeyf dedik ama engel olamadık, Yusufeli de aynı şekilde sulara teslim. Aşağıda sular altında kalmış yaşamlarına bakıyorlar bir illüzyon gibi, sadece evleri var, hayatları sular altında. Konu yeni değil ama görüntüler etkili ve üzücü. Bir kuru taşın üstünde oturup kalmak… Belgesel olarak kurmacalar içinde pek şansı olmadığına inandığım film festivalden eli boş döndü.</p>
<p>Yeni Bakışlar bölümündeki yerli filmlere de değinmek istiyorum… Melik Kuru imzalı İsimsiz Eserler Mezarlığı festivalden en iyi sanat yönetimi ve en iyi müzik ödülleriyle ayrıldı. İdealist olmanın sınırlarını sorgulayan hikaye, İstanbul’un sanata bakış açısını da hiciv dolu dramatik bir üslupla ortaya koyuyor. Film siyah beyaz, sınırsız ve rahat bir biçimde akıyor. İnsan bazen eseriyle değil tepkisiyle ünlü olur düsturunun peşinde…</p>
<p>Elif Eda imzalı Süt Çiftliği festivalden ödülsüz dönenlerden. Bir çocuğun yaşadığı kayıp duygusu ve yas sürecini özdeşlik kurduğu ve annesinden ayrı tutulan bir buzağı üzerinden kuruyor. Tabii bir de savaş yüzünden kimsesiz kalan bir çocuk var. Büyüklerin endüstriyel algısına çocuksu ama dirençli bir başkaldırı var filmde. Tekrarlı anlatımlar ve hikayenin yetmediği noktalar dışında duygu olarak yakalanmış bir ilk film diyebilirim.</p>
<p>Salih Singin’in Hızır 7Gün belgeseli özlem duyduğumuz ama uzak durduğumuz doğal hayatı acı ve tatlı yanlarıyla karşımıza getiriyor. Ayancık’ın bir köyü üzerinden girişilen organize kötülükleri anlatıyor. Yeşilin kalbini çalan madenler, denizdeki balığı bitiren usulsüz avlanmalar ve buna rağmen doğanın kalbinde kalmayı seçen bir avuç insan. Çok işlenen, karşımıza çokça çıkan konular ama tekrarlanmasında fayda görüyorum. Yine özlemle doldu için, yeşile maviye uzandı elim.</p>
<p>Bağlar, Kökler ve Tutkular filminin yönetmeni Sunay Terzioğlu Film Yön jürisinden en iyi yönetmen ödülü kazandı.  Antalya&#8217;da izleyemediğim için İstanbul&#8217;a kaldı. Üç farklı etnik kökene ait karakterlerin peşinde bir çeşit kesişim hikayesi kuruyor, her hikaye bir kısa film tadında bir mağduriyetin peşinde aktüel tatta yüksek tempolu bir filme dönüşüyor. Filmi izlerken bazı şeyleri abartılı olarak gösterdiğinizi düşünüyorsunuz yönetmenin, hatta uyumsuzluk yarattığını ama gerçekçi ve doğal kurgusuyla işin özünü yakalamaya başarmış diyebilirim.</p>
<p>Evrim Çervatoğlu Keçi 501 festivalden en iyi görüntü yönetimi ödülüyle ayrıldı. Karadeniz’in muhteşem coğrafyasının filme çok şey kattığı aşikar. Cengiz’in öznelinde doğayla bütünleşme, onun tüm zorlu koşullarına rağmen onun içinde, onunla kalma belgeseli. Film akışı destekleyen öyle güzel görüntüler sunuyor ki bizlere, elinizi uzatıp o muhteşem doğanın içine dalacakmış gibi hissediyoruz. Hikayeyi dinledikçe, Cengiz’in her şeyi maddiyatın ötesine taşıdığını gördükçe ona saygı ve hayranlık duyuyoruz. Film 501. keçi olarak Cengiz’i seçiyor ve o bütünsellik içinde belgeseli bitiriyor.</p>
<p>Alican Durbaş Lo-Fi filmiyle deneysel bir algı yaratıyor. Bir kısa film kafasıyla çektiği filmde taşınma duygusunun yeni mi eski mi olduğu konusunda bir karmaşa yaratıyor. Açıkçası ışık oyunları, Emre ve Defne arasında yaşanan zamansal kopukluk filme farklı bir hava katıyor gibi dursa da filmin anlatımı bir yere varmıyor.</p>
<p>Sinan Yabgu Ünal The Annesi Ninja’da Avşa Adası’nda turlayan iki sevgilinin bir yere varmayan ilişki sarmalını anlatıyor. İkili arabanın içinde geçen sahneler uzasın diye bir türlü eve varamıyor, oyunculuklar muhtemelen serbest bırakıldığı için özellikle Kerim’i oynayan oyuncu bocalıyor. Film Melis’in başına gelenlerin sonunda nasıl sonuçlanacağını tahmin edebiliyor. Keşke vaat ettiği gerilimi yaşatabilseydi bizlere ama biraz ada turu olmuş maalesef bu film.</p>
<p>Ve Sultana. Erdi Işık’ın yazdığı, Ali Kemal Güven’in yönettiği film, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filminden ilham almaya çalışmış, kadın dayanışmasına omuz vermeye çalışmış gibi dursa da, dansçı kızların etrafa serf ettikleri beylik lafların altında kalıyor. Ve kadınların mücadelesi de erkeklerin onları tercih etme isteğinde. Meral ve Anna arasındaki rekabet ne ara kaş göz yarmaya geldi onu da anlamadık. Sürekli direkte dans eden kızlar ve onları kafalarıyla onaylayan erkekler. Sitcom havasında istiklal caddesinde dolanan kamera ve her kadına bir hikaye yazma sevdasına yenilmiş bir senaryo. Tuba Büyüküstün güzel bir kadın ama hangi role girerse girsin duygusu geçmiyor maalesef.</p>
<p>Altın Lale’yi kazanan <em>Memory of Princess Mumbi / Prenses Mumbi</em> biraz hayal kırıklığı yaratmadı değil, ama filmin teknolojinin yasaklanmış bir Afrika devletinde geçiyor olması, bir geleneğe sahip çıkması ama bunu yaparken fazlasıyla yapay zeka kullanması sinemanın geleceği konusunda açılan kapıları gösteriyor. Tabii yönetmen yeşil ekran, kompozisyon gibi eski yöntemleri de kullanıyor ve bunların birleşiminden değişik bir mimari yaratıyor. Sanırım jüriyi etkileyen de bu harmanın yarattığı üstünlük oluyor.</p>
<p>Altın Lale jürisi ayrıca György Pálfi’nin yönettiği <em>Tavuk </em>filmine mansiyon verdi. Tavuğun dünyasına öyle keyifle göz atıyoruz ki, yumurtasına, aşkına, özgürlük ve hayatına sahip çıkan bir tavuk filmi izliyoruz. Filmde efekt yok, tavuğun performansı, tavuk koçları ve iyi bir yönetim var, bu da takdire şayan.</p>
<p>Festivalde iki yıldır ‘Nerdesin Aşkım’ bölümü yok, o yüzden ödül almaya çıkanlar özellikle bu bölümün adını söyleyerek anmaya çalıştılar. Festival yapmanın eski keyfi kalmadığı aşikar, her şeyin belli bir denetim mekanizmasına tabii tutulduğu, maddi olarak kısıtlandığı bu süreçte bir festivali daha bitirdik… Önümüzdeki festivallerde buluşmak dileğiyle.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/04/20/festivaldeki-filmler-cikis-ve-anlam-ariyor-tasiniyor-geriye-donup-bakiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ben Karadeniz’de, bahçelerde annemi izleyerek büyüdüm!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/04/05/ben-karadenizde-bahcelerde-annemi-izleyerek-buyudum/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/04/05/ben-karadenizde-bahcelerde-annemi-izleyerek-buyudum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 15:44:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[banu bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Atlı]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Berona]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26339</guid>

					<description><![CDATA[Barış Altı, gencecik bir yönetmen. Trabzon Film Festivali&#8217;nde Berona belgeseliyle ödül kazandı, şimdi de İstanbul Film Festivali&#8217;nde yer alıyor. Karadeniz&#8217;in yemyeşil doğasında uğraşıp didinen annesinin ve diğer kadınların hayatlarına yakın bir bakış atıyor, bu bakışta anlama, anlamlandırma, hüzün, sevgi, merhamet ve derinlik var. Ve daha birçok detay&#8230; Sorularımı kendisine ilettim&#8230; Merhaba Barış seni biraz tanıyabilir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barış Altı, gencecik bir yönetmen. Trabzon Film Festivali&#8217;nde Berona belgeseliyle ödül kazandı, şimdi de İstanbul Film Festivali&#8217;nde yer alıyor. Karadeniz&#8217;in yemyeşil doğasında uğraşıp didinen annesinin ve diğer kadınların hayatlarına yakın bir bakış atıyor, bu bakışta anlama, anlamlandırma, hüzün, sevgi, merhamet ve derinlik var. Ve daha birçok detay&#8230; Sorularımı kendisine ilettim&#8230;</p>
<p><strong>Merhaba Barış seni biraz tanıyabilir miyiz? </strong></p>
<p>Merhabalar, Rize’nin Ardeşen ilçesinde doğup büyüdüm. 24 yaşında kendi halinde sinemayla uğraşan, sinemayı daha çok sahada, setlerde öğrenmeye çalışan biriyim. Antalya’da sinema eğitimi aldım ama sinemayla ilişkim aslında üniversiteden önce başladı. Küçük yaşlardan itibaren elimde kamerayla videolar çekerek, etrafımda gördüğüm hayatları kaydetmeye çalışarak sinemayı kendi kendime öğrenmeye başladım. Daha çok deneme yanılma, gözlem ve pratik üzerinden ilerleyen bir süreçti bu. Üniversiteye başladığımda ise bu ilgiyi biraz daha derinleştirme imkânı buldum ama benim için asıl öğrenme hâlâ sahada, setlerde, insanların içinde devam ediyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-26341 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_DirectorPortrait-683x1024.jpg" alt="" width="612" height="918" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_DirectorPortrait-683x1024.jpg 683w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_DirectorPortrait-200x300.jpg 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_DirectorPortrait-768x1151.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_DirectorPortrait-280x420.jpg 280w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_DirectorPortrait-150x225.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_DirectorPortrait-300x450.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_DirectorPortrait-696x1043.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_DirectorPortrait.jpg 936w" sizes="(max-width: 612px) 100vw, 612px" /></p>
<p><strong>Berona’nın hikayesi nasıl ortaya çıktı, nasıl şekillendi? </strong></p>
<p>Aslında Berona başta bu haliyle aklımda yoktu.  İlk başta annemle babamın evlenme sürecini çekmek istiyordum. Ama o dönem ne yeterince tecrübem vardı ne de buna cesaret edebiliyordum. Bu yüzden, annemin hikâyesinden yola çıkarak ve karakterleri daha iyi anlayabilmek için başka bir form arayışına girdim. Geçmişte yaşanan travmaların, büyük kırılmaların insanın bugünkü hâlini nasıl şekillendirdiğini, nasıl kalıcı izler bıraktığını gösterebileceğim bir dil kurmaya çalıştım. Bu sürecin kırılma noktası ise filmin başındaki fotoğraf oldu. O fotoğraf benim için artık sadece bir fotoğraf değil; bir tablo gibi. Annemin yüzü, bakışı, yüzündeki yara, üzerindeki gelinlik ve düğünün bir ev düğünü olması… Bunların hepsi bana çok güçlü bir empati alanı açtı. Aslında Berona o fotoğrafla birlikte yavaş yavaş oluşmaya başladı. Çekim süresi kısa gibi görünse de, fikri çok daha eskiye, belki çocukluğuma kadar uzanıyor. Çünkü bende hep güçlü bir dışa vurma ihtiyacı vardı. En mahrem olanı, en yakınımdan bakarak anlatmak istedim.</p>
<p><strong>İnsanın yakınındaki bir insanın, özellikle de annesinin yaşadıklarına, duygusuna çıkması çok anlamlı bir duygu. İçte oluşan bir hüzün ve öfkeyi film yapman. Annenin bu konuda ikna olma süreci nasıl oldu, yaşadıklarına belki de biraz dışarıdan bakma hali? </strong></p>
<p>Bu sürecin en zor tarafı, duyguyu dışarı çıkarma meselesiydi. Hüzün ve öfke doğru kelimeler. Açıkçası filmi yapma sürecim de bir öfkeyle başladı. Doğduğum, büyüdüğüm topraklara, köye, hatta babama ve dedeme karşı ciddi bir öfke duyuyordum. Yer yer hâlâ hissediyorum ama filmi yapmaya başladıkça bu öfkenin yerini giderek empati almaya başladı. Çünkü sürecin içine girdikçe, o coğrafyada bu döngünün neden bu şekilde devam ettiğini anlamaya başlıyorsunuz. Bu da insanlara daha dışarıdan değil, içeriden bakmayı sağlıyor. Bir noktadan sonra karakterleri yargılamaktan çok anlamaya çalışıyorsunuz. Bu da filmi kurarken daha mesafeli, daha objektif bir yerden bakabilmemi sağladı. Başta filmde erkeklerin daha aktif bir yerde durmasını düşünüyordum ama zamanla filmin bakış açısını tamamen Lütfiye’nin dünyasına taşımak istedim. Kamera onunla birlikte bakıyor; o nereye yöneliyorsa biz de oraya bakıyoruz. Bu yüzden de özellikle fazla açıklayan, fazla anlatan bir yapıdan kaçındım. İzleyicinin kendi içinde parçaları tamamlamasını istedim. Özellikle ajitasyondan bilinçli olarak uzak durdum. Lütfiye’nin kendini uzun uzun anlatmasındansa, onun varlığıyla, bakışıyla, haliyle o duygunun geçmesini daha doğru buldum. Duyguyu da filmin sonuna doğru biriktirmek ve filmin izleyicinin zihninde devam etmesini istedim. Annemin duygusuna yaklaşma meselesi ise tamamen gözlemle ilgiliydi. Ben Karadeniz’de, bahçelerde annemi izleyerek büyüdüm. Onun en küçük mimiğini, tavrını, tepkisini tanıyorum. Bu yüzden o duyguyu kurmak benim için biraz da zaten var olan bir şeydi. Filmde de bunu mümkün olduğunca olduğu haliyle aktarmaya çalıştım. Annemi ikna etme süreci ise aslında klasik bir “ikna etme” süreci değildi. Ben hiçbir zaman “bir film yapıyorum” diyerek yola çıkmadım. Eğer öyle olsaydı, herkes bunun farkında olurdu ve bu da doğallığı bozardı. Uzun süre kamerayı öğreniyorum bahanesiyle, daha çok bir anı videosu çeker gibi çekimler yaptım. Bu yüzden filme gerçekten başladığımda zaten o kamera onların hayatının bir parçası haline gelmişti. Çekimlere de bir ekip olarak gitmedim. Çoğu zaman tektim. Onlarla birlikte çay toplayan, aynı hayatın içinde olan biri olarak vardım. Bu sayede kamera karşısında bir performans değil, gerçekten kendileri oldular. Ben de bu duyguyu açığa çıkarmanın tek yolunun bu olduğuna inandım ve filmi bu şekilde kurdum.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26342 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-1024x429.jpg" alt="" width="663" height="278" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-1024x429.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-300x126.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-768x322.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-1536x644.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-2048x858.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-1003x420.jpg 1003w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-150x63.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-696x292.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-1068x447.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still01-1920x804.jpg 1920w" sizes="(max-width: 663px) 100vw, 663px" /></p>
<p><strong>Annenle nasıl bir ilişkin oldu, ona yakın gibisin… Annen bir çocuk gelin, bir fotoğraftan, bir bakıştan yola çıkmış gibisin bu süreç için… Bu belgeseli çekmek sana nasıl hissettirdi?</strong></p>
<p>Annemle ilişkim aslında çok yakından çok gözlemleyen bir ilişki. Yani sadece bir anne çocuk ilişkisi değil, aynı zamanda uzun yıllara yayılan bir izleme, anlama çabası. Çocukluğumdan itibaren onunla aynı hayatın içinde, aynı ritmin içinde büyüdüm. Bu yüzden ona olan yakınlığım biraz da bu süreklilikten geliyor. Filmde çıkış noktası olan o fotoğraf da bu ilişkinin bir uzantısı aslında. O fotoğrafa baktığımda sadece bir anı görmüyorum; bir duygu görüyorum. Yüzündeki ifade, bakışı, üzerindeki gelinlik… Hepsi benim için çok yoğun bir şey taşıyordu. O yüzden film biraz da o bakışın peşine düşmekle başladı. Bu filmi çekmek benim için hem çok zor hem de çok dönüştürücü bir deneyimdi. Çünkü bir yandan en yakınına bakıyorsun, bir yandan da ona dışarıdan bakmaya çalışıyorsun. Bu iki durum arasında kalmak kolay değil. Ama zamanla bunun bir yüzleşme alanına dönüştüğünü düşünüyorum. Benim için en önemli şey, annemi bir “hikâye”ye indirgememekti. Onu olduğu haliyle, gündelik hayatının içinde, küçük anlarıyla göstermek istedim. Bu yüzden de film, anlatmaktan çok onunla birlikte durmaya çalışan bir yerden kuruldu. Sonuçta bu süreç, sadece bir film yapma süreci değil; annemi, ailemi ve içinde bulunduğum coğrafyayı yeniden anlama süreciydi diyebilirim. Filmi çekerken ise düşündüğüm kadar yoğun bir duygusal patlama yaşamadım aslında. Asıl kırılma benim için post prodüksiyonda oldu. Filmi kurgulayıp ilk kez baştan sona izlediğimde ağladığımı hatırlıyorum. O an şunu düşündüm: Eğer bu duygu bana geçiyorsa, filmi izleyen başka insanlara da geçebilir.</p>
<p><strong>Lütfiye ne yaşadıysak büyüklerimiz yüzünden yaşadık diyor, aslında büyükler de onlara yapılanları kendilerinden sonrakiler için yapmış. Bu bir sürümceme şeklinde devam etmiş. Kız kardeşin var mı? Annenin bir farkındalık yaşadığını, bir kırılma yaşadığını fark ediyoruz ama bu miras bir yerde kesilecek mi? Kesiliyor mu ya da? </strong></p>
<p>Filmde geçen “Ne yaşadıysak büyüklerimiz yüzünden yaşadık” cümlesi aslında benim çocukluğumdan beri duyduğum bir cümle. Babamdan, annemden, abimden, ablalarımdan… Bu, bence o coğrafyanın çok temel bir gerçeği. İyi bir şey de yaşasan, kötü bir şey de yaşasan, hatta maddi durumun ne olursa olsun, bir şekilde bunun büyüklerden geldiğine dair bir bakış var. Benim filmde aradığım en temel duygulardan biri de buydu. Lütfiye bu cümleyi kurduğunda, filmin çok güçlü bir politik zemine oturduğunu hissettim. Çünkü bu cümle aslında bir suçlama değil. Birini hedef göstermiyor, bir suçlu aramıyor. Daha çok bir tanım yapıyor, bir durumu adlandırıyor. “Ne yaşadıysak büyüklerimiz yüzünden yaşadık” derken, bir döngüyü görünür kılıyor. Bu yüzden filmin başındaki “ Kader meselesidir, neyin varsa onu yaşayacaksın” cümlesi de çok önemliydi. Başta bir serzeniş gibi duyuluyor ama filmin ilerleyişinde bu, bir tanıma dönüşüyor. Lütfiye’nin bu duruma açık bir isyan geliştirmediğini görüyoruz. İsyan daha çok çevresindeki insanlarda var. Bu da o kabul halinin, o içselleştirilmiş yapının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Benim kız kardeşim yok ama ablalarım var, ben en küçük kardeşim. Ve açıkçası bir kırılma yaşandığını düşünüyorum. Eskisi gibi bir durum söz konusu değil artık. Anneme evleneceği sorulmamış bile; bir gün kapı çalınıyor ve isteniyor. Babam için de benzer bir durum var. Ama bizim kuşakta bu aynı şekilde devam etmedi. Yine benzer kültürel yapıların içinde kalınsa da, karar alma süreçlerinde bir değişim var. Özellikle annemle babamın bizim üzerimizde bir kırılma yaşadığını düşünüyorum. “Bize yaşatılanı yaşatmayacağız” cümlesini sık sık duyuyorum ve buna göre hareket ettiklerini de görüyorum. Bu benim için önemli bir farkındalık. Bu miras kesiliyor mu sorusuna ise net bir cevap vermek zor. Ama kesilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu filmi yapma sebeplerimden biri de buydu aslında. İnsan yaşadığı şeyin içindeyken ona dışarıdan bakamıyor. Ben de Berona ile hem kendime hem aileme hem de belki izleyenlere bu dışarıdan bakma imkânını yaratmak istedim. Filmi annem ve babam izledi ama dedem izleyemedi. İzleseydi ne düşünürdü bilmiyorum. Ama benim için önemli olan şu: Bu döngünün farkına varılması ve bir yerde kırılma ihtimalinin konuşulması. Bu bile başlı başına değerli bir şey.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26343 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-1024x429.jpg" alt="" width="684" height="287" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-1024x429.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-300x126.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-768x322.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-1536x644.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-2048x858.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-1003x420.jpg 1003w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-150x63.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-696x292.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-1068x447.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still07-1920x804.jpg 1920w" sizes="(max-width: 684px) 100vw, 684px" /></p>
<p><strong>Filmin anneye ya da kadınlara bakış açısı belli ama erkekleri de bir yerlere koyuyor, aslında mağduriyetin bir başka yüzünü de onlar da arıyor gibisin? </strong></p>
<p>Evet, film ilk bakışta kadınların hikâyesini merkezine alıyor gibi duruyor ama benim için erkekleri tamamen dışarıda bırakan bir yapı kurmak hiçbir zaman doğru gelmedi. Çünkü bu mesele sadece kadınların yaşadığı bir mağduriyet değil; daha geniş bir yapının, bir sistemin içinde herkesin farklı biçimlerde etkilendiği bir durum. Erkekler filmde daha sessiz ve geri planda duruyorlar. Bu bilinçli bir tercih ama bu onların hikâyede olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine, o sessizlik de bir şey anlatıyor. Onların da bu döngünün içinde sıkışmış, kendilerine ait bir ifade alanı bulamamış bir halleri var. Ben erkekleri ne tamamen fail ne de tamamen mağdur olarak konumlandırmak istedim. Daha çok bu yapının içinde şekillenen, o yapıyı yeniden üreten ama aynı zamanda onun tarafından da belirlenen insanlar olarak ele aldım. Yani aslında herkes bir şekilde aynı döngünün içinde. Bu yüzden filmde erkeklerin varlığı biraz daha dolaylı, biraz daha sessiz bir yerden geliyor. Ama o sessizlik, bence filmin önemli katmanlarından birini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Kadın ve erkek arasındaki ilişki ya da sorun sarmalını kadınların kendi aralarında yaptıkları konuşmalardan anlıyoruz, merak ettiğim noktalardan biri de annenler yani kadınlar bu konuları kendi aralarında konuşuyorlar mıymış? Yoksa belgesel için mi ortaya döküldü bu dertleşmeler? </strong></p>
<p>Bu konuşmalar film için ortaya çıkan şeyler değildi. Kadınlar kendi aralarında zaten bu konuları konuşuyorlardı. Hatta bunu bir anlamda “dedikodu” olarak da tanımlayabiliriz. Ben de açıkçası bu dedikodularla bahçelerde büyüdüm ve o alanlarda çoğunlukla kadınlar vardı. Erkekler pek yoktu&#8230; Bu yüzden o konuşma biçimine, o dile çok aşinayım. Genelde de bu konuşmalar; kocalar üzerine, köy üzerine, diğer insanlar üzerine yapılan eleştiriler, dertleşmeler şeklinde ilerlerdi. Filmde de bunun olduğu gibi yer alması benim için önemliydi. Ama bu tamamen kendiliğinden, kamerayı koyup çektiğim bir durum da değildi. Ufak tefek yönlendirmelerim oldu. Yani doğrudan “şunu konuşun” gibi bir müdahale değil ama bazen bir soru açıyorum, bir muhabbet başlatıyorum, sonra geri çekiliyorum. Ondan sonra zaten o konuşma kendi kendine akmaya başlıyor, dallanıp budaklanıyor. Benim asıl çabam, zaten var olan bu konuşma alanını açığa çıkarmaktı. Çünkü bu bir ritüel gibi. Çay bahçesinde o dedikodu yapılır, yapılmalıdır. Bu, o hayatın bir parçası. Filmde de bunu mümkün olduğunca doğal haliyle yansıtmak istedim. Dolayısıyla bu konuşmalar kesinlikle film için üretilmiş şeyler değil. Zaten var olan bir paylaşım biçimi, filmde sadece görünür hale geldi diye düşünüyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26340 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-1024x429.jpg" alt="" width="696" height="292" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-1024x429.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-300x126.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-768x322.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-1536x644.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-2048x858.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-1003x420.jpg 1003w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-150x63.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-696x292.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-1068x447.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still03-1920x804.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p><strong>Bir de erkekler çok edilgen duruyor, yok gibiler. Hatta baban yani Ali biraz da ötekileştirilmiş gibi duruyor belgesel içinde. Bunu özellikle mi tercih ettin? </strong></p>
<p>Evet, bu bilinçli bir tercihti. Ama bu, erkekleri dışlamak ya da onları tamamen görünmez kılmak istediğim anlamına gelmiyor. Daha çok filmin bakış açısıyla ilgili bir durum. Film baştan itibaren Lütfiye’nin dünyasından kuruluyor. Kamera onunla birlikte bakıyor, onun gördüğünü görüyor. Bu yüzden erkekler, özellikle Ali, bu dünyanın içinde nasıl konumlanıyorsa filmde de o şekilde yer alıyor. Yani onların edilgenliği biraz da bu bakışın bir sonucu. Ali’nin filmdeki varlığı aslında yokluk üzerinden kuruluyor diyebilirim. Fiziksel olarak orada ama duygusal olarak mesafeli, sessiz. Bu da bana çok şey anlatan bir durumdu. Onu daha fazla konuşturmak ya da açıklamak istemedim çünkü o sessizliğin kendisi zaten bir ifade biçimi. “Ötekileştirilme” kelimesi de aslında burada önemli. Bu film için kurulmuş bir şeyden çok, babamın geçmişten gelen durumunu tarif eden bir şey. Ve açıkçası bunu özellikle tercih ettim. Çünkü anlatının kendisi de bunu talep ediyordu. Erkeklerin yokluğu, sessizliği ya da tavrı tamamen bilinçli bir tercih. Hatta tam tersini düşünmek benim için mümkün değil. Bu hikâyenin başka türlü kurulabileceğini zihnimde canlandıramıyorum. Çünkü filmin duygusu ve yapısı tam olarak bu mesafe ve bu sessizlik üzerinden oluşuyor.</p>
<p><strong>Filminin ismi Berona. Lazca çocukluk anlamına geliyor, biraz da devam eden bir duyguya mı atıfta bulunuyor, çıkılan bir hayat yolculuğu ama çıkılamayan bir çocukluk… </strong></p>
<p>Aslında sadece “çocukluk” değil, “çocukluk zamanları” demek daha doğru bir karşılık. Ve düşündüğünüz gibi, bu isim biraz da devam eden bir duygu haline atıfta bulunuyor. İsmi koyarken de tam olarak bunu düşünerek koydum. Çünkü filmdeki karakterler 50-60 yaşına da gelseler, hatta daha da yaşlansalar bile o çocukluk hali bir yerde devam ediyor. Bu biraz yaşanamamış, tamamlanamamış bir çocuklukla ilgili. Ve böyle bir çocukluk, insanın içinde bitmiyor; bir ruh hali olarak taşınmaya devam ediyor. Bu aslında sadece annem için değil, benim için de geçerli bir durum. Birlikte büyüdük ama o büyüme hali, eksik bir çocukluk duygusunu da içinde taşıyordu. Bu yüzden Berona benim için sadece geçmişe ait bir kavram değil. Daha çok bugüne sızan, devam eden bir duygu. Film de biraz bu duygunun izini sürüyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26345 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Uluslararasi-Antalya-Altin-Portakal-Film-Festivalinde-BERONA-belgesel-filmi-gosterimi-sonrasi-9-1024x684.jpeg" alt="" width="692" height="462" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Uluslararasi-Antalya-Altin-Portakal-Film-Festivalinde-BERONA-belgesel-filmi-gosterimi-sonrasi-9-1024x684.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Uluslararasi-Antalya-Altin-Portakal-Film-Festivalinde-BERONA-belgesel-filmi-gosterimi-sonrasi-9-300x200.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Uluslararasi-Antalya-Altin-Portakal-Film-Festivalinde-BERONA-belgesel-filmi-gosterimi-sonrasi-9-768x513.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Uluslararasi-Antalya-Altin-Portakal-Film-Festivalinde-BERONA-belgesel-filmi-gosterimi-sonrasi-9-629x420.jpeg 629w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Uluslararasi-Antalya-Altin-Portakal-Film-Festivalinde-BERONA-belgesel-filmi-gosterimi-sonrasi-9-150x100.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Uluslararasi-Antalya-Altin-Portakal-Film-Festivalinde-BERONA-belgesel-filmi-gosterimi-sonrasi-9-696x465.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Uluslararasi-Antalya-Altin-Portakal-Film-Festivalinde-BERONA-belgesel-filmi-gosterimi-sonrasi-9-1068x713.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Uluslararasi-Antalya-Altin-Portakal-Film-Festivalinde-BERONA-belgesel-filmi-gosterimi-sonrasi-9.jpeg 1080w" sizes="auto, (max-width: 692px) 100vw, 692px" /></p>
<p><strong>Filmde yaşam ve ölüm dengesi de kurulmuş, bir yandan hayat devam ederken, bir yerde kesiliyor. Bu o kadar olağan bir denge ki… sen de zaten bu yönüne değiniyorsun? </strong></p>
<p>Yaşam ve ölüm meselesini tam olarak bir “denge” olarak adlandırmak doğru mu emin değilim ama filmde daha çok ruhani bir ölüm halinin var olmasını istedim diyebilirim. Filmde Lütfiye bahçede tek başına çalışırken bir ölüm ilanı duyuyoruz. Aslında bu çok gündelik bir şey. Ben de orada bunu duydum. Lütfiye de duyuyor ama o anons duyulurken hayat durmuyor; çay toplanmaya devam ediyor, gündelik hayat akmaya devam ediyor. Ve herkes bunun farkında: Bir gün o anonsun kendi adıyla yapılacağını biliyor. Ben de biliyorum. Bu gerçekle yaşamak, bana göre Lütfiye’yi daha güçlü kılan bir şey. Çünkü bu farkındalık, onu bir suçlama halinden uzaklaştırıyor. Daha önce de bahsettiğim “Ne yaşadıysak büyüklerimizin yüzünden yaşadık” cümlesi de burada başka bir yere evriliyor. Bu artık bir suçlama değil; bir tanım, bir kabulleniş hali. Hayatın, ölümün ve yaşanılanların iç içe geçtiği bir farkındalık durumu. Ben de filmde bu hissi, bu sürekliliği ve bu kabullenişi mümkün olduğunca olduğu haliyle yakalamaya çalıştım.</p>
<p><strong>Biraz da dil kullanımıyla ilgili görüşlerini almak isterim, herkesin konuştuğu dilde kendisini ifade etmesi çok anlamlı… Burada bize geçen şeylerden biri de bu oluyor sanırım. Sen neler söylersin? </strong></p>
<p>Dil benim için sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda hafızayı taşıyan bir şey. Bu yüzden insanların kendi dilinde konuşması, kendini ifade etmesi çok önemli. Çünkü dil değiştiğinde, aslında o duygunun tonu da değişiyor. Filmde Lazca’nın varlığı da bu yüzden çok kıymetliydi benim için. Çünkü o coğrafyanın duygusunu, ritmini, hatta suskunluğunu bile taşıyan bir dil. Türkçeyle anlatılsa aynı şey olmazdı diye düşünüyorum. Lazca’nın içinde başka bir hafıza var. Aynı zamanda bu, bir temsil meselesi de. Yani insanların kendi diliyle var olabilmesi, kendini o dil üzerinden ifade edebilmesi. Filmde de bunu mümkün olduğunca korumak istedim. Çünkü o dil kaybolduğunda, aslında o hayatın bir parçası da kayboluyor. Bu yüzden dil benim için filmin sadece bir unsuru değil, doğrudan kendisi. Anlatının taşıyıcısı değil sadece; aynı zamanda onun ruhunu kuran şey.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26346 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-1024x429.jpg" alt="" width="672" height="282" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-1024x429.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-300x126.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-768x322.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-1536x644.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-2048x858.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-1003x420.jpg 1003w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-150x63.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-696x292.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-1068x447.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still09-1920x804.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 672px) 100vw, 672px" /></p>
<p><strong>Filmin festival yolculuğu nasıl gidiyor. Antalya, Trabzon ve şimdi de İstanbul Film festivali… Festivallerin belgesel sinemaya ilgisi nasıl? Seyircilerden nasıl geri dönüşler alıyorsun? </strong></p>
<p>Festival süreci şu ana kadar benim için oldukça anlamlı ilerliyor. Antalya Altın Portakal Film Festivali ile başlayan serüven, şu anda İstanbul Film Festival ile devam ediyor. Yurtdışı başvurularımız ve seçkilerimiz de sürüyor. Her festivalde filmin farklı bir karşılık bulduğunu görmek benim için çok kıymetli. Belgesel sinemaya olan ilgiyi aslında gerçeğe olan ilginin bir yansıması olarak görüyorum. Bu da beni, bundan sonra anlatmak istediğim hikâyeler konusunda daha da motive ediyor. Seyirci geri dönüşleri ise sürecin en değerli kısmı. Çünkü insanlar filmi izledikten sonra çoğu zaman kendi hayatlarından, kendi ailelerinden bahsetmeye başlıyorlar. Film bir noktadan sonra sadece bana ait olmaktan çıkıyor, başka insanların hafızasına dokunan bir şeye dönüşüyor. Burada özdeşleşme meselesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İzleyici Lütfiye’de kendi annesini, Ali’de kendi babasını görmeye başlıyor. Ve bu sayede film, farklı hayatlarla temas eden bir yere ulaşıyor. Bu da aslında en başından beri aradığım şeydi: En kişisel olanın bir şekilde evrensele ulaşabilmesi. Festival süreci de bu anlamda filmin farklı coğrafyalarda nasıl karşılık bulduğunu görmek açısından benim için çok besleyici oluyor.</p>
<p><strong>Sırada başka neler var, bundan sonra yapacakların belli mi? </strong></p>
<p>Şu an en çok odaklandığım proje, Berona’nın geçmişiyle ilgili. Yani annemin ve babamın geçmişine dönen bir hikâye. En başından beri aslında o hikâyeyi görünür kılmak istiyordum. Berona benim için çok öğretici bir süreç oldu. Bu yüzden bundan sonra yapacağım işlerde de yine gerçeklik, hafıza ve aile gibi meselelerle bağ kurmaya devam edeceğimi düşünüyorum. Ama bunu daha farklı formlar ve anlatı yapıları üzerinden denemek istiyorum. Halihazırda Lütfiye, Ali ve dedem Muhittin üzerinden, 1980’lerle günümüz arasında gidip gelen bir hikâye yapısına sahip bir senaryo üzerinde çalışıyorum. Umarım onu da ilerleyen süreçte hem festivallerde hem de seyirciyle buluşabileceği alanlarda görebiliriz.</p>
<p>Bunların dışında Rize’den çok yakın bir arkadaşımın yönettiği bir projede görüntü yönetmeni olarak yer alacağım. Şu sıralar filmin hazırlıklarıyla ilgileniyoruz ve yaklaşık bir ay içinde sete girmeyi planlıyoruz. Mezmoneri adını taşıyan bu film de Lazca çekilecek; umarım onu da ilerleyen dönemde festivallerde izleme fırsatı buluruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26347 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-1024x429.jpg" alt="" width="696" height="292" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-1024x429.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-300x126.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-768x322.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-1536x644.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-2048x858.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-1003x420.jpg 1003w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-150x63.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-696x292.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-1068x447.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/04/Berona_Still08-1920x804.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p><strong>Son olarak neler söylersin?</strong></p>
<p>Bu röportaj vesilesiyle sizinle yeniden bir araya gelmek benim için gerçekten çok kıymetli. Trabzon Film Festivali’nde tanıştığımızda filmi izleyip üzerine konuştuğumuz anlar ve paylaştığın düşünceler benim için çok değerliydi, hâlâ da öyle. Bu sohbetin burada devam ediyor olması da ayrıca anlamlı. Umarım İstanbul Film Festivali’nde yeniden karşılaşıp birlikte film izleme ve üzerine konuşma fırsatımız olur. Bu vesileyle hem sana hem de Cinedergi ekibine teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/04/05/ben-karadenizde-bahcelerde-annemi-izleyerek-buyudum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duvara Karşı Yumurta</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/03/28/duvara-karsi-yumurta/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/03/28/duvara-karsi-yumurta/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 16:01:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ayed nabaa]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[born in 1948]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26325</guid>

					<description><![CDATA[“Born in 1948” filmini Belgesel Sinemacılar Birliği olarak uzun süredir BSB gösterimlerinde izleyiciyle buluşturmak istiyorduk. Belgeseli gösterimlerinden önce, Türkçe alt yazısını yaparken izledim ve çok etkilendim. Film, 31 Mart 2026, saat 18.30’da İBB Beyoğlu Sineması Pera Salonu’nda izleyicilerle buluşuyor. Maalesef yönetmen Ayed Nabaa, iş yoğunluğu nedeniyle İstanbul’a gelemiyor. Bu yüzden, festival sırasında yapmayı planladığım söyleyişiyi online olarak gerçekleştiriyorum: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“<b>Born in 1948”</b></em><b> filmini Belgesel Sinemacılar Birliği olarak uzun süredir BSB gösterimlerinde izleyiciyle buluşturmak istiyorduk. Belgeseli gösterimlerinden önce, Türkçe alt yazısını yaparken izledim ve çok etkilendim. Film, 31 Mart 2026, saat 18.30’da İBB Beyoğlu Sineması Pera Salonu’nda izleyicilerle buluşuyor. Maalesef yönetmen Ayed Nabaa, iş yoğunluğu nedeniyle İstanbul’a gelemiyor. Bu yüzden, festival sırasında yapmayı planladığım </b><b>söyleyişiyi</b><b> online olarak gerçekleştiriyorum: ben Hollanda’dan soruyorum, o Fransa’dan yanıtlıyor. Şu anda ikimiz de İstanbul’da değiliz. Ama arasıra geliyormuş, geldiğinde bir kahve içeceğiz ve o zaman </b><b>Ayed </b><b>sana daha çok soru soracağım.</b></p>
<p><b>A</b><b>yed Nabaa, 1981 Amman doğumlu, Güzel Sanatlar Sinema Bölümü mezunu Ürdünlü-Filistinli-Frans</b><b>al</b><b>ı </b><b>bir sinemacı. Arap kültürü, günlük yaşam ve politik meseleleri konu alan belgeseller çekiyor. “</b><em><b>Against the Wall”, “Ryuichi Hirokawa: Witness from the East”</b></em><b> ve “</b><em><b>Born in 1948” </b></em><b>en bilinen filmleri arasında yer alıyor. Çeşitli ödülleri bulunuyor.</b></p>
<p><b>2015 yapımı bir belgesel olan film, </b><b>1948 doğumlu; </b><b>ikisi İsrailli, üçü Filistinli beş kadının hikayesini anlatıyor. Filistinliler, Mayıs 1948’de İsrail devletinin kuruluşunu N</b><b>a</b><b>kb</b><b>a</b><b>, yani Büyük Felaket olarak adlandırıyor; İsrailliler için ise aynı olay bir devletin doğuşu ve sevinci anlamına geliyor.</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26327 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-1024x576.png" alt="" width="684" height="385" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-1024x576.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-300x169.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-768x432.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-1536x864.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-2048x1152.png 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-747x420.png 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-150x84.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-696x392.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-1068x601.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/11-1920x1080.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 684px) 100vw, 684px" /></p>
<p><b>Belgeselde 1948’deki toprak kayıplarının ve Filistinlilerin yaşadığı acıların yanında, İsrail tarafının perspektifini de veriyorsun. Bu dengeyi kurarken hangi etik veya yaratıcı kararları almak zorunda kaldın?</b></p>
<p>Jean-Luc Godard’ın <em>Our Music</em> filminde bir sahne vardır. Godard, sırtı kameraya dönük şekilde elinde iki fotoğraf tutar: biri Filistin’e gelen Yahudileri, diğeri ise köylerinde yaşanan katliamların ardından Filistin’den kaçan Filistinlileri gösterir. Bu iki fotoğrafı karşılaştırır ve tekrar tekrar “shot and reverse shot” plan ve karşı plan der. Ardından şunu ekler: “1948’de Yahudiler kurmacaya dahil oldu, Filistinliler ise belgesel oldu.”</p>
<p>Ben de belgeselimde bu kurmaca ile belgesel arasındaki karşıtlığı göstermek istedim. “Shot and reverse shot” yapmanın önemli olduğunu hissettim. Sadece denge kurmak değil, aynı zamanda gerçeğin altını çizmek istedim: biri kurmaca içinde yaşayan bir kadın, diğeri ise belgeselin içinde var olan bir kadın. Çalınmış bir evde yaşayan kadın kurmacanın içindedir; mülteci kampında yaşayan kadın ise gerçektir, belgeseldir. Bu noktadan sonra siyah ile beyaz arasında denge kurmak kolaylaşıyor. Film boyunca gri bir alana düştüğümü hiç hissetmedim.</p>
<p><b>Belgeselde iki tarafın da bakışını sunmak hangi soruları beraberinde getirdi?</b></p>
<p>Filistinli kadının kaderi ile İsrailli kadının kaderinin birbirine bağlı olduğu açık. Bu iki hikayeyi birlikte sunmak, aradaki boşluğu dolduruyor ve hayal gücüne yer bırakmıyor. Bu boşluğu doldurmanın önemli olduğunu düşündüm. İzleyicinin açıkça şunu görmesini istedim: kadrajda gördüğünüz Filistinli kadın bir mülteci kampında yaşıyor ve onun yerinde, belki birebir evinde değil ama toprağında yaşayan başka bir kadın var.</p>
<p>İzleyicinin doğrudan bir sonuca ulaşmasını istedim; Filistinli kadının yaşadığı kaybı soyut bir fikre bağlamasını değil. Elbette iki tarafı göstermek, ezilen ile ezen arasında bir eşitlik kuruluyor mu sorusunu doğurabilir. Ama burada izleyiciye güveniyorum. İzleyiciye adaletin tarafını seçmesi için bir alan açıyorum: duvarın mı yanında olacak, yumurtanın mı? İzleyici mutlaka duvara karşı yumurtanın yanında olacaktır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26328 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-1024x576.png" alt="" width="680" height="383" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-1024x576.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-300x169.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-768x432.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-1536x864.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-2048x1152.png 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-747x420.png 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-150x84.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-696x392.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-1068x601.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/7-1920x1080.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p><b>Özellikle İsrailli karakterlerin filmde yer almak üzere sana güvenmelerini nasıl sağladın? Sonuçta Filistinli bir yönetmensin.</b></p>
<p>Yönetmen ile karakter arasında her zaman karşılıklı bir çıkar vardır. Ben çekimlerden önce İsrailli katılımcılara film fikrini açıkça anlattım. Onların kabul etmesinin, çoğu İsraillide gördüğüm kibirli bir tutumdan kaynaklandığını düşünüyorum. Filistin topraklarının Tanrı tarafından kendilerine verildiğine inanarak kendilerini rahatlatıyorlar.</p>
<p>Bence kendi hikayelerini “bağımsızlık kadınları” olarak göstermek istediler. Hatta Filistinli kadınların isimlerini ve hikayelerini de onlara söyledim. Verdikleri cevaplar ise bu kadınları yok saymak oldu. Kamera karşısında kendi anlatılarını bir zafer olarak sunmak istediler. Kendi eylemlerinin doğrudan mağduru olan kadınları ya da askerleri aracılığıyla dolaylı mağdur ettikleri insanları düşünmediler bile. Bu yüzden filme katıldılar: bana göre tamamen kurmaca olan bir anlatıyı savunmak için. Her zamanki gibi izleyiciye güveniyorum.</p>
<p><b>Bu filmde hafıza ile tarih arasında bir gerilim hissediliyor. Sizce hangisi daha “gerçek”: bireysel hafıza mı, kolektif tarih mi?</b></p>
<p>Bu soruyu kısa cevaplamak zor ama deneyeceğim. Hafıza ile tarih arasında gerçek bir bağ var, ancak tarih aynı zamanda hafıza tarafından şekillenir. Filistin meselesinin hâlâ kolektif hafıza aşamasında olduğunu düşünüyorum. Bireysel hafıza da çok güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor: Nakba’nın hafızası, mücadele ve sürgün hafızası, kayıp ve fedakarlık hafızası…</p>
<p>Tarihin kazananlar tarafından yazıldığını söyleriz. Ama Filistin söz konusu olduğunda, hem bireysel hem kolektif hafıza tarihi yazmak için hayati öneme sahip. Çünkü bu hafıza hâlâ canlı ve Nakba da hâlâ devam ediyor.</p>
<p><b>Bireysel hikayeler ile tarihsel olaylar arasında nasıl bir denge kurdun?</b></p>
<p>Bu filmde tarihsel olaylar benim birincil odağım değildi. Elbette önemli ama başka filmlerimde bunları ele aldım. Buradaki asıl zorluk, kişisel hikayeleri tarihin içinde kaybetmemekti. Bu hikayelerin doğrudan izleyiciyle konuşmasını istedim.</p>
<p>Film boyunca korumak istediğim en önemli tarihsel olay Nakba’ydı. Kişisel hikayeler baskındı ama sürekli olarak Filistin meselesinin en büyük tarihsel kırılmasına, yani Nakba’ya bağlanıyordu. Yani tarihi anlatmak için hikayeleri kullanmadım; hikayeler üzerinden tarihi görünür kıldım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26329 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-1024x576.png" alt="" width="671" height="378" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-1024x576.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-300x169.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-768x432.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-1536x864.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-2048x1152.png 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-747x420.png 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-150x84.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-696x392.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-1068x601.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/6-1920x1080.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 671px) 100vw, 671px" /></p>
<p><b>Filmi çekeli 11 yıl olmuş. Eğer bu filmi bugün yeniden çekseydin, en radikal değişiklik ne olurdu?</b></p>
<p>Evet, filmin üzerinden 11 yıl geçti, Nakba’nın üzerinden ise 78 yıl. Bu iki tarih birbirine bağlı. Bugün çekseydim, filme Gazze’de yaşanan ikinci Nakba’yı eklerdim. Filmde gördüğümüz Fairouz hâlâ hayattaysa, son savaşta bir Nakba daha yaşamış olmalı.</p>
<p>Ayrıca Mısır’da, vatanından uzakta defnedilen Latifa’nın ardından hissettiğim acıyı da eklerdim. Filmdeki her kadın evine dönmeyi hayal ediyordu. Bugün çekseydim, süregelen Nakba’ya geçen 11 yılı da eklerdim.</p>
<p><b>Filmden çıktığında izleyicinin hangi soruları sormasını, hangi duygularla ayrılmasını dile</b><b>rsin</b><b>?</b></p>
<p>İzleyicinin Nakba’nın Filistinli kadınlar üzerinde bıraktığı izleri unutmamasını istiyorum. Özellikle Fairouz’u hatırlamalarını istiyorum: Yafa’daki katliamlardan sonra ailesiyle kaçıp Gazze denilen büyük hapishanede yaşayan, memleketinden bir duvarla koparılan ve son savaşta bir Nakba daha yaşayan bir kadın.</p>
<p>Toprağını, evini, oğlunu kaybetmiş ama kaya gibi dimdik duran Filistinli kadının acısını hatırlasınlar. Diğerlerinin ise çalınmış bir toprak üzerinde sadece bir “illüzyon” kurduklarını fark etsinler.</p>
<p>İzleyicinin kalbinde Gazze için küçük bir yer açmasını ve bu Filistinli kadınların hafızasından bir parça taşımasını istiyorum.</p>
<p><b>Son söz olarak, bu film yalnızca geçmişe bakmıyor; hâlâ süren bir hafızayı, hâlâ devam eden bir hikayeyi insanlığa sunuyor. Sevgili meslektaşım, çok teşekkür ederim; tarihe çok önemli notlar düştün ve izleyiciye vicdanıyla, yaşadığımız dünya ve zamanla yüzleşme fırsatı verdin.</b></p>
<p>Bu derin sorular için ben teşekkür ederim.</p>
<p><b>Ayed Nabaa, 1001 Belgesel Film Festivali kapsamında belgeseli izlemeye gelen seyircilere ve bu söyleşiyi okuyan herkese selamlarını gönderiyor.</b></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/03/28/duvara-karsi-yumurta/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Gerçekten Önemli” Filmler</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/03/26/gercekten-onemli-filmler/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/03/26/gercekten-onemli-filmler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 06:58:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[movies that matter]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26315</guid>

					<description><![CDATA[Hollanda’nın The Hague (Lahey) şehrinde tam 20 yıldır düzenlenen Movies that Matter Festival, adından da anlaşılacağı gibi “gerçekten önemli” meselelere odaklanan bir film festivali. Bu yıl 20–28 Mart tarihleri arasında 20. kez gerçekleşiyor. İnsan hakları ihlalleri, sosyal adaletsizlikler, hukukun üstünlüğü, çevresel krizler… Kısacası dünyanın ne kadar can yakan meselesi varsa, hem belgesel hem kurmaca filmler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hollanda’nın The Hague (Lahey) şehrinde tam 20 yıldır düzenlenen Movies that Matter Festival, adından da anlaşılacağı gibi “gerçekten önemli” meselelere odaklanan bir film festivali. Bu yıl 20–28 Mart tarihleri arasında 20. kez gerçekleşiyor. İnsan hakları ihlalleri, sosyal adaletsizlikler, hukukun üstünlüğü, çevresel krizler… Kısacası dünyanın ne kadar can yakan meselesi varsa, hem belgesel hem kurmaca filmler aracılığıyla görünür kılınmaya çalışılıyor.</p>
<p>Festival sadece film göstermekle kalmıyor, filmi bir araç olarak kullanıyor. Anlatılmamış hikâyeleri bağlamıyla birlikte açıp tartışmaya davet ediyor. Seyirciyle film arasında bir bağ kurmakla kalmıyor, o bağın toplumsal bir etkiye dönüşmesi için alan açıyor. Eğitim gösterimleri, etkinlikler, uluslararası iş birlikleri… Hepsi bu niyetin bir parçası.</p>
<p>Festivalde “Grand Jury Documentary” (Büyük Jüri Belgesel), “Grand Jury Fiction” (Büyük Jüri Kurmaca) ve izleyici oylarıyla belirlenen “Audience Award” (İzleyici Ödülü) veriliyor. Açıkçası kimin, hangi filmin ödül alacağı ilgi alanımın dışında. Bir belgesel sinemacı olarak üretim süreçlerinin kendisi daha çok ilgimi çekiyor. Kısıtlı zamanımı “Film &amp; Impact Pitches” (Film ve Etki Sunumları) bölümüne ayırdım ve sunumlara konuk olarak katıldım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26316 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-1024x768.jpg" alt="" width="620" height="465" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-1024x768.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-1536x1152.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-2048x1536.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-560x420.jpg 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-150x113.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-1068x801.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-1920x1440.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_2532-265x198.jpg 265w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p>“Take on Film &amp; Impact Pitches” aslında bir dayanışma alanı. Film yapımcılarının sadece iyi bir film ortaya koymalarına değil, o filmin dünyada nasıl bir karşılık bulabileceğine, nasıl bir etki yaratabileceğine odaklanıyor. Festival; Hollanda’da olduğu kadar Avrupa ve dünyadaki uluslararası resmî ve sivil kurumlar, fon sağlayıcılar ve yayıncılarla bağlantılar kurma konusunda aktif bir rol üstleniyor. Yani mesele sadece filmi bitirmek değil, onun hayatını kurmak. O yolculukta yoldaş olmak. Filmin üretimi kadar, dolaşımı ve yarattığı etki de sürecin bir parçası olarak ele alınıyor.</p>
<p>Bu yıl dört kıtadan sekiz proje seçilmiş. Her yönetmenin sunum süresi sekiz dakika. Kısa bir süre gibi görünüyor ama aslında çok yoğun bir alan açıyor. Çünkü bu bir “pitching” (proje sunumu) yarışması değil. Kim daha iyi sundu, kim kazandı gibi bir rekabet çok da yok. Rekabetten çok, paylaşım ve karşılaşma alanı kuruluyor. Gerçi program sonunda farklı kurumlar tarafından verilen destek ödülleri var. Örneğin Taskovski Training Award gibi ödüller, projelere para vermekten çok, uzun vadeli mentorluk ve stratejik destek sağlıyor. Yani aslında burada ödül, bir filmin yolunu açmak.</p>
<p>Bu programda sunulan projelerin çeşitliliği de dikkat çekiciydi: kadın hakları ve üreme sağlığından, yerli halkların bilgeliğini ve doğayla kurdukları ilişkiyi korumaya; evlat edinilen bireylerin kimlik hakkı mücadelesinden, aile içindeki ve toplumdaki aşırılıklar ve ırkçılıkla yüzleşmeye; mahkûm rehabilitasyonundan iklim adaletine, siyasi tutukluların aileleri üzerindeki etkilerinden savaş tecavüzlerinin yarattığı travmalara kadar geniş bir yelpaze&#8230; Yani her biri kendi bağlamında acil, ağır ve görmezden gelinmeye müsait konular.</p>
<p>Ve gerçekten de her sunumdan sonra şunu görüyorsunuz: Hiçbir proje eli boş çıkmıyor salondan. Bazen bir ortak, bazen bir fon ihtimali, bazen bir deneyim, bazen yeni bir bağlantı, bazen de sadece doğru sorular&#8230; Sonrasında birebir görüşmelerle süreç ilerliyor.</p>
<p>Sunumlardan sonra sessizlik olduğunda enerjik moderatörün salona dönüp söylediği şu cümle çok motive ediciydi:<br />
“Haydi, siz etki prodüktörlerisiniz, bu projelere nasıl destek olabilirsiniz?”<br />
O an salonun dinamiği tamamen değişiyor. İnsanlar söz alıyor, bağlantılar öneriyor, deneyim paylaşıyor. Bir film henüz tamamlanmadan etrafında bir ekosistem oluşmaya başlıyor. Sonuçta etki yaratmak, farkındalık oluşturmak için yola çıkan filmler, ortak bir duyguyla sahipleniliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26317 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/cbd03e8f-a90a-48e5-823c-5cede463b197.jpg" alt="" width="920" height="520" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/cbd03e8f-a90a-48e5-823c-5cede463b197.jpg 920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/cbd03e8f-a90a-48e5-823c-5cede463b197-300x170.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/cbd03e8f-a90a-48e5-823c-5cede463b197-768x434.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/cbd03e8f-a90a-48e5-823c-5cede463b197-743x420.jpg 743w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/cbd03e8f-a90a-48e5-823c-5cede463b197-150x85.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/03/cbd03e8f-a90a-48e5-823c-5cede463b197-696x393.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 920px) 100vw, 920px" /></p>
<p>Benim için en etkileyici tarafı buydu sanırım. Çünkü çoğu zaman yalnız hissedilen bir üretim sürecinin aslında kolektif bir zemine oturabileceğini hatırlatıyor. Bunu da açıkça söylemek lazım: Burada “etki” kelimesi içi boş bir kavram olarak kullanılmıyor. Gerçekten üzerine düşünülmüş, strateji geliştirilmiş, somut karşılıkları olan bir şeyden bahsediliyor.</p>
<p>Film yapmak tek başına yetmiyor. O filmin dünyayla nasıl ilişki kuracağını da düşünmek gerekiyor.</p>
<p>Öte yandan, insan ister istemez biraz mesafe alıp yeniden bakma ihtiyacı da hissediyor. Bir zamanlar Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü) Film Festivali olarak başlayan bu yapının bugün “farkındalık yaratan” bir festivale, yani Movies that Matter’a dönüşmesi; üstelik European Court of Human Rights (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) ile sembolik olarak aynı coğrafi-politik hattın bir parçası sayılabilecek bir şehirde, The Hague’da düzenlenmesi elbette anlamlı.</p>
<p>Ama aklıma takılan bir soru var:<br />
Acaba Avrupa, kendi sebep olduğu insan hakları ihlallerine de aynı duyarlılıkla yaklaşıyor mu bu festivalde? Buna net bir cevap vermem mümkün değil. Zaten ben festivale sadece bir gün katılabildim. Böyle bir sorunun cevabını bu kadar sınırlı bir deneyimle vermek de mümkün değil.</p>
<p>Yine de soru işaretleri kalıyor içimde:</p>
<p>Filmler aracılığıyla farkındalık yaratmak, çok insani ve takdir edilesi bir çaba. Ve fakat artık sahte ile gerçeğin, doğru ile yanlışın bu kadar iç içe geçtiği bir zamanda, “iyi” ve “masum” görünen her yapının altını biraz daha kurcalama ihtiyacı hissediyor insan. Ve insan ister istemez daha fazla sorgulamaya başlıyor görünenin arkasındakini.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/03/26/gercekten-onemli-filmler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeniden 1001 Belgesel</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/02/28/yeniden-1001-belgesel/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/02/28/yeniden-1001-belgesel/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 11:21:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[1001 belgesel festivali]]></category>
		<category><![CDATA[bahriye kabadayı dal]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26276</guid>

					<description><![CDATA[Belgesel Sinemacılar Birliği’nin temelleri, 1996 yılında bir grup belgeselcinin kaleme aldığı bir çağrı metniyle atıldı. Belgesel sinemanın dönüştürücü gücüne inanan, henüz mesleğinin başında bir belgeselci olarak o metnin altında benim de imzam vardı. 1997’de Feriye’de bir araya gelen belgesel sinemacılar, Türkiye’de ilk kez seslerini toplu biçimde duyurdu. O buluşma, yalnızca bir meslek örgütünün değil; bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Belgesel Sinemacılar Birliği’nin temelleri, 1996 yılında bir grup belgeselcinin kaleme aldığı bir çağrı metniyle atıldı. Belgesel sinemanın dönüştürücü gücüne inanan, henüz mesleğinin başında bir belgeselci olarak o metnin altında benim de imzam vardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">1997’de Feriye’de bir araya gelen belgesel sinemacılar, Türkiye’de ilk kez seslerini toplu biçimde duyurdu. O buluşma, yalnızca bir meslek örgütünün değil; bir dayanışma kültürünün, bir söz söyleme ısrarının ve birlikte düşünme pratiğinin başlangıcıydı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Belgesel Sinemacılar Birliği, 1999 yılında meslek birliği statüsüne geçerek yoluna devam etti. O yıllarda Bahriye Kabadayı Dal, bir televizyon-sinema öğrencisi, bir belgeselci adayı olarak bu yapının içindeydi. Zamanla roller değişti; ikimiz de bu çatı altında başkanlık yaptık, festivaller yönettik, krizler yaşadık, sözümüzü yükselttik. Bugün Bahriye Kabadayı Dal, Belgesel Sinemacılar Birliği ve 1001 Belgesel Film Festivali’nin başında.</p>
<p style="font-weight: 400;">17 yıl boyunca 1001 ile birlikte yol alan Belgesel Sinemacılar Birliği, verdiği 10 yıllık aranın ardından bu yıl yeniden izleyiciyle buluşuyor. 30 Mart–5 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek bu yine, yeni, yeniden buluşma vesilesiyle; geçmişi romantize etmeden ama hafızayı da eksiltmeden bu yolu başından beri yürümüş iki belgeselciden biri olarak ben sordum Bahriye cevapladı. O sustu ben konuştum. Ben sustum o konuştu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26278 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2384-1024x408.jpeg" alt="" width="696" height="277" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2384-1024x408.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2384-300x119.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2384-768x306.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2384-1055x420.jpeg 1055w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2384-150x60.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2384-696x277.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2384-1068x425.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2384.jpeg 1113w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>En çok merak edilen soruyla başlamak istiyorum: </strong><strong>Festival neden ara verdi? Bu süreç belgesel sinemayı ve 1001’in çevresinde oluşan yapıyı nasıl etkiledİ?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">2014’te, Altın Portakal’da bir belgesel filmin sansürlenmesiyle başlayan protestolar diğer festival ve etkinliklere de yansımıştı. 1001 Belgesel Film Festivali de o dönemki Belgesel Sinemacılar Birliği yönetiminin aldığı bir kararla, 1997 yılında başlayan 17 yıllık serüvenine ara vermek zorunda kaldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında ne kadar süreceği bilinmeyen bir süreç başlamış oldu. Yani 1001’den ne kadar süre uzak kalacağımızı, özellikle BSBliler’in rutin gündeminde olan böylesine önemli bir festivale tekrar ne zaman kavuşabileceğimizi bilmiyorduk.</p>
<p style="font-weight: 400;">1001’in eksikliğini öncelikle kendi aramızdaki iletişim ve dayanışmanın zayıflamasıyla, ardından o güne kadar hem ülke çapında hem de yurtdışında 1001’in itici gücüyle sağladığımız network’ün giderek azalmasıyla oldukça fazla hissettik. Dünyada da belgesel sinema güç kaybediyordu. Örneğin EDN (Avrupa Belgesel Ağı) gibi bir kurum o dönemlerde dağıldı. IDFA’nın (Uluslararası Amsterdam Belgesel Film Festivali) dünya belgesel sinemasına yönelik destekleri azalıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ülkemizin yoğun ve yorucu gündemi de elbette her zaman başroldeydi. Sonuçta zaman içinde yerel yönetimler ya da sivil inisiyatifler aracılığıyla ufak ufak başka hareketlenmeler, yeni festivaller doğmaya başladı. Hiçbiri, bizler için aynı zamanda bir okul olan 1001’in yerini tutmasa da bugün hâlâ devam edenler var aralarında.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hatta şu anda belgesel sinema etkinliği; gösterim, söyleşi, atölye gibi yapmayan kültür-sanat kurumu neredeyse kalmadı diyebiliriz. Özetlersem, 1001’in on yıl boyunca yapılamamış olması bir meslek birliği olarak BSB’ye çok şey kaybettirdi; ama öte yandan Türkiye’de bugünkü belgesel sinema ortamına, temelde ve dolaylı olarak, önemli katkılar da sağlamış oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26279 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2385.jpeg" alt="" width="604" height="402" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2385.jpeg 604w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2385-300x200.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2385-150x100.jpeg 150w" sizes="auto, (max-width: 604px) 100vw, 604px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Evet Bahriye, 1001’in yokluğu sadece bir takvim boşluğu değildi; bir düşünme biçiminin, bir ortak dilin ve birlikte üretme pratiğinin askıya alınmasıydı. Bugün dönüp baktığımda, her türlü olumsuzluğa rağmen on yıl ara vermiş olmamıza hâlâ inanamıyorum. Bu, belgesel sinema için çok uzun bir sessizlik. Başlayalım, yeniden kuralım dedik elbette; niyet vardı ama o itici gücü, o ortak iradeyi ve o zemini bir türlü bulamadık, yaratamadık. Oysa 1001’in yıllar içinde oluşmuş bir seyirci kitlesi vardı. Onlar için de bir yokluk, eksiklik oldu. Her yıl aynı salonlarda yan yana oturmak, aynı filmler karşısında birlikte susup sonra konuşmak, birbirini hiç tanımasa da aynı karanlıkta buluşmak da kayboldu.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>On yıllık aradan sonra festivalin yeniden başlaması nasıl karar verildi? Bu senin için nostalji mi, yoksa yeni bir başlangıç mı?  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında bu karar tek başına benim aldığım bir karar değil. Ben, 2023 Ekim ayında yaptığımız genel kurulda yönetim kurulu başkanlığını üstlendim. 2025 Ekim ayındaki son genel kurul sonucunda ise yeni yönetim kurulu üyeleriyle birlikte aynı göreve devam ediyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">2023 genel kurulunda, 1001’i yeniden hayata geçirmek konusunda bir söz vermiştik. Fakat meslek birliğinin acil idari işleri nedeniyle bu iki yıllık dönemde bunu gerçekleştirememiştik. Geçen baharda, 1001’in hazırlıklarına başlamak üzere üyelerimizden oluşan bir ekip kurduk ve yavaş yavaş çalışmalara başladık.</p>
<p style="font-weight: 400;">BSB için hâlâ yapılması gereken çok iş var. Ama inanıyoruz ki festivali, günümüz ihtiyaçlarına uygun bir formatta yeniden hayata geçirmek de en az idari işlerimiz kadar önemli.</p>
<p style="font-weight: 400;">1997’de henüz mezun olmamış bir Radyo TV Sinema öğrencisi olarak adım attığım BSB, her zaman hayatımın bir parçası oldu. 2012’ye kadar çok yoğun bir şekilde, sonrasında ise daha az ama her zaman iletişimde kalarak geçen yıllar oldu. Bu nedenle 1001’i yeniden başlatabilmek, benim açımdan ister istemez pek çok anıyı da yeniden çağırıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu anıların içinden, motivasyon veren ve keyifli birlikteliklere ortam sağlayan, kolektif olarak bir şeyleri başardığımız zamanların duygularını öne çıkararak çalışıyorum. Esas önemlisi ise şu andaki yönetim kurulu üyesi ve festival ekibindeki arkadaşlarımla birlikte, filmlerimizi daha güçlü ve daha evrensel çizgilere çekmek üzere tüm belgeselcilere katkı sağlayacağını umduğumuz çeşitli etkinliklerle 1001’i kurguluyor olmamız.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26282 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391-1024x752.jpeg" alt="" width="620" height="455" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391-1024x752.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391-300x220.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391-768x564.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391-572x420.jpeg 572w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391-80x60.jpeg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391-150x110.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391-696x511.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391-1068x784.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2391.jpeg 1284w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Neyse ki senin başkanlığın döneminde, pek çok üyemizin ve ardı ardına görev alan yönetim kurullarımızın inancı, isteği ve ısrarlı çabasıyla yeniden yola çıkıyoruz. Bu, sadece bir görevi üstlenmek değil; kesintiye uğramış bir hafızayı yeniden omuzlamak anlamına geliyor. Aldığın bu kurumsal sorumluluk, yalnızca bugüne değil, Belgesel Sinemacılar Birliği’nin tarihine de düşülmüş çok önemli bir not.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>1001 Belgesel Film Festivali’nin temel amacı neydi? Festival Türkiye belgesel sineması için ne ifade ediyordu ve bu yıllardan senin için unutulmaz olan ne kaldı? </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>1001’in temel amacı; belgesel filmlerimizi görünür kılmak, onları seyircisiyle buluşturmak için ortamlar yaratmak ve <em>Yarına Ne Kaldı</em> başlıklı yola çıkış metninde belirtildiği gibi “toplumsal hafıza boşluklarını” belgesel filmlerimizle doldurmaktı. Türkiye’deki belgeselcileri bir araya getirmek, dünya belgeselcileriyle tanışmak, dünya belgesel sinemasından haberdar olmak gibi temel amaçlarımız vardı. Festivallere her yıl bir ulusal konferans eşlik ediyordu. Böylelikle belgesel sinemada kuramsal çalışmaların da önü açılıyordu.</p>
<p>1998 sonrası 2008 yılına kadar festivalin ve konferansın her türlü işinde koşturan iki-üç kişiden biri olduğum için yüzlerce anım var tabii ki; acı ve tatlı. 2009’daki 12. festivali de ben yönetmiştim. Çok ses getiren ve başarılı bir festivaldi; aynı zamanda hem fiziksel hem de mental olarak oldukça yıpratıcı bir süreçti açıkçası.</p>
<p>En unutulmaz tek bir an yok. En unutamadığım ve hatırlamak istediğim anlar, festival coşkusunu hep birlikte yaşadığımız anların duyguları. CRR’deki heyecan dolu açılışlarımız, en ufak bir destek bulduğumuzda yaşanan sevinç, yerli ve yabancı pek çok konukla bir arada yaşanan yoğun zamanlar, Stefan Jarl filmlerinin etkisi, Melankoli’nin Üç Odası gibi etkileyici filmlere rastladığımızda başlayan heyecan dolu film incelemeleri…</p>
<p>Başından beri yarışması hiç olmayan 1001’in en önemli özelliklerinden biri şuydu: Festivale başvuru yapan tüm belgeseller, kalabalık bir ekip tarafından iki-üç günlüğüne bir yerde kapanılarak hep birlikte izlenir, tartışılır ve programa alınıp alınmayacağına karar verilirdi. Bu izleme kampı, belki de festivalin kendisinden daha önemli, son derece eğitici bir gelenekti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26280 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-1024x768.jpeg" alt="" width="640" height="480" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-1024x768.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-300x225.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-768x576.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-560x420.jpeg 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-80x60.jpeg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-150x113.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-696x522.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-1068x801.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387-265x198.jpeg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2387.jpeg 1280w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><strong>Evet, 1001 hiçbir zaman sadece film izlenen bir festival olmadı. Belgesel sinemanın nasıl üretileceğini, nasıl izleneceğini, nasıl tartışılacağını, nasıl birlikte düşünüleceğini öğreten bir uluslararası atölye gibiydi. Yarışmaların yokluğu, hep birlikte geçirilen izleme kampları, konferanslar ve bitmek bilmeyen tartışmalar, izleyiciyi ve belgeselciyi sürekli eğiten bir deneyim ortamı sunuyordu.  </strong></p>
<p><strong>Bugünkü festival, bir “devam” mı yoksa önceki deneyimlerle hesaplaşan yeni bir çerçeve mi? Program ve içerik kurgusunda özellikle vazgeçtiğiniz ya da dönüştürdüğünüz şeyler oldu mu? Neler var bu festivalde?</strong></p>
<p>Elbette devam ama önemli değişiklikler var. Örneğin, az önce bahsettiğim izleme kampını gerçekleştirmek mümkün olmadı; zira filmler için açık çağrı da yapmadık. Küratöryel bir seçki oluşturduk. Uzun bir aradan sonra, neredeyse sıfırdan başlarken, daha odaklı ve dağılmadan, elimizdeki imkânlarla bir başlangıç yapmayı festival ekibi olarak tercih ettik.</p>
<p>Bu yıl, eskiden olduğu gibi programımızda onlarca film yok; küçük bir yerli seçki, aynı şekilde uluslararası bir seçki ve bolca etkinlik planladık. Belgesel sinemada yapım ve arşiv, ana başlıklarımız olarak öne çıkıyor. Yapay zekâ ise bir diğer tartışma konumuz. Festivalleri tartışacağımız Açık Kapı Çalıştayı da çok önemsediğimiz etkinliklerden biri.</p>
<p>1001’i heyecanla bekleyen herkes gibi, biz de bu büyük kavuşmayı büyük bir heyecanla bekliyoruz.</p>
<p><strong>Önceki yıllara kıyasla daha küçük, daha odaklı ama belki de her zamankinden daha fazla söz söylemeye niyetli. Asıl mesele büyüklük değil ki; yeniden yola çıkabilme cesareti. Bazen en güçlü söz, durduğu yerden tekrar yürümeye karar vermek&#8230;</strong></p>
<p><strong>Sence bugün belgesel sinemanın ve bir belgesel film festivalinin en büyük ihtiyacı ne? (Bütçe meselesini bir kenara bırakırsak.) </strong></p>
<p>Her ikisi için de en büyük ihtiyaç bence kamudan gerçek anlamda bir destek. “Kamu”yu, ilgili yöneticiler ve halk anlamında söylüyorum. Çünkü hem üretim hem de gösterim alanlarımız her geçen gün daralıyor. Günümüz koşullarında, gerçeğin/gerçekliğin peşinde koşturmak zaten yeteri kadar zor.</p>
<p>Belgesel sinema elbette yaratıcı endüstriler içinde önemli bir alan. Fakat bu ekosistem içindeki pek çok alandan farklı olarak, tümüyle ticari düşünülemeyecek bir özelliği var: o da “kamu yararı”. Yaygın ekran ve perdelerde belgesel filmlere yer açmak bile, basit gibi görünen ama çok önemli bir kamusal destektir. Bütçe meselesini bir kenara bıraktın ama o da elbette şarttır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-26281" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-209x300.jpeg" alt="" width="209" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-209x300.jpeg 209w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-715x1024.jpeg 715w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-768x1100.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-1072x1536.jpeg 1072w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-293x420.jpeg 293w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-150x215.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-300x430.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-696x997.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388-1068x1530.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_2388.jpeg 1172w" sizes="auto, (max-width: 209px) 100vw, 209px" /></p>
<p><strong>Belgesel sinema elbette piyasanın insafına bırakılamaz. Doğası gereği kamuya dair bir söz söyler. Gösterim alanlarının daralması yalnızca belgeselcilerin değil, toplumun da meselesi. Bu yüzden özel sektörün de sadece kâr amaçlı bakmayıp belgeselin yanında durması şart, en azından toplumun bir parçası olarak. Üstelik bu mesele yalnızca belgesel üretenlerin değil, seyircinin de sorumluluğu. Ben seyircinin belgesel filmlere olan talebinin ve sahipliğinin artmasını diliyorum. Benimki biraz da bilinçli bir toplum özlemi belki de. Belgesel sinemaya alan açmak,  gerçeklere alan açmak aslında. Bu kadar basit ve bir o kadar da zor. Özellikle gerçek ile sahte arasındaki farkın bu kadar silikleştiği ve insanların giderek uyuştuğu bir dünyada.</strong></p>
<p><strong>Bu uzun yolculukta aynı yolda kalabilmiş olmak senin için ne ifade ediyor? Ve izleyiciye, genç belgeselcilere veya yıllardır küskün olanlara tek bir cümle söyleyecek olsan ne derdin?  </strong></p>
<p>Ardımızda bir iz bırakmaya çalışıyoruz: “Ben de geçtim buradan ve bu öyküleri paylaşmak istiyorum” diye. Tarif edilmesi zor bir duygu, belgesel sinemada ısrar etmek. Her filmde yeni bir yolculuk ve bitmek bilmeyen bir merak var. Meraklı ruhların yeniden buluşmasına, bunun bir parçası olmak isteyen herkesi bekliyoruz.</p>
<p><strong>Belgesel sinema, hız çağında yavaşlamayı, gürültü çağında bakmayı, unutmanın kolaylaştığı bir dünyada hatırlamayı ısrarla vurguluyor.</strong></p>
<p><strong>1001’in dönüşü sadece bir festivale değil, </strong><strong>hafızaya, yarına ve birlikte düşünmeye yeniden açılmış bir davet.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/02/28/yeniden-1001-belgesel/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jüri Meselesine Festival Yönetmenlerinin bakışı!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/02/07/juri-meselesine-festival-yonetmenlerinin-bakisi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/02/07/juri-meselesine-festival-yonetmenlerinin-bakisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 16:20:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Koza]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Portakal]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[iksv festival]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26240</guid>

					<description><![CDATA[“Şu jüri meselesi!” başlıklı yazım Sadibey, MarjinalSinema, Medyaradar ve 2025 Sinema Yıllığı’nda paylaşıldı. Sektörün çeşitli kesimlerinden epey geri bir dönüş aldım. https://www.cinedergi.com/2026/01/03/su-juri-meselesi/ Çoğu, bu konuya değinmiş olmama dair “kalemine sağlık” mesajlarıydı. Bazıları yazıyı fazla yumuşak buldu; bazıları kimsenin üzerine alınmayacağını söyledi. Kimileri kitabın ortasından konuştuğumu düşünürken, kimileri de festival yapmanın zaten her geçen gün daha [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Şu jüri meselesi!” başlıklı yazım Sadibey, MarjinalSinema, Medyaradar ve 2025 Sinema Yıllığı’nda paylaşıldı. Sektörün çeşitli kesimlerinden epey geri bir dönüş aldım. https://www.cinedergi.com/2026/01/03/su-juri-meselesi/</strong></p>
<p><strong>Çoğu, bu konuya değinmiş olmama dair “kalemine sağlık” mesajlarıydı. Bazıları yazıyı fazla yumuşak buldu; bazıları kimsenin üzerine alınmayacağını söyledi. Kimileri kitabın ortasından konuştuğumu düşünürken, kimileri de festival yapmanın zaten her geçen gün daha da zorlaştığını, bu konunun abartılmaması gerektiğini ifade etti. Hatta benim kim olarak böyle bir yazıyı kaleme aldığımı sorgulayanlar da oldu.</strong></p>
<p><strong>Ben Semra Güzel Korver.</strong></p>
<p><strong>Film festivalleri, sinemanın yalnızca filmlerle değil, insanlar ve ilişkiler üzerinden de şekillendiği platformlar. Seyircinin, yönetmenin, yapımcının, akademisyenin, eleştirmenin, sponsorun; kısacası sinemayla yolu kesişen herkesin bir araya geldiği bu platformların çoğalması, güçlenmesi ve çeşitlenmesi gerektiğine inanıyorum. Her anlamda tekelleşmeden, tek tipleşmekten, tek seslilikten uzak olmak bizi çoğaltır. Tam da bu yüzden meselelerin olabildiğince konuşulabilir, tartışılabilir hale gelmesini önemsiyorum.</strong></p>
<p><strong>Neyse… Yaklaşık on yıl önce, o dönem ülkemizin beş büyük festivalinin yönetmeniyle, festivallerimizin vizyon ve misyonlarına odaklanan “5 festival yönetmeni, 5 soru – 5 cevap” başlıklı bir söyleşi yapmıştım. </strong></p>
<p><strong>https://www.cinedergi.com/2016/09/11/5-festival-yonetmeni-5-soru-5-cevap/</strong></p>
<p><strong>Bugün de jüri meselesine bakışlarını ve bu süreci nasıl organize ettiklerini konuşmak üzere, yine memleketin beş büyük festivalinin yönetmenine beş soru yönelttim. Beş festivalden dördü cevap verdi.</strong></p>
<p><strong>Cevaplar festival isimlerine göre alfabetik olarak sıralanmıştır.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26242 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-1024x768.jpg" alt="" width="673" height="505" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-1024x768.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-1536x1152.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-560x420.jpg 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-150x113.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-1068x801.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/PHOTO-2026-02-02-16-32-17.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 673px) 100vw, 673px" /></p>
<p><strong>33. Adana Altın Koza Film Festivali Genel Koordinatörü ve Yürütme Kurulu Üyesi: </strong><strong>İsmail Timuçin</strong></p>
<p>Festivallerimizin en önemli bölümü olan ön jüri ve final jüri meselesini konuşmak ve bu konuya dikkat çekmek üzere görüşlerimizi alma fikri ve çalışması için Altın Koza adına çok memnun olduğumuzu belirtir, teşekkür ederim.</p>
<p><strong>Jüri üyelerinizi seçerken sizin için olmazsa olmaz kriterler neler? Bu süreçte çeşitlilik, temsil ve uzmanlık dengelerini nasıl gözetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Jüri üyelerimizi seçerken bizim olmazsa olmaz kriterlerimiz; belirlediğimiz isimlerin kendi alanlarında önemli yerlerde olan, sektörde kabul görmüş, başarılı çalışmalarda bulunmuş ve donanımlı isimler olmasına özen gösteriyoruz.</p>
<p>Bu süreçte ön jüri ve final jürisinde; yönetmen, sinema eleştirmeni, görüntü yönetmeni, kurgucu, sanat yönetmeni, senarist, yazar, akademisyen, müzik insanı ve oyunculardan oluşan, izleyecekleri filmi her alanda doğru bir şekilde değerlendirebilecek bir jüri oluşturmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Jüri kurullarını oluştururken hangi danışma mekanizmalarını işletiyorsunuz? Hangi kurum, kuruluş ya da kişilerin görüşlerine başvuruyorsunuz? Jüri kurullarında “ünlü” isimlere yer verme konusunda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Altın Koza, 1969 yılından günümüze devam eden köklü bir festival olması nedeniyle dünden bugüne sektördeki birçok kuruluşun SİYAD, FİLM-YÖN, ÇASOD, SODER vb. ve sektörde başarılarıyla söz sahibi olmuş isimlerin jüriler konusunda görüşleri alınarak bugünlere gelinmiştir.</p>
<p>Jüride ünlü isimlere yer verme konusuna olumlu bakıyoruz ve bunun festival için önemli olduğunu da düşünüyoruz. Sinema salonlarının boş kaldığı, sosyal medyanın öneminin bu kadar arttığı bir dönemde festivalin sürekliliği ve tanıtımı için her yaş grubuna hitap eden, bilinen isimlerin jürilerde yer alması gerekliliktir. Elbette ki bir ismin sadece ünlü olduğu için jüride yer alması kabul edilemez. Ama alanında başarılı, çalışkan, ödüller almış, saygın bir ismin jüri içinde bulunmasını tercih ediyoruz.</p>
<p>Festivalde gerek konuk, gerek konuşmacı gerekse jüride ünlü isimlerin olması festivalin görünürlüğüne büyük katkı sağlarken, yeni festival izleyicilerine de ulaşma imkânı sağlıyor. Ünlü isim bir festival için olumsuzluk değildir. Yeter ki festivalin ruhuna, kimliğine uygun doğru kişiler olsun.</p>
<p><strong>Jüri, sizin açınızdan festivalinizin kimliği ve sinemamızın geleceği için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Altın Koza için festival jürisi, festivalin ana damarlarından biri. Yarışma filmlerini tarafsız olarak değerlendirecek, şaibeden uzak, objektif bir jüriye sahip olmak festivalin devamlılığını sağlar.</p>
<p><strong>Jüri içi müzakere süreçlerini nasıl tasarlıyorsunuz? Fikir ayrılıkları ya da olası krizler ortaya çıktığında bunları nasıl yönetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Öncelikle bir festivalin jüri yönetmeliği çok önemlidir. Altın Koza olarak tüm jüri toplantılarımızdan önce değerlendirme kriterleriyle ilgili jürimize gerekli bilgilendirmeyi yapar, genel bir çerçeve oluşmasını sağlarız. Ayrıca hem ön jüri hem de ana jüri toplantılarında, jüri karar sürecine etki etmeyen ama festivalin yönetmeliklerine hâkim bir koordinatör olmasını sağlarız. İlgili koordinatör uzun yıllardır Altın Koza Film Festivali bünyesinde çalışmış, deneyimli, yarışma filmlerinin tamamını izlemiş, jüriden gelebilecek sorulara cevap verebilecek niteliktedir.</p>
<p>Seçimlerde elbette ki oy birliği olmasını isteriz ama herhangi bir dalda çok fazla farklı fikir ortaya çıkarsa, festivali temsilen toplantıda yer alan koordinatörümüz devreye girer, puanlama esasına göre seçim yapılması için jüriyi yönlendirir.</p>
<p>Festivale ait bir jüri yönetmeliğinin olması, genel çerçevenin baştan çizilmesi ve her şeyden önce objektif bir jüri oluşturulmuş olması büyük krizlerin çıkmasına pek ortam yaratmaz zaten. Ama deneyimli ve işini bilen bir ekipte her türlü krizi çözmek konusunda sıkıntı yaşanmaz.</p>
<p><strong>Seyircinin, yarışan ekiplerin ve sektörün “jüri filmleri gerçekten izledi ve eşit mesafeden yaklaştı” diyebilmesi için nasıl bir güven ortamı inşa ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Yarışmaya başvuran filmlerin yönetmeliğe uygunluğu bu bölümden sorumlu olan arkadaşlarımız tarafından kontrol edilir. Daha sonra festival takvimine göre filmlerin linkleri gönderilir. Bütün filmlerin jüri tarafından izlenmeleri teknik olarak koordinatör arkadaşımız tarafından kontrol edilir. Ön jüriye izleme için bir son tarih söylenir, bu tarih katılımcılar tarafından da bilinir. Bir gün sonra ön jüri, zaman zaman İstanbul’da toplanarak, zaman zaman da Zoom üzerinden filmleri tartışır. Bu bölüm koordinatörümüz gözlemci olarak sürece katılır ve değerlendirmenin yönetmeliğe uygun olup olmadığına bakar. Ön jüri sürecinde Altın Koza’dan kimseye filmlerin linki verilmez.</p>
<p>Altın Koza’da jüriler filmleri seyirciden ayrı olarak izliyor. Jürilerin film izledikleri salonun tekniğine önem veriyoruz. Jüri izlemelerinden önce yarışan filmlerin salonlarda test yapmasına olanak sağlayıp, onların tercih ettiği ışık-ses ayarlarında filmlerini hazırlıyoruz.</p>
<p>Ana jüri süreçlerinde ise tüm belgesel yarışma filmleri aynı salonda hem jüri hem de seyirci ile buluşuyor. Uzun metraj film yarışması için de bu geçerli. Jüri, kendine ayrılan saatlerde uzun metraj film yarışmasındaki tüm filmleri aynı salonda izliyor.</p>
<p>Kısa metrajda film sayısı fazla olduğu için jürilere sinema salonunda izletme şansımız olmayabiliyor. Bu durumda da kaliteli bir projeksiyon cihazı ve iyi bir ses sistemi kurarak kısa film jürilerinin tüm filmleri aynı salonda izlemelerini sağlıyoruz.</p>
<p>Tüm filmlerin eşit koşullarda izletilmesi, gösterimlerden önce film ekiplerine gerekli kontrollerin yapılması için fırsat verilmesi, film ekiplerinin teknik ekibimizle sürekli iletişim hâlinde olmalarının sağlanmasıyla yarışan filmlerimiz ve festival arasında güven sıkıntısı oluşmamasını sağlıyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26243 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-1024x679.png" alt="" width="636" height="422" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-1024x679.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-300x199.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-768x509.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-1536x1018.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-2048x1357.png 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-634x420.png 634w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-150x99.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-696x461.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-1068x708.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-10-1920x1272.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 636px) 100vw, 636px" /></p>
<p><strong>63. Antalya Altın Portakal Film Festivali Yönetmeni: Deniz Yavuz</strong></p>
<p><strong>Jüri üyelerinizi seçerken sizin için olmazsa olmaz kriterler neler? Bu süreçte çeşitlilik, temsil ve uzmanlık dengelerini nasıl gözetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Özellikle ana jüri oluşumlarında deneyimin ve ustalığın ön planda tutulmasına özen göstermek gerekiyor diye düşünüyorum. Bu, olmazsa olmaz bir şart değil. Her festival kendi omurgasına, içeriğine ve tarzına göre bir jüri oluşumuna gidebilir. Jüriye başkanlık edecek ismin emeklilik ile aktif üretim evresi arasında bir yerden belirlenmesi ve muhakkak deneyim seviyesinin en yukarıda olması, bir duayen olması bizim için önemli bir kriter. Yine Altın Portakal için belirtmem gerekirse; ana jüri oluşumunu komitemizde tartışırken bir uzmanlık dengesi gözetmiyoruz, çünkü her üyenin alanında uzman olmasını istiyoruz… Ülkenin en yüksek para ödülünü veren festivalin jürisinin en hakkaniyetli sonuçlara ulaşabilmesi için alanında uzman isimlerden oluşması en önemli kriterlerden biri diyebilirim.</p>
<p><strong>Jüri kurullarını oluştururken hangi danışma mekanizmalarını işletiyorsunuz? Hangi kurum, kuruluş ya da kişilerin görüşlerine başvuruyorsunuz? Jüri kurullarında “ünlü” isimlere yer verme konusunda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Altın Portakal’ın yürütme kurulunda festival ve sinema yaşamının deneyimli isimleri yer alıyor. İsimleri aylar öncesinden tartışmaya başlıyoruz ve daha sonrasında üzerinde hemfikir olunan profesyonellerle görüşmelere başlıyoruz. Önceki sorunuza verdiğim yanıtta da belirttiğim gibi, önceliği aday üyenin uzmanlığına veriyoruz. Sinema yaşamında kabul görmüş, çok sayıda insanla çalışmış isimler özellikle jüri başkanlığı için ilk adayımız oluyor. Gündeme gelen ve süreç sonunda anlaşmaya vardığımız ismin toplumdaki popülaritesi ya da magazinsel bir isim olup olmaması ilk planda baktığımız bir kriter değil.</p>
<p><strong>Jüri, sizin açınızdan festivalinizin kimliği ve sinemamızın geleceği için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Açıkçası tek bir iş ya da birkaç iyi işle büyük bir festivalin jürisinde yer alan bir isim olmak, o festival ve sinemanın geleceği için oldukça riskli. Bu tür sinemacılar film festivallerinin jürilerinde yer alamazlar diye bir kanun elbette yok; ama özellikle gençlerin yolunu aydınlatacak olanların, sinemaya bir gelecek vaat edecek olanların, ödülleri hakkaniyetle dağıtacak olanların ununu eleyip eleğini asmış ya da az sonra asacaklardan oluşması daha doğru geliyor. Aktif olan, sahada olan sinemacılarımız bir yandan globalde işler yapıp bir yandan festivallerde yarışıp, diğer yandan büyük bir festivalin ana jürisinde yer aldığında ister istemez kimi lüzumsuz tartışmaların içinde de kendini bulabiliyor.</p>
<p><strong>Jüri içi müzakere süreçlerini nasıl tasarlıyorsunuz? Fikir ayrılıkları ya da olası krizler ortaya çıktığında bunları nasıl yönetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Ben prensip gereği ve Altın Portakal Festival Komitesi olarak, ekibimiz yönetmelik gereği jüri karar ve değerlendirme toplantılarına girmiyor, görüş belirtmiyoruz. Filmler izlenmeye başlamadan önce yönteme dair bazı toplantılar gerçekleştiriyoruz, hepsi bu. Jüri karar toplantılarının uzun sürmesi, performanslara dair tartışmaların yapılması ya da bu değerlendirmelerin saatlerce sürmesi ise bizi oldukça heyecanlandırıyor.</p>
<p>Bu bana göre tam da olması gereken. Bu ödüller bir oylama, sormaca tekniğiyle de verilebilir elbette; ama jüri mekanizmasının olduğu bir alanda sağlıklı, tatmin edici tartışmaların yapılması çok doğal. Teknik olarak jürilerimizin ihtiyaçlarını ve sorularını, her jürinin sorumlusu olan deneyimli bir festival profesyoneli karşılıyor. Jüri konuşmalarına şahitlik ediyor, yönetmelik maddelerini hatırlatıyor ve süreci o yönetiyor. Yanı sıra ana jüriye başkanlık eden isim de teknik ve kuramsal açıdan jüriyi yönlendiriyor.</p>
<p><strong>Seyircinin, yarışan ekiplerin ve sektörün “jüri filmleri gerçekten izledi ve eşit mesafeden yaklaştı” diyebilmesi için nasıl bir güven ortamı inşa ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Ön jüriler, başvuru kriterlerine uyan ve geçerli sürede başvuran bütün filmleri izlemekle mükellef. Ön seçici kurullarımızı alanında uzman, daha çok sinema kuramlarına hâkim isimlerden oluşturmaya gayret gösteriyoruz. Bu isimlerin tamamına yapımcı ve yönetmenlerden alınan dijital izleme linklerini iletiyoruz ve her eser sahibi, kendilerinin ilettikleri bu linkler üzerinden filmlerinin izlenme oranlarını takip edebiliyor. Ön seçici kurullarımızı festival yürütme kurullarımızın haricinde, bağımsız kurullar olarak tasarlıyor ve oluşturuyoruz. Başvuru filmlerine dair değerlendirme sonuçlarını bize yorum ve notlarıyla beraber bir tutanak eşliğinde teslim ediyorlar. Bugüne dek çalıştığımız hiçbir ön seçici kurul üyesi olan sinema profesyoneli isimle ilgili herhangi bir sorun yaşamadık. Filmleri izlemek onların mesleki etiği ve en önemli çalışma alanı unsurudur. Bu isimleri bu yüzden daha en başında kendimizi güvende hissederek seçiyoruz.</p>
<p>Altın Portakal’ın yarışmalı bölümlerinin tamamında ana jüri üyeleri, film ekipleri ve sinemaseverler aynı anda, aynı salonda filmi izliyorlar. Sağlık sorunları ya da özel bir sebepten gösterime katılamayan herhangi bir jüri üyesi olursa, onun izlemesini de aynı salonda, aynı gösterim teknik şartlarıyla telafi gösterimi olarak sağlıyoruz. Bu gösterimler DCP formatıyla yapıldığından her gösterim filmin yapımcısına rapor ediliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26244 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/b23de3e6-f37e-4186-b3e7-d21c82ee9ebe-1024x1006.png" alt="" width="664" height="653" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/b23de3e6-f37e-4186-b3e7-d21c82ee9ebe-1024x1006.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/b23de3e6-f37e-4186-b3e7-d21c82ee9ebe-300x295.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/b23de3e6-f37e-4186-b3e7-d21c82ee9ebe-768x755.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/b23de3e6-f37e-4186-b3e7-d21c82ee9ebe-427x420.png 427w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/b23de3e6-f37e-4186-b3e7-d21c82ee9ebe-150x147.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/b23de3e6-f37e-4186-b3e7-d21c82ee9ebe-696x684.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/b23de3e6-f37e-4186-b3e7-d21c82ee9ebe-1068x1050.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/b23de3e6-f37e-4186-b3e7-d21c82ee9ebe.png 1392w" sizes="auto, (max-width: 664px) 100vw, 664px" /></p>
<p><strong>14. Boğaziçi Film Festivali Yönetmeni: Enes Erbay</strong></p>
<p>Sinema sektörümüz için her zaman sıcak bir gündem maddesi olan &#8220;jüri dinamikleri&#8221; konusuna eğildiğiniz için teşekkür ederim. Sektörün şeffaflaşması ve standartların yükselmesi adına hazırladığınız bu söyleşiyi çok kıymetli buluyorum.</p>
<p>Sorularınızı Boğaziçi Film Festivali perspektifinden ve kendi deneyimlerim ışığında cevaplıyorum. Umarım katkısı olur.</p>
<p><strong>Jüri üyelerinizi seçerken sizin için olmazsa olmaz kriterler neler? Bu süreçte çeşitlilik, temsil ve uzmanlık dengelerini nasıl gözetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Bizim için &#8220;yetkinlik&#8221; ve &#8220;sinema sevgisi&#8221; her şeyden önce geliyor. Bir jüri üyesinin kendi alanında (yönetmenlik, oyunculuk, eleştirmenlik vb.) rüştünü ispat etmiş olması şart, ancak yeterli değil; aynı zamanda iyi bir izleyici olması ve farklı sinema dillerine açık olması gerekiyor.</p>
<p>Dengeyi kurarken &#8220;bakış açısı çeşitliliğini&#8221; esas alıyoruz. Bir jüri masasında sadece yönetmenlerin olması, tartışmayı tek bir teknik veya estetik düzleme hapsedebilir. Bu yüzden o masada bir sinema yazarının analitik bakışının, bir oyuncunun duygu durum okumasının veya bir yapımcının endüstriyel öngörüsünün harmanlanmasını önemsiyoruz. İdeal jüri, birbirine benzeyen değil, birbirini tamamlayan ve hatta birbirini entelektüel olarak zorlayan isimlerden oluşur.</p>
<p><strong>Jüri kurullarını oluştururken hangi danışma mekanizmalarını işletiyorsunuz? Hangi kurum, kuruluş ya da kişilerin görüşlerine başvuruyorsunuz? Jüri kurullarında ”ünlü” isimlere yer verme konusunda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Festivalin artistik direktörlüğü ve danışma kurulumuzla birlikte yürüttüğümüz, yıl boyu süren bir takip sürecimiz var. Dünyadaki diğer festivallerdeki jüri profillerini inceliyor, o yılın öne çıkan sinemacılarını takip ediyoruz.</p>
<p>&#8220;Ünlü isim&#8221; meselesine gelince; biz popülariteyi bir vitrin süsü olarak görmüyoruz. Eğer o ünlü isim, sinemaya kafa yoran, birikimiyle o masaya değer katacak biriyse başımızın üstünde yeri var. Ancak sırf medyatik değeri yüksek diye, film izleme disiplini veya değerlendirme yetkinliği festivalin standartlarıyla örtüşmeyen bir ismi jüriye davet etmek, hem yarışan filmlere hem de diğer jüri üyelerine haksızlık olur. Bizim için &#8220;ünlü&#8221; olmaktan ziyade &#8220;ehil&#8221; olmak esastır.</p>
<p><strong>Jüri, sizin açınızdan festivalinizin kimliği ve sinemamızın geleceği için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Jüri, festivalin o yılki &#8220;sözünü&#8221; söyleyen son mercidir. Biz festival yönetimi olarak bir seçki sunar ve bir çerçeve çizeriz; ancak o yılın &#8220;en iyisini&#8221; işaret ederek tarihe not düşen jüridir. Dolayısıyla jüri kararları, festivalin estetik çıtasını ve hangi sinema dilini teşvik ettiğini gösterir. Doğru oluşturulmuş bir jüri, verdiği ödüllerle sadece o yılı değil, genç sinemacıların gelecekteki üretim motivasyonlarını da şekillendirir. Bu yüzden jüri, festival kimliğinin en stratejik taşıyıcısıdır.</p>
<p><strong>Jüri içi müzakere süreçlerini nasıl tasarlıyorsunuz? Fikir ayrılıkları ya da olası krizler ortaya çıktığında bunları nasıl yönetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Bizim temel ilkemiz &#8220;müdahale etmeme&#8221;dir. Jüriyi özgür bir tartışma ortamında, kendi dinamikleriyle baş başa bırakırız. İlk toplantıda onlara teknik kriterleri ve ödül tüzüğünü aktarırız, ancak içerik tartışmalarına asla dahil olmayız.</p>
<p>Fikir ayrılıkları, sağlıklı bir jüri sürecinin doğal ve beklenen bir parçasıdır. Hatta herkesin her filmde hemfikir olduğu bir jüri, belki de yeterince derinleşememiş demektir. Kriz anlarında festival yönetimi olarak sadece moderasyonu sağlar, herkesin sesinin eşit duyulduğu demokratik ortamı koruruz. Sonuçta sinema subjektif bir sanat ve çatışan fikirlerden çıkan uzlaşı, her zaman daha kıymetlidir.</p>
<p><strong>Seyircinin, yarışan ekiplerin ve sektörün “jüri filmleri gerçekten izledi ve eşit mesafeden yaklaştı” diyebilmesi için nasıl bir güven ortamı inşa ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Güven, şeffaflık ve profesyonellikle inşa edilir. Jüri üyelerimizin filmleri en ideal teknik koşullarda izlemesini sağlamak bizim birinci görevimiz. Her filmin, perdede yönetmenin hayal ettiği kalitede ve eşit şartlarda gösterilmesini garanti ederiz.</p>
<p>Ön jüri meselesi sektörün &#8216;kara kutusu&#8217; gibi görülüyor.  Ön jüri (seçici kurul) süreci, festivalin mutfağıdır ve en çok spekülasyona açık alan olduğunun farkındayız. Bu şüpheyi ortadan kaldırmak için &#8216;teknik takip&#8217; ve &#8216;çoğulcu değerlendirme&#8217; sistemini uyguluyoruz. Öncelikle, dijital başvuru platformları ve izleme linkleri üzerinden teknik analiz yapıyoruz; yani bir filmin kaç dakika izlendiğini, yarıda bırakılıp bırakılmadığını sistem üzerinden denetliyoruz. Ekiplere &#8216;izlendi&#8217; diyebilmek için elimizde veri olması şart. İkinci ve en önemli güvencemiz ise; hiçbir filmi tek bir ön jüri üyesinin inisiyatifine bırakmamamız. Bir filme &#8216;hayır&#8217; denilecekse, bu karar en az üç farklı kişinin ortak kanaatiyle verilir. Bu çapraz kontrol mekanizması, hem gözden kaçmaları engelliyor hem de kişisel beğenilerin filmin kaderini tek başına belirlemesinin önüne geçiyor.</p>
<p>Ayrıca jüri üyeleriyle yarışan film ekipleri arasındaki sosyal mesafeyi, değerlendirme süreci bitene kadar korumaya özen gösteririz. Bu, &#8220;eşit mesafe&#8221; ilkesinin zedelenmemesi için kritiktir. Yıllar içinde oluşturduğumuz kurumsal ciddiyet ve jüri seçimlerimizdeki titizlik, sektörde bu güvenin zaten kendiliğinden oluşmasını sağladı. Seyirci ve sektör bilir ki; Boğaziçi Film Festivali&#8217;nde ödül perdenin gücüyle verilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26245 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-1024x774.png" alt="" width="671" height="507" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-1024x774.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-300x227.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-768x581.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-1536x1161.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-2048x1549.png 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-555x420.png 555w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-80x60.png 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-150x113.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-696x526.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-1068x808.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/image-11-1920x1452.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 671px) 100vw, 671px" /></p>
<p><strong>45.İstanbul Film Festivali Yönetmeni: Kerem Ayan</strong></p>
<p><strong>Jüri üyelerinizi seçerken sizin için olmazsa olmaz kriterler neler? Bu süreçte çeşitlilik, temsil ve uzmanlık dengelerini nasıl gözetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Kendi alanlarında göz dolduran kariyerlere sahip, diğer meslektaşlarından yaratıcılık, sektörde saygınlık ve istikrarlılık gibi açılardan ayrılan isimleri seçmeye özen gösteriyoruz. Sektördeki her branşı temsil etmeye, bu dağılımı da eşitlik üzerinden hakkaniyetli bir şekilde yapmaya gayret ediyoruz. Tabii jüri 5–6 kişiyle sınırlı olduğu için örneğin her sene bir senarist, bir görüntü yönetmeni, bir kurgucu olmayabiliyor. Jüri başkanının hatırı sayılır bir kariyeri olması ne kadar önemliyse, diğer üyelerin de kendi alanlarında yükselişte olan kişiler arasından seçilmesi ve birbirinden farklı disiplinlerden gelmesi de bir o kadar önemli.</p>
<p><strong>Jüri kurullarını oluştururken hangi danışma mekanizmalarını işletiyorsunuz? Hangi kurum, kuruluş ya da kişilerin görüşlerine başvuruyorsunuz?</strong></p>
<p>İKSV, 50 seneyi aşkın kurum kültürüne sahip bir vakıf olarak Türkiye’de ve dünyada birçok kurum ve sanat alanında çalışan kişiyle temas halinde. Dolayısıyla ilk olarak kendi kurumumuzun da içinde yer aldığı o yaygın ilişkiler ağından faydalanıyoruz. Ülkemizde kültür-sanat alanında hizmet veren tüm kurumlardan tutun, yabancı ülkelerin temsilciliklerine, yurt dışında bizim muadilimiz kurumlara ve o kurumlarda çalışan kontaklarımıza kadar, sürekliliği olan ve son derece organik olarak işleyen bir ağ söz konusu. Buna vakıf bünyesindeki danışma kurullarını, yurt içi ve yurt dışı festivalleri, sektör alanında hizmet veren yerli ve yabancı kuruluşları ve vakfın Kültür Politikaları Departmanı sayesinde iletişimde olduğumuz diğer STK’ları ve yerel yönetici temsilciliklerini eklersek, listenin buraya sığmayacak kadar uzun olduğunu tahmin edebilirsiniz. Vakıf yönetimiyle de son bir değerlendirme yapıyoruz.</p>
<p><strong>Jüri, sizin açınızdan festivalinizin kimliği ve sinemamızın geleceği için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>İstanbul Film Festivali jürilerinde, 1985 yılından bu yana Elia Kazan’dan Nuri Bilge Ceylan’a, Peter Weir’den Zeki Demirkubuz’a, Türkan Şoray’dan Udo Kier’e, Emir Kusturica’dan Lütfi Ö. Akad’a, Lynne Ramsay’den Alexandre O. Philippe’ye Türkiye ve dünyadan saygın oyuncu ve yönetmenlerin yanı sıra yapımcılar, yazarlar ve eleştirmenler bulundu. İstanbul Film Festivali’nde bir jüride yer almak, bu uzun ve sinema tarihinde yer etmiş kişiler zincirinde yer almak demek ki bu da kendi başına festivalin ve yarışmalarının kimliğini belirliyor. Bu jürilerin aldığı kararlar sinemacıların ve filmlerin tarihçelerine işleniyor tabii; ama sadece ülkemiz sinemasının değil, dünya sinemasının da belki geleceğini şekillendiren buluşmalara vesile olunuyor.</p>
<p><strong>Jüri içi müzakere süreçlerini nasıl tasarlıyorsunuz? Fikir ayrılıkları ya da olası krizler ortaya çıktığında bunları nasıl yönetiyorsunuz?</strong></p>
<p>Yönetmeliğimizde jürilere dair maddelerde her jürinin kendi işleyişini kendisinin belirlediği yazıyor. Her kurul değerlendirme ve toplantı mekanizmalarını kendisi belirliyor. Fikir ayrılığı olmaması zaten son derece enderdir; sıkça söylendiği gibi, zevk meselesinden öte sinema birikimleri de her jüri üyesinin farklı bir bakış açısına sahip olmasını sağlar. Fikir ayrılıkları da bu noktada belki olumlu bir etki yapar denilebilir. Bu fikir ayrılıkları büyüyüp krize dönüşürse, jüri başkanı bir orta yol bulmak için çalışır. O da bulunamazsa jüri kararlarını oy birliğiyle değil, oy çokluğuyla verebilir. Ama tabii ki tüm jüriler tartışmalar sonunda oy birliğiyle karar vermeyi tercih eder.</p>
<p><strong>Seyircinin, yarışan ekiplerin ve sektörün “jüri filmleri gerçekten izledi ve eşit mesafeden yaklaştı” diyebilmesi için nasıl bir güven ortamı inşa ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Festivalin seçici kurulu, programı belirlemek için aralık–ocak aylarında başvuran filmleri seyrediyor. Bu sene Festiciné adlı yeni bir başvuru yazılımına geçtik. Yapımcılar veya yönetmenler başvurduktan sonra filmlere puanlar veriliyor ve düşünceler yazılıyor. Ardından buluşulup bütün filmler üzerinden geçilerek hangi filmlerin yarışmaya alınacağına karar veriliyor. Festivalin yarışma jürileri ise festival yönetmeliğine sadık kalarak kararlarını veriyor. Festivalin yönetmeliği; başvuru aşamasından yarışmalara, jürilerin oluşturulmasından ödüllere kadar çok geniş alanları, karanlık ya da boşluk kalmasına fırsat vermeyecek şekilde ele alıyor. Jüriler filmleri seyirciyle beraber sinema salonunda izliyor. Ve sonunda da alınan tüm kararlar, tüm jüri üyelerinin imzaladığı birer karar kâğıdıyla somutlaşıyor.</p>
<p><strong>Bu söyleşi, festivallerin ve jürilerinin doğru ya da yanlışlarını tartmak için değil; yıllardır kulislerde, sosyal medyada, fısıltıyla ya da öfkeyle dolaşan o merakın muhataplarına doğrudan yöneltilmesi için yapıldı.</strong></p>
<p><strong>Jüri meselesi, yalnızca bir tercih ya da organizasyon başlığı değil; karar verenlerin taşıdığı sorumlulukla, verilen ödüllerin yarattığı etkiyle ve sinema tarihine düşülen notlarla… bütün dünyada önemli bir olgu.</strong></p>
<p><strong>Bir jüri oluşturmak, bir jüride yer almak, yalnızca film izlemek değil; bir emeğe, bir yolculuğa ve kimi zaman bir geleceğe dokunmak demek. Bu yüzden jüri koltuğu, prestij kadar dikkat, yetkinlik kadar etik bir mesafe de talep ediyor.</strong></p>
<p><strong>Sorular soruldu. Cevaplar verildi.</strong></p>
<p><strong>Ötesi, bu metni okuyanlarda… Perdeye olduğu kadar, perdenin arkasına nasıl baktığımızda…</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/02/07/juri-meselesine-festival-yonetmenlerinin-bakisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acının muhteşem anlatımı etrafında kenetlenmek!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/02/05/acinin-muhtesem-anlatimi-etrafinda-kenetlenmek/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/02/05/acinin-muhtesem-anlatimi-etrafinda-kenetlenmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:44:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26228</guid>

					<description><![CDATA[Filmlere çok övgülü başlangıçlar yapmayı sevmem ama Hamnet, bizi içimizde bir yerlerde en narin, kırılgan yerden yakalayıp, özellikle de sonlara doğru yaşattığı büyülü gerçeklikle içimizde saklayıp, sarıp sarmaladığımız kayıpların özleminin içine fısıltılı bir özenle yerleştiriyor, bir terapi seansı içinizde tıkanıp kalmış duyguya hayret duygusuyla yön veriyor! Muhteşemdi! Seyirci filmi 1500’lü yıllarda taşrada, doğada geçen bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Filmlere çok övgülü başlangıçlar yapmayı sevmem ama Hamnet, bizi içimizde bir yerlerde en narin, kırılgan yerden yakalayıp, özellikle de sonlara doğru yaşattığı büyülü gerçeklikle içimizde saklayıp, sarıp sarmaladığımız kayıpların özleminin içine fısıltılı bir özenle yerleştiriyor, bir terapi seansı içinizde tıkanıp kalmış duyguya hayret duygusuyla yön veriyor! Muhteşemdi!</p>
<p>Seyirci filmi 1500’lü yıllarda taşrada, doğada geçen bir evlilik sonucunda üç evlat sahibi olmuş bir çiftin klasik hayat hikayesi gibi yorumlamasın, filmin dingin bir ruhu var kesinlikle ama asla sıkıcı değil, mesafeli ama sıcak bir akışı var,  yazının başında tavsiye notumu iliştiriyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26230 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1024x576.jpeg" alt="" width="680" height="383" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1024x576.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-300x169.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-768x432.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1536x864.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-747x420.jpeg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-150x84.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-696x392.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1068x601.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1920x1080.jpeg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods.jpeg 2000w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p>Kuzey İrlandalı yazar Maggie O’Farrel’in dokunaklı romanı Hamnet, bir ihtimali ele alıyor, gerçek bir trajedinin kurgusal bir hikayeye ilham verebilme ihtimaline odaklanıyor. Bu yürek burkan film Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümünden sonra Hamlet’i nasıl yazdığı hakkında bir yorumlama. Hamlet ve Hamnet bir karıştırma değil, ikisinin birbirinin yerine kullanıldığına dair kanıtlar var. Zhao ve Farrell senaryoyu yazarken aynı zamanda Hamnet’in Ölümü ve Hamlet’in Oluşumu adlı makaleden esinlenmiş. Sanatın gücüyle herkesi kucaklayan filmin en büyük özelliği herkes için bilinmezlik dolu olan bu gizemi çözmesinin yanında onu derinleştirdiği için de başarılı. Kurgusal yönü ağır bassa da bir tutkunun etrafını çevreleyen çok zekice hamlelerle seyirciye uzanıyor.</p>
<p>Film başlarda yavaş ve biraz da klasik tonlarda akıyor, Agnes’in ormanın sonsuzluğunda kaybolmasını, kendisi hakkında cadı yakıştırmalarını, onun umarsızlığını ve şahini beslemesini izliyoruz… Jessie Buckley film boyunca ifadesini değiştirmiyor, her şeye bir anlam çerçevesinde bakıyor, sade, sakin ve büyüleyici performansıyla Agnes’e sahip çıkıyor. William içindeki fırtınayı yönetemediği, babasının eldivenci işine devam etmek zorunda kaldığı için öfkeli. Şair olma hayali var, yazıyor çocuklara ders veriyor ve şiir gibi bir kadınla karşılaşınca da ağzından dökülen dizelerle bir süre idare ediyor! Paul Mescal’in güçlü performansı filmin etkileyici tonunu arttırıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26231 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/indir.jpg" alt="" width="599" height="398" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/indir.jpg 599w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/indir-300x199.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/indir-150x100.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 599px) 100vw, 599px" /></p>
<p>Will ve Agnes’in önce kız sonra da ikiz çocukları olur, köye sığmayan (ama kimliği konusunda epeyce cimri davranılan) Will Londra’nın yolunu tutuyor, Agnes onu bu yönde teşvik ediyor. Will’in hep şehirde başka bir kafaya geçme ihtimalini sorguluyoruz biz bu arada, evini çocuklarını başka kadınlar, bohem hayatın dağınıklığı içinde feda edebileceği düşüncesi ortasından yırtılan kağıt gibi.. Çocuklarla beraber tavan arasının yoğun kullanıldığı eve yönleniyoruz… Agnes çocuklarla ve onların sağlık sorunlarıyla baş etmeye çalışırken William’ın daha modern bir dünyada kurduğu yaşam dengesinin, çatışmasının izleri film boyunca devam ediyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26232 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-1024x576.jpg" alt="" width="660" height="372" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 660px) 100vw, 660px" /></p>
<p>Film sonrasında ikizlerden birinin Judith’in ölümcül hastalığıyla ve Hamnet’in derin yalvarmaları sonucu yaşam aktarımıyla mistik, gerçeküstü, bambaşka, acı dolu bir yola giriyor. Agnes film boyunca gördüğü rüyada başında iki çocuğunun beklediği söylüyor hep. Üç çocuğu olunca rüyasının gerçekliğinden şüphe ediyor ve yanlış yorumladığını söylüyor ama aslında gerçek olduğuyla acı bir şekilde yüzleşiyor. Hamnet’in ölüm yolculuğu, annesi ve bizim için acı verici bir yalnızlık, şaşkınlık, bir araf halinin sade, gösterişsiz ve biraz da korkutucu algısıyla yansıtılıyor… ve arkasından gelen öfke, üzüntü, kızgınlık, kopukluk… Agnes acısını göklere haykıran bir karakter, çocuklara da kuşun hayalini gökyüzünde göreceklerini salık veriyor. Hatta Hamnet ölüm yolculuğunda bu öğretiden ilham alıyor. Buckley tüm bu anlarda oyunculuğun dışına çıkıyor, gerçek oluyor muhtemel, yoksa bu kadar dipsiz bir keder bu doğal canlandırılamazdı. Zaten son sahneyi onun gözünden, onun duygularıyla izledik hepimiz. Ellerimiz yukarıya doğru kenetlenmiş, acının bu muhteşem anlatımı etrafında kenetlenmiş olarak… Hamnet ve Hamlet’in nasıl bir araya geldiğini görerek ve yönetmenin bizi doruğa taşımasını yaşayarak…</p>
<p>Başka ellerde belki de bizi zorlama bir seyirliğin içine sokacak bu film, bizi gözyaşlarıyla, arınmayla iyileştirici bir etki üstleniyor. İlişkilerinin başında bana bir hikaye anlat diyen Agnes, Hamlet’in sessizlik düsturundan ilhamla bizi duymaya, yaşamaya ihtiyacımız olan bir duyguyla baş başa bırakıyor ve bunu binlerce insana sessizce fısıldıyor!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/02/05/acinin-muhtesem-anlatimi-etrafinda-kenetlenmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Normalimiz kalmadığını anlatan film!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/01/31/normalimiz-kalmadigini-anlatan-film/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/01/31/normalimiz-kalmadigini-anlatan-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 10:58:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Ceylan Özgün Özçelik]]></category>
		<category><![CDATA[deneysel]]></category>
		<category><![CDATA[Naturland]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26210</guid>

					<description><![CDATA[Ceylan Özgün Özçelik’in Hiçbir şey Normal Değil filmi, belgesel ve kurmaca arasında gezinen hikayesiyle bizleri değişik bir yolculuğa çıkarıyor. 1990’larda Antalya Kemer tarafında kurulmuş ve o dönemlerin en popüler tatil köylerinden biri olmuş ve her şeye bir oyun gözüyle bakmış ve başına ekolojik kavramını yapıştırınca her şeyin mümkün olduğu bir yaşam algısı yaratan  Naturland’ın korku [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ceylan Özgün Özçelik’in Hiçbir şey Normal Değil filmi, belgesel ve kurmaca arasında gezinen hikayesiyle bizleri değişik bir yolculuğa çıkarıyor. 1990’larda Antalya Kemer tarafında kurulmuş ve o dönemlerin en popüler tatil köylerinden biri olmuş ve her şeye bir oyun gözüyle bakmış ve başına ekolojik kavramını yapıştırınca her şeyin mümkün olduğu bir yaşam algısı yaratan  Naturland’ın korku filmine dönüşen, terk edilmiş, talan edilmiş, ardında soru işaretleri bırakan geçmişine ve bugününe bakıyoruz. (meyvemizi ağaçtan, yumurtamızı tavuktan) Bir ütopyanın distopyaya dönüşen halinde Özçelik, farklı bakış açısını ortaya koyuyor, danslı ve ünlü isimlerin anlattıklarıyla otelin sansasyonel geçmişi önümüzde uzanıveriyor. Daha çok siyasetçiler uğrarmış o dönemlerde, bir tarafında deniz, bir tarafında orman… Hatta konaklayan bir müşteri bu kadar şaşaalı mekanın havuzunun küçük olduğundan dem vuruyor, birisi aylarca konakladığından… Mekan o kadar absürd tasarlanmış ki, doğanın ortasına yapay bir doğa dikmişler adeta, yapılanlar Melih Gökçek’in Ankara’nın dokusunu bozarak diktiği devasa heykellerden bir parçayı andırıyor, o zaman anlıyoruz ki, siyasetçi kafası estetikten bir hayli  uzak, büyüklük onların için tek estetik duygu! Burada da var devasa tırtıllar, balinalar, ceylanlar, Nuh’un gemisi, mekanı delip geçmiş zürafa…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26212 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-1024x576.jpeg" alt="" width="664" height="374" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-1024x576.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-300x169.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-768x432.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-1536x864.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-747x420.jpeg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-150x84.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-696x392.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-1068x601.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5.jpeg 1920w" sizes="auto, (max-width: 664px) 100vw, 664px" /></p>
<p>Yapılış hikayesi zaten yapılmış dedirtiyor ama yok oluş hikayesi de ayrı bir saçma ve vurucu. Bu kadar büyük işletme bir süre sonra zarar etmeye başlıyor, (kafada deli sorular) çalışanlar paralarını alamıyor, müşteri azalıyor, hizmet azalıyor, kapıda tek bir güvenlik bırakıyorlar oraya sahip çıksın diye… O da bir süre sonra maaşını alamadığı için mekanı terk ediyor. Sonrasında büyük bir talan yaşamış, her şeyi büyük bir açgözlülükle söküp götürmüş insanlar. Bir tek dış doku kalmış, doğa eski şeklini almak için bu terk edilmiş yapıya tekrardan sarılmaya başlamış ve sonrası bitiş!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26213 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-1024x576.jpeg" alt="" width="678" height="382" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-1024x576.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-300x169.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-768x432.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-1536x864.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-747x420.jpeg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-150x84.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-696x392.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-1068x601.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4.jpeg 1920w" sizes="auto, (max-width: 678px) 100vw, 678px" /></p>
<p>Kamera hareketleri kaleydoskopik ve sanrısal manevralarla mekanı ve hayvanları başka boyutlara taşıyor, nefes almaya devam eden bir yapının hafızası içinde dolaşıyormuşuz hissi oluşturuyor, hayvan heykellerinin bir kısmı son kalan gücüyle bizleri selamlıyor, bizleri gözetliyor adeta. Ses kullanımı görüntülerin arka planı gibi, o derece uyumlu. Büyük otelin müşterilerine yaptıkları anonslar da es geçilmiyor, rahatsız etmeyiniz yazısı her kapının önünde bizi durduruyor. Sahte bir dünyanın içinde tüketilip kenara atılmış bir alanın içindeyiz ve mekan ve hafıza üzerinden birçok ilişkinin detaylarına dalıyoruz! Ve rant denen illetle karşılaşıyoruz, doğanın damarlarına kadar işgal eden ve adına Naturland denilen şey, aslında talan kültürünün de başlangıcını işaret ediyor!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-26214" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-213x300.jpg" alt="" width="213" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-213x300.jpg 213w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-299x420.jpg 299w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-150x211.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-300x422.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil.jpg 342w" sizes="auto, (max-width: 213px) 100vw, 213px" /></p>
<p>Ceylan Özgün Özçelik, bu terk edilmiş mekana farklı bir gözle bakarak, bir yandan tanıklıkları da konuşturuyor. Her dönemde önümüze çıkan politik ve ekonomik dayatmayı önümüze koyan bu hikaye bunu çok da alışık olmadığımız deneysel bir estetikle anlatıyor ve ekoloji adı altında hayatımıza çöken kapitalik yozlaşmaya bakıyor. Sanırım son sinema gösteriminde izledim, sinemada izlenmeli kesinlikle ama film yoluna HBO Max’da devam edecek…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/01/31/normalimiz-kalmadigini-anlatan-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şu jüri meselesi?!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/01/03/su-juri-meselesi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/01/03/su-juri-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 11:26:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26182</guid>

					<description><![CDATA[2025 yılıyla birlikte bir festival sezonunu daha geride bıraktık. Filmler gösterildi, ödüller verildi, açılışlar yapıldı, kapanışlar konuşuldu. Ve her zamanki sorular yine tekrarlandı: “Ödüller kime gitti?”, “Jüri gerçekten izledi mi?”, “Bu film nasıl kazanır?” “Bu isimler nasıl jüriye seçilir?” Bu sorular yalnızca sonuçlara dair bir meraktan doğmuyor. Asıl mesele, değerlendirme süreçlerine duyulan güvensizlik. Çünkü bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2025 yılıyla birlikte bir festival sezonunu daha geride bıraktık. Filmler gösterildi, ödüller verildi, açılışlar yapıldı, kapanışlar konuşuldu. Ve her zamanki sorular yine tekrarlandı: “Ödüller kime gitti?”, “Jüri gerçekten izledi mi?”, “Bu film nasıl kazanır?” “Bu isimler nasıl jüriye seçilir?”</p>
<p>Bu sorular yalnızca sonuçlara dair bir meraktan doğmuyor. Asıl mesele, değerlendirme süreçlerine duyulan güvensizlik. Çünkü bir festivalin ne kadar sahici olduğu, en çok da jürisi üzerinden okunur.</p>
<p>Jüri, bir festivalin yalnızca ödül dağıtan kurulunu değil; estetik aklını, etik sınırlarını ve sinemaya nasıl baktığını temsil eden yapısıdır. Prestijli festivaller jüriyi bir vitrin unsuru olarak değil, festivalin entelektüel omurgası olarak konumlandırır. Hangi sinema anlayışına alan açıldığını, hangi risklerin göze alındığını, hangi anlatıların görünür kılındığını jüri üzerinden anlarız.</p>
<p>Bu yüzden jüri kararlarını “doğru” ya da “yanlış” gibi mutlak kavramlarla tartışmayı çok anlamlı bulmuyorum. Sinemada mutlak doğrular yoktur. Jüri bir mahkeme değil, verilen kararlar da hüküm niteliği taşımaz. Her jüri üyesi filmi kendi birikimiyle, estetik anlayışıyla, hayat tecrübesiyle izler. Sübjektif olmak kaçınılmazdır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26184 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/cd12fab1-179b-46e8-884d-5f06e5bf19fa-1024x596.jpg" alt="" width="674" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/cd12fab1-179b-46e8-884d-5f06e5bf19fa-1024x596.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/cd12fab1-179b-46e8-884d-5f06e5bf19fa-300x175.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/cd12fab1-179b-46e8-884d-5f06e5bf19fa-768x447.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/cd12fab1-179b-46e8-884d-5f06e5bf19fa-722x420.jpg 722w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/cd12fab1-179b-46e8-884d-5f06e5bf19fa-150x87.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/cd12fab1-179b-46e8-884d-5f06e5bf19fa-696x405.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/cd12fab1-179b-46e8-884d-5f06e5bf19fa-1068x621.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/cd12fab1-179b-46e8-884d-5f06e5bf19fa.jpg 1284w" sizes="auto, (max-width: 674px) 100vw, 674px" /></p>
<p>Ama sübjektif olmak, ölçüsüz olmak demek değildir.</p>
<p>Bir festival jürisi oluşturulurken, o festivalin sinema anlayışını taşıyabilecek, farklı bakışlara açık, sinemayla süreklilik içinde ilişki kuran insanlardan oluşması gerekir. Jürinin kimlerden oluştuğu, festivalin kendini nerede konumlandırdığının da açık bir göstergesidir.</p>
<p>Son yıllarda belgeselden kurmacaya, jürilerde popüler ya da popülist isimlere daha sık rastlıyoruz. Bunun festivalin tanıtımına katkı sağlaması amaçlanıyorsa, bunun ne kadar karşılık bulduğu gerçekten tartışmalı. Bir festivalin görünürlüğü, jürideki bir tanınmış isme bağlıysa, burada durup düşünmek gerekir. Elbette sinemayla gerçek bir ilişkisi olan, jüri olma niteliklerini taşıyan tanınmış isimler bunun dışında. Mesele, sadece tanınırlığı nedeniyle bir ismin jüri koltuğuna oturtulması. Çünkü jürilik vitrin işi değil; izlemeyi, düşünmeyi ve çoğu zaman geri planda kalmayı gerektiren bir sorumluluk. Festivalin gücü afişteki isimlerden değil, temsil ettiği sinema anlayışından gelir.</p>
<p>Bir jüride, sinemanın farklı aşamalarında emek veren, farklı kuşaklardan gelen, izleme pratiği güçlü ve etik sorumluluğun farkında isimlerin bir araya gelmesi, hem kör noktaları azaltır hem de değerlendirmeyi zenginleştirir. Jüri, tek bir bakışı temsil etmek için değil; bakışlar arasında bir denge kurmak, farklı bakışlara alan açmak için vardır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26185 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4-1024x778.jpg" alt="" width="657" height="499" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4-1024x778.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4-300x228.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4-768x583.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4-553x420.jpg 553w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4-150x114.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4-696x529.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4-1068x811.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/2275a14e-88a8-46ca-a9f9-f5d239755ee4.jpg 1284w" sizes="auto, (max-width: 657px) 100vw, 657px" /></p>
<p>Aynı isimlerin kısa aralıklarla pek çok festivalde jüri olarak karşımıza çıkması da başka bir mesele. Bu durum zamanla bakışın daralmasına yol açabiliyor. Oysa sinema, farklı perspektiflerle canlı kalır. Jüri rotasyonu bu yüzden yalnızca temsiliyet değil, düşünsel yenilenme meselesidir.</p>
<p>Jüri seçimi kadar, jürinin nasıl çalıştığı da mühim. Filmlerin hangi koşullarda izlendiği, değerlendirme süreçlerinin nasıl işlediği yarışmacılar için teknik bir ayrıntı değil, doğrudan etik bir konu. “Filmim gerçekten izlendi mi?” sorusu cevapsız kaldığında, festivalle kurulan bağ sessizce zarar görür. Bu güven, büyük laflarla değil; açık, tutarlı ve uygulanabilir süreçlerle kurulabilir.</p>
<p>Ön jüri meselesi de burada özel bir konumda. Ön jüride verilen kararlar, filmin seyirciye ve ana jüriye ulaşma ihtimalini doğrudan belirler. Bu nedenle ön jürinin sinema bilgisi, çeşitliliği ve değerlendirme ölçütleri son derece kritik. Hatta kimi zaman ana jüriden bile daha belirleyici. Değerlendirmelerin kişisel tercihlerden çok açık kriterlere dayanması, sürecin sağlığı açısından da büyük önem taşır.</p>
<p>Ön jürinin baştan açıklanıp açıklanmaması ise hassas bir denge. Baştan açıklamak şeffaflık hissi yaratabilir; ama küçük çevrelerde yönlendirme riskini de beraberinde getirir. Son yıllarda bazı festivallerin benimsediği gecikmeli şeffaflık modeli —seçki açıklandıktan sonra ön jüri isimlerinin ve genel değerlendirme çerçevesinin paylaşılması— bu dengeyi kurmak açısından daha sağlıklı bir yol gibi görünüyor. Gerçi genellikle değerlendirme çerçevesi paylaşılmıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26186 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/dad80715-26d0-4183-84be-ffe7d9e87d1e-1024x620.jpg" alt="" width="665" height="402" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/dad80715-26d0-4183-84be-ffe7d9e87d1e-1024x620.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/dad80715-26d0-4183-84be-ffe7d9e87d1e-300x182.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/dad80715-26d0-4183-84be-ffe7d9e87d1e-768x465.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/dad80715-26d0-4183-84be-ffe7d9e87d1e-693x420.jpg 693w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/dad80715-26d0-4183-84be-ffe7d9e87d1e-150x91.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/dad80715-26d0-4183-84be-ffe7d9e87d1e-696x422.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/dad80715-26d0-4183-84be-ffe7d9e87d1e-1068x647.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/dad80715-26d0-4183-84be-ffe7d9e87d1e.jpg 1284w" sizes="auto, (max-width: 665px) 100vw, 665px" /></p>
<p>Hiçbir jüri tamamen tarafsız değildir. Tarafsızlık zaten mümkün değil. Asıl mesele, eşit mesafe.</p>
<p>Bir filmi sevmesek bile ciddiye almak.</p>
<p>Bir yönetmeni tanıyor olsak bile mesafeyi koruyabilmek.</p>
<p>Bir türe uzak olsak bile, onu anlamaya çalışmak.</p>
<p>Jüri olmak, beğeni dayatmak değil; kendi beğenisinin sınırlarını fark edebilmektir.</p>
<p>Festival jürilerinde zaman zaman yakın çevrelerin, tanışıklıkların ya da benzer estetik eğilimlerin ağırlık kazandığı algısı da konuşulur. Bu durum çoğu zaman niyetten bağımsızdır; ama dışarıdan bakıldığında kararların tekdüze algılanmasına yol açabilir. Oysa bir ödül açıklandığında hem seyircinin hem sinemacının hissetmek istediği şey çok basit: “Bu film gerçekten görülmüş.”</p>
<p>Ben jürilerin adalet dağıttığına da inanmıyorum. Zaten böyle bir güçleri yok. Ama dürüst bir bakışın mümkün olduğuna inanıyorum. Bilgiye, etik tutarlılığa ve vicdana dayanan bir değerlendirme kusursuz olmayabilir; ama inandırıcı olur.</p>
<p>Belki de mesele tam olarak şu:</p>
<p>Jüri olmak demek, yalnızca karar vermek değil; o kararın sorumluluğunu sessizce taşımayı göze almak demek.</p>
<p>Ve zaman zaman kendine şu soruları sorabilmek denek:</p>
<p>“Bu filmi gerçekten gördüm mü?”</p>
<p>“Bu filmi gerçekten dinledim mi?”</p>
<p>“Bu filmi gerçekten okudum mu?”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26187 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/yildizli-plaket-400x400-1.jpg" alt="" width="392" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/yildizli-plaket-400x400-1.jpg 400w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/yildizli-plaket-400x400-1-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/yildizli-plaket-400x400-1-150x150.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 392px) 100vw, 392px" /></p>
<p>Bu sorular sorulmaya devam ettiği sürece, festival jürileri sinema için hâlâ anlamlıdır. Aksi takdirde mesele, birkaç tanıdığın bir araya gelip filmler üzerine karar verdiği, aynı isimlerin, aynı bakışların, aynı sonuçların dönüp durduğu kapalı bir döngüye dönüşür. Bu döngüden sinema da, sinemacı da zarar görür.</p>
<p>Çünkü sonunda ödülü kimin aldığı çoğu zaman hatırlanmaz; geriye gerçekten görülen, duyulan ve düşünülen iyi filmler kalır. Sinemanın hafızası, ödül heykelciklerinden çok bu filmlerle yazılır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/01/03/su-juri-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
